“Bakır tepsi sayılır, elma alsan soyulur, aşı
yersen doyulur, sohbette HAKK’ın EMRİ’ne uyulur.” dedi, HACI BAYRAM söze
geldi: “Baktım yolun düzüne, RESULÜ’nün sözüne, oturdum
FATIMA’nın dizine. El büktüm diz çöktüm; el alem demedim, çemberi bildim,
öylece halimde EMRİ’ne uydum, gönlümden gelen sesi duydum. ALLAH’ım RAZI
olsun, dirlikte olan her kuluna RESULÜ’nün niyazı gelsin.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.

“ER olduk ERLİĞİ bildik, gölgeyi sildik.
Dumandan ayrı kalmadan aynaya bakamazsın, baksan da kendini göremezsin.” dedi,
HACI BAYRAM söz ile ÖZ’ü bağladı. “Beklediysem postunu, verir ALLAH’ım DOST’unu. Açık kapı
gireceğim, güzel yüzü göreceğim, yolcu sofra isterse ‘ALLAH.’ deyip
kuracağım, on adımda duracağım, dayanan ile POSTU’na varacağım.
Gerçek, sevenlerindir. Yolunun her düğümü, on adımda çözülür. Demde
gelişen, her adımda oluşan düzene TEVHİD ile girelim.
Dağları yürütemezsin, amma aşabilirsin; denizlerle
boğuşamazsın, amma taşabilirsin; yolları, dilediğince
koşabilirsin. Her adım, hayır olana götürür, her geleni bitirir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Her ata binemem, her söze dönemem, bilmezsem yanamam, bildiğime
kanamam.” dedi, HACI BAYRAM yol üstünde durdu.
“ ‘Değmedi yolduğuma, doymadı bulduğuma.’
denilmesin, her gönülde gelen ile geçene ölçü vurulmasın. Her ipliği eline
alana niyaz edelim, düğümlü sarılmasın.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Meydanda mısın? Öyle ise meydancıyı bil. Handa mısın? Hancıyı sor.
Meyhanede misin? Sakiyi bul. Öyle ol ki, her aldığın damla ile dol.” dedi,
HACI BAYRAM selamladı

“Komşuya yer verenin, konuk ile gönülden bilenin yanındayız. Kayguyu
silecekler, yol ile yolu bağlayıp gülecekler. Açık olan her kapı, açacağı
gönüllerle BİR’dedir.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Söz-söz ile bağlanır, kul hal ile bellenir; olumsuz her olayda,
gelecek günün aydınlığı beklenir. Serden alan, gönülden güzeli bulan,
‘Gerçekte ayna olayım.’ diyen her kulu HACI BAYRAM’dan alır. Sedef, olduğu
hal ile güzeldir, ağaca işlenirse daha güzeldir.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.
“Olaydan yer aldım, DOST KAPISI’na vardım söz
aldım, her söz ile deryaya daldım. Sabah oldu ise geceyi değil günümü
düşüneceğim, har anımı HAK ile yaşayacağım.” dedi, HAMZA
DOST selam ile söze geldi: “Günün en güzeline geldik, gönüllerde BİR olanı gördük. Her birimiz
BİRLİK’teyiz. Yorgun gelen, yorganı olmayana verene selam olsun, her
gönülde DOST BAHÇESİ’nin çiçekleri açsın. Gemiye adım-adım yürüyen, her
adımda cümle ile sevgisini yayana; aldığın gibi, bildiğin kadar…”
dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Gerçeğe bakalım mı, karanlık diyene kandili
yakalım mı?” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “ER olduk sır sorduk, dediler ki; ‘Yerden göğe, seherden sefere.’
Önce kayguyu sildik, sonra hayır dedik güldük; alacağınız her niyazda,
cümlemiz birbirimizi bulduk.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Denenmiş her olayın yorumunda kandil yakarız, yolunu bulmuş
kuluna öylece bakarız. Demde güzel bulana, her olaya O’ndan diye gülene söz
versek; yerden göğe barışır, her kulu birbiri ile yarışırdı.
Güzellik, gayrete bilgisi ile katılmada.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Yaprak yaprağa uymaz, ‘Yol vereyim.’ desen, dilemeyen duymaz.
Seyran, gönlünü açan ile güzeldir, seyrettiğine doymaz.” dedi, HACI BAYRAM
sözü aldı: “Mayayı hamurdan alalım, yolumuz çokluktadır bilelim; değirmende
sıraya girdi isek, emeğimizi birbirine katalım; ağacın kütüğüne,
hepimiz adımızı yazalım. Sevgimiz BÜTÜN’dedir, gönlümüz KATINDA’dır, yolumuz
sonsuza açık.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. “ ‘Komşuya gideyim.’ dersen, gönlünü katarsın; ‘DOST’a gideyim.’
dersen, ‘Elini tutayım.’ dersin, elden ele dilediğin sohbete kapı açarsın;
hazır oldu isen, dumanını atarsın.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“BAYRAM ile söyleştik, sözden hali eğleştik. Sende HAY,
bende pay, DOST dilinde say diye anılır… Yolları bitmez deme, çobanı gütmez
sanma; her dilden söyleyene, gerçek verir diye kanma.” dedi BAYRAM, VEYSEL ile
söz geldi: “Söyledim kalmadım yolda, yumuşak oldum halde,
güçlüğü yendim anda.” dedi, VEYSEL her nefese bir heves ile katıldı,
öylece dilenen yola atıldı. “Çaresizim demedim bir anımda, çorbasızım demedim
yol hanında. (Dünyada mı?) EYVALLAH.
Yerden göğe HAK dedim, bedende her zerreye pak dedim. Bildiğin ile
çok, bilmediğine bak dedim. Olasıya doyasıya, bir fistanda bulasıya aradım
gerçeği. Yağan kar ile, akan sel ile, esen yel ile çağırdım,
gelen olmadı. DOST diye bağırdım, elim boş kalmadı.” dedi, BAYRAM ile
VEYSEL, YUNUS’tan selam aldı. “Her öğütte binbir kelam, her ağıtta
ÖZ’den selam; yozun verdiğine uymazsan, her satıra kalem…” dediler,
selamladılar.
“Her çatıda mevcut, yudumda mevcut, görgünde mevcut olana;
renk ile şekil ile koku ile tarife giren, arif ile gerçeği ören;
demde kandile söz açan, nedir nerdendir? Denilmesin sırdandır. Işık gördü
isen, gölgeyi sıyırdığından; aşık gördü isen, seni beni
ayırdığından… Her kandile bir ad verirsen, her kulunda bir od bulursan;
bağladığın düğüm çözülür, her satırın altı çizilir.” dedi, HACI
BAYRAM söze geldi:
“Buluta yön veren yel, yeri bilinmezse etrafa dağılan sel; tek-tek
dolaşan ile değil, topluca katılan ile yerini bulur. Her yağmur
senin, senden gelenin, senin için; gölge olsa da zemin, güzeldir varlığın
senin.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi. “Parlak her nesne güzelin simgesi ise de, gölgede kalan her var olan
seyirde olduğu için, bilim olayına göz atar. Bilim olayı, bilene siler
alayı. Dar yerde düşersen derde, deme yerdendir. Geniş yerde
düşersen derde, deme serdendir; bilmediğin için, gördüğün
zordadır.” dedi, HACI BAYRAM sözü YAHYA EFENDİ’ye verdi:
“ ‘Denizden haber sorsan, bilinmezi…’ diyene de ki; ‘Bilen verir,
uyduğu kadar alır; hem bulur, hem kalır.’ Sandık, içine koyduğun ile
doludur. Yoğun yapıya, çok kapı gereklidir. Bir kapıda kal dersem, uyandan
olasın.” dedi, HACI BAYRAM kement attığın olaya, “Dara koyma.” diye söz
aldı: “Yerden gökten sevinirsin, uyarsan; sevilirsin,
duyarsan.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Duyana diyeceğim, uyan ile güleceğim, altın verdim
dolacağım; her nefeste her anıma, ‘Selam.’ diyeceğim. YAR GÜZEL’e
derim de, YUNUS ile ararım; ‘Gayret yolda.’ derim de, MEVLANA ile sararım.”
dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Bakla ekti isem, nohut biçemem; ‘ALLAH.’ dedi isem, yarattığından
geçemem; hizmet verse vermese, kulunu ayrı seçemem; gölgede kalsa bile, ‘Yolum
ayrı.’ diyemem. ‘DOST oldu isek, postuna geldi isek, adım-adım yaklaşalım;
görevin devrini sorana, devamını verelim.’ dedik, HAZRETİ ALİ’ye
sorduk: “Üç öğün anıldığına, bir an yanıldığına, uçan
kuşlar şahit olsun. DOST diye gelen, adını RESULÜ’nden alana.”
Mehmet. (Kim Mehmet
DEDE’ciğim?) Er diye anılan. (Gine anlaşılmadı DEDE’ciğim, yardım eder misiniz?) Kumda
ayak izi var, kulda gönül sözü var. (Manisa yolundaki Kul Mehmet mi?) Anda YUVA’da. Mehmet, aydın
demektir; Mehmet, yolun ışığı demektir. Demde akılda kalan ile, adını
cümleye veren. Yolumuz açıktır gelene, HAZRETİ ALİ’den verene…” dedi,
HACI BAYRAM selamladı.

“Çağlayan su dağdan gelir, deryadan balık
ağ ile gelir, kulu kendini kendi ile bulur.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Kahır dediğiniz her olay; gümüş tabakta gelmez, altın tabakta
kalmaz, bulut misali gelir geçer, toprakta yeşili seçer. Demde yolu
dileyen, yolda YUNUS ile dertleşen, geçen günde taş toprak diye
sertleşen; gelen güne, RESULÜ’nün yoluna kum diye serpilendir. YUNUS ile
söyleştiğin, gerçek yönde eğleştiğin bilinir.” dedi,
HACI BAYRAM selamladı.

“Ağaca çıksam dalı eğilir, dalını tutsam çiçeği dökülür.
Toprağını belledim, meyvesini bekledim; hep beraber yiyeceğiz, ne
güzelmiş diyeceğiz.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Nohutlar ekildi boy-boy oldu, toplayana sözünü iletti, her kuluna adını
belletti. Gelen giden selam verir, ‘Yol hali…’ der, DOST elini uzatır.
Cümlenize selam olsun, her niyazımıza gelen, gönlünde gerçeği bulsun.”
dedi, HACI BAYRAM selamladı

“Arpa aldın atına, arka buldun sırtına. Gönüllerden
varacağız, ‘Bir yudum.’ diyene, desti ile vereceğiz. YARATANIN
ŞANI’ndandır, bir diyene bin verir, ‘ALLAH.’ diyen gün görür.” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı: “Her zoru yenerim, ADI ile girersem, her sırrı ararım,
gerçeği ADI’nda bilirsem. DÖRT DUVAR örtülmez, niyaza duran dürtülmez;
dayandı isek duvara, ‘Ağır mı?’ diye tartılmaz. Doğuştan bilen
ile, doyuşta bulana; RABB’im geçeni değil olanı sorar.
Doğuşta bilen, bilgisini serer; doyuşta bulan, gönlü ile cümleyi
sorar(sarar?). Dağlar yol vermese de, yolda hancı görmese de; kul kendi
gerçeği ile bütünleştiği anda, zorlar sırlara açılır, aşılamayacak
yollardan geçilir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı
“Geyik ile söyleşen, sevgi ile bakar; oduncuya hal sorsan,
ocağını yakar; hal ile gerçeği veren, kucağında olanı döker.”
dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: “Ne var ise, bedende; sevgi dolu, gidende; DOST ararsan, gönlünde; güzel
sorarsan, düzende. ‘Dizimi saracağım, yünü aldım öreceğim.’ diyen
ile, tatlı aşı yiyene selam olsun.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü. (HACI BEKTAŞ mı?)
Değil. HACI BEKTAŞ geldi, HACI BAYRAM söze girdi. “YUNUS yoldan sormadı alanı, ‘Aldım, verdim.’ deyip
elinde kalanı. Sorana HACI BEKTAŞ ile geldi, oturduğu postu dileyene
verdi. Soralım dedi; ‘Bilgisine mi, duygusuna mı eğildik?’ ‘Duygusu ile
dağıldık.’ dedi. Yormayı dileyenden değiliz. Yorgunluk asla
oluşmaz, seyre gelen her kulu gönül kapısında buluşmaz.” dediler,
HACI BEKTAŞ ile YUNUS’um selamladılar.
“Aynaya el uzatsam el verir, gülerek baksam GÜL verir,
aynaya göz atsam dil verir; aldığım verdiğim dildendir, gördüğüm
bildiğim GÜL’dendir.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Dert kapısı kapalıdır, açmazsan; SIR KAPISI kapalıdır, uçmazsan; DOST
KAPISI kapalıdır, gönülden geçmezsen. Her fidanda ayrı renkte GÜL açar, kul
güzeli görgüsü ile seçer, sevgisin öyle saçar. Her yaprağı bellersen, her
taneyi ellersen; gün, gölgeyi siler.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Yük almadan yürüyelim, kumda iz gördü isek, ayağımızı sürüyelim;
gelene iz olsun diye, verenden söz alsın diye… Bir hizmet, bin himmeti getirir,
kulun ömrünü yorulmadan bitirir. Çevremden almayı diliyor isem, çevreme
katıksız vermeliyim, bilgimde gerçeği dürmeliyim. Ay yıldız
SAHİB’inin vergisindendir, kulunun görgüsü sevgisindendir.” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı: “Ovaya indim günde, YUVA’ya geldim dünde. Az ile çoğu ayırdım, aç
geldim diyeni doyurdum, her yol soranı çağırdım. Bilse bilmese arasın
bulsun, ayna misali kendini görsün; ‘Selam.’ diye-diye, her kulu ile YAR ADI’nı
ansın.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Dağlar duman vermez, bilen gece görmez, uyan izi
silmez, doğruya nokta koyan asla güzeli bölmez.” dedi, HACI BAYRAM söze
geldi: “Buğday başak verdi de, kulu yolu gördü de; gelen
alan oldu mu, çuvala tahıl doldu mu? Öyle ise güleceğiz, balı yiyecek,
limon yaprağını katacağız. Gölgeye düşmeyelim, Güneş’e
şaşmayalım; bir aldık bin vereceğiz, darlığı temelden
sileceğiz.” dedi, HACI BAYRAM, YUNUS’a dediğini cümleniz ile
paylaştı.

“Seyrine vardığımız her olay, MİRAÇ’ımızdır, dünyada nefsimiz
kiracımızdır. ‘YA ALLAH.’ dediysek, HAK SOFRASI’nda bir lokma yediysek;
‘Şükür.’ diyelim, her anımızda, var ettiği ÖZ’ümüzü SÖZÜ ile
BİR’leyelim. Varlığım VAREDEN ile zamandadır, zamanı silinceye kadar
mekandadır. VAREDEN’i bildiğim gün, var olduğuma şüphesiz
katıldığım gün; gönülden aldığım yol, makamdır.” dedi, HACI BAYRAM
sözü aldı: “Baktığım bağda üzümler erdi, bilen de bilmeyen de gördü.
Bilmeyen, bilene sordu; ‘Elinden mi, dilinden mi?’ Bilen, bilmeyene dedi ki;
‘Gönlünden.’ Dağdan aldığım çiçek, yaprağa kondu böcek,
cümlesine açacak kucak. YAR ADI, bilene tadı; olmadık dünyada katı…” dedi, HACI
BAYRAM selamladı.

“Duman yer değiştirdi ise, kulunun gerçeğe yönelmesindendir,
deryaya dönülmesindendir.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Attım kuyuya taşı, koydum yastığa başı;
dedim az gelmez aşı, geldiğimiz günden dünyada koşu.
Dağlara yaslanalım, DOST elinden taşlanalım, güzel gönül verdi diye
HAK ADI’na nazlanalım.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Her kulu bildiğini arar; kimi ağaçtan sorar, kimi buluta yorar…
en son verdiği karar… O’ndan gelen, O’nu bilen, O’na dönen; gerçeğin
aynasına bakmıştır, gönlünde AŞK oduna çerağı yakmıştır.”
dedi, HACI BAYRAM sözün özünü gönülde olan gerçeğe bağladı, selamladı
yürüdü.

“Az gitsem, çok gütsem, azı çoğu birbirine katsam; düğümleri
çözerdim, her satırı çizerdim. Yumağın düğümüne gayret versem
bağlasam, düne gülsem, güne ağlasam; toprağa diz çökerdim,
tesbih alıp niyaz ederdim.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Her düğümde ağlama, düzene küser; her
düğünde ağlama, güzeli keser; dünü günü açarsan, dostların küser.
Gelecek güzel dersen, gölgeyi silersin Güneş’e gülersin. Yanımızda olana…
Üzüm ye, yarayı örter. Seyirde kalırsan; gerçeğe dönersin, Güneş’in
güzeline yanarsın.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“HACI BAYRAM GÜL bağladı, gelenden gidenden sözü eğledi; ‘DOST
yolumuz, DOST halimiz.’ dedi selam bekledi. ALLAH’ım RAZI olsun, verdiği
her karar RABB’im ADI’na densin. Bal ile yoğurt yensin, olumsuzu siler.
Alacağın söz seni, vereceğin söz cümleyi sevindirir.” dedi, HACI
BAYRAM selamladı.
“Gölgeyi dert demeyiniz, günün değerine şüphe
katmayınız. Oymayı aldı ise eline ustası, güzel geldi ise tahtası; güzel en
güzel olacaktır, sofranda ahengi bulacaktır.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Günleri saydım da bayrama geldim, Gülleri aydım da
seyrana daldım. Ne dikeni battı, ne alan daha güzelini sattı. Bülbül ona öttü;
bilen ondan geleni tattı; yollara kumunu kattı. Gönlüm GÜL bahçesidir,
cümlenizin bohçasıdır. Sevginizi atın, bohçayı öyle kapatın.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.

“Kuyuya ses vermeden geldim, konuyu her bilene sordum; ‘Kendinden mi, RABB’inden mi bilirsin, açılan sofradan mı
umarsın?’ Gönlünü güzele bağladı isen, kendinden kendine döneni bulur, HAK
SÖZÜ’nden halini alırsın. Gelmeyi dilediğim gün, YEMEN’den sordum; bilgim
ile cümlenizi sardım; ‘Gölgeyi ağaçtan alsınlar, seyrini seferden
bulsunlar…’ diye niyaz ettim.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Beylerden ağalardan, ocaklardan kucaklardan öğrendik, güzele
çirkine eğlendik. Gün geldi, gönül doldu, gönülde fırtına oldu; yapıya
kapıya kaygu gitti, sevinç durdu.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Her gönülde fırtınayı görürsün, her ömürde iniş çıkış bilirsin.
Bilinmeyen tek şey, gönüllerin bilinç ölçüsüdür. dostlara açtığın
kapında, kendi kendine kaldığın yapında gerçeği bulduğuna
sevinçliyiz.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“ ‘Alacağım vereceğim yok.’ deme, yalnız gelene söz söyleme.
Binbir günü doldurdu, her öğünde niyetini öldürdü. Gelenden geçene selam
verelim, gölgede olana Güneşi gösterelim.” dedi, HACI BAYRAM sözün özünü
verdi: “Ağaca bağladığın at, durandandır; ovaya
saldığın at, yorandandır; zorladı ise, vurandandır. Ölçüyü yapıdan alalım,
her olayda aklımız ile gönlümüzü birleyelim. Bohçamı ben bağlamadım ki,
çözeyim. Yazımı ben yazmadım ki, çizeyim. Nasibimi ben vermedim ki, ölçeyim.
‘Ekini ektim, günü geldi biçeyim.’ denilenden, yapıya gelmeyi bildiği
günden, kapıda bekleyeni düşünün.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Dağılandan beklersen, döküleni toplarsan; bir
elinden öbür eline selam olur, her aldığın elinde dengini bulur.” dedi,
HACI BAYRAM sözün gerçeğini dumansız verdi: “Derman dileyen her kulu, derdini ALLAH’ına dökerse,
paslı çiviyi söker. Benden dileyen benimledir, beni bekleyen gönüldedir,
sofrayı kurdu isek aşımız yerindedir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Bağladıysam dizimi, beklediysem sözünü, HAK verecek izini.” dedi,
sağdan sola selam ile HACI BAYRAM geldi: “Bayrağı biz açacağız, köprüyü sizlerle geçeceğiz, her
seveni seçeceğiz.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“At alalım koyuna, selam diyelim soyuna; uyum ile oluşan huyuna,
geldik sabah yoluna.” dedi, HACI BAYRAM söze girdi: “Davara yer aradık meraya saldık, dağlardan gelen havayı sevdik.
Aldığını bilen ile verdiğini sayana, ‘Kayguyu silsin.’ dedik. Ala-ala
olacağız, vere-vere bulacağız, seve-seve ereceğiz; YAHYA ile
söze girdik, cümle ile konuya gireceğiz.”

“Kapalı kapıyı zorlamadım, harman gördüm horlamadım.
Doymuş olsam, somunu alsam, gelen ile paylaşsam; bilene değil,
katana uyarım.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “VEYSEL’e selam verdim, PİR SULTAN ABDAL ile namaza durdum, HACI
BEKTAŞ ile toprağa girdim, DOST SOFRASI’nı öylece kurdum. Geldik
verdik el ele; yoğun veren her satır, cümlede gördük hatır. Niyazımız
gönülden gönüle aktarılsın, seyrinde kainat kotarılsın. Denilsin ki, ‘Bir bir
görüldü gönüllerimiz, sergiye geldi niyazlarımız.’ Dağlar söze geldi de,
her aldığını bir nefeste verdi de; DOST’luk günden güne gelişti,
duman ile gelen Güneş’e danıştı.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Baktığım her damla su, yaktığım her mum,
ayrı-ayrı görünse de, bilgide gerçeğe bürünse de; kul gözünde, su ayrı,
alev ayrıdır. BİR’liği bilince gayrıdır. Günü geldikte, gerçeği
buldukta, ayrıya değil BİR’liğe yer veririz; yolumuz HAK
YOLU’dur, bilen ile bilmiyen ile karşı karşıyayız. Asıl olana yöneldi
isek, bilen bilmiyen kalmaz, varolanı inkarda olmaz. Günün yorumunda güzel
sadece çiçek ise, bacanın kurumunda bulacağın çirkin midir?” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı, VEYSEL ile söze geldi: “Bağ, düzen veren ile anılır; dağ,
zirvesindeki kardan sorulur; her yolda olana sofra kurulur, dileyen gelir,
dilen yürür. Sarılalım RABB’imin nasib ettiği RAHMET’e, geçelim
getirdiği zahmete. Zahmette HİKMET vardır, gölgeni dağıtır,
gönlünü eğitir, BÜTÜN’de yerini bildirir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı;
VEYSEL ile durana, dünü günü sorana selamını iletti.

“DOST’luk söz ile değil ÖZ ile gerçektedir; kayalar dik olsa da,
kuluna her hali ile hizmettedir.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Dağda buz varsa kayacağım, suda tuz varsa
kovaya koyacağım kolu, tuzlu bez saracağım. Güneşte ısıt, öyle
sar suyu. Yedi gün, yedi saat… (Bertik için
verilen şifa) YUNUS ile söyleşen, VEYSEL ile
halleşen, gönüllerde aşkı ile dölleşen… Yapısına, kar gelse kapısına,
bekleriz, Dostluğunu paklarız. GÜL’den GÜL’e söyleşen, her gününü
paylaşan; gerçek sana açılır, gölge öyle geçilir.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.

“Kaydımı sorayım dedim, deftere göz attım, gelen güne söz ettim; sevgi
aldım, bilgi sattım, adıma gelen her kulunu kuşlara benzettim.” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı: “Kuşlar seni beni yüksekten gözlerler, varsam yanına diye özlerler.
Asıl olan, ayrıda gayrıda değiliz. Bağlı asla olmadık, ne var ki
bedenden ayrı kalamadık, benliği yeterince silemedik. Yeterince
dediğimizde, RABB’imin İZNİ’nce demektir.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.
“Seymen size gelirse, sözde gerçeği bulursa, yerden
göğe selam alırsa; selamını vermez mi, HACI BAYRAM niyazında cümlenizi
görmez mi? AŞK ile geldik size, bir yudum gerçek ile cümlemiz durduk dize.
Seymenler dizi-dizi, alacaklar gerçek sözü, silecekler karda izi. Mayayı gölden
alan, kendini sevgide bulana selam olsun.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“BAYRAM’dan selam aldık,-HACI BAYRAM-, her öğünde
niyaza daldık. Gelenden gidenden ALLAH’ım razı olsun. Dağlar yük verirsem,
yarışamam; dağlardan yük alırsam, karışamam. Zor ile kolayı
bölmeli, ortasında kalanı bilmeli, niyaz ile bulmalı, gerçek olanda dizini yere
koymalı.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. BAYRAM adını verdik, HACI BAYRAM’dan geleni sorduk. Dedi
ki: “Bohçanın dört ucunu birbirine katlasın, yaprak-yaprak açacak fidanını
beklesin, geçen günde kaygu veren düşünceyi köklesin.”

“Dağlar deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda
dursam; yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ
sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden
katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile
bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan,
ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Seyrana geldim güzel yolları, sevgi ile sardım bilen kulları.” dedi, HACI
BAYRAM söze daldı, daldığı deryada HÜNKAR’ı buldu: “Beklediğim SEN’sin, SEN’in EMRİN’dir; silmeyi dileyen günün,
zulümdür. Bir bağ oluşsa, ak ile kara buluşsa, alan almayan
bilişse, YAR ADI’na her kulu niyaz ile çalışsa, yoğurt alan bal
diye çekişse; bilenin bilmeyenin tartısı ne olurdu, tartısı nerde kalırdı?
Düzenin yerini dizenden bilelim, dağlarla ovaları güzel diye övelim.”
dedi, HACI BAYRAM sözü LALELİ’ye verdi:

“Dayanmayı bilenlere, DOST SOFRASI kuranlara, HAK YOLU’nda emek verenlere
selam olsun. Ağaç gölge verdi de, Güneş toprağı gördü de; akan
su durur mu, olduğu yerde kalır mı? O da akacak, toprağı nemli
tutacak; Güneş’te yanan kulu, ağacın gölgesinde oturacak,
toprağı hazırladı, ekimi bitirecek.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Soğuk sıcak demedik, pişmemiş aşı
yemedik, ham sözü bilmedik. Gelmek SEN’den, bilmek benden ALLAH’ım.
BİLDİRİRSEN gülerim, SEN’i SEN’den dilerim.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı

“Baktığım her noktada birbirine ekleneni gördüm,
eklenen bilgileri nasib sofrasına serdim. Gelen giden alacak, arayan kendini
bulacak, her seherde renkten renge uyacak, dolu desti elinde, güzel beste
dilinde kalacak.” dedi, HACI BAYRAM söze, “Gönülden katılan her kuluna selam.”
diye girdi: “Yay aldım oku sordum; ‘Yayı ger de verelim.’ dediler.
‘Ok olmadan geremem, hedef nerde soramam.’ dedim; oku attım, yayı gerdim,
gönüldeki hedefi buldum; ayak-ayak giden ile, ok misali varanın ölçüsünü
gördüm. ‘Nerden kaldı, nerden buldu, hangi kuyudan bilgisini aldı?’ diyenlere,
RABB’imin müjdesidir. ‘YA ALLAH.’ dediyse kulu, ok misali aldı ise yolu; kimden
kime söz düşer?” dedi, HACI BAYRAM selamladı

“Ağacın dalı kırık, asmada kaldı koruk, DOST
KAPISI’nda arık; gelene gidene verir, ne halde olsa korur, cümle ile güzeli
bulur.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı, kendinden gelen her kula gerçeğini
sordu. “Her kulun gerçek bilgisi, kabıncadır.” dedi, HACI BAYRAM KAYGUSUZ ile
sözü bağladı: “Üç niyet sorsalar, derdim ki ‘Aşkımla övüneyim, meşkinle dövüneyim, HAK ADI’nı savunayım.’ Ayran
alalım güğümü dolduralım, içene geçene sunalım, KAYGUSUZ ile sözü
bağlayalım.” dediler, selamladılar.
“Bakla eksem buğday almam, ektiğim tarlada
harama gülmem, DOST KAPISI’nda çaresiz kalmam. Gel güzel, gel bağlı
düğümü çözelim; güzellik her zerrede, çirkinin yazısını silelim.
Bağlar öyle güzel ki beklediğim gün gibi, meyvesi bilen ile bilmeyene
yön gibi. Her satır birbirini tamamlar, aldığımız her bilgi gerçek anı
tanımlar.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “El ele oldu isek, günde güzeli buldu isek, açılan
kapıya geldi isek; ne senden ne benden demiyelim, HAK ADI’na gölge
düşürmeyelim. O’nun vergisi sonsuzdur, O’ndan gelen kinsizdir. AŞK
ile geldi isek söze, AŞK ile dönelim, AŞKI ile yanalım, GÜL dalına
bülbül misali konalım, ağlamak değil sonsuza kadar gülelim.” dedi,
HACI BAYRAM selamladı. (Resim
verildi: AHMET YESEVİ ile HACI BAYRAM VELİ) Adımız verildi, hizmetimiz HAK KATI’nda görüldü, AHMET YESEVİ adı ile
HACI BAYRAM niyazına yazıldı. Asla gölge almayalım, şüphede
kalmayalım.

“Var ise bir yudum suyum, gelenlere yeterlidir soyum, demedim ‘Hangisi
benim payım?’ ” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Güneş’te elimi göze siper ettim, DOST ile ömrümü kadere
bağladım; bilenden aldım, bilmeyene ekledim, cümlesi gelir diye ömür boyu
bekledim. Kimi yazana, kimi gezene kaydını saydı, kimi de olsa olmasa bilgisini
soydu; bilenin soyduğuna, bilmeyenin saydığı şahit oldu.
ALLAH’ım, bilmeyenin şahitliğine cümlenizi layık görmesin! Bunaldım
diyenler, deryada çiğ balık yiyenler, pişmişini tarif edebilir
mi; pişmişini yiyenlerden gerçeği almazsa, hatasını bilebilir
mi; senden umduğunu bulamazsa, vermedi diye şahit olur mu? Olursa,
ALLAH’ım cümlenizi esirgesin!” dedi, HACI BAYRAM güzelden güzel ile
arınmışlara selamını iletti.

“Aynaya bakarsam, seni beni görürüm; çevreye bakarsam,
dünü günü görürüm; akacak her damlada, kainatı bulurum.” dedi, HACI BAYRAM sözü
aldı: “Toprak durası değil, bakanı yorası değil,
‘Karda ekeyim…’ desen, sırası değil. Beklersem Güneş’i, bilirim
tanışı. Ben ona el veririm, o bana bol verir, karlar Güneş ile erir;
BİRLİĞİMİZ’den, cümle alan yararlanır.” dedi, HACI
BAYRAM bir tas buğdayın bir obaya yettiğini söyledi, selamladı.

“Buğday elde beklerse, bir avuç; toprağa eklerse, bir ambar
doldurur.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Yağmur yağdı tarlana, elinden alan mı var? Sür toprağı,
ver yaprağı, yerden göğe güçlensin. Yaprak yerde kalırsa; yolunu
düzenden ayırana ibrettir, yolunu arayana HİKMET’tir, yerden bekleyene
nimettir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Baktığım bağlar üzüm olacak, cümlesi gelip HAK ADI’na alacak;
gelenden gidenden bağcı soracak, ‘Senin mi, benim mi?’ Diyelim ki; ‘Benden
önceki SAHİB’inin ve senden sonraki SAHİBİ’nin.’ ” dedi, HACI
BAYRAM söze girdi: “Mısır ektim toplayım, püskülünü katlayım, meyhaneye girersem, mısır gibi
patlayım. Dediler ki; ‘Katlasan da, patlasan da, bir öğünde bitersin,
ateşte kalsan tütersin.’ YUNUS beyden alacak, YAHYA ağaya verecek, VEYSEL toprağı sürecek;
elden ele, gönülden gönüle hizmet, birbirini güdecek. Senin benim
varlığım, cümle ile olur gürlüğüm. ‘Mısırdan maksat nedir?’ denilir: Mısırı üretirsen hizmetinin
genişliğinedir, eğlenmeyi denersen gününün hürmetinedir. Gününü
cümle ile paylaşırsan, cümle ile HAY’laşırsın.” dedi, HACI BAYRAM
VEYSEL ile selamladı.
“HAK ADI’na sorduk geldik, HAK yolunu bulduk sevdik, bir tas buğdayı
Dost eline verdik. Selam olsun, niyazını bilene YARDIMCI gelsin.” dedi, HACI
BAYRAM sözü aldı: “Ektiğim her taneye adım yazdım, al oku; mendil elinde olsun,
dileğince doku. Ayağına sert geleni duyma; gönülden aldığına
‘dost nefesi…’ de, aykırı gelene uyma. Saf-saf gelsin deryadaki dalgalar,
gerçeğe uysun bilgindeki halkalar.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“Var git dileyenin yuvasına, sar git ‘Dost.’ diyenin havasına, sen de
tuzunu kat sofranın çorbasına.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Dinlediğim her ses, bana seni getirdi.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

“İki attan biri bana, biri sana…’ dediler, yol üstüne çıkardılar. ‘YA
ALLAH diyelim, atlara binelim.’ dedik, niyeti kurduk.” dediler, HACI BAYRAM ile
VEYSEL’im yola çıktılar; biri akan su ile, biri yakan Güneş ile sözden
söze daldılar, HAK SOHBETİ’ne öyle geldiler. “Suyun vergisi kulun yargısını siler; güneşin vergisi, kulun
görgüsünü besler. Ne suyun yokluğu, ne güneşin çokluğu, yerini
vermez. Su da güneş te, BİR’liğin tamamlayıcısı olurlar; yerli
yerinde, bilgi serinde ise…” dediler, HACI BAYRAM ile VEYSEL’im selamladılar.

“Testilere su koydum, gelen çobana uydum. HAK SÖZÜ ede-ede, HAK YOLU
gide-gide bilinir, ‘Beklenen günde şahı gelse…’ denilir. HAK SÖZÜ’nü
dileyen söyler, HAK YOLU’nu bilen gider; ne şah, ne çoban ayrı sürü
güder.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: “Beklersen avı, haklarsın tavı; ne azı, ne de çoğu, nasibin kadardır
çağı. ‘Gelse görelim…’ diyene, de ki; ‘Gelen giden gönüldedir, ilimde
bilimdedir, DOST bilenin halindedir.’ ” dedi, HACI BAYRAM selamladı.
“Seyre gelmediyse yolu, seherde bilmez
hali.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: “Oturduk sofraya, soyunduk sahraya. Avuca kum
aldık, ayakta yemeni bulduk, dar gelen kapıyı ehline sorduk. dediler ki;
‘Saymayı denedi mi, büyük kapıyı aradı mı, hikmetinden kayguya düştü mü?’
saydığım soğuktan sıcaktan korur; su vermezsen ağaca, bilirsin
ki kurur.” dedi, HACI BAYRAM sözü BEHLÜL’e verdi: