Kaygusuz

17
“Bağla eli düzenli, dar gelse gelmese.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Ne ipek, ne çarşafla, pamuk sargıyla değil… Dumanı sil önce! Beden ile değil, neden ile düştün. ‘Elden kaydı…’ demeyesin! Destek diye bastığın, sert geldi yastığın. Ne öyle, ne böyle, olmasın asla gaile. ‘Ne sefer, ne seher, cevap vermedi!’ dersin; gönlünde olan ile aklına geleni, pişmeden yersin. Ne denirse denilsin, bil ki sevilen sensin. Gölgeyi silecek, perdeyi bölecek, elbet gelecek.” OMAR der ki: “Ne ince dokudum, ne seferden sehere okudum. Bilen ile bilmeyenden aldığımı, güzel olur diye bekledim. Beklediğin günden yaydığın güne kadar sayıyı bulacaksın, sözümüz HAK’tır bileceksin. Diyeceksin ki: ‘Ne ağrı, ne çağrı; O’ndan geleni bozamaz; kendini yerden gökten yukarı görenin dumanını silemez! ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, OMAR selamladı yürüdü. “Doğuşa el verdiysek, satır-satır verdiysek; bilenin halindendir, soranın yolundandır.” dedi, KAYGUSUZ dağda bağda gönlünü her dala koydu.

19
“Her satır bilenedir, benim deyip alanadır, AŞK’ı ile dolanadır. Gönül beşikte ise, bilgin eşiktedir. Damarda kan var ise, sevginiz candadır.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Gölden uzak kalmadım, deryaya selam salmadım, çünkü deryadan adımımı almadım. Her kuş kanadını bilmeden çırpsa; döne-döne çarpışırlar, kana-kana yarışırlardı. Düzene öyle uyarlar ki; dağılmadan gezerler, mevsimini sezerler, kondukları her dalda bir bütünü gözlerler.” dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı yürüdü

24-1
“El aldık ele geldik, BİR’likte GÜL’e geldik; az ile çokta, ALLAH’ımın ADI’na uyduk; ‘Sen gel!’ diyen ile, cümleyi bekledik.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Yama sana gerekli, fistan ararsın; her bilene, aydın gelecek şifa sorarsın. Üç halde alacağın, sana yardımcı olur. DOST deyip gülersen her gelene, DOST deyip ararsan her yaratılanı, gölgeyi kesin silersen, elinde olana şüphesiz inanırsan, aldığın her gerçeği O’ndan bilirsen; kimseden sorma; gönlüne danış, gönlün ile aracısız konuş. Bil ki, anda elinde olanı yarın öğrenecek, kaygunu sileceksin, her bağışta kendinden kendine soracaksın; ‘Aldığıma mı, bildiğime mi uyayım?’ Aldığın ile bildiğin ayrıdan gelmez, birbirine sorduğun günde, hataya asla düşülmez! ‘Anda yanımda!’ de, gölgeden uzak dur; ‘Kahır!’ diyene, doz ile yoruma gir! ‘Doz ne demek?’ denilir; şüpheye düşüren! Yarın öbür gün, gelen her gün birbirine bağlanır; hata gibi gelen olayda, düğüm çözülür.” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü.

24-2
“Bastığım yer çamur değil, çünkü düzeni buldum, hizmetine talib oldum; bilinmeyene sordum, bilineni sardım.” dedi, KAYGUSUZ her adıma sahip oldu. “Hizmete sahip olmak, adımına sahip olmaktır! Gerçeğe nokta koyarsan, YAZILAN’a uymuş olursun, cümle kayguyu silmiş olursun. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

31
“Esen yelden haber sordum, fırtınayı kötüye yordum; yerden gökten beklemeden, sözü sohbete eklemeden… Aradım gördüm ki; ne yelden cevab gelir, ne fırtına olmayanı haber verir. Her olayın düzeni vardır, düzenin de YAZAN’ı… Ne öylesi, ne böylesi, bitti gönül kavgası.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Suya bakarsan yüzünü göreceksin, öylece NURU’na ereceksin. Varsın taşlar yığılı dursun, gönülde eğitim kendine kalsın. Aldığın her damla sende bende oluşur, her güzel gölgeleri silerse buluşur.” dedi, KAYGUSUZ YUNUS ile söyleşti: “Düşün bir kaşık aşı, nasıl bitirir taşı. Acı ile, tatlı ile, ekşi ile, tuzlu ile bileşir bütünleşir. Bir tek kapta bulursun, tadına varamazsın, yemezsen duramazsın. Her birine söz ettik, YUNUS MEVLANA dedik her satıra göz attık, demde oluşan halde cümlenize katıldık. Kaşığımız sofra oldu, cümlemiz adınıza geldi. Sunulandan aldınız, ‘ALLAH’ım ne güzel!’ dediniz. ‘Nerde? Nasıl?’ denilir. (Rüya?) Evet! Oylarınız sevgililer ile… Sevgililer, elbet cümlenin…” dedi, YUNUS ile KAYGUSUZ açık olan her düğümü bağladı. “Ne ayrıdayız, ne sizlerden gayrıdayız; yüzünüzde peçe varsa, elbet biz de kaygudayız. (Peçe nedir?) Şüphe! Senden benden gelişmez, şüphe bizlerde buluşmaz!” dediler, yürüdüler 

4 haziran
“Aydan yıldızdan gözüm alamam, kainata gönül verdim asla silemem; cümle BİR’de oluşacak, sen ben diye bölemem.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Dizi-dizi duracağız, geyik geldi vuracağız; ‘Kalk gidelim!’ dese bile, YUNUS misali kalacağız. Ne eksik ne de fazla, YEMEN’den çıktık hazla; çevrenizde oluştuk cümleniz ile buluştuk, demeyiz ‘Gelirler nazla!’ dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü. 

6
“Sofrana koyduğun aşında, durduğun ocağın başında, alacağın yeterlidir, bildiğin tutarlıdır. Az yese, çok dese; seni senden alamaz, senin ile yaprağı buldu, dalını kıramaz! Eğilen her başta, gelinen her yaşta, düzenin çizdiği vardır.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:
“ ‘Bir çeyrek günün kaldı, bilinen yönün açıldı.’ diyene de ki: ‘ÖZ’den ÖZ’e kavuştuk, düz yolunda buluştuk. Ayrık otu sarmadan gel, güzel güne sormadan gir!’ Günün yarısı orada, yarısı burada; kalan çeyrektir. Enlem de boylam da, düzenlenen vakitte özümlenir. Niyazımız, cümleyedir, alınacak şifayadır.” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü 

21-2
“Döne-döne geldik size, aldık verdik girdik söze. Üç öğünde bir olduk, gönül yandı kor olduk.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Komşuya söz atmayız, gönülden alıp posta yatmayız. DOST olduk DOST geldik, her sevenle gönül serdik.”  

28
“Pey aldım pay verdim, sarı danayı tarlada gördüm. ‘Anası olaydı, sütünü vereydi…’ diye düşündüm. ‘Az gelse bağırır, çok gelse geğirir…’ diye, kendimi teselli ettim.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “ ‘Benden söze gelmedi!’ diyene, MERYEM’i verdik. ‘Bana da gelmedi!’ diyene, hep beraber geldik, yenenden söz ettik.”

ağustos
“Ayva nar çiçeklendi, yapraklar böceklendi. Dost kapısını dilersen, eşiğinde beklerdi.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:
“Arpalar buğdaylar boy-boy oldu, gözlendi. Seferde olan, güzele gizlendi. Özlediğin her konun, bilen ile izlendi.” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü. 

29
“Yol aldık kula-kula, sofra kurduk yağa bala. Her lokma sayılırmış, meyveler soyulurmuş. Yedik içtik şükrettik, nasibe inandık.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi

4 ekim
“Eğri doğru kul ölçüsüdür, yağmur çamur HAKK’ın yapısıdır! Yolunu bilirsen, çamuru silersen; kulluk görevini yapmış olursun. Rahmetin zahmeti, çamura yol vermektir. Akan suyun olduğu yerde, elbet çamur vardır. Düzen senden gelir, kul güzeli akıl ile bulur.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Binaya talib olsam, talebimde DOST kalsam!’ diyene! Sahurda kalktığında, sahifeye baktığında; umduğuna parmak koydun, gönülden aldığına doydun. Gönül gönülde birleşir, gönüller hep bir olduğunda korlaşır. Suya bak göreceksin, renklerden gerçeği bulacaksın. Geyik boynuzunda işaret vardır. Dağılan toplanır, birbirine eklenir, dört yönden HAK KELAMI beklenir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü. 

8
“Elden ele aldığını ‘Götüremem!’ deme, olumsuz diye kayguya düşüp ‘Bitiremem!’ diye kayguya girme! ER olan destiyi HAK’tan bilir, el alır kendini bulur. Yeniden aldığın gibi, eskide gördüğün kadar kendini eğit, her konuda öğüt.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9
“Elden ele aldığını ‘Götüremem!’ deme, olumsuz diye kayguya düşüp ‘Bitiremem!’ diye kayguya girme! ER olan destiyi HAK’tan bilir, el alır kendini bulur. Yeniden aldığın gibi, eskide gördüğün kadar kendini eğit, her konuda öğüt.” dedi, KAYGUSUZ selamladı 

12
“Hangi ata bineyim, hangi kılıcı giyineyim; yorgun gelen savaşçıya, nasıl aşı yedireyim?” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Donduğum her konuda, Güneş’e döndüm. Sen de öyle olasın, ‘Atı aldım, nereye bağlayım?’ demeyesin! Yuyan gelir söz verir, dileyene saz verir, arayana göz verir. Adağına durmayan, adını aydan alana. Minnet, HAKK’a dönüşedir; mihnet, halk ile savaşadır. Senden alan bilirse, yapısında bulursa, sen de mutlu olursun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

31
“Dağılan ile oluştum, eğilen ile buluştum, kar yağsa ağaç ile eyleştim. Yol senden gelse, kul benden bilse, yine de gayretin yeri sana buldurur.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Denenmiş olana baktım, değerinden aldığına şahit oldum. Eşine, düşüne, eteğindeki taşına yardımcı olacağım, yolun başında duracağım. ‘Kalayım!’ deme, doyan ile doğandan ayrı kalma, beklediğin söze arkanı dönme! Elbet gelecek, satır-satır aldığını bilecek. Bakacağım satırlara, diyeceğim ki; ‘GÜL güzel, Güneş güzel, gölgeyi nerden alırsın? Oğul güzel, bal güzel, aşına niye tatsız dersin?’” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

3
“Ayrı gelse sözümüz, bilin BİR’dir ÖZ’ümüz; cümlenizde gözümüz, beraber çalacak sazımız. Ayak vurduk duracağız, el ele olduk güleceğiz, seni beni soracağız.” dedi, KAYGUSUZ selam ile söze geldi: “Yolu açtım, GÜL’e geçtim, seni beni serde seçtim. Altmış güğüm aldım, altmış halde sayıyı saydım. Görgüyü bilmeyene, yargıda bulmayana; ‘Senden soranın, elinden alanın, yapısına uyma!’ dedim. Demde alana, GÜL gelende vereceğini bil!” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü.

17
“Kavak dalı ince gelir, çam dalı gövdesinde kalır, çınar dilediğince yayılır, selviye uzun yol sorulur; ne var ki asmanın yanında beklenir, meyvesi yaprağı ile süslenir. ‘Gayrette, selamet var!’ derlerse, sevgide asıl olan geçerlidir.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Çarşaf alsam yatağa, gerçek desem butağa. Yolu açana, yerden göğe kulu seçene; ‘Nedir?’ denileni verelim: Hükümlere kararında sorumsuz olan, yersiz olan her olayda doğruya adım atan. ‘Katıldık kul sözüne, uyduk SEN’in YAZIN’a, geldik sohbeti kurduk, RESULÜ adına helvayı kardık yedik.’ dediler, YEMEN’den geleni bildirdiler, VEREN’in vergisine sahip çıktılar.” dedi, selamladı 

18
“Korkuya düşenden, yargıya koşandan; yolumu çevirdim, kuruyan ağacı devirdim. Cümleye adım ile yol verdim, KAYGUSUZ diye sohbete geldim. ER adımına uydum, serde ADI’nı duydum. Cümle kaygumu sildim, ne gelirse EYVALLAH dedim; ne verirse, şükre durdum. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, her bilen, bilgisinde yerini bulsun. Yerden göğe sözümüz var.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

24
“Doydum, her doyanı saydım, dar gelse soydum, umulandan gerçeği buldum.” dedi, KAYGUSUZ, DOST çağrısına uydu, söze geldi: “Bağlı atı çözelim, doğrudan geleni bilelim. Aslına yer verenin, gerçekte kar görenin elinden aldık, gönlüne uyduk. Selam olsun, koza ile örülenden gerçeği bulsun.” dedi, selamladı. “ ‘Satamadım üzümü, tutamadım sözümü.’ diyen ile olalım, bağda asmaya hizmet verelim, arayalım bulalım!” dedi, KAYGUSUZ ABDAL. “Kayalardan aşar da, düz yolda şaşarım.’ diye korkar; KAYGUSUZ dağılanı toplar da, ‘Bohçada olan dağılır.’ diye korkar; kayguya kaygu katar. ‘Olmazsa?’ demedik amma, ‘Bulmazsa?’ diye kayguya düştük; günde değil, dünya günümüzde. ‘Komşuya yardım.’ dedik, yoldan geleni savdık, sanmayınız her gelen ile övündük, komşuya yolcuya sevindik. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, KAYGUSUZ selamını cümlenize iletti. 

1 aralık
“Altından kalem alsam, kalemde NUR’unu bilsem, elbet yazacağım gerçektir. Çok yolu aradım diledim, avda avlananı kovaladım.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:
“Tuz aldım sofrasından, haz duydum sohbetinden. Diledim halde kaldım, avlanmayı sorusuz bildim, dağlara izim verdim. Avlananlar size kalsın, avlayanlar bize gelsin, cümlesi söze gülsün. Suyun aktığı yerden ağacın kökünü ararsan, keçiyi dala bağlarsan; gündüz gece beklersin, her olayı birbirine eklersin. Elbet dalı kırdırmazsın, yaprağı yıldırmazsın. Kendine kendi yerini bildirmen, ÖZ’üne açık olmandır.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

8
“Suya daldım derinde, hava dedim serinde. Yolu aşıp gideceğim, yerden alıp vereceğim, temel attım binamı kuracağım.” dedi, KAYGUSUZ selam ile söze geldi: “ ‘Sular derin, gidemezsin!’ dediler. Tahta buldum, salı kurdum, sahilden sahile vardım, niyet ile HAKK’ın DEDİĞİ’ni bildim. O’na güvendi isem, ne suyun derininden, ne havanın serininden asla korkmam; HAK SOFRASI’nı buldum, ALLAH’ımın İZNİ ile kalkmam.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

22
“Yerden aradım, yapraklar döküldü ise toprağı taradım, eken ile ekileni birbirine bağladım. Toprak veresiye, kulu alasıya, RABB’im cümlenizi göresiye. Akacak su besleyendir, duyacak kul Kainatı süsleyendir. Yoncayı ele alırsak, yaprağı dile verirsek, gönlümüzde oluşanı dağıtırız. Sevgi, elbet akımdır, müspet akım. Toplulukta, ne verilirse o alınır. ‘Kin, nefret geçersizdir.’ denirse de, sevginin olmadığı yerde menfi akım iletilir, o da bulaşıcıdır. Onun için, sevelim. Ne derlerse desinler sevelim, ne yerlerse yesinler sevelim, ne giyerlerse giysinler sevelim ki sevgi bağını kuralım, sevelim ki sevgisizlik dalını kıralım. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, sevginiz ile her engel kırılsın.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

29
“Ağaçtan ağaca ipi bağladım, DOST KAPISI’nda HAK SÖZÜ’nü sağladım, uyandım güzeli bekledim. ‘Bildim buldum, gün-gün okudum, BİLGE oldum.’ diyene, ‘Okuyan BİLGE oldu mu?’ derse; seyirden uzak kalır, kendi kendine evhamı bulur. Bilen; dayandığı gücün sonsuzluğunu idrak edendir. ‘Bilirim.’ diyen; kalıpta kalandır. ALLAH’ım kalıpta bırakmasın, ‘Dardayım.’ deyip kuluna yük atmasın. Çevreyi dolayalım, yapıda gönlümüzü halleyelim, MEYDAN’a her gelen ile sözümüzü belleyelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL kayıtsız söze girdi, KAYGUSUZ ile ipliği bağladı: “Danışılan yoldadır, yağmur akarsa seldedir. Doyduk uyduk, selam ile geldik, ‘Selam.’ dedik döndük.” 

5-1
“ ‘ER oldum söze girdim, sözü ÖZ’ümde bildim.’ diyene, olmuştan değil silmişten olanlara, her öğün yolu çevirenlere, de ki; ‘Ne yoldan gitse, hangi sürüyü gütse; gerçek yolu bulacaktır, güçlüğü yenecektir.’ Verişimiz; yolu, ASIL olana bağlamaktır.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Duvarı ördü isen, görgüne gereklidir; örtüyü sildi isen, vergine gereklidir; alınan bilgi, elbet sonsuza süreklidir. Meyhane; bekleyenin değil, bilgisine bilgi ekleyenindir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

5-2
“Döne-döne aldık, seve-seve bulduk, dost haline girdik, dost gönlüne postumuzu serdik.” dedi,  KAYGUSUZ söze geldi: “Yerden aldım taneyi, gönülde buldum haneyi, sordum bilene peymaneyi; ‘Yerden mi gelecek, gönülde mi bulacak, bilende mi kalacak?’ Orda burda değil, sevgimiz cümleyi saracak.” dedi, KAYGUSUZ dumansız gönülde gerçek saygıyı gördüğünü söyledi selamladı.

12
“Her dizi birbirine eklendik te, her söz ile kulun hali katlandık ta; güzelin ölçüsü görülür, bilgi hal ile serilir.” dedi, KAYGUSUZ DOST KAPISI’na DOST selamı ile geldi: “Aynayı sen alsan cümleye tutsan, çevren ile çehren güllere donanır, sevgide her kulu bildiği ile denenir. Yoğurt, dilenirse ayran olur içilir; dilenirse, yardan yoldan el ele geçilir.” dedi, KAYGUSUZ selamını çevreden çehreye sevgi ile iletti. 

19
“Boş sepet dolacaksa, beklenen niyaz kalacaksa, gönülde gerçeğe kapı açılacaksa; kimsenin, değiştirmeye gücü yetmez.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
“Yol düzeni verecek, kahreden gülecek, güzelden güzeli görecek. Dermana, yerden göğe niyazdayız. Dayanmayı bilen ile beraber olduğunu unutmasın.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

26
“On güne yer veren, bin günü aydınlık saysın. ‘Alamadım, veremedim.’ diyen her kulu, sırtındaki kabuğu soysun.” dedi, KAYGUSUZ selam ile geldi: “Güldüğüm güne bildiğim gündü derim, meyveyi ermiş yerim, her rengi severim. Benden sana yol gelse, ‘Güzel mi?’ diye sorarım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

27
“Üç pınar gördüm akar gider, üç ocak gördüm yanar tüter, üç çoban gördüm sürüyü güder; her sürüyü, SAHİB’i öbür sürüye katar.” dedi, YESEVİ selamladı. (‘Üç çoban’, PEYGAMBERLER mi?) EYVALLAH. “YUVA’ya geldik, söz verdik; sevgi ile olduk, kainata göz attık; bildiğimizi sattık, uymayanı attık.” dedi, YESEVİ yoluna DOST GÜLÜ iletti, selamladı. 

2 şubat
“Soyluyu bileceğim, bilgisi ile bulacağım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bir çift küpeye, bir alim gelmez; bir çift öğüdü, bir zalim almaz; bir tek sevgiden, cümle kulları kalmaz. DOST olacağız, DOST kalacağız; sadece ALLAH’ımın verdiği nasib ile yetineceğiz. Dağlar yeşillendi ise, ağaçlar çiçeklendi ise; her zerrenize güzellik dolacak, benden sana sevgi ile adın kalacak.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

9
“Saydım pirinci tane-tane, olmaz dediler; saydım bilinci gidene dek, kalmaz dediler. Saydığım pirinci yediler, soyduğum biline güzel dediler.” dedi, KAYGUSUZ selam ile söze geldi: “Parlayan her yıldız günün neşesini verir, çünkü, kayguyu silen yıldızın parlaklığını görür. Yer-yer yolda buluştuk, YAR diye-diye oluştuk, soruya gelen ile konuştuk. Dedik ki: Giydiğiniz hırkaya yamayı vuran bilir, yediğiniz lokmaya sofrayı kuran gelir. Az olsun, çok versin, her günün gecesinde niyazınız semaya dönsün.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

12
“Suyu destiye koydum, sıra-sıra bardaklar saydım, ‘Her dileyen alacak, sevgisinde bulacak.’ diye sevindim.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bayram gelsin beklersem; hazır olmalıyım, bayrama gelenleri sevinçli bulmalıyım, giydiği fistanı temiz giymeliyim; doğruyu, kendi ölçümde değil, HAKK’ın adaletine sığdırmalıyım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. (Kimin giydiği?) Gönülden aldığını bilenin, gerçeği fistan diye giyenin… 

22
“ÜÇ ER’den binbir niyaz, üç serden geldi avaz. Birinden çiçeği alacağım, birinden böceği soracağım, biri ile gerçeği bulacağım.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Ağaçlar düzen bulur, yola yol dikildi ise; kullar sevgi dolar, RAHMET döküldü ise; bilmeyen bilene sorar, yapıya takıldı ise. Yapıya sahip olduk, konuk gelene güldük, ‘Asılda kalan.’ dedik selamladık. Selam olsun, ÜÇ ER’den her birine kaydına yazılanı versin, görgüye kazılana uydursun.” dedi, KAYGUSUZ; her anına, her gününe niyaz ile katıldı.

23
“Çağrıya uydu isek; kar olsa buz kalsa gideceğiz, elinize taş verse birbiri ile ufalayacağız. ALLAH’ım her olayın görücüsü, kuluna bilse bilmese gerçeği vericidir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
“Bir bostan, bir DOST’a değişilmez. Bir postta cümlenin gönlü sığar, asla paylaşılmaz. Senin benim diyemezsin, her kulu pey alır pay verir, her biri HAY diye katılır. (Sohbetlerin yorumu ile ilgili mi?) (Bir can ekler; Şahıslara değil, cümleye  olduğunu anlatılmak isteniyor.) EYVALLAH. ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

24
“Od, yerini bildirir; ok, vurduğunu buldurur. Davaya düşen her kulu, kendinden yana geleni görür.” dedi, KAYGUSUZ söze girdi: “Saman suya batarsa, olumsuzdur. Dağdan gölge düşerse, olumlu denilir; günün her anında, gelecek ses beklenir. Gelecek ses senin sesindir, O’ndan gelen nefesindir. KORUYAN ALLAH’ım, her var ettiği ile, yerden göğe bilinir. Olumsuzdan sakınan her kulu, attığı adımda gerçek ile yürür.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

29
“Çıktığım merdivende saydığım, niyetim oldu; her adımda gelene, bilgim kaldı.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:  “Ata-ata geçemedim, gönül verdim ayrıyı seçemedim, her suç denileni HAK TERAZİSİ’nde tartamadım. Gönül verdiğim her olay güzeldir, gerçeğin aynası diye…” dedi, KAYGUSUZ selamladı. Bağlı tayı çözersin, YAZILAN’ı çizersin, ak ipliğe kara düğme dikersin, gönlünde güzel olanı ezersin, her düzende bildiğin kadar gezersin. Ak iplik aldı isen eline, ak düğme geçir. Gönlün ile aklını denkle demektir, sabırsızca pişmeden aşı yemektir. Ak iplik buldu isen, ara ak düğmeyi; aşı ocağa koydu isen, bekle pişmeyi… Acelen ne, telaşın kime? Demde güzelin var olduğu, her zerrede yazılıdır, okunmayı beklenir. “Okuyandan, ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, KAYGUSUZ selam iletti.

1 mart
“Dağlara sırtın dayarsan, ellerde usunu duyarsan; usunda kendinden gelene selam diyesin, DOST KAPISI’nda AŞK şarabı içesin.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Değirmenden aldığın unu, cümle ile verdiğin konudur. Güzelden seçtiğin olmaz, çünkü çirkini bulmaz. Elden ele, dilden GÜL’e selam olsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Elini açasın, papatya suyu ile yıkayasın; geçmeyen değil, DOST selamı diyesin.” dedi, KAYGUSUZ.

6
“Bak çevrene duya-duya, dön gönlüne gör güzeli doya-doya. Akan sudan gelen sesi, deryada bulur nefesi.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “ ‘YUNUS ile yol aldım, yolda KAYGUSUZ ile buldum.’ diyene… ‘Gayreti, yeterli değil.’ diyene de ki; ‘Aldığın ile hayrete düştüğün, geçerlidir.’ Güneşin oluşturduğu, gölgenin buluşturduğu yerdeyiz. Sofrayı kurduk, konuyu kardık, olumsuzu sorduk; dediler ki, ‘Kainatta her olayın çözeni BİR’dir. Yaprak-yaprak okusun, her zerresini okuduğu ile dokusun. Gelen geçici olacak, önce irin dolacak, sonra dolan irin salacak.’ Demde oluşan, yoğun kayguda buluşan…” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9
“Kar yağdı dağlara, kurt indi ovalara; dört yanımı sardılar, bana kini sordular: Yol alırsam giderim, ben sürümü güderim; ‘Eksik olmasın.’ derim, nasibe göz ederim. Gidin benden uzağa, düşürmeyin tuzağa, talib oldum nasibimdeki azığa.” dedi, KAYGUSUZ söyleşe-söyleşe yerini aldı. “Dağlar taşlar şahit olsun, ‘ALLAH.’ diyen her kulu selameti bulsun, her adımda DOST çağırsın.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

14
“Yaprak verdim eline, kemer sardım beline, güzel dedim haline. Deryaya dalan olur, güzeli soran gelir; KAYGUSUZ’u kim bilir? Bilgimizde oluştuk, görgümüzde barıştık, her sergiye karıştık. Yaprak, yeşilin dengi; seven, kulunun dengi… Her olayda düzeni verir, yazan ile bildirir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

15
“Gezdim durdum sahilinde, aradım buldum fiilinde. DÖRT KAPI’ya selam verdim, her öğünde yönü sordum; kim gelirse gelsin, HAK ADI’na sardım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Binbir soru benden gelse, her soruya kulu gülse; bin ikinciyi gine de sorarım, aldığım her cevabı gönül tasımda kararım. Dilersen alalım, her bilene soralım; yaprağın yapısına mı, DİVAN’ın KAPISI’na mı gelirler? Yaprağın yapısında bulurlar, DİVAN’ın KAPISI’nda kalırlar, her bir adımda gerçeğin uyumuna katılırlar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.  

5 nisan-1
“YUNUS’un sözünde vardır, YOLU’nda yürüyene kârdır. Yaprağı ele alsan, rengini dile versen; dumanı sileceksin, gününü bileceksin. Yolun gidişi güzel, kulu güdüşü güzel. Yumuşak yol alırsa, ayak izi kumda kalırsa; giden de bilir, gelen de alır.” dedi, KAYGUSUZ adımına selam yazdı.
“Durak olmasın yolda, merak kalmasın kulda. Binbir söze nokta koysan, binbir nefese yol sorsan; gönlündeki DOST ile geçinirsin, dizindeki post ile her olaydan kaçınırsın.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

5-2
“Vurdum taya, durmadı; sordum kaya, sarmadı; KAYGUSUZ söze geldi, gönülleri kırmadı.” “Bellidir aldığınız, gönüllerdedir verdiğiniz. Ne sır oldu, ne yol sordu; kaynayan suya elini daldırdı, ‘Yanmaz.’ dedi güldü. ‘EYVALLAH.’ diyelim, tatlı aşı yiyelim. Ders aldı isek DOST’tan, yeriniz bildi isek posttan; ne YAR’dan geçeriz, ne seri biçeriz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

8
“Köşk ile çadıra göz attım, her var edilen ile söz ettim. Gördüm ki gönül yapısı ayrı değil, hiçbiri RABB’inden gayrı değil. ‘SEN bilirsin ALLAH’ım’ dedim, cümlesini selamladım.” dedi KAYGUSUZ söze geldi: “Doğu Batı bekleşir, bilgileri birbirine ekleşir. ‘Ver bana, al sana.’ derler, kimi kuru aş, kimi baklava börek yerler. Ne yerlerse yesinler, ‘YARATAN’ım.’ desinler. Bir-bir okladım hedefi, ‘Bilen bulur.’ dedim ‘Sedefi.’ Yapıya el attık, kapıda bilgi sattık.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

11
“YUNUS ile söyleştik: Kuma suyu katacağız, dilenen kapıya varacağız.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Yerden göğe razıyız, ALLAH’ım RAZI olsun. Yumuşak gelen her olayda sert taşı buldu, demde oluşan seferden yaprak misali yerini buldu. ‘Kundak açıldıkta görülür.’ dedik, daha önce verdik. Konuğu beklersen kaynağı bulacaksın, çevrende oluşan çamuru sileceksin. ‘Her olay, düzenden.’ dedik, daha önce verdik. Zararsız, fakat yoldan uzak tutan… ‘Her olay düzenden.’ dedik. Hayır. Mana ile madde kaynağı. Gerçek bilmek, kendinden kendine her öğün sormak. ‘Yargıyı, bilgim ile mi, görgüm ile mi değerlendiririm?’ deyiniz. Hem görgü, hem bilgi ile değerlendirilen her olay gerçeği yansıtır; doğuştan sözünü bilenin açtığı her sahife, tane-tane okunur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

12
“Dumana asla yer vermeyiniz. Sert gelse de, ‘Bilmem.’ diyene, taşla vurmayınız.” dedi, KAYGUSUZ yoldan GÜL’den selam ile geldi: “ ‘Aç kaldım sohbetine?’ diyene, de ki; ‘Gelenden gidenden selam aldım, yola durdum söz edeni sordum, bilse bilmese sardım, meydana oturdum yemeğe gelenden postunu sordum.’ Dedi ki; ‘Karakoyun beslenecek, ak koyun süslenecek, DOST SOFRASI’nda yünü katlanacak. Yemekten maksat; gayret ile alıştığımız, hayret ile bölüştüğümüz, gerçek diye biliştiğimiz mana aşıdır, olumsuz gelen madde taşıdır. Geçtik olumsuzu, seçtik dolumsuzu. Her günü yaşadık, bilgi ile görgü ile Alacağız dolacağız, günü geldi bulacağız; ‘KAYGUSUZ’dan konu aldık.’ diyeceğiz, kuşaktan gelene güleceğiz. Koyun; mana ile maddenin gerçek bilgisidir, YUNUS misali yolcusudur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

13
“Her sayıyı bilen, noktayı koyan değildir, sadece noktayı okuyandır. Davara yön versen, seni değil çobanını arar; gece ile günde bildiğine sorar, Güneşten aldığı ile verecek karar.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “‘Bindiğim at götürecek, kaygumu bitirecek.’ diyelim, her günün sabahında niyazımızı umut ile bağlayalım. Duman, yanan odunun vergisidir; baca olmazsa, huzurun kaçar. Öyle ise, her olayın kapısı penceresi vardır. Yanan ocağına yer verirsen, kayguya örtü gerekmez.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

19
“Ayna yok yüzüme bakayım, anahtar alıp sözüme takayım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her söz ile giderim, bağda asma dilerim. Üzüm olup erecek, kulu sofrasında görecek; belden dilden sildiğini, elden GÜL’den sorduğunu HAK ADI’na bulacak; boş destiler dolacak, bilen mutlu olacak, bilmeyen olduğu yerde kalacak, arayıp buluncaya, desti ele gelinceye kadar.” dedi, KAYGUSUZ yaprak-yaprak niyaza ağaç ile katıldı, selamladı.

3
“Yaprakları dizeceğiz, hep el ele gezeceğiz, fidan için toprağı karacağız.” dedi, KAYGUSUZ söze girdi: “ ‘Gökyüzünde pencere açılsa, bir-bir öteye geçilse…’ denilir. Pencere gökyüzünde değil, gönüllerde açılır, açıldıkça perde-perde geçilir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

10
“Kuşağı dar bağlamam, sıkar diye ağlamam. Gün güzel, gelen güzel, gönülde olan güzel, seyirde bulan güzel.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Doğduğum günde güldüm, geleni GÜL’den bildim. Bende olan beni sordum; ‘Derman diledin ya, ferman sendedir.’ dediler, dağılan her satırı toplamamı söylediler. Selam olsun dedim, her satırda VAREDEN’i bildim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.