Kaygusuz

11
“Bir çiçekte bir meyve, bir böcekte bin zerre, şükür dedim RABB’ime binbir kerre.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Telli kavak yanar söner, gönül AŞK’ı ile döner-döner, her sofrada gelir gider. Tatlı aşım, salim başım, kum oldu elimde taşım. Gölgede bulduğumu, güneşte kaybetmem. Yolumu sana sordum, DOST KAPISI’na girdim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

29
“Bardak aldın eline, güzel dedim diline. Binbir sözü verdin de, bir-bir taşı serdin de, atım atan sormadı, ham gözü durmadı; dağlara yaslan dedim, bir dalını sarmadı. Gelmiş geçmiş selamdadır, KAYGUSUZ kelamdadır; bağlara adım atar, pazarda üzüm satar; bileni, bilmeyenin ardına katar. DOST olduk ya seven ile, kendini kendine soran ile, komşudan aldığını gönlünce yoran ile. Her konuyu görevince yordukta gerçeği bulmuş oluruz, nefsimizi DOST’a katmış oluruz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

31
“ ‘Almayı dilediğim nedir?’ dedim, kendime sordum, gönlümde tezgahı kurdum, ne gelirse koydum. Gelene geçene sordum, ‘Sevginiz BİR midir?’ HAY dediler. ‘Gönlünüz gür müdür?’, RAHMAN olan ile dediler, KAYGUSUZ’a kayguyu sildirdiler. ER olduk, erlikte kaldık, SAHİB olana EYVALLAH dedik. Gönül senin yapındır, bilgin gönlünde kapındır. Sevgin, kapını açar, yapına geçer.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

7 haziran
“Kahır etmedik söze, toz almadık göze. Dün geçti, günü bilen seçti; ‘Bilmem.’ diyen, her olaya şaştı. Şaştığın gün, güzele göz açtığın gündür.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bilen bilmeyen gelsin, gölgeyi cümlemiz silsin. Ben varsam, senin yolundan; ben korsam, HAKK’ın sözünden; dağlarda karsam, bilgimin izindendir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

14
“Ben miyim seven SEN’i, SEN misin seven beni? İçinden çıkamadım, geriye bakamadım, su aldım dökemedim, ağaç diktim sökemedim.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “ ‘Su elinde kaldı mı?’ dediler. Su benim, bana gerek; yol benim, sana getirecek. ‘Ağaca su dökemedim.’ dediğim, RABB’imin, RAHMET’ini cümleye paylaştırdığındandır. Ayağıma elime, ayakta tutan belime RABB’im kuvvet verecek, her varolan bildiği halde görecek.” dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı.

5 temmuz
“ ‘Bardağa su alayım, yeterse suya dalayım.’ diyene de ki; ‘Binbir kelama daldım, her akan suda durdum, deryayı derin buldum. Dedim ki; yüzmeyi öğrenmeden dalamam, dalmadan kalamam.’ YA ALLAH diyeceğim, HAK LOKMASI yiyeceğim, bilgi fistanı giyeceğim; o zaman, deryaya dalmaya, gönlüm ile kalmaya hazırdır.” dedi,  KAYGUSUZ sözü MERYEM’e verdi:

15 temmuz
“Dağlara selam verdim, ‘Selam sizlere.’ dedim; dağda öten kuşlara, siper olan taşlara bir-bir adımı yazdım; ‘Gelen giden olur da, bilgi alır dokur da, cümle ile paylaşır.’ dedim, yapraklara iz sordum.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Daldığım suda buldum, gönül hoşluğuna doldum, bilgimi cümleye saldım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

21
“Üç öğünde andığımız, bir ömürde bulduğumuz gerçeğe ayna olan her gölge, bulgumuzun şahididir.” dedi, SARI ANA ile KAYGUSUZ sözü aldı: “Çölde deve güdeceğim, ben YEMEN’e gideceğim; cümleye sözüm verdim, cümlesini arkama katacağım.” dedi de, SARI ANA ile KAYGUSUZ Güller bahçesinden, gönüller bohçasından, her birinize DOST selamı iletti; DOST’luğa EYYÜB’üm ile MERKEZ’imi de kattı; YEMEN’den gelen selamı cümlenize ışık diye tuttu. Selam ile geldiler, selamlayıp yürüdüler.

26
“Karlı dağlar izin verir, yanan ocak sözün bulur, her kararda İZİN alır. RABB’imin ADI’na verdik, ADI ile her kapıda durduk, bileni bilmeyeni sardık, sanmayın ‘Kimsin?’ diye sorduk. Kim olursa olsun, yeter ki DOST SOFRASI’na gelsin.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bakalım, her yakaya dilenen GÜL’ü takalım, tarlaya ekini atalım, ALLAH ADI’na el ele tutalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

12
“ ‘Yardığım adım, ayağıma gelmesin.’ dersen, yorumunu düzenli yaparsın. (Dikkatli olmak?) EYVALLAH. ‘Kopan ipe düğüm atayım, gelecek atı tutayım.’ dediysek; düğümü güçlü atalım, HAK ADI’na atın başını tutalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

18
“Dağlarda bulut var ise, yağmur gelendendir; Güneş var ise, kar eriyendendir; olumsuza emek vermek, kulu zorlayandandır.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Koyun besledim, sütü var diye; atı besledim, yüküm var diye. Gidip gelene selam verdim, VAROLAN’ı nerden bildiğini sordum. Kimi yerden, kimi gökten, kimi azdan, kimi çoktan dediler, kendinde olana bakmayı bilmediler. Benden olumsuz gelen, sende noktayı bulur, her kulu açtığı yönde görür.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

21
“Her öğütte gölgeni silersin, sevgi ile gülersin; sonra döner, yeniden kayguya dalarsın. Ayağında sarılı olanı aç, olumsuz dediğin olayda, görgün ile bağladığın güzeli seç, yer vermiyor ise geç. ‘Yayan gidemem, aldığım sürüyü güdemem.’ denilmesin; komşuya yer verdi isek, ‘Nasıl olur?’ demeden paylaşılsın.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
“İğne aldım iplik yok; elma soydum çöplük yok. ‘Fistan giyeyim.’ dedim, yerden ayağı aldım, dört yönümü aradım. ‘Dar gelmez duvarlar, hor görmez davarlar.’ dedim, fistanımı giydim. Elbet çoban fistanı… Giyersem yaban fistanı, derler ki, ‘Yazacak destanı.’ Okuyalım sevinelim, YAZAN ile övünelim. Seyre geldik, dumanı sildik, komşu ile sevincimizi paylaştık. Doğuya söz verdik, batıya kilim serdik. Dileyen gelsin, selamını alsın.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

27
“Binbir atlı koşarsa, her gönüller coşarsa, bizden sizden sayılmaz, ham meyve soyulmaz. Olduk olasıya, sevdik ölesiye.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Yama vurdum dizime, düğüm attım sözüme. Yolum gidene açık, dualarım cümle ile gerçek. Doğuya nefes gerek, batıya heves. yoğun gelen boğasa ALLAH’ım kuvvet verir, KUDRETİ ile zor geleni düzeltir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. Boğasa; yüklü gelen zorluktur. Doğuştan aldığına gerçeği bulduğun gün yorumu silersin. Dersin ki, ‘Boğa üstüme gelse, gücümden üstün olsa; YÜCE’nin verdiği ile dururum, gerektiği an vururum. Asla korkum kalmaz, bende gününü sormaz. Öylece boğasa ile övünürüm.’ diyesiniz.

4 ekim
“Oluyor diye geldik, buluyor diye sevindik, DOST yuvasında huzur ile gerindik.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Benden YUNUS’a varsa, her aldığı sözde dursa, koşan ata gem vursa; dilediği yoldan şaşmaz, yoluna taş gelse düşmez. Yoğurt aldık, sütü sorduk. Güğümü verdik dolsun diye, gönül verdik kainatta kalsın diye. Yoruldum diyen ile yargıyı silene gönülden yol bulduk, sofrasında yoğurt yiyelim diye kaldık.” dedi, KAYGUSUZ YUNUS ile bağını sorana anlattı: “Dağdaki üzüm ile ovadaki üzüme benzer… (YUNUS ile KAYGUSUZ’un buluş farkı?) EYVALLAH. Konuk gelenden aldık, cümleye gönül verdik, sargıyı yerinde bulduk.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

11
“Okudum yazdım, bilgimde çözdüm, uymayanı çizdim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Çardak aradım durayım, bağın nerde sorayım. ‘Oyundan uzaktır.’ dediler avımı elimden aldılar, her biri çevremi sardılar, ‘Nerden? Kime? Nasıl.’ diye sordular. Cümle ile katıldım, bir ok ile atıldım; bilenden kurtuldum, bilmeyenden satıldım. ‘Olursam kulum, bulursam yolum…’ derim, çardakta kalırım; ‘EYVALLAH.’ dediler, gönülden gelene sevindiler. Yol yolcunundur, gönül hancının, oturalım nasibimizi kotaralım. Selam olsun cümlesine, selam olsun cümlenize.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

25
“Çok verdin güldüm, az verdin sordum, yerden göğe sevgini verdiğin ile yordum.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı, yolda EYYÜB’e sordu: “Sohbete gideceğiz, yerde kilim var ise yerini bulacağız.” KAYGUSUZ ile EYYÜB’üm birbirine el verdiler, yere kilimi serdiler; bir lokmaya, bir hırkaya, yerden göğe söz ettiler: “Var ise, çoğu; yok ise, azı bileceğiz; VAREDEN’e, sevgimizi sunacağız.” dediler, cümlenizi selamladılar. (Kanaat mı?) EYVALLAH

26
“Tavrımın düzenini bilirsem, senden duymam; atımın dizginini elde tutarsam, kayguyu almam; ‘YA ALLAH.’ dediysem, asla darda kalmam.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “ ‘Söz ustası, saz hastası…’ deseler, uymaz; ‘Yol ehli, YUNUS halli…’ deseler, duymaz; kozu elinde olsa, dileyene vermez. ‘Öyle ise, yolu bilsin, kendini bulsun, öylece sofraya gelsin.’ dediler, altın ağı yol üstüne serdiler, selameti gerçeğin ışığında buldular.” dedi, KAYGUSUZ kendi ölçüsünü cümlede birledi. “Ay’dan gedik açsalar, yıldızdan yıldıza geçseler; gölgesini sorarlar, bildiklerine yorarlar. Ne Ay’da, ne yıldızda, bilgince bulamazsın; almayı dilemezsen, söz ehli olamazsın.” dedi, KAYGUSUZ ile YAHYA EFENDİ söyleşti

31
“Al fistan, sarı fistan, elinde okur destan. KAYGUSUZ’a selam verse, kaydını elinde görse; ‘Destan ne güzel.’ diyecek, gelene gidene gülecek.” dedi, KAYGUSUZ söze ÖZ’e girene, gönülde gerçeği bulana, selamını iletti.

“Yerde otu gördün de, aldın kilimi serdin de, karıncaya derdini sordun da; dediğine uydun mu? Deme, ‘ER yolu zorludur, dağ yolu karlıdır.’ Zoru da, karı da geçersin, her öğünde kekik çayı içersin.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

2 kasım

“Okuduk yazıyı düne selam verdik, gün ile konuya girdik. Üç aşamaya girecek, her aşamada birbirini serecek, yerini öylece KAYGUSUZ’ca görecek.” dedi, KAYGUSUZ yularsız ata semer vurdu. Karşımızda olana. “Mayasız yoğurt olmaz, sütü almayan gelmez; RABB’ini bildi isen, olumsuza kanmaz. Güzele uyacak, gönülden duyacak.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

6
“Anahtarı ele al, dünkü sözü dile ver, güzel olan kilimi yere ser. Yerde olan, serden geleni bilir, zorda kendini bulur. Duman güneşi gölgeler, sadece senin gözünde…” dedi, KAYGUSUZ selamını yerden göğe iletti.

9
“Aynı yolda gidersek, aynı sürüyü güdersek; soluğumuz birlenir, seyre gelen gürlenirdi; bilmezse kul, zorlanırdı.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Binbir söze nokta koydum, her satırda söze uydum, kuma geldim dize durdum. ÖZ’üm sözüm O’nun ile, yanan gönlüm O’na doğru.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

22
“Dağlar deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam; yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

23
“Var ettiğin bizlerle, SEN’den güzel sözlerle, dağlar taşlar eğilir, her damla su deryaya varmaya çalışır. ‘Damla suya eremezsem, güzelliğini görmezsem, vah bana, eyvah bana.’ diyelim, bir damla sudan ibret alalım, alalım da damla-damla dolalım, kar tanesinde arılığı bilelim.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Yolda giden her kulu özgür olduğu halde duymayı dener, kendi ile kendini sınar, az bildiğini toprağa, çok bildiğini yaprağa sunar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

28
“Yemine asla yer vermeyelim, yemin edeni hoş görmeyelim. ALLAH’ımın ADI, kulunun yorumuna şahit gösterilemez.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her satırda söz verdik, her sahifede yolu sorduk. Denildi ki, ‘ADI’na gönülden katılıyor isen, YOLU’na yorumsuz atılıyor isen; yön sorma, günün vergisinden kayguya girme.’ Yol açık, yolcu hazır. Yolda olana, yamayı yerinde bilene… Ağaca meyvesinden dolayı değil gölgesinden dolayı gönül veren, kendinde olanı cümlede gören, her olaydan çirkini silen, sen ile beni birleyen… Selam olsun ona yerden göğe.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

29
“ ‘Ayrı gelen ezilmez, tortu veren süzülmez.’ diyene, de ki; ‘Ezmeyi deneyen kendinden, süzmeyi deneyen RABB’inden aldığı ile bilinir, gayrı ile övülür.’ ” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Mayayı hamurda çoğaltırız, hatayı bilgide azaltırız; sözümüzde hata olsa, DOST SOFRASI’nda savunmayı deneriz, kayguyu öylece sileriz.” dedi, KAYGUSUZ dikensiz gülün olmayacağını söyledi, selamladı.

6
“Odunlar sıra-sıra, gölgede çıktık tura; aldık verdik, gördüğümüz halde durduk huzura.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Kaynayan tencereye, açılan pencereye bilgin ile katarım, bilen kulu elinden tutarım; doğuştan aldı ise, kendinde buldu ise, her rengi sordu ise, ‘Güzellik sende.’ derim.” dedi, KAYGUSUZ NUR’dan alana, duyduğu her söze gülene selamın iletti.

7
“Ağacın dalı kırık, asmada kaldı koruk, DOST KAPISI’nda arık; gelene gidene verir, ne halde olsa korur, cümle ile güzeli bulur.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı, kendinden gelen her kula gerçeğini sordu. “Her kulun gerçek bilgisi, kabıncadır.” dedi, HACI BAYRAM KAYGUSUZ ile sözü bağladı: “Üç niyet sorsalar, derdim ki ‘Aşkımla övüneyim, meşkinle dövüneyim, HAK ADI’nı savunayım.’ Ayran alalım güğümü dolduralım, içene geçene sunalım, KAYGUSUZ ile sözü bağlayalım.” dediler, selamladılar.

9
“Kaygu almadan gel, dumandan geçmeden bul, seçen değil seçilen ol.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her emeğin emekçisi, niyetiyle ölçüsünü alır; bilmediğinden değil, uymadığından yargılanır. Madem ki bilensin, uyandan oldun, öyle ise kayguyu da sildin.” dedi, KAYGUSUZ her konuya YARDIMCI’n ile girmeni, gerçeği gölgesiz görmeni diledi, selamladı. 

10-1
“ ‘Dağlardan ses alayım, gelen sese güleyim, bağlı atı çözeyim.’ dedim de; ‘KAYGUSUZ sözde…’ dediler, dayandığım ağaca gelip nokta koydular. Ağacın heybetine, vergisinin kıymetine güzel dedik gerindik, gölgesinde oturduk gönül ile barındık. Her düzende DOST yapısı ayrı ayrıdır, nasib kapısı birbirinden gayrıdır! Kaybetmeden, bulduğuna sevinmezsin; aramadan, emeğine gülmezsin. Birbirine bağlı olan gününde, aydın gelen yönündesiniz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

13
KAYGUSUZ söze geldi, durmadı, gücü bildi, çam ormanına daldı, gelen havaya güldü: “Binbir emek bir düzene, bekleyen bakar yazana; çevreyi bağladı isek, gönül koymayız yozana. Varsın bilgisinde dikenler olsun, senden benden güzeli bulsun; aynayı elinden alsın da, kendinde olanı görsün!” dedi, KAYGUSUZ selamladı 

20
“Kar yağsa da toprağa, YUNUS’un sözü bitmez; MERYEM’in verdiği, DOST diyeni satmaz, aldığı sürüyü dumansız yerde gütmez. MERYEM DOST KAPISI’dır, dilediği yer elinde tapusudur!” dedi, MERYEM sözü KAYGUSUZ’a verdi, KAYGUSUZ açık kapıdan ‘Selam!’ diye girdi:
“Ürününüz bol olsun, sevenler balı bulsun; her çiçekte güzeli, her böcekte özeli görsün! ‘Oldum, olayım!’ dersem, gönlümden öyle geçersem; ne olduğuma, ne bulduğuma şahit sayarım, binbir emekte bir örtümü soyarım. YUNUS gezdi yürüdü, MERYEM saçını sürdü; KAYGUSUZ ‘Aşkını gönlünde sakladı ise, sergisini kim gördü?’ dedi de, kendinden kendine uyandı, ulu ağaca dayandı, soyluyu öylece yorumladı. Gönlüm bana açık ise, benliğimi silerim; gönlüm cümleye açık ise, varlığımı her zerreye bölerim; öylece soyluluğu hak eder, günün düzeninde yerimi bulurum.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

21
“Bağda sepet aradım üzümü toplayım diye. Bağcı geldi duvara dayandı, günün yorumu ile uyandı, beklediğim nasibi benden diledi. ‘Elbet paylaşırız, DOST halinde uylaşırız.’ dedi de, PİR SULTAN ABDAL aradığı sepeti buldu, mayayı tepsiye yaydı. Üzümler toplanacak, yapraklar katlanacak; sorguya gelenlere, niyazdan diyenlere, PİR SULTAN ABDAL selam verecek; kalanlar kutlanacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü KAYGUSUZ’a verdi: “ ‘Bilen ile bilmeyene, KAYGUSUZ perde gerdi…’ dediler, KAYGUSUZ’u yerdiler. Kimse kimseye perde germez, DOST KAPISI’na nasibi olmayan gelmez, yanan ocağa elini aklı olan koymaz. Gel güzel gel, bildi isen kendini; gel güzel gel, açtı isen bendini. KAYGUSUZ söze geldi, sözünde gerçeği verdi, geleni kalanı gördü. Soframız aç olanın değil, muhtaç olanın mekanıdır! Açlık, aradığı Dostu bulamayanın halidir; muhtaçlık, DOST’u bulup doyamayanın halidir. Gayret kulunun emeği ise de, yapıya hizmette kullanılıyor ise, gereğini bulmuştur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

25
“Her dalda zeytin dolu; gölgesine geldik, KAYGUSUZ dedik durduk. Gelmeden bilemezdim, görmeden olamazdım, akan su olmasa dolamazdım; hizmetim olmasa, gerçeğe gülemezdim; ‘Bir alayım, bin vereyim!..’ desem, ne almaya, ne vermeye doyamazdım. ‘Bir aldı isem, bin üreteyim, binbir kapıya ileteyim!’ dedim de; ‘Saymaya gücün yetmez, sonsuza kadar söylesen sözün bitmez! Gayretin sınırı beden ile çizilmiştir, gerçeğin sınırı her nefisten çözülmüştür!’ ‘YA ALLAH!..’ dedik, her sözün özünü O’nun ile bildik. ‘Mehtap var!’ diyenler, sabahı beklesinler; ‘Bilgim ile doluyum.’ diyenler, pişmiş aşı yesinler. Taş büyük olsa da, her damlada aşınır. Duysunlar, YEMEN’den gelen her söze doysunlar!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

3
“Saydığımız BİRLİK’edir, asla seçilmez; yolumuz gürlüğedir, geçilmez; YAR ile geldik söze, ‘Nerden?’ diye şaşılmaz.” dedi, KAYGUSUZ PİR SULTAN ABDAL ile söyleşti: “Bir sofraya oturduk, her lokmayı bitirdik, cümlenize YEMEN’den selam getirdik. Alanlara bulanlara, HAK ADI’nı bilenlere, YARATAN’ı yarattığı ile sevenlere selam olsun.” dediler, YEMEN’den günün sohbetini verdiler: “Aynayı verdiğimiz, her birinizi ayrı-ayrı gördüğümüz dost YAR’dır; YAR VARLIĞI’nda kendini bilene kârdır; akılda kalan zor, akıldan akıla ulaşan BİR’dir.
Dağların yükü dağa zor gelmez, ağacın kökü toprağa zor vermez; yerini bilmeyen, dünyada gülmez; ‘Ahir ile zahiri anlatayım…’ desen, bildiğini sürüye katmaz. El ele olalım, dilenen niyazı verelim.” dediler, KAYGUSUZ ile PİR SULTAN ABDAL YEMEN’den gelen niyazı verdiler, selamladılar: “Aradığım bende ise SEN’den bildim ALLAH’ım, aradığım SEN’de ise bende buldum ALLAH’ım. SEN’i beni BİR’ledim de, yerden göğe zorladım da, kainatı korladım da, naza girdim ALLAH’ım. SEN’den gelen GÜZEL ile söze girdim ALLAH’ım.”

4
“Kendini bilenden, konuyu hayır diye anandan ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her satırın bağladığı konuyu bir kitapta ararsan, yanılabilirsin. Çevrende ara ki, kendi yorumunu kendin yapabilesin. Okuduğun kitabın yorumu sadece yazana aittir. (KUR’AN’dan söz ediyor herhalde…) Komşunun bahçesinde açan çiçekler senin bahçende de açar, ne var ki, bakımına bağlıdır, ekimine bağlıdır. Yazmayı değil gezmeyi deneyelim; NİYAZİ’nin verdiğini, yolundan aldığını öğrenelim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

10
“Yoğun geldi ise vergimiz, yerinde olur sorgunuz, gelenden gidenden bilmez yargınız. Duyan alır, seven bulur, DOST KAPISI’nda çağrılan DOST’unu görür.” dedi, KAYGUSUZ her yaprakta cümlenin adını gördü: “Çiçeklerin renginden yerimi aldığımı sanmayın. Dağlarda solgun olan çiçekler, bahçede koyulaşır. ‘Neden?’ dediniz mi, kendi kendinize sordunuz mu? Düşleyelim, bağladığımız bilgimizi taşlayalım, gittiğin yerde aranmaya başlayalım… Yeterli midir, aldığımız ile tutarlı mıdır? YUNUS döne-döne aradı, PİR SULTAN ABDAL her adımı taradı, BEHLÜL’üm aradığını zorladı… Her biri gördüler ki; buldukları bir bohça, her ucundan biri tutmuş, kat-kat etmiş, cümleye bilgi satmış. Sonsuzun bilgisini bir bohçaya koyamazsın, koysan bile bir BİLGE’ye veremezsin; doymayı dilersen, çevreni göremezsin. Açlık olmalı ki, aramaya ava gidesin.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

12
“Seyrana geldik hazzı, gölgesiz dedik güzü; çevrede olan her yüzü yaprak-yaprak göreceğiz, emekten veren ile sepeti öreceğiz. Doymayı deneyenler, önce uyanlardır, soğuktan sıcaktan, kardan buzdan ayrıya düşenlerdir. Her olayı katıksız dileyen, sevgisine örtü koymasın.” dedi; bundan şundan sözü alanın, KAYGUSUZ ile ormanda bulanın sorgusuna geldi: “Yolumu bulayım diye her ağaca nişan koydum, gide-gide ormanın dışında kaldım. Döndüm baktım ki, koyduğum nişanlara kuşlar tünemiş, aldıkları her tanede birbirini sınamış, bilen bilmeyeni kınamış. ‘Bak sen minicik kuşa, kendini hakim saymış.’ dedim de, merdane gelen kadıya sordum: ‘Her yaratılan, bildiğince uyuma katılır, bilgisinde olan ile uyuma atılır. Güzelin örneğini, yaratılmış her var olanda görmelisin. Marifet; yaratılmışlığının BİLGE’si olmak, sınayan kınayan kuşlara kendini örnek vermek…’ dedi de kadı, beni bilgimdeki noksan ile ortada koydu. Düşündüm danıştım, ERENLER’le konuştum. Dediler ki; ‘Kimsenin kaydına kimseden söz düşmez, bileyim diyen kişi kimsenin bilgisini deşmez, kendi yolunda gönlünü açtı ise olanlara şaşmaz.’ ‘EYVALLAH.’ dedim kendime döndüm, kendimi ERENLER’in sohbetinde buldum.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

17
“Manaya yöneldikte Güneş’e bakarız, başımıza gül takarız; güzellik öyle tarif edilir. KAYGUSUZ’a gayreti sorsak; ‘Emekten esirgenmeyen.’ der, her adım için RABB’inin RIZA’sını diler. Gelmeyi dileyene de ki; ‘Meyveler oldu toplayacağız, bohçalar doldu katlayacağız, gönülleri AŞK’ı ile paklayacağız.’ Dönüşten yol sorana; ‘Gidişi bildin mi?’ diyelim, kayguyu sildin mi bilelim, sevgimizi gerçeğin aynasına tutalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

18
“ ‘Komşuya sorayım, yoluna varayım…’ dedim, kapısına durdum. Gelen giden göz attı, ‘Bilmez.’ dedi söz etti. Aşıma başıma niyaz ettim, kapıya vurdum; öfkeyi hal edinen, bilgeyi kul edinen biri ile karşılaştım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Selam verdim komşuma dedim ‘Gelsin yuvama aşıma…’ ‘Olmaz.’ dedi, ‘Sen kimsin? Ben koskoca bir kaya, sen yolunda bir kumsun.’ Dedim ki; ‘Ufalırsın dökülürsün; talip ol da, sen de kum olursun; ne kırılır, ne kırarsın, ne yorulur, ne yorarsın…’ 
Gönlüne ateş düştü, geldi gönlümü deşti. Ne güzel sohbet ettik, gecemize gün kattık.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

24
“Ayran aldım elinden, güzel buldum dilinden, gölgeyi sildim halinden.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Ağaçları bir-bir saydım; kimi selvi misali, kimi çınar masalı. Gölgeleri yapısınca, vergileri kapısınca. Oturayım dedim selvinin gölgesine, daldım karıncaların kavgasına. Aşlarını taşırlar, gündüz gece savaşırlar. Görgümü açamadım, bir kapıdan geçemedim. Dedim ki; ‘Senin yerin çınarın gölgesinde, suların dalgasında…’ ‘Varayım niyaza…’ dedim, ÖZ’ümden sözümden HAK ADI’nı bildim. Yılların getirdiği, asırların bitirdiği, O’ndan sana masal olur, kökünün vergisini dalında bulur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

30
“Yamaçtan aldığım yeri, demde arayan ile paylaşırım; söğüdün gölgesinde, PİR SULTAN ABDAL ile söyleşirim; ne VARLIĞI’ndan gölge bekler, ne SIRRI’ndan açık kapı sorarım. Kaldığım her basamak, BİRLİĞİ’nin temelidir; özgürlük, bilen kulun emelidir. HAK yolunda çalışırsan, gönülden gelene akıl ile alışırsan; diktiğin fidan yeşilden yeşile yol alır, dilenmeyen hal dileyende kalır.” dedi, KAYGUSUZ her yolun başına, benliğinden dostluğu ayırmayanın adını yazdı, selamladı. 

31
“Güneş ile çıktım yola, ‘Bulut olsa…’ dedim kula. dedi, ‘Yağmur gelirse…’; dedim ‘Toprak bilirse…’ KAYGUSUZ, yolun tozundan seyir bulursa; kimden kime söz gelir, kim kimin sergisinde kalır?  Sevdiğiniz her zerrede, gelmiş geçmiş seni bulur; niyazında gelişen, doğruya selam verir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

1 şubat
“Yazdan kıştan sorumlu sen değilsin, soğukta fistan giymediysen sorumlu ben değilim.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Yumuşak geldi söze, gönüller doldu size. Bir-bir aldık her satırı, olsun dedik kul hatırı. Eğmek güzel başımızı, sevmek güzel aşımızı; ufalttıysak taşımızı, ‘Mutluyuz RABB’im.’ deriz, kulluk gururuna giyinir, nefis giysisinden soyunuruz.” dedi, KAYGUSUZ sözü SARI ANA’ya verdi: 

6
“Böceğin kanadına benekler koymuş, gittiği yerde verene uymuş, dilediğini duymuş, dilediğini silmiş, güzelden güzele gönlünü vermiş.” dedi, KAYGUSUZ her niyaza aydın girdi: “Kement attığın olayda, tutacağın güçlüdür. Yıldırmasın, kayda geçeni sildirmesin. Dumansız ocak olmaz, duman olmadan ateş yanmaz. Ocağın yanacak, bacası tütecek. Yeter ki baca tıkalı olmasın, duman içerde kalmasın. Elden ele verdik, kaygu gelmez.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

14
“ ‘Daha önce varayım, MEYDAN’da yer alayım.’ diyenler, ayak ile gidenler; kainatı temaşada, gönüllerini, akıllarını, mantıklarını eğitenlerdir. YUNUS, ALTI ATLI’ya isim verirken, ‘Altı yolun BİLGESİ’ der. ‘YA ALLAH.’ diyelim, gittiğimiz yolda güttüğümüz niyetimizi bilelim. BİLGE olandan, bilgisini alalım; ata binmiş gidiyor ise nasıl bulup soralım, bilgisini yeterli bulmuş ise? Yolumuz HAK’tandır, O’na sığınalım.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Serçenin gücü yetmez ağaç dalını kırmaya, balığın gücü yetmez elimdeki destiye vurmaya. Dal kırıldıysa, desti düştüyse, hatayı kendimde aramalıyım, yetmeyen bilgiden kendimi sorumlu tutmalıyım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

15
“Deste-deste gül aldım, gerçeği buldum, hayal olanda soldum; dağlardan izin aldım, ‘Bana yol verin, sırtınızdan aşayım, dilenen gerçeğe sayenizde ulaşayım.’ ‘ALLAH. ALLAH.’ dediler, dağlar yolumu açtılar. Gide-gide ulaştım, ulaştığım yerde şaştım. Meğer, benden bana selam gelmiş te, dağın yolunda durmuşum, elde yumağı sarmışım. ‘Yumak; sana sorsaydım, beni bana söyler miydin?’; Sormadın ki dedi, DOST günümü dağı aştıktan sonra bildirdi. ‘Hay KAYGUSUZ hay, düne dersin vay, dağdan dağa aşarken çağırırsın hey.’ Güldüm garip sözüme, durdum döndüm ÖZ’üme, gülünüz cümleniz yüzüme.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

28
“ ‘İndiğim yokuştan bileğim incinmesin…’ dedim mendilimi sardım, KAYGUSUZ adını Sevgili’ye sordum. dedi ki; ‘Kendinden kendini sorana, kendini cümle ile yorana KAYGUSUZ derler. Kendini bilen, kendinden cümleyi bölen, kayguya düşmez de, olana şaşmaz da, dağlardan akan su ile taşmaz da, KAYGUSUZ adını alır.’ ” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

1 mart
“Gündüz gece demeden, baklava börek yemeden yol aldık, güne daldık, gecede yıldızlara sorduk; ‘Gelenden gidenden haber var mıdır?’ Dediler ki; ‘Gece yolun zor mudur?’ KAYGUSUZ konu etmez, HAK yolunda tasa tutmaz, bilmedi
(ği)ne bilene satmaz. Dayandığı GÜÇ ile yanar, döner, öğrenir; öylece, bildiğine, bileni de, bilmeyeni de ortak eder.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. (Resim verildi: KAYGUSUZ) “Çevreyi gezdim de, çehreyi çizdim; bilgimde, kendimde olanı sandım ki çözdüm; bildiğim bir satırı okudum, gördüğüm güzelde gerçeği dokudum, KAYGUSUZ adını yaprağa yazdım.” 

8
“Taze yaprak alacağım, YUNUS ile geleceğim, sevginize ortak olacağım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Ayağımın izinde, sevgilinin sözünde, yama varsa dizinde; postumu sereceğim, ‘Gel dostum.’ diyeceğim. Bağlara su yürüdü, dağlarda kar eridi. Yerden göğe yöneldim, YAR ADI’na yol aldım, ‘Bilmeyene zor.’ dedim. Olumsuza bakarsan, zamanını yakarsın; gönülden gönüle sevgini ver ki, eteğindeki taşı dökesin.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

11
“Her öğüdü bir bohçaya koyduğun, gelen geçen ile günleri saydığın yerde, beklenen güzeli göreceksin. Yolun verdiğin her olaya bohçaya koyduğun öğütten yayarsın, gelen de alır, gülen de…” dedi, KAYGUSUZ, dört yaprağı bir BÜTÜN’e ekledi, aldığı her bilgiyi önce kendine sakladı, ‘Adağım olursa dağıtacağım, aldığım bilgide dileyeni eğiteceğim.’ dedi de, HACI BEKTAŞ’a sordu: ‘Saklanan bilginin sahibi misin?’ ‘DOST. DOST.’ dedi, KAYGUSUZ secdeye geldi, kendinden kendine sordu; ‘Aldığının bir harfini saklayamazsın.’ Öyle ise, güç ver RABB’im. SEN’in vergin olmazsa, aldığımı HAK’layamam, bekçi olsam bekleyemem.” dedi, KAYGUSUZ sözü HACI BEKTAŞ’a verdi: 

14
“Vardığımız yol bizim, ‘Dönüşe’ diyemeyiz; bağda gördüğümüz üzüm; ‘Sahibiyiz’ diyemeyiz. Dağlardan almadıysak, bağlardan bulmadıysak, çevreye gülmediysek; doğuşa bekleriz, değirmene su ekleriz.” dedi, KAYGUSUZ seyre daldı: “Dört kapı açıktır; seni beni bilene, RABB’im verdi diyene. Dört yol açıktır; her geleni sevene, lokmasını verene, güzel çirkin silene.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.