
“Dönerse yanacağım, kanarsa dolacağım, her
gönülde bulacağım.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: “Varolan, VARLIĞI’na; güzel gelen, darlığına
çizgi çeker; güçlü olmayan duvar çöker! ALLAH’ım kuluna, yapısının gücünce
dayanır! Bildiğin hal, güçlü oluşma, sadece ALLAH’ıma dayanışına
işarettir; gerçeği açık gördü isek, açtığınız kapıdandır. Asla şüphede
olmayalım, yerden gökten gelen her nefesi yersiz bulmayalım!” dedi, HAMZA DOST
selamladı yürüdü.

“Dayanmayı bilmezsen, dağılandan olursun;
eğilmeyi bilmezsen, kendini öğütürsün, göre-göre eğitirsin.”
dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi: “Söz bitmez, dinliyorsan; naz bitmez, inliyorsan; yol bitmez, önlüyorsan.
Gel alalım düzeni, aldığımız yazanı. Nazdan ayrı kalalım, DOST kapısına
varalım. Eşikte bir an duralım, diyelim ki: ‘Ne dünyayı sileriz, ne
ömürden böleriz, HAK verdiğini biliriz, yozdan uzak kalırız!’ Sende olan,
bende gelişendir. ‘ALLAH!’ diyen, dünyada çalışandır. Aldığımız
her sözü öylece bilelim. Güzeli, en güzeli kendimizde bulalım.” dedi, HAMZA
DOST selamladı.

“DOST olduk geldik söze, selam getirdik size.” dedi,
HAMZA DOST söze girdi: “Dağlar yolum örtmez, taşlar ayağım
dürtmez, elimde çıkınım var, dolu değil yere sürtmez. Sağır
değilsem, sesi duyarım; aklım var ise, EMRE uyarım; olsa olmasa ne gam?
‘Güzel gün gelecek!’ der, gecede yıldızları sayarım. Sıyrıldı ise gece, bölündü
ise hece; açılan düş misali, kemere yer veririm. Düşünde, hep
DOST’tan vereni gördün; gününü öylece düğümsüz ördün.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.

“Onbir ayı sayarız da, on ikiyi sararız da, bir gününü bağlarız,
‘ALLAH! ALLAH!’ diyerek, yollarına uğrarız. Seni beni BİR’ledik,
cümle ile gürledik, ayırmadık sevindik, niyazlara katıldık.” dedi, HAMZA DOST
selamladı: “BİR’den BİR’e döneceğiz, binbir ile
yanacağız; suyu bulduk kanacağız, daldan dala konacağız;
ALLAH’ıma şükür olsun, aynı semada buluşacağız. Ağlayana
‘Gül!’ dedik; çağlayana ‘Dol!’ dedik; arayana ‘Bul!’ dedik. Ne taşlar
yolu kapar, ne kulu O’ndan kopar. Ömrümüz O’nunladır. ‘Ol!’ dediğine
uyduk, kulluğunda gerçeği duyduk. SAHİP’siz olmadık, niyazdan
kalmadık. Selam olsun.” dedi, HAMZA DOST cümlenize güldü.
“DOST KAPISI ararsan; gönlünü açasın, gönül kırmaktan
kaçasın, yolun gittiği yere değil elin tuttuğu yerde uyum
bulasın!” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi: “ ‘Alacağım vereceğim, düzen kursun
göreceğim.’ diyen; yaprak verse uyacak, kuşu görse duyacak,
toprağa ekse bilecek, suyunu dökse yetecek. Elinde dilinde, ne var ki
esirgediği gönlünde. ‘Bulut oldu karardı.’ dediği; ömründe RAHMET olup
yağacak, Güneş öyle doğacak.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Bakacağız düz yola, kul düşünde iz bula,
HAMZA DOST der söz ola. Bağladık sözümüzü, çevirdik dizimizi. Dedik:
‘ALLAH’ım, gözümüzü ayırma güzelden!’ Doğruya uyduk geldik, sesini duyduk
geldik, gerçeği bulduk geldik. Sözümüz sevenlere, kendini bilenlere,
‘RAHMET HAK’tan!’ diyenlere.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Örülecek duvara; kumunu aldınız mı, kireci buldunuz mu? Damını örtelim
dersek, kiremite talib oldunuz mu?” dedi, HAMZA DOST söze geldi: “ ‘Bunalıp alamadım, su gördüm dalamadım, ocak buldum
yakamadım, kuruyan ağacı sökemedim!’ diyenden uzak kalalım, kulun
gayretini hevesinde bulalım. Gönüller, verdiğin ile beslenir. Ömrün,
gönlün ile süslenir. Dağdaki üzüme bakarsan, yüzünü güldürür. Asmayı
yakarsan; mevsimi bitirir, seni alır olumsuza götürür.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.

“Duyan ile görene, gideceğiz törene. Tur aldık,
darı sildik; ölçüde bildik, dilenen duvarı ördük.” dedi, HAMZA DOST selam ile
geldi: “Aşacağımız duvar, yapıya uygundur.
Dağılanı toplayalım, bilgimizi katlayalım; asmayı diktik, üzümü
bekleyelim. Yumağını YUNUS misali dolayana, hizmete talib olana. Geçerli
olan elbet seçilendir. Yarayan, gerçeği arayandır. Zorluk; başlayanda
değil, boşlayandadır. Karşı karşıya geldiğiniz, ayrı
sofrada aynı aşı yediğiniz bilinir. ÖZ’den katıldığınız her
olayda, ALLAH’ımın yardımı gönderdiğini bilelim. ‘ALLAH!’ dediğimiz
an, yola çıkalım. Ne yolunuzda taş, ne de olumsuz baş görürüz.” dedi,
HAMZA DOST, dostluk sofrasında yumuşak gelen her olayı, yorumdan yoluna verdi.
“El ele aşacağız, gah coşup taşacağız, gah susup
dilenene koşacağız.” dedi, selamladı yürüdü.

“Gün Güneş’e, alemdir der. Güneş, gün ile
kendini süsler. Toprağı, gün de Güneş de besler. Her zerre, kulun
emrindedir! Her zerre, bilenin emrine amadedir! Kuğu gölü süslerse, göl
kuğuyu beslerse. Güzeli kul görecektir, ‘HAK!’ diyecek, her zerresi ile
hükme varacaktır, kendi kendine soracaktır: ‘Gökler, yerler, göller, çiçekler,
böcekler. benim için var ise; cümlesi, HAK ADI’na bana yar ise; ben nerden
yargıdayım, kim adına sorgudayım?’” dedi, HAMZA DOST cümlenize RESULÜ’nün
selamı ile geldi: “Beyaz kara dedi isek, her birini sevdi isek; bizi bizle
yorarlar, bizi bizden sorarlar. Ak ile kara dedi isek, birbirinden ayırdı isek,
olura olmaza kaygulandı isek; bizi, aktan karadan sorarlar, bizi her biri adına
yargılarlar.” dedi, HAMZA DOST DOST’luk selamında, cümlenizi RESULÜ’nün
Şefaati’ne havale etti.

“Ayrandan aldım bardak, dedim ‘Ne güzel çardak.’
Yoğurt yapan ellere, sözü veren dillere, DOST’luk selamı verdim, ALİ
ile sohbete geldim.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: “ ‘Ne güzel güller, ne olumlu haller.’ diyeceğiz,
MEVLÂNA’yı gönül dostları ile BİR’leyeceğiz. Sen bana, ben sana
dostluk selamı versek, her kulu gönül dostu diye sevsek, ne olursa olsun övsek;
elbet kaybımız olmaz, göreviniz kalmaz.” dedi, HAMZA DOST, gönül
yoldaşlarına selamını iletti. (t sorar:
Burada ölmekten maksat göç müdür?) Ölmekten sözümüz olmaz, sevgimiz asla
kalmaz. Gönülden sarar-sarar, her birine ayrı sorar. Kabımız dolasıya, cümleniz
bilesiye kadar, GARİB’in ölesiye dek; sözümüz geçerlidir.
“Ata vurdum yükümü, kula sordum şahini. Dedi; ‘Güç
elde kalsın; yola niyet kuran, yükü ile gelsin.’ Kapalı yol açılır, HAMZA DOST
ile seçilir. Almayı dilediği, verirken elediği her söz; onun ile and
içer, bilgisinde konuyu HAK yolundan seçer. Yapıda aldığını kapıda
bulacak, yolu açık gelecek. Kement DOST’a verilir, gayrete geldiği halde
satır-satır okunur.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Yalın ayak gidene, sürü diye davar güdene; selam desem alır mı, yolda
yalnız kalır mı? Aradık akan suyu, diledik bilen soyu. Ak mendil verdik, kara
mendili gölgeye saldık. ‘Eğilip almam!’ dedin, yabandan sahifeyi sildin.
Dayandı isek YÜCE’ye, nasıl bakarız geceye, ayırmayız heceye. Olumunda var
olan, beyazı karda bilen, olumuna selam diyen ile beraberdir.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.
“Kapıları açalım, hayır dedik geçelim, güzel günü seçelim; yolumuzdan
düğüm aldık, günü geldi çözelim.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: “Dört ucunu bağladık, her gününde bekledik, yolun
gelişinde sakladık; gölgeyi sildiğin an, GANİ’den selamını
ilettik. Dedi ki: “Dağılana gönül koyduğu an gölgeye düştü,
gölgeye düştüğü an gönlünü deşti, gönlünde gerçek ile buluştu.
ALLAH’ım, her güzeli bilen ile süsler.” dedi, GANİ, DOST ile
dostluğunu paylaştı. Demde güzellik, gönülde; olaylar geçende. Dağılan
toplandı, birbirine eklendi, geçmişte saklandı. Seferden gelen dedik,
yorumunda el ele olduk; yaprak dedik, ağaca dolduk, yeşil renk ile
BİR’liği bulduk. Yeşil renk ile aldığın, gönlün ile
kurduğundur.” dedi, HAMZA DOST; eskiyi sildiğin, yeniyi bildiğin
günde, yeşil renk ile mesajını
ilettiğini bildirdi. “Selam olsun, gölge diye anılan bulutlar toprakta
RAHMET diye verimini arttırsın.” dedi, selamladı. Yeşil renk, RABB’imin
kuluna ilettiği mesajdadır. Yoruma gerek yok!
“Yolumuz DOST yoludur, halimiz kulluk.” dedi, HAMZA DOST
selam ile geldi: “Dirlikte olmayana, RESULÜ’nün niyazı olmaz mı?’ denilir.
RESULÜ’nün niyazı her kulunadır; dirlikte olan duyar, duyan uyar. Şarkı
söyleyeni, dinlersen duyarsın; gürültü edersen duyabilir misin,
güzelliğini bulabilir misin? Gölgede olana de ki; ‘Sözden geleni atalım, ÖZ’den
geleni tutalım, ne derse desin sevgimizi katalım.’ Sevgi; HAKK’ın
BİRLİĞİ’ndendir, yaratılmış her zerrenin
bilgisindendir. Ne cennette gözüm, ne cehennemde sözüm, bağlıdır
HAKK’a ÖZ’üm.” dedi, HAMZA DOST; düzenin güzelini bulana, gönül bahçesine bütün
çiçekleri dikene selamını iletti.

“Aydın güne döndü mü, DOST yüzüne güldü mü; YUNUS göze
verdi de, HAMZA DOST’a sordu mu?” dedi, HAMZA DOST; seyirde olan, seherde
verenden, yoğun gelen selamı alacağını bildirdi. “Satır-satır
okuduk, iplik aldık dokuduk, kuş misali şakıdık. Dileyen alsın,
dumanını dağıtsın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Yemeniyi giyeceğiz, tatlı aşı yiyeceğiz;
akan suya niyaz ettik, ‘Sema’ deyip döneceğiz. Kayalar aşılacak, HAK
YOLU’na düşülecek, gelen olaya şaşılacak.” dedi, HAMZA DOST
selamladı
“Camiye yol bağladım, dumana gönül verene
ağladım. Gölgeyi beraber silelim, sahilde el ele olalım. bakalım gelen
gemiye, fener yakalım kamuya. ‘Ay’dan gelen yetersiz.’ diyenin, Güneş’i
karanlıkta bekleyenin, her an, YARDIMCI’sı döne-döne gelişir, ‘DOST
olayım.’ diye çalışır.” dedi,
HAMZA DOST sözü aldı: “Ne gemiye adım atsam, ne sahilde balık tutsam; beni benden alamazlar,
beni bildiğimden silemezler. Çaya yol soran, aldığı suya gönlünü
verene selam olsun.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Söyleştik seherinde, sözleştik seferinde. Yamayı yerinde
gördük, her gönüle sevgisini yaydık.” dedi, HAMZA DOST seyre cümle ile geldi: “Gayrete düşen bilir, hayrete düşen bulur, her kulu gönlünde
olan ile olur. Bilmeyi dilediğin, mantık
süzgecinde elediğindir. Bekleyenden değil, beklenenden sorarsan, her
anına NAS ile aldığın görülür.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Doyacağız dedik, doyduk. Uyacağız
dedik, uyduk. Her olaya cümle ile güldük, gölge gönülde ise sildik.” dedi,
HAMZA DOST selam ile söze geldi: “BAĞIŞLAYAN ALLAH’ım, gölgesiz DOST’luk versin. Her bilen,
bilmeyeni görsün; yapıya her geleni, ‘O’ndan.’ diye sarsın. Çevreyi
doladığı, yolunda güzeli bellediği bilinir. Bilmeyenden, bölünür
sorulmasın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“ ‘Aldığın gibi olmazsa?’ denilmesin. Ağaç boy verdi ise,
meyvesine talib olunuz. Her çiçeğin rengine yumuşak dersen,
yaprağındaki dengeyi düşün. Açacağım konuyu.” dedi, HAMZA DOST
selam ile söze geldi: “Katı olmayan, kötü değildir. Olumundan aldığın her olay ayna
gibidir, senin ile sana güler. Değerinden kaybetmeyen her zerreye,
mutluluğun ulaştır; ulaştır ki, birbirine bulaşsın.
Çiçeklerden renk aldım, kokusu ile ahengi buldum.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Dayandığımız ağacın her dalı
ellerdedir, yaprağı dillerde… Yerini aldı isen, kalacaksın gönüllerde.
Deryayı bilen, akan su ile gelendir. ‘Nerden aldık?’ derseniz, RESULÜ ile
olandır. Kendini bileceksin, kendinde bulacaksın, kendinden ayrıya düşene
kayıtsız hizmet vereceksin. O zaman SAMANYOLU’nda kendin ile kendini bulanlarla
oluşacak, sohbetin gerçek kaynağında, geçtiğin YEDİ KAT’tan
YUNUS misali söz edeceksin.” dedi, HAMZA DOST selamladı. (Efendim, YUNUS’un sözünü
ettiği ‘YEDİ KAT’, dünya günündeki şiirinde belirttiği
midir?) “Nerdeyim derse YUNUS, bilin ki o yerdedir. ‘Nerden
verir?’ derseniz, YEMEN’de hizmettedir. Serden alır, seri cevab verir. Ne var ki, gönlünü
açanlarla, aklı ile muhabbetini birleyenlerle gönülden gönüle söyleşir.
‘Sesini duyamazsan?’ diyene de ki: ‘Ona ses gerekmez. Ses, nefes ile
bağlantılıdır.’ (Buradaki
nefes, niyaz mıdır?) Yaprağı açtığın her gün, nefestesin.’
dedi, HAMZA DOST selamladı. (Resim
verildi: HAZRETİ MERYEM ile HAMZA DOST) Suyun gelişinde, konuyu bilişinde; her kulunun
bilgisine ALİ’den söz gelir, MERYEM ile HAMZA DOST aynı sözü aynı dilde
verir.
“Olaydan yer aldım, DOST KAPISI’na vardım söz
aldım, her söz ile deryaya daldım. Sabah oldu ise geceyi değil günümü
düşüneceğim, har anımı HAK ile yaşayacağım.” dedi, HAMZA
DOST selam ile söze geldi: “Günün en güzeline geldik, gönüllerde BİR olanı gördük. Her birimiz
BİRLİK’teyiz. Yorgun gelen, yorganı olmayana verene selam olsun, her
gönülde DOST BAHÇESİ’nin çiçekleri açsın. Gemiye adım-adım yürüyen, her
adımda cümle ile sevgisini yayana; aldığın gibi, bildiğin kadar…”
dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Yolun gidişi güzel, kulun gülüşü
güzel; ağaç yaprak dökerse, diyeceksiniz gazel.” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı: “Yolda taşı bulaydık, gönülden katılaydık, alır kenara koyardık. Her
adıma selam verdik, her zerrede güzeli gördük. Adıma uyan gibi, gönülden gönüle
giden gibi.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Ver elini gidelim, aldığınız sürüyü güdelim,
bilmeyeni de katalım.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “ ‘Bulutlar rahmet olur, çamur var ise zahmet verir.’
diyene de ki; ‘Toprak besleyendir, bakarsan süsleyendir.’ Sevginde
buluştuğun, her DOST ile oluştuğun; senin ile sana verir.” “Kapalı kapıyı açtık, dilenen eşikten geçtik, selam
dedik. Bulacağız, dilenen payı alacağız. Dereler su dolacak,
nehirlere katılacak.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“ ‘YA ALLAH.’ dedik, girdik söze. Dilenen sözü verdik size. Kapalı hiçbir
konu verilmemiştir, kainatta yeri olmayan, derilmemiştir. Öyle ise
gizli olanı değil, açık geleni arayalım. RESULÜ’nün sözünü tarayalım.
İlmi, nerde ararsan, orda bulacaksın. (RESULÜ’nün sözünde mi?) Gökte arayan buldu,
yerde arayan buldu, deryada arayan buldu. Ne var ki, asla nokta konulmadı;
kainatın her zerresine varılmadı. Kimden kime nasip verildi ise, orada gerçek
açıldı. Her günde açılacak; gölgeden öylece geçilecek.” dedi, HAMZA DOST
cümleniz ile selamlaştı.

“DOST YOLU’ndan geldik size, HAMZA DOST ile girdik söze. Selam olsun, her
satırda kulu gerçeği bulsun. Ne dizinin yamasına, ne güzelin simasına,
kimseden kimseye söz gelmez; kulu HAKK’a yöneldi ise, sebep sormaz.
Yediğin her lokmada nasibim dersin, yedirdiğin her lokmayı HAK ADI’na
söylersin. Çevreyi dolayalım, yapraktan gelen her rengi bilgimize boyayalım.”
dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Güneş güzeldir yakmazsa, ağaç güzeldir
yaprağını dökmezse, güller güzeldir dikeni batmazsa, güzel güzeldir hatası
aranmazsa.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: “Benden öte demedik, yoldan kaygu almadık; karar vereni
bildik, bilginizi gönlünüzce serdik. Duman bize gelmez, gelse bile vermez. Her
yolun yolcusu, yoluna ayak uydurur. Kimini buzdan kaydırır, kimini kumda
gezdirir; ‘Güzele uydum.’ diyen, her birinin değerini ayrı bilir.” dedi,
HAMZA DOST selamladı.
“Yoksul gördüm selam verdim, ‘EYVALLAH…’ dedi güldü. Yoksun gördüm selam
verdim, ‘Hey ALLAH.’ dedi yürüdü. ‘ALLAH, ALLAH’ dedim de, HAK niyazına vardım;
zengin fakir cümleye, yoksun kalmaması için niyaza durdum.” dedi, HAMZA DOST
sözü aldı: “Aç olsam, doyurana; tok olsam, kayırana niyaz ederim.
‘Doyuran da, kayıran da, ALLAH’ımdır.’ dedim, cümlede DOST ADI’na
BİR’liği gördüm.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“ ‘Kavga bitti mi?’ dediler, HAMZA DOST’a sordular. Yapıda kavga bitmez,
kapıda bitir. Yaprakla gelişen, toprak ile buluşan, Güneş ile
oluşan her zerrenin kavgasında gerçeğin sözünü ararsın. Zamana ‘Dur.’
demen gerekir, gölgede bulduğun rahatı bilginde silmen gerekir. Duman
bilgin ile silinecektir, DOST gönlüne her seven katılacaktır.” dedi, HAMZA DOST
yuvanın sahibini selamladı. “Derman, doğuştan geleni siler. Doyumsuz kalan, uyum ile bulan.
Dağdan inen suya yol veremezsin, ne var ki dağılmasına da izin
veremezsin. Öyle ise, hizmetin gereklidir. ‘Kova ile alsam, yetmez.?’ dersin,
değirmene el atarsın. Döner durur, hem sana, hem cümleye hizmet verir.”
dedi, HAMZA DOST selamladı. Halinde yoluna düzen veren, YAZAN’ın yazdığı
ile kendini bilen.

“Dağlara ses verdim de, gerçeği gönlümde buldum. Ovaya ses
verdim de, cümleyi çevremde gördüm.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Aşı pişirdik, tozu üfürdük, koz ile katıldık, kavgayı bitirdik. (Koz nedir?) Gönüldeki
gerçeğin bilimi. Sayıya yenilmedik, katıya eğilmedik, çok söze
katılmadık. Hem yerden, hem gökten, bilginizi eledik, taş olup atılmadık.”
dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Yalnız kalmadım bir anımda, VAREDEN’den… Yorgun
düşmedim DOST yanında…” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi: “Yol-yol olmuş, her yolda bilen gelmiş; güzele bakan
gülmüş, uçan kuş ile selamını iletmiş; dağılanı akan suda
toplamış, birbirine katlamış. Her ışıkta, VAREDEN’in; var
ettiği her zerreyi gölgesinden sıyırdığı, duman alan kulundan
ayırdığı bilinsin. ‘Ben.’ dediğin her günün, yerden göğe
ağladığını bilsen, yapında oluşan gerçeğe ömür boyu secde
ederdin.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
(Resim
verilir: HAMZA DOST ve eşi AYŞE) Her sözün gerçek özünü bilmeli, gönülde olanı cümleye
bölmeli. Selam ile gelen, HAMZA DOST diye selden yelden açılan, eşi ile
seçilen, yerden göğe sevgisini cümlenize ileten; HAMZA DOST, eşi
AYŞE…

“ ‘DOST! DOST!’ diye söyleşiriz, DOST halinde
paylaşırız; ‘Olsa olmasa, GÜZELden.’ der oynaşırız.” dedi, HAMZA DOST
selam ile geldi: “‘Benden duvar olur mu?. Şundan davar gelir mi?.’
derlerse de ki; ‘Ne örersen öresin, duvardır; nasıl güderse gütsün, çobanın
getirdiği davardır.’ Eyledim halimi mizan, doldu ise yaprak denilir hazan;
kainatta var mıdır düzeni bozan?.; güzeldir güzele adını yazan. Gerçek, adın
ile oluşandır; gerçek, gönlünde DOST ile buluşandır.” dedi, HAMZA
DOST selamladı.

“Dağlar yolunu bize sorar, kuşlar yönünü
bizimle seçer, kullar köprüden İZİN’le geçer, ALLAH’ıma AŞK ile
göçer.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: “Her salkım üzümden aldığım tadı, her kulun sözünden bulduğum
hazzı; her yaratılanın ÖZ’ünden bildiğini gönlüne danışırsın; yaprak
ile çiçek ile, onun dilinden konuşursun. Yollardan geçtiğiniz, en
güzeli seçtiğiniz bilinir, güzelden güzele yürünür.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.

“Kendinden kendine aldığın konu, yol alırsan bulacaksın sonu. Elbet
kainatın sonu değil, kendinde oluşan son, bilginde buluşan son…”
dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Ne geçerim düzenden, ne kaçarım YAZAN’dan; bardak dolu
ise, ayrı dururum kızandan. Bellediğim söz benim, beklediğim haz
benim, sakladığım koz benim, sevgim cümle alemin. Kör olsam kara gelsem,
karda bilenin izini bulsam; kimi sorarım, kimi yar diye sararım? YUNUS’un sözü
ile soruyu bağlarım. Alan veren; sandık ile kurduğunu görecek,
kardığını verecek, sardığı ile kalacak. ‘Er olsam, sandıkta kalanı
bilsem, her zerrem ile göçümde buluşabilsem.’ diye niyaz ederdim. Ne
bedenin zerresi yok olur, ne yerini alanın sorgusu kalır.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.
“Akan suya köprü kurduk, yağan kara sözü verdik;
Güneş geldi eridi, köprü kulu korudu, gölden alan sorguda kaldı. Selam
olsun, soyludan yol alan, cümleyi bilsin. ‘Soylu kimdir?’ denilir: Muhabbet,
günde değil atadan gelişir; kul, soyundan bilişir.” dedi, HAMZA
DOST sözü aldı: “GARİB ile alıştık, köprü kurup buluştuk,
sevgi ile oluştuk. Muhabbet, sevgi, AŞK; birbirini oluşturan…
Biri soydan, biri serden öbürü; birbirinin katladığı, gönülden gönüle
atladığı, doyasıya aldığını, ölesiye vardığını bilendeniz.”
dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Altın yaprak açılır, her sayfası seçilir; kul gönlüne gelenle, atlas
fistan biçilir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “BİR’liğe talib oldu isek, var olduğumuza
inancımızdandır; kayguyu sildi isek, VAREDEN’e güvencimizdendir. Kulluk,
yaratılmışlığın yoğun belgesidir. Her kulun bilgisi, YARATAN’ın
İLMİ’nden verilendir.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Bir elmayı dörde bölsem, elde olmayana versem; ben sevinirim, alanlar
sevinir, sevinen sevindiren sevilir, her hal ile övülür. Gelmeyi diledi isen,
almayı bilenlerdendir.” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi: “Yaprak yüze değdi ise, GÜL’ü göze geldi ise;
sevincimiz sonsuzdur. Manayı gönülden gönüle aktarırız, DOST deyip sofrasına
kotarırız. Dayandık gücü ile, sevindik gerçek diye. Ne verdi ise, yönden; ne
gördü ise, günden; aldığı senden, bildiği benden.” dedi, HAMZA DOST
altın güğüm ile verdi, gümüş ipin düğümünü çözdü; selamladı,
sözü ALİ’ye verdi.

“ ‘Değmedi gelişime.’ diyene de ki; NUR ile NUR’landıysan, ‘YAR.’
diye zorlandıysan; doğuştan öte değil, kaya misali katı
değil.” dedi, HAMZA DOST söze geldi: “Topraktan aldığın taşı işlersen,
‘Mücevher’ dersin, dilediğin DOST ile paylaşırsın. Gelişinde de
işlenme vardır, bilmezsen düşlenme vardır. Uyanalım uykudan,
kurtulalım kaygudan.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

“Güzeli görmeyi, gelecekte vermeyi düşünmeden;
ağacı köklersen ocakta yakmak için, ‘Gerçeğe örtü koydun.’ derim.
Bağladık ezeli, bekledik güzeli; elbet elde tutacağız, gönlünüzü
SEVGİLİ’ye katacağız, her dileyen ile sözünüzü tutacağız,
elden ele, sözden gönüle gerçeği anlatacağız.” dedi, HAMZA DOST
selamladı. (‘DOST SOFRASI’nda yünü katlanacak
koyun.’ Nedir?

“Her öğüt günün aynasıdır, gecenin örtüsü, kulunun
sargısı…” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Alacağım her niyazı var olanlarla paylaşırım, karayı akı DOST
SOFRASI’nda bekleşirim; bende olana, senden gelene, adım-adım
yaklaşırım. Her var ettiğinde, VAROLAN’ın vergisi vardır. Senden ne
alırsam bana kar, sana ne verirsem gine bana kar… Her bilgiyi katlarım, bir
basamak atlarım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Gide-gide bitmedi, sevgi doldum yetmedi, ocak yaktım
tütmedi.” dedi, HAMZA DOST söze geldi: “Bunaldığım gün bitti, aldığım verdiğim
HAK ADI’na yetti, her alan kendi bilgisini güttü, sahip olduğum gönül HAK
ADI’na beni gerçeğe attı. Ne yetmeyen bilgide, ne bitmeyen sevgide; O’ndan
başka görmedim, her zerreme sevgimden başka vermedim.” dedi, HAMZA
DOST; ham meyve yiyen ile, ‘ALLAH! ALLAH!’ diyenin çevresinde kendinden olan
gerçeği gösterdi, MERYEM’in adına selamını bildirdi.
“Merdiven başı düşündürür, ‘Varayım mı? Durayım mı?’ diye.
Çıktıkça oluşan, bilgisinde buluşan ile sarmaşır.” dedi, HAMZA
DOST selam ile geldi: “Her basamak, bir öncekinden daha yakındır. Kul ne kadar
basamak çıktı ise, o kadar sakindir. Ayağın bitirdiği değil,
gönlünün götürdüğü yer güzeldir.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Olaylara pay veren, gönüllerden pey alan; gün gelecek yaprak böcek misali
ipek olacak, gölgeyi öyle geçecek. Satır-satır okuduğum, günde YUVA’da
dokuduğum güzelliği, her yolda her kulda aradım, cümlede olumu
buldum.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: “Dokuya-dokuya bitiremem, yoluma olumsuzu getiremem, her renk ile
bağladığım niyazımda ayrıya asla düşemem. Konuk gelen güzeldir,
soframız günde özeldir. MERYEM ile alışır, ZEKERİYYA ile
söyleşir, her lokmayı paylaşır, güzel ne güzel dersek birbiri ile
eyleşir… Güzel, ne güzeldir. Çevrenin dört yanı cümlenize peylendi,
yorumda DOST ADI kutlandı. ALLAH’ım RAZI olsun, dayandık güzele, gözümüz
açsın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Azdan almadım, çoktan kalmadım, bataktan bulmadım.” dedi, HAMZA DOST
selam ile söze geldi: “Her ağaçta gölge vardır, enine boyuna göre.
Komşuya söz ettiğim, konuya göz attığım gün, kendimden kendime
dolaştığım gündür. Saymayı bildiğim her günümde, sevmeye
yöneldiğim her yönümde, açılan güllere sevindim.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.

“Yoğun gelir sesiniz, yuvada konu olur nefesiniz.
Konuk ile bağlaşır, sevenlerle buluşur… Her nefeste RESULÜ’nün
sözü vardır. Bilenden yerini alana, bilmeyenin yeri dardır. Cümlenizin
varlığı, gönüllerin gürlüğündendir. ALLAH’ım RAZI olsun, soylu
gelenden soysuzu uzak tutsun.” dedi, HAZRETİ HAMZA, HAMZA DOST, HAMZA BABA
selamını iletti. “Çevren dolu güllerle, güzel olan hallerle.” dedi, HAMZA
DOST sözü aldı. Yuvanın sahibine. “Subaşına oturalım, dumanı silip doğan
Güneş’e bakalım. Her yaprak adına yazılır, YUNUS misali yumuşak
halin DOST KAPISI’na kazılır, yalan ayağının altında ezilir, görmeyi
dilediğiniz gerçek tül misali açılır.” dedi, HAMZA DOST bindiğin atın
başını YUNUS’um tutsun diye niyaz etti, selamladı. Bükülmeyen el sendedir,
YUNUS yolun üstündedir.
“Eklediğim yamayı güzel gördüm sevindim, gölgesiz yolda ağacına
selam dedim, beklediğime gelen niyazı ekledim. Selam olsun.” dedi, HAMZA
DOST söze geldi: “Her yuvayı dolandım bir-bir, anan diller gür-gür. Dizi
yerde olanın, gönlü yolda kalanın, seyrine doyamadım. Demde katıksız bilgiye
yer verenden, MEVLANA ile söze gelenden, ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, HAMZA DOST
selamladı
“Baktığımda Güneş’e bildiğim her rengi gördüm,
ışığında cümleyi sardım. Güneş’in gittiği yere sordum,
akşamın alacasına güldüm. Gölgeler sana bana Güneş’i bildirdi ise,
gittiği yerde gölgeyi sildi ise, her an görevindedir dedim sevindim, HAMZA
DOST adına büründüm. Düşündüm ki; benim Güneş’in gittiğine
ettiğim şahadette, doğduğunu müjdeleyenler de vardı, onlar
da gerçeği söylediler. Hiç bir olay gerçeği silemez, hiçbir güç
Güneş’i bölemez. Bilgimiz Güneş’ten ise, görgümüz
ışığındandır.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Yol YUNUS’a açılırsa, cümle ile geçilirse, HAMZA DOST’a
sorulursa; ‘Cümlemiz el ele olalım.’ der de, her nefesten niyazına ekler;
cümlesi, günün yorumunu bekler. GÜL BAHÇESİ’ne girelim, günün güzelinde
GÜLLER’i derelim, her birine soralım; ‘Var olandan varlığımız bağlanır,
sevgimiz birbirine eklenir mi?’ GÜLLER söze geldi de, her beraber oldu da,
‘ALLAH. ALLAH.’ dediler, seven kula güldüler. Sevginiz BİR’liktendir,
gönlünüz gürlükten… VAREDEN’in EMRİ’ne uyduk, var olanın sesini duyduk.
Nefes nefese alacağız, BİR’likte niyaz ile kalacağız; DOST
olduk, HAMZA DOST ile geldik, dilenen vuslata varacağız.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.
“YUVA’ya sözümüz; boynumuz kıldan ince. Her adım öbüründen önce getirir,
bağladığım her düğüm açtıkça güldürür. Baktığım günden
geldim, say ile soyluyu gördüm. Sayda düzen, soyluda YAZAN bilinmiş, her
sargıda YARATAN’ın ELİ görülmüş.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “İki elinde desti, yolumu dostlar kesti. ‘Gün ağardı bilesin,
Güneş geldi gülesin.’ dediler, her adımda niyazlar ettiler. Bahçemiz
çiçeklerle doluştu, böcekler her çiçekte buluştu; naz ehli candan
geldi, CANAN ile konuştu.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

Çaydan aldığına değil nehirden
dolduğuna
sevindik, her adımda ADI ile övündük, HAMZA DOST’a değindik. Dedi ki:
“Hal almayı dileyenin, her sözünü eleyenin, gönlünde olan konuyu
beleyenin,
yardımındayız. Geldiğimiz her anda, bildiğiniz her zanda, mevcut olan
bilgiyi katıksız veririz. Dumansız bilgi meydanı boş gösterir, her
olayı
hoş gösterir. Doğudan Batıya her zerre, kulunu bütünler; gayreti,
aklınla gönlünü birlemekte göster. O zaman, sen ben silinir, mana ile
madde
birlenir. Mana, madde ile bütünlendiği anda; geçici olan değil,
gerçekçi olandansın. Madde denilen, para ile pul değil, bedenindir;
aklın,
gönlünü güdenindir. Aynı ölçüye alırsan aklın ile gönlünü, dünyada
kıyamete
kadar sürdürürsün ömrünü.” dedi HAMZA DOST. Sayılı günlerin bitiminde
yaşanan hayırlı olaylara gönülden niyazdayız.
“ ‘Durmayı dilemem, elemezse bilemem.’ diyene, DOST KAPISI’nda bekleyene,
beklediğini bilmeyene, demde yumuşak gelen, yumuşak hale gülen,
her anında güzelliği bilene; HAMZA DOST selam ile geldi, yeminden uzak
kalana güldü: “Seyre geldik bedeni, çayırda sürü güdeni, bilgisini birbirine katanı,
kayguyu günden atanı… Dağlara ses verdik de, alamadı mı? Çöllere yol verdi
de, bulamadı mı? Çiçekler bana güldü de, yolamadı mı? Sevgide bütünlük, her
olayda gerçeği açar. Komşuya selam verdi isen, yolunu saygı ile
geçer. Bildiğin, senin ile bütündür; bilgin, dilediğin katındır.”
dedi, HAMZA DOST bütünde katıyı sildiğine sevindi, selamladı.
|