Hamza Dost

13
“Bakarsam, göreceğim her renkte, iz vardır. Dinlersem, vereceği her seste, söz vardır. Konuk gelen, kendinde olana sevinsin, aldığı ile övünsün. Dumandan dağılana yorum gerekmez. Konuk gelene. Sebepler senden benden değil, YÜCE’dendir. Her attığın adım, hecedendir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Gelen geçen alışır, DOST SOFRASI’nda buluşur; bilgi, alışa verişe gelişir; her zerren, verdiğin halde HAY diye söyleşir. Katıldık niyazına, sevindik hevesine, YEMEN’den gelen nefesine. güller adını verir, gönüller kaydını bulur. Her düzende, bilenle bilmeyende, bilginin sözü tartışılır. Gönlünü, sevdiğin renk ile, bildiğin ahenk ile besle ki; senden sana gelişen, O’ndan sende buluşan sevgini, EMRİ ile dağıtasın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

15 temmuz
“Seferden gelen bilir, seherde bulduğunu gölgeden ayırır; eğilen her kuluna, ‘Dert.’ dediğini açar geçer. DOST halimiz bellidir, DOST gönlümüz doludur. Gâh düzende bilinir, gâh evrende VELİ’dir.” dedi HAMZA DOST sözü aldı: “Doğru eğri sözdedir, bilinen konu güzdedir, her varolan ÖZ’dedir. Dizden yere iz vurduk, gerçeğe yöneldik göz kırptık.” dedi, HAMZA DOST selamladı

19
“Girdim üzüm bağına, dediler ‘Düştün sevgi ağına’ Çıksam dedim bilginin yüce dağına, dediler ‘Gel DOST gel, bilgin ile kal. Yerden göğe büründüğün hal, dağlardan yücedir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Bilgi dağı ulaştırır, gönül ağı bulaştırır, hal ile geleni her gönülde dolaştırır. Bil ki O’ndan geldiğini, bilgine gölge düşmesin. Bil ki O’nun ile olduğunu, gönlünde oluşan şaşmasın. Bil ki O’na varacağını, aşkın yerli yersiz taşmasın. Almayı dileyen her kulu, niyeti ile alır yolu. Düşmediyse akan suya, dilediği gibi bakar bilen soya.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

21

“Noktaya eklediğim her nokta, BÜTÜN’den geliştedir. Dağdaki tozu dahi, ‘Gerçeğin bir zerresi’ dersen; BÜTÜN’e olan inancına şahit bulmuş olursun.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Sert gelen her olay, GÜL ile yumuşar. Yaprağın bütünlüğü, kökünden gelen suya bağlıdır. Kulun bilgisi, gerçeği bilen soya bağlıdır. Doyumsuzluk, düzenin uyumsuzluğundandır. Ne kaygu, ne yargı gerekmez.” dedi, HAMZA DOST selamını kum taneleri misali cümlenize iletti.

26
“ ‘Dönemedim YUNUS’a.’ diyene de ki; ‘Adına her yazılan, kendinde olanı verir, kendi adı ile anılır; sefere her yolcu katılır, sehere bir yolcu atılır.’ Yapıya geldik tamam, ötesi Dostluk zaman.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Dostluğu bildik güzel, Dostlukta kaldık özel. Ne seyirden alındık, ne yorumdan kalındık.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

2 ağustos
“Elbet demde yolu açtığımız, kumda dilenen yolu seçtiğimiz, güzele el ele geçtiğimiz bilinir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Dayanmayı bildi isek, yolumuz açıktır. Seyir, bilinen ile verilir; yerden göğe sevincimiz çoğalır. Bir-bir çıkarız merdiveni, her adımda güne sayarız; benliğimizi usumuz ile soyarız, her zerreyi sevgi ile sararız. Ulaşmak dileği, buluşmak özelliğidir, bilmek güzelliğidir. Her an, bilgi bayrağı açıktır. Örnek, gönlün olsun. Nasıl ki, bir aldığına binbir verirsin; seni YARATAN’ı, esirger mi sanırsın? Dumanını attığına binbir şahit alırız, Dostluk soframızda yer, seni her an buluruz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

12
“Bir avuç kumu aldım, gönülden sevgiye daldım. Tane-tane saysam, her sayısına niyaza dursam, bitmez.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Kar oldu eriyecek, söz verdi koruyacak; yeşil rengi sarındı, yorumsuz sürüyecek.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

17
“Ağır gelse su damlası, tez olur kulun hamlesi. YUNUS’a söz veren diller, MERYEM’e toz veren eller, bilseler, gerçeğe küfrederler, günlerini silerlerdi; her zerrelerini bölerlerdi; HAK SOHBETİ’ne gelirlerdi. (Gerçeğe küfretmek ne demek?) Şirk. ‘Dağlar olmasa…’ diyen, üzümü ermeden yiyene benzer. ‘O, O’nun, O’ndan; O, O’nun ile O’na.’ diziye verdiğimiz; YÜCE, RESULÜ, cümle kulları, DOST’luk verir güzel halleri.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “O YARATAN, O’nun yarattığı, -o’ndan dolayı yarattığı- her yaratılanın binbir zerresinden DOST sesi gelir. Çokluğun sözüdür. Ne var ki, binbir ana zerre vardır her kulunda; dağılmadan tutar, sevgiyi birbirine katar. HÜKME uyan, DOST SESİ’ni duyandır.  Onlar, ve onlara hükmedebilen her BİLGE, yerinde yorumda varır gerçek hükme. RUH’un nüfus edebildiği, devamlı irtibatta olduğu zerreler sayısı kadar kuluna kapı açar. BİLGE olan, yaratılmış binbir zerresini noktalamış olanlardır. O zaman, HÜKME adım-adım uyarsın, HÜKMEDEN’i duyarsın, sırtını HÜKMEDEN’e dayarsın; ne düşersin, ne şaşarsın, ne yok yere koşarsın. ‘ALLAH’ım. Binbir zerremize katılalım, bilgimiz ile.’ diyelim, niyaza duralım.” dedi, HAMZA DOST selamladı

18
“Aşan bilir, coşan bilir, dost ile DOST’a gidilir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Uçan kuşun kanadına ip bağlasam, aşamaz; koşan atın ayağına birbirine bağlasam, yerinde duramaz; akan suya mani olsam, çamur olur, geçemez. Demde her sözün denildiği, bilen ile HAK SOHBETİ yapıldığı görülür. Bağımsız olan ÖZ’üm, HAKK’a bağlıdır sözüm; yerde kaldıkça dizin, gönlünden güzeli asla çıkaramazsın; ‘Gemiye geldim…’ dersen, istesen de batıramazsın. Güzellik, bilginin ölçüsüdür. Senin gördüğünü cümle kulu görür de, bilgisinin örtüsünden güzelliğine varamaz. Yerden aldık, YÜCE’den bildik, cümlenize selam dedik.” 

14 eylül
“Boyumdan değil bağımdan söz alırım, her gönülde RESULÜ'nün sevgisini bulurum." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “ 'Bundan yolum açılır, şundan sözüm geçilir.' diyenler, aynı fırından ekmek yiyenlerdir. Dağılan toplandı mı, ekilen katlandı mı; güzel deriz güleriz, her kumu taş olmasın diye eleriz. " dedi, HAMZA DOST selamladı.

27
“Çevremden aldığım ile değil, YEMEN’den gelen EMRE cümlemiz uyarız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Bir sofrayı kuracağız, her birimiz çevresine oturacağız; DOST’luk selamı verip, cümleye katılacağız; her birimiz HAK ADI’na sefere atılacağız. Elbet gölgesiz kalırız, YARDIMCI ile her adımımızda selameti buluruz. Asla kaygu etmeyiniz. Ne var ki, hizmetinize onur, gurur asla katmayınız; YARATAN’ın EMRİ’ne uyduğunuza şüphe duymayınız. Çünkü O; O’na hizmet edenden RAZI’dır. Secde O’na, rüku O’na, sevgi O’ndan sana… yolları açık bulacaksınız, cümleye sevgi ile dolacaksınız; er gibi hizmette, sultan misali himmete ereceksiniz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

28
“ ‘YA ALLAH.’ diyelim, cümlemiz HAK lokması yiyelim.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Yudum-yudum verdik size, HAK dedik durduk dize, cümlemiz geldik söze. Bir-bir söylersek, alışırlar; gün-gün söylersek, özleşirler. Yumağa düğüm atmadan bulduk, dilediğimiz sofrayı kurduk. Doyan ile sevindik, doğana güzel dedik. Kayalar gölge verse, kuluna nasip midir denilir. Elbet nasibin en güzelidir… Değirmene varalım, postumuzu serelim, kuru dalı kıralım. Aydın gün doğacak diyen ile gönlünü açanın GERÇEK rüyasıdır bilelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

4 ekim
“Gümüş altın bir olsa, hepsi bir sepete dolsa; güzeli olduran ile buldurana ne sorardık, DOST SOFRASI’nda ne karardık? Doğuştan bildik geldik, SOFRA’ya durduk gördük, selamı cümleye verdik.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi, selamet dileyen her kuluna yardımcı oldu. “Yerden aldığım kumda, yerimi buldum DOST yanında. Postu aldık serelim, her gelene soralım; ‘Niyet ile mi, niyaz ile mi buluruz?’ Hem niyet hem niyaz, kula gerçeği buldurur. Niyet, kulun gerçeğini; niyaz, VEREN’in GERÇEĞİ’ni bildirir. Dayandığımız gerçeğin niyazını ediyorsak, elbet niyetimiz olgundur. Selam olsun gelenlere, selam olsun niyeti ile YARATAN’a gülenlere. GÜL’ümüz YAR ADI’na, GÜL’ümüz niyetin erdiğine…” dedi, HAMZA DOST selamladı.

11
“Yerden göğe ulaştığımız, günden güne nefis ile bulaştığımız bilinir, elbet her dileyen ile yardıma gelinir.” dedi, HAMZA DOST soydan huydan gönüllere selam iletti.

12
“Bağladığımız her olay, kapıdan kapıya ulaştırır; boyumuz, doğudan batıya ulaşır; dilese dilemese, sevgimiz cümleye bulaşır; Güneş her kulunu aydınlatır, sevse sevmese. KARAR, YÜCE’dendir. ‘DOST!’ diye geldik söze, güzelin tarifini verdik cümlenize. Ne dün ayrıda, ne gün gayrıdadır. Mayayı aldık ele, KİTAB’ı verdik dile, selam dedik sorduk GÜL’e; ‘Sen’in ile Sana varalım, ALLAH’ımın EMRİ’ni Sen’den soralım.’ YEMEN’den toz gelmez söz gelir, buz varmaz Güneş’te erir, kul RABB’inin EMRİ’ni KİTAB’ında görür. Gümüş ile alıştık, altın ile oluştuk, dünde günde buluştuk. Gelene cümlemiz selam vereceğiz, HAMZA DOST adını gönüllerde göreceğiz; tarlamızı ekelim diye süreceğiz, ‘Ekin nerde?’ diyene, buğdayı sunacağız. Aldık verdik, VEREN’den sorduk; ‘YEMEN sözü bağlar da, gelenden gidenden bekleyene ulaştırır.’ denildi. Sözümüz, sözcümüzden verilir. (Sözcü kim?) Öğüt alan, yazımız ile BİR’liğe varan, sözümüz dünden güne on beş yıldır veren. (Sabahat Abla mı?) EYVALLAH. Her öğünde, her düğünde, geldiğimiz her düğümü çözdüğümüz bilinir de, yağmur yağsa çamura söz edilir. Güneş ile sözümüz, BİRLİK’tedir gözümüz.” dedi, HAMZA DOST YEMEN’den gelen selamı cümlenize iletti, selamladı.

18
“Kayguyu kaygusuz almaz, aramayan bulmaz, ayağına buz gelse kaymaz. Seyir güzeldir sayanın, gönlünü kirli çamaşırdan soyanın. Doyduk RAHMET’ine, girdik zahmetine; ‘Ne güzel.’ dedik, BİR’liği bulduk; selam ile aldık, selamet diledik. Kar yağdı yol üstüne, kuş geldi dal üstüne; yoğurt verdi sütü aldı, HAMZA DOST güzeli sordu. Güzel tarifi, hoşnut eder arifi. Dumanı sildik geldik, gönülden uyduk gördük; ‘Nerde? Nasıl?’ demeden saydık, ‘Kim olursa olsun, nerden gelirse gelsin, YARATAN’ın verdiğisin.’ dedik, sevdik-sevdik, doğuya niyaza durduk. Kayguyu silelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

25
“Var ettiğin gün beni, bildim ALLAH’ım SEN’i. Ne dünü, ne bu günü yerli yersiz demedim; yumuşak geldi yolum, RESULÜ’nden ayrı kalmadım.” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi: “Yerde fidan dikeceğim, kum üstüne çökeceğim, suyunu bol dökeceğim; gönülde oluşanı güzelden sayıp, uyumsuz geleni sökeceğim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

2 kasım
“YUNUS ile söyleşirsen, HAMZA ile paylaşırsan; elde bütüne bakar, çerağı öyle yakarsın. Bir-bir kelama daldık, bir-bir ADI’nı saydık, nefsimizi gerçeğe soyduk, MEYDAN’a gönülde olanı koyduk. HAMZA’nın adı ile yolunu bulana selam olsun, kapalı kapıyı aşsın, DÖRT ER’den geleni serinde bilsin; YUNUS’a darda diyen, kendini zordan ayırsın.” dedi, HAMZA ile YUNUS’um selamladı.

6
“Varlık, güzellikten alışır; güzellik, seven ile oluşur. Benden gelen her söze DOST yapısı deyiniz, HAMZA DOST’u gerçekten asla ayırmayınız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, aldı da gönülden gelen ile doldu. “Bir-bir aradık her satırı, yuvanızda gördük okuru. Dağlara yükledik, yerden göğe gerçeği sayıkladık.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

8
“Duvarı öreceğiz, çatısını göreceğiz, uzak yakın olana anında güleceğiz. ‘Ay’da güzel sözüm var, yıldızlarda ÖZ’üm var…’ diyene HAMZA DOST ile güleceğiz, adından söz ettiysek, yardımını göreceğiz. Adım-adım gelen bilir, yudum-yudum içen bulur, ‘ALLAH. ALLAH.’ diyen kalır olduğu halde. Bulduğu GÜL’dedir, kaldığı yolda… Yol, HAK YOLU’dur; YUNUS ile MEVLÂNA değil, cümlesi HAKK’ın kuludur.” dedi, HAMZA DOST dayandığı ağaçtan meyvesini dileyene selamını iletti.

9
“Gayrette oluşursak, güzel günde buluşursak, selam ile gelelim, HAMZA DOST’tan bilelim, olduğumuz halde kalalım; ne düzenden soralım, ne gönüller kıralım; soframızı kuralım, ‘Sevgi senden…’ diyelim; kalbura toprak koyalım, elediğimiz yerdedir, beklediğimiz günde… YUNUS misali seveceğiz, yuvaya YUNUS ile geleceğiz.” dedi, HAMZA dost selamladı.
(Resim verilir: HAMZA DOST) Aştığımız şaştığımız, HAK YOLU’nda koştuğumuz, yerden göğe gönülden uyduğumuz, her nefeste sesini duyduğumuz; Güneş ile Ay’dan yola baktığımız günde, elden eli tutacak, kayıtta olanı verecek, HAMZA DOST, ADI’na gelecek.

19
“Kumda yürüye-yürüye, yemeniyi sürüye-sürüye, demde sohbete verdik, her gönülde gerçek ilmini gördük.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Geminin halatına çamaşır seremezsin, elindeki kama ile tarlayı süremezsin; yudum-yudum almazsan, gerçeği bilemezsin; ‘Bir benden, bir tenden…’ diyenlerle sofrayı kuramazsın. Açalım dileyen gelsin, nağmeye düşen dönsün.” dedi, HAMZA DOST “Sözün en güzeline RESULÜ sahipti, cümle ona şahitti.” dedi, selamladı.

22
“Atı aldım semeri yok, otu aldım yaprağı çok, ağaç yaprağından ipini çek, yerle gökte YARATAN TEK.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, aldığı noktada gerçeği gördü. Umduğun günden doyan ile yumağını uyumlu sarana, değirmenden gelen unu sorana ‘Selam olsun.’ dedi de, her adıma niyaza durdu: “Demde yolun açılır, yoldan niyaz ile geçilir; her handa yolcuyu bekleyen, gelen ile güzelliğe mührünü vurur.” dedi, HAMZA DOST güzelden güzeli selamladı.

28
“Yaprak-yaprak sözü aldık, biz kayguyu dünden sildik. Dağlar yol açar, YAR ADI’nı kul seçer. Demde yola açılan, gün Güneş var iken sevgi yolunda seçilendir.” dedi HAMZA DOST, VAROLAN’ın VARLIĞI’na yoğun gelen güzel ile gönlünü verdi: “Çardak yerden bilinendir, RAHMET gökten beklenendir; dumanını sildiğimiz, gölgesinde kaldığımız, ayağımızdan başa inandığımızdandır. Gölge, RABB’imin gölgesidir.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

29
“Kapalı kapıyı açtık, soylu geleni seçtik. En güzel dediler de olmuş meyveyi yediler, HAMZA DOST’a sözün ÖZ’ünü sundular. Örülmüş duvara geldik, ALİ ile sohbete girdik, her öğünde niyazını aldık, ALİ’nin üç öğüdünü cümlenize getirdik:
Geçen, ne olursa olsun bitendir, güne getirme. Gün, ne getirirse şükret, de ki hayırdır. Yarına asla sofra kurma, günden sergiye koyma. ‘Gün güzel, gelen gün bugünden güzel.’ diyelim, meyveyi gününde yiyelim. Gününden önce yenen meyve hamdır, yorar burar; gün ne olursa olsun, almaz senden karar. Öyle ise, gönlünüz açık olsun, gelen günde güzel sizi bulsun.” dedi, HAMZA DOST ALİ’nin selamını cümlenize iletti.

6
“Gönülden gelen selama bindiğiniz at katıldı, sormayı denediğiniz her paket satıldı.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Çevirdik yolunuz güzelden güzele, dedik her yaprak özelden özele, bakmadık asla yerdeki gazele. Tavrımız BİR’liğedir, emeğiniz gürlüğe; çimenlerde imza verdik, savunmadık körlüğe, aday olduk zorluğa. Dediler ki, ‘HAK’tan gelen zorluğu, RABB’im verir koruyuculuğu.’ Savunduk ADI’nı, sevindik andına.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

7
“Ağaca aşı yapsam, dilediğim meyveyi alsam, ne güzeldir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Soframa su getirdim, lokmamı tatlı aş ile bitirdim, gönlümde olumsuzu yitirdim. Güzellik, bende beni oluşturdu, ben ile seni buluşturdu. Bir halkaya katıldık, HAK YOLU’na atıldık; can ile CANAN dedik, dört yönde doğruyu bulduk; gelen gidene haber saldık, ‘Diledik gelesin, soframızda olasın.’ diye. Cümlenizden ALLAH’ım RAZI olsun, bir niyette binbir himmet bulsun.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

13
“MEYDAN bizlerden verilir, RESULÜ’nden sorulur; her MEYDAN’ın ERLER’ine, meyvenin olmuşu sunulur.” dedi, HAMZA DOST güzel günde, gölgesiz yönde cümlenizi selamladı, söze girdi:
“Pişmiş balığı yiyenler, gerçeği kaynağından alanlardır; çiğ balık yiyenler, kendinden uzak kalanlardır. Kulluk ile bağımlı olmayan, bağımlı olanı gerçekten saymayan, kandile yağ koysa da ışığını kimseye tutmayan, ne var ki MEYDAN adına seni beni birden satmayana… Bencil, gölgenin karanlığında olana denir, onun ile balığın çiği yenilir. ALLAH’ımdan niyazımız; kendinizde olanı kendinize buldursun, hangi düzende kalacağınızı bildirsin, içtiğiniz suyunuza kandırsın, dilediğiniz AŞK’ınıza yandırsın!” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı. 

20
“Doğuştan gönlünü açanların, dilenen yerde DOST KAPISI’nı bulanların; her anı, her demi doğruyu bildirir, doğruda gerçek olanı buldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, PİR SULTAN ABDAL ile postunu günde gönüllere serdi. Dedi ki: “Doğuştan bilenler, (ERENLER mi?) EYVALLAH.-, geminin kaptanlarıdır; kendinden kendine dönenler, dumandan sıyrılanlardır. Ne mutlu o gemiye gelenlere, ne mutlu kuluyum diyenlere, ne mutlu ezeli günde bırakıp ebede yol alanlara.” dedi, HAMZA DOST ile PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı. 

21
“Soğuk sıcak, bir günün meselesi; güzel çirkin, bir ömrün kasidesi… Gelsem senin emrine, desem ‘Ömrün rengi ne?’ Gölgeyi aşardım da, Güneş’te koşardım da, nefisten kaçardım da; bir zerremden geçmezdim, biri ak biri kara diye seçmezdim.” dedi, HAMZA DOST söze geldi: “Dayandır ALLAH’ım, sevgim oldu silahım, günden Güneş’ten saklar başımdaki külahım. El aldım sevindim, GÜL’e baktım övündüm, SEN’siz bilgiden arındım, benden beni soranlara, BİR’lik diye değindim. Saydığım, övdüğüm, sevdiğim, duyduğum SEN’den YÜCE ALLAH’ım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

3
“Atı aldım yedeğe, yolu verdim gediğe, doymayı dileyenden sordum hediye. Dedi ki; ‘Oynadığım oyun değil. Gölgeden çıktım, semaı bedene mal ettim; nefsimi, bildiğim güzellerle halettim. Elbet hediyem olur, varolan hidayet bulur.’” dedi, HAMZA DOST sözün gerçeğini boynunda taşıdığını söyledi. “Bağlamadım sevgimi, gitti gider; tutmadım akan suyu, döktü döker; bilmedim yalanı, alan satar; SEVGİLİ, cümleyi elinden tutar.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı. 

4
“Her sözü BİR’den alır cümleye iletiriz, deryadan yol soranı kum izine getiririz, doğuyu batıyı birbirine bağlatırız. ALLAH BİR’dir, BİR’liği kuranı sever; ALLAH BİR’dir, BİR’likte olanı sever; der, sözün ÖZ’ünü getiririz” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Karıncaya yol sorarsan kum yığınına getirir, yuvasının başında yolu bitirir; kelebeğe yol sorarsan çiçek-çiçek gezdirir, çiçeğin dalında yolu bitirir; kim ile kimi ararsan, kendi alemine götürür. Öyle ise, her yaratılanın kendi alemine turu vardır. Çevremiz, kendimizden kendimize genişler. Hiçbir konudan, bağımsız olarak, diğer konuya geçemezsin; açılmayan MEYDAN’ı seçemezsin.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

9
“Benden sorsalar yorgunum demem; yoldan sorsalar kırgınım demem.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Her çağrı, aklın Güneş’ten aldığına işarettir. Gerçeği, aklın gönlüne yansıtıyor ise, güzelden güzeli bulmuş olursun, çevrende dönen her zerreyi görmüş olursun. Güzeldir elbet daldaki çiçeğin meyveye dönüşmesi. Günde, çiçeği meyve haline getirenlerden ALLAH’ım razı olsun; dağlar önüne dursa andını görsün, günden aldığını gecede silsin.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

10
“Gemiye gelsem, önce kaptanı sorarım, sonra yolunu ararım; gideceğine ise, geminin yolcusu olurum.” dedi, HAZMA dost sözü aldı: “Çalışmayı alışayım diye belledim, beklediğim gerçeği BÜTÜN’den gelene ekledim. Bir örtü ki güzelden güzel, bir dürtü ki nefes ile gazel.” dedi, HAZMA dost sözü VEYSEL’e verdi:

17
“Altın anahtarı elime aldım, altın kapının önünde durdum, ‘Sevgili nerde?’ dedim de, HAZMA DOST’a sordum. Dedi ki; ‘Bağladığı düğümü çözer, bilmediği satırı çizer, HAK BAHÇESİ’ne HAK SÖZÜ’nü almış gezer, deryada giden balığı süzer.’ ” dedi, HAZMA DOST selamladı.

18
“Yarattığı gün bizi, vermeden nefesimizi; ‘BÜTÜN’e…’ diye ağlarız, gerçeğe o anda talip oluruz. YUNUS’a ne deseler hoş, ne sorsalar boş…’ dedi, HAZMA DOST sözü aldı: “ ‘DUR!’ dediği gün bize; hırkayı atacağız, Dost elini tutacağız. Yolun gidişi budur. Aynayı ele alsan, yüce dağın başına çıksan, gördüğün ile benliğini silersin; karanlık odaya girsen, aynayı eline alsan, kendini karanlıkta görürsün, tövbeye öyle girersin.” dedi, HAZMA DOST her gelenin, cümleyi, yüce dağın başına gidip aynaya orda bakılsın diye YARDIMCI olacağını söyledi. 

31
“Düğün dernek bir günde, gönül vermek bir ömürde… Selam ile buluşursan, gönlün ile gülüşürsen, cümle senden hoşnut olur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Söz yolun sözüdür, cümleye ulaşır; sevgi özün malıdır, cümleye bulaşır. Dağlara selam versen, senin ile söyleşir; ağaçlar yapraklanır, dalları budaklanır; demde, sevgi yüküne talib olan çoğalır.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

1 şubat
“Arabaya talib oldum, atını alamadım; meraya sahip çıktım, sürüyü salamadım. ‘Elde sürü olmadan meraya talib olma.’ dediler de, gayretin yerini söylemediler. Ara da bul. Sevgi ile dol. Sen de VAREDEN’i bil. Yollar bana düzlendi; gerçek, halde gizlendi; seyre vardım düzeni, yerden aldığım tozlandı. Ayrı gelmez dost bize, sırdan vermez HAK size; gölden çölden aldı isek, akıl silmez bedende.” dedi, YUNUS’um selamladı.
 

6
“ ‘HAY’ dedik geldik yola, ‘Huy nedir?’ sorduk kula; ‘Almak, vermek, görmek, bilmek.’ dedi, sevgide somut gerçeği buldu. HAMZA DOST, yoğurt ile sütten nasibini alsın dedi.
Kayıt varsa söz okunur; kumaş varsa, fistan dikilir; su varsa, destiye dökülür; muhabbet varsa, gül yakaya takılır. Hata aramadan geçelim yoldan, kayguya düşmeden tutalım elden, sözümüzü pişirip düşürelim dilden, akan suya barajı kuralım koruyalım selden.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

7
“Kapalı kapıda durmadım, açık kapıya vurmadım, kimi kime sormadım; geldim geçtim, renklerden en güzelini seçtim.” dedi, HAZMA DOST sözü aldı: “Sihir, merakımıza asla girmedi; gelecek gidecek, kayguyu gönlümüzde bulmadı; soymayı denedik, soğuk sıcak kalmadı; AŞK’ı öyle yüce ki, bizi öksüz koymadı. Sevenler sevilenler, EMRİ’ne uyanlardır; övenler övülenler, hali ile bezenenlerdir.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

14
“ ‘Nehirler taşmasın, topraklar şaşmasın, taşlar yola düşmesin.’ diye, yollarınızı, bilir de geliriz., dileyenleri görür de buluruz, RESULÜ’nün selamı ile gölgeleri sileriz.” dedi, HAZMA DOST sözü aldı: “Sema dedik, hudut çizmedik; toprak dedik, her tanesini çözmedik. Gel Dostluğu kuralım, önce kendimizle barışık kalalım, sonra kainatta olan her BİLGE’ye soralım, bir-bir oluşan gerçekte binbir güzeli görelim.” dedi, HAZMA DOST selamladı. 

15
“Bir desti su üç öğünde biter, bir kucak odun bir saate yeter. Yıllar yılı aktık durduk, ocağımızı yaktık durduk; sözden sözü iletsinler, her sözlerini gül etsinler diye. ALLAH’ım, her söze bal katandan RAZI olsun. Günümüz yönümüz bellidir, HAK ile dostluğumuz gerçek…” dedi, HAZMA DOST seherden sefere selamını iletti. “Adımları sayacağız, testileri sofranıza koyacağız, her dileyene sunacağız; RABB’im İZİN verirse, günden günü seveceğiz; ÖZ’de sözde BİR’liğe vardık, gönülden gelen ile her dileyenin ocağını yakacağız.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

28
“Ayağımın bastığı yerde lale papatya gözümün gördüğü kadar, yeşillik çevremde dolduğu kadar… Mavi gök, bende yedi rengin yorumunu buldu, aldığı her renk ile sevgi ile doldu; taşlara baktı da, ‘Hiç birine uymaz!..’ dedi, HAZMA DOST sevgiden öte AŞK’a düştü. “Taştan rengi sorarsan, ‘BİR’liğe vardık…’ der, maviden yeşile bilgisinde hükmeder. Konuya, günün yorumunda yer verilmesin, çünkü gelene açıktır! Konunun açıklığı, kainatın açıklığına denktir! Ne var ki, taşların rengi cümlesine ahenktir. Her bir taşta yedi rengin mevcudiyeti bağlıdır. Dağların gücünde, kayanın sesi vardır. Onun için, her yorum yetersiz kalır!” dedi, HAZMA DOST selamladı

1 mart
“Ne giydiğim fistanda, ne okuduğum destanda, aykırı olanı görmedim, yanılanı sormadım; taş var diye yol üstünde, yanılıp ta durmadım.” dedi, HAZMA DOST söze geldi: “Bilmediğim kuyunun suyunu içmem, gidişi belli olmayan yolu seçmem, kaynaktan aldığıma inandı isem, asla şüpheye düşmem. Güller açar bahçesinde, güzeller seçer bohçasında, gerçek bütünleşir görgüsünde.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

8
“Suyun derinliği, huyun serinliği, güzele renk verir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı; doğruya eğilen ile, dostluğa yöneleni, her bilene övdü. “Selamet, selam diyeni bulur, gölgede olanı Güneş ile buluşturur.” dedi, HAZMA DOST selamladı. 

14
“Bülbüller söyler de, güller susar mı? Sevgiler doğar da, güneş batar mı? Kul, sevgiliye kin tutar mı?.” dedi, HAZMA DOST söze geldi: “Her bağda, bağcıyı ararsın; üzümü satsın diye, nasibine yenisini katsın diye. ‘Gül’dür ALLAH’ım.’ diyelim, DOST SOFRASI’na geldik, tatlı aşını yiyelim.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

21
“Suya geldim desti ile, yere durdum postu ile, sevgin dedim dostu ile. Cümleye selam olsun, HAMZA DOST elinden geleni cümleye paylasın. Kandil yanar günü-günü, Güneş verir yönü-yönü; yıldızlarla söyleşirsek, RAHMET geldi paylaşırsak. Açık olur sonu-sonu, seyirdeyiz RABB’im SEN’i, SEN yarattın bu düzeni; kaynattıysak biz kazanı, çevremizde toplarız cümle kızanı. Gel el ele verelim, sevgimiz ile sonsuza girelim; DÖRT MELEĞİ bir saralım, her birine soralım, ‘Almayı mı, vermeyi mi denersiniz; yoksa HAK AŞK’ına siz de mi dönersiniz?’. ‘ALLAH. EYVALLAH.’ dediler, her biri aldığı görevin AŞK’ına döndüler, kainata sevgilerini sundular.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

28-1
“Suyun verdiğine, gönüllerde erdiğine, damla iken NUR’una girdiğine, yapıya adını veren; cümleniz ile, cümlemiz ile, doğduğu günden KIYAM GÜNÜ’ne MÜHRÜ’nü alan.  VARLIĞIN’la  bütünle bizi, her sözünle, gönülden gelen ÖZ’ün ile gözümüzde NUR ol, ÖZ’ümüzde bizi bize, ÖZ’ü SİZ’e bağla RABB’im.” dedi, HAMZA DOST sözü, cümle için O GÜN’e bağlasın diye niyaz etti, selamladı.
 

29
“MEYDAN’da toplandıysak, gecede kutlandıysak; niyazların gürlüğüne geldiğimizdir, renkten renge her niyazda girdiğimizdir. RESULÜ’nün hizmetini RABB’imden dilediysek, himmetine erdiğimizdir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Ne dünya sildiğimiz, ne kainat böldüğümüzdür; BİR’likte kaldı isek, zerrelerimiz ile buluştuğumuzdur. Öyle olduk ki RABB’im, SEN’i yarattığın ile öyle bulduk ki; sevdik-sevdik, güzel olan her yaratılmışı benliğimizin bir parçası bildik. Öyle bir parça ki, güzeli çirkini silip bütünleştik; işte o zaman, her zerremizin birbiri ile dostluğuna şahit olduk. Aydın olan her gönülde dostluğumuz açık görülür, her kulu ile ayrı-ayrı örülür.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

4 nisan
“Suyun aktığı gündür, kulun baktığı yöndür; okuduğumuz her satırda, biliriz ki nokta sondur. ‘YA ALLAH!’ der söze yeniden başlarız, söz ile ÖZ ile dilediysek taşlarız.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Taş alıp baş yarmayız, kayaları kul diye sormayız; bir sözü bir söz ile bağlar, bin sözde benliğimizi eğleriz; DOST dilinden gelse bir taş, ‘Başka var mı?’ der bekleriz; GÜL’den gelen  her nefesten, örtülü olan kafesten yol alır yol veririz; selam ile geldik, selam ile döneriz.” 

11
“İneceğim tane-tane, bileceğim hane-hane. Ne güzelden geçeceğim, ne ‘Olumsuz.’ deyip kaçacağım.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Açtığım her kapıda gülen yüzleri gördüm, her basamakta seven sözleri duydum. ‘ALLAH’ım.’ dedim, ‘Kulların SEN’in ile… SEN’in verdiğin GÜL’e selam verir alırlar, SEN’in olan EMİRLER’i bilirler. Suya yol veren SEN’sin, kuluna bildiren de SEN’sin. Fiil de SEN’den, fail de SEN’den ALLAH’ım. Ayırma bizi doğrudan ALLAH’ım.’” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

12
“Ay ile yıldız birbirine selam verse, verdiği selam alemlerindir. Kainatta her satır, KALEM’dedir. Yarattığı düzende; dileyen okur değil, ALLAH’ın İZNİ olan okur.” dedi, HAMZA DOST söze geldi. (Hikmeti nedir EFENDİM?) “Dinlediğim her konuda, okuduğum satırların vergisini bilirim, ‘YA ALLAH’ der İZNİ ile gelirim, kapı-kapı dolaşmadan TEK KALEM’de bulurum. Dağlar taşlar erimeden YAR kulunu korur, derman dilerse kulu RABB’im yanında olur. ‘Doğruya geldik.’ diyen, HAK SOFRASI’nda helal lokma yiyendir.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

18
“Yerden göğe GÜZEL’in VARLIĞI’nı biliriz, darlığı sileriz, GÜZEL’den güzele güleriz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

19
“Dost aradım kapında, DOST’u buldum gönlümde. YA İLAHİ, SEN’siz bırakma. Yolarına niyet kurduk, yapımıza temel koyduk, EMRİNE şüphesiz uyduk.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Soğuk sıcak bildi isek, RAHMET’ine güldü isek, ‘YA RABB.’ deyip sığındı isek; SEN’den SANA dönüşümüz, seni beni silişimizdir. Dağlar EMRİNE uyar, ovalar RAHMET’ine doyar, her damla ile kulun nefsinden bir yaprak soyar.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

25-1
“YEMEN’den selam ile geldik, DOST adımızı cümle ile paylaştık.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “İpi gerdim ağaca, dallarını incitmeden. ‘Nerden gelir?’ dediler, yerimi günde sordular. YEMEN’den dediysem, zamandan çıktığımdandır. Zamanda, RESULÜ ile yoldaş arkadaş haldaş olduk, kolayda zorda birbirimizi bulduk; birimiz erken, birimiz gülken döndük, gerçeğin aynasına halimizce baktık.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

10
Sözün ÖZ’ünü aldı, HAMZA DOST sohbete geldi, YEMEN’den aldığı selamı sizlere iletti. “DOST eli doğudan gelir, YUNUS ile gerçeği bulur, MEVLÂNA’dan selam alır; gemiye adım atsa, elinde deryanın en büyük balığını bulur.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

14
“Duymayı dilediğin, DOST ile güldüğün, DOST için ağladığın gerçeğe uydun, nefesine gelen her nağmeyi bilgin ile yuğdun. Alay-alay geldiler, ‘Halay.’ deyip güldüler, selama selam eklediler, çevrenden aldıkları her dumanı dört duvarın ötesine ittiler. Yumuşak noktada sert yoruma düşme, doğudan aldığına şaşma, akan nehir ol taşma. Yol senin, gün senin, eline gelen GÜL senin, ayna misali pırıl-pırıl son senin.” dedi, HAMZA DOST selameti, her dosta selamda buldu, selamladı.