
“Bakarsam, göreceğim her renkte, iz vardır.
Dinlersem, vereceği her seste, söz vardır. Konuk gelen, kendinde olana
sevinsin, aldığı ile övünsün. Dumandan dağılana yorum gerekmez. Konuk
gelene. Sebepler senden benden değil, YÜCE’dendir. Her attığın adım,
hecedendir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Gelen geçen alışır, DOST SOFRASI’nda buluşur; bilgi, alışa
verişe gelişir; her zerren, verdiğin halde HAY diye
söyleşir. Katıldık niyazına, sevindik hevesine, YEMEN’den gelen nefesine.
güller adını verir, gönüller kaydını bulur. Her düzende, bilenle bilmeyende,
bilginin sözü tartışılır. Gönlünü, sevdiğin renk ile, bildiğin
ahenk ile besle ki; senden sana gelişen, O’ndan sende buluşan
sevgini, EMRİ ile dağıtasın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Seferden gelen bilir, seherde bulduğunu gölgeden ayırır; eğilen
her kuluna, ‘Dert.’ dediğini açar geçer. DOST halimiz bellidir, DOST gönlümüz
doludur. Gâh düzende bilinir, gâh evrende VELİ’dir.” dedi HAMZA DOST sözü
aldı: “Doğru eğri sözdedir, bilinen konu güzdedir, her varolan
ÖZ’dedir. Dizden yere iz vurduk, gerçeğe yöneldik göz kırptık.” dedi,
HAMZA DOST selamladı
“Girdim üzüm bağına, dediler ‘Düştün sevgi ağına’ Çıksam
dedim bilginin yüce dağına, dediler ‘Gel DOST gel, bilgin ile kal. Yerden
göğe büründüğün hal, dağlardan yücedir.” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı: “Bilgi dağı ulaştırır, gönül ağı bulaştırır, hal ile
geleni her gönülde dolaştırır. Bil ki O’ndan geldiğini, bilgine gölge
düşmesin. Bil ki O’nun ile olduğunu, gönlünde oluşan
şaşmasın. Bil ki O’na varacağını, aşkın yerli yersiz
taşmasın. Almayı dileyen her kulu, niyeti ile alır yolu. Düşmediyse
akan suya, dilediği gibi bakar bilen soya.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Noktaya eklediğim her nokta, BÜTÜN’den
geliştedir. Dağdaki tozu dahi, ‘Gerçeğin bir zerresi’ dersen;
BÜTÜN’e olan inancına şahit bulmuş olursun.” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı: “Sert gelen her olay, GÜL ile yumuşar.
Yaprağın bütünlüğü, kökünden gelen suya bağlıdır. Kulun bilgisi,
gerçeği bilen soya bağlıdır. Doyumsuzluk, düzenin
uyumsuzluğundandır. Ne kaygu, ne yargı gerekmez.” dedi, HAMZA DOST
selamını kum taneleri misali cümlenize iletti.

“ ‘Dönemedim YUNUS’a.’ diyene de ki; ‘Adına her yazılan,
kendinde olanı verir, kendi adı ile anılır; sefere her yolcu katılır, sehere
bir yolcu atılır.’ Yapıya geldik tamam, ötesi Dostluk zaman.” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı: “Dostluğu bildik güzel, Dostlukta kaldık özel. Ne seyirden alındık,
ne yorumdan kalındık.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Elbet demde yolu açtığımız, kumda dilenen yolu seçtiğimiz,
güzele el ele geçtiğimiz bilinir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Dayanmayı bildi isek, yolumuz açıktır. Seyir, bilinen ile verilir; yerden
göğe sevincimiz çoğalır. Bir-bir çıkarız merdiveni, her adımda güne
sayarız; benliğimizi usumuz ile soyarız, her zerreyi sevgi ile sararız.
Ulaşmak dileği, buluşmak özelliğidir, bilmek
güzelliğidir. Her an, bilgi bayrağı açıktır. Örnek, gönlün olsun.
Nasıl ki, bir aldığına binbir verirsin; seni YARATAN’ı, esirger mi
sanırsın? Dumanını attığına binbir şahit alırız, Dostluk soframızda
yer, seni her an buluruz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Bir avuç kumu aldım, gönülden sevgiye daldım. Tane-tane
saysam, her sayısına niyaza dursam, bitmez.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Kar oldu eriyecek, söz verdi koruyacak; yeşil rengi sarındı,
yorumsuz sürüyecek.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Ağır gelse su damlası, tez olur kulun hamlesi. YUNUS’a söz veren
diller, MERYEM’e toz veren eller, bilseler, gerçeğe küfrederler, günlerini
silerlerdi; her zerrelerini bölerlerdi; HAK SOHBETİ’ne gelirlerdi. (Gerçeğe küfretmek ne demek?)
Şirk. ‘Dağlar olmasa…’ diyen, üzümü ermeden yiyene benzer. ‘O, O’nun,
O’ndan; O, O’nun ile O’na.’ diziye verdiğimiz; YÜCE, RESULÜ, cümle
kulları, DOST’luk verir güzel halleri.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “O YARATAN, O’nun yarattığı, -o’ndan dolayı
yarattığı- her yaratılanın binbir zerresinden DOST sesi gelir.
Çokluğun sözüdür. Ne var ki, binbir ana zerre vardır her kulunda;
dağılmadan tutar, sevgiyi birbirine katar. HÜKME uyan, DOST SESİ’ni
duyandır. Onlar, ve onlara
hükmedebilen her BİLGE, yerinde yorumda varır gerçek hükme. RUH’un nüfus
edebildiği, devamlı irtibatta olduğu zerreler sayısı kadar kuluna
kapı açar. BİLGE olan, yaratılmış binbir zerresini noktalamış
olanlardır. O zaman, HÜKME adım-adım uyarsın, HÜKMEDEN’i duyarsın, sırtını HÜKMEDEN’e
dayarsın; ne düşersin, ne şaşarsın, ne yok yere koşarsın.
‘ALLAH’ım. Binbir zerremize katılalım, bilgimiz ile.’ diyelim, niyaza duralım.”
dedi, HAMZA DOST selamladı

“Aşan bilir, coşan bilir, dost ile DOST’a gidilir.”
dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Uçan kuşun kanadına ip bağlasam, aşamaz; koşan atın
ayağına birbirine bağlasam, yerinde duramaz; akan suya mani olsam,
çamur olur, geçemez. Demde her sözün denildiği, bilen ile HAK SOHBETİ
yapıldığı görülür. Bağımsız olan ÖZ’üm, HAKK’a bağlıdır sözüm;
yerde kaldıkça dizin, gönlünden güzeli asla çıkaramazsın; ‘Gemiye geldim…’
dersen, istesen de batıramazsın. Güzellik, bilginin ölçüsüdür. Senin
gördüğünü cümle kulu görür de, bilgisinin örtüsünden güzelliğine
varamaz. Yerden aldık, YÜCE’den bildik, cümlenize selam dedik.”

“Boyumdan
değil bağımdan söz alırım, her gönülde RESULÜ'nün sevgisini
bulurum." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “ 'Bundan yolum açılır,
şundan sözüm geçilir.' diyenler, aynı fırından ekmek yiyenlerdir.
Dağılan toplandı mı, ekilen katlandı mı; güzel deriz güleriz, her kumu
taş olmasın diye eleriz. " dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Çevremden aldığım ile değil, YEMEN’den gelen
EMRE cümlemiz uyarız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Bir sofrayı kuracağız, her birimiz çevresine
oturacağız; DOST’luk selamı verip, cümleye katılacağız; her birimiz
HAK ADI’na sefere atılacağız. Elbet gölgesiz kalırız, YARDIMCI ile her
adımımızda selameti buluruz. Asla kaygu etmeyiniz. Ne var ki, hizmetinize onur,
gurur asla katmayınız; YARATAN’ın EMRİ’ne uyduğunuza şüphe
duymayınız. Çünkü O; O’na hizmet edenden RAZI’dır. Secde O’na, rüku O’na, sevgi
O’ndan sana… yolları açık bulacaksınız, cümleye sevgi ile dolacaksınız; er gibi
hizmette, sultan misali himmete ereceksiniz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“ ‘YA ALLAH.’ diyelim, cümlemiz HAK lokması yiyelim.”
dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Yudum-yudum verdik size, HAK dedik durduk dize, cümlemiz geldik söze.
Bir-bir söylersek, alışırlar; gün-gün söylersek, özleşirler.
Yumağa düğüm atmadan bulduk, dilediğimiz sofrayı kurduk. Doyan
ile sevindik, doğana güzel dedik. Kayalar gölge verse, kuluna nasip midir
denilir. Elbet nasibin en güzelidir… Değirmene varalım, postumuzu serelim,
kuru dalı kıralım. Aydın gün doğacak diyen ile gönlünü açanın GERÇEK
rüyasıdır bilelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Gümüş altın bir olsa, hepsi bir sepete dolsa; güzeli olduran ile
buldurana ne sorardık, DOST SOFRASI’nda ne karardık? Doğuştan bildik
geldik, SOFRA’ya durduk gördük, selamı cümleye verdik.” dedi, HAMZA DOST selam
ile geldi, selamet dileyen her kuluna yardımcı oldu. “Yerden aldığım kumda, yerimi buldum DOST yanında. Postu aldık
serelim, her gelene soralım; ‘Niyet ile mi, niyaz ile mi buluruz?’ Hem niyet
hem niyaz, kula gerçeği buldurur. Niyet, kulun gerçeğini; niyaz,
VEREN’in GERÇEĞİ’ni bildirir. Dayandığımız gerçeğin
niyazını ediyorsak, elbet niyetimiz olgundur. Selam olsun gelenlere, selam
olsun niyeti ile YARATAN’a gülenlere. GÜL’ümüz YAR ADI’na, GÜL’ümüz niyetin
erdiğine…” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Yerden göğe ulaştığımız, günden güne
nefis ile bulaştığımız bilinir, elbet her dileyen ile yardıma
gelinir.” dedi, HAMZA DOST soydan huydan gönüllere selam iletti.

“Bağladığımız her olay, kapıdan kapıya
ulaştırır; boyumuz, doğudan batıya ulaşır; dilese dilemese,
sevgimiz cümleye bulaşır; Güneş her kulunu aydınlatır, sevse sevmese.
KARAR, YÜCE’dendir. ‘DOST!’ diye geldik söze, güzelin tarifini verdik cümlenize.
Ne dün ayrıda, ne gün gayrıdadır. Mayayı aldık ele, KİTAB’ı verdik dile,
selam dedik sorduk GÜL’e; ‘Sen’in ile Sana varalım, ALLAH’ımın EMRİ’ni
Sen’den soralım.’ YEMEN’den toz gelmez söz gelir, buz varmaz Güneş’te
erir, kul RABB’inin EMRİ’ni KİTAB’ında görür. Gümüş ile
alıştık, altın ile oluştuk, dünde günde buluştuk. Gelene
cümlemiz selam vereceğiz, HAMZA DOST adını gönüllerde göreceğiz;
tarlamızı ekelim diye süreceğiz, ‘Ekin nerde?’ diyene, buğdayı
sunacağız. Aldık verdik, VEREN’den sorduk; ‘YEMEN sözü bağlar da,
gelenden gidenden bekleyene ulaştırır.’ denildi. Sözümüz, sözcümüzden
verilir. (Sözcü kim?) Öğüt
alan, yazımız ile BİR’liğe varan, sözümüz dünden güne on beş
yıldır veren. (Sabahat Abla mı?)
EYVALLAH. Her öğünde, her düğünde, geldiğimiz her düğümü
çözdüğümüz bilinir de, yağmur yağsa çamura söz edilir.
Güneş ile sözümüz, BİRLİK’tedir gözümüz.” dedi, HAMZA DOST
YEMEN’den gelen selamı cümlenize iletti, selamladı.
“Kayguyu kaygusuz almaz, aramayan bulmaz, ayağına
buz gelse kaymaz. Seyir güzeldir sayanın, gönlünü kirli çamaşırdan
soyanın. Doyduk RAHMET’ine, girdik zahmetine; ‘Ne güzel.’ dedik,
BİR’liği bulduk; selam ile aldık, selamet diledik. Kar yağdı yol
üstüne, kuş geldi dal üstüne; yoğurt verdi sütü aldı, HAMZA DOST
güzeli sordu. Güzel tarifi, hoşnut eder arifi. Dumanı sildik geldik,
gönülden uyduk gördük; ‘Nerde? Nasıl?’ demeden saydık, ‘Kim olursa olsun, nerden
gelirse gelsin, YARATAN’ın verdiğisin.’ dedik, sevdik-sevdik, doğuya
niyaza durduk. Kayguyu silelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Var ettiğin gün beni, bildim ALLAH’ım SEN’i. Ne
dünü, ne bu günü yerli yersiz demedim; yumuşak geldi yolum, RESULÜ’nden
ayrı kalmadım.” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi: “Yerde fidan dikeceğim, kum üstüne çökeceğim, suyunu bol
dökeceğim; gönülde oluşanı güzelden sayıp, uyumsuz geleni
sökeceğim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“YUNUS ile söyleşirsen, HAMZA ile paylaşırsan;
elde bütüne bakar, çerağı öyle yakarsın. Bir-bir kelama daldık, bir-bir
ADI’nı saydık, nefsimizi gerçeğe soyduk, MEYDAN’a gönülde olanı koyduk.
HAMZA’nın adı ile yolunu bulana selam olsun, kapalı kapıyı aşsın, DÖRT
ER’den geleni serinde bilsin; YUNUS’a darda diyen, kendini zordan ayırsın.”
dedi, HAMZA ile YUNUS’um selamladı.

“Varlık, güzellikten alışır; güzellik, seven ile oluşur. Benden
gelen her söze DOST yapısı deyiniz, HAMZA DOST’u gerçekten asla ayırmayınız.”
dedi, HAMZA DOST sözü aldı, aldı da gönülden gelen ile doldu. “Bir-bir aradık her satırı, yuvanızda gördük okuru.
Dağlara yükledik, yerden göğe gerçeği sayıkladık.” dedi, HAMZA
DOST selamladı.
“Duvarı öreceğiz, çatısını göreceğiz, uzak
yakın olana anında güleceğiz. ‘Ay’da güzel sözüm var, yıldızlarda ÖZ’üm
var…’ diyene HAMZA DOST ile güleceğiz, adından söz ettiysek, yardımını
göreceğiz. Adım-adım gelen bilir, yudum-yudum içen bulur, ‘ALLAH. ALLAH.’
diyen kalır olduğu halde. Bulduğu GÜL’dedir, kaldığı yolda… Yol,
HAK YOLU’dur; YUNUS ile MEVLÂNA değil, cümlesi HAKK’ın kuludur.” dedi,
HAMZA DOST dayandığı ağaçtan meyvesini dileyene selamını iletti.
“Gayrette oluşursak, güzel günde buluşursak, selam ile gelelim,
HAMZA DOST’tan bilelim, olduğumuz halde kalalım; ne düzenden soralım, ne
gönüller kıralım; soframızı kuralım, ‘Sevgi senden…’ diyelim; kalbura toprak
koyalım, elediğimiz yerdedir, beklediğimiz günde… YUNUS misali
seveceğiz, yuvaya YUNUS ile geleceğiz.” dedi, HAMZA dost selamladı. (Resim
verilir: HAMZA DOST) Aştığımız şaştığımız, HAK
YOLU’nda koştuğumuz, yerden göğe gönülden uyduğumuz, her
nefeste sesini duyduğumuz; Güneş ile Ay’dan yola baktığımız
günde, elden eli tutacak, kayıtta olanı verecek, HAMZA DOST, ADI’na gelecek.

“Kumda yürüye-yürüye, yemeniyi sürüye-sürüye, demde
sohbete verdik, her gönülde gerçek ilmini gördük.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Geminin halatına çamaşır seremezsin, elindeki kama ile tarlayı
süremezsin; yudum-yudum almazsan, gerçeği bilemezsin; ‘Bir benden, bir
tenden…’ diyenlerle sofrayı kuramazsın. Açalım dileyen gelsin, nağmeye
düşen dönsün.” dedi, HAMZA DOST “Sözün en güzeline RESULÜ sahipti, cümle
ona şahitti.” dedi, selamladı.
“Atı aldım semeri yok, otu aldım yaprağı çok,
ağaç yaprağından ipini çek, yerle gökte YARATAN TEK.” dedi, HAMZA
DOST sözü aldı, aldığı noktada gerçeği gördü. Umduğun günden
doyan ile yumağını uyumlu sarana, değirmenden gelen unu sorana ‘Selam
olsun.’ dedi de, her adıma niyaza durdu: “Demde yolun açılır, yoldan niyaz ile geçilir; her handa
yolcuyu bekleyen, gelen ile güzelliğe mührünü vurur.” dedi, HAMZA DOST
güzelden güzeli selamladı.

“Yaprak-yaprak sözü aldık, biz kayguyu dünden sildik.
Dağlar yol açar, YAR ADI’nı kul seçer. Demde yola açılan, gün Güneş
var iken sevgi yolunda seçilendir.” dedi HAMZA DOST, VAROLAN’ın VARLIĞI’na
yoğun gelen güzel ile gönlünü verdi: “Çardak yerden bilinendir, RAHMET gökten beklenendir;
dumanını sildiğimiz, gölgesinde kaldığımız, ayağımızdan
başa inandığımızdandır. Gölge, RABB’imin gölgesidir.” dedi, HAMZA
DOST selamladı.
“Kapalı kapıyı açtık, soylu geleni seçtik. En güzel
dediler de olmuş meyveyi yediler, HAMZA DOST’a sözün ÖZ’ünü sundular.
Örülmüş duvara geldik, ALİ ile sohbete girdik, her öğünde niyazını
aldık, ALİ’nin üç öğüdünü cümlenize getirdik: Geçen, ne olursa olsun bitendir, güne
getirme. Gün, ne getirirse şükret, de ki
hayırdır. Yarına asla sofra kurma, günden sergiye
koyma. ‘Gün güzel, gelen gün bugünden güzel.’
diyelim, meyveyi gününde yiyelim. Gününden önce yenen meyve hamdır, yorar
burar; gün ne olursa olsun, almaz senden karar. Öyle ise, gönlünüz açık olsun,
gelen günde güzel sizi bulsun.” dedi, HAMZA DOST ALİ’nin selamını
cümlenize iletti.

“Gönülden gelen selama bindiğiniz at katıldı,
sormayı denediğiniz her paket satıldı.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Çevirdik yolunuz güzelden güzele, dedik her yaprak özelden özele,
bakmadık asla yerdeki gazele. Tavrımız BİR’liğedir, emeğiniz
gürlüğe; çimenlerde imza verdik, savunmadık körlüğe, aday olduk
zorluğa. Dediler ki, ‘HAK’tan gelen zorluğu, RABB’im verir
koruyuculuğu.’ Savunduk ADI’nı, sevindik andına.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Ağaca aşı yapsam, dilediğim meyveyi
alsam, ne güzeldir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Soframa su getirdim, lokmamı tatlı aş ile
bitirdim, gönlümde olumsuzu yitirdim. Güzellik, bende beni oluşturdu, ben
ile seni buluşturdu. Bir halkaya katıldık, HAK YOLU’na atıldık; can ile
CANAN dedik, dört yönde doğruyu bulduk; gelen gidene haber saldık,
‘Diledik gelesin, soframızda olasın.’ diye. Cümlenizden ALLAH’ım RAZI olsun,
bir niyette binbir himmet bulsun.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“MEYDAN bizlerden verilir, RESULÜ’nden sorulur; her MEYDAN’ın ERLER’ine,
meyvenin olmuşu sunulur.” dedi, HAMZA DOST güzel günde, gölgesiz yönde
cümlenizi selamladı, söze girdi: “Pişmiş balığı yiyenler, gerçeği
kaynağından alanlardır; çiğ balık yiyenler, kendinden uzak
kalanlardır. Kulluk ile bağımlı olmayan, bağımlı olanı gerçekten
saymayan, kandile yağ koysa da ışığını kimseye tutmayan, ne var
ki MEYDAN adına seni beni birden satmayana… Bencil, gölgenin karanlığında
olana denir, onun ile balığın çiği yenilir. ALLAH’ımdan niyazımız;
kendinizde olanı kendinize buldursun, hangi düzende kalacağınızı
bildirsin, içtiğiniz suyunuza kandırsın, dilediğiniz AŞK’ınıza
yandırsın!” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

“Doğuştan gönlünü açanların, dilenen yerde
DOST KAPISI’nı bulanların; her anı, her demi doğruyu bildirir,
doğruda gerçek olanı buldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, PİR
SULTAN ABDAL ile postunu günde gönüllere serdi. Dedi ki: “Doğuştan
bilenler, (ERENLER mi?) EYVALLAH.-,
geminin kaptanlarıdır; kendinden kendine dönenler, dumandan sıyrılanlardır. Ne
mutlu o gemiye gelenlere, ne mutlu kuluyum diyenlere, ne mutlu ezeli günde
bırakıp ebede yol alanlara.” dedi, HAMZA DOST ile PİR SULTAN ABDAL
cümlenizi selamladı.

“Soğuk sıcak, bir günün meselesi; güzel çirkin, bir
ömrün kasidesi… Gelsem senin emrine, desem ‘Ömrün rengi ne?’ Gölgeyi
aşardım da, Güneş’te koşardım da, nefisten kaçardım da; bir
zerremden geçmezdim, biri ak biri kara diye seçmezdim.” dedi, HAMZA DOST söze
geldi: “Dayandır ALLAH’ım, sevgim oldu silahım, günden Güneş’ten saklar
başımdaki külahım. El aldım sevindim, GÜL’e baktım övündüm, SEN’siz
bilgiden arındım, benden beni soranlara, BİR’lik diye değindim.
Saydığım, övdüğüm, sevdiğim, duyduğum SEN’den YÜCE
ALLAH’ım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Atı aldım yedeğe, yolu verdim gediğe, doymayı dileyenden sordum
hediye. Dedi ki; ‘Oynadığım oyun değil. Gölgeden çıktım, semaı bedene
mal ettim; nefsimi, bildiğim güzellerle halettim. Elbet hediyem olur,
varolan hidayet bulur.’” dedi, HAMZA DOST sözün gerçeğini boynunda
taşıdığını söyledi. “Bağlamadım sevgimi, gitti gider; tutmadım akan suyu, döktü döker;
bilmedim yalanı, alan satar; SEVGİLİ, cümleyi elinden tutar.” dedi,
HAMZA DOST cümlenizi selamladı.
“Her sözü BİR’den alır cümleye iletiriz, deryadan yol soranı kum
izine getiririz, doğuyu batıyı birbirine bağlatırız. ALLAH
BİR’dir, BİR’liği kuranı sever; ALLAH BİR’dir,
BİR’likte olanı sever; der, sözün ÖZ’ünü getiririz” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı: “Karıncaya yol sorarsan kum yığınına getirir, yuvasının başında
yolu bitirir; kelebeğe yol sorarsan çiçek-çiçek gezdirir, çiçeğin
dalında yolu bitirir; kim ile kimi ararsan, kendi alemine götürür. Öyle ise,
her yaratılanın kendi alemine turu vardır. Çevremiz, kendimizden kendimize
genişler. Hiçbir konudan, bağımsız olarak, diğer konuya
geçemezsin; açılmayan MEYDAN’ı seçemezsin.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Benden sorsalar yorgunum demem; yoldan sorsalar kırgınım demem.” dedi,
HAMZA DOST sözü aldı: “Her çağrı, aklın Güneş’ten aldığına işarettir.
Gerçeği, aklın gönlüne yansıtıyor ise, güzelden güzeli bulmuş
olursun, çevrende dönen her zerreyi görmüş olursun. Güzeldir elbet daldaki
çiçeğin meyveye dönüşmesi. Günde, çiçeği meyve haline
getirenlerden ALLAH’ım razı olsun; dağlar önüne dursa andını görsün,
günden aldığını gecede silsin.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Gemiye gelsem, önce kaptanı sorarım, sonra yolunu ararım; gideceğine
ise, geminin yolcusu olurum.” dedi, HAZMA dost sözü aldı: “Çalışmayı alışayım diye belledim, beklediğim gerçeği
BÜTÜN’den gelene ekledim. Bir örtü ki güzelden güzel, bir dürtü ki nefes ile
gazel.” dedi, HAZMA dost sözü VEYSEL’e verdi:

“Altın anahtarı elime aldım, altın kapının önünde durdum, ‘Sevgili nerde?’
dedim de, HAZMA DOST’a sordum. Dedi ki; ‘Bağladığı düğümü çözer,
bilmediği satırı çizer, HAK BAHÇESİ’ne HAK SÖZÜ’nü almış gezer,
deryada giden balığı süzer.’ ” dedi, HAZMA DOST selamladı.

“Yarattığı gün bizi, vermeden nefesimizi; ‘BÜTÜN’e…’ diye
ağlarız, gerçeğe o anda talip oluruz. YUNUS’a ne deseler hoş, ne
sorsalar boş…’ dedi, HAZMA DOST sözü aldı: “ ‘DUR!’ dediği gün bize; hırkayı atacağız, Dost elini
tutacağız. Yolun gidişi budur. Aynayı ele alsan, yüce dağın
başına çıksan, gördüğün ile benliğini silersin; karanlık odaya
girsen, aynayı eline alsan, kendini karanlıkta görürsün, tövbeye öyle
girersin.” dedi, HAZMA DOST her gelenin, cümleyi, yüce dağın başına
gidip aynaya orda bakılsın diye YARDIMCI olacağını söyledi.

“Düğün dernek bir günde, gönül
vermek bir ömürde… Selam ile buluşursan, gönlün ile gülüşürsen, cümle
senden hoşnut olur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Söz yolun sözüdür, cümleye ulaşır;
sevgi özün malıdır, cümleye bulaşır. Dağlara selam versen, senin ile
söyleşir; ağaçlar yapraklanır, dalları budaklanır; demde, sevgi
yüküne talib olan çoğalır.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Arabaya talib oldum, atını alamadım; meraya sahip çıktım, sürüyü
salamadım. ‘Elde sürü olmadan meraya talib olma.’ dediler de, gayretin yerini
söylemediler. Ara da bul. Sevgi ile dol. Sen de VAREDEN’i bil. Yollar bana
düzlendi; gerçek, halde gizlendi; seyre vardım düzeni, yerden aldığım
tozlandı. Ayrı gelmez dost bize, sırdan vermez HAK size; gölden çölden aldı
isek, akıl silmez bedende.” dedi, YUNUS’um selamladı.
“ ‘HAY’ dedik geldik yola, ‘Huy nedir?’
sorduk kula; ‘Almak, vermek, görmek, bilmek.’ dedi, sevgide somut gerçeği
buldu. HAMZA DOST, yoğurt ile sütten nasibini alsın dedi. Kayıt varsa söz okunur; kumaş varsa,
fistan dikilir; su varsa, destiye dökülür; muhabbet varsa, gül yakaya takılır.
Hata aramadan geçelim yoldan, kayguya düşmeden tutalım elden, sözümüzü
pişirip düşürelim dilden, akan suya barajı kuralım koruyalım selden.”
dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

“Kapalı kapıda durmadım, açık kapıya
vurmadım, kimi kime sormadım; geldim geçtim, renklerden en güzelini seçtim.”
dedi, HAZMA DOST sözü aldı: “Sihir, merakımıza asla girmedi; gelecek
gidecek, kayguyu gönlümüzde bulmadı; soymayı denedik, soğuk sıcak kalmadı;
AŞK’ı öyle yüce ki, bizi öksüz koymadı. Sevenler sevilenler, EMRİ’ne
uyanlardır; övenler övülenler, hali ile bezenenlerdir.” dedi, HAZMA DOST
selamladı.
“ ‘Nehirler taşmasın, topraklar
şaşmasın, taşlar yola düşmesin.’ diye, yollarınızı, bilir
de geliriz., dileyenleri görür de buluruz, RESULÜ’nün selamı ile gölgeleri
sileriz.” dedi, HAZMA DOST sözü aldı: “Sema dedik, hudut çizmedik; toprak
dedik, her tanesini çözmedik. Gel Dostluğu kuralım, önce kendimizle
barışık kalalım, sonra kainatta olan her BİLGE’ye soralım, bir-bir
oluşan gerçekte binbir güzeli görelim.” dedi, HAZMA DOST selamladı.
“Bir desti su üç öğünde biter, bir
kucak odun bir saate yeter. Yıllar yılı aktık durduk, ocağımızı yaktık
durduk; sözden sözü iletsinler, her sözlerini gül etsinler diye. ALLAH’ım, her
söze bal katandan RAZI olsun. Günümüz yönümüz bellidir, HAK ile dostluğumuz
gerçek…” dedi, HAZMA DOST seherden sefere selamını iletti. “Adımları sayacağız, testileri
sofranıza koyacağız, her dileyene sunacağız; RABB’im İZİN
verirse, günden günü seveceğiz; ÖZ’de sözde BİR’liğe vardık,
gönülden gelen ile her dileyenin ocağını yakacağız.” dedi, HAZMA DOST
selamladı.

“Ayağımın bastığı yerde lale
papatya gözümün gördüğü kadar, yeşillik çevremde dolduğu kadar…
Mavi gök, bende yedi rengin yorumunu buldu, aldığı her renk ile sevgi ile
doldu; taşlara baktı da, ‘Hiç birine uymaz!..’ dedi, HAZMA DOST sevgiden
öte AŞK’a düştü. “Taştan rengi sorarsan,
‘BİR’liğe vardık…’ der, maviden yeşile bilgisinde hükmeder.
Konuya, günün yorumunda yer verilmesin, çünkü gelene açıktır! Konunun
açıklığı, kainatın açıklığına denktir! Ne var ki, taşların rengi
cümlesine ahenktir. Her bir taşta yedi rengin mevcudiyeti bağlıdır.
Dağların gücünde, kayanın sesi vardır. Onun için, her yorum yetersiz
kalır!” dedi, HAZMA DOST selamladı
“Ne giydiğim fistanda, ne okuduğum destanda, aykırı olanı
görmedim, yanılanı sormadım; taş var diye yol üstünde, yanılıp ta
durmadım.” dedi, HAZMA DOST söze geldi: “Bilmediğim kuyunun suyunu içmem, gidişi belli olmayan yolu
seçmem, kaynaktan aldığıma inandı isem, asla şüpheye düşmem.
Güller açar bahçesinde, güzeller seçer bohçasında, gerçek bütünleşir
görgüsünde.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

“Suyun derinliği, huyun serinliği, güzele renk verir.” dedi,
HAMZA DOST sözü aldı; doğruya eğilen ile, dostluğa yöneleni, her
bilene övdü. “Selamet, selam diyeni bulur, gölgede olanı Güneş ile
buluşturur.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

“Bülbüller söyler de, güller susar mı? Sevgiler doğar da, güneş
batar mı? Kul, sevgiliye kin tutar mı?.” dedi, HAZMA DOST söze geldi: “Her bağda, bağcıyı ararsın; üzümü satsın diye, nasibine
yenisini katsın diye. ‘Gül’dür ALLAH’ım.’ diyelim, DOST SOFRASI’na geldik,
tatlı aşını yiyelim.” dedi, HAZMA DOST selamladı.

“Suya geldim desti ile, yere durdum postu ile, sevgin dedim dostu ile.
Cümleye selam olsun, HAMZA DOST elinden geleni cümleye paylasın. Kandil yanar günü-günü, Güneş verir yönü-yönü; yıldızlarla
söyleşirsek, RAHMET geldi paylaşırsak. Açık olur sonu-sonu,
seyirdeyiz RABB’im SEN’i, SEN yarattın bu düzeni; kaynattıysak biz kazanı,
çevremizde toplarız cümle kızanı. Gel el ele verelim, sevgimiz ile sonsuza
girelim; DÖRT MELEĞİ bir saralım, her birine soralım, ‘Almayı mı,
vermeyi mi denersiniz; yoksa HAK AŞK’ına siz de mi dönersiniz?’. ‘ALLAH.
EYVALLAH.’ dediler, her biri aldığı görevin AŞK’ına döndüler, kainata
sevgilerini sundular.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Suyun verdiğine, gönüllerde erdiğine, damla iken NUR’una
girdiğine, yapıya adını veren; cümleniz ile, cümlemiz ile,
doğduğu günden KIYAM GÜNÜ’ne MÜHRÜ’nü alan. VARLIĞIN’la bütünle bizi, her sözünle, gönülden
gelen ÖZ’ün ile gözümüzde NUR ol, ÖZ’ümüzde bizi bize, ÖZ’ü SİZ’e
bağla RABB’im.” dedi, HAMZA DOST sözü, cümle için O GÜN’e bağlasın
diye niyaz etti, selamladı.
“MEYDAN’da toplandıysak, gecede kutlandıysak; niyazların gürlüğüne
geldiğimizdir, renkten renge her niyazda girdiğimizdir. RESULÜ’nün
hizmetini RABB’imden dilediysek, himmetine erdiğimizdir.” dedi, HAMZA DOST
sözü aldı: “Ne dünya sildiğimiz, ne kainat böldüğümüzdür; BİR’likte
kaldı isek, zerrelerimiz ile buluştuğumuzdur. Öyle olduk ki RABB’im,
SEN’i yarattığın ile öyle bulduk ki; sevdik-sevdik, güzel olan her
yaratılmışı benliğimizin bir parçası bildik. Öyle bir parça ki,
güzeli çirkini silip bütünleştik; işte o zaman, her zerremizin
birbiri ile dostluğuna şahit olduk. Aydın olan her gönülde
dostluğumuz açık görülür, her kulu ile ayrı-ayrı örülür.” dedi, HAMZA DOST
selamladı.

“Suyun aktığı gündür, kulun baktığı yöndür; okuduğumuz her satırda,
biliriz ki nokta sondur. ‘YA ALLAH!’ der söze yeniden başlarız, söz ile ÖZ
ile dilediysek taşlarız.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Taş alıp baş yarmayız, kayaları kul diye sormayız; bir sözü bir
söz ile bağlar, bin sözde benliğimizi eğleriz; DOST dilinden
gelse bir taş, ‘Başka var mı?’ der bekleriz; GÜL’den gelen her nefesten, örtülü olan kafesten yol
alır yol veririz; selam ile geldik, selam ile döneriz.”

“İneceğim tane-tane, bileceğim hane-hane. Ne güzelden
geçeceğim, ne ‘Olumsuz.’ deyip kaçacağım.” dedi, HAMZA DOST sözü
aldı: “Açtığım her kapıda gülen yüzleri gördüm, her basamakta seven sözleri
duydum. ‘ALLAH’ım.’ dedim, ‘Kulların SEN’in ile… SEN’in verdiğin GÜL’e
selam verir alırlar, SEN’in olan EMİRLER’i bilirler. Suya yol veren
SEN’sin, kuluna bildiren de SEN’sin. Fiil de SEN’den, fail de SEN’den ALLAH’ım.
Ayırma bizi doğrudan ALLAH’ım.’” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

“Ay ile yıldız birbirine selam verse, verdiği selam alemlerindir.
Kainatta her satır, KALEM’dedir. Yarattığı düzende; dileyen okur
değil, ALLAH’ın İZNİ olan okur.” dedi, HAMZA DOST söze geldi. (Hikmeti nedir EFENDİM?) “Dinlediğim her konuda, okuduğum satırların vergisini bilirim,
‘YA ALLAH’ der İZNİ ile gelirim, kapı-kapı dolaşmadan TEK
KALEM’de bulurum. Dağlar taşlar erimeden YAR kulunu korur, derman
dilerse kulu RABB’im yanında olur. ‘Doğruya geldik.’ diyen, HAK
SOFRASI’nda helal lokma yiyendir.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Yerden göğe GÜZEL’in VARLIĞI’nı biliriz, darlığı sileriz,
GÜZEL’den güzele güleriz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“Dost aradım kapında, DOST’u buldum gönlümde. YA İLAHİ, SEN’siz
bırakma. Yolarına niyet kurduk, yapımıza temel koyduk, EMRİNE
şüphesiz uyduk.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Soğuk sıcak bildi isek, RAHMET’ine güldü isek, ‘YA RABB.’ deyip
sığındı isek; SEN’den SANA dönüşümüz, seni beni silişimizdir.
Dağlar EMRİNE uyar, ovalar RAHMET’ine doyar, her damla ile kulun
nefsinden bir yaprak soyar.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

“YEMEN’den selam ile geldik, DOST adımızı cümle ile paylaştık.”
dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “İpi gerdim ağaca, dallarını incitmeden. ‘Nerden gelir?’
dediler, yerimi günde sordular. YEMEN’den dediysem, zamandan çıktığımdandır.
Zamanda, RESULÜ ile yoldaş arkadaş haldaş olduk, kolayda zorda
birbirimizi bulduk; birimiz erken, birimiz gülken döndük, gerçeğin
aynasına halimizce baktık.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

Sözün ÖZ’ünü aldı, HAMZA DOST sohbete geldi, YEMEN’den aldığı selamı
sizlere iletti. “DOST eli doğudan gelir, YUNUS ile gerçeği bulur,
MEVLÂNA’dan selam alır; gemiye adım atsa, elinde deryanın en büyük
balığını bulur.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
“Duymayı dilediğin, DOST ile güldüğün, DOST için
ağladığın gerçeğe uydun, nefesine gelen her nağmeyi bilgin
ile yuğdun. Alay-alay geldiler, ‘Halay.’ deyip güldüler, selama selam
eklediler, çevrenden aldıkları her dumanı dört duvarın ötesine ittiler.
Yumuşak noktada sert yoruma düşme, doğudan aldığına
şaşma, akan nehir ol taşma. Yol senin, gün senin, eline gelen
GÜL senin, ayna misali pırıl-pırıl son senin.” dedi, HAMZA DOST selameti, her
dosta selamda buldu, selamladı.
|