Hamza Dost

15 mayıs
“Yumuşak yolun olsun, RABB’inden sözün bilsin; dün gittiği yerden, bu gün de gülsün gelsin.” dedi, HAMZA DOST “Yuvada, havada, toprakta, suda ne varsa gönlünce hizmetine gelsin.” dedi, cümlenizin niyazına katıldı, selamladı.

 

17
(‘Kainatın çölü’, Arap Yarımadası oluyor öyleyse?)
“Yolumuz, bağınadır. Dağlar geçit verecek, çöllerde cümle kulu birbirini görecek; dizi yere, gönlünü YAR’e, ömrünü GÜL misali kumlara serecek.” dedi, HAMZA dost sözü aldı: (Cümle mi EFENDİM?) “MAYA’nın varlığına inanan her kuluna… MAYA; O’nun sana ÜFLEDİĞİ’dir. Öyle ise her kulu O’nu bilecek, O’na döndürülecektir. Dayanmayı diledik, taş kalmasın eledik, ‘Dileyen gelsin.’ dedik, taşsız kumu her dileyene sunduk. ‘Yoğun aldık.’ dediler; ‘EYVALLAH.’ diyelim, niyazımıza açık yoldan DOST ADI’na devam edelim.” dedi, HAMZA dost selamladı. (Açık yol, namaz mıdır?) Açık yol; verdiğimizdir, alsa almasa gördüğümüzdür. 

23
“Gayretten gayrete düştüm, her kulunun sevgisine şaştım. BİLGE bohçaya benzer, açarsan saçar, kaçarsan örter. DOST adıma gelen güzel, dostluğumu bilen güzel.” dedi, HAMZA DOST elinde desti ile YEMEN’den getirdiği RAHMET’i sundu: “El aldık, elde bulduk, bülbül olduk dile verdik; göldeki balığı aldık deryaya saldık, övündüğümüz güzeli öylece bulduk. YEMEN’den selam olsun, bilmeyi deneyenler KÂBE’ye gelsin, NUR’dan fistan giyip secdeye dursun. Her birinize selamımız O’ndandır, bahçesine girdik GÜL’dendir.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

30
"İnce fistan giydim, sıcağı sildim, yağmur ile gelene güldüm." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: "Bir bir yokladım her pazarı. Doğrudan geçirdim, sonsuza sevgimi taşırdım, gemiye her adım atan ile sohbete katıldım. 'Derde deva oldu.' dediler, aldıkları bilgiye sofra kurdular. Aşık olan sözünü bilir, bildiği ile kendini bulur; bulduğuna şahit, çölün kumları olur." dedi, HAMZA DOST selamladı.

6
“Fistan açık giyemem, ‘Ben de gelsem.’ diyemem; deryayı alsam, içinde bulsam, bilirim ki doyamam.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Yama aldım fistanı dikeceğim, gönülde güller açtı otları sökeceğim, her ağacın köküne deryadan aldığım suyu dökeceğim; sakındığım her emredilmemişi, soframızda olanlardan çekeceğim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

13
“Doğu’yu denedim, Batı’yı kınadım. Gördüm ki, Batı benden aldığını satar; Doğu Batı’dan geleni, ‘Haram.’ diye tutar. Batı, her çözümü KUR’AN’dan alır. (‘KUR’AN’da her şey mevcut.’ demek mi?) EYVALLAH. Olmayanı değil, olanı ilim çözer.” DOST ADI’na HAMZA DOST sözü aldı: “Bağlamazsak düğümü, bilemeyiz düğünü. Aldık geldik soyunu, sevdik dedik huyunu. Doyduk selam diyenlerle, DOST ADI’nı bilenlerle. ‘YA ALLAH.’ dedik, her zerrede BİR’liği bulduk, doğuşa cümlemiz hazır olduk. YA İLAHİ, yaprak-yaprak oldurdun, SEVGİN’i gönlümüze doldurdun, bizi bize MUHABBET’in ile buldurdun. Her anımız O AN ile bağlansın, gölgeler silinsin, duran gelen sevgi ile döllensin, doğruya eğrisiz belensin.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

31
“Eyyam ile yönelen, KAYYUM diyeni bilir; her adımı sayar da, aradığını bulur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Sefere çıktık bu gün, seherde bildik o gün. Yerden göğe hoşnut olduk, ‘RABB’im.’ dedik niyaza durduk. İpi aldık elimize, dalı sürdük kolumuza. Nefes diye söyleştiler, nefis diye paylaştılar. Adım attık, ADI’na isim tuttuk, tadını niyaz ile kattık; duvar ötesine niyet kurduk, doğruyu aldık, eğriyi sildik; ‘Ay. Vay.’ diyene sorduk, ‘Ne elinde? Ne diler de, ne yolunda ararsın, sonra adımızı anıp halim nedir sorarsın?’ RABB’im yol verip açmış, ÖZ’ünü açanı seçmiş. El ile övünelim, dilden verip sevinelim, dostluğa niyet kurup GÜLİZAR’ı çevirelim. Çevremize gelsinler, bizler ile gülsünler.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

6
Kement attığımız olayda dilediğimiz atı tutarız, her sohbette DOST aşına dilenen tuzu katarız. HAMZA DOST’a selam verdik, YEMEN’den geleni sorduk. Dedi ki; “FATIMA’nın selamını, ALİ’nin kelamını cümlesine veririz. Selam, HAK KELAMI’dır. ‘Ya mümin. Sende olan ile sen yükümlüsün, sende kalan ile sen hükümlüsün. EMRİ’ne uydu isen, elde olanı dağıt, beni seni sil de nefsini eğit; DOST dediysen kuluna, hali ne olursa olsun, unut. (Kini, nefreti silelim mi?) EYVALLAH.’ dediler, selamdan alanları RABB’imden niyaz ile AFFI’na sığındılar. Cümleniz için affınızı diledik: ‘YA RAB. SEN’in ile SANA gelelim, SEN’in ile SANA sığınalım, SEN’den gelenden asla korkmayalım.” Gölgesiz YUVA’da Güneş’e baktım, yapraklara dilenen suyu döktüm. Çiçekleri açacak, DOST yüzüne gülecek.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

12
“Seyyar yapı düzen ister, seyyar ocak kazan ister, seyyar bilgi hazan ister. Gel gerçeği arayalım, açılan KİTAP ile HAK KATI’na varalım. (KUR’AN mı?) EYVALLAH.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, SEYYİD ÖMER selam verdi, selam ile söze girdi: “Oturup kalacağız, MEYDAN’da sofrayı kuracağız, HACI BAYRAM’a selam ilettik; dedi, ‘HACI BEKTAŞ ile geleceğiz.’
HAMZA DOST cümlenize; cümlesi ile BİRLİK’in halkasına geldiğini söyledi.

16
“Buğday dolu çuvallar. Akan su süreklidir, değirmen gereklidir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Bağlamadan sözünü, bulamazsın ÖZ’ünü; açmazsan gönlünü, bilemezsin sözünü.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

19
“Zaman; seni sana bildirir, beni sana buldurur, AŞK bağına girdikte bardağına KEVSER ŞARABI doldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “YEMEN’den yolumu aldım, her seven ile güldüm; KAYGUSUZ ile geldim, elinde dilenen gülü gördüm. ‘Vereceğim.’ dedim, ‘EYVALLAH.’ dedi. ‘Dikeceğin fidan olsun, her dileyen alsın.’ dedim, ‘Her varışta dikerim, niyaz ile suyunu dökerim.” dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı. Yemeni giyen gelir, yargıda olanın sorgusunu bilir. Azdan çoktan aşınmaz, vergisine üşenmez. Güzel olanı, güzel vereni alalım, her olayda ‘Hayır.’ diyeni bilelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

3 ekim
“Gümüş tepsiyi aldık, aklansın dedik sildik, gelen günde gerçeği bulduk.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Yazdığımız her satıra selam verip gülenler, HAK ADI’nı gerçek deyip bilenler, hizmetine gönülden katılanlar; elbet hayrete düşecekler, güzel gelen her konuya şaşacaklar. Bilmeyene ‘Düş’ demedik, bilenlere ‘Bildiğine taş.’ demedik; doyduğun kadar aldığın, aldığın kadar bulduğuna sevindik, her alan ile teker-teker övündük. ‘Güzel ne güzel yaratılmış kulların, güzel ne güzel bildirdiğin hallerin.’ dedik te, MEYDAN’da cümlemiz niyaza durduk.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

17
“Artık ekmek atmadım, fistanımı satmadım, doğru söze yalan katmadım. Sevgiliye öğüt aldım, sevgiliden gelen her güzeli söğüt dedim gölgesinden çıkmadım.” dedi, HAMZA DOST her lokmaya şükretti, DOST sözünü fikretti, ALLAH ADI’nı zikretti, selamladı. (Neden söğüt de, başka ağaç değil?) 

24
“Demde gönüller açık-açık, bilgiler çiçek-çiçek, bilenin gönlünden geçecek.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, HACI BAYRAM’a sordu: “‘Akan suyun başında, ata binek olan taşında, ne gördük?’ Dedi ki; ‘Akan suyu, yakan Güneş’e bilgi olsun diye alırlar, ata binip ağaç altına gelirler.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, her birine BİR’liğin gürlüğünü diledik.” dedi, HAMZA DOST, DOST KAPISI’ndan DOST selamını iletti. 

25
“Dolaştım yıldızları; birbirinden ayrıca, dedim ‘Gelen giden mi yaraşır, kolayca?’ ‘Mani destiyi vermez, kim ki hastayı sormaz; dilediğine değil, bekleyene gelir.’ dediler, HAMZA DOST ile söyleştiler. Öyleyse arayalım soralım, ‘Kimden DOST’luk alırız, kime DOST’luk veririz?’ bilelim. Aç ile açlığı silelim, tok ile su başına gidelim; yama gerekli ise, iğne iplik alalım; koyun kuzu bağlı ise, meraya salalım; almayı dilediysen, varmaya niyet kurduysan, emeği, sevgiyi, saygıyı paylaşalım. Gözü yaşlı olana, bir mendilin varsa ortadan böl de ver. ‘Başka mendilim yok.’ dersen; kendine kandil ara, DOST YOLU’nda saçını tara.” dedi, HAMZA DOST sadakayı kendi bildiği ölçüde verdi, cümlenizi selamladı.

31
“Fakir zengin bir lokmayla doyarlar, fakir zengin bir hırkayı giyerler, fakir zengin HAK ADI’nı bilirler, HAK YOLU’na hep el ele gelirler.” dedi, HAMZA DOST sözünün tartısını cümlenize serdi: “Dört duvar bir mekandır, dört hal de bir makamdır, dört GÜL de bir zamandır, MUHAMMED hem evvel hem son zamandır, DOST’luğa misal değirmende akan sulardır. Bir-bir aşırır, akan suda taşırır; mayasını bilenin, gönlünde RABB’ini bulanın, eşiğine getirir, beşiğinde bitirir.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

7
“HAMZA DOST’un elinde, HAZRETİ ALİ’nin kuşağı belinde, salına-salına gelir, geldiğinde çiçek bahçesi bulur. Boy suyunu verelim, çiçekleri gönülden saralım, akan suda yosunları da görelim.” dedi, HAMZA DOST sözü HACI BEKTAŞ’a verdi:

14-1
“CAN dostum, CAN dostum, nerde han, nerde postum? Galip geldi ise cümleye kastım, bağlar dağlar bizimdir, yetiştirdiğim üzümdür. Bekledik her gününde, saklamadan yönünde. Yapraklardan soruşturduk, MERKEZ’im ile EYYÜB’ümü buluşturduk; akıl, mantık, gönül çarkını çalıştırdık; bir de gördük ki, her dostu gerçek bilime alıştırdık.” HAMZA DOST söze girdi, MERKEZ’im ile EYYÜB’üm HAK YOLU’nda namaza durdu: “Nazlan güzelim naz ehli isen, HAK ADI’na gelmiş haz ehli isen, sevgi saygı birimini bulmuş toz ehli isen, gölgeden ayrılıp güneşe daldı isen.” dedi; HAMZA DOST, EYYÜB’üm, MERKEZ’im selamladı. 

15
“Aydınlığa çıkmaya niyet kuran, cümle ile ayet bulan, yani KUR’AN’a uyan; bayrağı ele almıştır, sözümüzün olduğu yerde ayete uyulmuştur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Suyu aktığı yerden alırsan güzeldir, geçtiği yerde alırsan gine güzeldir, kaynağında bulursan güzelden güzeldir. Çünkü, kaynağında katıksızdır; ne gelip geçtiği yerden toz-çöp alır, ne aktığı borunun pasını bulur. (Tıpkı sohbetlerimiz gibi değil mi?) EYVALLAH. MEVLÂNA’ya verilen; sadece MEVLÂNA’yı bilenlere değil, tüm kainata iletilir, dört duvar arasında kalan orada dinletilir. Duvarını aşamaz, dumanından taşamaz, damarında akan kandan ele gelse şaşamaz. ‘Onun için, sözün özü hazdadır.’ derlerse, ‘RABB’imden gelen EMİR’de.’ diyelim, cümlenizi selamlayalım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

21
“Yağdan baldan söz ettik, kamış aldık saz ettik. Sofra kurduk, haz ile, geldik durduk naz ile.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Açık sözümüz, nefes ile sazımız, AŞK’ı ile hazzımız, ‘Versen.’ dedik nasibimiz. Almayı bilen alır, aldığı ile naz ehli olur.” dedi, HAMZA DOST soframıza, saygımıza, sevgimize RABB’imin MUHABBETİ’ni müjdeledi; - (Müjdelenen hurma mı?)- ; naz ehline dostluğun haberini verdi, her hurma tanesinde niyazlarınızı okudu, selamladı.

28
“Doğru, eğriye gülmez; ‘Dost oldum.’ diyen, yolda kalmaz; seferden gelenin seherde bulduğu, yalan söylemez.” dedi, HAMZA DOST  sözü aldı: “Çiviyi duvara çaktım, elimdeki heybeyi öylece taktım. Somun, sofranın malı; soylu, güzelin hali… Ayrıda kalmadan geldik, güzeli sormadan bulduk.” dedi, HAMZA DOST selamladı. (‘Hepsi bir BÜTÜN’de..’nin cevabı mı?) EYVALLAH. 

5 aralık
“Ayak izi, bakanı getirir; HAKK’ın SÖZÜ, bilene buldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Koyun postu sıcaklığa, yılan postu soğukluğa misaldir, gönül DOST’u her sevene emsaldir. ‘Su dolan destim kırıldı ise; gönülden gelene eğildiğim gün, RABB’im yenisini verir.’ deriz, doğruya eğriyi katmayız. ‘Az geldi, çok yedi.’ demeden, kulunun aşına kem söz etmeden; satır-satır okuyalım, ipek olup dokuyalım; bilgimiz tezgahtadır, gelecek kumaşı bekleyelim. Sarı siyah demeden, kırmızıya mora değmeden; ne verirse alalım, bilgimiz ile daim kalalım.” dedi, HAMZA DOST güzelden güzele güldü. 

6-1
Atı tuttum yularından, kahrı sildim uyarımdan.” dedi, MERYEM ile HAMZA DOST sözü aldı: “Beklediğin gün yakın, deme ‘Nerde HAK?..’ sakın. Kapalı kapıyı açtık, el ele dilenen eşiği geçtik; kumda ayak izi gördük, ‘Kim geldi, kim geçti?’ dedik, sorduk. ‘Yumuşak huylu’ dediler, soylu geleni sevdiler, adını güzele saydılar.” dedi, MERYEM ile HAMZA DOST selamladı. 

6-2
(Denenmiş olay, nedir?) “ ‘Çevreyi dolandıysam, bilgim çoktur.’ diyenin, gördüğünü anlatması güçtür. Bilgi; dolanmakla değil, yaşanmakla elde edinilir. Değirmenin yel ile mi, sel ile mi döndüğü, verdiği hizmetten bilinir. İnsan; bildiği ile insandır, gördüğü ile insandır, vardığı ile insandır. Kul; cümlesini derdiği zaman kuldur. Dayanmayı denediği günde, gücün sadece ALLAH’ımdan olduğunu idrak ettiği zaman kuldur. Bağlı olanı çözdüğünde, ‘EMRİN’e uydum...’ derse kuldur. Gelmeyi denediğimiz gün kulluğuna talib olduk, öyle ise andımıza uyalım, (Aksi olan, varidattan mıdır?), açığımız var ise yama koyalım. Kayda tabi olmayan, darlığa yönelendir. Kati EMİR’dir RABB’imden; mülkün TEK SAHİBİ O’dur, asla sahip çıkmayınız; aldığınız destiyi dolu verdik, dökmeyiniz. Ne dün, ne bugün, ne de yarın HÜKÜM değişmez, kendi kendine kulun aklı gelişmez. ‘Varidata ortağım.’ diyen; SAHİBİ’ni sahibine şikayet edendir, dost olmayı bırakıp kendini inkar edendir. Her tezgahta aynı bez dokunmaz, RABB’in kurduğu tezgahta kumaş tükenmez. Kurdu isen tezgahını, kendin bulursun pazarını.” dedi, HAMZA DOST yargısız sorgusuz her adımını cümleye peyledi, kaygusuz şüphesiz dünyasını gün eyledi, selamladı.

20
“Deryanın dalgası duracak bilin, bulutlarda dağılanı görün, aldığınız bilgide verginizi haliniz ile serin.’ dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Duyandan uyana selam getirdik, DOST KAPISI’nda kayguyu bitirdik; OMAR ile söyleştik, sevgimizi paylaştık; elde bir elma olsa, ‘Dörde bölelim.’ dedik, her satırda BİR’liği okuduk, sevgiyi dokuduk. Dayanmayı bilenden, naz ile gelenden, seyri cümlede bulandan, dumanı silenlere selam olsun.” dedi, HAMZA DOST selamladı (HAMZA DOST paragrafında ‘Uyan’, belirli bir şahıs mıdır?..) Her uyan.
 

21
“Candan sorduğum var ise; tenden yargım olmasın, ruhum darda kalmasın.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Her var ettiği; bilginin yerini bulur, aldığı ile gelir, gerçeğin örtüsünü ders halinde gösterir. Gören bilen, seyirdedir. ‘Doğduk.’ diyelim. Göç ile gerçeğin birbirine bağladığı, her var edilenin o günü beklediği apaçıktır. Aklımızda olan ile değil, ruhunuzda kalan ile ararsınız. O, her gönülde VARLIĞI’nı gösterir; RAHMET’İ bol RABB’im, ADI ile BİRLİK’e getirir.” dedi, HAMZA DOST selamladı. AŞK, adını söyletir; AŞK, ÖZ’ünü belletir; AŞK, sözünü getirir, kayguyu bitirir. Ne güzel geldi isek yuvaya, ne güzel girdi isek havaya, ne güzel daldı isek nemaya. Doğru eğriyi siler, seven SEVGİLİ’ye güler. Gülen ile söyleştik, yağan yağmur, esen yelle halleştik. Dedi ki; “Aydın günde geldiğime, dilenen yolu bulduğuma, her yıldızı saydığıma; MEVLANA da şahit… Saygın adına gayretin getirdiği ile sahip oldum, her bir yaprağı kendi kendime buldum, deli örtüsüne VELİ adımı yazdım. Kapanmayan kapıdayım, tükenmeyen yapıdayım. Aynaya baktım geldim, her ağacın köküne suyumu döktüm geldim.”

26
“Dağlara çıkacağız el ele, kayalara soracağız ‘Dur hele?’ Bulutları tutacağız, sevgimizi her zerreye katacağız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Duyandan sesimiz çok, uyandan sevgimiz çok. Bağladık DOST elini, bekledik HAK GÜLÜ’nü.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

2 ocak
HAMZA DOST’a sormayı diledi isek, saydığımız gerçeğe yöneldiğimizdendir. YUNUS ile yola gelen, değirmende mola veren, HACI BAYRAM’dan yolu soran; aradığımızdandır. HAMZA DOST söze geldi, YUNUS ile HACI BAYRAM’a sordu; “‘Her bağın üzümü bir midir? Her akan su, gür müdür? Her açılan yol, zor mudur?’ Zoru kolay edersen gülersin, doğruyu bildiğine inandı isen gerçeğe gülensin.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

9
“Kement attım atı tuttum. Ayak izi yerde kaldı, DOST’luğu bende buldu.” dedi, HAMZA DOST söze geldi: “Saya-saya her fidanı, seveceğiz sürüyü güdeni. Ağızdan gelen gönülden olsun, her kulu aldığı söz ile sevgisini bilsin.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

14
“Ağaçlara baktığım, köküne su döktüğüm her günüm yeterlidir, verdiğim her söz tutarlıdır.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Duvarı örenlerle, dost yüzünü görenler ile, seyre gelip kalanlar ile söyleşelim. Kendinizi destek görüp, gönlünüzden olanlara deyiniz ki; ‘Beklediğim yapı, açacağı kapıya denktir; gelenin gidenin sözü cümleye ahenktir.’ Ne yargıya varalım, ne sorguya duralım, kim olursa olsun saralım.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

20
“Ak bulut yayan olmaz, gönülde kaygu kalmaz, dereden gelen geçen gördüğünden şaşa kalmaz. Aldık geldik yüce dağa, akan suya, bakan ovaya.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi. Döne-döne geldiler LALELİ’yi aldılar, MEYDAN’da olanlara katıldılar, ‘YA ALLAH’ diye-diye sofranıza sohbetleri ile katıldılar: “Her ocak yanacaktır, her kulu gerçeğe dönecektir, güzeli bulan sevinecektir. ALLAH’ım her birinizi sevincine katsın, her adımda elinizden biri tutsun.” dediler, cümlenizi selamladılar. 

6 mart
“Her duvar örülür, emek vereni varsa; her çiçek sevilir, eğer bakanı varsa. Yamayı ele aldık, açık olanı ördük, dayanan her güzeli öylece gördük. Nerden gelse, kimi bulsa, RABB’imin İZNİ’ndendir. Doğduğumuz gün gibi, gönüllere dolduğu kadar VARLIĞI’ndan alırız, aldığımız gibi kendi ÖZ’ümüzü buluruz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

13
“Her niyaz sadece O’nadır, O’nun ile sonadır, CAN doluysa tenedir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Ne dün noksan idik, ne bu gün eksik kaldık, her günümüzde RABB’im ile dolduk, kendimizi bildiğimizden beri bu güne geldik. Senden sorarlarsa, ‘Aradığım, kimdedir?’ de ki; ‘Her kulu ile RABB’imdedir.’ Yarattığı O’ndandır, bilir isen O’na.” dedi, HAMZA DOST MEYDAN’da oluşan, niyaz ile buluşan, HAK ADI’na çalışan cümlenizi selamladı. 

27
“HAMZA DOST; GÜL elinde, cümleniz hep dilinde… Gayret SEN’den ALLAH’ım, hayret yorumdan ALLAH’ım. (Yorum genişledikçe, hayret artar mı?) Şüphelerinizi silmekten. 
‘Gönüllerde olana derman.’ diyene; her adımda yaklaştık, her satırda paylaştık.” dedi, HAMZA DOST üç öğüt ile cümlenizi selamladı: “Asmaya, derman verir diye yaklaşalım. DOST’tan gönül ile bağlanıp, ferman diyenden uzaklaşalım. Değerlenen her konuya satır-satır alalım, fistan diye bedenimize saralım, cümleyi de öyle görelim.”

28-1
“Döne-döne geleyim, yana-yana bulayım, sevgi ile kalayım, DOST elini tutayım. (Sevgi, ne? DOST, ne?)” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Çevrede YAR diyene, yanan ateşe kor diyene ‘Aşık derlerse, ‘EYVALLAH.’ diyelim; ham meyveyi yerlerse, RABB’imden yol dileyelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

3 nisan
“KEVSER ile yıkandık, YUNUS ile sakındık, HAK NUR’unu dökündük; SEN’den gelene, SEN’den bilene ‘Selam ALLAH’ım.’ dedik, DOST sofrasına cümlemiz oturduk.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi: “ ‘Çoban VEYSEL’ deseler, verdiğim yağdan baldan yeseler; gedik açılır, demde oluşan gerçeğe geçilir, EMRİ’ne uydu isek gamlar silinir.” dedi, HAMZA DOST sözü VEYSEL’e bıraktı:

10
“Ahir desek, zahirde bulsak, engin bilgide deste-deste görsek, MEVLANA adına her gönüle selam versek.” dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

17
“AKŞAM; gerçeğin örtüsüdür. YATSI; bilincin dürtüsüdür. SABAH; aklının tartısıdır. ÖĞLE; sevginin tezgahı, İKİNDİ; görgünün girizgahı.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Her biri öbürünü tamamlar, gönül-akıl-mantık düzenini birbirine bağlar. O zaman, akıl-gönül-mantık emin olur. Gayrette hikmet vardır, emekte nimet vardır. Her biri sevgiye götürür, gönüllerdeki kayguyu bitirir. (Çözülen bin bir düğümden biri mi?) EYVALLAH.” HAMZA DOST cümlenizi selamladı.

1 mayıs
“Pirincin tanesi sayılmaz, DOST hanesi soyulmaz; yerden-göğe ahenktedir, cümle alem darılmaz.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Aklanmış her konuda kendini bulursun, sevginde dolu-dolu kalırsın, ‘Nerden, nereye?..’ der de DOST sofrasına konuk gelirsin. Yazmaya bağladım oyayı, dağlarda gördüm kayayı. Yaban demeden eriştim, hizmet eri olmaya çalıştım.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

8
Güçlüğü yeneceğiz, dayanmayı bileceğiz, her nefeste sadece O’nu bulacağız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, açılan sofrada gerçeğe uyanı buldu: “Bilgide asla noksan kalmaz, beklemeyi bilirsen; kapalı kapı, bekleyeni duymaz; YUNUS’un attığı adımı, yürümeyen sormaz. ADEM ile gelişen, RESULÜ ile buluşan her zerre kayıtsız-şartsız birbirine bağlıdır; konuk değil hiç biri, mesafesi gönüldedir; manayı buldu isen, maddeyi çözümdedir. Namert olan söylemez, soylu gelen dinlemez, baktığın her kapıda giden geleni beklemez; çünkü düzende nizam vardır, -(Denge mi?) EYVALLAH- nizamı kimse dileğince bozamaz.” dedi, HAMZA DOST her konuda şüpheden uzak kalmanızı diledi selamladı. 

15
“Gayrete el verdik, hayrete GÜL verdik; gönülden yol bulduk, dumanı sildik attık.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Ayaktan-başa, topraktan taşa bildiğini okursun, sevdiğini dokursun; altın yaprak görünce, bülbül olur şakırsın. Naz O’na, niyaz O’na, gözden aldık hep sana. Altın yaprak, gümüş toprak birbirini tanımlar; ER olan, zoru silen, emeğini tamamlar.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

22
“HAY DOST, geldiğimiz hal bizim; HAY DOST, güldüğümüz hal bizim; HAY DOST, bulduğumuz gün bizim.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Ne dün, ne gün, bilgimizden eksilmez; aldı isek emaneti, asla haram katılmaz; yapmadığın heybe, pazarda satılmaz. Emek verdik aleme, SÖZ’ün verdik kaleme; derman dedik dileyene, yaprağın altında kumunu eleyene. Destan yazmaya değil gönüllere fistan dikmeye geliriz. Doğuştan bulduğumuz, DOST ağını ördüğümüz, aynı ağacı aynı günde gördüğümüz, gerçek vakıadır.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

28
“Yiğit gelir yol üstüne, kolu görür sal üstüne, gelir-geçer hal üstüne, değirmende katıksız unu seçer DOST üstüne.” dedi, HAMZA DOST oğuldan aldığını ‘Selamet.’ dedi, sevindi. “Çevreye bakmasa da, çerağı yakmasa da; günü gelir alışır, dilenen yol için çalışır. Kaygunun yeri değil, gelenden soru değil.” dedi, HAMZA DOST; dağılanı, has un ile suyu karıştırıp, her günün gecesinde kola sürülsün, yumuşak olsun sarılsın. 

29
“Erlik-geçlik değil, güzellik bilinçtedir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “Bakla nohut aş olur, bilen kulu baş olur; ‘Toprak çamur olmasın, olmasın.’ dersen, döşediğin taş olur. Yoğurt yedim tatlıca, hayır dedim kutluca. Yumuşak yönden bildim, DOST KAPISI’nda güldüm.” dedi, HAMZA DOST sözü EYYÜB’üme verdi: 

4 haziran 
“KEVSER ŞARABI’nı içtik, Güneş’te aldığımız yedi rengin her bir destede en güzelini seçtik. Güzelden-güzel, andığın kimdir? Güzelden-güzeli bulmak için, sildiğin kindir. Girdiğin her bağda bağcıya sorsan, salkımdan salkıma verdiği emeği YAZAN’dan bilirse, güldüğü gündür.” dedi, HAMZA DOST sözden-söze yerini aldı: “MEYDAN açıldı, bir-bir geçildi. Geldik günü bilenlere, geldik güzel diyenlere, geldik AŞK’ı ile yananlara. HAY RABB’im. Bizi bize sorarsın, yargıyı hangi teraziye koyarsın? Tezgah ta SEN, tezgahtar SEN; üreten SEN, yürüten SEN, bağladın bizi gönülden. Açtık geldik gönülleri, MEYDAN’daki cümle ERLER’i. Açılan ellerimiz, seçilen yollarımız hep SANA getirdi, hep SEN’de sözünü bitirdi.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

21
"KEVSER ŞARABI'nı içdik, dört duvarın dördünde de varolanı seçdik; ayırmadan-kayırmadan, kırmadan-kırılmadan yerden-göğe alıştık, dilediğimize ulaştık; kandil yandı, aynı handa buluştuk; gelmeyi dileyen ile, ‘Bildim.’ diyenin çevresinde çalıştık." dedi, HAMZA DOST yanan her kandile nefesini verdi. "Güzelden-güzele eğildik geldik, GÜL BAHÇESİ'ne sıvandık durduk, her fidana gereken suyu verdik, ‘DOST eli, DOST dili seninle.’ dedik, her bir fidanı sevgi ile sardık. Gül gülebildiğince, sev dolabildiğince, YUNUS ile beraber olabildiğince." dedi, HAMZA DOST selamladı. 

27
"HAMZA DOST ile çıktığınız yolda, dost da düşman da olacak kolda. DOST'u gönülde bulalım, düşmanı-DOST kılalım." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: "Meyveyi ağacı ile sevdim, sevene kabuğunu soydum; her niyaz edeni, ‘RESULÜ’nün Ümmeti’ dedim saydım. Yaprağın getirdiği, her satırda gerçek ile bitirdiği bilinir. Düne-güne bağlamadan gelen günü açacaksın, açılan kapıdan OMAR ile geçeceksin. Sitem etmeden gelsinler, ektiğin fidanları görsünler ve desinler ki; ‘Kul, ektiği fidan kadar anılır; meyvesi yenildikçe, yiyen kadar sevilir.’ Dağlar açtı ise yolunu sana, de ki; ‘RABB'im yön verdi bana.’ Selam verdim düne, emeğim güne, DOST'luğum sona." dedi, HAMZA DOST selamladı.

6 temmuz
"Elif, adına; kabak, tadına sevilir; yapıda, gerçek uyum görülür." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: "Somun aldım yensin diye, soru verdim bilsin diye, güzel dedim görsün diye. Elden-ele yazdığımız, kainatı övdüğümüz; kolay geldiğine değil, RABB' im verdiğinedir. Derman dileyen her kulunda RABB' ine olan bağı görülür, YUNUS ile aldığımız her konu sevgi ile örülür. Olumsuzluk, deste olana girmez." dedi, HAMZA DOST cümlenizi selamladı. 

9
"Altın sahan, gümüş kapak; niyazımız cümle ile, gelen-gidene dön de bak. Kendimden-kendime ayna olsam, aldığımı kendim bilsem; neden kaygu edeyim, kuru yaprağı tutayım?" dedi, HAMZA DOST sözü aldı: (Not:"Vakıf için"diye GARİB not düşmüş.) "Derman veren ALLAH'ım; kumdan izini alır, kuldan SÖZÜ’nü verir. Kandiller yanar oldu, pervaneler döner oldu, her kulundan selam geldi, bildikleri fener oldu." dedi, HAMZA DOST selamladı.

15
"Gel yerden nefsini silen, gel her nefeste çirkini bölen, kendi ile kendinde kalan." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: "HÜNKÂR EMRİ verdiyse, kulluk yerini bulduysa; son da senin, gün de senin." dedi, HAMZA DOST selamladı

19
"Attığımız adımları, bir-bir sayanlar bilir; getirdiğim gülleri, sevenler hep görür; DOST kapını açar da, sohbetine hep gelir." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: "Girmezsem bağına çıkamam dağına, düştüm AŞK ağına, selam dedim düğüne. SEN'siz kalmadım RABB'im, SEN'siz gülmedim RABB'im, SEN'siz olan hiçbir kulunu görmedim RABB'im." dedi, HAMZA DOST selamladı.

25
"Su içeyim kanayım, KEVSER ŞARABI sanayım; gelmeyi dileyene, GÜL'ün en güzelini sunayım." dedi, HAMZA DOST sözü aldı: "Çayır çimen gezene, yaprak-yaprak dizene, gönül verdik YAZAN'a. RABB'im SEN'in ileyiz, DOST ile el-eleyiz; sevgi-saygı halimiz, ömürde GÜL ileyiz." dedi, HAMZA DOST selamladı.