Kaygusuz

21
“Ağacın dalındayım bir-bir sayarım, meyvesi ele gelmiş kabuğunu soyarım; nerden gelirse gelsin, sevgilinin sesini duyarım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Doyduğumuz gün bizim, uyduğunuz gün sizin… Her emeğe gün veririz, adım-adım sizler ile yürürüz; elde yelde yaprağı bilir, yağı ile eli sileriz. (Ellerde olan alerjiye karşı mı?) Zeytin…” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Beklemeyi bilenler, ekledikleri her parçanın bütündeki yerini görürler ve gerçeğe öyle yürürler.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

28-1
“ ‘Almayı bildin mi?’ dedim, demde yolumu sordum. ‘Geldin de gönlümde gülleri buldun. Her yapraktan sevgini sordum.’ dediler, KAYGUSUZ’a eşitten çeşitten örnek verdiler; gün geldi, alana verene sofra kurdular. Gölgeyi silelim de, RAHMET’i görelim; benlikten gelene, ‘Yükü sildik.’ diyelim; DOST’luğu, kendimiz ile kendimizde kuralım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

4 nisan
“Suyun aktığı gündür, kulun baktığı yöndür; okuduğumuz her satırda, biliriz ki nokta sondur. ‘YA ALLAH!’ der söze yeniden başlarız, söz ile ÖZ ile dilediysek taşlarız.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Taş alıp baş yarmayız, kayaları kul diye sormayız; bir sözü bir söz ile bağlar, bin sözde benliğimizi eğleriz; DOST dilinden gelse bir taş, ‘Başka var mı?’ der bekleriz; GÜL’den gelen  her nefesten, örtülü olan kafesten yol alır yol veririz; selam ile geldik, selam ile döneriz.”

11
“Balık suda oynaşır, böcek kumda kaynaşır, kul ‘Nasib.?’ der savaşır. ‘HAY’ dedik geldik, ‘Hey.’ diyenin kapısında durduk.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Örtü aldım ayağıma denk, ağacı gördüm çiçekleri hevenk, güzelden güzele her olay ahenk.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
 

12
“ ‘Ağaya selam.’ dedik, tarlada ekeni gördük, ekene ekilene selam verdik. Yerde toprağa baktık ekime hazır olmuş, vereceği hizmeti bilmiş. Toprağa selam olsun. Göklere baktım gün Güneş, yağmur gelmezse düşecek ateş. Bulutlar küme-küme geldi de, damlaları vereceği hizmeti bildi de, ne güzel oldu… Bulutlara selam, damlalara selam.” dedi, KAYGUSUZ her var edilmişin hizmetine kulluk bilgisinin katılması ile güzelden güzeli bulduğunu söyledi; cümlesini, cümlenizi selamladı.
 

18
“Yük verdim yağız ata, dizgininden kim tuta? Saya-saya gidelim, DOST KAPISI’ndan nasibimizi alalım.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “ ‘Doğruyu ikiye bölsem, birini alsam, birini salsam…’ diyemeyiz, doğruyu bildi isek eğriyi yiyemeyiz. Sevgi oldu ölçümüz, DOST ile açılır kapımız, güzel olur yapımız.” dedi, KAYGUSUZ engelsiz gelen her konuya selam dedi, selamı cümlenize iletti.

19
“Geldim günün güzeline, gümüş altın yer bulmuş, dilenen yerde seyrine gelmiş.” dedi, KAYGUSUZ gönülden gönüllerden selama yer verdi. “Altını bilgine, gümüşü görgüne koyarsan; yerli yerini bulmuş olur, gönüllere huzur dolmuş olur. Yolların götürdüğü yerde, kulun bilgisi yetersiz olmaz; sevgiliyi buldu ise, hatada kalmaz.” dedi, KAYGUSUZ dumansız gönlüne cümlenizden aldığı selamı yerden göğe sizlere sundu, selamladı. 

23-2
“Dağlar taşlar aşılacak, düz yollarda koşulacak, ne verdiyse şaşılacak.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bir ağacın meyvesine, cümle kulun hevesi karışır; çok ağacın olduğu yerde, gelen Dostlar barışır; CEM’de yolunu alan, demde güzeli görür; taşsız yolda, dilediğince yürür.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
 

25-1
“Kuşları yuva kurmuş, taşları duvar örmüş, DOST elinde postu bulmuş, ne güzel hallere bürünmüş. Gelin cümlemiz BİRLİK olalım, KAYGUSUZ’un bağında üzüm derelim, gelen geçen her kuluna verelim, ‘Halin nedir?’ soralım, sevgi ile çevresini saralım. ” dedi, KAYGUSUZ her nimetin külfetinden gerçeğin bilgisini ayırdı. Öyle bir sofra kurdu ki; bilgilerin gürlüğünden, her çiçeğin güzelliğinden başka görülmeyen, sevgiden muhabbetten gayrı örülmeyen… Her görenin talib olduğu, yerden göğe şüphesiz saydığı sofradan ayrı kalmayalım; aydınlık versin diye yaktığımız çerağı söndürmeyelim. KAYGUSUZ geldiğine sevindi, olduğu halde bilindi, selamladı.

7
“Kayguya gelmediysen, güzele adım attın; sofrayı kurmadıysan, gerçeğe niyet ettin. El ele verelim, MEYDAN’da cümleye sofra kuralım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Kaygunun bittiği yerde görgü başlar, yerden göğe kul kendinde olanı taşlar; gölgesine gelen her taneyi sayar da, nefsini öyle soyar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

15 mayıs
“Tuttuğun attan inme, dediğin sözden dönme; nasibin verildiyse, kulundan gelir sanma!” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

 “Dağdan dağa dolaştım, dilediğime ulaştım; bağlı olanı çözdüm, uymayanı çizdim. Gördüm ki, aklım ile emeğim birbirine hizmette. Doymayı dilersen duymayı denemelisin, kendinden kendine aldığın bilgiyi elemelisin! Emeklemeden çocuk yürümez; DOST demezsen, arkandan gelen eteğini süremez. Bil aldığın her taneyi, bil gördüğün her haneyi. Gönüllerden alırsın, sen de güzeli bulursun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

 

17
“Ayva yedim serinde, şifa buldum derinde; dumandan uzak kaldım, günün her seherinde.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bekleyenle olursan, saklayandan bulursan, yeniden konuyu dost KAPISI’na getirirsen; güllerin açtığı bağı bulursun, bağlarda sesini kendinden bilirsin. Gez adım-adım, görmeyi dene; ÖZ’ünden gelen her sesi aklına ver de, kendini sına.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

23
“Selam olsun sevgiliye, dumandan uzak diyene, her sofrada bir lokma yiyene.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Çalı çırpı topladım, alev olsun bekledim, alevi duvarın ötesine sakladım; etrafa uzamasın diye. Derman, yoğurt yiyen ile. Eyyam, günü bilenlere. Erdiğimiz gün güzel. Çölde çulu sereceğiz, KÂBE’de secdeye varıp selam ile göreceğiz, dayandığımız GÜZEL’i ÖZ’ümüzde bulacağız.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

30
"Koyduğumuz her satır, mevcut bilginin sahifesindendir, asla mesnetsiz değildir. Doğuştan, düzenin yapısına uyarız; bilmediğimizi, aklımızın kapısına sorarız." dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: " 'Nerde duracağım, kapıya nasıl vuracağım?' diye üç gün gece gündüz düşünürsem, bir o kaleye bir bu kaleye taşınırsam; kendim yorgun düşerim. Bir de bakarım ki, her varlık düzenini bulmuş, bende sadece kaygusu kalmış. Dağlar dostum olaydı, postum yerde kalaydı; aşıma başıma kaygu almazdım, sevgiden başka güzelle dolmazdım." dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

6
“KAYGUSUZ yolun tozunu bilgisinden sildi, elden ele olsun diye PİR SULTAN ABDAL’a selam verdi. Gayreti bildiğimiz yerde bağımsızlığa heves ederiz, yolun gidişinde DOST’u sorarız. Demek ki, önce dünyaya bağımlı oluyoruz, çözdüğümüz anda kainatta dönüyor dönüyoruz, pervane olup NUR’u ile yanıyor yanıyoruz; ‘YETER.’ DEMESE RABB’im, doyduğumuz anı asla bulamıyoruz.” dedi, KAYGUSUZ ile PİR SULTAN ABDAL selamladı.
 

13
“VEFA ile girdik yola, KAYGUSUZ’da verdik mola. Bir ağacın gölgesinde, akan suyun ötesinde söyleştik. VEFA dedi ki: ‘Her lokmada binbir hizmet gizlidir, her nefeste RABB’imden himmet saklıdır.’ KAYGUSUZ sözden kalmaz, az lokmaya çok emekten dem vurmaz. ‘Sofraya gelsin de, her nasipli alsın da; dileyen övünsün, dileyen sevinsin.’ der, her lokmayı aldığında, RABB’inden gelene şükreder.
Niyazda beraber, yazda beraber, gönülden AŞK’ına sözde beraber.” dediler, sofraya gelen cümlesine selam ilettiler.

12
“Ağacın yakıldığı, hıyanettir; söküldüğü, emanet.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her bir fidan bir kuluna hizmette, binbir fidan cümlesine hizmette. Bir yaprağı zorlamaya kıyamazsan, verdiği güzele doyamazsan; kuluna hikmettedir. Al alalım, gel bulalım, güzelliğe talib olup hıyaneti silelim. Sevgi dolu her fidanın dalları, sevgi verir bize güzel halleri, ayna olsun birbirine kulları. Güzel alsın, güzel bilsin, güzeli birbirine versin.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

19
“Zaman; seni sana bildirir, beni sana buldurur, AŞK bağına girdikte bardağına KEVSER ŞARABI doldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: “YEMEN’den yolumu aldım, her seven ile güldüm; KAYGUSUZ ile geldim, elinde dilenen gülü gördüm. ‘Vereceğim.’ dedim, ‘EYVALLAH.’ dedi. ‘Dikeceğin fidan olsun, her dileyen alsın.’ dedim, ‘Her varışta dikerim, niyaz ile suyunu dökerim.” dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı. Yemeni giyen gelir, yargıda olanın sorgusunu bilir. Azdan çoktan aşınmaz, vergisine üşenmez. Güzel olanı, güzel vereni alalım, her olayda ‘Hayır.’ diyeni bilelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
 

20-1
“Ne gaflette, ne zulmette, BEHLÜL kendi bildiğince hizmette. Dağlara selam verir, sonra ovaya döner dağları şikayet eder. Eder de yolundan mı kalır? Elbet kalmaz. Çünkü, sevgisinde asla toz yoktur, bilgisinde yoz yoktur. Olduğu gibi, bildiği halde, gördüğü yolda yürür.” dedi, KAYGUSUZ, BEHLÜL adı ile söze geldi: “Hancı sordu yolumu, dedim ki; ‘Geceyedir; güne varayım diye, yerleşmeyi bileyim diye.’ Dedi ki; ‘Niceyedir?’ Dedim; ‘ Hacca giderim, SAHİBİ verdi ise sürümü güderim.’ ‘Çoban mısın?’ dediler, ‘HAKK’ın EMRİ ne ise amelim odur.’ dedim. ALLAH EYVALLAH, yarattığı güne ELHAMDÜLİLLAH.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
 

26
“Yaz geldi, çiçekler rengini buldu; Güneş ile, meyveler tadını aldı; koyunlar, kuzularını çevreye saldı. ‘Ne güzel.’ dedik te cümlemiz seyre daldık; ÖZ’ümüz sevgi dolu, aklımız DOST’ta kaldık. Kış yolunu alacak, kar sergiyi kuracak, seyri çirkin mi olacak? Her alışın, her bilişin, rengi ahengi başka…” dedi, KAYGUSUZ yoldan yolcuya seslendi. “Bağladık atımızı ağaca, düzenin sergisi böyle; bekledik gelecek güzeli, YAZAN’ın sargısı böyle. Her aldığımız emanet, bizden bize yakındır; dinlendirdik atımız; yolculuk, dilenen yere bakımdır.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

3 ekim
“Yemeni ayağımda, niyazı kulağımda. Bir taş attım kuyuya, ne geri verdi, ne sözü durdu, gölgeyi DOST ELİ sildi.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Her gün ayağa kalkışta, ‘RABB’im.’ dedim yürüdüm; aldığım emaneti, EMRİ diye korudum. Gelen giden aşındırdı yolunu, sevgi ile sardı SARI ANA huyunu. Gördüğüne selam versin, ‘Ağam’ deyip ardından kini silsin. ‘Dört duvar değil mekanım, gök kubbede buldum RABB’im makamım. Binanın adına dört duvar denir, dört duvar arasında acı tatlı ne varsa yenir. Alim tuttu elimden, zalim sattı dilinden; RABB’ime sığındım da, aldım koku GÜL’ünden.’ dedi, SARI ANA selamladı. ER MEYDANI gelenedir, RABB’in SÖZÜ gülenedir. Ağaç dalı tükenmez, kaygu keder takınmaz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

10
“Evveli, yol verir diye düşünürüm; geleceğe, gitmek için taşınırım; örnek aldıysam kelebeği, çiçekten çiçeğe koşunurum. ‘YA ALLAH.’ diye-diye geldik söze, KAYGUSUZ ile SARI ANA selamı verdi size. Ateş böceği, özünden geçeni verir; ağustos böceği, sözünü günde bitirir. Suya bakarsan, balıkların getirdiğini görürsün; gider gelir, derinden aldığını serinden verir, uğraşı sadece budur. Ne var ki, bu uğraşta deryanın değişimini sağlar; insana vereceği hizmette, görevini sonuna kadar götürür. (Bir can gönülden sorar: ‘Deryanın değişimi, nedir?’) Deryanın hava cereyanı: MİZAN. (Yer ile göğün dengelenmesi mi?) EYVALLAH. (Vermekte olduğunuz bu bilgi; deryaların ve göklerin dönüşünün bu günlerde tamamlandığı ve Bermuda Üçgeni ile ilgili olarak  Temmuz  tarihinde bizlere verilen bilgilerde belirtilen günün geldiği mi bildiriliyor?) EYVALLAH. Bu olayın görevlisi, balıklardır. Balığın az olduğu yerde, deniz bulanıktır. KAYGUSUZ yerden göğe yoğun bilgi vermeye çalışır, gelişte aldığını SARI ANA ile söyleşir. Bildiğimiz, bilinenden olsun; RABB’im İZİN verdi, dostluk cümlede kurulsun. (Bu dönüşün tamamlanması ile, evrensel boyutlarda bir dönem mi başlıyor?) EYVALLAH. Yoğun aldığınızı adım-adım izleyiniz, gelen her günü gözleyiniz. Denenmiş olaylar, denenmemiş olayları çözer.” dedi, KAYGUSUZ ile SARI ANA selamladı. 

17
“Her izde, her sözde benliği sildiğin an, gerçeğin ışığını görürsün.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
“Emek; MERKEZ’in birimidir, RESULÜ’nün verimidir, halk ile halka olsan, aydın günün görünümüdür. Yerden göğe aldığınız, bir-bir bedende soyduğunuz, dağlar kadar yükü olsa HAK ADI’na saydığınız, bağlayanı çözer.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

24  
“Bir olsa, birde kalsa, insan kendini bilmez; çok olanı hep bulsa, kendinde olanı görmez. (İkisi beraber mi olacak?) EYVALLAH!” dedi, KAYGUSUZ değirmenden gelen suya niyaz ile baktı: 
“SEN vermesen ALLAH’ım; kul almaktan vermekten bilemezdi, SEN’i arayacağı yeri bulamazdı. Her kapıyı AÇARSIN, önce KENDİN geçersin, KENDİ’nden kendine bileni SEÇERSİN. Şükür ALLAH’ım SANA!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

25
“Her tane kozalakta Dost bağını bulduğum, çam dalını birbirine sürdüğü günde; genişleyen nefesim, gölgeden Güneş’e çıkardı beni.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Güneş’in gölgeyi görmediği değil, kulun Güneş’e bakmadığı…’ denilir, her olay birbirine şahit tutulur. Yola çıktıysam; bedenimin her azası şahittir, yolun kumu taşı şahittir, bindiğim at şahittir. Bende, gizli olan kalmaz. Gizlediğimi sanıyor isem kendime yalan söylemiş olurum, yani kendimi aldatmış olurum. Yer gök var ise, ben varım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

31
Kuzulara çoban olmuş KAYGUSUZ geldiği yönü bile-bile, aldığı konuya güle-güle, su başına geldi de, SARI ANA’ya gönülden gelen selamını verdi. “ ‘Adım adım yürüsem, ben o hana varacağım, hancıya ‘Gelen var mı?’ soracağım. Ben de geleyim!” dedi, KAYGUSUZ, SARI ANA ile yola koyuldu; kuzular, HAKK’ın emaneti sayıldı. “DOST arayan; orda burda bulur, kendinden kendine geleni bilir.” dedi, KAYGUSUZ ile SARI ANA sürünün başında kaldı, cümleye selam verdi. 

7
“Dilde engel yoktur, gönülde çengel yoktur; akan suya geldi isen, açılan kapı çoktur.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı, sıcak dedi nehire daldı: “Alalım gülelim, verdiğini bilelim, eldeki yumağı düğümsüz örelim; saymaktan uzak olsak, sayana soralım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

14-1
“Sepet ördüm, alaca geyiği ağacın yanına getirdim. Bir nefes, bin hevesi bitirir. (‘Nefes’ ten murad nedir?) Kayalardan gelse de, ‘Sahib benim.’ dese de; kaplan, aslan yaratılandır, dara düştüğü an gözetilendir!” dedi, KAYGUSUZ söze girdi: “Bayram seyran hevestir, namaz oruç nefestir. RUH’unun nefesi. (GARİB: ‘RUH’u diri tutan. RUH’un, namaz oruç ile senden nefes alıyor.’ diye açıklar.) Deryaya nefes veren, balıkları su ile dost kılan; senden sana gelişir, senin ile gerçek günü bilişir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

15
“Dağlara söz verdim gelip aşacağım, dağların ötesine ulaşacağım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Çalılar eğildikte, selama durdu. Neden? Bende olan O’nu gördüğünden… ‘YA RAB!’ dedim, ‘Her birimiz BİR olsak, DOST bağında buluşsak; şüpheleri siler miydik, kayguları böler miydik?’ Ağaçlar söyleşti, dediler ki; ‘Şüpheler silinseydi, kaygu kalır mıydı?’ EYVALLAH dedim, kaygudan uzak kaldım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

21

“Altın yüzük parmakta, dostu dosta sarmakta, bilgiyi tezgaha sermekte; senin, benim payım vardır.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Mor dağlara sözüm var, yeşil bağlarda gözüm var, yedi renkte ÖZ’üm var. Yol, tarife girerse yorar; yolu arife sorarsa, yerli yerine koyar. Güzeli anlatmak için; dağa çıkışı tarife değil, dağın ötesini anlatmaya çalışalım! Çünkü çıkış zorludur, çıkana kârlıdır. ‘Kayalar, taşlar, çalılar, dikenler.’ dersen; çıkmaya talib olan yerinir, ‘Gidemezsem?’ der çekinir. RABB’ime gidecek yolda, zahmete sakınmayalım. Bilelim ki, RAHMET’i bol RABB’im; ne yolda, ne handa bizi bırakmaz!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. (Dağ ve bağın birleşmesi mi?) EYVALLAH!.

28
“Gökyüzüne çivi çakamam, yıldızı alıp yakama takamam, doğduğum güne dönüp bakamam, her olayı olduğu yerden alıp dilediğim yere çekemem.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Dağdan indiğim gün ovaya, darlığı sildim; ovadan çıktığım gün dağa, güzelliğin sırrını çözdüm; gölgesiz kalan bilgime, öylece çizgiyi çektim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

5 aralık
“Ayrı kalmadan bilgiden yaprağa sözü yazdık, toprağa dizi koyduk.” dedi, KAYGUSUZ söze girdi: “Olmayan darlığa varlığın sözü yeter, gerçeği bilse kulu düşündüğü hal geçer. Dosyaya, aklının erdiğini, gönlünün verdiğini koyarsın; gelen günde, dosyanı açtığında, yersiz olanı silersin. RABB’im öyle yazmış, bildiğini dosyalarımıza koymuş. Yanılmadığı için, elbet silecek değil!. Dağların dosyasında akacağı dökeceği yazılıdır; ovaların dosyasında katacağı tutacağı yazılıdır. Masaya koyduysak dosyayı, ne YAZDI ise onu okuruz; her birimiz, kendi dosyamızı okur da öyle dokuruz.” KAYGUSUZ selameti cümleniz için diledi, sözü PİR SULTAN ABDAL ile HACI BAYRAM’a verdi: 

6-2
“ ‘Doğruyu ben bilirim.’ diyen, kendi doğrusunu söyler; HAK olan gerçeğin doğrusudur. Yaprak; dal eğri olsa da doğru büyür, çünkü kökünden öyle alır.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Bayırda elimde sopa ile yürüdüm, kendime destek aradım düşmeyim diye. Değişen her olayda kendine, desteği de değişik alırsın. Duvarı, rüzgara durmayım diye; ağacı, Güneşten yanmayım diye; damı, gecede üşümeyim diye; arkadaşı, yolumu şaşırmayım diye… Onun için, her kulun görgüsü kendi gerçeğini açıklar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

12
“Kulağında küpe, yakasında iğne olmasa; SARI ANA’yı kim bilirdi, konduğu dalda bülbülü kim görürdü?” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Kiminin sevgisi, kiminin saygısı, kiminin görgüsü: iğnesi, küpesi, bileziği olur, DOST ADI’nı öyle bulur. Kimliğini bildiren de, bulduran da RABB’imdir! “Demde doymayı denersiniz, gelende uyum ile gerçeğe dönersiniz. Kemerde darlık varsa çözecek olan sensin, aklının hizmeti ordadır. ‘Satır satır okursam bilirim!..’ diyen; değişen günde pişmeden aşı yiyendir. Soframız açık, aşçımız gerçek!.. Geldi isek yiyelim, ‘Ne güzelmiş.’ diyelim!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

19
“Komşu ile kuyuya geldim, suyumu dost elinden aldım, bildiğime günün yorumunu kattım, öylece bir adım daha attım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Aldığım her taneyi tesbih edip bağladım, RABB’im ile niyaz ettim RAHMETİ’ne ağladım. Gönül bağım açıldı da, DOST yoluna geçildi; her adımda nefes aldım, meyhaneye ÖZ’üm saki diye seçildi. KAYGUSUZ’a söz gerek, dili dilberi söyler; KAYGUSUZ’a haz gerek, AŞK’ı ile DOST’u peyler; ‘Oyunda değilim.’ der halk ile halka olur, halktan aldığı ile kendini bulur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

26
“ ‘Her ocağın sohbeti ayrıda.’ denilirse de, RABB’imin ADI TEK’tir, dumanı silen çoktur. Varsın dilediği dilden söylesin, yeter ki ‘RESULÜ’nden şefaat!’ desin, DOST ADI’na DOST imzasını atsın.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: (‘Ocaktan ocağa taşınmak…’ nedir?) “Geyik ile söyleşirken, ceylan ile paylaşırken, DOST ADI’na selam verdim; geyikte sevgiyi, ceylanda saygıyı değerlendirdim. Varettiğine meziyetleri ile yaklaştım, hatalarını sildim, öyle kucaklaştım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9
“Yaprağın getirdiği, şüphenin bitirdiği, dört duvarın birbirine tutturduğu kapıdan cümlemiz geldik geçtik.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Yoğurt ile doyarsam, balı içine koyarsam; dayandığım gerçek olur, uyandığım şifa bulur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. (Uykusuzluk için.)

12
“Gölgeden geldim yayan, Güneş’te buldum ayan; derman dilese kulu, derim ‘Gönlümde olanı sayan.’ Demde güzel söylenir, darda her söz peylenir. Gel DOST’a gidelim, gel gerçeğe güdelim; aldık sevdik, kaygumuzu satalım!” dedi, KAYGUSUZ söze dumansız katıldı: “Her kuşun, sesi de, süsü de ayrıdır. ‘Verdiği gayret, yeterli mi?’ denirse; ‘Bilgisi kadar.’ diyelim, dayandığı destekte güvendiğine havale edelim! Yastık başa, rastık kaşa, barındığın yuvanda duvarın taştan taşa. Azdan çekinme, çoktan kaçınma! Olduğu gibi güzel, bildiğin her olay bilmediğini örter.” dedi, KAYGUSUZ hekim ile söyleşti. (h.i ile mi?) EYVALLAH.

14
“Her dilde sözü vardır, her çiçekte özü vardır, kainatta gözü vardır.” dedi, KAYGUSUZ, SARI ANA ile söze geldi: “Doyduğum sofrada doymayan var ise, sileceğim huyum vardır; güttüğüm sürüde asi var ise, bileceğim soyum vardır. Sarı fistan giydi isem, seveceğim huyumu cümle ile paylaşmalıyım.” dedi, SARI ANA KAYGUSUZ’a sordu; “Yolun tozu göze mi geldi? Kulun sözü DOST ile mi kaldı? Gelenden gidenden yarış mı alındı, barış mı bilindi?” dediler, “Elden ele, gönülden gönüle barışta olsunlar, sevgide yarışa girsinler.” diye niyaz ettiler, selamladılar.

20
“Bağladığım at güzel, dökülen yaprak gazel. Ne gelen yerini geçersiz bulur, ne de gitmeye sebep olur.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Dünyayı genişleten; görgü değil, bilgidir! Kainatı genişleten; bilgi değil, sevgidir! Meramdan yer sorarsan; yumuşak gelenin huyudur!” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

27
“Kayadan kayaya atladım, eldeki taşı sakladım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu: “Sakladığım taşı bildin mi? Duyduğun gerçekte kaldın mı? Dedi ki; ‘Aldığın taş söz için yeterlidir, gücün var ise tutarlıdır. Çünkü, aldığı sesi vermez, dağıldığı halde bütünden sormaz, kum tanesi kalsa bile yaratılışında eksik olmaz.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, sohbeti ağacın gölgesinde bitirdik. Selam olsun, selamet cümlenizi bulsun!” dediler.

6 mart
“Yaprak doldu ağaca, yolunu verdi gölgeden Güneş’e. KAYGUSUZ ayağından gelen ateşe baktı, kum ile olan DOST’luğuna suyunu döktü, öylece hem kum ona DOST oldu, hem o kuma DOST kaldı. Saydım sevdim her taneyi, gezdim övdüm her haneyi.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

13
“Bağladığım ipi ağaçtan çözdüm, gövdesine adımı yazdım.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Kavak dalı, baktığı yerden; asma dalı, üzümü döktüğü yerden görülür; her biri, vergisi ile sevilir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

18
“KAYGUSUZ sözü diler, güllerden günü sorar, gönülden aldı ise akıl ile güzele yorar. Geldi isen, yolum benim; bildi isen, gönlüm senin.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

27
KAYGUSUZ; bağlı atı çözecek, gittiği yolu çizecek, -(Çizmek; belirlemek anlamına mı?) EYVALLAH.-, kavak dalından kesip GÜL ağacına destek dikecek, YAR ADI’na yerdeki dikenleri sökecek, değişen her konuya ‘Kaygusuz olunuz.’ diye selamını getirecek. 

28-1
(‘Budak’ tan murat nedir?) “Bindiğim at dolanır, tuttuğum ot bağlanır, yağan yağmur toprak ile beklenir, öylece birbirine eklenir. Güneş geldi belleyelim toprağı, DOST dilinden alalım tebliği.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Dinledim akan suyun sesini, aldım gönülden RABB’imin nefesini. Sağlık, bedende haktır; sevgi, kul için halktır. Semaya geldiğimiz gün, oymayı bildiğimiz an; açan çiçek rengini verir, DOST elinde kaydını görür.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

3 nisan
“Değirmene uğradım, destide su bol; karpuz aldım doğradım, elde somun bol; çevreme güldüm söyledim, dediler ki; ‘Yolun GÜL.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedim, cümle için niyaz ettim. Aynı sofrada buluşalım, aynı sevgi ile çalışalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı

14
“Her varolan, yaratılmışlığın yorumunu bilir; ne var ki, örtülü perdeyle oturur. Açalım-geçelim, BİR’lik kabından KEVSER ŞARABI’nı içelim.” dedi, KAYGUSUZ, DOST KAPISI’nda MERYEM’i gördüğünü söyledi.

17
“Doymayı bilmeyen, hekimden nefes alır; uymayı bilmeyen, hakimden heves alır.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Çevirdi isek sayfayı, dayandığımız parmaktır, gelen-gidene kaydını sormaktır. Dağılan toplanır, ezilen katlanır, her düzende DOST ADI’na gerçek söylenir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

22
“Altın aldım satayım, gönülde gerçeği tutayım, aldığım bilgiye vereceğimi katayım. GÜL dalı elde kalsın, elden-ele cümle bulsun, RESULÜ’ne seven uysun!” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Dinledim aldığım nefesi, bekledim geçer diye hevesi. Geldim güldüm, gönülden-gönüle müjdeler dedim. GÜLİZAR’a dalalım, bir kaynakta kalalım, döne-döne soralım. “Gönül-akıl-mantık sende de, bende de var; ne var ki, kiminde sınırsız, kiminde dar… Açıp-geçelim, bin bir çiçekten aldığımız ile dileyene taç örelim; DOST olalım, DOST kalalım, önce gönlümüz ile barışıklığı kuralım!” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

8
“Erdi asmada üzüm, kaldı DOST hanesinde gözüm, bilen-bilmeyen aldı sözüm.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Dinlemeden sesini, bilemem nefesini; bildi isen kafesini, sepete koyar hevesini. Dalga-dalga gelişir, tarladaki ekinler yağan yağmur ile gelişir. Dökümler; akan su demektir.” dedi, KAYGUSUZ sözü SARI ANA’ya verdi 

15
“Çağrıyı bilen, ağrıyı siler; darlığı gören, gürlüğe güler. Ne deniz yerinden kayar, ne dağlar derinden oyar; her biri, aldığı hizmeti kulu için sayar.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: “Her diktiğim ağacın köküne elim ile su verdim, yaprağını gördüm de kayguyu siliverdim, elimdeki somunu almayana bölüverdim, ağacın gölgesinde huzur ile kalıverdim.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

22
“Bilenle-bilmeyene, bahçeye girip bilgisini vermeyene; KAYGUSUZ sözü bilmez, ‘Gel!’ diyenle yolu almaz, üç öğünde ördüğünü öbür günden ayırmaz; MESTAN yoluna dursa, kaybettiği sürüyü sorsa, KAYGUSUZ kalender kalmaz. Söyleşir de yol alır, MESTAN ile kaybolan sürüyü bulur.” dedi, KAYGUSUZ yol ile halini bağlayana selamını iletti.

28
“Koğuş, askere mekandır; talimgahı, makamdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu: “Yoldan gelen güler mi, yaprakları sayar mı, DOST sesini duyar mı?” KAYGUSUZ; “Duyar, elbet duyar, çünkü her gününde HAK sohbetine doyar.” dedi. Yoldan gelene, gönülden-gönüle yol alana, yolda şeker ile kalana. “Aradığımız DOST’u gönlümüzde buluruz, yolumuz çok uzakta olsa da BİRLİK’i her an buluruz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile KAYGUSUZ selamladı.

29
“At üstünde gezersem, çiçeği böceği ezersem, SEVGİLİYİ üzersem; benden, beni bilemem.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı; çevrede olan her güzele bağlandığı gerçeğin gözü ile baktı, söyleşe-söyleşe yazmayı dilediği her satırı bile-bile okudu: “Demek,” dedi, “Bildiğime şahit kendi aklımmış, birbirine bağlayan gönlüm ile mantığımmış.” Bir-bir saydı ismini, ismi ile buldu cismini.

9
"Yeniyi-eskiyi bilenlerden mi, günü-geceyi soranlardan mı ses gelir?" dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı, KAYGUSUZ ile yola koyuldu. " 'Senden benden ayrıda, ayağı hep gayrıda.' diyene, de ki: Bilen ile katıldım, HAK YOLU'na atıldım, ‘Yedek gelsin.’ demedim, pişmemiş aşı yemedim, gelen-gideni saymadım." dedi, HACI BEKTAŞ, KAYGUSUZ ile selamladı.

15
"Dost bağına girelim, dost bezini dürelim, HAK ADI'na sohbetini kuralım." dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: "Ekşi-tatlı yemezsem, ‘Ne güzelmiş!’ demezsem; aldığım-verdiğim yerini bulmaz, elden-ele nasib kalmaz. Senden-bana söz verseler, her günümde hizmete koysalar; elden geleni esirgemezdim, ne deseler yadırgamazdım. Sahipsiz değiliz, gerçek yoldayız; sebepsiz kalmayız, güzel haldeyiz; RESULÜ'ne uyduk, seven koldayız." dedi, KAYGUSUZ selamladı.