
MERKEZ bilinen, yolunu sıkıntısız yürüyene
der ki: “Canını sıkıntıya koyma. Çünkü karartır.” MERKEZ’im sözü aldı, onu
demek için geldi. Duacı olsunlar, ondan yardım dilesinler.

MERKEZ EFENDİ der ki: “Can-ı gönülden
damla veren, desti ile alır;
yerini bilen, kaderine razı olur.”
MERKEZ HAZRETLERİ der ki: “Derde deva
arayan; yerde aramasın, kuldan beklemesin. Elini YÜCE’ye kaldırsın, önce O'ndan
dilesin. Derdinin devasını bulacaktır. Pabuç çivisiz olmaz, kul görgüsüz
bilmez. Kalbini yoklayan, boşluk bulmaz. Komşusunu seven, dünyada da
ahirette de sıkılmaz. NUR’lanan AŞK’ım, beni pişirdi. Kumunu
suçladığım, kumun yolunu örttü.”
MERKEZ’imin sözünü yerinde aldık. “Aşı ocakta, taşı
kucakta, başı YÜCE’de olsun; bedende taş
olsa da, gönülde yumuşak yol bulsun, buhar örneğini YÜCE’ye varsın.
‘Sevebildiğimce seveyim.’ dedim, daldım; dünyayı bir hoş gördüm.
Gönlümün göçünü, evrende buldum. Sardım sarmaladım, ‘Ne kadar küçük.’ dedim,
YARATAN’ımın BÜYÜKLÜĞÜ’ne sığındım. O’nun kuluna SEVGİSİ, o
denli büyük ki; VERDİĞİNE DOYMADI, “YETSİN ARTIK.”
DEMEDİ. ‘Ver.’ diyene VERDİ, ‘Verme.’ diyeni SARDI. Her kulunun
dileğini SORDU. ‘Duymadım sorusunu.’ diyene de ki; RUH’unun her an bekçisi
misin? Bedenin kafesinde olduğu müddetçe, RUH akışını bilemez. Yeter
ki bedeni ortadan kaldıracak AŞK’a malik olabilesin. LÜTUF,
ALLAH’ımdandır. Benim görevim. Sayı ile veren, suyunu da düşünür; kul
‘Neden olmaz.’ diye kaygu ile kaşınır. Olmayan var mı, kulundan geçer mi?
Asi kulunu has kulundan ayırma. ‘Asi olanı cezalandırır.’ dersen, yanılırsın.
Senin ceza gördüğün, ALLAH’ımın ona HİDAYETİ’dir. Elbet kaide
bozulmaz, düzen yeniden kurulmaz. Ne yıkıntı olur, ne sıkıntı verir. Kul bilse,
her olayın çözümü O’ndandır; çözeyim diyen kulun, gayreti boşunadır.
Samanı saman diye küçümseyen unutmasın; suya girdiğinde taş
örneği dibe gitmez, suyun yüzünde kalır. ‘Olmaz.’ diye düşünme,
olmayacağın sözü edilmez. HAK YOLU’ndan cevap alır. Olta ile denize
gidenin örneğini. Sonunu bağlamadık, konuyu dağlamadık. ‘Elden
alayım.’ diyene, gönülden verdik. Sahrada aradığın nedir? Yol mu, su mu?
Almayı dilediğin, ‘ALLAH’ım.’ dediğin an seni bulur. Hancıya
dilediğini sorsan; müşteri der, yolcu yol ister. ALLAH’ım, her
ikisinin de, dilediğini verir.”

(Resim verilir) Kaideyi bilenden, düzenine uyandan, kandilin
verdiğini, YÜCE’ye yürüdüğünü söyleyenden. Bilseniz adını, bulsanız
kaydını. Uydum dediğinize. Suyun akışını, kulun bakışından
bilen; her yarattığını, ‘Merkezinde.’ diyen. Konuğumuza verdim,
selamını getirdim. ‘ALLAH bilir, bekle gör.’ dedim. Sözün başında verdim.
Eline aynayı aldın. Verilen alındı, selamet müjdelendi, ALLAH’a
emanet edildi.

‘EYVALLAH.’ dedik, sözü MERKEZ’ime verdik. Yuvanın sahibine (n’ye) der ki: “Geldim, gördüm, mutlu oldum;
niyetine uyandan, gayretine düşenden, ALLAH’ım RAZI olsun. Boşluk
görmedim, dolsa demedim; dolduracak boşluğu, aradım bulamadım.
Teveccüh ALLAH’ımdan.”
MERKEZ’im geldi, odaya durdu, “MEVLÂNA’nın postu.” dedi, GARİB’in
gönlüne baktı. Kandiline kendi yağından kattı, “Benden de olsun, kul
adımı ansın.” dedi. AŞK’ına merkez aradı, “Olduğum yerden,
durduğum yere kadar.” dedi. ‘Olduğum yerden durduğum yere
kadar.’ demek, kainatı çevrelemektir. Çevre değil, hacim.

“Niyaz desin, her gün okusun, okuduğuna
uysun. ‘Günüm hayır, yolum hayır; SANA uydum, uymayı HAK ADI’na uygun gördüm.
Uyarsam; ADI’na uyarım, SEN’in ile huzur duyarım.’ İHLAS’ı okusun, dört yanına üflesin. Uymayana-uymak,
ALLAH’ıma hoş gelir; uyanla- uymak, dünyayı boş gösterir. Dünya mesir
sofrası değildir. Utulmasın, mesir sofrası dahi yılda bir gelir geçer.
Düzeltmek kendi elindedir, yolundaki sabrındadır. Daha önce verildi; kaderden
kaçılamaz, dönüş kaderi değiştirmez. Uysun, kendini de yöresini
de sevindirsin. Yeminini unutsun, zeminini düzeltsin. ALLAH’ım kulunu imtihan
eder, sabrını ölçer. Günde vermediği sabır ölçüsünü, başka yöne
çevirir. ‘ALLAH’ım.’ der niyaz ederse, O’na sığınırsa; YM olur.
Sabredilmeyecek zemin yoktur.”

MERKEZ’im der
ki: “Meyveyi olmuşundan, sevmeyi ermişinden öğren. ‘Nasıl?’
dendi. Ham meyve yerken, tadını alamazsın; cahil kulunun sevgisinde,
aradığını bulamazsın. Dağınık olan kaygu vermesin, ‘Nasıl düzen
bulur?’ denmesin. ‘DOST!’ denilsin, el verenler tanınsın. Dumanı dağıtan,
gönlünü eğitendir; gönlünü eğiten, yudum-yudum aldığını
içirendir. Ocak tütsün, yaban bitsin. ‘Duyandan değil.’ dersen, bağlı
günü geçsin.”
(Resim verildi: MERKEZ
EFENDİ HAZRETLERİ) “Minareye çıkmayan, ezanı okuyamaz; ezanı okumayana, müezzin denemez;
dünyayı bilmeyene, gezgin denemez; merkezi sormayana, yerindesin denemez.
Çatıyı örtmeden binayı bitiremezsin, içinde oturamazsın. İlmine girmeden,
‘Yolundayım.’ diyemezsin. ‘İlmi nedir?’ dersen; O’nu bulman, O’ndan olanı
bilmen, O’ndan gelene uyman. İlim, kitapta değil gönüldedir. Kitapta
sadece erkan bulunur.”

“MERKEZ'ime söz veren,
sözümü O'ndan
bilen,
ağaca nokta koyan,
çemberden noktaya
varan;
dayanır olumuna,
dolanır uyumuna.
Kayıt
YAZAN’dadır,
umut gezende.
Karanlık gören,
yerli yersiz
gören. YAZAN’dır,
YAZAN’ın dumana verdiği,
akımdan
gönderdiğidir.
Yalın kalınsın,
olaya öyle
bakılsın.
Aynaya baktığında kuyuya ses veren misali
uyarsan,
olumsuz gelir.
Ayna gülene güler,
ağlayana
söyler.” dedi selamladı.
"Genişlikte taş bulmaz, yolu açık, dar gelmez." dedi, MERKEZ'im
yol verdi.
MERKEZ'im
der ki: "Ağacın düzeni, kulunun gezeni, ulunun sezeni bilinir. Ne
var ki, her olayda sebep aranır. Elbet olayın sebebi mevcuttur. YARATAN yerini,
yolunu gösterir. 'Yoğurt neden ekşir?..' denirse, sebep sorulmuş
olur. Aslında, düzenin içindedir olay. Geçmiş geleceğe örtü olmaz.
Gün, geçeni örter. Çünkü geriye dönüş olmaz. Her doğan bebek bir gün
evvel doğandan daha aydın doğar. Aydın olmaktan maksat; bilgi yükü
ile. 'Nasıl?..' denilir. Her an yenilenen kainatta doğanın da
yenilendiği unutulmasın. Genişlikten verilir. 'Kainat yenilenmesi
nasıl olur?..' denilir. Alınan bilgilerde uyum var mıdır? Elbet vardır. Duman,
gittiği yerde ne olur? Nerde toplanır? Suyun akışı nasıl
bağlanır? Dönüşü olmayan her anı birbirine uymayan kainatta, bir
öncekini bir sonraya bağlayan nedir? Hiç düşünüldü mü? Soruya verdik. Söz
ile Öz bağlanır, güzellikler söylenir. Ne var ki, kainatın düzeni akım ile
denetilir. Her an, her zerre akım ile yenilenir tazelenir. Akım; gönlünde
duyduğun AŞK'ın, yuvanda yediğin aşın oluşumunu
tazeleyen olaydır. Çözüm aranır, 'Atom...' denilir, zerrelere bölünür. Yine de
çözüm sadece arayana verilir. 'Akım.' denildikte çözüm, kulun bilgisinin çok
üstündedir."
"Sürü
bende kaldı mı, yorum hale uydu mu, kulu YARİ bildi mi; ne sen varsın, ne
de ben. Derdin elbet olmaz, çünkü sende ten kalmaz." MERKEZ'im söze geldi,
her olayda yorum verdi, söze öylece girdi. "Yol yürüyenin ise, hal sürüyenindir. Yaprak ağacın süsü, rüzgar
AŞK'ın sesidir. Yolumuzu
açarak YUVA'ya geldik, dört yaprağın ikisini soframıza getirdik. Selam.
Gelenden, selamın iletenden ALLAH'ım RAZI olsun."

“Dağdan gelene sorarsan, anlatacağı çoktur. Yıldızdan diyene
her yıldızda ömür bulana, gerçeği arayalım.” dedi, MERKEZ’im
sözü aldı:
“Gördüğüm aydan küçük ise süstür, büyük ise sestir. (Güneş mi?) Hayır. Somut örnek istendi. Her
kulun merhalesi olduğu, dünyadaki hali ile bulduğu bilinir. HAK ADI’na verilen, sözümüze bağlanan, sorulanın yani
aşılması gereken merhalelerin üzerindedir. Her halelere yıldız adları
verilir. Verişimiz bunların dışındadır. Denilen her söz, sadece YÜCE’nin EMRİ’ndendir. Daha önce dedik, uyulduğu zaman açık alınır, açık görülür.
Almaktan görmekten maksat, ne simadır, ne mesaj. Sadece kendi görüşündeki,
kendi kaderindeki pasaj. Cümlenize selam olsun.” dedi, MERKEZ’im
yürüdü.

"ÖZ'den ayrı kalmadık, gözden NUR'u silmedik. Geldik, bulduk, soymadık;
'Neden?..' diye sormadık." dedi, MERKEZ'im selamladı.

“Nokta koysam mendile, yağı koysan men(kan?)dile; gün ışığı belirlidir, güzel denilen gelirlidir”
dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Doğuştan alışırız, her satırda buluşuruz, olsa olmasa
barışırız, alandan satandan konuşuruz. ALLAH’ım RAZI olsun, her
sayfada HAK ADI’na gerçeğe dönülsün! Denilsin ki; ‘O her yerde vardır,
O’nu bilmezsem yapım bana dardır!’ Her söyleşide, ÖZ’den alır, ÖZ’e
veririz; ‘Selam!’ der, günden güne yarışırız; kendi gönlümüzde, cümle ile
barışırız.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Saydığım
çiçek değil, sevdiğim yalnız böcek değil; bulduğum hatalı
kucak değil. ÖZ’de ÖZ ile buluştuk, sizlerde olduğu gibi bizler
de görüştük. Görmekten maksat, iki alemden konuştuk. (Dünya gününüzde mi efendim?) Bu
gün bu gece. Yazımızın yazıldığı, güne kadar okunduğu, düğümlü
düğümsüz dokunduğu gece. ‘Yolumuz uzun...’ diyene de ki: Konu,
seferden değil, seherdendir, her olay güzeldendir. Ben geldim seni buldum,
sende güzeli gördüm. Sen de beni bulursan, güzelden demez misin?..” dedi,
MERKEZ’im selamladı.
“Bozuk olan
dizilir; kanadı kırılan süzülür; her kuş, kendi birliğine yazılır.
Askıya koydu isen, dağılan yerini bulur” dedi, MERKEZ’im sözü HACI
BEKTAŞ’a verdi:

“Çok aldım çok verdim, her olayı rüyam ile gördüm; kendimi niyaz ile buldum”
dedi, MERKEZ’im söze girdi: DOST ELİ’ni alasıya, DOST SÖZÜ’nü bulasıya, ben ÖZ’ümle kalasıya kadar noktayı
bilemedim. Noktayı bildiğim an, hata nedir göremedim. Çizgi çektim duvara, otu ektim davara,
‘Samanını cümlesi savura.’ dedim, hizmetimi ‘DOST!’ diyen her kuluna devrettim. ‘Bilgi nedir?’ diyene de ki: ‘Kendine dönme.’ (Az evvelki noktadan murat nedir?) Yaratılışın
BİR’lendiği, her kulunun ER’lendiği andır. ER olanın NUR ile
oluştuğu, ÖZ’ü ile buluştuğu anda, zerreler nokta haline
gelir. (O’na varış mı oluyor? O zaman öyle mi diyelim?) HAK ile HAK oluş; HAK ile
HAKK’a BİR’leniş! Çokluk BİR’liğin temelidir ‘HAK!’ denilir
ise. Nar ile verdiğimiz odur! (Nar o zaman, vahdeti mi simgeliyor?) EYVALLAH! Söz ile ÖZ BİR
olmazsa, kul kendi ÖZ’ünü bulmazsa; noktayı defterde bulur, kalemde sanır!
Güzellik, tarife değil, arife gerçeği buldurur. ‘Yoğun
çalışalım’ denilende, gerçeğin özü verilir. Yapı çalışma ile
geliştirilir, koşuşma ile değil!”
“Yazdım her
yaprağına, durdum çamur olmayan toprağına. Dedim, ‘Ocağın isi
pisi bana gelmez, benden alan mantığı silmez, kendinden geleni taş ile
bölmez, sattığım her konuyu alanlar verişine gülmez.’ Dört yönü
saydım, dört ağaca dayandım; ayağım götürdü, kaderim bitirdi.” dedi,
MERKEZ’im söze girdi:
“Altın alsam
sözüm yok, elma soysam gözüm yok, her sorana diyeceğim ‘Sazım yok!’,
gönlüm alabildiğine çok.” dedi, selamladı yürüdü. “‘Yol?’ dedin suya
durdun, suda balığı gördün, ‘Uzatıp ele alayım.’ dedin. Elin yetmedi
kaygun bitmedi. Sil defterde yazanı, bul toprağı kazanı. Ekene biçene
veren, O’nun ile olanı bilir, komşuya gölge olanı görür. Kaygunu sil,
gölge vereni unut!” MERKEZ’im yerini YUNUS ile bağlar, elbet kulu
‘ALLAH
ALLAH!’ diye yolunda yürür, yanar ağlar elbet. Gün güzele, kul gazele
söz
verir, her kulu birbirinde söz bulur. Sözü ‘ordan’ aldığımız, O’nun ile
BİR’likte kaldığımız açıktır! ALLAH’ıma emanet olunuz, ne gidene ne
gelene kayguda kalmayınız. Yol uzun olsa bile, ALLAH’ımın her yerde
olduğuna gönülden inanınız! ‘Ben bende kalamam, ben senden ayrılamam’
diyene de ki: ‘Seni beni sildik mi, O’nu buluruz, O’nun ile huzura
geliriz.’ “O’nda bulduğum değil, beni sildiğimdir gerçek olan.” dedi,
MERKEZ’im üç öğüdü cümlenize peyledi: “Alacağın yetmezse,
vereceğini gür tut. Sabrın kıtsa, vakitten değil nakitten ölçü al.
Ummaktan usandığın an, bulduğunun en güzel olduğunu düşün,
o zaman mutluluk esvabın olacaktır. O zaman DOST kapıları sana açık
kalacaktır.”

“Her sözümüz ÖZ’dedir, sevgi ile bakan gözdedir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI
olsun. Gönüller O’nun ADI ile dolsun, O’nun ile kalsın, O’nun ile O’na gelsin.”
dedi, MERKEZ’im selamını iletti.

“Uçan
kuşun renginde, kanadının denginde olmak, niyazın seyrine dalmaktır, günde
gidip yazılan günde kalmaktır. Almayı dilediğimiz, birlikte
beklediğimiz her olay, düzeni birbirine bağlar. Göreceğimiz, en
güzeldir.” dedi, MERKEZ’im selamladı, yürüdü.
“ALLAH’ım kuluna, niyazının bedelini verir. Affına sığınan kuluna, ikramını
sunar. Devası olmayan dava, olumsuz değildir. Kanaldan alan her kulu,
bilimsiz değildir. ER’liğe soyunduğumuz günde, kullukta gözümüz
kalmadı, genişleyen yolda taşa ayak vurmadı. Gelen geçen ile dalmayı
düşlersen, gayrete sözüm kalmadı.” dedi, MERKEZ’im selamını iletti.

“Adım-adım
gideceğiz, HAK ADI’na varacağız.” dedi, MERKEZ’im dal üstünde her
yaprağı saydı, meyvesini soydu, eline verdi: “Yağmur
bekleyen ile Güneş’i ekleyen BİR’dedir, yapraklar gözdedir. Her adıma
ADI’nı veren, gönlünde O’nun ile varacak! ALLAH’ım RAZI olsun!” dedi, MERKEZ’im
selamladı yürüdü.

“Gökte Ay
yıldız olur, Güneş hepsini bulur, bağlanan düğüm açılır.
Düğümlenen iplik, gözden geçen yorumdur.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “LOKMAN ile söyleştik, DOST KAPISI’nda bekleştik; açan açılan ile,
yeniye sözleştik. Düğümü çözeceğiz, düğüne gideceğiz;
kapı açık kalırsa, her gelene güleceğiz.” dedi, MERKEZ’im geçici olanı
bildirdi: “Üç öğünde bal yesin, baldan gelecek şifayı bilesin,
kapında bekleyeni göresin. Ona de ki: ‘Yaprağı saydım, niyetini soydum.’
Gönlünde olan, ALLAH’ımdan gelendir. Her söz, bağlı olduğu yerde
noktalanır.” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü. “Aç kapını gelsinler, ‘ALLAH!’
deyip sevinsinler; O’ndan geleni bilsinler, O’nun ile olsunlar.” dedi.
“Öğüt verdim ozana, kağıt verdim yazana, ‘ALLAH!’ dedim bozana. DÖRT
KAPI’ya durursan, her birine vurursan, gelene uyacaksın!” dedi, MERKEZ’im söze
geldi: “Her
çaldığın kapıdan alacağın söz BİR’dir, birinden öbürüne giderken
aldığın hiçbir sözü unutma! Bir sonra aldığın, bir evvelkini silmez;
DÖRT KAPI, asla birbirini bölmez!” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü.

“Olduğumuz
gün geldik, olan her kulu ile beraber olduk. Yorumda hataya düşmeyelim!
Yapıya geleni, genişlikte bulanı biliniz! Kundak açık, uyana; sözümüz
açık, duyana. Her olay açılacak dedik, daha önce verdik. El el üstünde, kulu
yol üstünde. Kayguyu silelim, MERYEM ile geleni bilelim. DOST KAPISI’na postu
serdik, yolumuzda gönlünüzde olanı gördük, ‘ALLAH’ım, her olayın YAZAN’ıdır!’
dedik. Kapılar açıldı, Dört Kapıdan geçildi, en güzeli seçildi. YUNUS’un sözünü
aldık, dumanı hep bir olduk sildik. Onurlu her kuluna YARDIMCI’yız,
dağılan yolunda toplayıcıyız. Toplamaya çağırdık, arınan yünü
eğirdik; öreceğiz gereceğiz, güzelliği öylece
göreceğiz. Dört Kapıyı kapalı demeden bulduk, her kapıda olanı gördük.” dedi,
MERKEZ’im olumlu geleni verdi. (‘Dört
Kapı’ nedir?) “Dört KİTAB’ı okuyan, birbirine dokuyan, RESULÜ ile
oluşan, HAK YOLU’nda buluşan; Dört Kapıyı aşandır, HAK ADI’na
koşandır.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Darlığa verdik üzümü, denildi ‘Gelecek yaza mı?’ Hem yaza, hem kışa,
sorduk cümle kuşa; ‘Bildin mi yazılanı, buldun mu çözüleni? Sanma
sendendir çizileni.’ Akkuşun kanadına yaprağı koysan düşer, ne
var ki cümle kuşlar yaprağa koşar.” dedi, MERKEZ’im sözü
cümlemize verdi: DOST SOFRASI’ kuranlar, benliğini kıranlar; selam olsun sizlere, MERKEZ
daldı sözlere: “Damla-damla akan suda yolumu soranın sesi vardır, gönülden
bağlanana düzende sisi vardır. Geçecek, günde Güneş görülecek.” dedi,
MERKEZ’im selamladı.
“Sağlam
duvar çöker mi; DOST, kuluna çatar mı; bilgisine sahip çıkan, bilgisize
katar
mı? Kulu isem, bildiğim ile hallenirim, sevgisi ile döllenirim, ince
dalda
sallanırım; derim ki: ‘Beni bana bulduran, bilgimdir; beni seni
böldüren,
yargımdır; kul gönlünü elemezse, kırgındır.’ ‘Kapalı kapıyı açalım,
bilinen
yola geçelim!’ denilir. Gideni geleni elemedik, oluru olmazı belemedik,
kimseyi
kimse ile denklemedik! Elbet kapıyı açacağız, dilenen yöne
geçeceğiz.” dedi, MERKEZ’im yumuşak yol bulan ile beraber oldu. “Yerden
gökten çağırdık, yelden selden ayırdık, gönlünüzü olumsuzluktan
sıyırdık. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, MERKEZ’im yürüdü.

“Gökte gördüğüm yıldız, sayı ile değil. Katladığım satır, ölçüde
değil. Cümle kuluna dedim: ‘HAK önünde eğil!’ ” dedi, MERKEZ’im söze
geldi: “Kuluna eğilemem, kulluğuma yaraşmaz. Yaraşan;
kulluğunu bilmek, kulu ile bilgisini bölmek, yaratıldığı gibi
kalmak.” dedi, MERKEZ’im selamladı.
“Derman
SEN’den ALLAH’ım,
niyazım SEN’in ile.” dedi MERKEZ’im söze geldi:
“Çevreyi
değil çehreni düşün.
De ki; ‘Beklediğim SEN’den ALLAH’ım,
bulacağım
SEN’in.
Verdiğin ile dolacağım,
karar vermeden SEN’den
bekleyeceğim.
Uyacağım duyacağım, ‘EYVALLAH!’
diyeceğim.’
Sağlam taşı bağlayacağın
yoruma
açıktır.
Olduğu gibi alasın
diyesin ki; ‘İnandığım
gerçek
RABB’imin YAZDIĞI’dır.’
Binaya talip oldun, ‘Güzel.’
diye bağlandın.
Elbet olacak,
bulut rahmet getirecek.”
dedi
MERKEZ’im selamladı yürüdü.

“Ne
yoğurt yiyen kalır, ne acı diyen bilir; her kulu, bildiği gerçek ile
olur. Oluşan düzene, yargı bizden gelmez, eline aldığın GÜL asla
solmaz! ‘Yemeğim tatlı olsun, her yiyen tadını bulsun!’ diye-diye
geliştik. Ayrı değil ÖZ’deyiz, sizler ile sözdeyiz. Ne yazda, ne
kışta, bu anda güzdeyiz. Yapraklar dökülse de, geleceği hazırlar.
Olmayı değil, dalmayı düşünmeyin! ‘Olmayı bileyim!’ diyen bilemez,
bilmediğini düşünemez! Olmak, bilenin değil, bilmeyenin sözüdür;
çünkü ALLAH’ımın ölçüsüdür. Dalmayı denemek de, kulunun yarattığı
düştür. Olmayı düşleyen, her an nefsini haşlayandır.” dedi,
MERKEZ’im selamladı.

“Bal ile badem,
nerdedir ADEM? KORUYAN ALLAH’ım, verdiğini gözetir, SEVER sevdirir.
MERKEZ’im YUNUS ile görevdedir. Sağda solda gördüğün, DOST yapısında
ördüğün, gönüllerde kardığın; ne masal, ne misaldir. Gümüş elden
giderse, altının geleceğini bilesin; almayı bilmeyene, sen karşıdan
gülesin. Diyesin ki: ‘Olayları düz eden, kulu ile söz eden, dumanı benden uzak
tutan ALLAH’ıma şükürler olsun! Beni bana bulduran, gönülden olduran,
ömrümü güller ile dolduran ALLAH’ıma şükürler olsun!’ Kapalı olmayan
kapıya geldin, kapıda dilenen olayı gördün; bildiğin halde sevgi ile
sardın, ALLAH’ım RAZI olsun!” dedi, MERKEZ’im selamladı. MERKEZ’im aldı verdi, yapıya girdi
gördü, olan olmayanı sardı. Dedi ki: “DOST diyen ile beraberim; meyveyi
ermiş yiyen, her kulu olmuş bilen ile beraberim. Yoldan gelenin,
katıya gülenin yapısına sevindim; ‘ALLAH’ım!’ dedim, kulluğu ile övündüm.
Devrilen hiç bir ağaç, yapısından değildir. Gayrete düşse
düşmese kayguda kalmaz, çünkü olayı kendinden bilmez; ‘ALLAH’ımdan!’ der
kaydına öyle güler, çünkü gerçek kayıtlara sahiptir. Ağaç, alıcı
vericidir. Gökler nerden alır nereye verir? KARAR elbet YÜCE’dedir; kayıt,
ağaçtadır. Sözümüz bağlanır, cümlemiz eğlenir, aynadan görülecek
beklenir; baktığını görürsün, kendinden kendini öylece bulursun!” dedi,
MERKEZ’im sözü bağladı.

“İZİN aldı isek söze, gemiye geldik, yelkeni kurduk, almayı dileyen
ile helva kardık, bilinen düze vardık. Gerçek; gönülden alınandır,
verildiği gibi.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Bakmadım dar gelene, yıkmadım söz diyeni, çekmedim güzel düzeni.” dedi,
MERKEZ’im yol üstünde duran her kuluna selamını iletti.
“Manayı her
dileyen alır, sevgide cümle ile BİR’lenir.” dedi, günün her anında DOST
olduğunu MERKEZ’im bildirdi: “Sağdan
sola eğildi isek, yolun gidişinden bilinir. Kayguyu sildi isek,
attığınız her adım bölünür. Geçerli olan; bilginizde kalandır, RESULÜ ile
bağlanandır. Kumda el ele yürüyeceğiz, kor olsa akan su ile
koruyacağız.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Geldiğin, bildiğin günde aldığın her taş kalmış,
bilgin cümleye dağılmış. ‘Al.’ desem alır mısın, sevginde bulur
musun?” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “YUVA’ya gönül
verdik, senin ile DOST’luğu
kurduk. Selam olsun, gerçek senin ile sende kalsın.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Gözüm ile
kulağım sözleştiğinde, danıştığımı bulur; elim ile
ayağım birleştiğinde, gerçeğe yönelir. BÜTÜN’de
benliğimi birbirine bağlayabiliyor isem, aynada kendimi
BÜTÜN’lemiş olurum; BÜTÜN’lediğim seferde, aradığımı bulurum.
Sefer; kulun, kendi zerreleri arasındaki ulaşımdır.” dedi, MERKEZ’im her
öğütte; kendinden olana, gönlündeki BİR’liği kattı, selamladı.

“Dişlerin
sızı verir, gönlünde huzur kalır. Derman dilersen O’ndan, niyaz ederim candan.”
dedi, MERKEZ’im; “Her sözün bir bağı, her balıkçının bir ağı vardır.
Ne var ki, sözü dileğince, balığı nasibince alırsın, aşını öyle
bulursun.” dedi, MERKEZ’im selamladı. “Yazmayı
dilediğin her satıra nokta koyarsın, her noktayı birbirine katarsın; sonra
da, ‘Kimden aldım, kime verdim?’ der sayarsın; yapıya yöneldiğin an,
AŞK’ı ile doyarsın. ALLAH’ım RAZI olsun, niyazın cümle için artsın.” dedi,
MERKEZ’im selamladı.
“Çiçekleri bağladık, meyvesini bekledik, çekirdeği sakladık.
Toprağa ekeceğiz, suyunu dökeceğiz; verdiğimiz görevde,
sahifeyi açacağız.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “ ‘Çevremde sevenlerle, gerçeği övenlerle mutluyum.’ dedim, her günümde
dileyenden şifa sordum; bağladığım dizden, eklediğim bezden
sakınmadım. Her yazımın dosyası, bilenin dolabındadır.” dedi, MERKEZ’im
selamladı. (Efendim, öyle ise bu sandık, maddi değil
manevidir?)
EYVALLAH.

“Bağda
üzümü aldım, asmaya suyu saldım; YARATAN ile doldum, kaydına gönülden daldım.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL her dala danıştı, her yaprak ile konuştu.
“Yapraklar sıra-sıra dizildi,
(‘Yapraklar’, bizler miyiz?) EYVALLAH. Her yaprakta dilenen Öz sezildi;
verdiğim söze, MERKEZ’im de katıldı. Dedi ki: ‘İki adım öteye gitti
isem, HAK DOSTU’yum.’ ” dedi, MERKEZ’im sözün başını bağladı.

“Güç gelen
yorumdan kendi sorunumu çıkarırsam, Güneşe benzer, önünden bulut
geçmiş Güneşe… Bulut ta rahmet dersem, güçlüğe rıza
göstermiş olurum.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Su altına
dalsam balığı görsem, gökyüzünde kuşlar ile gezsem, yeterli
değil; bilgime katsam tutarlı değil. Denizin dibindeki bilgi
balığa gerekli, gökyüzünde kuşa… Ben oturayım taşa, benden beni
ayıranı düşüneyim, kendi bilgimdeki binaya taşınayım… Öylece, sözüm
ÖZ’üm yerini bulsun otursun, cümlenin bilgisine katılsın.” dedi, MERKEZ’im
selamladı.
“ ‘Her yol birbirine benzer.’ diyene, de ki: ‘Bağımsız olan, kendi
gerçeğini gizler.’ Yumuşak söz, dost olana gereklidir; dostluk, bilen
ile süreklidir.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Altın iğne aldım, gümüş ipliğe sardım, ipek kumaşı sordum,
dikene gayret verdim. ALLAH’ım, O’nu bilen iledir, düzeni veren iledir; YUNUS
ile gölgeyi sildik, aldığını seven iledir.” dedi, MERKEZ’im her adımına
ALLAH’ımın RIZASI’nı diledi, selamladı.

“Doymayı gönülden diledik, her olayı nefsimizden eledik. Sahib olduğunuz,
cümleye katıksız verdiğiniz sevginizi yapıya aldık; kapıya, gerçeği
bulsun diye aklınızı koyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “MERKEZ’imden alacağım, her satırdan alacağını vereceğim. Yorganı
boyuna denk dikeceğim; taze fidan dikecek, kuruyanı sökeceğim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL ile MERKEZ’im selamladı.

“Nazana
MERKEZ’im ile geldik, yoğun gelen akımda niyazını bildirdik.” dedi,
MERKEZ’im sözü aldı: “Doğudan Batıya esen yelde, geceden gündüze gelen selde; MERKEZ’im dediler,
adım andılar. Bağladığı yemeniyi Güneşten alsın, başına
bağladığı, yapısında olanı kapısında bilsin; kum ile ayağını her
gün ovsun. Bekçisi gerçektir, şüpheye düşmesin. Gün-gün oluşacak
hale şaşmasın.” dedi, MERKEZ’im bol nane yesin diye söyledi,
selamladı.

“Altın yazı
yazacağız, her satırda çözeceğiz; gölge almadan geldik, sevgi dolu
her zerrenin yapısını çizeceğiz. Nerden gelse yazılır, kimden dense
çözülür.” dedi, MERKEZ’im yapıdan aldığını kapıda verdi. “Güzeli
bağladın mı, sevgi ile ağladın mı, şeker ile suyu kardın mı?
Güzellik; adım adım gitmekte, attığı her adımda sürüsünü gütmekte…” dedi,
MERKEZ’im selamladı
“Gölde balık
avlarsan, çölde erik toplarsan, derman veren ALLAH’ımdan yolu dilersen; olmaz
denileni oldurur, dilenen mekanı buldurur, gönlüne aşkın doldurur.” dedi,
MERKEZ’im sözü aldı: “Olmayanlardan
sorulur, dersin. Unutma, olmıyan, ALLAH’ımın yazgısından değildir. O
dilediğini oldurur, çölde erik buldurur.” dedi, MERKEZ’im el ele veren her
kulunun, dağların doruğu misali her yöne açık olduğunu söyledi.
“Düş görsen, şaşma; ele desti alsan subaşına gitsen,
taşırma; elimde gerçek altın taş var dersin, güçlü ol düşürme.
Her sorunda, elden ele de, aykırı düşünme. Gerçek olduğuna inan, asla
şaşma.” dedi, MERKEZ’im bildiğin halde, güldüğün yolda,
yanında olduğunu; düşündüğün olayda, şüphesiz kalmanı
söyledi selamladı.

“İpi
gerdim ağaca yerde kalmasın diye, yaprağı saydım yere dökmesin diye.”
dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Adım-adım geldi isek, bilginizin eseridir. Yoğurt yiyeceğiz, ne güzel
diyeceğiz. Bal ile… Kement attık olaya, dedik beli dolaya, güzel günde
halaya… ÖZ’den gözden alacağız, görgüde kalacağız.” dedi, MERKEZ’im
selamladı.
“MERKEZ’den söz
dilesen, sözü alıp elesen; çöpü asla olmazdı, gittiğin yoldan ayrı
kalmazdı. Her an, her gün, sofrada aşın, sohbet ile başın.
Gerçeğin bilincinde, yerden göğe inancında olduğuna cümlesi
şahittir.” dedi, MERKEZ’im selam iletti.

“Yumak düzenli sarılsa, hizmet yeterli verilse; yollar tozu almazdı, kulu duman
görmezdi.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Hal ile
olmayı, yol diye vermeyi görev saydık, MERYEM ile güne geldik, ağaca sırtımız
verdik. Ses nefes, oluk-oluk ulaştı, sevgimiz birbirine bulaştı.
Doğru yol şaşırtmaz.” dedi, MERKEZ’im sözü MERYEM’e verdi:
MERKEZ’ime
danıştım, dedi ki: “Çoğunluğa uydun mu? İnce sesi duydun
mu? Koruk alıp eline, deyemez diye yere koydun mu? Konuk gelen kuluna, yerden
gökten verileni sordun mu? Öyle ise, gönlünde olandan kayguyu silesin.” dedi,
MERKEZ’im sözü MERYEM’e verdi:

“Koşuya
gelmedik mi, düz yolda bulmadık mı, bir konuda söz almadık mı?” dedi, MERKEZ’im
yol üstünde durdu, ata semer vurdu, kayguyu seyirdi alana seherde şüphesiz
bildirdi. “Bir-bir
söyleştik, gün-gün buluştuk, dağılan düzende eğilen ile
paylaştık. Selam olsun her bilene, selam olsun günde güneşe gecede
yıldıza gülene, selam olsun her zerrede gerçeği bulana.” dedi, MERKEZ’im
selamladı.

“Nokta ile noktayı bağlayamazsın, değmezse birbirine ‘Neden?’ diye
ağlayamazsın. Çünkü, her nokta veya her zerre kendine hürdür kendi bilgisi
ile.” BAYRAM, sözün özünü MERKEZ’ime verdi, her zerreyi YEMEN’den sordu.
Denildi ki: “Kendine hür olan, kendini bilgi ile HAKK’a bağlayan her
zerrenin varlığında gerçek bilim mevcuttur. Onun için, YEMEN’den gelmeyen
bilgi; beynin düzenine hükmeden akıldan oluşur, fikir ile buluşursa;
kaynakta söyleşir. Ne var ki; düne göre, güne göre oynaşır, peyleyen
ile buluşur. Kuma ayak
basalım, ne derlerse susalım; kement attı isek ata, yolumuzu açık bilelim.”
dedi, MERKEZ’im; “Üç öğünde, üç yerde, üç günde dumanı silerek,
gerçeği bilerek, BİNER SALAVAT okuyalım. Bunalım geçicidir. Naneyi söylediğin
bilinir, gölgeye gün-gün gelinir.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

“Kendime demeden geldim, kendimde demeden buldum, su üstüne salı koydum.
Dilediğim kıyıya varacağım, bekleyen yolcuya soracağım;
‘Fistanın yamalı mı, YUNUS ile MERKEZ’im kamalı mı?’ DOST YOLU’nu bildi ise,
kamayı ele almaz, kendinden kendine geleni bilmez.” dedi, MERKEZ’im selamladı.