Merkez efendi

5
MERKEZ bilinen, yolunu sıkıntısız yürüyene der ki: “Canını sıkıntıya koyma. Çünkü karartır.” MERKEZ’im sözü aldı, onu demek için geldi. Duacı olsunlar, ondan yardım dilesinler.

10
MERKEZ EFENDİ der ki: “Can-ı gönülden damla veren, desti ile alır;
yerini bilen, kaderine razı olur.”

30
MERKEZ HAZRETLERİ der ki: “Derde deva arayan; yerde aramasın, kuldan beklemesin. Elini YÜCE’ye kaldırsın, önce O'ndan dilesin. Derdinin devasını bulacaktır. Pabuç çivisiz olmaz, kul görgüsüz bilmez. Kalbini yoklayan, boşluk bulmaz. Komşusunu seven, dünyada da ahirette de sıkılmaz. NUR’lanan AŞK’ım, beni pişirdi. Kumunu suçladığım, kumun yolunu örttü.”

16-2
MERKEZ’imin sözünü yerinde aldık. “Aşı ocakta, taşı kucakta, başı YÜCE’de olsun; bedende taş olsa da, gönülde yumuşak yol bulsun, buhar örneğini YÜCE’ye varsın. ‘Sevebildiğimce seveyim.’ dedim, daldım; dünyayı bir hoş gördüm. Gönlümün göçünü, evrende buldum. Sardım sarmaladım, ‘Ne kadar küçük.’ dedim, YARATAN’ımın BÜYÜKLÜĞÜ’ne sığındım. O’nun kuluna SEVGİSİ, o denli büyük ki; VERDİĞİNE DOYMADI, “YETSİN ARTIK.” DEMEDİ. ‘Ver.’ diyene VERDİ, ‘Verme.’ diyeni SARDI. Her kulunun dileğini SORDU. ‘Duymadım sorusunu.’ diyene de ki; RUH’unun her an bekçisi misin? Bedenin kafesinde olduğu müddetçe, RUH akışını bilemez. Yeter ki bedeni ortadan kaldıracak AŞK’a malik olabilesin. LÜTUF, ALLAH’ımdandır. Benim görevim. Sayı ile veren, suyunu da düşünür; kul ‘Neden olmaz.’ diye kaygu ile kaşınır. Olmayan var mı, kulundan geçer mi? Asi kulunu has kulundan ayırma. ‘Asi olanı cezalandırır.’ dersen, yanılırsın. Senin ceza gördüğün, ALLAH’ımın ona HİDAYETİ’dir. Elbet kaide bozulmaz, düzen yeniden kurulmaz. Ne yıkıntı olur, ne sıkıntı verir. Kul bilse, her olayın çözümü O’ndandır; çözeyim diyen kulun, gayreti boşunadır. Samanı saman diye küçümseyen unutmasın; suya girdiğinde taş örneği dibe gitmez, suyun yüzünde kalır. ‘Olmaz.’ diye düşünme, olmayacağın sözü edilmez. HAK YOLU’ndan cevap alır. Olta ile denize gidenin örneğini. Sonunu bağlamadık, konuyu dağlamadık. ‘Elden alayım.’ diyene, gönülden verdik. Sahrada aradığın nedir? Yol mu, su mu? Almayı dilediğin, ‘ALLAH’ım.’ dediğin an seni bulur. Hancıya dilediğini sorsan; müşteri der, yolcu yol ister. ALLAH’ım, her ikisinin de, dilediğini verir.”

15
(Resim verilir)
Kaideyi bilenden, düzenine uyandan, kandilin verdiğini, YÜCE’ye yürüdüğünü söyleyenden. Bilseniz adını, bulsanız kaydını. Uydum dediğinize. Suyun akışını, kulun bakışından bilen; her yarattığını, ‘Merkezinde.’ diyen. Konuğumuza verdim, selamını getirdim. ‘ALLAH bilir, bekle gör.’ dedim. Sözün başında verdim. Eline aynayı aldın. Verilen alındı, selamet müjdelendi, ALLAH’a emanet edildi.

29
‘EYVALLAH.’ dedik, sözü MERKEZ’ime verdik. Yuvanın sahibine (n’ye) der ki: “Geldim, gördüm, mutlu oldum; niyetine uyandan, gayretine düşenden, ALLAH’ım RAZI olsun. Boşluk görmedim, dolsa demedim; dolduracak boşluğu, aradım bulamadım. Teveccüh ALLAH’ımdan.” 

25
MERKEZ’im geldi, odaya durdu, “MEVLÂNA’nın postu.” dedi, GARİB’in gönlüne baktı. Kandiline kendi yağından kattı, “Benden de olsun, kul adımı ansın.” dedi. AŞK’ına merkez aradı, “Olduğum yerden, durduğum yere kadar.” dedi. ‘Olduğum yerden durduğum yere kadar.’ demek, kainatı çevrelemektir. Çevre değil, hacim.

23
“Niyaz desin, her gün okusun, okuduğuna uysun. ‘Günüm hayır, yolum hayır; SANA uydum, uymayı HAK ADI’na uygun gördüm. Uyarsam; ADI’na uyarım, SEN’in ile huzur duyarım.’ İHLAS’ı okusun, dört yanına üflesin. Uymayana-uymak, ALLAH’ıma hoş gelir; uyanla- uymak, dünyayı boş gösterir. Dünya mesir sofrası değildir. Utulmasın, mesir sofrası dahi yılda bir gelir geçer. Düzeltmek kendi elindedir, yolundaki sabrındadır. Daha önce verildi; kaderden kaçılamaz, dönüş kaderi değiştirmez. Uysun, kendini de yöresini de sevindirsin. Yeminini unutsun, zeminini düzeltsin. ALLAH’ım kulunu imtihan eder, sabrını ölçer. Günde vermediği sabır ölçüsünü, başka yöne çevirir. ‘ALLAH’ım.’ der niyaz ederse, O’na sığınırsa; YM olur. Sabredilmeyecek zemin yoktur.”

14
MERKEZ’im der ki: “Meyveyi olmuşundan, sevmeyi ermişinden öğren. ‘Nasıl?’ dendi. Ham meyve yerken, tadını alamazsın; cahil kulunun sevgisinde, aradığını bulamazsın. Dağınık olan kaygu vermesin, ‘Nasıl düzen bulur?’ denmesin. ‘DOST!’ denilsin, el verenler tanınsın. Dumanı dağıtan, gönlünü eğitendir; gönlünü eğiten, yudum-yudum aldığını içirendir. Ocak tütsün, yaban bitsin. ‘Duyandan değil.’ dersen, bağlı günü geçsin.” 

17
(Resim verildi: MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ) “Minareye çıkmayan, ezanı okuyamaz; ezanı okumayana, müezzin denemez; dünyayı bilmeyene, gezgin denemez; merkezi sormayana, yerindesin denemez. Çatıyı örtmeden binayı bitiremezsin, içinde oturamazsın. İlmine girmeden, ‘Yolundayım.’ diyemezsin. ‘İlmi nedir?’ dersen; O’nu bulman, O’ndan olanı bilmen, O’ndan gelene uyman. İlim, kitapta değil gönüldedir. Kitapta sadece erkan bulunur.”

23
“MERKEZ'ime söz veren,
sözümü O'ndan bilen,
ağaca nokta koyan,
çemberden noktaya varan;
dayanır olumuna,
dolanır uyumuna.
Kayıt YAZAN’dadır,
umut gezende.
Karanlık gören,
yerli yersiz gören. YAZAN’dır,
YAZAN’ın dumana verdiği,
akımdan gönderdiğidir.
Yalın kalınsın,
olaya öyle bakılsın.
Aynaya baktığında kuyuya ses veren misali uyarsan,
olumsuz gelir.
Ayna gülene güler,
ağlayana söyler.” dedi selamladı.  

19
"Genişlikte taş bulmaz, yolu açık, dar gelmez." dedi, MERKEZ'im yol verdi. 

30
MERKEZ'im der ki: "Ağacın düzeni, kulunun gezeni, ulunun sezeni bilinir. Ne var ki, her olayda sebep aranır. Elbet olayın sebebi mevcuttur. YARATAN yerini, yolunu gösterir. 'Yoğurt neden ekşir?..' denirse, sebep sorulmuş olur. Aslında, düzenin içindedir olay. Geçmiş geleceğe örtü olmaz. Gün, geçeni örter. Çünkü geriye dönüş olmaz. Her doğan bebek bir gün evvel doğandan daha aydın doğar. Aydın olmaktan maksat; bilgi yükü ile. 'Nasıl?..' denilir. Her an yenilenen kainatta doğanın da yenilendiği unutulmasın. Genişlikten verilir. 'Kainat yenilenmesi nasıl olur?..' denilir. Alınan bilgilerde uyum var mıdır? Elbet vardır. Duman, gittiği yerde ne olur? Nerde toplanır? Suyun akışı nasıl bağlanır? Dönüşü olmayan her anı birbirine uymayan kainatta, bir öncekini bir sonraya bağlayan nedir? Hiç düşünüldü mü? Soruya verdik. Söz ile Öz bağlanır, güzellikler söylenir. Ne var ki, kainatın düzeni akım ile denetilir. Her an, her zerre akım ile yenilenir tazelenir. Akım; gönlünde duyduğun AŞK'ın, yuvanda yediğin aşın oluşumunu tazeleyen olaydır. Çözüm aranır, 'Atom...' denilir, zerrelere bölünür. Yine de çözüm sadece arayana verilir. 'Akım.' denildikte çözüm, kulun bilgisinin çok üstündedir."

9-2  
"Sürü bende kaldı mı, yorum hale uydu mu, kulu YARİ bildi mi; ne sen varsın, ne de ben. Derdin elbet olmaz, çünkü sende ten kalmaz." MERKEZ'im söze geldi, her olayda yorum verdi, söze öylece girdi. "Yol yürüyenin ise, hal sürüyenindir. Yaprak ağacın süsü, rüzgar AŞK'ın sesidir.  Yolumuzu açarak YUVA'ya geldik, dört yaprağın ikisini soframıza getirdik. Selam. Gelenden, selamın iletenden ALLAH'ım RAZI olsun."

8 aralık
“Dağdan gelene sorarsan, anlatacağı çoktur. Yıldızdan diyene her yıldızda ömür bulana, gerçeği arayalım.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:
“Gördüğüm aydan küçük ise süstür, büyük ise sestir. (Güneş mi?) Hayır. Somut örnek istendi. Her kulun merhalesi olduğu, dünyadaki hali ile bulduğu bilinir. HAK ADI’na verilen, sözümüze bağlanan, sorulanın yani aşılması gereken merhalelerin üzerindedir. Her halelere yıldız adları verilir. Verişimiz bunların dışındadır. Denilen her söz, sadece YÜCE’nin EMRİ’ndendir. Daha önce dedik, uyulduğu zaman açık alınır, açık görülür. Almaktan görmekten maksat, ne simadır, ne mesaj. Sadece kendi görüşündeki, kendi kaderindeki pasaj. Cümlenize selam olsun.” dedi, MERKEZ’im yürüdü.

16
"ÖZ'den ayrı kalmadık, gözden NUR'u silmedik. Geldik, bulduk, soymadık; 'Neden?..' diye sormadık." dedi, MERKEZ'im selamladı. 

20
“Nokta koysam mendile, yağı koysan men(kan?)dile; gün ışığı belirlidir, güzel denilen gelirlidir” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Doğuştan alışırız, her satırda buluşuruz, olsa olmasa barışırız, alandan satandan konuşuruz. ALLAH’ım RAZI olsun, her sayfada HAK ADI’na gerçeğe dönülsün! Denilsin ki; ‘O her yerde vardır, O’nu bilmezsem yapım bana dardır!’ Her söyleşide, ÖZ’den alır, ÖZ’e veririz; ‘Selam!’ der, günden güne yarışırız; kendi gönlümüzde, cümle ile barışırız.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

17
“Saydığım çiçek değil, sevdiğim yalnız böcek değil; bulduğum hatalı kucak değil. ÖZ’de ÖZ ile buluştuk, sizlerde olduğu gibi bizler de görüştük. Görmekten maksat, iki alemden konuştuk. (Dünya gününüzde mi efendim?) Bu gün bu gece. Yazımızın yazıldığı, güne kadar okunduğu, düğümlü düğümsüz dokunduğu gece. ‘Yolumuz uzun...’ diyene de ki: Konu, seferden değil, seherdendir, her olay güzeldendir. Ben geldim seni buldum, sende güzeli gördüm. Sen de beni bulursan, güzelden demez misin?..” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

28-1
“Bozuk olan dizilir; kanadı kırılan süzülür; her kuş, kendi birliğine yazılır. Askıya koydu isen, dağılan yerini bulur” dedi, MERKEZ’im sözü HACI BEKTAŞ’a verdi:

30
“Çok aldım çok verdim, her olayı rüyam ile gördüm; kendimi niyaz ile buldum” dedi, MERKEZ’im söze girdi: DOST ELİ’ni alasıya, DOST SÖZÜ’nü bulasıya, ben ÖZ’ümle kalasıya kadar noktayı bilemedim. Noktayı bildiğim an, hata nedir göremedim.  Çizgi çektim duvara, otu ektim davara, ‘Samanını cümlesi savura.’ dedim, hizmetimi ‘DOST!’ diyen her kuluna devrettim. ‘Bilgi nedir?’ diyene de ki: ‘Kendine dönme.’ (Az evvelki noktadan murat nedir?) Yaratılışın BİR’lendiği, her kulunun ER’lendiği andır. ER olanın NUR ile oluştuğu, ÖZ’ü ile buluştuğu anda, zerreler nokta haline gelir. (O’na varış mı oluyor? O zaman öyle mi diyelim?) HAK ile HAK oluş; HAK ile HAKK’a BİR’leniş! Çokluk BİR’liğin temelidir ‘HAK!’ denilir ise. Nar ile verdiğimiz odur! (Nar o zaman, vahdeti mi simgeliyor?) EYVALLAH! Söz ile ÖZ BİR olmazsa, kul kendi ÖZ’ünü bulmazsa; noktayı defterde bulur, kalemde sanır! Güzellik, tarife değil, arife gerçeği buldurur. ‘Yoğun çalışalım’ denilende, gerçeğin özü verilir. Yapı çalışma ile geliştirilir, koşuşma ile değil!” 

16
“Yazdım her yaprağına, durdum çamur olmayan toprağına. Dedim, ‘Ocağın isi pisi bana gelmez, benden alan mantığı silmez, kendinden geleni taş ile bölmez, sattığım her konuyu alanlar verişine gülmez.’ Dört yönü saydım, dört ağaca dayandım; ayağım götürdü, kaderim bitirdi.” dedi, MERKEZ’im söze girdi: “Altın alsam sözüm yok, elma soysam gözüm yok, her sorana diyeceğim ‘Sazım yok!’, gönlüm alabildiğine çok.” dedi, selamladı yürüdü. “‘Yol?’ dedin suya durdun, suda balığı gördün, ‘Uzatıp ele alayım.’ dedin. Elin yetmedi kaygun bitmedi. Sil defterde yazanı, bul toprağı kazanı. Ekene biçene veren, O’nun ile olanı bilir, komşuya gölge olanı görür. Kaygunu sil, gölge vereni unut!” MERKEZ’im yerini YUNUS ile bağlar, elbet kulu ‘ALLAH ALLAH!’ diye yolunda yürür, yanar ağlar elbet. Gün güzele, kul gazele söz verir, her kulu birbirinde söz bulur. Sözü ‘ordan’ aldığımız, O’nun ile BİR’likte kaldığımız açıktır! ALLAH’ıma emanet olunuz, ne gidene ne gelene kayguda kalmayınız. Yol uzun olsa bile, ALLAH’ımın her yerde olduğuna gönülden inanınız! ‘Ben bende kalamam, ben senden ayrılamam’ diyene de ki: ‘Seni beni sildik mi, O’nu buluruz, O’nun ile huzura geliriz.’ “O’nda bulduğum değil, beni sildiğimdir gerçek olan.” dedi, MERKEZ’im üç öğüdü cümlenize peyledi: “Alacağın yetmezse, vereceğini gür tut. Sabrın kıtsa, vakitten değil nakitten ölçü al. Ummaktan usandığın an, bulduğunun en güzel olduğunu düşün, o zaman mutluluk esvabın olacaktır. O zaman DOST kapıları sana açık kalacaktır.”

28-2
“Her sözümüz ÖZ’dedir, sevgi ile bakan gözdedir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Gönüller O’nun ADI ile dolsun, O’nun ile kalsın, O’nun ile O’na gelsin.” dedi, MERKEZ’im selamını iletti.

1 mart
“Uçan kuşun renginde, kanadının denginde olmak, niyazın seyrine dalmaktır, günde gidip yazılan günde kalmaktır. Almayı dilediğimiz, birlikte beklediğimiz her olay, düzeni birbirine bağlar. Göreceğimiz, en güzeldir.” dedi, MERKEZ’im selamladı, yürüdü. 

5 nisan
“ALLAH’ım kuluna, niyazının bedelini verir. Affına sığınan kuluna, ikramını sunar. Devası olmayan dava, olumsuz değildir. Kanaldan alan her kulu, bilimsiz değildir. ER’liğe soyunduğumuz günde, kullukta gözümüz kalmadı, genişleyen yolda taşa ayak vurmadı. Gelen geçen ile dalmayı düşlersen, gayrete sözüm kalmadı.” dedi, MERKEZ’im selamını iletti.

19
“Adım-adım gideceğiz, HAK ADI’na varacağız.” dedi, MERKEZ’im dal üstünde her yaprağı saydı, meyvesini soydu, eline verdi: “Yağmur bekleyen ile Güneş’i ekleyen BİR’dedir, yapraklar gözdedir. Her adıma ADI’nı veren, gönlünde O’nun ile varacak! ALLAH’ım RAZI olsun!” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü.

21
“Gökte Ay yıldız olur, Güneş hepsini bulur, bağlanan düğüm açılır. Düğümlenen iplik, gözden geçen yorumdur.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “LOKMAN ile söyleştik, DOST KAPISI’nda bekleştik; açan açılan ile, yeniye sözleştik. Düğümü çözeceğiz, düğüne gideceğiz; kapı açık kalırsa, her gelene güleceğiz.” dedi, MERKEZ’im geçici olanı bildirdi: “Üç öğünde bal yesin, baldan gelecek şifayı bilesin, kapında bekleyeni göresin. Ona de ki: ‘Yaprağı saydım, niyetini soydum.’ Gönlünde olan, ALLAH’ımdan gelendir. Her söz, bağlı olduğu yerde noktalanır.” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü. “Aç kapını gelsinler, ‘ALLAH!’ deyip sevinsinler; O’ndan geleni bilsinler, O’nun ile olsunlar.” dedi. 

24-2
“Öğüt verdim ozana, kağıt verdim yazana, ‘ALLAH!’ dedim bozana. DÖRT KAPI’ya durursan, her birine vurursan, gelene uyacaksın!” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Her çaldığın kapıdan alacağın söz BİR’dir, birinden öbürüne giderken aldığın hiçbir sözü unutma! Bir sonra aldığın, bir evvelkini silmez; DÖRT KAPI, asla birbirini bölmez!” dedi, MERKEZ’im selamladı yürüdü.

26
“Olduğumuz gün geldik, olan her kulu ile beraber olduk. Yorumda hataya düşmeyelim! Yapıya geleni, genişlikte bulanı biliniz! Kundak açık, uyana; sözümüz açık, duyana. Her olay açılacak dedik, daha önce verdik. El el üstünde, kulu yol üstünde. Kayguyu silelim, MERYEM ile geleni bilelim. DOST KAPISI’na postu serdik, yolumuzda gönlünüzde olanı gördük, ‘ALLAH’ım, her olayın YAZAN’ıdır!’ dedik. Kapılar açıldı, Dört Kapıdan geçildi, en güzeli seçildi. YUNUS’un sözünü aldık, dumanı hep bir olduk sildik. Onurlu her kuluna YARDIMCI’yız, dağılan yolunda toplayıcıyız. Toplamaya çağırdık, arınan yünü eğirdik; öreceğiz gereceğiz, güzelliği öylece göreceğiz. Dört Kapıyı kapalı demeden bulduk, her kapıda olanı gördük.” dedi, MERKEZ’im olumlu geleni verdi. (‘Dört Kapı’ nedir?) “Dört KİTAB’ı okuyan, birbirine dokuyan, RESULÜ ile oluşan, HAK YOLU’nda buluşan; Dört Kapıyı aşandır, HAK ADI’na koşandır.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

7
“Darlığa verdik üzümü, denildi ‘Gelecek yaza mı?’ Hem yaza, hem kışa, sorduk cümle kuşa; ‘Bildin mi yazılanı, buldun mu çözüleni? Sanma sendendir çizileni.’ Akkuşun kanadına yaprağı koysan düşer, ne var ki cümle kuşlar yaprağa koşar.” dedi, MERKEZ’im sözü cümlemize verdi: DOST SOFRASI’ kuranlar, benliğini kıranlar; selam olsun sizlere, MERKEZ daldı sözlere: “Damla-damla akan suda yolumu soranın sesi vardır, gönülden bağlanana düzende sisi vardır. Geçecek, günde Güneş görülecek.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

9
“Sağlam duvar çöker mi; DOST, kuluna çatar mı; bilgisine sahip çıkan, bilgisize katar mı? Kulu isem, bildiğim ile hallenirim, sevgisi ile döllenirim, ince dalda sallanırım; derim ki: ‘Beni bana bulduran, bilgimdir; beni seni böldüren, yargımdır; kul gönlünü elemezse, kırgındır.’ ‘Kapalı kapıyı açalım, bilinen yola geçelim!’ denilir. Gideni geleni elemedik, oluru olmazı belemedik, kimseyi kimse ile denklemedik! Elbet kapıyı açacağız, dilenen yöne geçeceğiz.” dedi, MERKEZ’im yumuşak yol bulan ile beraber oldu. “Yerden gökten çağırdık, yelden selden ayırdık, gönlünüzü olumsuzluktan sıyırdık. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, MERKEZ’im yürüdü.

16
“Gökte gördüğüm yıldız, sayı ile değil. Katladığım satır, ölçüde değil. Cümle kuluna dedim: ‘HAK önünde eğil!’ ” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Kuluna eğilemem, kulluğuma yaraşmaz. Yaraşan; kulluğunu bilmek, kulu ile bilgisini bölmek, yaratıldığı gibi kalmak.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

1 kasım
“Derman SEN’den ALLAH’ım,
 niyazım SEN’in ile.” dedi MERKEZ’im söze geldi:
 “Çevreyi değil çehreni düşün.
 De ki; ‘Beklediğim SEN’den ALLAH’ım,
 bulacağım
SEN’in. Verdiğin ile dolacağım,
 karar vermeden SEN’den bekleyeceğim. 
Uyacağım duyacağım, ‘EYVALLAH!’ diyeceğim.’
 Sağlam taşı bağlayacağın 
yoruma açıktır.
 Olduğu gibi alasın 
diyesin ki; ‘İnandığım gerçek
 RABB’imin YAZDIĞI’dır.’
 Binaya talip oldun, ‘Güzel.’ diye bağlandın.
 Elbet olacak, 
bulut rahmet getirecek.”
 dedi MERKEZ’im selamladı yürüdü.



3
“Ne yoğurt yiyen kalır, ne acı diyen bilir; her kulu, bildiği gerçek ile olur. Oluşan düzene, yargı bizden gelmez, eline aldığın GÜL asla solmaz! ‘Yemeğim tatlı olsun, her yiyen tadını bulsun!’ diye-diye geliştik. Ayrı değil ÖZ’deyiz, sizler ile sözdeyiz. Ne yazda, ne kışta, bu anda güzdeyiz. Yapraklar dökülse de, geleceği hazırlar. Olmayı değil, dalmayı düşünmeyin! ‘Olmayı bileyim!’ diyen bilemez, bilmediğini düşünemez! Olmak, bilenin değil, bilmeyenin sözüdür; çünkü ALLAH’ımın ölçüsüdür. Dalmayı denemek de, kulunun yarattığı düştür. Olmayı düşleyen, her an nefsini haşlayandır.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

9
“Bal ile badem, nerdedir ADEM? KORUYAN ALLAH’ım, verdiğini gözetir, SEVER sevdirir. MERKEZ’im YUNUS ile görevdedir. Sağda solda gördüğün, DOST yapısında ördüğün, gönüllerde kardığın; ne masal, ne misaldir. Gümüş elden giderse, altının geleceğini bilesin; almayı bilmeyene, sen karşıdan gülesin. Diyesin ki: ‘Olayları düz eden, kulu ile söz eden, dumanı benden uzak tutan ALLAH’ıma şükürler olsun! Beni bana bulduran, gönülden olduran, ömrümü güller ile dolduran ALLAH’ıma şükürler olsun!’ Kapalı olmayan kapıya geldin, kapıda dilenen olayı gördün; bildiğin halde sevgi ile sardın, ALLAH’ım RAZI olsun!” dedi, MERKEZ’im selamladı.  MERKEZ’im aldı verdi, yapıya girdi gördü, olan olmayanı sardı. Dedi ki: “DOST diyen ile beraberim; meyveyi ermiş yiyen, her kulu olmuş bilen ile beraberim. Yoldan gelenin, katıya gülenin yapısına sevindim; ‘ALLAH’ım!’ dedim, kulluğu ile övündüm. Devrilen hiç bir ağaç, yapısından değildir. Gayrete düşse düşmese kayguda kalmaz, çünkü olayı kendinden bilmez; ‘ALLAH’ımdan!’ der kaydına öyle güler, çünkü gerçek kayıtlara sahiptir. Ağaç, alıcı vericidir. Gökler nerden alır nereye verir? KARAR elbet YÜCE’dedir; kayıt, ağaçtadır. Sözümüz bağlanır, cümlemiz eğlenir, aynadan görülecek beklenir; baktığını görürsün, kendinden kendini öylece bulursun!” dedi, MERKEZ’im sözü bağladı.

24
“İZİN aldı isek söze, gemiye geldik, yelkeni kurduk, almayı dileyen ile helva kardık, bilinen düze vardık. Gerçek; gönülden alınandır, verildiği gibi.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

8
“Bakmadım dar gelene, yıkmadım söz diyeni, çekmedim güzel düzeni.” dedi, MERKEZ’im yol üstünde duran her kuluna selamını iletti. 

12
“Manayı her dileyen alır, sevgide cümle ile BİR’lenir.” dedi, günün her anında DOST olduğunu MERKEZ’im bildirdi: “Sağdan sola eğildi isek, yolun gidişinden bilinir. Kayguyu sildi isek, attığınız her adım bölünür. Geçerli olan; bilginizde kalandır, RESULÜ ile bağlanandır. Kumda el ele yürüyeceğiz, kor olsa akan su ile koruyacağız.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

27
“Geldiğin, bildiğin günde aldığın her taş kalmış, bilgin cümleye dağılmış. ‘Al.’ desem alır mısın, sevginde bulur musun?” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “YUVA’ya gönül verdik, senin ile  DOST’luğu kurduk. Selam olsun, gerçek senin ile sende kalsın.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

12
“Gözüm ile kulağım sözleştiğinde, danıştığımı bulur; elim ile ayağım birleştiğinde, gerçeğe yönelir. BÜTÜN’de benliğimi birbirine bağlayabiliyor isem, aynada kendimi BÜTÜN’lemiş olurum; BÜTÜN’lediğim seferde, aradığımı bulurum. Sefer; kulun, kendi zerreleri arasındaki ulaşımdır.” dedi, MERKEZ’im her öğütte; kendinden olana, gönlündeki BİR’liği kattı, selamladı. 

22
“Dişlerin sızı verir, gönlünde huzur kalır. Derman dilersen O’ndan, niyaz ederim candan.” dedi, MERKEZ’im; “Her sözün bir bağı, her balıkçının bir ağı vardır. Ne var ki, sözü dileğince, balığı nasibince alırsın, aşını öyle bulursun.” dedi, MERKEZ’im selamladı. “Yazmayı dilediğin her satıra nokta koyarsın, her noktayı birbirine katarsın; sonra da, ‘Kimden aldım, kime verdim?’ der sayarsın; yapıya yöneldiğin an, AŞK’ı ile doyarsın. ALLAH’ım RAZI olsun, niyazın cümle için artsın.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 

9
“Çiçekleri bağladık, meyvesini bekledik, çekirdeği sakladık. Toprağa ekeceğiz, suyunu dökeceğiz; verdiğimiz görevde, sahifeyi açacağız.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “ ‘Çevremde sevenlerle, gerçeği övenlerle mutluyum.’ dedim, her günümde dileyenden şifa sordum; bağladığım dizden, eklediğim bezden sakınmadım. Her yazımın dosyası, bilenin dolabındadır.” dedi, MERKEZ’im selamladı. (Efendim, öyle ise bu sandık, maddi değil manevidir?) EYVALLAH. 

10
“Bağda üzümü aldım, asmaya suyu saldım; YARATAN ile doldum, kaydına gönülden daldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her dala danıştı, her yaprak ile konuştu. “Yapraklar sıra-sıra dizildi, (‘Yapraklar’, bizler miyiz?) EYVALLAH. Her yaprakta dilenen Öz sezildi; verdiğim söze, MERKEZ’im de katıldı. Dedi ki: ‘İki adım öteye gitti isem, HAK DOSTU’yum.’ ” dedi, MERKEZ’im sözün başını bağladı.

14
“Güç gelen yorumdan kendi sorunumu çıkarırsam, Güneşe benzer, önünden bulut geçmiş Güneşe… Bulut ta rahmet dersem, güçlüğe rıza göstermiş olurum.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Su altına dalsam balığı görsem, gökyüzünde kuşlar ile gezsem, yeterli değil; bilgime katsam tutarlı değil. Denizin dibindeki bilgi balığa gerekli, gökyüzünde kuşa… Ben oturayım taşa, benden beni ayıranı düşüneyim, kendi bilgimdeki binaya taşınayım… Öylece, sözüm ÖZ’üm yerini bulsun otursun, cümlenin bilgisine katılsın.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

5 nisan-1
“ ‘Her yol birbirine benzer.’ diyene, de ki: ‘Bağımsız olan, kendi gerçeğini gizler.’ Yumuşak söz, dost olana gereklidir; dostluk, bilen ile süreklidir.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Altın iğne aldım, gümüş ipliğe sardım, ipek kumaşı sordum, dikene gayret verdim. ALLAH’ım, O’nu bilen iledir, düzeni veren iledir; YUNUS ile gölgeyi sildik, aldığını seven iledir.” dedi, MERKEZ’im her adımına ALLAH’ımın RIZASI’nı diledi, selamladı.

3
“Doymayı gönülden diledik, her olayı nefsimizden eledik. Sahib olduğunuz, cümleye katıksız verdiğiniz sevginizi yapıya aldık; kapıya, gerçeği bulsun diye aklınızı koyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “MERKEZ’imden alacağım, her satırdan alacağını vereceğim. Yorganı boyuna denk dikeceğim; taze fidan dikecek, kuruyanı sökeceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile MERKEZ’im selamladı.

10
“Nazana MERKEZ’im ile geldik, yoğun gelen akımda niyazını bildirdik.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Doğudan Batıya esen yelde, geceden gündüze gelen selde; MERKEZ’im dediler, adım andılar. Bağladığı yemeniyi Güneşten alsın, başına bağladığı, yapısında olanı kapısında bilsin; kum ile ayağını her gün ovsun. Bekçisi gerçektir, şüpheye düşmesin. Gün-gün oluşacak hale şaşmasın.” dedi, MERKEZ’im bol nane yesin diye söyledi, selamladı.

15
“Altın yazı yazacağız, her satırda çözeceğiz; gölge almadan geldik, sevgi dolu her zerrenin yapısını çizeceğiz. Nerden gelse yazılır, kimden dense çözülür.” dedi, MERKEZ’im yapıdan aldığını kapıda verdi. “Güzeli bağladın mı, sevgi ile ağladın mı, şeker ile suyu kardın mı? Güzellik; adım adım gitmekte, attığı her adımda sürüsünü gütmekte…” dedi, MERKEZ’im selamladı

22
“Gölde balık avlarsan, çölde erik toplarsan, derman veren ALLAH’ımdan yolu dilersen; olmaz denileni oldurur, dilenen mekanı buldurur, gönlüne aşkın doldurur.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı:
“Olmayanlardan sorulur, dersin. Unutma, olmıyan, ALLAH’ımın yazgısından değildir. O dilediğini oldurur, çölde erik buldurur.” dedi, MERKEZ’im el ele veren her kulunun, dağların doruğu misali her yöne açık olduğunu söyledi. “Düş görsen, şaşma; ele desti alsan subaşına gitsen, taşırma; elimde gerçek altın taş var dersin, güçlü ol düşürme. Her sorunda, elden ele de, aykırı düşünme. Gerçek olduğuna inan, asla şaşma.” dedi, MERKEZ’im bildiğin halde, güldüğün yolda, yanında olduğunu; düşündüğün olayda, şüphesiz kalmanı söyledi selamladı.

24
“İpi gerdim ağaca yerde kalmasın diye, yaprağı saydım yere dökmesin diye.” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: “Adım-adım geldi isek, bilginizin eseridir. Yoğurt yiyeceğiz, ne güzel diyeceğiz. Bal ile… Kement attık olaya, dedik beli dolaya, güzel günde halaya… ÖZ’den gözden alacağız, görgüde kalacağız.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

27
“MERKEZ’den söz dilesen, sözü alıp elesen; çöpü asla olmazdı, gittiğin yoldan ayrı kalmazdı. Her an, her gün, sofrada aşın, sohbet ile başın. Gerçeğin bilincinde, yerden göğe inancında olduğuna cümlesi şahittir.” dedi, MERKEZ’im selam iletti.

29
“Yumak düzenli sarılsa, hizmet yeterli verilse; yollar tozu almazdı, kulu duman görmezdi.” dedi, MERKEZ’im söze geldi: “Hal ile olmayı, yol diye vermeyi görev saydık, MERYEM ile güne geldik, ağaca sırtımız verdik. Ses nefes, oluk-oluk ulaştı, sevgimiz birbirine bulaştı. Doğru yol şaşırtmaz.” dedi, MERKEZ’im sözü MERYEM’e verdi:

30
MERKEZ’ime danıştım, dedi ki: “Çoğunluğa uydun mu? İnce sesi duydun mu? Koruk alıp eline, deyemez diye yere koydun mu? Konuk gelen kuluna, yerden gökten verileni sordun mu? Öyle ise, gönlünde olandan kayguyu silesin.” dedi, MERKEZ’im sözü MERYEM’e verdi:

15 temmuz
“Koşuya gelmedik mi, düz yolda bulmadık mı, bir konuda söz almadık mı?” dedi, MERKEZ’im yol üstünde durdu, ata semer vurdu, kayguyu seyirdi alana seherde şüphesiz bildirdi. “Bir-bir söyleştik, gün-gün buluştuk, dağılan düzende eğilen ile paylaştık. Selam olsun her bilene, selam olsun günde güneşe gecede yıldıza gülene, selam olsun her zerrede gerçeği bulana.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

25
“Nokta ile noktayı bağlayamazsın, değmezse birbirine ‘Neden?’ diye ağlayamazsın. Çünkü, her nokta veya her zerre kendine hürdür kendi bilgisi ile.” BAYRAM, sözün özünü MERKEZ’ime verdi, her zerreyi YEMEN’den sordu. Denildi ki: “Kendine hür olan, kendini bilgi ile HAKK’a bağlayan her zerrenin varlığında gerçek bilim mevcuttur. Onun için, YEMEN’den gelmeyen bilgi; beynin düzenine hükmeden akıldan oluşur, fikir ile buluşursa; kaynakta söyleşir. Ne var ki; düne göre, güne göre oynaşır, peyleyen ile buluşur. Kuma ayak basalım, ne derlerse susalım; kement attı isek ata, yolumuzu açık bilelim.” dedi, MERKEZ’im; “Üç öğünde, üç yerde, üç günde dumanı silerek, gerçeği bilerek, BİNER SALAVAT okuyalım. Bunalım geçicidir. Naneyi söylediğin bilinir, gölgeye gün-gün gelinir.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

31
“Kendime demeden geldim, kendimde demeden buldum, su üstüne salı koydum. Dilediğim kıyıya varacağım, bekleyen yolcuya soracağım; ‘Fistanın yamalı mı, YUNUS ile MERKEZ’im kamalı mı?’ DOST YOLU’nu bildi ise, kamayı ele almaz, kendinden kendine geleni bilmez.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

              

Resim