
Kumdan aldık izini, konudan
bildik sözünü, sorduk geldik yazını. Selam olsun, güzeli bilen her hale uysun. Sefere uyduk, seherde duyduk;
gölge idi gördük, selam dedi verdik; bildik bilmedik, erkanına uymadık.
YÜCE’nin İLMİ’nde her kulun yeri vardır, bilenin ufku geniş, bilmeyenin
dardır. Geceyi örnek aldık örtecek diye, rüzgarı örnek aldık dürtecek diye,
öfkeyi örnek aldık tartacak diye. Her birinin değeri, verdiğindendir;
kulu, örnekler ile güzeli bulduğundandır

‘YÜCE ALLAH’ım.’ dedim, cümleye
niyaz ettim. ‘KADİR olana uyarlar, yazdığını duyarlar, elden ele
tutarlar, gayreti kemer misali takarlar, SENİNLE’dirler, asla ayrı
kalmazlar. ‘YA ALLAH.’ diye-diye, nefesi boşa koymazlar. Onlarla
vereceğiz, İZNİ’ni dileyeceğiz.’ Cümlenize selam olsun.
İznimiz YÜCE HAK’tan geldi, MEYDAN’ı alacağız; yaprağa el
uzattık, ipek olasıya toplayacağız. Güzellik, değişken
olaydadır. Esmeyen rüzgar, çiçeğe toz atmaz; yağmayan yağmur,
toprağa bereket katmaz; soğuk almasa, toprak kar tutmaz. Güneş’e
dönüşecek günün kullarısınız. Gölgeyi geçtiğiniz, dostunuzu
seçtiğiniz bilinir. Sözümüzü, yazıya geldiğimiz gün verdik. Dedik ki:
‘Bizden size oluk-oluk gelecek…’ Geleni verdik, verdik, verdik… daha da
vereceğiz. Dost olacağız, genişliğe el ele gideceğiz. (Genişlikten murat nedir?)
‘Yerden göğe yükseklik…’ dersen, yerden yere yani noktayı
çevrelediğin ana kadar yol açıktır. Güne kadar gönüllere aktığımız
olay, günden sonra gönüllere akıtacağımız olacaktır. Yollarımızda mevcut
olan taşları arındırdık. Korunacak ve dilenen hizmete hazırlanacaksınız.
Her kulun alacağı olacak. Sözün özü şudur: ‘Yuvalar bağlansın…’
denilenin gerçeği… hakikat kapısına varılsın, denilsin ki:
‘İnandığımız olay; ne bilmece, ne olmayanı bulmacadır;
varlığımız hakikat, BİR’liğimiz HAK’tır.’ ‘Merdiven buldum,
çıkarım.’ diyene de ki: ‘Hakikate erdim, geçerim.’ ‘Buldum.’ diyen, ekleyendir;
hakikate yönelen, bekleyendir. Gerçeğiniz, hakikate yönelendir. Yapıya
geldik, kapıya döndük; ne geçmişte kaldık, ne geleceğe değindik,
sadece O’nun ile sevindik. O’nun olan, yapıdır; O’na dönen, kapıdır. YUVA’mız,
O’nun izni ile kurulan yapı… O’na yönelen kullarının gönüllerinde oluşan,
O’na dönüşen kapı. ALLAH’ıma niyaza duralım. Ak ile karaya hükmü geçendir,
soğuk ile sıcakta sırrı çekendir; çamur ile suda dibe gitti ise,
paklığa düşendir. ‘Kim?’ denilir. Her olayı O’ndan bilen, O’nun ile
bilen, O’na gideni bulan. HAK İLMİ’ni bilenler, ilminde hakikati
bulanlar, ne denirse densin gerçekten alacağını umanlar. Elbet gerçek
açıktır gönülden alan her kuluna. Gemiye adım atan,
elbet kaptana uyar, ‘YA ALLAH.’ dedi ise, EMRİ’ni duyar. Geleceğin
yazısı, günden hazırdır. Düzeni kuran, kurduğu düzende görevleri veren
O’dur. Sözün düzenini, biz veririz. ‘Dağlar taşlar yürüse, el
birliğine girişse.’ denilir. Görgümüz açılsa, göreceğimiz odur
ki; her bir zerre ayaktadır. Daha önce verdik; ‘Ayaktayız ayakta olunuz.’
Olayları hazır, önünüzde bulursunuz. Düzeni kuranı, oradan biliniz, ayakta olan
her zerreyi öylece görünüz. Niyetiniz gerçeğe açık olsun. Gözünüz de
görecek. Vasıtasız her zerre birbirinden alacak. ‘RAHMET yağıyor.’ dedik,
bir yıl önce verdik, gelişen her olayda gün-gün gösterdik. Ayaktayız,
ayakta olunuz. Günde diyeceğimiz şudur; gerçeğe her an açık
kalınız, gönüllere asla şüphe koymayınız. Her biriniz öbürü için, ‘Ne
güzel, ne uyumlu…’ desin. Uyumsuz görse de, kendini öyle söylemeye
alıştırsın. Göreceksiniz ki, uyumsuzluk kendiliğinden ortadan
kalkacak. (Gerçekten
kalkacak mı, yoksa biz mi kalkmış göreceğiz?) Koyan sizsiniz,
kaldıran da siz olacaksınız. ALLAH’ım, her olayın en güzelini sergiler, kul
sergide olanı yargılar. O sizin ile size güler; O sizin ile size ağlar; O
sizin ile sizi bağlar; O sizde sizi bekler; O, sizin ile size ekler. Ne
güzeldir O’nun ile oluşmak, ne güzeldir O’nun ile gülüşmek, ağlaşmak,
ne güzeldir ‘Gelecek…’ diye bekleşmek ve ‘Anda, bende.’ diye
buluşmak. İşte gerçek an, o andır. O, gerçeğe artık açılır.
Sevgi her gönülde mevcuttur. O sevgiye, kimde olursa olsun yaklaşınız. ‘Hastaneye,
hapishaneye, çocuk yuvalarına gidiniz.’ diye onun için söyledik. Kıvılcım
taşıyınız, cümlesine aşı olacak. ‘Sadece oralarda mı?’ denilir: Her
birinize gerçek olanı verdik. Önce yuvalarınızda, sonra komşularınızda,
sonra çevrenizde ve sıra-sıra yazdık. Yumuşak olan kum işlenir, sert
olan taşlanır. Ayağına gelen taşı öpmezsin. Duyan ile beraberiz,
gören ile beraber olalım. Dilenen kumanda kuruldu bekleyelim. ‘Ne demek?’
dendi. ‘Aşamadık, güzele doğru taşamadık.’ denilene sözümüz. Dar
gelen, sel ile açılır; bol gelen, yel ile kapanır. Asla kayguya yer yok. ALLAH’ım her niyazı alır, aldığı kulu ile beraberdir,
çünkü niyazda O vardır. Aydın olan kulları, yazıda vardır yerleri. Seherde
gelişir, seferde verişir, her sohbette buluşur. Çevreyi açacağız, köprüyü
geçeceğiz. İşte o geçiş, beklenen geçiştir,
dönemezsin; yola çıktı isen, kalamazsın. Dönüp baktığında göreceğin,
arkanda binlerce vereceğindir. ‘Ne demek?’ dendi. Yolun gidişi, her
niyaza açıktır. Bir kıvılcım verdiğin, bin kıvılcım ile arkandadır.
Milyonlarca oluşur, hepsi aynı gerçekte buluşur. Onun için ‘Kayguyu
siliniz.’ dedik. ALLAH’ım murad ettiğini, aydın kullarına diletir, seven
kullarına belletir. İşte onlar, arayan kullarının bekçileridir.
Niyazımız öyle olsun ki; ‘HAK niyazın edelim mi, kul elinden tutalım mı,
bileğimizi katalım mı?’ Elbet HAK, muradını muradımıza katacak, eliniz ile
tutacak, ayağınız ile adım atacaktır; sen O’na, O sana bakacaktır. Bilen
ile bilmeyene, BİR oluruz. Meyhane, bilene; sohbet, bilmeyene nedamettir;
neyden aldığın her ses, sevene RAHMET, sevmeyene zahmettir. (‘Ney’ MÜRŞİD-İ
KAMİL mi?) ‘YA ALLAH.’ diyelim, RAHMETİ’ne zahmetine, gönülden
şükredelim. Sohbete girelim, olumsuz her halimize nedamet getirelim.
Komşuya söz etmedik, gönülden
kaygu katmadık; ‘Olumlu olumsuz.’ diye, olaya düğüm atmadık. El aldık
gönül verdik, güzeli sergiye koyduk. Yapımız uyanadır, sözümüz duyana,
‘ALLAH’ımdan.’ diyene. Cümlenize selam olsun, gölgede oluşanı
Güneş’te silsin. Yoğurt aldık yiyen yok, ‘Ne
güzelmiş.’ diyen yok. ‘Yoğurt ekşi.’ diyene, sütün
verdiğini söyledik. Yağın balın eksilmez, gerçek düzende silinmez.
Var olduk, kor bulduk, saydığımız her yaprakta YARATAN’ın imzasını gördük.
Demde silinen, gelende bölüneni gösterir. Adım-adım gönülden oluşanı
bekleriz, derman dilenen olayda, gölgeyi sileriz. Kapalı kapıda bekleyen olmaz,
niyaz edenin kaygusu kalmaz, bağı budamazsan verimi kalmaz. Budanan
bağdan çıkan çelikler, gün gelir yeni bağlar geliştirir; Her
olay gelecek olayı yetiştirir. Olay denilince aklınıza olumsuzluk gelir.
Yorumda hataya düşülmesin. Sözümüz gerçeğe aynadır. Hiçbir olayda
şikayete düşülmesin. Gözden göze eser gelir, gönülden söze düşer
gelir, akılda olana şaşar gelir. Noktayı koymadığın olayda sefere
çıkışta, ahenk vardır. Kapılar açıktır. Gönül kapıları,
günde değil, geçenden açıktır. O’nun sevgilileri, O’ndan alırlar, O’nun
ile ağlar, O’nun ile gülerler. ‘SAHİBİMİZ O’dur.’ diyelim,
O’ndan gelene sevgimiz ile katılalım. Daha önce dedik, ‘Çiğ olan
pişer, pişince şaşar.’ Geçtiğimiz değil, gelecek
güzele açıktır. Geçtiğimiz masal oldu. Aynadan baktığına, kandili
yaktığına, Doğu’dan Batı’ya ektiğine inandığın her olay,
gemiye girmiş balığa benzer. Niyazına düşen olurunu, sen
değil ALLAH’ım tayin eder. Altın değil gümüşe talib olursun,
soymayı bırakır saymaya yönelirsin. ‘EYVALLAH.’ diyelim, DOST KAPISI’na
yönelelim. Soymak, nefisten sıyrılmaktır. Yoğun yorumda, yapıdan
uzaklaşma görülür. Adım-adım yürünür, öylece GÜNEŞ’li MEYDAN’a
gelinir. Her yol açıktır yürüyene, her olay açıktır tarayana, sözümüz açıktır
arayana. Yolunu açan gücündür, doğruluk tacındır. Gönlümüz cümleniz ile.
Kayguyu siliniz. Gelene gülene ‘EYVALLAH.’ dedik, tatlı söze cümlemiz uyduk.
Selamet dilenir, yoruma yanlış girilir. Ne iş selamettir, ne
işsizlik selametsiz. Her olay YAZILANI’dır. Derman diledik O’ndan,
‘KENDİNDEN KENDİNE YÖNEL.’ denildi. O’nun ile misin? (‘Elbette… Evet…’ denilir)
Öyle ise; O aç ise, sen de açsın. ALLAH’ıma emanet olunuz. Kaydı
YAZAN’dan biliniz. Her gün ‘Kulhüvallahü’ duasını yüz bir tane okuyunuz. (Bir
rüya ile ilgili soru sorulur) Gösterdiğin görüntü, aydan yıldızdan geçmez, bilen asla seçmez.
Güçlükten değil, karışık gelir. Yenilen yenen ile BİR’dir. Uçan
kuşa, kaçan tavşana, saklanan kurbağaya bakarsan,
sorduğunun cevabını alırsın.
Gözler sözler BİR’dedir,
yolumuz GÜZEL’dedir; ‘Gayret, hayret’ diyene, yerden göğe seferdedir.
Cümlenize selam olsun, gölgeyi silenden ALLAH’ım RAZI gelsin. Kapılar
açıldığı, saya-saya geçildiği, her kulunu seçildiği bilinir. Ne
ayrıya düşersin, ne verilene şaşarsın. Elde günün denilene,
günün yorumu ile yumuşak günde geçersin. ‘EMRİNE uydum ALLAH’ım.’
dediğinde, niyazın ile şifaya çalışırsın. Söz ile değil, ÖZ
ile katıl. Evde yoğun alıştığın, düzende uyumlu
çalıştığın, gözdedir. Değirmen döner durur, kandilin yanar
durur. Yoğun yerde alıştın, çokluk DOST’a çalıştın, DOST’un ile
oluştun, DOST ile sohbette buluştun. Kavuştuk yoluna, sevilen kuluna. Kayguları silelim, oluşana dönelim,
kalbur aldık eleyelim, VARLIK dedik bekleyelim; kuluna sorduk, dediler
‘Deneyelim.’ Deneyen ALLAH’ımdır yanılmaz, kul kulu asla deneyemez. Onun için,
‘Denedik.’ diyenin yanından uzak kalalım. Kul kulu ne dener, ne sınar, ne de
cezalandırır. HÜKÜM, ALLAH’ımdandır. MEVLÂNA’yım ben dediğimiz,
HAK AŞKI’nda bütünlediğimiz; bedenden bedene aktardığımız
değil, sadece O’ndan kuluna naklettiğimizdir. ‘Bende yok, sende var.’
diyene, de ki: ‘ALLAH’ım, hiçbir kulunu ayırmaz kayırmaz.’ Her yol
BİR’dedir, BİR’edir; her kul, çoktan BİR’edir. Aslımız
O’ndandır, öyle ise O’nadır. O’nun ile olursak, kolaya yönelmiş oluruz. Saman hafif denilir yükünden
sakınan olmaz, yer tuttu diye bakınan olmaz; ne var ki, suyun içine asla
girmez. Sudan aldığımız, RABB’imiz ile bağlantımızdır. (Resim verilir) Sözünüz ÖZ’ünüz,
olayları görür gözünüz. ‘Resimde, bilinen değil bilinmeyen verilir.’
diyene de ki: ‘Bilineni de verir.’ Resim, senden sanadır. Verdiğimiz her
resim gerçektir, asla düşünce değil. Gayretin yerini bildi isen;
gidene gelene değil, yolunu bilene dönersin. Özellik değil, varışta güzellik vardır. Alandan
almayandan ALLAH’ım RAZI olsun, selvide YUNUS’umun imzası var bilinsin.
MEVLÂNA’ya söz verir, sudan alır suya verir, her olayda suyun akışını
görür. Gölde nehirde, bayırda çayırda düzeni bulur, sohbete alır. ALLAH’ıma
emanet olunuz, resimde gerçeği açtık biliniz. ALLAH’ımın cümle
kulları NUR’ludur NUR’dandır. Geldiğimiz yuvada, bulduğumuz havada,
gölgesiz düzen bulduk. ALLAH’ımdan, ‘Düzene gölge verecek gelmesin.’ dedik,
niyaza durduk. Ayağından başına, başından YUVA’nın her
taşına DOST tohumu ektik, ‘Dost değil.’ diyenin kulağını büktük.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, HAMZA DOST geldiği her sohbette
aradığını bulsun.

Kapıların açıldığı,
yönümüzün seçildiği gündeyiz. Cümlenize selam olsun. Sayfada yazılanın,
yerinde görüldüğü bilinsin. Zeytin yaprağı yazar,
gönlünde olanı kaygu bozar. Az ile çokta O’nun adı var ise, ‘ALLAH’ım.’
dediğin an, O seni her öğünde andırır. ‘Dağlar taşlar
eğilmez.’ diyene de ki: ‘HAKK’ın bildiğinden, elin bükülmez.’ Verdin
eli cümleye. ‘Gelmeyi diledim.’ desem, geçerli değil, olayı anlatırız. Komşu komşuyu, aş
ile, baş ile, su ile anar. Aramadığı günü, ‘Kendi noksanımız.’
diyelim, biz arayalım. Oymayı elden bırakmayalım. Aldığımız her konu;
elimizin, gönlümüzün, gözümüzün malzemesidir. Ağacı işlersen,
dilediğin eşyaya gönül vermiş, dil vermiş olursun. Düz
tahtanın altına dört ayak koyarsan, masa olur; oyma misali işlersen,
gönlünü de, gözünü de beslemiş olursun. ALLAH’ım kuluna, dilenen her
malzemeyi verir. Kulu, bilgisini işlerse, oymalı; işlemezse, doymalı
masa yapar. Bilgimiz de öyledir: Nasıl işlersen, öyle kullanırsınız.
Vermek, bize; kullanmak sizedir. Az gelmez, dilerseniz; çok vermez, gülerseniz;
gücenmez, ağlarsanız. Sevmeyi bildiğiniz, sevenlerle olduğunuz,
mutluluğa erdiğiniz. aramızda oluşunuzdan bellidir. Gelmeyi
dileyen her kuluna talibiz. Gelmeyi dileyene de ki:
‘Çağrılandan değil, dökülenden aldım; ekileni değil, büküleni
sardım.’ AŞK bağına girdin, desteğini sordun. AŞK bağı
bilenedir, yolana değil. AŞK bağı, sarhoş olanadır,
yıkılana değil. Gerçek, KAYGUSUZ’a dönüşte değil, bilişten
verildi. Her sayfada O’nu, her satırda kendini buldu. “Uyduğun gibi,
gördüğün yerde, bulduğun kadar.” dedi, KAYGUSUZ selamladı, yürüdü.

Kulunun oluşuna, güzeli
buluşuna; yol verdik, hoşnut olduk. Yapıya el veren, kapıda kul
gören, her geleni seven, bilen ile birliği bulana selam olsun. Dayanmayı bilirsen, yolun
açıktır; güvendiğin her yer, sana geçittir. Olayları deşmek, kayguya
düşmek, kuluna bilmediği çeşittir. Kul sadece yazılanı görür,
hiçbir olayın mesulü değildir. HAK YOLU’nda ise, kulluk halinde ise.
‘Mesulü olan kimdir?’ denilir: Niyetin HAKK’a ise, olaylar düzendendir; niyetin
şerre ise, sadece niyetinden mesulsün. YUNUS’um ile geldik, her soruda
HAK niyazı gördük; açılan sofrada, yumuşak denileni okuduk. O ne derse
uyduk; O’nun SESİ’ni, kulunun nefesinden duyduk. Her BİLGE’nin bilgi
verişi ayrıdır, sanılmasın birbirinden gayrıdır. Kimi süt verir, kimi
ayran, kimi yoğurt. Hepsi BİR’dedir. Her verilenin, BİR’e
olduğuna inanalım. Önce kendimizi, sonra cümlenizi inancınıza ortak
edelim. ‘Kusur mu ettik?’ diyene sözümüz: Sorumluluk, bazı yükler getirir.
‘Kaldıracağım.’ diyeceksin, sadece kendin adına yürüyeceksin. ‘Gelen
gelmeyen?’ deme. Her görevli, uyumsuz gördüğü yoldan dönecek, uyumlu olana
katılacak.

Konuk olmayan, gönlü güzelden
kalmayan kullarına selam olsun. Eğriyi doğruyu cümleden ayıran,
gelmekten kaçınan, gitmeyi değil gütmeyi deneyen, senden sana sorguyu
veren, düzende olayı aykırı gören, DOST ADI’na postuna göz atan, desin ki:
‘Bilmeyi denemedim, gördüm alamadım, kayguya düştüm kalamadım, hekimin
sözünden, yerimi bilemedim.’ Geç olsa, erken gelse, kayguyu gönlünden silse:
almayı bilecek, güzelliğe adını verecek.

Koruyan ALLAH’ımın ADI’na geldik,
güzellik dedik, yarattığını övdük. Cümlenize selam olsun, katık veren
ALLAH’ım, balını katsın. Seferden dönen ile çiçeğe
konan, suyun verdiği yerde bilgisizlikten donan kullarına, niyazda olalım.
Aldığımız, gönül yapınızdandır. Cümlenize. Saydığım her olay, senden
benden değil cümledendir. Gelmeyi dileyen, olayları eleyen kullarına sözüm.
Yoruma gerek kalmadan, niyeti kurarız. Geldiğimiz gibi dönüşte de,
ALLAH’ımın EMRİ vardır. ‘ALLAH’ım.’ dediğin, O’nun ADI’na niyet
kurduğun her olay; yolunu taşsız bırakır, kapalı denen kapıları açar.
Yerden gökten dilediğin, yoğun gelse elediğin olayları
düşün. Dağılanı toplarsan, senin gücünden mi, ALLAH’ımın
EMRİ’nden mi? O’nu diledik, O’nun ile olduk. O’ndan bekledik, elbet
alacağız, HAK ile HAKK’a varacağız. Değirmene su gerek,
buğday gelse yol gerek, emek dilense kul gerek. Suyumuz da, yolumuz da,
kulumuz da oluşur; her niyaz HAK KATI’nda buluşur, beklenen gün
gelişir. YUVA’nın havasına, GÜL verdim
niyazına. Geleni sordum. Her adıma yar gelir, O vermezse zor bilir, sayfa-sayfa
açılır. Görgüye gelen sebepsiz denilmesin, hamur pişmeden, yenilmesin.
Yapıya denk gelecek, gelen bilen kalacak. Gün gelsin verelim, kundağını
derelim, nasibini soralım, yumuşak yol alalım. Saymaya geldi isek, soymaya
uydu isek, zorluğu yendi isek; gücümüzden değil, inancımızdan
bilelim. ‘Senen benden
oluşan, günde uyum ile kalışan, ALLAH ADI’na çalışan kullarından
olacağız.’ deyiniz, deyiniz, ALLAH ADI’na soyununuz. Daha önce
verdiğimiz, yolu yola sardığımız gün; deste olsa açarsın, kayıt gelse
seçersin, güçlüğe değil kolaya geçersin. Her yol, O’na yönelirsen
kolaydır. ALLAH’ım, cümlemiz ile cümleniz ile beraberdir. O’na her hal ile
yönelelim, bunaldığın anda, ‘YARDIMCI’mızı gönder ALLAH’ım.’ diyelim.
Anında duman silinir, olay da bölünür. Yazımız okunursa, her satıra sahip
çıkılırsa, ‘Benimdir.’ diyebilirsin.

Güzelliğe gönül verdik, her
güzelde O’nu gördük. Cümlenize selam olsun, gölgeler yerinde silinsin. Kendimi
sınarsam, olayı kınarsam, keyfime ‘Yolsuz…’ derim; aldığımı verdiğimi
teraziye koyarım. Dağılanı toplarsam, gayretimi katlarsam; yaprak-yaprak
oluşur, bilinmezse dökülür. Ekilene hizmette, toprağın vergisine
hizmette; kendimi görevli sayarsam, ayağımı kazmaya öyle koyarsam; elbet
alacağım gür gelir, gönlüm hizmet ile hür kalır. ‘Yaprak yaprak…’ denilen
ağacımıza konulandır, bilen bilmeyen ile olumsuz sanılandır. Karda adım atanlar, suda balık
tutanlar, toprağa tohum ekenler; elbet alacak, aldığını bilecek, asla
ALLAH’ım ile pazarlığa girmeyecek. Çünkü; ‘Toprağımı sürdüm, tohumu
kırdım, her düzeni yerinde kurdum; bol ekin alacağım, rahata ereceğim.’
demek, yatırımını kendi hesabına bilmektir. ALLAH’ım dilerse verir, dilemezse
ekin kurur. Hiçbir kulunun bilgisi, alacağına denk değildir. ‘Duvarı
aşacağım, düz yola koşacağım.’ diyene de ki: ‘Duvarın
arkasını görmeden, söyleşme.’ Yerden göğe oluşana, duvar
önünde buluşana: Dört duvarın, elbet bir kapısı vardır. Duvar önünde
beklemekten değil, kapısını aramaktan geçmeyelim. Güne kadar verdik, her
malzeme cümlenize serdik. Duvar önünde beklemeyi değil, kapısını aramayı
deneyin. Duvar, üstünden aşmak için değildir. Gölgeyi bildi isek,
‘Güneş nerde?’ dedi isek; alacağımızı değil, güne kadar
aldığımızı bilelim. Göreceksiniz, uyumda BİR’lik oluşur, kulu
BİR’likte kapıda buluşur. Cümlenize selam olsun. ALLAH’ıma emanet
olunuz. (Gönülden
sorulan soruya) MEYDAN, konuk ile değil, konut ile bağımlıdır. Her kulu
aynı ölçüde sorumludur. DOST, oluşur; DOST, kendinden gayrısı ile
çalışır; DOST, yapıyı HAK ADI’na savunur. DOST isek yapıyı bilelim,
olumsuza ‘Yersiz…’ demeden gülelim. Kuma adım attığımızı, kum ile hemhal
olduğumuzu bilenlere, en güzeli sergileyelim. Umutsuz olana kanıt verelim;
diyelim ki: ‘ALLAH’ım her kulu ile beraberdir. Selamını alan senin ile olur.’
Cümleye. (Gönülden sorulan soruya) ÖZ’ünün sesini usun yayınlar. Gönülden her kulu anar anılır, her
sofraya aşk şarabı konulur, dileyen içer, dileyen bekler; ne dökülür,
ne atılır. Yapıya gelen her kulu, tek-tek kendinden sorumludur. Yargı
ALLAH’ımdandır. Usuna tembih et, gönülden gönüle naklet. ‘DOST.’ diye
başladığın her olayı, ‘DOST.’ diye bitir.

Huzur ile geldik yola, dedik
selam olsun cümle kula. Güzel ile doldu halimiz, güzel olanı buldu gönlümüz.
Yapıya kapı olduk, cümlede aynayı bulduk. Gel diyene uyacağım, güzel
geleni duyacağım, verdiğini güzel çirkin demeden seveceğim.
Yapıya gelen dedik, her söz dileyeni selamladık. YUNUS’um ile, gönüllerde
oluşanı, YUVA’da uyum diye buluşanı, danıştık, her oluşu,
‘Düzen…’ diye konuştuk: ‘Az vermez. Çok dilersen, vereceksin, verdiğin
kadar alacaksın. Vermezsen, aldığın taşar, güzeli aşar. Bardak
dolu ise, döktüğün su yere gider. Gaye suyu her nereye olursa olsun dökmek
değil, gerektiğinde içmek içirmektir. Bilgi de öyledir. Her alış
veriş, gelecek bilgiyi hazırlar.’ dedi, YUNUS’um selamladı. Dayanmayı
bilmeyen, sendeler. DOST diye oluşan, alıştığı yerde,
oluştuğu halde, kendine ve kendinde olana güvenir. Ağacı
dikeceğim, suyunu dökeceğim dersen, elbet alış veriştir.
Akıl, meyvesini sağlıklı toplamaya gereklidir. Bilgisiz dikilen ağaç,
meyvesiz kalır; sadece yağmur aldıkça kökü gelişir, gölgesi olur.
Yeterli diyene, bilgin tutarlı diyemezsin. Akkuş için
denediğini, karakuş için de dene. De ki: ‘ÖZ’ümde her zerre
BİR’dir, BİR’dedir. Kainatta her zerre BİR’liktedir.’ Öyle ise,
akkuş karakuş der ise, kulu körlüktedir. Cümlenize selam olsun. Her
kayıt alan, ‘Şükür ALLAH’ım.’ desin. Desin ki: ‘Kendinden kendine gelen,
kendinden kendine olan, kendi ile kendini bulana taliptir.’

Kumda izin verdiler, her kulunu
gördüler, gölgeleri sildiler. Cümlenize selam olsun, her selam sahibini bulsun. Her sefer, açılan kapıya götürür,
kulunun niyazı, kaygusunu bitirir. ‘Aydınlık olsun, doğruyu bilen gelsin…’
dersin. DOST olduk sohbetinizi paylaştık, daha önce söyleştik. ‘Havuz
olsa su verse, ayağım suya girse.’ denirse de, güzellik deryaya
girmededir. Almayı dilediğin, güzel ile çirkini elediğin günlerde,
asla yerden göğe bilgini açamazsın, dilediğin deryayı seçemezsin.
‘Güzel her olan, güzel her gelen, güzel her doğan.’ dediğin gün,
kendi kendine ayna olduğun gündür. ‘Sevgi bende oluşur, sevgi bende
buluşur, her olayda birbirine karışır.’ denilende, üzüm bağında
yenilende, yorumsuz kalırsın. Sevgin ile, sadece sevgi alırsın. ‘Sevgimi bulabilsem.’
diyene: Ne masal ne gölgedir, ne hayal ne göldedir. Gerçek, gönüldedir. Sev,
sevebildiğince. Gönül sevdikçe açılır, her gönüle sevgi ile geçilir.
Güzellik; beslenen ile süslenen ile HAK ADI’na gölgeden uzaklaşan ile
bölünür, her dileyene bağlanır. Her kulun ömrü yumaktır. Düğümsüz
olmak dilenir. Düğümü sabır ile çözersek; gerçeğin vergisine,
YÜCE’nin YARGISI’na hürmette kalırız. Döne-döne oluştuk, sohbet sofrasında
buluştuk, niyetimiz ile geliştik. ALLAH’ım her kulu ile beraberdir,
asla ayrıda kalmaz. Bilen bilmeyenden üstün kılınmaz, ne var ki bilmek
öğrenmek görevindir. ‘Dayandık ÖZÜ’ne, güvendik YAZIN’a ALLAH’ım.’
diyelim, O’ndan gelen her nasibi, şükür diyelim yiyelim. ‘Yapıya kapı olsa
gireceğim.’ deme. Her yapının kapısı vardır, aramak gerek. Gölgeyi bilmeden gelemezsin,
güzeli tarif et denilse bilemezsin. Çünkü güzeli, her kulun ayrıdır. Gölgede
kendi aydın yüzünü açarsan, hem olaya hem dolaya gerçeği göstermiş
olursun. En güzel, sadece gönüldedir. Yaprağın sayısına, renginin
koyusuna, her gözün baktığı bir değildir. Kimi gölgesi çok der; kimi
manzarayı örter diye ağacı dürter. Dört mevsimi bilirsen, üç öğünde
bulursan, her güzele talib olursan; seni sende bileceksin, seni bende, beni
O’nda bulacaksın. Güneş gösterir, gölge bastırır; deme, olaylar bezdirir.
Kulun görevi, ‘Yazılana uydum.’ demek, huzura öyle varmaktır. HAK ADI’na
yumuşak yol dilendi, DOST KAPISI’nda her kulu eğlendi. Talib olan,
kulu elemez, bilmedi diye boşa dolamaz. Talib olan her kulu, yardımdadır.
Dört kapıdan söyleştir, her durakta eyleştir, altın gümüş versem
diye dolaştır. ‘Aylak gelirler…’ deme, kimseye ölçü vurma. Avcı
değiliz, yolcuyuz; güzel yolda bildik, vergide halciyiz. Her seher
anacağız, ALLAH AŞKI ile yanacağız, güğümde olanı
paylaşacağız. Kondu yere aç kuşlar, göğe bakar cümle
başlar. Gayrete düştü isen, düzene şaştı isen; bilelim ki,
güzellik çeşittedir. Eşitliği her kulu diler, taşı
toprağı eler, gine de çeşitte karar kılar. Çünkü, yazılan
çeşittir, sadece gönüller eşittir. Her kulunu VAREDEN BİR’dir,
her kuluna YEREDEN de BİR’dir. Gönlüne bağlan ki, BİR’liği
bulasın. Asla kördüğüm olmaz, ALLAH’ım çözülmedik düğüm vermez. DOST
bilelim her kulunu. DOST hali olmasa da, çevresi güzel kalmasa da,
vereceği vardır. Sana güzel olmayandan güzeli sen bulursun, güzelin ölçüsünü
güzel olmayandan alırsın.

Kavuştuk sözüne,
geliştik ÖZ’üne, cümlenin sesine… Güzel diye gösterdik, selam verdik
oturduk. Gelen giden, veren saran; her hali ile yaratılan kullarının kaygusuna
baktık. Her var edilen, varlık ile gözetilen yaratılmış; adını O’ndan
alır, O’nun ile güzeli görür. Vurmak, döğmekten. Az
vuranın aç kalması, çok vuranın tok olması; kulca bir tabirdir. ALLAH’ım
kulunun nasibini kendi tayin eder. Kul, kulluk görevini bilirse, az yiyen ile
çok lokmasını paylaşır. ‘Güçlü, çok yer; güçsüz az yer.’ diye bir kaide
yoktur. Kendinde olanı arayan, eline ayna alır, kendi kendini öyle bulur.
Aynadan maksat, arayıştır. Bakan, mutlaka bulacaktır, belli olan halini
alacaktır. Niyazın sayısında,
elbet sır vardır. ‘Açılan kapılarda O vardır.’ dedik, daha önce verdik.
Gönülleriniz açıktır, huzurda olunuz, bilginiz ile kendinizi bulunuz. Her
satırda okunan, gönüllerinizde dokunan, YEMEN’den bilinir. Yapraklar, bir-bir
beslenir. Tek ağaç, sadece olduğu yerde gölge verir. Daha önce dedik:
‘Orman olacağız, kainatta kullukta bekleneni vereceğiz.’ Elbet
sizlerle, cümlede sözlerle. Yoğun çalışan,
MERKEZ’im ile buluşana selam olsun; kaygusunu silsin, yerli yerinde
kalsın. Yamayı dilediğiniz olay, sadece sevginizdir. Seviniz ki
bulaşsın. Seviniz ki, dilenen yere ulaşsın. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Cümleye verilir, sevgi cümle ile paylaşılır. PİR SULTAN ABDAL yolu verdi,
MERYEM cümleyi gördü. Her alan selama durdu. Selam alana de ki; kayguya
düşmeden alsın, aynada kendini bulsun. DOST olduk, DOST kaldık; el ele
düzende yerimizi bulacağız.

Kaymayı deneyen, kahrını eleyen
her kulu güzeli aramaya talib olur, açılan kapıda kendini bulur. Ayak izi götürür, gönül gözü
bitirir, aldığını sattırır. Cümlenize selam olsun. Aldığını satmak;
bilgine bilgi katmaktır, dileyen ile paylaşmaktır. Selam olsun cümlenize.

Kumundan aldık izini, gönülden
verdik sözünü. Selam olsun, her gönül aldığını bilsin. Dağılana gam deme, toplanır;
sanılmasın uyum beklenir. ALLAH’ım uyacağı da uymayacağı da bilir.
Uyanlar ile ÖZ’de buluşur, sözde buluşur. Suyumuz, daim akandandır,
dileyen ile bakandandır. Verilen, alınmaz; bilgi asla çalınmaz. Ayrıda olana
gönül konulmasın, yapıya uymazsa kandili yanmasın. ‘Bunca bilgi yazık oldu
bilmeyenlerle.’ diyene de ki: ‘Bilgiyi her alan BİLGE olmaz. Her
BİLGE, dilediğince veremez.’ ‘Çözeyim’ dersen O’nun sırrını; yapında
ara bul, gönlünde olanı tara bul. (Muhabbet ile yapılacak herhalde…) EYVALLAH. İnsanım, görevim kulluk.
Elime aldı isem yetecek yolluk; götürür beni, dilerse hanında yatırır beni…
O’na yöneldim, kulluğuna talip oldu isem, gideceğim yere götürür
beni. Kulluk ilmin, talip olma ile başlar. Talip olmanın üç kaydı vardır:
1- Yorumdan uzak kalmak. 2- Yolunda, taşı ile toprağı ile güzeli
görmek. 3- Kendinden öteyi gerçek diye bilmek. Yanılmayın, olaylarda yorum yok,
bilgide değil. Sebebi yaratan O’dur, kuşları gözeten de O. Yol bizim,
bizden her soranın; söz bizim, bizim ile sohbete oturanın; gönül bizim, bizim
ile BİR’liği kuranın. Ata yol versen, ahıra gider; sürüye yol versen,
ağıla gider; çobana ‘Var…’ desen, davarı güder; her yaratılan,
yaratıldığı hal ile varlığını sürer. Öyle ise, kulluk mertebesine
ermenin kutluluğunu bilginizden asla çıkarmayalım. Ömrünüzde
kaldığınız müddetçe kul olmanın mutluluğunu duyalım. ÖZ’ünü bulman için,
kulluk hizmetini bitirmen gerekir. Hizmette kusur eden, BÜTÜN’ü bölümde
bırakandır. YÜCE ALLAH’ım, ‘Kul hakkı ile gelme.’ der. BÜTÜN’ü tamamlamakta geç
kalırsan, kul hakkı seni ezer. Çünkü, cümle yaratılmışın tek gayesi
vardır: BÜTÜN’de BİR’liği bulmak, O’na varmak. Noksan isen, ‘Yapıya
hizmetten uzaksın.’ derim. Hizmette gaye, birbirine ışık vermektir.
Işığı bütünlemektir. Tek başına yanan kandil, dehlize konan muma
benzer; ne gelene ne geçene ışık tutar, kendi kendine yanar biter. (Yukarıdaki
satırların birinde ‘Yapıya uymazsa, kandili yanmasın.’ demiştiniz. Bunu
beddua olarak mı söylediniz?) Beddua anlamında değil, niyaz anlamında verdik.
Kandili çoklukta yansın, o da hizmet kervanına katılsın. Yerden göğe
geçerlidir. Her satırda anılır, gelen geçene verilir. Silinen, daha önce
bölünendir. Bağlamayı deneyen, beklemekten usanmaz.

Koşuya çıkmadık,
koşudan yılmadık, gölgede kalmadık. Cümlenize selam olsun, her adımda kul
söz bulsun. Geldik sözü vermeye, soframızı kurmaya. Dağ eteği sayılıdır,
ayak izi sıralıdır. Gönül verir konu açılır, sanmayın ‘Bilmem.’ diyen
karalıdır. Karar verdik dizmeye, güzel dedik çizmeye. Her konuyu çözmeye bilgi
yetmez, çünkü konu sonsuzdur bitmez. Açlığa talim etme, sazını çalamazsın.
Tokluğa gelip deme, gönlünce dolamazsın. Kendimi aradım dersen, kendine
dönmedikçe bulamazsın. Kendine dönmek, sende olmayanı sökmektir. Selam olsun cümlenize, nasib
aldınız her damlanıza.

Kuşak olduk her bilene,
gayreti kendinde bulana. Selam olsun. Ayran, yediğini
yumuşatır; güzel, gördüğünü birleştirir, her adımı gelene
ulaştırır. Sağlık sözü bilene, varlık gözü görenedir. Seyre daldık
güzeli, sayfada gördük gazeli. Esti yel, aktı sel, geldi yoldan SEYYİT
AHMET. Dayalı geldi şaha, gölgeyi sildi, kandili her gönülde buldu. Soydan
gelen, ayrıdan olumsuzu çıkaran, her öğünde selamı alan. Oturdum yol
üstüne, RESULÜ hal. Aynaya baktık ÖZ’ümüz
ile, gölgeyi sildik sözümüz ile, seyrana daldık gözümüz ile. Aydın olacak,
gölde izini bulacak. Ay’dan gelen iz, nerde olsa bulunur. ‘Faydası nasıl
görülür?’ denilir. Tefekkür, kulunu kainatta dolaştırır, gerçeğe
ulaştırır. Alacağını bileceğim, el ele geleceğim. Atımı
bağladım yüce ağaca. Dediler: ‘Yolun uzun mu?’ Ne yolun uzununa, ne
de kısasına niyet kurmadım. Aklımı geçen ve gelecek için asla yormadım. Olan
ile yoğruldum, gelen ile kavruldum, günü günde bildim, öylece kendimi
buldum, kendim ile oldum. Kendine kendini sorarsan, kendini O’nun ile yorarsan,
gerçeği bulursun. ALLAH’ıma emanet olunuz,
YAHYA’nın selamını gelene iletiniz.

Her öğüt güzeldir bilene,
niyaz ile bulana. Cümlenize selam olsun, konuk gelen suya dalsın. Söğüt
dalı yolunu verir, gelen giden halini görür. Duman yer vermesin, dayandığı
dalda köküne eğilsin. Yolumuzun düzünde, her kulunun yüzünde, akan
yaşın gözünde. DOST diyecek bekleyecek, her kulunda DOST hali göreceksin
ki, uyumda olasın. Dört kapı açıktır,
talib isen. Kendinde olana yöneleceksin. Olumsuzluk, kapımızdan uzaktır.
Ayağımı yuvaya, uydurdum gönlümü havaya. Sevindim, dedim ki: ‘Gönüller
açık, açık yorumlar gibi…’ ALLAH’ım, cümlenizden RAZI olsun.
Hazır olduk düzene, gönül verdik
YAZAN’a. Yolumuz dedik, kandilden yağı bildik. Cümlenize selam olsun,
kayda gelen her konu bilginize eklensin. Gördüm aldım severek, uyum dedim
gülerek. Gel düzeni görelim, sende bende derelim, elimizi verelim. Diyelim ki:
‘O yolumuzu bilir, yönümüze bileni gönderir. Her satırda okunan ile okuyanı,
bunun ötesinde değil, bilgisinde olan ile oluşturur. Seyre geldik ağaç
olduk, yaprak verdik dala dolduk. Bilen ile bulduk, bilmeyende kaldık, seferde
olan ile yoğun sohbete girdik. Dedik ki: ‘Ekin eksek biçeceğiz,
seller gelse kaçacağız. Selden yelden aldı isek, getirdiğinde buldu
isek, kaygusuz kalacağız.’ Sel, götürdüğü kadar getirir de. Yel,
üfürdüğü kadar kattırır da. Seğmen gelse yola dursa, yolda yolcuyu
görse; aldığını verdiğini SAHİB diye gördüğünü dileyene
yayardı, her aldığını sepete koyardı. Ne verirse versin alalım sepetimize
koyalım, gün gelir dileyen ile koşarız. Az yedim doymadım, çok yiyenin
tabağına koymadım dersen; kendinden kendine teyit etmiş olursun,
kendine gerekeni öylece bulursun. Masaya koyduğun her lokma, dileyenindir. Günlerden her günümüz,
Güneş’te kalsın, her ağaç, dalını sizlere uzatsın. Katılan her kulu;
ağacın BİR’den olduğunu, her ağacın BİR’liğe
hizmette kaldığını bilsin. Kim kimi görür ise, nasibine niyazda bulunsun,
kim YÜCE’yi severse, kimseye sorgu yöneltmesin. Kim, ‘ALLAH’ım.’ derse,
kendinden başkasını asla yargılamasın.

Sürüye geldi isek sayacağız,
soruya geldi isek kalacağız. ‘ALLAH’ım.’ dedi isek, bulacağız. ‘El
ele, saygı GÜL’e.’ diyeceğiz. Her sözümüzü eleyecek, tozdan arınıp kum
denizi olacağız. Deryaya koşu ile varacağız. ALLAH’ıma emanet
olunuz.

Kumda ayak izi var, kulda HAKK’ın
SÖZÜ var. Selam olsun cümlenize. ‘Yoğun gelmezse,
bilemem; gelen kalmazsa, yoramam; NUMAN’ın aldığı yerde, izden ayrı
kalamam.’ diyenin; aldığı selam bilinir, cümleniz ile NUMAN’ın selamı
paylaşılır.

Koşuya atılan her tay,
yolunu vereni bilir, dilenen yerde durur. Cümlenize selam olsun, kayıtta
verilen, düzende görülen her kulu niyazına uysun. MEVLÂNA sözünü
cümlenize bağladı. Her dört duvar, bir olayı noktalar. Günde ağlayan,
gelende gülecek, elinde dilediği kalacak. Yanında olana… Ayağına
geleni, aydın günü bileni bağışla; de ki: ‘ALLAH’ım, gözünü sözünü
kuldan ayırmaz, kulunu kuluna kayırmaz.’ Öyle olsun, olan ile eğilsin.
Yaprak elinde ise, dilinde GÜL’ü kalsın, gönlüne cümlesi girsin. Seveceğin
her zerrede, büyüyen vardır. Bulutu seversen, düşün ki gelen rahmettir;
deme ‘Çamur, zahmettir.’ Eğri doğruya hükmetmez, ALLAH’ım asla izin
vermez. ‘Az yersen çok verir.’ diyene de
ki: ‘ Dilediğine verir, yediğime değil.’ Her yaprak sözünü açar,
her kulu o köprüyü geçer, kendi kendini öylece seçer. ALLAH’ım ÖZ’de olanı
bildirsin, buldursun, bilgimiz üstünden örtüyü kaldırsın. Sana. Açık gelen her
sözde, HAKK’ın İZNİ vardır. Dört yolda dursan, ‘Yolum hangisi?’
desen, bağladığı yöne gidersin. Açılan kapı odur. Yöneldiğin
halde, en güzeline talip oldun. Geçitte bile bile RAHMETİ’ni buldun.
Elinde olan ile kalasın, gelecek senindir bilesin. Her yol BİR’e götürür,
elbet, her kul gönlünde GÜL’ü götürür; O’nun huzurunda, nefsinde olanı bitirir.
Açılacak olan düğümde, LOKMAN’ın hizmeti vardır. Yolumuz, cümleniz
ile, gönlümüz cümleniz ile. Her bilen, bilmeyene versin. Versin ki,
dilediğine beslensin. Aldığını vermezsen, DOST KAPISI’na durmazsın,
dilediğin mekana varmazsın. Boşaltmazsan destiyi, nerde bulursun
desteyi? Açtığın her kapı, gönlüne göredir. Dost diye açarsan dosttur,
düşman diye kaçarsan düşmandır. Bilgini HAK ile besle ki,
düşmanlar dost olsun, dostların dost kalsın. Cümlenize selam olsun. ‘Bana
niyaz.’ diyen kulu, FATIMA ile selamlaşsın.
(1-
1 Mayıs 1983 tarihli hürriyet gazetesinin
ön sahifesi bütünüyle, yeşil renkte bulutumsu bir gök cisminden uçan daire
şeklinde söz etmektedir. 28 Ekim 1981 tarihinde, İzmit-Gölcük
semalarında, çekirdek kısmında mavi renkli bir hilal şekli olan yeşil
görüntünün renkli büyütülmüş fotoğrafları aylarca gizli olarak
incelenmiş, bu gün basına verilmiştir. Bunun ne olduğu YÜCE
ALEM’e sorulur. 2- 18 Nisan 1983 tarihli gazete
haberlerinde, Sovyet kadın kozmonot Savitskaya’nın uzayda Sovyet erkek kozmonotları
ile kapsülde cinsel birleşme sonucu hamile kalmadığı
yayınlanmıştır. Buna değgin olarak ve 13 Aralık 1981 tarihli sözlü
bildiride, ruhun ilk basamağının dünya olduğu bilgisinden
yararlanarak; dünya ve atmosferin dışında insanoğlunun asla
çoğalamayacağı yorumları yapılmıştır.) AŞKI’na düştüğümüz
günden; gönlüden alıştığım, güzel ile buluştuğum, her
biriniz ile ayrı-ayrı söyleştiğim bilinir. Her kelime dilenen halde
bölünür. Sayfalar döndükçe, günü güne yandıkça; ‘ALLAH’ım!’ deriz alırız, ADI’nda
kainatı buluruz. ‘Gelelim, buluşalım, hep beraber oluşalım.’ dedik,
cümlenizi selamladık. Her rengi sorsalar, ağacın
rengine uysalar, arınanı
bulurlardı.’ diyelim, sohbette O’nun adına gönlümüzü BİR’leyelim.
‘Ayağıma taş geldi, yürüyemedim; aldığım yük ağır geldi,
sürüyemedim.’ diyenin sözünde yalnızlık kokusu vardır. Yolunu açacak DOST
bulamadı isen, elbet yalnızsın. Yüküne yardımcı arkadaş bulamadı isen,
‘Gönül kapını örtmüşsün.’ derim. Bulutun rengi sorulur,
‘Yeşil, neden?’ diye yorulur. Oluşan, gerçeği belletir, bileni
söyletir. Alacağın habere uyacak mısın, yoksa ne derlerse duyacak mısın?
Yeşil rengi verdik, meleği diye bildirdik. Ondan gelen gölgedir.
Müjde alınacağını daha önce bildirdik. Görüldüğü yerde, anıldığı
anda, sayıldığı kadar. Hakikate aykırı değil, ne var ki, yoruma
verildiği gibi de değil. (Gazetedeki haberle mi ilgili?) EYVALLAH. (Benzettiğimiz ay yıldız, bir
müjde midir?) Uyuma davettir, davete icabettir. (O zaman, görülen nedir?) DOST, davete icabet
ederse, bedene değil nedene bürünür, bulut diye görünür, rengine sarınır,
her kulu bilirse, arınır. Alınan resim, gününü vermiştir. ‘Ayaktayız,
niyaz ediniz, cümleniz işareti alınız.’ dedik. Verdik saydık, beraberce
gördük. O günkü cumayı, kainat ile kutladık. (Nisan 1983 içinde bir Cuma, öğle ezanı
dolaylarında niyaz edilmesi istenmişti…) Alan ile verenin,
şüphesini silenin elinde, gönül fermanı kalır. ‘DOST olalım, DOST
kalalım.’ derlerse, diyelim ki: ‘Dostluk söyleşte değil, ÖZ’dedir.’
Ne aldın ne verdin? Ceset ile ruhu nasıl birledin? Nefsini nasıl körledin?
‘Ceset bende.’ dersen, ruhun kimdedir? ‘Sana bana.’ dersen, sözün kindedir. Ne
orda ne burda kaldım, ne ceset ile ruhu birbirine kardım. Biri söz, biri ÖZ,
her adım göz; ruh ÖZ; beden söz. Akıl, bilmece; mantık gütmece. ‘Akıl nasıl
bilmece olur?’ denir. Bildiğin, sadece sana açılandır. Bilmediğini
beklersin; ‘Öyle mi? Böyle mi?’ diye yorumlarsın. Kesin bilmediğin bilmece
değil midir? Gönüller açmaya gerçek
bilincidir.’ diyene de ki: ‘Gerçeğin direncidir.’ Teraziye koyduğun
bilgi gerçek ise, ağırlığını verir; kulu hatada olsa da,
gerçeğin direnci doğruyu buldurur. Şüpheniz olmasın. (Gerçek bilginin farkına nasıl
varacağız?) Bağladığın düğüm çözülürse gerçek,
çözülmezse yanlış yorumdur. Aydan söz edene daha önce verdik, ‘Taş
toprak bile yetersiz…’ dedik. ‘Arayalım bulalım, dünyayı zengin yapalım.’
denildi. Dünyanın maddesi dünyaya, Ayın maddesi Aya gereklidir. Ne onu buraya, ne bunu oraya tabedemezsin.
Edilmez, el ile tutulmaz. Gerçek değil midir Ay? Gerçektir amma, senin
gerçeğin değil. Sana sadece söz ile saz ile verir, ÖZ’ü kendinde
kalır. ‘Geldiğin günden verirsin; kimini oldurursun, kimini daldırırsın,
kimine buldurursun.’ dediler. Alan da, dalan da, dolan da sadece kendi
gerçeğine uyandır. Yorum da öyledir. Her kulu, kendi bildiğince
yorumlar.
Kapılar açık
bize, selamla geldik size, HAK YOLU’nda başlayalım söze. ‘Geldim.’ diyenin
nefesinde, ‘Bildim.’ diyenin kafesinde, O’nun YAZISI vardır. Beden. Kendi
kendime sorsam, her olayı hayıra yorsam, yazıya uyduğumdandır. Her sözün,
bilmece olduğunu düşünmeyin. Dağlar
bağlar şenlendi, ocakta aşımız demlendi, gelen ile bulan
canlandı.

Kapalı olmasın kapılar, hatada
kalmasın yapılar. El olmaz, GÜL’e gelmez, gönülde kaygu oldukça. Cümlenize
selam olsun. Suyun yüzü dalgalı ise de;
aslından alacağın, şüpheyi sileceğin daha önce verildi. Karşımızda olana. ‘İki ucu
toplansa, dört bir yanı katlansa…’ denilen olayda, düğüm atmadan
düşünmek gereklidir. Az verirsen yerinir, çok verirsen gerinir. Olumsuza
gönül koyma, elbet en güzeli bulunur. Çevreye düğüm atsam, atlıya kement
satsam, diyeceği açıktır; ‘At ile dalaşmam, DOST verirse
karışmam.’ Her kulun savaşı, kendi bilgisindedir. Her öğüt, alan
ile değer kazanır. DOST diye bildiğin her varolan, istemese de DOST
kalmaya mecburdur. ‘Dağılan, nerde toplanır?’ deme. Her açılan bohça gün
gelir katlanır, yarın yarından sonra… ERLİK’te, sefer değil, seher
gerçeği gösterir. Seher: aydın güne açılan, bilgiye soyunan kişinin
yorumudur. MEYDAN, cümleye açıktır. ALLAH’ıma emanet
olunuz, HAMZA DOST ile selam alınız. Yanınızda olanın, ağam paşam
dediğin. Her gönülde aldığın gibi, sofrana koyduğun kadar…
Karşımızda olanın YUNUS ile söyleştiği bilinir, demde sorulana
MERKEZ’im cevab verir. Üstüne aldığın her görevde, desteyi dağıtmadan
eğit.

Komşu komşuyu bilir,
cümlemiz bilene gelir. Selam olsun, her alan güzele uysun. Çağır dedim
geleyim, bir noktada kalayım, her zerrede göreyim. MEVLÂNA ayrıda değil,
derya senden benden uzak değil. Gölgeyi silersek, konuya açık girersek,
satırlarda buluruz. Dökme elde olanı, bükme dalda kalanı. Erecek görecek, olsa
olmasa bulacak. Her çizgi gerçeğe döndürür, uyuyanı dondurur, açılan her
kapıda arananı buldurur. Cümlenize selam olsun, ER’liğe yol açıldı
gönüller kayguyu silsin. ERLİK’ten maksat; DOST haline bürünmek, kulunu
kulunda bulmak, kulluğu ile övünmek…
Koşuya gelen bilir, her
arayan bulur. Cümlenize selam olsun, aldığımız nefesler dünyada kalsın. Az güldük, çok
verdik. Çok gülelim, çok bilelim, O’nun ile O’nu bulalım, kahırdan uzak
kalalım. Diyelim ki: ‘Kahır; güzeli siler, ömrünü böler. O ne DEDİ’yse
olacaktır, elbet bilen bulacaktır.’ El ele olduk, her güzele uyduk. Selamladık
zerreleri, selam alacağız, aldığımız her selam ile selameti
bulacağız.

Ne kusurdan söz ettik, ne yapıdan
gayrıya göz attık, her dileyene ocağına vardık aşına tuz kattık.
Selam olsun, her bilen bilmeyenle kendini bulsun. Her birimiz, sizler gibi göreve
soyunduk. Dedik ki: ‘Bilenden isek, bildiğiniz hale uyacağız,
sevilmeyeni sileceğiz.’ Aldığınız her satırı döne-döne okuyunuz,
kendi bilginiz ile dokuyunuz. Göreceksiniz ki, noktadan noktaya devreye
uymuşsunuz. ‘Devreye getiren kim?’ denilir; zerrende halkalar sayılır,
ayrı-ayrı demezseniz bütünde arayın, YÜCE ALLAH’ımın EMRİ’ni tarayın.
ALLAH, MUHAMMED ve cümle ERENLER verdiler verecekler, her dileyene devreyi
bulduracaklar. ALLAH’ım, sebepsiz bir satır YAZMAZ. O’nun EMRİ ile geldi
isek, DEDİĞİNİ verdi isek; görevde katkılarınızdandır. Ne
azdan, ne çoktan yakınmayın, ‘Neden?’ diye bakınmayın.

Mümin kuluna güldük, niyazında
BİR’i bulduk, gönülden hemhal olduk. Cümlenize selam olsun, görgüde
aldığını, umduğunda bulduğunu her kulu çevirsin. Desin ki:
‘YUNUS söze gelirse, gölde balık bulursa, ER yolunda durursa; ne yemeni
silecek, ne varlıkta yokluğa gülecek.’ dedi, YUNUS’um ER yolundan, kul
gönlünden seyre geldi: ... ‘Ayağım getirdi, niyetimi
bitirdi.’ diyen ile sofrada söyleştik, katı geleni yumuşak olasıya
yerinden oynatmaya çalıştık, diyelim ki; olaylara alıştık, oyundan
yerinizi sildik, selamı SEVGİLİ’den aldık. Her kulu bilsin ki,
RABB’im her yaratılanın RABB’idir. RESULÜ, her yaratılanın gönlündedir. Usunda
olmasa bile; almayı dilersen, vermekten uzak değiliz. DOST KAPISI her
kuluna açıktır. Asla şüphe etmeyelim, söze sözü katmayalım. Adım-adım geldi isen,
andına döndü isen, seferden aldığın seherde gördü isen; gölgeyi
sildiğindendir. ‘Her anda oluşamam.’ dediğini; yapraklarda
okuduğun an çözersin, her birini öbürüne eklersin. Oku-oku bulacaksın,
doku-doku saracaksın, kapı-kapı dolanacak, DOST KAPISI’nda halleneceksin;
aldığın her nefeste bir an olsun uyacak, ‘YA ALLAH.’ deyip yanacaksın.
İşte o an beni düşün, beni silip seni düşün. ‘YUNUS gibi
yola çıkıp geldim aldım, Kimi buldum?.’ diyeceksin. Kim; O’dur. ‘Almak,
vermekten hayırlıdır.’ diyene de ki: ‘Ne aldığın, ne verdiğin; beni
benden alamaz, yollar açıldı ise geri verip kapanamaz.’

Koşuya gelen bilir,
komşuda bulan sevinir. Yerde gökte bir olan, BİR’likte güzeli bulan,
kaydını gönülden okur. Cümlenize selam olsun.
HAMZA DOST’a
bağlayan, ‘ALLAH.’ diye ağlayana diyeceğim şudur: ÖZ’ünü
kendinden saklama. Ay ile beraber olana. Dumanı silesin. EYVALLAH dedik, daha
önce verdik.” dedi, selam ile geldiği halde, selam ile yürüdü. MEVLÂNA diye geldim söze, sevgimi
verdim size, el ele geldik düze. Şarkı türkü diyeceğiz, bir sofrada
olacağız. ‘YA ALLAH.’ diye başladık söze, BİLAL’i
dinleyeceğiz; üç öğünde gelecek, her nefeste gülecek, kumun
elendiği yerde bekleyecek

Hayır yolunda bulduk, cümleniz
ile bir olduk, güzel olan her halde kaldık. Cümlenize selam olsun. Yoldan
gelen, YUNUS’a güzeli sorsun.
MERKEZ yolu sorarsa,
elde olanı kırarsa; yorumu, kaygunundur. Elbet değil. MERKEZ yolu bilir,
elde olanı bulur, kayguya düşeni YUNUS misali yerinden kaldırır. ‘Nasıl?’
denilir: Geçliğe üzüntü alanı, güçlükten alıkoyar. Selam olsun, cümleniz
kaygusuz kalsın. Dumanı sile-sile
geliriz, gönlünü bile-bile buluruz, EYYÜB’üm ile Güneş’te kalırız. Duvara
dayandı isek, sağlamdır der güveniriz. Her birimiz geldi isek, beraberce
selam deriz. Soğuktan değil sıcaktan alışırız, uzakta olsa bile
oğul ile buluşuruz. ‘Destim dolsa, gönlüm bulsa, derdimi silse.’ der,
gönülden sitem eder. Bilse, günde ordayız; ansa, anında yanındayız; doğuda
batıda değil, kulunun gönlündeyiz. Ne yolun uzununa, ne zorla kararına
‘Aman.’ demeyiz, pişse pişmese aşı yemeyiz. Yemekten değil,
sevmekten besleniriz, sevgi ile süsleniriz.

Kendimden kendime dönüp te
sordum, kendimden olmayanı yanıp ta sordum. Gönülden gönüle muhabbet ipi
gerdim. Cümlenize selam olsun, her öğütte kulu RESULÜ’nün adına dolsun. Ayrıya düşmeden,
verilene şaşmadan, dağa taşa düşmeden; gönlünde olan
ile eğleş, her olay ile bağlaş. Adın gibi veresin, adından
aldığını göresin. Sepete attığın her konu, sedef misali vericidir.
Doğmadan ölemezsin, doymadan bilemezsin, saymadan uyamazsın. Al, ol, bil.

Kendi kendime sordum,
AŞKI’nda huzuru gördüm, sorgumda korkumu sildim. Dedim ki: ‘SEN’den aldım,
SENİ sordum, kendimde SENİ buldum. Ben benliği sildim, ÖZ’de
olduğum gibi kaldım.’ Cümlenize selam olsun, hayır denen her günde RESULÜ
sizlerle niyazını beslesin. DOST olduk DOST’a geldik, her satırda saygıda
kaldık; O’nun ile O’na, niyaz ile vardık. Cümlenize selam
olsun, RABİA ile cümlemiz günün güzelliğine sevindik. Dedik ki: ‘On birde
bir olmasa, günler çabuk dolmasa, kullar uydukları günden başka bulmasa;
anda orda, anda burda olurlardı.

Her güzellik, dileyen ile
başlar. Selam olsun, cümlenizde RESULÜ’nün Selamı kalsın. Geldik alalım,
güldük bilelim, yaratıldık sevelim; olumlu olumsuz gördüğümüze, O’ndan
diye uyalım. Yaprak dalda oluşur, sevgi kulda buluşur; her yaratılan,
HAKK’a diye çalışır. Elbet ulaşacağız, bildiğimiz kadar
buluşacağız. Sen benden, ben senden, cümlemiz HAK’tan ayrıda
değiliz. ÖZ’ümüz sözümüz, cümlede gözümüz.
Kayıtsız kalmadık, yazılmayanı vermedik. Okuduk dokuduk, gölgeyi sildik, seveni
bildik, cümlenizi selamladık
‘Hazır olduk.’ diyerek cümlemiz
geldik söze, gönül hatır severek gölgeyi sildik size. Selam olsun, GÜZEL’i her
kulu gönlünde bulsun. MEVLÂNA’yım söze
girdim, her sözü bilen ile derdim. Bağlanan her düğümü, ALLAH diye
çözeceksin, bilgisini açanı ayrıya çizeceksin. Her öğünde aldığını,
‘Şükür ALLAH.’ dediğini, her kum tanesi beller. ‘ALLAH’ım, SEN’in ile SANA
varalım, SEN’in KAPIN’da ADIN ile duralım, açacağın günü bekleyelim.’

Her halimize sevindik, RESULÜ’nün
hali ile giyindik, olumsuzdan soyunduk; bilgimizden, görgümüzden, sevgimizden
beslendik. Kainat verdi, güzelliğini sürdü. Cümlenize selam olsun, olumsuz
gelen her olayda, kulu verilenin HAK’tan olduğunu bilsin. Yenende
toplaşalım, tok gelen ile bekleşelim. Her biriniz ile DOST
SOFRASI’nda buluştuk; çalışalım dilenen makamda buluşalım.
MEVLÂNA adını aldığım günde, cümlenizi sevdiğim anda; HAK ile
BİR’liği buldum, HAK ADI’na vermeye geldim. Aldığım iznimde
DENİLDİ ki: “HER GÖNÜLLE ALIŞAMAZ, HER BİLENLE
BULUŞAMAZSIN. YOLUMU ARAYANI ÇAĞIR. AÇACAĞIZ, UYANLAR İLE
GEÇİRECEĞİZ.” İznimi aldım sevindim, her DOST diyenin
sofrasına anında katıldım. Olayımız budur. Olumsuzluk, ne noktada ne satırda
görülmez; verdiğimiz bilgi HAK’tandır, silinmez. Gördük, görene bildirdik.
Serap değil vahadır, görülen için… MEVLÂNA’yım. Aydan yıldızdan değil
GÜNEŞ’ten veririz, güneş misali her kapısını penceresini açanı
görürüz. Aynayı cümlenize verdik, cümleniz ile BİR’liğe erdik,
‘Şükür ALLAH’ım.’ dedik. Her halka birbiri ile oluşur, HAK
SOFRASI’nda buluşur, suya gelse damlalara karışır. Kağnı dolu yük ile, günler
dolu tok ile. Aç geleni alalım, ‘ALLAH’ diyeni bilelim, lokmamızı bölelim, ‘Bir
sana, bir bana…’ diyelim, her halimiz ile O’na yönelelim. Cümlemiz anda buradayız,
düğün sofrasındayız, düğün haftasındayız. Gelen günde, her düğüm
çözülecek.

Kendi kendime buldum, kendi
ÖZ’ümle oldum, belgimde güzeli gördüm, ömrümde yazılanı ördüm. Selam olsun,
kumda yürüyen izini geleceğe bıraksın. Kumunu elemeden yola
dökme, aklına olumsuzu takma; dünya haline ahirete katma, ‘Öleceğim.’ diye
günde korkma. Müymin kulunun, sevabını tamamlamadan bedeni helak olmaz. Gününde
güne verilir, halinde yol verilir. Demde oluştu, gölgeyi silesin, ALLAH’ıma
emanet olasın. Her gününde, On bir SELATEN TÜNCİNA okuyasın,
okuduğunu suya üfleyesin içesin, güzelliği öylece göresin, her sabah
aç karnına bir bardak su içesin. Her gece yatarken bir bardak nane içesin,
ALLAH’ıma emanet olasın, ev halkına da içiresin. KONUK senin
düşündüğün halde gelmez, beden ile görünmez. Alışacak
görüşecek amma, manada… Misafir değil ki bir sefer gelsin,
gerektiği zaman dilediği niyaza gönülden katılsın. LAİLAHE İLLALLAH MİN ALLAHÜ TEALA VELBASUL
BADELMEVT Yüz defa oku. Sen oku.
Her gün.

Yol aldık düzen ile, günü verdik
YAZAN ile. Söze geldik selam verdik, cümlenizde güzeli gördük. Gönülde olan
bilir, kaderi YAZAN görür. Yaprağı dalına düren, kökünü toprakta düzleyen;
alacağın her yükte, YARDIMCI gönderir. Kaybettiğin her
zerrede, yeniden yeşeren vardır. Kayguya düşme. ‘Dağılan
duyguma, gem vuramam.’ deme, KORUYAN ile kalacaksın. Dinlen, hiçbir konuyu
düşünmeden. Kekik çayı iç. Dağılan, senin sorumluğundan
değildir. Geçici olanın, kaygusunu alma. Derinden gelir diye, dinlemeye
çalışma. Gün günü doğurur, gün günü iğirir. Yorumda kendini
suçlu sayarsan, dağılan denilir. Fikir dağınıklığı, olaylara
dağınıklık getirir. ‘Derde deva?’
diyenler, her kalemde şifa arayanlar; günlük avuntuya düşerler,
olmadık dertleri deşerler. ALLAH’ıma niyaz ediniz, her günde yaprak dolu
bir dalı tutunuz, ağacın gölgesinde kalınız, O’nun ile dertleşiniz,
göreceksiniz rahatlayacaksınız. Çünkü, ağaç size destek olacak, dallarda
kaydını bilen kumda izini verecek; aşılacak düzeni YAHYA ile bulacak,
saydığı her isimde, gününe aydınlık gelecek. Yolun bitmeyeninde,
kulun gütmeyeninde; selam alan veren olmaz, yolda uzun kalana ALLAH’ım zorluk
vermez. Ne çirkin, ne de güzel demedi, her zerrede gönlünü verdi; yoruma vardı,
kar ile balı kardı dileyene sundu. Gün gelir, güzelden güzele, kendinden özele
yazılanı okurum sandı. Yaman geldi sözümüz, YUNUS ile
buluştu ÖZ’ümüz, LOKMAN’da kaldı sözümüz. Selam olsun, anda selam alsın. Ayrıya düşenden, sorgu
almayalım. Gelse gelmese demeyelim. Aşı tatlı gelecek, kendi kendini
bulacak, olduğu halde kalacak. Sabırsız olmasın, ‘Yeter. Yeter.’ demesin.
Kat-kat alacağı her güzellik, yapısına katılacaktır.

Kumda yolu aramayız, HAK sevmesek saramayız. Kulu olduk, güzelden gayrı
soramayız. Cümlenize selam olsun. Komşudan komşuya, her kulu selama
gelsin. Oluştuk düzende, buluştuk YAZAN’da, söyleştik hazanda. Ne güzden
ayrı kaldık, ne yazdan şikayetçi olduk. Her adımda, O’nun SÖZÜ’ne uyduk.
‘Doyduk.’ desek, dolamayız. ‘Noksan.’ desek, bulamayız. HAK ADI’na sofra
kurduk, gelenden gelmeyenden şikayetçi olamayız. Yenide güzel gelir, yeni’de özel gelir. Doğan ile doluşan,
güzel günde oluşan, cümle ile buluşan; yeniye gelişedir.

Benden size yön geldi, sizden bana gönül geldi. Her olayda bağlandık,
yerli yersiz eğlendik. Dedik ki, HAK’tan gelen. Dedik ki, HAK en güzeli
bilen. Dedik ki, HAKK’ı bileni HAK’tır gören. Cümlemiz cümleniz ile
birlikteyiz, cümleniz gönül ile BİR’deyiz. HAK YOLU’nu açtık, her anımızda
buradayız. Halk ile olduk ayan; halkı bildik, her niyaza geldik yayan. Sen ile beni hala
ikide sayarlar, yolumuzu bilse bilmese soyarlar. Ben diye ne gelirse, sana
sorsunlar. (Kime DEDE’ciğim?) Kim olursa olsun, GARİB’i
sözünün eri bilsin. Her sözde birlikteyiz. Bedende ayrıda isek de, gönül
halinde, HAKK’ın yolunda, halkın dilinde, asla ayrı değiliz. Bilen
bilmeyen duysun, gönül ehli olanlar aldıklarına doysun. Desinler ki: ne dilde,
ne elde, ne gönülde ayrılık yoktur. Oluştuğum günde, buluştuğumuz,
hal ile söyleştiğimiz yolda, YEMEN’den gelen EMİR vardır. (Yeni bir EMİR mi?) Geçen günden gelen güne
kadar, GARİB için verilen EMİR’dir. AMİR olan RESULÜ’dür. ‘LAİLAHE
İLLALLAH’ dedik, HAK’tan AMİR kılınan RESULÜ’nü, ‘MUHAMMED’in
RESÛLULLAH’ diye niyaza durduk. EMİR odur ki, GARİB YEMEN’den seçilmiştir.
Cümle gelenler ile, aynı yoldan geçilmiştir. Cümle gelenler kim dersiniz? (ULULAR mı?) EYVALLAH. (Bir
can ekler: Büyük imtihanlar.?) Her günün gecesi, yerinden YAR’inden
sorgusu yapılır. Her sorguda birer kapı açılır. O’nun ile olanlara, O’nu O’ndan
bilenlere selam olsun. (ALLAH’ımız mı?) ALLAH’ımdan
gelen her satırı okuduk, aykırı diyenin olmadığını gösterdik. Olayları
verdik. Gerçek olanın, her bilenin açık geldiğini, şüphesi olanların
gününün sildiğini, olaylar ile bildirdik. Yer yer düzen gelişmese, kulu yolda bilişmese, alan veren sayılırdı.
Her satırı ele alana sordum: ‘Senden mi, O’ndan mı?’ diye. ALLAH’ım görevli
kulunu KENDİ seçer. Meyhaneye her giden, mey alır. Her dileyen saki olur.
Ne var ki, her dileyen baki kalmaz. Baki kalan HAK’tan seçilendir. YUNUS gibi,
HACI BEKTAŞ gibi, HACI BAYRAM gibi, LOKMAN gibi, cümle bilinenler gibi.
her yazı yazan gibi değil. Dileyen toplar sunar. DOST KAPISI cümlenindir, gelen giden dileğince
bulur. Sakın ola ki söze söz katmayalım, kul halimize gölge atmayalım.
Dilediğimiz her soruyu, GARİB’e soralım. Dilerse söz ile versin,
dilerse yazsın. Asla baskı yapmayalım. ‘ALLAH.’ dediği anda sözü O’ndan
verir. ‘LAİLAHE İLLALLAH.’ diye başladığı anda biliniz ki,
ne dese odur. MEVLÂNA’yım, YEMEN’den naklettim MEVLÂNA’dan aldığını. Her
gününde MEVLÂNA ile kaldı. Bu günden itibaren EYVALLAH, YEMEN’e sözü bağlandı. ‘Ben, sen.’ ayırmayın dedik, sözümüzün başında verdik. O’nu,
‘Bende. Sende.’ demeden bilin. Niyaza durun ki, en yakınındasınız. Ananız var
ya, gölgeniz dar ya. Atın artık gölgeleri, alın gerçek belgeleri. GARİB,
birden bine geldi. Binbir günde, yöne geldi. Yıllar günün, suna geldi. Elbet
bilinen olacak, sevgisi ile baki kalacak. Yavrularınız ile bahtiyar kalınız. GARİB oldukça, her an
beraberiz. Her an sözündeyiz GARİB’in. Göçüne kadar. DOST YOLU’ndan
aldığınız, her murada erdiğiniz için, ALLAH’ıma niyaz ediniz. Her
sorunuzu, artık GARİB’e sorunuz. Komşunu bilirsen, kapıyı bulursun. Görev,
içinin kapısını açar. Asla son gelişimiz yoktur, GARİB’in göçüne
kadar. Çeşmeyi aç, akan su ile konuş. Gönlünde olanı bildir,
göreceksin gönülden cevabını alacaksın. Miktardan söz etmeden aldığın her
varlık, sana ALLAH’ımın bağışıdır, ALLAH’a ısmarladık. Günü geldikte
GARİB’e sor, dedik ya. Yapısını daha önce verdik, kapısını cümlemiz açtık.
Ne diyelim, ne söyleyelim, gönülden gönüle sevgimizi aktaralım. Her birinin
RESULÜ’ne bağlanan adını, YEMEN’den aldık sizlere verdik.

Konduk güzel ovaya, girdik özel havaya. Aldık verdik sözünü, yedik bağda
üzümü, sildik bilenin hüznünü. Yüzde geldik, sözde bildik, her kulu ile birlikte olduk; sayfada
okunan her satırda, noktası ile gerçeği verdik. Çiğ olanı
pişirelim, ocakta kaynayanı taşıralım. Küslüğü silelim, selam
ile barışalım, her katılan ile söyleşelim. Selam olsun dersen söze,
adındır. Daha önce verdik; taş atan atana geri gelir. Kendinde olan ile
kalasın, kendi bilgin ile kalasın, selamını hiçbir zaman eksik etmeyesin. ALLAH’ıma emanet olunuz, günün yorumunda yavrunun sesinden geleni
bulunuz. Nerden, nerede, nereye geldi; günün halinde, soluğu HAK ile
buldu. ALLAH’ıma emanet olasınız, her seste HAKK’ın SÖZÜ’nü bulasınız.

Karanlığa kapanan kapı, aydınlığa açılır. Kemden uzak kaldıkta, güzel
güne uydukta; geldiğimizi bildik, her geleni de sevdik. Selam olsun. Her düzenin O’ndan geldiğini bildikte, geçici olanı dedi isek, şüphe
senin hatandır. Kimin verdiği düzen, kimdir yazıyı yazan, kimdir güzeli
bozan? Sen senden sorumlu isen, ALLAH’ım cümleden sorumludur. Onun için, her
olayı O’na havale et ki; gerçekleşen olaylarda, kendini daha açık göresin.
Kaygunu, dilinden değil gönlünden de silesin. Akşam yastığa başını
koydukta, ‘Yarın ne olacak?’ demeden uyuyasın.

Kuyuya yol sorulmaz, güzel çirkin yorulmaz. Cümlenize
selam olsun, her kulu yorumsuz alsın. ‘HAMZA BABA neredeydi?’ dediğin. Merdiven yolu
kısaltır, gölge bildirir, resim buldurur. ALLAH’ıma emanet olunuz. Bağladık kuşağını, bekledik
bilinen yolun kavşağını. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Konuk yolu gözleyendir, gelenleri özleyendir, kainat gönülleri süsleyendir.
Selam olsun, konuk olmayan her kulu mutluluk içinde bulsun. MEVLANA’yım söze geldim, ALTILAR’la düze durdum; ÖZ’de olana selam verdim,
kurulacak DERGAH’ta postun sahibini söyledim. Göz benden, söz
benden; naz senden, niyaz senden; haz, cümleden olsun; ALLAH’ım, cümlenize
YARDIMCI gelsin. Gölgeleri sileni, ONBİRLER ile olanı, yorumsuz
kılacağız. YUVA’yı GARİB ile kurduk, postu oğula vereceğiz.
ALLAH’ım hayır ile verir, hayrını bilen kulu güzeli görür. Sohbette elbet
dersleri olacak, GARİB ile sohbetler devamlı verilecek. ALLAH’ım her
kulunun görev ödülünü verir. Güzellik odur ki; O’ndan geleni bilmekte, O’nun
ile O’nu görmekte… ALLAH’ım ADI ile bağışlasın, sağlığına
kavuşacak olana, ayrıda kalmasın. Kendinden değil düzendendir,
hayırlıdır elbet, çünkü YAZAN’dandır. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun… ALLAH’ıma
emanet olunuz. Meydan sahibi, (MUSULLU HAMDİ
BEY) EYVALLAH. YEMEN’den postun müjdesini verdi. Yorum, gelende. Gününü
bekleyin. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Yumak sardık düzüne, geldik uyduk sözüne. Cümlenize selam olsun, YUVA’ya gelen
kandili yaksın. Bir bir günü sayarsan, sen gönlünü soyarsan, yapını MEVLÂNA ile
kararsan, gün gün güller açacak, gölgede olan seçecek. Şüphesiz kalalım,
sevgimiz ile bulalım. Senden sorarlarsa de ki: ‘Ne ilimdir, ne bilim,
bilmezsen; hem ilimdir, hem bilim, bilirsen.’ Konumuz açıktır. Ne gün oyunun,
ne masa doyumun; ÖZ’den ÖZ’e hizmettir, ALLAH’ımdan himmettir. DOST olursan
bilirsin, sen ilmini bulursun, HAK yolcusu olursun. Selam olsun, yolun düzünde
ALLAH’ım YARDIM’a gelsin. Sağlık size VARLIK bize. (Hanım
için, ilaç ne verirsiniz acaba?) Yoğurt
yesin her öğün, kekik alsın iki öğün, çayını… Mümtaz denilen kulundan
ALLAH’ım RAZI gelsin, adımıza
attığı her adımını RESULÜ’ne uydursun. Ona de ki: ‘Her yüzüne
baktığı, her adımını attığı yerde, O’nun ile oluşan,
bir-bir kelimede buluşan ÖZ’üne, bilgisini sevgisine
cümlesine kattığına şahittir.’ Yoğun çalıştığı her
olayda gücüne güç katanı bilsin, alacağını vereceğini birbirine
eklesin; beklesin ki, bir-bir kelimenin
hikmetine erecek. ALLAH’ıma emanet olunuz. (‘Geçti artık’ tan maksat, ‘Tekrarı yok.’ demek mi?) Bekle gör. Kayguyu sil dedik, kör değilsin. Mayayı aldın,
ekmeği yedin, yapına geleni kaygu ile bekledin. Geçitte olanın kaygusu… (Ben bir geçitte miyim acaba?)
EYVALLAH.

Muamma değil hiçbir olay, sanmayın her düzende bilene geçer kolay, ne
zahmet yorar, ne kul verir karar. Selam olsun, kuldan kula gönüllerde sevgi
dolsun. Huysuz gelen yorumdadır, bilene uymak zorundadır. Kumda aranan izler, uzakta
bilinen yüzler, gün gelecek düzene girecek sözler, olayları izleyecek gözler. O
zaman de ki: “Beni bana bildiren, SEN’i bana buldurana, güzel çirkin sildirene
kaygusuz katıldım; dar yoldan taşlı yoldan, yabanlara atıldım. Güzde
geleni güç ile, sözde geleni göç ile bileceğim, her olayda aklıma uymayanı
sileceğim. Diyeceğim ki; ‘Asla yalnız kalmadım, HAK’tan gelenden
başka bulmadım. Eğri geleni, doğru bildiğim ile düzledim;
manada bulduğumu, gönlümde gizledim.’ SAHİB’im SEN’sin ALLAH’ım.
Kapanan kapı SEN’dendir, açtığım yapı da SEN’dendir. İki kapısını
da açtım,
DOST bilmeyeni seçtim. DOST bilmeyenden, sorumlu değilim.
‘Olamaz.’ diyene sözüm; gerçektedir asıl ÖZ’üm. Açtık
DOST KAPISI’nı sana, dedik ‘Yolunu aldı bile-bile.’ Her anında
‘YA RAHİM. YA RAHMAN.’ diyesin, dilinde de tesbih edesin. Yamalı fistan giyen ile ‘ALLAH. ALLAH.’ diyen, O’nun kuludur; taşlı
taşsız yol, O’nun YOLU’dur; ALLAH’ımın EMRETTİĞİ,
RESULÜ’nün halidir. O’nun ADI ile BİR’lenelim, ADI ile gürlenelim; ‘Oldu,
olmadı.’ diyen ile sözü dağılana, asla gönül koymayalım. Dağılan
toplanır, açılan katlanır, her söz sahibinden beklenir. Beklediğim gelmezse, gelse bile gülmezse; gam deme, kaygu
etme. Seheri bilmediğinden, seferde gülmediğindendir. Gölgeyi bilmezsen, Güneş’ten alacağını ayıramazsın;
sevgi bilmezsen, önce kendi gönlünü doyuramazsın. ALLAH’ıma emanet olunuz, DOST KAPISI’nda aradığınızı
bulunuz, sefere niyet kurduğun günde ALLAH’ımın İZNİ’ni niyaz
ediniz.
Konuya açık girelim, her halde olumsuzu dürelim, güzel yolda olanı görelim.
Selam olsun, ALLAH’ım attığın adıma selamet versin.
O’nun İZNİ olmasa, karar veremezsin, olacak güzel günü bilemezsin.
Deftere yazı yazılacak, gelen gün dileğince okunacak. Kumda ayak izi veren
ile adımını atarsan; adın da anılır, sözün de bilinir. Katkıda olana de ki:
‘Adın bilinendendir, adıma konuşalım, el ele HAK ADI’na çalışalım.’
‘Değirmeni çalıştıralım.’ diyene… (Hangi
değirmen? ‘Değirmen’ acaba kurulacak şirketin adı mı?) EYVALLAH.
Yazında imzan vardır. Sözüne uymazsa, ÖZ’üne uyacak. (‘Gel’’
denilenler mi?) EYVALLAH. ‘Muradına ersin.’ diyene de ki: ‘ALLAH’ım
dilediğini diletir, dilediğini eletir. Kör olandan değilim,
ALLAH AŞKI bildiğimi gürletir.’ ‘Nasib ALLAH.’ diyeceğiz, HAK ADI’na gireceğiz. Mümin olan bilir,
nasibi gür gören, istese istemese katılır, senin ile dilediğine atılır,
çünkü akımımızda düğüm vardır. (‘Düğüm’,
kopmazlık anlamında mı?) EYVALLAH. ALLAH’ımın DÜZENİ’nde, köşe
noktalarda değişik gelen akımlara düğüm atar. Akımlar,
gidiş gelişlerde negatif pozitif çaprazlar oluşturur.
Çaprazların çatıştığı köşelere denk gelen eşler, asla
ayrılamaz. Onun için, ‘Olanı, olduğu gibi al.’ dedik, daha önce verdik.
Düzeni kuracak ALLAH’ımdır. Denk gelmeyen akımda, zaten duramazsın. (Amaç farkından dolayı mı?) EYVALLAH. Senden sorulana de ki: ‘Düğümü atan bilir, nasibi satan görür. El aldım
dileyene vereceğim, her gönülde ALLAH’ımın ADI’nı andıracağım.’ Yanan
ocak küllenir, seven kulu GÜL’lenir; dilese dilemese, niyeti ipte sallanır.
‘Geç oldu.’ denmesin, kaldığı yerden dönmesin. Eşikte olana ‘Yol
benim.’ derse; beşikte olanı görür, öylece taşsız yolda yürür.
Minareye ses veren, yerden alır. Yerde bitiren, gönülde olanı sofrada kotaran…
Altın gümüş, senindir, yolun en güzeli sonundur, sondan maksat gönlündür.
Aç kitabı defteri, oku orda kaderi. Bileceksin bulacaksın, bilmediğin
yerde kalacaksın. Gidene değil, olduğun yerde bulana katıl. Suyun
aktığı yerde başlar, merkeze öyle ulaşırsın. (‘Suyun aktığı yer’ derken, İzmir’i mi kastettiniz?) EYVALLAH. Dağlar taşlar söz bekler, uçan kuşlar göz bekler,
gidilecek güz bekler. Dostlar çağırır, DOST KAPISI açılır, sofralar
açılır, yolumuz açılır, gideceğiz ÖZ bekler. Damla-damla
verdik, gürül-gürül akıttık; deryaya
katılacağız, cümlemiz gelene atılacağız. Selam olsun, düzensiz
görülen ALLAH’ıma havale edilsin. Daha önce verdik. Sen niyazını et, niyetini kur. ALLAH’ımın
verdiğidir, cümle kulun gördüğüdür. Yanında olanın yapısından
değil, niyaz kapısından olacak, yapıya hata diyenler yanılacak. Olumsuzluk
yoktur. ALLAH’ıma emanet olunuz.

MEYDAN oldu bize yol, hali ile verdi kul. ‘Az. Çok.’ demeden aldık, yerden
göğe cümlemiz selama durduk. YUVA’ya yol açanın, MEYDAN’a gelişe, kayguları silişe, GARİB
ile verişe bağladığım mekan. Onun ile söz ettik, cümlenize göz attık,
her VELİ’yle geliştik, ‘HOCA.’ diye gülüştük. Mayayı göle vermez,
kimsede gönül kırmaz, olmayacağa akıl yormaz. Mümin yolun gelişinde, konuk diye verişinde; aldığını
bilecek, her adımına gölgesini düşürecek. MUSA gelse yoluna, İSA
girse koluna; MUHAMMED ile bilecek, kendinde olana dönecek. BALIM SULTAN
anılsa, konuk diye bilinse; nasibine katılacak, her köşeye adım ile
atılacak. YUNUS YUVA’ya gelse, kendine verileni bilir. Miyyar, yorumda olmasın;
huzurda, BALIM’dan gelen himmet bilinsin. Doğruya attığın her adımda,
sözüne katılan BALIM’dır. YUVA’nıza verilene MUHAMMED adına gelir, her gönülde
YEMEN’de verileni görür. Yazdık BALIM’ı, dedik halini. MEYDAN’a göz atalım,
yargıya asla düşmeyelim. ALLAH’ıma emanet olunuz. Soyunduğun her yola yerini bilen ile katılırsın, kendinden
kendine varlığa atılırsın. Kaygusuz kalalım, VEYSEL ile verilenden şifa
bulalım. Yoldan bekleyene. MEYDAN’a gelenlerle çevreyi dolandık, ‘YA ALLAH.’ dedik
YEMEN’e yol aldık. Sevgide buluştuk, VEREN ile buluştuk, her selama
selam ile katıldık, ‘EYVALLAH.’ dedik HAK SOFRASI’nda BİR olduk,
gönüllerde PİR olduk, ALLAH’a niyaza durduk; ‘Atılanı alsınlar, satılanı
bulsunlar.’ Makama yol kapayan; yolunu kendi örter, olumsuzu dürter. Sileceğiz,
silkeceğiz, kement atanı çekeceğiz.

Kapalı kapıda kalmadın, güzel olmayanı görmedin, düzenden ayrı kalmadın. Selam
olsun, kayıtta yazılana yolunuz açık kalsın. Her derste alacağın
ALİ’den olacak, güzeli verdiğin her kulu seni bilecek. Sayfayı
açtığımızda göreceğimiz, DOST KAPISI’nda ereceğimizdir. ‘Dağlar yol vermez.’ derlerse de ki: Niyetimiz
HAKK’adır. Çıkarız yola.’ Derlerse, “Köprü yok, nehirden geçemeyiz.’ ; de ki:
‘Gönülden katıldık, akıntıdayız.’. Derlerse, ‘Çöldeyiz, kılavuzumuz yok.’; de
ki, ‘Güzelliği bildik, Güneş’i gölgede gördük, gönülden uyduk. Varacağız,
‘DUR.’ demedikçe TANRI’m yürüyeceğiz.’ ALLAH’ıma emanet olunuz, dalından aldığını selam biliniz. Her olay günü geldikte açılır. Olduğu gibi alınız, haliniz
ile uyunuz.
Kurallar değişmez, dilenmedikçe; yazılan değişmez, yaşanmadıkça;
olaylar değişmez, kuşanmadıkça. Cümlenize selam olsun, yapıya
uyan gönlünüze gelsin. DOST KAPISI açıktır, komşuya bakarsan; yolumuz açıktır, dilenen ocağı
yakarsan; gönlünüz açıktır, yoksulu tutarsan. Her aldığın seninle,
vereceğin senden; tuttuğun O’nunla, güdeceğin senden. ‘Alamam.’
diyene de ki: ‘Alış ta, veriş te, yazıdandır; geliş te gidiş
te, karardandır. Kararı veren, sen ben değil ALLAH’ımdır.’ Güdülecek sürü,
elden geleni bulur. Sürülecek tarla, emekten bilinir. Sofranı açarsan,
aşından sayılır. Yolun açıktır gelişe. Uyumsuz olan, kaygu değildir.
Uyacak duyacak, dileyecek kalacak, suyun aktığı yerde kendini bulacak.
‘Olur. Olmaz.’ deme, bırak olduğu halde. Sayıya düşmeden olsun, şifaya
yol soran LOKMAN’dan alsın. DOST KAPISI dedik, YESEVİ’yi verdik. Yanımızda
olanın. Çok verecek, gönülde olanı görecek, sayfada yazılanı okuyacak, el ele
olacak. Ağaç altında dur da. Ona de ki: ‘Kaldın derde. Açacak açılacak,
kapalı yol geçilecek.’ Yapıya uymayana, kapı açayım deme. Yerden gökten ne
gelse, olumsuz diye kaygu etme. Bekle gör. En güzeli bulacak, kapıda değil
yapıda kalacak. Her
sözün özü vardır, bilmeyene dünya dardır. Geldim kalayım diye, aradım bulayım
diye, sordum alayım diye. Dediler ki: ‘Ne geldin, ne aradın, sorduğunda
neyi buldun? Yazılan ile geliştin, okunan ile oluştun.’ ‘Bileceğim.’
diyene de ki: ‘Dünya yerinde, aklın derinde. Beklersen alırsın, seversen
bulursun, akan suda durursun, yol açıksa yürürsün.’ Yorumda vereceğin,
sonunda güleceğin açıktır. ‘Giderse, gelmez.’ diyene sözüm: ‘Gitmeyecek.
Gitmediği için dönmeyecek.’ Uzakta oluşan, yakına getiren, bilgiyi
serinde bitiren; elbet her olayı aykırı bulur. Kaygu yok. her aykırı görülen
olay, doğruya götürür. YARATAN O, yapı da kapı da O, kendinden kendine
dönersen gine O. Olumsuz diye gam niye? Çevresine bakmazsa, ocağını
yakmazsa; YUNUS misali dönecek, topladığı odunu bulacak. Ne senden, ne
ondan; olumsuz gelen, yazılandandır. Kapalı olan kapıyı zorlama, olumsuzluk
görürsen horlama. Kendini bulacak, odunu tane tane alacak. Çevresi döner olsun,
çehresi yanar olsun; niyazımız, kendini bilen olsun. Olacak, dumanı ardında
kaldı, dönüşe uyacak. Sevgimiz ile yıkayalım, bilgimiz ile dokuyalım,
aldığımız her sözü kenara koyalım, sonra akıl süzgecinden geçirelim.
Aldığın anda verdiğin cevap; kaynar tencereye dökülen suya benzer,
bekle soğusun.
Koyduk yolumuza, girdik kolunuza, selam verdik cümlenize. Kapılar açık
kalsın, dileyen her kulu gelsin, DOST KAPISI’nda desin, gönülde olan ile kanda
olanı ayırsın.

Koşuya yola çıktık, gelecek hale baktık, güzelde karar kıldık. Cümlenize
selam olsun, meyvesini beklediğiniz ağaçlar dolsun, her dileyenin
aklında RESULÜ kalsın.

Kumdan yol aldık size, güzel başladık söze, ayağı vurduk düze.
Cümlenize selam olsun, kapalı gelen her kapı niyazımıza açılsın. Yağından balından aldık, suyundan bulduk; haramı sildik,
helal olanda kaldık.’ dersin, çevrende oluşan çemberi zerre-zerre yoklarsın. Yanımızda olana. ‘Alamazsam?’ demiyelim, olamazsa gülmeyelim, yola çıktık kalmayalım. Gerçeği
aradık, yabandan gelen her konuya taradık. Olumsuzluk bizden gelmez ,yazılanı
hiç bir güç silmez. Alıştığın varlığı dilendiği gibi
görürüz, ‘Olmaz.’ diyen bölemez. Gitmeye yönelene de ki; ‘Gitse gitmese sözüm HAK’tandır, kaygu
alıyorsa sorgusu çoktandır.’ Yanımızda olana. Kaybına değil
kazandığına yol alacak, gölgeyi sildi HAK NURU’nda kalacak. ‘Çözemem.?’
dediği her konuyu ‘HAY DOST’ desin çağırsın, MEVLANA ile el ele olduğunu
bilsin. Üç günde alışacak, dört yönde buluşacak, dilediği gelişecek,
ağır gelen çalışacak. ‘Dilersen, dile.’ dedik, konuyu ele dedik, ‘
Yolumuza gel, hele gönlünü birle.’
dedik. YUNUS’un sözünü verdik, alacağı kapıyı sorduk. Dediler ki;
‘Yakın olsa duracağız, uzak gelse vuracağız. Hep BİR
olduk, HAK KAPISI’na durduk; kim gelse dönmez, AŞK uğruna solmaz, aldığı
gibi bulur, asla bildiğinden kalmaz.’ ‘Geldim söz diledim, her destede
O’nu saydım.’ diyene, komşudan öğüt bekleyene. Ayağına
diken alan, çıkardığına sevinir; bağlarsan elini, yerini bilen nasıl
bulunur? ‘Dağılan toplanacak.’ dedik, sözün özünü verdik. ‘Adıma
desinler.’ diyene sözüm.
Yaprağa su damladı,
kulu görgüsünde demlendi,
yumuşak
yol nemlendi.
Cümlenize selam olsun,
doğudan batıya
gününüz
aydın gelsin.
Bal ile elmayı kardın mı,
sofrayı ahenk ile kurdun mu,
’Gelen-
giden var mı?’ diye sordun mu;
alacağını YUNUS misali
düğüm
atarsın,
her odunu düz olandan tutarsın,
MEYDAN’da lale sümbül satarsın.
Dumanını
dağıttığın an,
kalbinde olanı atarsın.
Adını aydan
alan,
kendini yolda bulan.
YUNUS’a yol sorsalar,
her zerreyi
bir-bir sarsalar;
aydan alanı bilirler,
gümüş güğüm ile
gelirler. Kapanmayan kapının
huzur veren bekçisiyim.
Yolunu bilen her
kulun
gönlünün akçesiyim.
Senden benden ayrı değil,
gönüllerde
olan
cümleden gayrı değil.
Sayarsak geceleriz,
soyarsak
heceleriz. Dost yapısı bilgimiz,
yaprak verdi ağacımız.
Meyvesini
bekleyeceğiz, erdiği gün toplayacağız.
Geçen gün gayrıda kaldı
katlayacağız. Yazmayı elden aldık,
sevgiyi cümleye dağıtacağız.
Sözün özü adını PİR’den alandır, dualarımız elbet HAKK’ın
kabulündendir. ‘Alsa, bilse.?’ demeyelim, asla şüphe etmeyelim.
Aldığımız an O bizdedir, dilediğimiz an sözdedir, gördüğümüz
yerde gözdedir. Mümin olmak için, dört duvarın dibine oturmak gerekmez. Soylu
soysuz biliyorsan, kim gelirse gülüyorsan, altın gümüş bağlıyorsan;
‘Mümin kulusun’ derim. ‘YESEVİ sözü kime aldı, kime verdi?’ denilir. Dedik, adını PİR’den
alana

Merdivende durdum da, kar helvası kardım da, seni beni sordum da, cümlenizi
sardım da selama geldim, sevgim ile buldum. Sağdan soldan ayırma, laleyi menekşeyi kayırma. Yapıda
eklenen duvara, adını veresin; oluşumunda, ayna misali kendini göresin.
Her adımın yorumdadır, bilse bilmese uymak zorundadır. YUNUS’a söz
verenin. Yanımızda olanın. Ne derlerse desinler,
yapına asla yön veremezler, kapında olanı yerinden alamazlar. Daha önce dedik,
duvarını ördüğüne adını ver. Meydan senindir. Ne yerden geçerler, ne
selden göçerler, ne zordan kaçarlar. ‘ALLAH’ım; vergin ile, HAK olan yargın
ile, gönlümde sevgin ile YARDIMCI’mı gönderirsin, güç olanı yendirirsin.’
diyesin. Kapadığın kapıya dönme. Biten, günü geldiği için biter.
Yeterli olana elini atacaksın, tutarlı olanı yoluna katacaksın. Hiç şüpheye
düşmeden oyunu kullanasın, yapında olan ile benliğini bulasın.
ALLAH’ımın vergisinde yazılanı göresin. Damda kar üredi ise kürersin, hastalık
türedi ise kırarsın. Düşünde olumlu olumsuz kurarsın, bağladığın
her düğümde yalnız ‘ALLAH’ım.’ dersin, ADI’nı yazarsın. Yuvanın sahibine.
Ekşi tatlı aldığına, bulut yağmur daldığına, her olayda
kaldığına inanırsın: olsa olmasa, gine de sevgi ile donanırsın. ‘Oluyorsa.’ denildi, HAK
sofrasında ermiş meyve yenildi. Bilen aldı, bilmeyen yanıldı. MERKEZ’im
ele geldi, cümle ile dile geldi; ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ diyen ile sohbette
kaldı.

Güneş yoluna vurdu, külü güzeli gördü, ömrünce olanı düğümsüz ördü.
Cümlenize selam olsun. Gelenden gülenden, ALLAH’ım RAZI
gelsin. Her damla ADI’nı verir, her çiçekte güzeli görür; ‘Ne alır, ne
bilir?’ dersen, kendinde kendini bulur. Ayna odur ki, senin ile olur, seni sana
gösterir. Ona nasıl bakıyorsan, kendini öyle görürsün. Gerçeği görmek,
kendinde gerçeği bulmak. Yanılma yok; madde ile düşünürsen, manaya dönüştürürsün.
Eline aynayı aldığında yüzüne çevirirsen, oluşumunu görürsün; güzeli
çirkini öyle ayırırsın. Daldan aldığın meyveyi, aldığın halde
bilirsin; oluşumunu görerek, duyarak öğrenirsin. Yerden gökten
ayırdığın, senin bilgindedir; gördüğün, sadece bölgendedir. Bütünü;
sorarsan, gönlün ile sararsan, bulursun. Çemberde değişeni değil
gelişeni görürsün. Dünyayı çember biliyor isek, çemberi
aştığımızda yani göçümüzde sonsuzun idrakine varmış oluruz.
Varmış olsak da, kendi yapımıza uygun yerde durmuş oluruz. Dengeyi
bozacak hiçbir zerre yoktur.

Kayıtsız kalmadık, bigane olmadık, konuya güzel olmayanı
vermedik, gönüllerde asla çirkin görmedik. Selam olsun cümlenize. Kayalar
yerini verir, kulları gönlünde olanı görür, her var olan görüntüsü ile bilinir. Yaprak sana verecek, yeniye ayak uyduracak, buzdan geçeni
kaydıracak. ‘Sonsuza selam olsun.’ diyene de ki: ‘Dengeyi kuran bilsin.’ (Resim verilir:
HAZRETİ MEVLÂNA, YUNUS EMRE, GARİP) Sözümüz ÖZ’ümüz BİR’dir; gönlümüz cümle ile
gürdür. MEVLÂNA, YUNUS ile resim
verdiler, ‘Hatun kimdir?’ diye sordular. Küçük resim MEVLÂNA. ‘Alamam. Veremem.’ demiyelim, aynı sofraya oturduk, ayrı aşı
yemeyelim. Güzel olan her şeyden,
çirkini arayıp bulmayalım. BEHLÜL’üm her dileyene gelir; ne var ki,
çağıran ile kalır.

Yüzler yola dönerse, kuşlar dala konarsa, odun ocakta yanarsa; mümin kulu
olursunuz, HAK SÖZÜ’nü bilirsiniz. Geçmedik DOST sözünden, seçmedik kul
yüzünden. Sevdik sevildik, yumuşak kulu denildik. Alalım verelim, görelim bilelim, öylece sevelim sevelim. DOST
KAPISI’na geldik, BİR’likte olalım. Hatalar nerde kaldı ise, oraya nokta
koyalım. Diyelim ki: ‘ÖZ’de değil sözdedir, mevsim geldi güzdedir. HAKK’ın
vergisine daldı, nazdadır.’ Cümlenize selam olsun.
l
Karar, geldiği yerde; kural, verdiği gündedir. Selam olsun, cümlenize
yolunu açsın. Dertler dağlar gibidir, şifa bağlar gibidir. Dağda
dolup taşacağız, üzüm bağına koşacağız, her dileyenin
elinden tutacağız. Diyeceğiz ki: ‘O BİR’dir, BİR’liğine
katılalım; kulu olduk, yoluna atılalım; RESULÜ ile, haline katılalım.’
Derlerse: ‘Gerçek nedir?’ Senden benden geçelim, arayana ayna olalım. DOST odur
ki; ALLAH’ını sevendir, yarattığını övendir; yaratılanı bilen,
yaratıldığı için övünendir; dayandığı duvarda, geldiğine
uyandır. Yapı kurduk bilene, ‘Gelsin.’ dedik gülene. Kim olursa olsun, nerde
bulursa bulsun; yeter ki, yaratılmışa gönlünü versin. Yaratılmışa
gönül veren, YARATAN’ı bulur. Sözün özünü arayan, her sese kulak verir.
Bülbülün sesini överiz, karga dersek döveriz. Bülbüle ses veren HAK’tır;
kargaya sesini veren kim? Kulun kula vereceği, kuldan kulu göreceğidir,
aldığını sereceğidir. Alalım bilelim, cümle(de?) O’nu bulalım.
Doğduk geldik Dünyaya; dolduk döndük. Gönülleri sayıldık, dünya günümüzde
soyunduk. Boşluk kalmaz, bilirsen; taşlık olmaz, görürsen; Dünya dar
gelmez, bilirsen; yolun bağlanır seversen. Elden dedik, GÜL’den verdik,
cümle kulu selamladık. ÖZ’de sözde duracağız, bir tek günde göreceğiz, el ele
verip saracağız. Olumlu gelen her anda, selama sizle varacağız. Dört
ayda, dört günde YASİN okuduk; her kuluna, gelsin diye hayır dokuduk.
Sizler ile aldık verdik, iletilmiş niyazlara ‘Çiçek bahçesi’ dedik. Öyle
bir bahçe ki; gelen aldı, gülen buldu, her alan sizler ile niyaza durdu.
Selamladılar HAK ADI’na dediler ‘ALLAH AŞKI’na düşenlerden’;
bekledik, beklediğimiz kadar aldık, DOST bağını kuranlardan; ALLAH’ım
RAZI olsun,
okunan KUR’AN’lar; diyelim: ‘Her noktası ile
aldık alıyoruz, ALLAH’ımın ADI ile BİR’liyoruz.’ DOST bağına
girenlerle RESULÜ yolu versin, açalım kapıları, geçelim yapıları. Bir günde,
cümlemiz aynı yerde toplanıyoruz. Niyazlarınız; o günde birleyiniz. O gün, gönülden gürleyiniz. Ayın son cuması. Yumuşak
yoldan gelir, her biri selamınızı alır. Alanlar, huzurdadır. DOST yapısı, DOST
KAPISI’na açılır. O kapıdan, her dileyenle geçilir. Akan suda, niyazınız
taşınır. Unutmayın osu deryaya varır. O suda, niyazların sahibi yıkanır.
Baktığınız her zerre, sevabınız dediğiniz olaya şahittir. Yaman geldi sözümüz, cümlede açtı ÖZ’ümüz. Selam olsun, her
sohbete selam ile girilsin. ALLAH’ıma emanet olunuz, dört ay niyaz ayı
biliniz. Tek gün, cümle ile BİR’liğe varılır. ALLAH’ıma
emanet olunuz. KADİR.

Kurallardan sıyrıldık, yerli yersiz demeden ayrıldık. Her güzelden aldık,
BİR GÜZEL’de bulduk; çevreye gönül verdik. Cümlenize selam olsun. BİR
GÜZEL; O’dur, O’ndandır, O’nundur. Her güzel, bilinendir. YUNUS adı anılır, her sofraya konulur. Açık kapalı gelse, aşık hali
bilinir. Çözdük anda düğümü, dedik ‘Göreceğiz düğünü.’ Saymadan
gelse, yolmadan bilse; kulu, yolundan taşı alırdı. Atacağı, adımda;
tutacağı, andında olsun. Kaybolanı değil, kaydedeni düşünsün. ‘Her adımda yazılanın, mana ile bağlandığı
bilinse; gelecek, yaprak-yaprak okunsa; gerçek,
yüzümüze ayna olurdu.’ dediler, beni bana yerdiler; yapıda olanı, kapıda
sergilediler. Aldım öğüteyim, bilen ile eğiteyim. DOST KAPISI’na
vardım, gerçek olanı gördüm. Dedim ki: ‘Bana ayna tutanlar, bilgisini gönlüne
katanlar; bana mı, kendilerine mi, HAKK’a mı hizmettedir?’ DOST dedi ki: ‘Halk
HAKK’ı bilir, HAK’tan geleni görür. HAK, cümle ile beraber olur.’ Onun için,
bildiğine yer ver; bilinmeyenden,
kendini ser. Bilmeyen bilen ile oluşur, bilen bilmeyen ile çalışır,
birbirine ayna olurlar. Gönüller birbirinde kalırlar. Geçici olan hiç bir olay
yoktur; kumda iz bırakır, kulda söz bırakır, ömürde ÖZ’e döner. Sular aka-aka döner, döner; deryada, hızı dür(ş?)er. Deryaya varacağız,
cümlemiz aynı sahilde duracağız, DOST olanı soracağız. Biz bizimle
aradık, biz sizinle bulduk, cümlemiz BİR’e geldik.
‘EYVALLAH.’ diyeceğiz, TEVHİT’te
kalacağız. ‘Gölgeler silindi bizden, geçmiş silindi gözden. Ayağa
kalktığımız gün, birbirimize baktığımız yön, bizi O’na getirdi.’
diyeceğiz, aldığımız bilgiye doyacağız. Bakacağız düzene, uyacağız YAZAN’a. Selam olsun,
gönülde biriken her damla deryaya dalsın.

Konup geldik YUVA’ya, girdik uyduk havaya. Cümlenize selam olsun, komşuda
gelişene konuda uyulsun. Deryaya baktığın gün, ocağı yaktığın an; sana seni
bildirecek, sana güzeli bulduracak, senin ile onu güldürecek. Değişen
ile oluşanı bir bilin, demde güzeli görün. Diyesiniz ki; ‘Dört yön de
birdir, dört yan da; ne var ki RESULÜ, bilen ile gürdür. Yaprağa renk
VEREN, toprağa ahenk VEREN; kuluna, RESULÜ ile BİR’liği
buldurur, yapıda o’ndan geleni gösterir.’ Ne ‘Yoluna durmazsam.?’, ne
‘Koluna girmezsem.?’ diye kayguya düşmeyiniz. ‘Kapıma
gelen olur, benden öteyi bulur.’ derlerse, diyeceğim ki; ‘Gönül RABB’i ile
oluşur, KAPISI’nda O’nun ile buluşur, bilen kulu HAK ADI’na
çalışır.’
Manaya kapı açtık,
YUVA’ya ulaştık,
YUNUS misali buluştuk.
Konuk gelse dost bilse,
dostu sizlerde bulsa deyiniz ki; ‘Yapıdandır,
gönüldeki kapıdandır.’
Cümlenize selam olsun,
gayreti her kulu
bulsun. Mayaya su katmadık,
gelen her sözü yabana atmadık.
Geldik
gördük,
olayı bilene sorduk.
Denildi ki; ‘Kayadandır, dar gelenler boyadandır.’
Gönül
kaydır yoruma,
dedi nasıl yarına?
El koysam diz büksem yeterli değil,
gününde
düzeni tutarlı değil.
Geleni gideni kovalar,
der ki ‘Başıma
düştü kayalar.’
Tez olan tez geçer.
Dağılana gönül koymasın,
HAKK'a
eğildi
kula eğilmesin.
Dayandığı GÜÇ onu
kurtarır.
Gözden uzak kalsa
kendine gelecek,
yattığı
yerden doğruya yönelecek.
Derman SEN’den ALLAH’ım.
Sözü SEN’den diledik,
her olayı ince
elekten geçirdik.
Gördük ki bekleyen,
gönlünü HAKK’a ekleyendir.
Sular çağlarsa yol bulur,
kulu ağlarsa HAKK’a yönelir.
Ağladık
güleceğiz, ALLAH’ım SENİ bileceğiz,
onurlu kalacağız.

Dağlara dur diyemem, meyveyi olmadan yiyemem, yerden göğe hoşnut
olduk, kimseye kal diyemem. Cümlenize selam olsun, yollar gidene açık gelsin. Perdeyi açan görür, sohbette olanı bilir. Ne kara çirkindir, ne ak güzeldir,
her ikisi birbirinden ezeldir; vardır, var ise güzeldir. ‘Duman, göze gelirse
çirkindir.’ denilir. Duman olmazsa, ateş nasıl yakılır? Kulun görevi
dumana baca yapmaktır, ateşe dumansız bakmaktır. Yumuşatacağı
her sayı, ona kendini bulduracak, kendinde olan BİR’liğe uyduracak.
Alamam demeden, vermeyi bilemezsin. Alamam demek, gölgeyi silmektir. ‘Dağlara
örtü koyamam.’ diyen, örteni düşünsün. Kar yağsa örtü olur, kuluna
serti verir; gün gelir Güneş bulur, tarlaya RAHMET olur. Olay budur. Katılayım
dediği her sohbette, yerini YUNUS’a elbet bağlamaz, aldığı ile
bildiğini birbirine eklemez. YUNUS misali beklesin, MERKEZ’im sözünü
sizlere eklesin: ... Alan ile oluşur, bilen ile buluşur, seven ile söyleşir. Dağılanı toplayınız. (101’ler mi?) EYVALLAH.. Yamaya
çalışan her kulu, kendi ÖZ’üne yönelir. Yapıya her adım atan, BİR’liğin
içindedir, asla ayrısı yoktur.
(Hizmet konusunda
–ikiliğe düşmemek için- bilgileri açık vermenizi diliyoruz.
Çünkü kimi CAN hizmet değil, içe
dönüş gereğini vurguluyorlar?) Kumaş aldık dikelim, eski olanı sökelim, her varolan ile kendimizde kalanı
sergiye dökelim. Diyelim ki: ‘Bende olan ile senden geleni topladım, konuyu
birbirine ekledim. Bulduğum, kendimi elekten geçirdiğimdir.’ Her söz elenir, her
birinizden özlü sevgi beklenir. ‘Özlü sevgi nedir?’ denildi: birbirini yermeyen, birbirinde hata görmeyen, BİR’den gelene sormayana,
ALLAH’ım SEVGİSİ’nden dilediği kadar ulaştırır. Ona özlü
sevgi denir. RABB’imi, her kulu sever. RABB’ini, yarattıklarını seven, özlü
sevgiye sahiptir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI
olsun, gönülde sevginin gerçeği doğsun.

Kurduk yolda düzeni, dedik halde yazanı. Yol bizim, GÜL bizim, gönülde AŞKI
bizim. Cümlenize selam olsun, yumuşak halde olan, kendine gelene uysun.

Korkuyu sildik bulduk; gönülden konuya girdik. Cümlenize selam olsun,
YARDIMCI gelen her VARLIK, yardımından gururlansın. Desin ki: ‘SEVGİLİ’yi
bilirler, her verileni O’ndan diye görürler.’ Bağladık sözünü, severler ÖZ’ünü. ‘BİRLİK.’
dedi ise, inanın ki BİRLİK’e gerek görülmüştür, kavgaya değil.
Kuyuya ses vermeden, kayguyu gönüle almadan geldik. Cümlenize selam olsun. ‘Sergiye koyduğu niyetini, ALLAH’ım yerinde bulsun.’ diye niyazdayız.
Yaz ile kışı bağladık, ocaktaki ateşi bekledik. Dedik ki: ‘Ocak
yanacak, aşımız pişecek; olmayan meyve, erken kendi düşecek.’ Yayan gittim YEMEN’e, ‘Selam.’ dedim çimene. Çimen selam
vermez mi, HAK dediyse görmez mi, demde oluşan sözü SAHİB’ine iletmez
mi? Karşı duramam gelirim, dileyene veririm. YUNUS’a yol diyenle, niyete
el veririm. Dağlar tutamaz bizi, dostlar unutmaz sözü, bilenler çalacak
sazı. Dersek, ‘ÖZ mü geçerlidir?’; derlerse, ‘Söz geçerlidir.’ diyeceğiz
ki: ‘ÖZ’ümüz ile aldık, sözümüzde kaldık. Demde bekledik durduk, gerçeğe
ayak vurduk.’ Unutmayalım SAHİB’imiz olanı, unutmayalım gönlümüze dolanı,
unutmayalım kaderimize yazılanı. Ayağa taş düşürme. Aşını çok
pişirme, tencere yanmasın. Dağdan aldığın ses senindir; deryadan
aldığın söz HAKK’ın. ÖZ’den gelen her sesi, gözde olan her çizgiyi; bil ki
ASIL OLAN vermiştir, bilen görmüştür. Derya ayağının tozunu
aldı, TURGUT adada yalnız kaldı. Ağaca sırtını dayadı, dost olan gönlünü
DOST’una açtı. Her kuş ile söyleşti, her yaprak ile sözleşti.
Beklediğini değil bulduğunu söyledi, selamladı. Çevreyi açalım, duvara renk verelim. Aldığımız her
satıra, gönlümüzden katılalım. Sevgimizde, yaprak ile çiçeği bir tutalım.
Saymayı biliyor isek, kement attığımız her olaya sahip çıkalım. Almayı
dilediysem, vermeye de yönelmeliyim. Alacağım vereceğim, selam deyip
soracağım. Mana, her kulunun içindedir; ne var ki, her kulu mananın
içinde değildir. Bilmek gereklidir ki; içinde olandan asla kaçamazsın,
bulduğun anda da şaşamazsın. Gölgeyi sildik, ipi ağaçtan ağaca
gerdik, çamaşır serdik. Geçtik karşıya gördük, serdiğimiz çamaşır
nedir diye. Elbet, ne serdi isek onu göreceğiz, ne kurutur isek onu giyeceğiz.
Dar geldiği zaman saracağız, bol gelirse soracağız. Ömürde,
olumlu olumsuz öylece göreceğiz. Sepete değil, bilgimizi gerçeğe
açacağız. Sepete, atılacak olan konur. Bilgi bilgiye katılır, dileyen
yerde dağıtılır. Selam olsun, her kulu verdiği sözde dursun.
Koyduğumuz, kural değil gerekli olandır. Dostluğumuz, geçici değil
baki olandır. Selam olsun, cümleniz hayırda kalsın. Yolun gelişini bilen, senden YUNUS’a gelen selama eğildik. Günlük
yakalım, kokusuna duralım. Yuvamız, her çeşit geçersiz mikrobunu uzaklaştırır.
Cümleye. (Nazar için mi?)
EYVALLAH. Huy, yazan ile değerlenir; soy, gezen ile. Çevre, gerçeğe
uyan ile bağlanır. Her hal ile birlenelim, gayrette sorumsuzluktan
kaçmayalım. Yol bizimdir her biriniz ile, yol bizimdir her göreniniz ile.

Yüzleriniz hep O’na, gönüllerde dolana Geldik, cümlenize selam dedik;
yolun gidişine ayak koyduk. Gelsin gitsin selamlar, uysun cümle kelamlar. ‘Düzeni kuralım, kabuğu kıralım.’ dersiniz, gölgeye yer vermekten korkarsınız
EYVALLAH diyelim, sözümüzü ‘Vazifeliyim.’ diyenlerle, talip olanlara bağlayalım;
‘Başım ağrıdı.’ diyenin saçını tarayalım; ‘İz bulamadım.’ diyene
söz arayalım. (t sorar: Sevgili DEDE’ciğim, ‘Yeniyi katacağız.’
dediğiniz – bu yeni- z midir?) EYVALLAH. Aynaya bakanlarla, tepsiye balı dökenlerden,
gerektiğinde göreve getiririz. Kapalı olmaktan değil, görevinin
devrini bitirmekten. Yediye yer veren, sekizi yolda gören; altıncı görevliye
gerçeği açar mı? Onuncu görevli, gerçekten kaçar mı? Elbet değişmez.
Ne var ki, destide kalan su gelişmez. Yaprak-yaprak okuduk, cümleniz ile dokuduk. Dağlara
söz verdik, ovalara yayı gerdik; her sofraya mana aşı getirdik, sözü
sizler ile bitirdik. Yorumda hataya düşmeyelim. (Bir can gönülden sorar: Bir tebliğinizde,
‘Yorumda, yerden göğe kadar cesur olun.’ demiştiniz?) Manadan gelen söze değil, günün
düzenindeki yorum. Dağılanın toplandığı, birbirine eklendiği
günde; onbir görevliye üç görevli katacağız, üçünü çekeceğiz. Yolun
uzağında olandan, -(z sorar: a’dan mı DEDE’ciğim?) EYVALLAH.- ALLAH’ım RAZI olsun. Bildiği
gerçeği bildiği çevrede dağıttı, görevini devretti. Alışacağız buluşacağız, her
dileyenle paylaşacağız. Geldi isek seyrini tamamlayan her varlık
gibi; şaşmayacak, güzelden kaçmayacağız. ‘Seyrini tamamlayan
nedir?’ denildi: Her kulu, YÜCE’nin tayin ettiği görevle gelir, görevi
belli bir seyirdedir. Birinci görevlimiz; yerini her sohbette alsın, kendinden
bildiğince versin. Yardımına çağırdığına, kayıt dilediğinden
ayrılmadı. Gelsin, görsün, uysun; ne verildi ise duysun, sofraya bardağını
koysun. Birinci görevli bardağı doldursun, yardımcısı sunsun. Kement
attığına yer verdik, üç görevliye ‘Sır.’ dedik. Gelende vereceğiz,
binbir güzeli göreceğiz. Beklediğimiz oluşur, cümlemiz hep buluşur;
sohbetlerde kalışır, yoruma nerde girişir? Döne-döne okuyalım,
bile-bile dokuyalım, her geleni vazifeli sayalım. Çağrıya gerek yok,
ayrıda asla değil; HAK görevine, ALLAH RIZASI için sen de eğil. ALİ
aldı gürledi, ÖMER aldı terledi, OSMAN aldı parladı, EBUBEKİR zorladı,
HASAN ile HÜSEYİN AŞK ile katıldı canı ile atıldı. Konuya her giren,
aslını her bulan; ALLAH RIZASI için görevini bilsin, kendini var edilmiş olmanın
mutluluğunda görsün. Desin ki: ‘Alacağım, aldığım kadar vereceğim.
Söz etseler, duracağım.” (p sorar: ‘Var edilmiş olmak, bedenlenmiş olmak
mıdır?)
Olumsuza soracağım: ‘Kendini dinledin mi? Dünyaya geldiğinin sebebini
buldun mu? Yiyip içmeye, giyip seçmeye değil; her zerrede
yaratılmışlığın sırrına ermektir, YARATAN’ı görmektir, bilgini
sermektir. Ne bilirsen, ne kadar görürsen; vermeye çalış, öylece yaşamaya
alış.

‘Kendi yolumu çizdim, her düğümü çözdüm, kolayda gerçeği
gördüm.’ demedik, aşı pişmeden yemedik. Cümlenize selam olsun, her
gölge bulut misali rahmet getirsin. BİR’den bine dolarsan, dört yönde gerçeği
sorarsan; yapıda yerini alırsın. Oyanın duyduğuna, sevenin doyduğuna
cümlemiz şahittir. Ağaca dal olalım, dalda yaprağı bulalım, meyve
erdi toplayalım; meyvesi olmazsa ağacın çevresini dolayalım, gölgesini
bekleyelim. Katı gelmesin sözler, taşa vurmasın dizler diye kumda olalım
dedik, gölden sözü deryaya bağladık. Kement attığı olayda kendinden kendine sorduğunu
bilenler, yapıda kendini bulanlara. Dağlar izin vermezse, suları sözün
almazsa, YUNUS sevgiliyi bulmazsa; ne geldi, neyi gördü, gördüğüne nerde
uydu? ALLAH’ıma emanet olunuz, her satırda gerçeği bulunuz, güzel ile
aldığınızı HACI BEKTAŞ’a sorunuz. Duvardan destek aldık, gönülden gelene uyduk, HAK
SÖZÜ’nü gerçek bildik; soruya gelenden, doyuma girenden, ‘Zahmet senden, himmet
YÜCE’den.’ dedik, yapıya yol soran ile beraber olduk.
(Akciğerdeki
bir hastalık için
alınan sohbet.)
Kuşlar söze girerse, kullar yola giderse, yolda sürü güderse; yalnızlık
sözü olmaz, niyazlar yerde kalmaz. MERYEM sözü alırsa, günde yola gelirse. ‘ Dayandığın YÜCE’dir, ettiğin
söz gecedir.’ Güçlüğü yeneceğiz, gerçeğe döneceğiz; AŞKI
ile yanacağız, yol deyip duracağız. Yol dilenir YÜCE’den, nasip
gelmez geceden. Atalım kayguları, katalım duyguları. Bir-bir
geldik söz diye, biz okuduk ÖZ diye. Kalmadık niyazdan, almadık ayazdan. DOST KAPISI
güldürür, kayguları kaldırır, güzel hali oldurur. Demde oluşanı, DOST diye buluşanı sorarsın, ‘LOKMAN?’ dersin ararsın.
Ağaca ipi gerdi, ipe çamaşır serdi; ak ile karayı sildi, kement
atılan olaya güldü. Gerçek ayağın altındadır, gerçek bilginin üstündedir,
gerçek kainatın içindedir, gerçek yaratılan her zerrededir. O zerreler ki;
senden alır, sana verir. onu, beni, seni birbirinde görür. Alacağı
vereceği, bir bardak sudadır. Kekik çayı içsin. Kenevir lapası sırtına
sürsün. Kapalı olanı açamazsın, dilediğin yere geçemezsin; öyle ise, gelecek olanı
seçemezsin. Donanmayı dileyen, dolanmaya niyet kurandır. Kement olan yerde,
beklenen vardır. Dağıtma. Almayı dilediğin, ‘Ölçü bulayım.’
dediğine, kendinden ekleme. Çevreye, gemiye gelecek diye bakarsın, gemiye
kandil yakarsın. Niyeti olan, kandil yanmasa da gelir; dileyen, dilediğini
karanlıkta da bulur. Açmayın. ‘Dert?’ diye, yola düşmeyin. Olacağa şaşmayın.
Kekik ile ıhlamuru kaynar suya koyun, bol-bol
içirin.
‘Koruk almam yemeye, karar vermem saymaya. Duman aldım yitirdim, sözü günde
bitirdim.’ diyenin gönlünde, eğilene yer açtığını
gördüm. Açılan her gönüle verileni, tüm ödüle selam diyerek geldik. Gelişten
yol soranı, geçmişten kandil soranı, ‘Gelişe uysun.’ dedik
selamladık. Kayyum dediler bize,
gülmeden girdik söze, el ele durduk düze. Yapıya ortak geldik, kapıda yolsuzu
gördük; dilerse sözü katar, dilerse koruk atar. Biz Güneş’e bakarız,
Güneş’te olanı bekleriz, yerden göğe bilgimizi katlarız. HAK ADI’na
halka eğildi isek; aradan çıkana, ne göz, ne söz gerekmez. Konuk gelene de
ki: ‘ÖZ’üm sözüm BİR’dedir, yolum bak ki zordadır. BİR’liğe
inananlardanım, gönlüme güvenenlerdenim, zorluğa HAK ADI’na çıkanlardanım.
Kaygum yok. Azdan çoktan yer soran. bilgisinde, yoldan geleni sorana. Doyumsuz gelene, uyumsuz kalana, LOKMAN söz ile geldi. Susuz
kalmasın, sayfaya nokta koymasın. ‘Sayfaya nokta koymak, nedir?’ denilir: Her
gün, bir evvelki sahife tekrarlanmasın. Gölgeyi dilerse de, Güneş’ten
ayrılmasın. Her öğünde, ‘Bunaldım.’ diyen ile sözleşmesin. DOST
KAPISI’na geldik, niyaza durduk, her satırı beraber okuyacağız; olayları,
altın iplik ile dokuyacağız. Kayguyu silelim, gerçeği görelim. Ona
diyelim ki: ‘Değirmen un beklerse, tezgahlar bez beklerse, aşımız tuz
beklerse; gönlümüz niyaz bekler, niyaz her konuyu birbirine ekler.’ ‘Çorabı
öreceğim, ayağıma giyeceğim.’ dese de; ipliği aramaz, örmeyi
bilemez. Elden tutalım, kayguyu atalım, belleğimize yolun güzelliğini
katalım. ALLAH’ıma emanet olunuz, sorguda kaygusuz kalınız, geçici olana asla
nokta koymayınız.
Kumda gölgeyi sildik, gölgede Güneş’i bildik, cümlenize selam dedik.
‘Ayağımda tozum yok, yürürsem de hızım yok.’ denirse de,
‘Niyette hudut yoktu.’ diyeceğiz, niyetimizi her ağaca yeşil
iplik ile bağlayacağız, kement atana ağlayacağız.
Diyeceğiz ki; ‘Kement atarsan, dalı tutarsan, güzel; ya çeker de kırarsan,
olmasın gazel?’ Çevreyi gördük, cümlenize
GÜL demeti verdik; yoldan geleni sardık, HAMZA’nın selamını gönülden verdik.
‘Kuşların uçuşuna, kulların geçişine selam olsun.’ dedik, her
zerre ile selamlaştık. Her tende DOST selamı görülür, her bilenle DOST sofrası kurulur. ‘Sahibiyim.’
dediğim bedenimde, söz gerçeği buldurur. Saydığım gönüller,
elbet bilirler. Dağda gezen sürüler, dilediklerini bulurlar. Gönül ile
tasdik ettiğimiz VARLIK, her zerremiz ile tesbih edilirse; tasdiki
geçerlidir. Kendini bağışladı isen, BAĞIŞLAYAN’a iman et.
Gönlünü kırdı isen, gönülden dostuna kırıldı isen; geçersiz olan her olay gibi,
silici ol. ‘Gönül kırılırsa tamir olmaz.’ denilmesin. Gönül öyle
yaratılmıştır ki; kırgınlığı sildiğin an beslenir, en güzel
çiçek ile süslenir. ALLAH’ım affedicidir. Sen de, halinde RESULÜ’ne uy. RESULÜ
ne dedi ise duy. Üç gün kırgın kaldı isen dostuna, oturma RESULÜ’nün postuna.
Serçeye göz attı isek, karıncadan ibret aldı isek, eş ile sözleşmede
kaldı isek; darlığa beraberce katılalım, bolluğa beraberce atılalım.
‘Uymaz.’ denildiği günde, ALLAH’ıma havale edelim. Kamer’de DOST yüzü gören, cümleye DOST sözü veren; gönlünü sevgi
ile doldursun, her gün halini HAKK’a yönelip bildirsin. Desin ki: ‘Ben
sen dedim oyalandım, resim dedim boyalandım, olaylara baktım kaygulandım, men
dil ile derdest oldum. YA RABB’im, beni
seni silmeme YARDIMCI’m olasın, güzelin
gerçeğini buldurasın. Gözümü, cümleye HAK diye baktırasın. Yerden göğe,
kaygumu silmeme YARDIMCI gönderesin.’ Öylece EMRİ’ne uymuş oluruz,
her zerremiz ile VARLIĞI’nı duymuş oluruz. (z
sorar: ‘Eş’ denilen şey, karı kocalık hali midir?) EYVALLAH. Önce DOST, sonra eş. Eş ile sırdaşlık
gerçeği vardır. Öyle ise, dostlukta posta talib isen, yerini DOST yanında alırsın.
Post, RESULÜ’nün Postu’dur. senin benim değil. ‘Dağılana, seyre mi gidelim?’ denilmesin, komşudan asla
geçilmesin. Dost düşman diye seçilmesin. Ayağınız gittiği yere
değil, gönlünüzün güttüğü yöne gidiniz. O yön, sizi RESULÜ’ne götürür,
sedayı aldığınız an, dayanmayı bildiğiniz gün; sizlerle olacak,
sizleri MERKEZ’de bulacak. ‘MERKEZ neresidir?’ denilir. MEYDAN, KABE diye
bilinir. (z sorar: ‘Seda; Sur mudur,
Sur’un üflenmesi midir DEDE’ciğim?) Yumuşak olmayı bilenlerin yeridir, MEYDAN. MAKAM denilirse, YEMEN
diye anılır. Alışılmış gelişe, buluşulmuş gidişe,
elden ele ulaşılmış, dilden dile söyleşilmiş. MEYDAN’a
gelenlerle, sedayı duyanlarla olacağız. EYVALLAH. (s
sorar: z’nin sorusunun yanıtı her halde?) EYVALLAH. ‘YA RABBİ.’ diyelim, her günün gecesinde niyaz edelim: ‘Benim ile cümleyi
BİR’le, gönlümde AŞKIN ile gürle. SEN ki, yarattığın ilesin. SEN
ki, ne olursam olayım affedicisin. Sığındığım GÜCÜ’nde,
cümleyi buluştur. Korkuyu verenleri, SEN korkudan uzak tut. Tut ki, sevgini
bilebilsinler, benim sevgimde SEN’i görsünler.’

Karar versem gelmeye, yerimi sizlere vermeye; ne gönlümü eylerdim, ne
sizlerle günümü peylerdim. HAK ADI’na geldim söze, selam olsun cümlenize. Gönül DOST’u, ERENLER’den; HAKK’ın postu, soranlardan
bilinir. Geldiğimiz seferde, bulduğumuz seherdedir;
DOST’luk selamı verdik, her güzel gönüllerdedir.

(Karaciğer büyümesi
ve iltihaplanması olduğu sanılan beş veya altı aylık bir çocuğun
şifası için alınmıştır) Kuma ayak bastı isek, yumuşak yolu seçti isek; gerçeği göreceğiz,
olaya güzel diye bakacağız, kandili DOST KAPISI’nda yakacağız, her
dileyenin eline su dökeceğiz. Yaprak oldu, güzel ile doldu, söylendiği yerde kaldı. Her olaya
alıştık, LOKMAN ile buluştuk. Sözü söze bağlayalım. Merdivenden
çıkacağız, duvarı ördük, pencereden bakacağız; denileni LOKMAN ile
aradık, ne dediler ise güleceğiz. (Doktorlar
çocuğun hastalığının lösemi olduğunun sanıldığını ve kesin
teşhis için konsültasyona müteakip cerrahi müdahale yapılması gerektiğini söylemişlerdir.)
Sorumsuz olanın, yorumuna gönül koymayalım. Denilenden kaygu etmeyiniz. Üzüm suyu içirsinler, her gün bir kaşık. (Çorba
kaşığı mı?) Evet. Bir su bardağı olasıya kadar. (Bir
su bardağının 41 çorba kaşığı
üzüm suyu aldığı görülmüş ve yavruya 41 gün bir çorba kaşığı
üzüm suyu içirilmiştir.) Meyan balı yalatınız; umulan
değil, kaygudan uzak kalınız. MEYDAN cümle ile güzeldir, niyaza gelişte ALLAH’ımın İZNİ vardır.
(Bu tebliğ alınmadan bir müddet evvel, bir CAN rüyasında ‘Yavruya niyaz ediniz.’ KELAMI’nı duymuştur.)
Gördükçe oku, dumanını silsin, -(Ne okuyalım?)
SALAVAT-, sevgisinde daim kalsın.
Kendine de SALAVAT oku, suya üfle iç. Yapıyı sizler ile biliriz, her birinize ayrı-ayrı güleriz.

Kapanmayan kapıdayız, selam veren yapıdayız. Duymayı denedik, görenden yorumu
aldık, cümlenize selam olsun dedik. Gelmeyi denediğin günde, durmaktan söz etme. Saymayı bildiğin günde;
sır olandan değil serde kalandan nasib beklersin, bildiğine
aldığını eklersin. ‘Gölde balık avlayım, bileni bilmeyeni tavlayım.’
dersen, görgüde kolaya yönelirsin. ‘Olacak?. Olmayacak?.’ dersin, bunalırsın.
Azdan gelişeni olduğu yerde topla, geçici diye katla, dağılandan
değil asla. KORUYAN ALLAH’ım, yerden gökten alanı bilir, yapıya uyan ile
uyduranı bulur. Yerinde yuvasında, gönlünün havasında kalsın.
Gönlünün yeri, yuvasıdır. Konuya yer veren, katıdan kendini
sıyırandır. Olumuna eklenen fazlayı atacak, gönlünde güzeli tutacak. Daha önce
verdik; oyalı mendil gibi sevenlerle kalacak, DOST dediği her kapı
açılacak, gölgesiz geçilecek. Sayacağın her
varlık, sana hizmettedir. Olumsuzluk kapını çalmaz, olay yaza kalmaz. Çevreyi
yoluna bağlarsan, çehrede güleni görürsün. Ördüğün yumağa düğüm
atma, elden verdiğini ayaktan tutma, ayak da geçicidir. YEMEN’den gelen
selama, yumuşak yolda olanın selamını kattık. .Yoldan gelen. Dostluk
yolunu onun ile açtık, YEMEN’den yol sorana, ‘Nasib.’ dedik, geçtik. Her öğün
niyaz edesin, elinde olanı niyaz ile tutasın. AYET EL KÜRSİ. Umduğundan
güzeldir, değişende
göreceksin, kumda adım-adım gideceksin; yaprağa gülecek,
GÜL’e selam vereceksin. ‘ALLAH’ım, her dileyene nasib etsin.’ diye niyazına
ekleyeceksin, güldüğün günde geçeni anacaksın, ağladığına
yanacaksın, gölgeyi silip döneceksin. Unutma, dağılan toplanacak. Yorumda
geçen, dünya hali diye seçen. Giden gelir dağılan yeniden toplanır, kaygu
edilmesin. Niyazınız, TEVHİT olsun. YETMİŞBİN. ALLAH’ım cümlenizden
RAZI olsun, kayıtta geçen her olay güzeli buldursun. Geçen değil,
seçilendensiniz. Yapıya yer veren her kulu, kapıda kendini bulur. Gölgeyi
silelim, her güzel yerindedir bilelim. Yuvaya geldik selam verdik gördük,
‘Yuvanın sahibi altıncı görevlidir.’ dedik. ALLAH’ıma emanet olunuz, görevde
olanı kutlayınız.

Kurduğumuz sofrada cümlenize selam geldi, her dilenen gönülde kaldı. Oyalı
yemeniye isim verdik, ÖZ’ünde güzeli gördük. Ne orda kaldık, ne yolda durduk, ‘YAR.’
diyeni niyaz ile sardık. Gönülden gönüle köprü kurulur, dilekten dileğe
her yoldan öteye kelepçe vurulur, her niyazda ALLAH’ımın İZNİ
görülür. ‘Gel.’
dedik bilene, bildiğini dürene, DOST SOFRASI kurana. ‘Gel.’
dedik, RESULÜ’nün haline uyana. ‘Gel.’ dedik, her
adımızı anana. Gölge bizden gelmez, bizden diyen soramaz. Çağrıya her kulak
veren, denileni duyamaz. Dayandık, candan geldik, CANAN dedik, güzeli gördük;
bilginizi serdik, doğruya el verene yumuşak yol gösterdik. ALLAH’ımdan diledik, TEVHİD
dedik özledik, sizler ile gözledik. Her kapıya, bir kapıcı gerekmez. Her kapıyı, gönüller oluşturur, gerçeği öyle birleştirir;
‘Doğuşa gelişten maksat odur. Her gönül, aynı çağrıya uyar, aynı çağrıyı duyar
Kuşlarla yarışamam, bilse bilmese karışamam; yolumu O’ndan
aldım, düzende çatışamam. Cümlenize selam olsun, konuya ALLAH’ımın ADI ile
girilsin. Kayalar yol verecek, seven kulu görecek, arayan iz sürecek. Geldik yumuşak
yoldan, dedik bilişen kuldan. Koyun kuzu meleşse, her kulu HAK YOLU’nda
sözleşse; elbet güzele güler. DOST KAPISI’na vardık, gönül dostlarına
sorduk, KAYGUSUZ’dan selam aldık, dönüşe karar verdik. (z.
sorar: ‘Konu’ KUR’AN’ın yorumu mudur DEDE’ciğim?) KUR’AN; RESULÜ ile
verilir, sözü ile varılır, çevresinde değil ÖZ’ünde sarılır. DOST
KAPISI’nda cümlemiz; umuttan aldığımız, kulluğunu bellediğimiz
görülür. ÖZ’ümüzde KUR’AN vardır, sözümüzde olacak. Söz ile gelenin, sayfada görülenin verildiği, elbet
KUR’AN’dan derildiği bilinir. Olay; geçici değil, eğiticidir; eğlence
değil, öğütücüdür. ‘Yapıya gereken her malzeme KUR’AN’da vardır.’ denilir. KUR’AN sende, sen de KUR’AN’dasın. Yolumuz; YUNUS misali okumak, yolu misali dokumaktır. Sevgimizi birlemek, ‘DOST. DOST.’ diye gürlemek. Dağları yürürsek, yollara gülersek, azda
çokta ağlarsak; bilgimizi eğitmiş oluruz. (z sorar: ‘Mana ile
KUR’AN’ı bağdaştırmakta zorluk çekiyoruz. Yardımcı olur musunuz?’) Korunmayı dileyen her kulu; KUR’AN’dan söz bekler, suyun
akışına bakar, iz bekler. KUR’AN’ı okumak değil yaşamaktır
önemli olan. Gelişimiz, yaşamayı
öğütlemektir. YUNUS, döndü dolandı. Yol mu uzundu, bilgi mi kısaydı? Öğüt
üzere döndü, men dilden uzak kaldı. Öylece, ÖZ’ünde olanı buldu. Aslına dön de
gör. ‘Okusan değil, dokusan yeridir.’ dedik, daha önce verdik. (p iki
soru sorar: 1- ‘SALAT-ÜL EYKE’den murad nedir? 2- Yılan ısırması, neye
panzehirdir?) SALAVAT’tan maksat;
dayanmayı bilmek, dayanana uymaktır. Her olay, günü geldikte gerçeğini
buldurur. Az verirsen güldürür, çok verirsen öldürür. Çektiğimiz
tespihte, BİRLİĞİ’ne uydurur.

Kuşlar uçuyor ise, sürüler geçiyor ise, kul gelip göçüyor ise; YARATAN’ın
GÜCÜ’ndendir. Yapıya yük vermedik, kapıda HAK sormadık, niyazdan geri kalmadık.
Cümlenize selam olsun, sofranızda HOCA NASİRRİDDİN nasib alsın. Her adıma göz verir, her yaprağa söz verir; bilse bilmese,
her kulu yaprağı okur. Yapraklar güzeldir, okunan gazeldir. Gazel; ölüm değildir,
her kulun geçen günüdür. Korkuyu her günümde sildim, sevgim ile her zerreyi böldüm, geçen
günü gazel diye andım, ‘ALLAH’ım.’ dedim AŞKI ile yandım. Sevgim her var
olana geçer oldu, DOST KAPISI’nda
her kulunu tutar oldu. Geldi-geldi güzü buldu,
sizler ile DOST’u gördü. Semer almadan bildik, konuyu gönülden bulduk, her
olaya HAK ADI’na güldük. ALLAH’ım cümleniz ile her alanı güldürsün, cümlenizin
dumanını sildirsin. (Semer nedir?) Semer: yük için yardımcıdır. ‘Bildim
buldum, gün-gün okudum, BİLGE
oldum.’ diyene, ‘Okuyan BİLGE oldu
mu?’ derse; seyirden uzak kalır, kendi kendine evhamı bulur. Bilen;
dayandığı gücün sonsuzluğunu idrak edendir. ‘Bilirim.’ diyen; kalıpta kalandır. ALLAH’ım kalıpta bırakmasın,
‘Dardayım.’ deyip kuluna yük atmasın. Kapalı sandık sahibinindir, açılmaz; kapalı kapı yapındır,
aşılmaz; kapalı gönül kulunundur, şaşılmaz. Yol cümlenindir, ‘ALLAH. ALLAH.’
diyenindir. Kapısını örtenden, gönlünü dürtenden, yol dilenmez. Kement attığımız her olayda; ‘ALLAH.’ diyen, gerçeği
soranı buluruz. Gerçek; kalıpta değil, kainattadır. Her adım atan, yolu
tutandır. Kaygusuz katıldığımız için, ALLAH’ıma şükredelim. Sakiyi bulduk, şakiyi sildik, her hal üzere RESULÜ’ne uyduk,
gönlümüzü duyduk, yeryüzü dedik seyre daldık, ‘Güzel, güzel, daha güzel.’ diye
sergimize koyduk. Her gelen alır, güleni bulur, ne güzel olur. ALLAH’ım,
cümlenizi kalıptan çıkarsın. ALLAH’ıma emanet olunuz. Her günün olayı, gelen günlerin dolayıdır.
|