Rabia

7 haziran
“KIRAN okuduk, DOST halinizi her var olan ile dokuduk; seherden aldığınıza, var edilmişliğin kutluluğu ile gönülden yol dileyene katıldık.” dedi, RABİA sözü aldı: “Yollar izini verir, her satır sözümü verir; bilen bilmeyen görür, umutsuz olan umutsuzluğunu siler. Gölge, RABB’imin VARLIĞI’ndan gelmez; demde kaygu vereni bilmezse kul, silmez. Bilenden olalım, umutsuz asla kalmayalım. Sonsuza nokta koymak, bilgenin değil, kuyuya ses verenindir. Dağa yolum düşerse, yolu yok diye çıkamaz mıyım? Tepesine çıkıp, geldiğim yere bakamaz mıyım? Ne günün yorumu, ne kulun sorunu, sahifede olanı asla değiştiremez.” dedi, RABİA selamladı.

14
“Gökte yıldızları saydım, güzele bütün varlığım ile doydum, kayan her yıldıza sordum; ‘Gidene mi, gelene mi selamdasın?’ Dediler ki; ‘Var olandan kelamdayız.’ Güzele her kulu taliptir, unutulmasın çirkin denilen sadece kalıptır. Korkuya düşmeden geldim, her var olana sordum; ‘Geldiğine pişman mısın?’ ‘Asla.’ dediler, TEVHİD ile eğildiler. Başımı yere koydum da, ‘YA RAB.’ dedim, ‘Benden SEN’i ayırma. SEN ki YARATAN’sın, yolumu bilincim ile aratansın.’ ‘Yumağını sar.’ dediler de, bana her adımda beklemeyi öğrettiler, RABİA adına gölgeleri sildiler, her yaprağı dileyene böldüler.” dedi, RABİA cümlenizi selamladı.

18
RABİA ile söyleştik, yorumda gelişene güzel dedik paylaştık. “SALAVAT okusun, selamet dokusun. RABB’im düzeni bilir, bilene güzeli gösterir, açılacak kapıda seveni sevineni buluşturur.” dedi, RABİA selamladı

21
“Dayanmayı bileceğiz, DOST diyene güleceğiz, post vereni soracağız.” dedi, RABİA sözü aldı: “ ‘Yorgun geldim düzene, sebep sordum YAZAN’a.’ dersin, her sefere ‘Olumsuzu sileceğim.’ diye niyet edersin. Olumsuz görmeden kal, deryaya geldiğini bil. YAZAN’ın yazdığında elbet sebepler mevcuttur, yapında her olay geçittir. Nefesine güven, sevgin ile dayan, Dostluğuna doyan seni bilir, sende olanı görür. Yapında gerçeğe ayna olacak günde, asla dumanı önüne katma.” dedi, RABİA selamladı.

5 temmuz
“Bin öğüt aldık geldik, sohbeti gördük sevdik; günden güne ekledik, niyazları bekledik.” dedi, RABİA seyri cümle ile paylaştı. “Fener yandı, direk gerek; gönül doldu, siret gerek; her var olana, suret gerek.” RABİA selamladı. Cümleye. 

15 temmuz
“ ‘Kanat takıp uçalım, her güzelde gönlümüzü seçelim.’ denilir. Gönül, güzelliğin bekçisidir.” dedi, RABİA sözü aldı: “Kuşak beldedir, dilenen haldedir, beklenen yoldadır. Düzensiz gelmez, kayguda kalmaz. Kendinden gelene kulak verdin mi, kendinde olanı sergiye koydun mu. ‘Aldım…’ dediğin her konuya doydun mu? Öyle ise, HAMZA DOST’tan dilenen söz yerini bulur. Geyik aldık yolumuza, selam verdik sağımıza solumuza, SARI ANA ile girdik yuvamıza.”

2 ağustos
“Her adımda durdum, her nefesi saydım, her konuyu zembilime koydum. Gelene gidene sordum; ‘Adın ile mi geldin? Kahır ile mi kaldın?’ Dediler ki; ‘O’nun vergisine katıldık, dünya dedik atıldık. Bildik sevildik, bilmedik satıldık. Döne-döne, yana-yana gerçeği bulduk, öylece kahrı sildik, gelişin mutluluğuna güldük.’ Seni beni sayarsan, ham bilgiyi soyarsan, çirkini bir yana koyarsan; RABİA misali yolu yürürsün, her telini saçının başında toplarsın. Doğuştan aldığım ile kendimi bulduğum, saçım topladığımdır. Menekşe, yaratılmışlığın mutluluğuna, tevazuun haklılığına örnektir; güzelliğini ne yaprak örter, ne toprak dürter, ne de kantar tartar.” dedi, RABİA selamladı.

12
“Ocağa aşı koydum, yastığa başı koydum; nefesimi saydım, nefsimi soydum, akan ırmakta çamaşır yuğdum.” dedi, RABİA sözü aldı: “Dar yollar geniş oldu, Güller açtı gözüm seçti, ÖZ’üm ile Dostluğa geçti. Ne tozumuz kaldı, ne yozumuz… DOST  geldi de elimizi tuttu, aldığıma verdiğime nasibini kattı.” dedi, RABİA selamladı.

28
“Akan suya eğildim, göreyim yüzümü diye. Dağdan dağa ses verdim, duyayım sözümü diye. Ayağıma güç geldi, dilenene varayım diye. Doğruya niyet kurdum, uzadı yalvarayım diye… Seni beni yar ettik, gönülleri kor ettik, kaygu veren her olayı, yüce dağda kar ettik; akıp gelecek güneşi gördüğünde, takıp gelecek çiçeği, görgüsüne vardıracak… Güzele talip isek, ne zor yorar, ne güneş kavrar. MERYEM ile yol alan, niyetini günde kurar; olsun olmasın demeden karara uyar.” dedi, MERYEM selamladı. (Soru: MERYEM’e uyan kimdir?) MERYEM, kendinden kendine uyar, kendinde olanı duyar, niyetini RABB’i adına soyar; komşu ile kendini aynı teraziye koyar. “Baktığım yollar, YUNUS misali beni saracak kollar. Nay ile aldık sözü, binbir günde çaldık sazı. Başımız halka dik, HALİK’e eğik kaldı; dileyen her kulu ile yorumsuz deryaya daldı. Çöl geçirmez diye asla şüpheye düşmedik, RABİA ile gelene şaşmadık. Uzun ipi bağladık, düğüm gelse birbirine ekledik, MERYEM ile bekledik. Dört kapı YUNUS’a açık ise, dört yapı MERYEM ile tamamlanır. Her adımda bir-bir geldik, doyumsuz kalana suyunu verdik.” dedi, MERYEM ile RABİA selamladı. (Soru: Dört yapı, DÖRT DİN midir, DÖRT KİTAP mı?) Dört kapı, yapının birliğine, dört yapı, niyetin gürlüğüne… Her yolun getirdiği bilinir, bir yolda bitirdiği görülür. Nerden aldığına değil, kime vardığına bilgisi olsun diye verilir.

2 kasım
“Bağ ile bağcıyı ayıramazsın, yemeyi bilmeyeni doyuramazsın; HAK ne verdi ise uyarsan, ayıranı kayıramazsın.” dedi, RABİA selam ile söze geldi: “Sözden ÖZ’den varacağız, uymayanda duracağız, gelmez ise soracağız; ‘Bilenden mi uydun, bilmeyenden mi duydun? Sarı elmayı soydun, meyveyi elinde saydın… Dalına güvendin mi, köküne inandın mı, bütün ile gönendin mi?’ YAR yolumu açacak, YAR gönlüme geçecek, YAR’i kulu seçecek.” dedi, RABİA selamladı.

8
“Akan su ile oluşan, deryada buluşan, bağlı atı çözelim, güzel satırı çizelim, her satırda güzeli görelim. Kavak ağacı diksem, köküne suyu döksem; ağaca mı, kendime mi hizmetteyim? Elbet hem ağaca, hem kendime, hem cümleye…” dedi, RABİA HATUN sözü aldı: “Bir-bir ektim fidanı saymayı denemeden, doğduğum günü bildim kimseyi sınamadan. Yoğurt yedik, sevdik dedik; cümlede gayreti gördük, hayretten yakayı sıyırdık, kapalı kapıda durduk. Seven sevilen orda, uymayan kalır zorda; gümüş tabak dilersen, günü gelir olur hurda. Altın tabak dileyelim, elden ele gezdirelim, gülmeyi gönülden bilelim, doğruya kemer giyelim.” dedi, RABİA selamladı.

12
“Dağ yolunda yürüdüm, çalılardan eteğimi çevirdim, yük vereni devirdim, çekirdeğini kavurdum; gayreti elde, hayreti dilde buldum; sağda solda niyaza erdim.” dedi, RABİA HATUN sözü aldı: “BİNBİR TEVHİT ile günümü okudum, SALAVAT ile ömrümü dokudum, sevgili dedim HAK ADI’na şakıdım, ben bir TÖVBE’yi binbir günde bitirdim. Güzel bahtım güzelsin, dünyada sen gazelsin. Güzel tahtım güzelsin, HAK dediysen özelsin.” dedi, RABİA HATUN selamladı

25
“RAHMET SEN’den ALLAH’ım, hizmetimi bileyim, gittiğim her konutta aradığımı bulayım.” dedi, RABİA sözü aldı: “Siniye koydum hamur, dedim tarlada çamur. Ekini ektim bulacağım, hizmetine her taneye bir çuval alacağım. Günlerim uzun oldu, geceme ışık doldu, gayretime dileyen geldi, fistanım dar idi genişledi. Eğilmeden gülene. ‘Çuvalı dökeyim, yeniden doldurayım.’ dersin, doğmuş olan her yavruya gülersin. ALLAH’ım RAZI olsun, RABİA ile gelen, MERYEM’den söz alan, gönlünce bulsun.” dedi, MERYEM sözü RABİA’dan aldı: “Duymayı dilediğin, doyan ile elediğin, emekten beklediğin, çuvalın dolusudur; ‘Dökeyim.’ dediğin, kendinden kendine emeğine eklediğindir. Hizmetim gür. RAHMET’ine yöneldim, her zahmette himmetinden şüphemi sildim.” dedi, MERYEM selamladı. 

3
“ ‘Adım-adım gidersem, varamaz mıyım?’ denilmesin, her adımda arkaya dönülmesin. Gerçek bilgide her adım bir sonraya götürür, geçeni bitirir.” dedi, RABİA sözü aldı: “Bıkmadım akan suyun sesinden, bıkmadım yaprakların süsünden; ne yazından ne kışından, ne kurdundan ne kuşundan, ne toprağından ne taşından… Güz geldi ise, göz gördü ise, ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyelim, her lokmamızı tatlı yiyelim, her sözümüzü tatlı diyelim; RAHMAN olan ADI’na bin bir niyaz ile sığınalım; dağların karı inse, RAHİM olan ALLAH’ımdan, verdiği ile kalmayı dileyelim.” dedi, RABİA selamladı. 

26
“Tepsi aldım sofraya, ‘Gelsin yesin, lokmama ortak olsun.’ dedim de her lokmamı paylaştım; senin benim sözüme, gönülden gelen sevgi ile dertleştim.” dedi, RABİA sözü aldı: “Sayfaları her açtığında, satırlara hep baktığında, KİTABI’nın verdiğini gönlüne her kattığında, ‘SEN’in ile olurum.’ dediğin her gününde; güzelleri paylaşırız, gölgeleri sevgi ile uzaklaştırırız, açan güllerin rengine, soylu olan ahengine DOST ADI’na yaklaşırız. Adıma uymayanı, sil at gönlünden. (   ) EYVALLAH. Dumandan uzak kal ki; aldığın güzelin rengini göresin, bulduğun gerçeğin zevkini seresin, günün yorumuna kaygusuz giresin. Gün öyle güzel ki, geceyi silecek; gün öyle güzel ki, gecede en büyük yıldızı gösterecek, uymayan olumsuz sesi susturacak.” dedi, RABİA selamladı. 

14
“Dokudum tezgahta bezi, sakındım gelmesin diye tozu, aşıma gerektiği kadar koydum tuzu.” dedi, RABİA söze geldi: “Ayağım taş ile incindi, dermanım DOST ile beslendi. Aşımı pişirdim, suyumu sofraya getirdim, sevgin ile RABB’im dileyene kotardım. Aşımdan kim yediyse, yolundan kim geldiyse; varlığına söz almaz, kayguya sofra kurmaz.” dedi, RABİA selamladı. Demde soframızda olan (Resim verildi: RABİA HATUN) RABİA sözüne geldi, dileyene resmini verdi. Çevrede; okuduğu AYETEL KÜRSİ onu koruyan… (Resmin izahı) 

15
“Çağırdım gelsin diye her birini günümde, ‘Sofranı kur, sohbete gir, geliriz.’ dediler. Hamur aldım yoğurdum, yünü  aldım eğirdim, aşımı sofraya koydum, kilimi yere serdim, ‘Dostlar gelsin sohbeti kursun.’ ; ‘EYVALLAH.’ dediler, RABİA’nın sofrasına cümlesi katıldılar, sağdan soldan selama durdular, sevgide bütüne vardılar. Sohbet sofrası öyle kurulur, kin nefret kaygısızlık anında silinir.” dedi, RABİA cümlenizi selamladı.

11
“İğne iplik aldın mı, yola haber saldın mı?” dedi, RABİA söze geldi: “Eteğin yere değmesin toz olur, yola kaygu koymasın söz gelir. Her kulunun sevgisine, gönül karar verir. Geldiğim gittiğim yollar açık, DOST KAPISI’nda durdum, verdiği ışık. Sevgiliye bağlandım, doymayı denedim, günü güne ekledim.” dedi, RABİA selamladı.

19
“Olacağı geleceği, yazdığını dilet bize;  gönlümüzde, sevgi dolu muhabbetini ilet bize; SIRRIN’ı çözemeyiz, akıl mantık ver bize. Darlığına gürlüğüne iman ettik; yolumuzda, GÜL’ümüzde, görgümüzde aşırıdan koru bizi.” dedi, RABİA sözü aldı: “Sevginizin ölçüsü dilimizde değil, gönlümüzdedir; doğru eğri aldığımız verdiğimiz bilgimizdedir; gerçekte, her var edilen yerli yerindedir. Dostluğa niyet kurdu isek, selam verir, selamet dileriz; canımızı malımızı kanımızı, Dosta açık tutarız; destek gelsin diye, RABB’imden himmet öylece bekleriz.” dedi, RABİA selamladı.

23-2
“Her ağaca bir mendil bağlasam, gece boyu beklesem, gördüğümü gönlümde saklasam, halimden okurlar.” dedi, RABİA sözü aldı: “Uzun yolda yürüdüm, dost elinde öğrendim, her lokmamda ‘Şükür RABB’ime.’ dedim, çünkü ne yediğimi bildim. Yük olmadan yoluna, güzel dedim haline, bir gül verdim eline; sevgine ölçü olsun, güzellik sende kalsın diye. Yerden göğe bildiğime, HAK YOLU’na geldiğine şahit olduk, selam verdik, beklenen yerde durduk. Eylemde gerçeği görüyorsan, başarılı olursun, aynı yolda ömrünce yürürsün.” dedi, RABİA selamladı. 

25-1
“BİR’liğine selam olsun, cümle ile her kulu bulsun.” dedi, RABİA bağımsız gönlünü her kulu ile paylaştı. Dedi ki: “Yaz ile, toz ile, kainatı sardık haz ile; soğuk geçti, Güneşi bulduk yaz ile. Geçer her olayın zoru, seçer kulu ocağı için dalı kuru.” dedi, RABİA cümlenizi selamladı. 

25-2
“Somun aldık yiyelim, ‘Şükür verdiğine…’ diyelim. Altın güğüm dost elinde, suyumuz akar selinde.” dedi, RABİA sözü aldı: “Soylu gelsin sözün alsın, dost elinden izin olsun, tas ile gelene gülü versin, YEMEN’den gelen söze ‘HAK’tan.’ desin, gönlüne huzur katsın. Yuvanın sahibine. Eşine. Yediği her lokmada soydan geleni bilir, değirmene akan suyu görür. Selam olsun, yerden aldığını, sevgi ile bulduğuna saysın.” dedi, RABİA selamladı. 

7
“Yapraklar çiçeklerle, topraklar böceklerle söyleşirler, dallarda oluşan her yuvada kuşlar ötüşürler. ‘Dost.’ diyelim her birine, dost olalım dünya gününe. Yerden göğe katılalım, akan suya atılalım.” dedi, RABİA sözü aldı: “İğne iplik alacağım, yama nerde bulacağım; dizim yerde, açık olanı örteceğim; değirmende bekleyen her kuluna, aldığı buğdayı sersin diye söyleyeceğim. Demde DOST KAPISI’nda, DOST YAPISI’nda, dost gönüller ileyiz. ALLAH’ım RAZI olsun, her gönülde niyazın gürlüğü kayguyu silsin.” dedi, RABİA selamladı. 

9
“RABİA ile gelen her sözün külfeti alana, himmeti bilenedir. Zahmetini yüklendik, RAHMET’i ile paklandık, DOST olmayandan saklandık.” dedi, RABİA selamladı. 

10
“YEMEN’den gelen selamda RABİA’nın sesi var, seyre meyyal değilim, doğruya gönlüm yatar; bugün uyanmasa da, yarın gerçeğe adım atar.” “Her adımda, DOST, elini tutacak; ay, gün-gün ömrünü aydınlatacak. Kement yerde kalmasın, yorumda bulut arkasında kalmasın; kayguyu, beline görev deyip sarmasın; yağız ata yük verip, yola diye dizgin vurmasın. Her güne gereğini RABB’im getirir, kayguyu tez elden bitirir.” dedi, RABİA nefes ile getirdiğini, nefes ile götürür. 

15 mayıs
“Var ettiğin her yaprakta ben ADI’nı okurum, ‘Güzel olan.’ derim de, çiçekleri rengi ile dokurum. Serdiğim halıda, ‘Yaprak yaprak açılana gel de bak.’ dediler, sahibi adına çağırdılar.” dedi, RABİA sözü aldı: “Büktüğüm ipte döktüğüm su görülür, GÜL’den sümbülden adım sorulur. Bilenin bildiği kadar emeği vardır, bağlanmayan düğüm ele alınırsa zordur. ‘Attığımız adımda RABİA’ya selam olsun.’ diyelim, her öğünde taze üzümü yiyelim. Adını gülden alan, gülün renginde kendini bulan; soğuktan uzak dursun, sıcak ile kendini bulsun.” dedi, RABİA selamladı.

 

17
(Doğu ve batının anlamını açarlar mı?)
“Ak koyun gözü kara, dumansız geldi dilediği diyara. ‘Kendin mi geldin?’ dedik, ‘YAZAN getirdi.’” dedi, RABİA sözü aldı: “ ‘Koyundan söz gelir mi, gelen giden alır mı?’ derlerse, de ki; ‘Her yaratılmışın dili vardır. Bilen ile söyleşir, yerden göğe her varolan ‘BİR’lik.’ diye bekleşir.’ BİR’liği kurmak, senin benim görevim. dost ararsan, hem doğuya, hem batıya; post ararsan, gitme sakın katıya; derlerse ‘Çatmayasın kötüye.’, bilesin ki her anında, her yönünde, RABB’im kulunun yanında.” 

6
“Sürü ile ata çoban olduğum, her tanede bilgisini bulduğum gerçektir. Dağlardan selam aldım, yollardan her geçene sordum. Dediler ki; ‘Bastığın yerde akacak suya selam verirsin, nasibini öylece görürsün.’ Uyanmayı dilesem, uyum vermezdim.” dedi, RABİA sözü aldı: “Başımı bağlasam, sergiyi silemem; ayağımı bağlasam, vergiyi bölemem; sağlığıma niyaz etsem, çokluğa geçemem. Her anımda, her yanımda cümleyi gördüm, RABB’imin sevgisini dostlarım ile ördüm.” dedi, RABİA selamladı.

12
RABİA SULTAN; ‘Elde mendil, duvarda kandil; yokuştan güç bekleyene omuz veririz, destek olur gönlünü alırız.’ dedi. 

3 ekim
“Sürüye katıldım bir lokma somun için, DOST YOLU’na atıldım daim sohbetin için.” dedi, GANİ’den selam getiren RABİA sözü aldı: “On parmak hünerlidir, birbiri ile yarıştı. Gönülden gönüle aktardığı barışta; düzenini kurduysan, deme ‘Buldum yarışta…’ Yerden göğe her var edilen, aldığı ile verdiğini bilecektir, gelişte kendini dilediği yerde bulacaktır.” dedi, RABİA selamladı.

17
“Her rengin verdiğinden damla-damla alırsınız, dumanları öylece silersiniz.” dedi, SARI ANA, RABİA SULTAN ile geldi, söyleşe-söyleşe DOST KAPISI’nı buldu: “SARI ANA RABİA’ya sordu: ‘Ayağında başında, ağrı var mı dişinde? RABİA dedi ki: ‘Ağrıyı verene, ‘Doğruyu öğret.’ dedim, niyaza durdum. Derdi deva oldu gönlüme, her gelen selamını aldı.’ RABİA, SARI ANA’ya sordu: ‘Sırtından ağrıyana, belinden bekleyene   derdimi dedim; elden geleni ne ile sardın?’ DOST ile DOST’luğu kurdum, başımın dişimin ağrısına anason kaynattım içtim; sırtıma belime, lahana lapası sardım (ılık olarak); ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim de, verdiğine şükrettim.” dediler, selam ettiler, selamet dilediler. 

25
“Yemeniyi bağladım, ‘Gel Dost.’ dedim ağladım; ‘Kim gelir?’ dedim, bekledim. Serçeler cama geldi, kumrular dama geldi, böcekler dala kondu. ‘RABB’im.’ dedim niyaz ettim, her Dostu öyle buldum. Kuşlar, Dost ehli imiş… RABİA konuşa-konuşa yalnızlığını sildi, her yaratılan ile Dostluğunu kurdu. ‘O zaman, yalnız olmam, gerçeği bilgimden silmem.” dedi, cümlenizi selamladı.

31
“Çanak çömlek topladım, çamaşırı katladım; gönül SEN’den SANA’dır, HAK ADI’nı güzelden güzele topladım; bakmaya kıyamadım, taşa toprağa koyamadım, kulu oldum, var ettiğine doyamadım; RABB’im SANA sığındım, gölgede duramadım.” dedi, RABİA selamladı. 

30
“Çevrenin ucu telli, gönlünde olan belli; dostlar güzele geldik, her biri MERYEM halli.” dedi, RABİA sözü aldı: “Tad aldım, mercan gördüm, dört duvara kilim ördüm, örtüyü sırtıma serdim. Kar da gelse, buz da olsa, üşüyenden değilim. Seyrettiğim her olayda, el koyduğum zor dolayda; bilgim ile, sevgim ile, elden ele DOST’um ile kayguyu sildim.” dedi, RABİA selamladı. 

19
RABİA der ki: “Aldığın her yamada DOST’unun SEVGİSİ görülür, dağılan saçın DOST ELİ’nde muhabbet ile örülür.”
 

26
“Dar sokak bize gelmez, dar bilgi söze girmez, verdiğimiz GÜL elde asla solmaz.” dedi, RABİA sözü aldı: “LALELİ’ye uğradık, elde elma doğradık, bal ile kardık, başı ağrıyana yesin dedik. Dar alan genişler, yapraklarda çözülen vardır. LALELİ’ye dedim ki; ‘Oturduğun han senin mi? Yıkandığın külhan, soyun mu? Doğruyu bildiğin, suyun mu?’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedi, oturduğu handa kendini sultan bildiğini, yıkandığı külhanda sultanlığını sıyırdığını, suyunu içtiğinde HAK KELAMI buyurduğunu söyledi. ‘YA RAB.’ dedim, bir fistana sarındım, bir destanla arındım, HAK ADI ile korundum. SENDEN SANA şükürler olsun, SENİ bilen kulları soframıza gelsin.” dedi, RABİA selamladı

28
“ ‘Karalar bağlamadan, kuyuya gelmeyi huy edindim, DOST ADI’nı kendime soy edindim.’ diyenin selamını getirdik. Kayalara selam verdiysek, bulutlara güldüğümüzdendir. Kayguyu silelim, bulutların RAHMET getireceğini bilelim, soylu adına selam verelim.” dedi, RABİA sözü aldı: “ERENLER’den söyleştik, verenlerle paylaştık. Soframız açık geldi, gönlümüz açık kaldı. Ne ondan, ne de bundan asla kaygu almayalım; nefesi yetti ise, tuzuna tuz katmayalım. Attığımız her adım gölgemizi silecek, RABB’im ne verdi ise seven kulu görecek. Bilenden olduğuna, bilende bulduğuna, her yaprağı şahit oldu; çiçekleri sevdiyse, toprağına hep geldi. Yapraklarla söyleştiği, çiçeklerle paylaştığı bilinir, yeniden eskiden adına hep gelir; bahçemin yerine dediği, yumuşak toprağı bildiği görülür.” dedi, RABİA selamladı. 

2 ocak
“Sevmeyi huy edindik, gölgesiz günde söylemeyi soydan gördük. Ağacın düzeninde, kaderin yazanında; DOST’luğu bekledik, dağılanı topladık, dar gelene ekledik, SAHİP’siz olmayan kainatta bilgimizi RABB’im için sakladık.” dedi, RABİA; “Geçenden seçenden, dört kapıda selameti görenden, nasibini öylece örenden ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, selamladı. 

12
“YESEVİ’yi bekledik, yakaya GÜL’ü sakladık. Geldi aldı, sevgi ile bağladı. Yaralı kuşa kement atılmaz, dalda ise el ile tutulmaz, ayağıma gelen sürüden dumana yer verilmez.” dedi, YESEVİ Doğu’dan Batı’ya aşık olan ile söyleşti. “RABİA yemeniyi başa bağladı, ‘RABB’im.’ dedi güzelden güzele ağladı, YESEVİ’ye sordu; ‘Düğüm üstüne düğüm atılır mı? Pişen aşa soğuk su katılır mı?’ Elbet yeri geldiğinde elde fener görecek, yeterli gelen her konuda atılan düğüme RABİA gülecek. Fistana yama diye vurduğumuz; güzelin örüldüğündendir, -(‘Düğüm üstüne düğüm.’; pekiştirmek mi oluyor?)- halinden aldığını gönülden verdiğini görüldüğündendir. Yerden gökten bilenlerin sesine cümlemiz nefes verdik, MEVLANA dedik söyleştik, YUNUS dedik paylaştık, denk gelen her olaydan hayır olanı görmeye çalıştık. Günden güne anılandan, bilmediği yer sanılandan, güzele selam ile gelinir.” dediler, YESEVİ ile RABİA selamladılar. 

14
“Taze fidan suya gelmiş, suyu bulmuş söze gülmüş, gönlünde olan gerçek ile kalmış.” dedi, RABİA sözü aldı: “Emeğinden çomağından deste-deste alırsan, su başına gelir de gah gölgede kalırsın, neyden meye güzeli bulursun, olduğun yerde dolduğun güne niyet kurarsın. Her dileyenle BİR’lik oluruz, BİR’liği sevgisinde buluruz, ‘DOST olduk.’ dersek öylece kalırız.” dedi, RABİA selamladı. 

20
(Dört kapı; kader mi oluyor acaba?) “Kapıyı, yapıyı; ALLAH ADI’na hizmette olanlara, ‘YA ALLAH.’ deyip AŞKI ile dolanlara açanlardır. Yerden gökten sevgi yağar, her kulunda dostluğuna göre doğar, yapraklara bir ömür sığar; BİR’den BİR’e gelmek için, doğru hali bilmek için, sanılmasın zora güler. Zor, kulun yorumudur. ‘YA ALLAH.’ denilen gün, mayaya HAK lokması katılan andır. Gün gelir, ‘Zor.’ dediğin olay; dört kapıda seni bekletir, sende olan hatayı saklar, seni sana kutlar. Öyle ise zor, anda gündedir.” dedi, RABİA selamladı.

27
“RABİA; görenin, sevenin, ‘Nerden gelir?’ diyenin yolundadır, kayguyu sildi isen MEYDAN’dadır. Mendile isim yazsam, dört ucunu bir tutsam, benden bana kolayı bilmek yaraşır. ‘Gün gelir aklım karışır.’ diyenin, niyazına katılalım.” dedi, RABİA selamladı.

6 mart
“Şilte yaydım odaya, konuyu verdim kadıya; ‘Anlat’ dedi ‘Kaygunu. Şikayetin kimdendir?’ Doğru dediğimi sandım. ‘Karşımdaki.’ deyince, ona ben de inandım. ‘Olmaz.’ dedim, ‘Kul aklı doğruya ermez, haklı haksız dünyada yerini bulmaz. Öyle ise, gerçeği sadece RABB’im bilir, her kulu kendini haklı sanır.’” dedi, BEHLÜL’üm doğrudan ayırmayan ALLAH’ıma cümleniz için niyaz etti, selamladı, sözü RABİA’ya verdi: “Yola durdum sorum yok, ne verdiyse yorum yok; somun alsam taze bayat, sevgim sonsuz, maddeden hiç karım yok. Ne aldıysam sevgisine, ne gördüysem övgüsüne, yarattığı her güzelin saygısına aday oldum, günün yorumunu öyle buldum.” dedi, RABİA selamladı, sözü HAMZA DOST’a bağladı:

11
“Ay’dan gelen, karanlığın süsüdür; Güneş’ten gelen, kainatın sesidir. Her yıldızda gelişeni okursun, yıldızdan yıldıza gerçeği dokursun.” dedi, RABİA sözü aldı: “Üç düğüm, gözünde DOST’luğu kurar; üç düğüm, gönlünde bilgini yorar; ‘ALLAH’ım.’ dersen, geçicidir verdiğin karar.” dedi, RABİA selamladı. (Resim verildi: RABİA HATUN) Sevgi ile bütünledik, yaprak ile tanımladık, ‘RABİA adın.’ dedik resmini sunduk.

13
“Demde olanlar ile, dostluğu soranlar ile, HAK ADI’na her adımını atanlar ile.” dedi, RABİA giydiği yeşil fistandan yaprağın güzelini verdi: “Sözüm yerden göğe gelişir; dostluğumuz, günden güne erişir. Yağan yağmur ile toprak beslenirse, fidanlar çiçekler ile süslenirse; güzeli bilen, güzel halde olanın sevgisi cümleyi sarar.” dedi, RABİA selamladı.

18
“ ‘YA ALLAH.’ diyelim, açılan sofrada tatlı aşı yiyelim. Eliniz yağda balda, gönlünüz güzel halde, MEYDAN’a geldi isek bilelim RABİA kolda. Doğuşta DOST’luğu kurdu isek postuna diz bükülür, o zaman eteğimizdeki taş dökülür. Sevgiye yol diledik, Sevgiliye gönül verdik, her gönülden selam aldık. Selam olsun, yerden göğe ALLAH’ım RAZI gelsin.” dedi, RABİA selamladı. 

27
“SARI SALTUK selama durdu, RABİA sofrayı kurdu. ‘Gel.’ dediler, sofraya gülleri serdiler, her birinize tek-tek sordular; ‘Aldığın mı, bildiğin mi güzel?’  ‘Almazsam, bilemem; bilmezsem, bulamam; bulmazsam, sevemem.’ dediler, her birinizden öyle cevap aldılar.

28-2
“Gönül ERLER’i, bekler kalede surları; dağınık gelse de, yapıya gülse de, gün gelir bilirler sırları. Pencereni aç ta gör, dilediğin konuyu seç te bul. Diyeceksin ki; ‘Bağlı olan çözülür, doğru gelen çizilir.” dedi, RABİA sözden söze girdi: “Bin bir emek bir söze, bin bir halka bir öze, dünya yer ile gök ile bilen bir söze. Attık adım gidelim, elden eli tutalım, eşikte olan konuğa görgümüzü katalım. Her seste, her nefeste, yeşilden söz buluruz; beşikte olana, ‘Nazlı’ der seviniriz.” dedi, RABİA selamladı. 

1 mayıs
“Bülbülü dinledim seher vaktinde, gülleri seyrettim güneş doğdukta, suları dinledim akşam oldukta. Her birinde vakitten-vakte girdim, gönül yapım ile öylece erdim; hem gece, hem gündüzü bile-bile sardım, başımı RABB’imin HUZURU’nda huşu ile eğdim.” dedi, RABİA DOST KAPISI’nda DOST’u sorana, yoldan-yolu bulup gelene selamını iletti. 

22
“Gide-gele saraylara, katıldım halaylara, kap-kacağı verdim kalaylara. Demedim mi; ‘Yol-yolcunun gelecek, geldiği günden aldığına gülecek, seher vakti doyduğuna selam diyecek. RABİA ile aldığı nefeste gönlündeki şenliği bulacak.’ ‘Uyudu.’ diyenin sözüne bakma, ayağına batan dikenden umudu kesme. Bir hamle yeter, seven el tutar.” dedi, RABİA selamladı 

28
“Seyre daldık ovayı, nefes ile aldık havayı, DOST KAPISI dedik YUVA’yı. Gelsin dostlar buluşsun, cümle için çalışsın. Dağlar yolunu açar, güllerden en güzelini seçer.” dedi, RABİA sözü aldı: “Ovanın toprağına, selvinin yaprağına el sürdüm, gölgesine oturdum, her satırda okuduğum günü bitirdim; gelen-giden ile soframda olana ‘Aşımızı yiyelim, şükür ALLAH’ım.’ diyelim dedim, DOST ADI’na niyaza durdum. On bir ayı bitirdik, ayların sultanına sözümüzü getirdik. Güzelden-güzele her anında erişelim, hayır denilen yolda cümlemiz çalışalım.” dedi, RABİA selamladı. 

21
"Varsın-gitsin dar yoldan dilediyse, dünü-günü birbiri ile elediyse, saçını kendinden sayıp beline doladıysa." dedi, RABİA sözü aldı: "Kömür olacak ise, odun toprağa gömülür; MEYDAN toplanılacak ise yeterince açılır. ‘Yerimi peyleyeyim, YAR'imi neyleyeyim?’ diyenden; her günümüzde uzak kaldık, bilgimizi DOST'larımıza böldük. Elbet toplanacak, bir tezgahta katlanacak. İyiyi bellediysek, kötüyü yazımızdan sileceğiz." dedi, RABİA selamladı.

6 temmuz
"Çevreye gül bağladım, elden-ele DOST ADI'na sevgimi verdim." dedi, RABİA sözü aldı: "Ne sitem, ne hatem, dağları yere sermez; bağlarda üzüm görse, şarap niyetine vermez. Al eline aynayı, bil gönül ile uymayı. Adım-adım getirdik, kayguyu günde bitirdik." dedi, RABİA selamladı. 

9
"Kendime almadığım kayguyu başkasına asla vermem, gelen-gidende hata görmem." dedi, RABİA sözü aldı: "Açan çiçek güzeli verir, seven her kulu gülleri bulur, aldığı her nefeste RABB'i ile kalır. O'nun ile O'nu bulacağız, O'nun ile O'na varacağız, O'ndan gelene ‘RABB'im şükür.’ diyeceğiz; her nefeste, her heveste, O'ndan geleni her zerremize ileteceğiz; BİRLİK’e talib olduk, gürlüğüne katılacağız; yumuşak huyumuz ile, deryaya adım-adım yaklaşacağız. ‘Ne ondan, ne bundan, asla kalmam yolumdan.’ dedik, her olaya el-ele adım attık; doymayı bildik, doyan ile soylu kaldık. Dağlar bize yol verdi, ovalar gittiğimiz yolu gördü, uçan kuşlar selama durdu, ‘HAY’ diye-diye gönüllerimiz GÜLİZAR'a daldı." dedi, RABİA selamladı. 

19
" ‘Dinlemeden sözümü, açma sakın yüzünü, budaktan sakın gözünü.’ dediler, bana akıl verdiler. ‘ALLAH'ım.’ dedim, HUZURU'nda dizimi büktüm. ‘Yerler-gökler SEN'indir, bilenden-bulandan eyle beni; yorulmayı dilemem, hatadan kolla beni.’ Gönlüm sesini verdi, cümle sesleri dürdü, genişlik sergim oldu, "RABİA SULTAN" adım kaldı." dedi RABİA sözü MERYEM'e verdi

22
"Dağlar ‘DOST.’ diye-diye kendinde olanı saklar, ovalar ‘DOST.’ diye-diye gelen her kulunu bekler, sular ‘DOST.’ diye-diye cümle kulunu paklar." dedi, RABİA, FENARİ (MOLLA) ile söze geldi: "Bağladık sözü, bekledik sizi, değirmende sakladık ÖZ'ü. Dünden-güne, günden-yarına her adımda söyleşiriz, aldığımız çiçekleri birer-birer paylaşırız. Beklediğin sözden alacağın, gerçeğin yapısıdır; her çiçekte can veren, RABB'imin toprağıdır. Unutulan değil gününde almayan dayanır, güzelin yerine bilinmeyen boyanır." dediler, RABİA ile FENARİ selamladılar.