“KIRAN okuduk, DOST
halinizi her var olan ile dokuduk; seherden aldığınıza, var
edilmişliğin kutluluğu ile gönülden yol dileyene katıldık.”
dedi, RABİA sözü aldı: “Yollar izini verir,
her satır sözümü verir; bilen bilmeyen görür, umutsuz olan umutsuzluğunu
siler. Gölge,
RABB’imin VARLIĞI’ndan gelmez; demde kaygu vereni bilmezse kul, silmez.
Bilenden olalım, umutsuz asla kalmayalım. Sonsuza
nokta koymak, bilgenin değil, kuyuya ses
verenindir. Dağa yolum düşerse, yolu yok diye
çıkamaz mıyım? Tepesine çıkıp, geldiğim yere
bakamaz mıyım? Ne günün yorumu, ne kulun sorunu,
sahifede olanı asla değiştiremez.” dedi, RABİA selamladı.
“Gökte yıldızları saydım, güzele bütün
varlığım ile doydum, kayan her yıldıza sordum; ‘Gidene mi, gelene mi
selamdasın?’ Dediler ki; ‘Var olandan kelamdayız.’ Güzele her
kulu taliptir, unutulmasın çirkin denilen sadece kalıptır. Korkuya
düşmeden geldim, her var olana sordum; ‘Geldiğine pişman mısın?’
‘Asla.’ dediler, TEVHİD ile eğildiler.
Başımı yere koydum da, ‘YA RAB.’ dedim, ‘Benden SEN’i ayırma. SEN ki
YARATAN’sın, yolumu bilincim ile aratansın.’ ‘Yumağını
sar.’ dediler de, bana her adımda beklemeyi öğrettiler, RABİA adına
gölgeleri sildiler, her yaprağı dileyene böldüler.” dedi, RABİA
cümlenizi selamladı.

RABİA ile söyleştik, yorumda
gelişene güzel dedik paylaştık. “SALAVAT okusun, selamet dokusun.
RABB’im düzeni bilir, bilene güzeli gösterir, açılacak kapıda seveni sevineni
buluşturur.” dedi, RABİA selamladı

“Dayanmayı bileceğiz, DOST diyene
güleceğiz, post vereni soracağız.” dedi, RABİA sözü aldı: “ ‘Yorgun geldim düzene, sebep sordum YAZAN’a.’
dersin, her sefere ‘Olumsuzu sileceğim.’ diye niyet edersin. Olumsuz görmeden kal, deryaya geldiğini bil. YAZAN’ın yazdığında elbet sebepler mevcuttur, yapında her olay
geçittir. Nefesine güven, sevgin ile dayan,
Dostluğuna doyan seni bilir, sende olanı görür. Yapında
gerçeğe ayna olacak günde, asla dumanı önüne katma.” dedi, RABİA
selamladı.

“Bin öğüt aldık geldik, sohbeti gördük
sevdik; günden güne ekledik, niyazları bekledik.” dedi, RABİA seyri cümle
ile paylaştı. “Fener yandı, direk
gerek; gönül doldu, siret gerek; her var olana, suret gerek.” RABİA
selamladı. Cümleye.

“ ‘Kanat takıp uçalım,
her güzelde gönlümüzü seçelim.’ denilir.
Gönül, güzelliğin bekçisidir.” dedi, RABİA sözü aldı: “Kuşak beldedir, dilenen haldedir,
beklenen yoldadır. Düzensiz gelmez, kayguda kalmaz.
Kendinden gelene kulak verdin mi, kendinde olanı sergiye
koydun mu. ‘Aldım…’ dediğin her konuya doydun mu?
Öyle ise, HAMZA DOST’tan dilenen söz yerini bulur.
Geyik aldık yolumuza, selam verdik sağımıza solumuza, SARI ANA ile girdik
yuvamıza.”

“Her adımda durdum,
her nefesi saydım, her konuyu zembilime koydum. Gelene gidene sordum; ‘Adın ile mi
geldin? Kahır ile mi kaldın?’ Dediler ki; ‘O’nun
vergisine katıldık, dünya dedik atıldık. Bildik
sevildik, bilmedik satıldık. Döne-döne, yana-yana gerçeği bulduk,
öylece kahrı sildik, gelişin mutluluğuna güldük.’ Seni beni sayarsan, ham bilgiyi soyarsan, çirkini bir yana
koyarsan; RABİA misali yolu yürürsün, her telini saçının başında
toplarsın. Doğuştan aldığım ile kendimi
bulduğum, saçım topladığımdır. Menekşe,
yaratılmışlığın mutluluğuna, tevazuun haklılığına örnektir;
güzelliğini ne yaprak örter, ne toprak dürter, ne de kantar tartar.” dedi,
RABİA selamladı.

“Ocağa aşı koydum, yastığa
başı koydum; nefesimi saydım, nefsimi soydum, akan ırmakta çamaşır
yuğdum.” dedi, RABİA sözü aldı: “Dar yollar geniş oldu, Güller açtı gözüm
seçti, ÖZ’üm ile Dostluğa geçti. Ne tozumuz kaldı, ne yozumuz… DOST geldi de elimizi
tuttu, aldığıma verdiğime nasibini kattı.” dedi, RABİA
selamladı.

“Akan suya eğildim, göreyim yüzümü diye.
Dağdan dağa ses verdim, duyayım sözümü diye.
Ayağıma güç geldi, dilenene varayım diye.
Doğruya niyet kurdum, uzadı yalvarayım diye… Seni beni
yar ettik, gönülleri kor ettik, kaygu veren her olayı, yüce dağda kar
ettik; akıp gelecek güneşi gördüğünde, takıp gelecek çiçeği,
görgüsüne vardıracak… Güzele talip isek, ne zor yorar, ne
güneş kavrar. MERYEM ile yol alan,
niyetini günde kurar; olsun olmasın demeden karara uyar.” dedi, MERYEM
selamladı. (Soru: MERYEM’e
uyan kimdir?) MERYEM, kendinden kendine uyar, kendinde
olanı duyar, niyetini RABB’i adına soyar; komşu ile kendini aynı teraziye
koyar. “Baktığım yollar,
YUNUS misali beni saracak kollar. Nay
ile aldık sözü, binbir günde çaldık sazı. Başımız
halka dik, HALİK’e eğik kaldı; dileyen her kulu ile yorumsuz deryaya
daldı. Çöl geçirmez diye asla şüpheye
düşmedik, RABİA ile gelene şaşmadık. Uzun ipi bağladık, düğüm gelse birbirine ekledik, MERYEM
ile bekledik. Dört kapı YUNUS’a açık ise, dört yapı
MERYEM ile tamamlanır. Her adımda bir-bir geldik,
doyumsuz kalana suyunu verdik.” dedi, MERYEM ile RABİA selamladı. (Soru: Dört yapı, DÖRT DİN
midir, DÖRT KİTAP mı?) Dört kapı, yapının birliğine, dört yapı, niyetin
gürlüğüne… Her yolun getirdiği bilinir, bir yolda
bitirdiği görülür. Nerden aldığına
değil, kime vardığına bilgisi olsun diye verilir.

“Bağ ile bağcıyı ayıramazsın, yemeyi
bilmeyeni doyuramazsın; HAK ne verdi ise uyarsan,
ayıranı kayıramazsın.” dedi, RABİA selam ile söze geldi: “Sözden ÖZ’den varacağız, uymayanda
duracağız, gelmez ise soracağız; ‘Bilenden mi uydun, bilmeyenden mi
duydun? Sarı elmayı soydun, meyveyi elinde saydın… Dalına güvendin mi,
köküne inandın mı, bütün ile gönendin mi?’ YAR yolumu açacak,
YAR gönlüme geçecek, YAR’i kulu seçecek.” dedi, RABİA selamladı.
“Akan su ile oluşan, deryada buluşan,
bağlı atı çözelim, güzel satırı çizelim, her satırda güzeli görelim.
Kavak ağacı diksem, köküne suyu döksem; ağaca mı,
kendime mi hizmetteyim? Elbet hem ağaca, hem kendime, hem cümleye…”
dedi, RABİA HATUN sözü aldı: “Bir-bir ektim fidanı saymayı denemeden,
doğduğum günü bildim kimseyi sınamadan. Yoğurt
yedik, sevdik dedik; cümlede gayreti gördük, hayretten yakayı sıyırdık, kapalı
kapıda durduk. Seven sevilen orda, uymayan kalır
zorda; gümüş tabak dilersen, günü gelir olur hurda. Altın tabak dileyelim, elden ele gezdirelim, gülmeyi gönülden
bilelim, doğruya kemer giyelim.” dedi, RABİA selamladı.

“Dağ yolunda yürüdüm, çalılardan eteğimi
çevirdim, yük vereni devirdim, çekirdeğini kavurdum; gayreti elde, hayreti
dilde buldum; sağda solda niyaza erdim.” dedi, RABİA HATUN sözü aldı: “BİNBİR
TEVHİT ile günümü okudum, SALAVAT ile ömrümü dokudum, sevgili dedim HAK
ADI’na şakıdım, ben bir TÖVBE’yi binbir günde bitirdim. Güzel
bahtım güzelsin, dünyada sen gazelsin. Güzel tahtım güzelsin, HAK
dediysen özelsin.” dedi, RABİA HATUN selamladı
“RAHMET SEN’den ALLAH’ım, hizmetimi bileyim,
gittiğim her konutta aradığımı bulayım.” dedi, RABİA sözü aldı: “Siniye koydum hamur, dedim tarlada çamur. Ekini ektim bulacağım, hizmetine her taneye bir çuval
alacağım. Günlerim uzun oldu, geceme ışık
doldu, gayretime dileyen geldi, fistanım dar idi genişledi.
Eğilmeden gülene. ‘Çuvalı
dökeyim, yeniden doldurayım.’ dersin, doğmuş olan her yavruya
gülersin. ALLAH’ım RAZI olsun, RABİA ile gelen, MERYEM’den söz alan, gönlünce bulsun.” dedi, MERYEM sözü RABİA’dan
aldı: “Duymayı dilediğin, doyan ile
elediğin, emekten beklediğin, çuvalın dolusudur; ‘Dökeyim.’ dediğin, kendinden kendine emeğine
eklediğindir. Hizmetim gür. RAHMET’ine yöneldim, her
zahmette himmetinden şüphemi sildim.” dedi, MERYEM selamladı.
“ ‘Adım-adım gidersem, varamaz mıyım?’
denilmesin, her adımda arkaya dönülmesin. Gerçek bilgide her adım bir
sonraya götürür, geçeni bitirir.” dedi, RABİA sözü aldı: “Bıkmadım akan suyun
sesinden, bıkmadım yaprakların süsünden; ne yazından ne kışından, ne
kurdundan ne kuşundan, ne toprağından ne taşından… Güz geldi
ise, göz gördü ise, ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyelim, her lokmamızı tatlı
yiyelim, her sözümüzü tatlı diyelim; RAHMAN olan ADI’na bin bir niyaz ile
sığınalım; dağların karı inse, RAHİM olan ALLAH’ımdan,
verdiği ile kalmayı dileyelim.” dedi, RABİA selamladı.
“Tepsi aldım sofraya, ‘Gelsin yesin, lokmama
ortak olsun.’ dedim de her lokmamı paylaştım; senin benim sözüme, gönülden
gelen sevgi ile dertleştim.” dedi, RABİA sözü aldı: “Sayfaları her açtığında, satırlara hep
baktığında, KİTABI’nın verdiğini gönlüne her kattığında,
‘SEN’in ile olurum.’ dediğin her gününde;
güzelleri paylaşırız, gölgeleri sevgi ile uzaklaştırırız, açan
güllerin rengine, soylu olan ahengine DOST ADI’na yaklaşırız. Adıma uymayanı, sil at gönlünden. ( ) EYVALLAH. Dumandan uzak kal ki; aldığın güzelin rengini göresin,
bulduğun gerçeğin zevkini seresin, günün yorumuna kaygusuz giresin.
Gün öyle güzel ki, geceyi silecek; gün öyle güzel ki, gecede
en büyük yıldızı gösterecek, uymayan olumsuz sesi susturacak.” dedi, RABİA
selamladı.
“Dokudum tezgahta bezi, sakındım gelmesin diye
tozu, aşıma gerektiği kadar koydum tuzu.”
dedi, RABİA söze geldi: “Ayağım taş ile incindi, dermanım DOST
ile beslendi. Aşımı pişirdim, suyumu sofraya
getirdim, sevgin ile RABB’im dileyene kotardım. Aşımdan kim yediyse, yolundan kim geldiyse; varlığına söz
almaz, kayguya sofra kurmaz.” dedi, RABİA selamladı. Demde soframızda olan… (Resim
verildi: RABİA HATUN) RABİA sözüne geldi, dileyene resmini verdi. Çevrede; okuduğu AYETEL KÜRSİ onu koruyan… (Resmin izahı)
“Çağırdım gelsin diye her birini günümde,
‘Sofranı kur, sohbete gir, geliriz.’ dediler. Hamur aldım yoğurdum,
yünü aldım
eğirdim, aşımı sofraya koydum, kilimi yere serdim, ‘Dostlar gelsin
sohbeti kursun.’ ; ‘EYVALLAH.’ dediler, RABİA’nın sofrasına cümlesi
katıldılar, sağdan soldan selama durdular, sevgide bütüne vardılar. Sohbet sofrası öyle kurulur, kin nefret kaygısızlık anında
silinir.” dedi, RABİA cümlenizi selamladı.

“İğne iplik aldın mı, yola haber saldın
mı?” dedi, RABİA söze geldi: “Eteğin yere değmesin toz olur, yola
kaygu koymasın söz gelir. Her kulunun sevgisine, gönül karar verir.
Geldiğim gittiğim yollar açık, DOST KAPISI’nda durdum, verdiği
ışık. Sevgiliye bağlandım, doymayı denedim, günü güne ekledim.” dedi,
RABİA selamladı.

“Olacağı geleceği, yazdığını dilet
bize; gönlümüzde, sevgi dolu
muhabbetini ilet bize; SIRRIN’ı çözemeyiz, akıl mantık ver bize. Darlığına
gürlüğüne iman ettik; yolumuzda, GÜL’ümüzde, görgümüzde aşırıdan koru
bizi.” dedi, RABİA sözü aldı: “Sevginizin ölçüsü dilimizde değil,
gönlümüzdedir; doğru eğri aldığımız verdiğimiz
bilgimizdedir; gerçekte, her var edilen yerli yerindedir. Dostluğa niyet
kurdu isek, selam verir, selamet dileriz; canımızı malımızı kanımızı, Dosta
açık tutarız; destek gelsin diye, RABB’imden himmet öylece bekleriz.” dedi,
RABİA selamladı.

“Her ağaca bir mendil bağlasam, gece
boyu beklesem, gördüğümü gönlümde saklasam, halimden okurlar.” dedi,
RABİA sözü aldı: “Uzun yolda yürüdüm, dost elinde öğrendim,
her lokmamda ‘Şükür RABB’ime.’ dedim, çünkü ne yediğimi bildim. Yük olmadan yoluna, güzel dedim haline, bir gül
verdim eline; sevgine ölçü olsun, güzellik sende kalsın diye. Yerden göğe
bildiğime, HAK YOLU’na geldiğine şahit olduk, selam verdik,
beklenen yerde durduk. Eylemde gerçeği görüyorsan, başarılı olursun,
aynı yolda ömrünce yürürsün.” dedi, RABİA selamladı.
“BİR’liğine selam olsun, cümle ile her
kulu bulsun.” dedi, RABİA bağımsız gönlünü her kulu ile
paylaştı. Dedi ki: “Yaz ile, toz ile, kainatı sardık haz ile; soğuk
geçti, Güneşi bulduk yaz ile. Geçer her olayın zoru, seçer kulu ocağı
için dalı kuru.” dedi, RABİA cümlenizi selamladı.
“Somun aldık yiyelim, ‘Şükür
verdiğine…’ diyelim. Altın güğüm dost elinde, suyumuz akar selinde.”
dedi, RABİA sözü aldı: “Soylu gelsin sözün alsın, dost elinden izin
olsun, tas ile gelene gülü versin, YEMEN’den gelen söze ‘HAK’tan.’ desin,
gönlüne huzur katsın. Yuvanın sahibine. Eşine. Yediği her lokmada
soydan geleni bilir, değirmene akan suyu görür. Selam olsun, yerden
aldığını, sevgi ile bulduğuna saysın.” dedi, RABİA selamladı.
“Yapraklar çiçeklerle, topraklar böceklerle
söyleşirler, dallarda oluşan her yuvada kuşlar ötüşürler.
‘Dost.’ diyelim her birine, dost olalım dünya gününe. Yerden göğe
katılalım, akan suya atılalım.” dedi, RABİA sözü aldı: “İğne iplik alacağım, yama nerde
bulacağım; dizim yerde, açık olanı örteceğim; değirmende
bekleyen her kuluna, aldığı buğdayı sersin diye söyleyeceğim.
Demde DOST KAPISI’nda, DOST YAPISI’nda, dost gönüller ileyiz. ALLAH’ım RAZI
olsun, her gönülde niyazın gürlüğü kayguyu silsin.” dedi, RABİA
selamladı.
“RABİA ile gelen her sözün külfeti alana,
himmeti bilenedir. Zahmetini yüklendik, RAHMET’i ile paklandık, DOST olmayandan
saklandık.” dedi, RABİA selamladı.
“YEMEN’den gelen selamda RABİA’nın sesi var,
seyre meyyal değilim, doğruya gönlüm yatar; bugün uyanmasa da, yarın
gerçeğe adım atar.” “Her adımda, DOST, elini tutacak; ay, gün-gün
ömrünü aydınlatacak. Kement yerde kalmasın, yorumda bulut arkasında kalmasın;
kayguyu, beline görev deyip sarmasın; yağız ata yük verip, yola diye
dizgin vurmasın. Her güne gereğini RABB’im getirir, kayguyu tez elden
bitirir.” dedi, RABİA nefes ile getirdiğini, nefes ile götürür.

“Var ettiğin her yaprakta ben ADI’nı okurum, ‘Güzel
olan.’ derim de, çiçekleri rengi ile dokurum. Serdiğim halıda, ‘Yaprak
yaprak açılana gel de bak.’ dediler, sahibi adına çağırdılar.” dedi,
RABİA sözü aldı:
“Büktüğüm ipte döktüğüm su görülür, GÜL’den sümbülden adım
sorulur. Bilenin bildiği kadar emeği vardır, bağlanmayan
düğüm ele alınırsa zordur. ‘Attığımız adımda RABİA’ya selam
olsun.’ diyelim, her öğünde taze üzümü yiyelim. Adını gülden alan, gülün
renginde kendini bulan; soğuktan uzak dursun, sıcak ile kendini bulsun.”
dedi, RABİA selamladı.

(Doğu ve batının anlamını açarlar mı?) “Ak koyun gözü kara, dumansız geldi dilediği
diyara. ‘Kendin mi geldin?’ dedik, ‘YAZAN getirdi.’” dedi, RABİA sözü
aldı: “ ‘Koyundan söz gelir mi, gelen giden alır mı?’
derlerse, de ki; ‘Her yaratılmışın dili vardır. Bilen ile söyleşir,
yerden göğe her varolan ‘BİR’lik.’ diye bekleşir.’
BİR’liği kurmak, senin benim görevim. dost ararsan, hem doğuya,
hem batıya; post ararsan, gitme sakın katıya; derlerse ‘Çatmayasın kötüye.’,
bilesin ki her anında, her yönünde, RABB’im kulunun yanında.”
“Sürü ile ata çoban olduğum, her tanede
bilgisini bulduğum gerçektir. Dağlardan
selam aldım, yollardan her geçene sordum. Dediler ki; ‘Bastığın
yerde akacak suya selam verirsin, nasibini öylece görürsün.’ Uyanmayı dilesem,
uyum vermezdim.” dedi, RABİA sözü aldı: “Başımı bağlasam, sergiyi silemem;
ayağımı bağlasam, vergiyi bölemem; sağlığıma niyaz etsem,
çokluğa geçemem. Her anımda, her yanımda cümleyi
gördüm, RABB’imin sevgisini dostlarım ile ördüm.” dedi, RABİA selamladı.

RABİA SULTAN; ‘Elde mendil, duvarda
kandil; yokuştan güç bekleyene omuz veririz, destek olur gönlünü alırız.’
dedi.

“Sürüye katıldım bir lokma somun için, DOST
YOLU’na atıldım daim sohbetin için.” dedi, GANİ’den selam getiren
RABİA sözü aldı: “On parmak hünerlidir, birbiri ile
yarıştı. Gönülden gönüle aktardığı barışta; düzenini
kurduysan, deme ‘Buldum yarışta…’ Yerden göğe her
var edilen, aldığı ile verdiğini bilecektir, gelişte kendini
dilediği yerde bulacaktır.” dedi, RABİA selamladı.
“Her rengin
verdiğinden damla-damla alırsınız, dumanları öylece silersiniz.” dedi,
SARI ANA, RABİA SULTAN ile geldi, söyleşe-söyleşe DOST KAPISI’nı
buldu: “SARI ANA
RABİA’ya sordu: ‘Ayağında başında, ağrı var mı
dişinde? RABİA dedi ki: ‘Ağrıyı verene,
‘Doğruyu öğret.’ dedim, niyaza durdum. Derdi deva oldu gönlüme, her gelen selamını aldı.’ RABİA, SARI
ANA’ya sordu: ‘Sırtından ağrıyana, belinden bekleyene derdimi dedim; elden geleni ne ile
sardın?’ DOST ile DOST’luğu
kurdum, başımın dişimin ağrısına anason kaynattım içtim; sırtıma
belime, lahana lapası sardım (ılık olarak); ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim de,
verdiğine şükrettim.” dediler, selam ettiler, selamet dilediler.
“Yemeniyi bağladım,
‘Gel Dost.’ dedim ağladım; ‘Kim gelir?’ dedim, bekledim. Serçeler cama geldi, kumrular dama geldi, böcekler dala kondu.
‘RABB’im.’ dedim niyaz ettim, her Dostu öyle buldum. Kuşlar, Dost ehli
imiş… RABİA konuşa-konuşa
yalnızlığını sildi, her yaratılan ile Dostluğunu kurdu. ‘O zaman, yalnız olmam, gerçeği bilgimden silmem.” dedi,
cümlenizi selamladı.

“Çanak çömlek
topladım, çamaşırı katladım; gönül SEN’den SANA’dır, HAK ADI’nı güzelden
güzele topladım; bakmaya kıyamadım, taşa toprağa koyamadım, kulu
oldum, var ettiğine doyamadım; RABB’im SANA sığındım, gölgede
duramadım.” dedi, RABİA selamladı.
“Çevrenin ucu telli,
gönlünde olan belli; dostlar güzele geldik, her biri MERYEM halli.” dedi,
RABİA sözü aldı: “Tad
aldım, mercan gördüm, dört duvara kilim ördüm, örtüyü sırtıma serdim. Kar da gelse, buz da olsa, üşüyenden değilim. Seyrettiğim her olayda, el koyduğum zor dolayda; bilgim
ile, sevgim ile, elden ele DOST’um ile kayguyu sildim.” dedi, RABİA
selamladı.

RABİA der ki: “Aldığın
her yamada DOST’unun SEVGİSİ görülür, dağılan saçın DOST
ELİ’nde muhabbet ile örülür.”
“Dar sokak bize
gelmez, dar bilgi söze girmez, verdiğimiz GÜL elde asla solmaz.” dedi, RABİA
sözü aldı: “LALELİ’ye
uğradık, elde elma doğradık, bal ile kardık,
başı ağrıyana yesin dedik. Dar alan
genişler, yapraklarda çözülen vardır. LALELİ’ye
dedim ki; ‘Oturduğun han senin mi? Yıkandığın külhan, soyun mu? Doğruyu
bildiğin, suyun mu?’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedi,
oturduğu handa kendini sultan bildiğini, yıkandığı külhanda
sultanlığını sıyırdığını, suyunu içtiğinde HAK KELAMI
buyurduğunu söyledi. ‘YA RAB.’ dedim,
bir fistana sarındım, bir destanla arındım, HAK ADI
ile korundum. SENDEN SANA şükürler olsun, SENİ
bilen kulları soframıza gelsin.” dedi, RABİA selamladı

“ ‘Karalar
bağlamadan, kuyuya gelmeyi huy edindim, DOST ADI’nı kendime soy edindim.’
diyenin selamını getirdik. Kayalara selam verdiysek, bulutlara
güldüğümüzdendir. Kayguyu silelim, bulutların RAHMET
getireceğini bilelim, soylu adına selam verelim.” dedi, RABİA sözü
aldı: “ERENLER’den söyleştik, verenlerle paylaştık. Soframız açık geldi, gönlümüz açık kaldı. Ne ondan, ne de
bundan asla kaygu almayalım; nefesi yetti ise, tuzuna tuz katmayalım.
Attığımız her adım gölgemizi silecek, RABB’im ne verdi
ise seven kulu görecek. Bilenden
olduğuna, bilende bulduğuna, her yaprağı şahit oldu;
çiçekleri sevdiyse, toprağına hep geldi. Yapraklarla
söyleştiği, çiçeklerle paylaştığı bilinir, yeniden eskiden
adına hep gelir; bahçemin yerine dediği, yumuşak toprağı
bildiği görülür.” dedi, RABİA selamladı.
“Sevmeyi huy edindik, gölgesiz günde söylemeyi soydan gördük. Ağacın düzeninde, kaderin yazanında; DOST’luğu bekledik,
dağılanı topladık, dar gelene ekledik, SAHİP’siz olmayan kainatta
bilgimizi RABB’im için sakladık.” dedi, RABİA; “Geçenden seçenden, dört
kapıda selameti görenden, nasibini öylece örenden ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, selamladı.
“YESEVİ’yi bekledik, yakaya GÜL’ü sakladık. Geldi
aldı, sevgi ile bağladı. Yaralı kuşa kement atılmaz, dalda ise el ile tutulmaz, ayağıma gelen
sürüden dumana yer verilmez.” dedi, YESEVİ Doğu’dan Batı’ya aşık
olan ile söyleşti. “RABİA yemeniyi başa
bağladı, ‘RABB’im.’ dedi güzelden güzele ağladı, YESEVİ’ye
sordu; ‘Düğüm üstüne düğüm atılır mı? Pişen aşa soğuk su katılır
mı?’ Elbet yeri geldiğinde elde fener
görecek, yeterli gelen her konuda atılan düğüme RABİA gülecek. Fistana
yama diye vurduğumuz; güzelin örüldüğündendir, -(‘Düğüm üstüne düğüm.’; pekiştirmek mi oluyor?)- halinden
aldığını gönülden verdiğini görüldüğündendir. Yerden gökten bilenlerin sesine cümlemiz
nefes verdik, MEVLANA dedik söyleştik, YUNUS dedik paylaştık, denk gelen her olaydan hayır olanı görmeye çalıştık. Günden güne anılandan, bilmediği yer sanılandan, güzele selam ile gelinir.” dediler, YESEVİ ile RABİA selamladılar.
“Taze fidan suya
gelmiş, suyu bulmuş söze gülmüş, gönlünde olan gerçek ile
kalmış.” dedi, RABİA sözü aldı: “Emeğinden çomağından deste-deste alırsan, su başına gelir de gah
gölgede kalırsın, neyden meye güzeli bulursun, olduğun yerde dolduğun
güne niyet kurarsın. Her dileyenle BİR’lik
oluruz, BİR’liği sevgisinde buluruz, ‘DOST olduk.’ dersek öylece
kalırız.” dedi, RABİA selamladı.

(Dört
kapı; kader mi oluyor acaba?) “Kapıyı, yapıyı; ALLAH ADI’na hizmette olanlara, ‘YA ALLAH.’ deyip
AŞKI ile dolanlara açanlardır. Yerden gökten sevgi yağar, her kulunda
dostluğuna göre doğar, yapraklara bir ömür sığar; BİR’den
BİR’e gelmek için, doğru hali bilmek için, sanılmasın zora güler.
Zor, kulun yorumudur. ‘YA ALLAH.’ denilen gün, mayaya HAK
lokması katılan andır. Gün gelir, ‘Zor.’ dediğin olay; dört kapıda
seni bekletir, sende olan hatayı saklar, seni sana
kutlar. Öyle ise zor, anda gündedir.” dedi, RABİA
selamladı.

“RABİA; görenin, sevenin, ‘Nerden gelir?’ diyenin yolundadır, kayguyu sildi
isen MEYDAN’dadır. Mendile isim yazsam, dört ucunu bir
tutsam, benden bana kolayı bilmek yaraşır. ‘Gün
gelir aklım karışır.’ diyenin, niyazına katılalım.” dedi, RABİA
selamladı.

“Şilte yaydım odaya, konuyu verdim kadıya; ‘Anlat’ dedi ‘Kaygunu.
Şikayetin kimdendir?’ Doğru dediğimi sandım.
‘Karşımdaki.’ deyince, ona ben de inandım.
‘Olmaz.’ dedim, ‘Kul aklı doğruya ermez, haklı haksız dünyada yerini
bulmaz. Öyle ise, gerçeği sadece RABB’im bilir, her kulu kendini haklı
sanır.’” dedi, BEHLÜL’üm doğrudan ayırmayan
ALLAH’ıma cümleniz için niyaz etti, selamladı, sözü RABİA’ya verdi: “Yola durdum sorum yok, ne verdiyse yorum yok; somun alsam taze bayat, sevgim
sonsuz, maddeden hiç karım yok. Ne aldıysam sevgisine, ne gördüysem
övgüsüne, yarattığı her güzelin saygısına aday oldum, günün yorumunu öyle
buldum.” dedi, RABİA selamladı, sözü HAMZA DOST’a bağladı:
“Ay’dan gelen, karanlığın süsüdür; Güneş’ten gelen, kainatın sesidir.
Her yıldızda gelişeni okursun, yıldızdan yıldıza gerçeği dokursun.”
dedi, RABİA sözü aldı: “Üç düğüm, gözünde DOST’luğu kurar; üç düğüm, gönlünde bilgini
yorar; ‘ALLAH’ım.’ dersen, geçicidir verdiğin karar.” dedi, RABİA
selamladı. (Resim
verildi: RABİA HATUN) Sevgi ile
bütünledik, yaprak ile tanımladık, ‘RABİA adın.’ dedik resmini sunduk.
“Demde olanlar ile,
dostluğu soranlar ile, HAK ADI’na her adımını atanlar ile.” dedi,
RABİA giydiği yeşil fistandan yaprağın güzelini verdi: “Sözüm yerden göğe gelişir; dostluğumuz, günden güne erişir.
Yağan yağmur ile toprak beslenirse, fidanlar
çiçekler ile süslenirse; güzeli bilen, güzel halde olanın sevgisi cümleyi
sarar.” dedi, RABİA selamladı.
“ ‘YA ALLAH.’
diyelim, açılan sofrada tatlı aşı yiyelim. Eliniz
yağda balda, gönlünüz güzel halde, MEYDAN’a geldi isek bilelim RABİA
kolda. Doğuşta DOST’luğu kurdu isek
postuna diz bükülür, o zaman eteğimizdeki taş dökülür. Sevgiye yol
diledik, Sevgiliye gönül verdik, her gönülden selam aldık. Selam
olsun, yerden göğe ALLAH’ım RAZI gelsin.” dedi, RABİA selamladı.

“SARI SALTUK selama durdu, RABİA sofrayı kurdu. ‘Gel.’ dediler,
sofraya gülleri serdiler, her birinize tek-tek sordular; ‘Aldığın mı,
bildiğin mi güzel?’ ‘Almazsam, bilemem; bilmezsem, bulamam; bulmazsam, sevemem.’
dediler, her birinizden öyle cevap aldılar.
“Gönül ERLER’i, bekler kalede surları; dağınık gelse de, yapıya gülse de,
gün gelir bilirler sırları. Pencereni aç ta gör, dilediğin konuyu seç te bul. Diyeceksin ki; ‘Bağlı olan çözülür, doğru
gelen çizilir.” dedi, RABİA sözden söze girdi: “Bin bir emek bir söze, bin bir halka bir öze, dünya yer ile gök ile bilen bir
söze. Attık adım gidelim, elden eli tutalım,
eşikte olan konuğa görgümüzü katalım. Her seste,
her nefeste, yeşilden söz buluruz; beşikte olana, ‘Nazlı’ der
seviniriz.” dedi, RABİA selamladı.
“Bülbülü dinledim seher vaktinde, gülleri seyrettim güneş doğdukta,
suları dinledim akşam oldukta. Her birinde vakitten-vakte girdim,
gönül yapım ile öylece erdim; hem gece, hem gündüzü bile-bile sardım,
başımı RABB’imin HUZURU’nda huşu ile eğdim.” dedi, RABİA
DOST KAPISI’nda DOST’u sorana, yoldan-yolu bulup gelene selamını iletti.
“Gide-gele saraylara, katıldım halaylara, kap-kacağı verdim kalaylara.
Demedim mi; ‘Yol-yolcunun gelecek, geldiği günden
aldığına gülecek, seher vakti doyduğuna selam diyecek.
RABİA ile aldığı nefeste gönlündeki şenliği bulacak.’
‘Uyudu.’ diyenin sözüne bakma, ayağına batan dikenden umudu kesme. Bir
hamle yeter, seven el tutar.” dedi, RABİA selamladı
“Seyre daldık ovayı, nefes ile aldık havayı, DOST KAPISI dedik YUVA’yı. Gelsin dostlar buluşsun, cümle için çalışsın.
Dağlar yolunu açar, güllerden en güzelini seçer.” dedi, RABİA sözü
aldı: “Ovanın
toprağına, selvinin yaprağına el sürdüm, gölgesine oturdum, her
satırda okuduğum günü bitirdim; gelen-giden ile soframda olana
‘Aşımızı yiyelim, şükür ALLAH’ım.’ diyelim dedim, DOST ADI’na niyaza
durdum. On bir ayı
bitirdik, ayların sultanına sözümüzü getirdik. Güzelden-güzele
her anında erişelim, hayır denilen yolda cümlemiz çalışalım.” dedi,
RABİA selamladı.
"Varsın-gitsin
dar yoldan dilediyse, dünü-günü birbiri ile elediyse, saçını kendinden sayıp
beline doladıysa." dedi, RABİA sözü aldı: "Kömür olacak ise, odun toprağa gömülür; MEYDAN toplanılacak ise yeterince
açılır. ‘Yerimi peyleyeyim, YAR'imi neyleyeyim?’
diyenden; her günümüzde uzak kaldık, bilgimizi DOST'larımıza böldük. Elbet toplanacak, bir tezgahta katlanacak. İyiyi bellediysek, kötüyü yazımızdan sileceğiz."
dedi, RABİA selamladı.
"Çevreye gül
bağladım, elden-ele DOST ADI'na sevgimi verdim." dedi, RABİA
sözü aldı: "Ne sitem, ne hatem, dağları yere sermez; bağlarda üzüm görse,
şarap niyetine vermez. Al eline aynayı, bil gönül
ile uymayı. Adım-adım getirdik, kayguyu günde
bitirdik." dedi, RABİA selamladı.
"Kendime
almadığım kayguyu başkasına asla vermem, gelen-gidende hata
görmem." dedi, RABİA sözü aldı: "Açan çiçek güzeli verir, seven her kulu gülleri bulur, aldığı her nefeste
RABB'i ile kalır. O'nun ile O'nu bulacağız, O'nun ile O'na
varacağız, O'ndan gelene ‘RABB'im şükür.’ diyeceğiz; her nefeste,
her heveste, O'ndan geleni her zerremize ileteceğiz; BİRLİK’e
talib olduk, gürlüğüne katılacağız; yumuşak huyumuz ile, deryaya
adım-adım yaklaşacağız. ‘Ne ondan, ne bundan, asla
kalmam yolumdan.’ dedik, her olaya el-ele adım attık; doymayı bildik, doyan ile
soylu kaldık. Dağlar bize yol verdi,
ovalar gittiğimiz yolu gördü, uçan kuşlar selama durdu, ‘HAY’
diye-diye gönüllerimiz GÜLİZAR'a daldı." dedi, RABİA selamladı.
" ‘Dinlemeden sözümü, açma sakın
yüzünü, budaktan sakın gözünü.’ dediler, bana akıl verdiler. ‘ALLAH'ım.’ dedim,
HUZURU'nda dizimi büktüm. ‘Yerler-gökler SEN'indir, bilenden-bulandan eyle
beni; yorulmayı dilemem, hatadan kolla beni.’ Gönlüm sesini verdi, cümle
sesleri dürdü, genişlik sergim oldu, "RABİA SULTAN" adım
kaldı." dedi RABİA sözü MERYEM'e verdi

"Dağlar ‘DOST.’ diye-diye
kendinde olanı saklar, ovalar ‘DOST.’ diye-diye gelen her kulunu bekler,
sular ‘DOST.’ diye-diye cümle kulunu paklar." dedi, RABİA,
FENARİ (MOLLA)
ile söze geldi: "Bağladık sözü, bekledik sizi,
değirmende sakladık ÖZ'ü. Dünden-güne,
günden-yarına her adımda söyleşiriz, aldığımız çiçekleri birer-birer
paylaşırız. Beklediğin sözden alacağın, gerçeğin yapısıdır; her çiçekte can
veren, RABB'imin toprağıdır. Unutulan değil gününde almayan dayanır,
güzelin yerine bilinmeyen boyanır." dediler, RABİA ile FENARİ
selamladılar.