Behlül

18
“Atı nalladım, iti kolladım, yolu soranı DOST’a yolladım. Nağme dilendi, zarfı pullandı; almayı dileyene, çevreyi yersiz deyip gülene…” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Açık yolda duracağız, merkep olsa vuracağız; her direğe ipi gereceğiz, yıkanan çamaşırı sereceğiz; ‘Gör bakalım.’ diyeceğiz, tatlı aşı öylece yiyeceğiz.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

21
“Dalgalar ses verirse, köpükleri kul görürse, güzelden örnek bulursa; her halde deniz güzeldir, dağ güzeldir, ova güzeldir… ‘Şikayet edeyim.’ diye niyet kurarsa; deniz kötüdür, dağ katıdır, ova çamur… Güzeli, güzel diyen; DOST aşını, gönül taşını, yerli yerine koyandır.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Seherde çıktım yola, seferde girdim kola, derdimi sordum kula; ‘Doğuştan…’ dedi, sözün başında acı aşı yedi. Her olay geçicidir, KORUYAN sevgiliyi seçicidir.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

27
“Dar sokağa girdim, kapı-kapı sordum, bir kapıda durdum. ‘YAR. YAR.’ dediler, yerden göğe açıldılar. ‘Konuk geldim. Gireyim mi, sofranıza durayım mı?’ dedim. ‘Gönlümüzü HAKK’a bağladık, HAK diye ağladık. Seni nasıl görelim, önüne sofra kuralım?’’ Bir başıma kaldım, başka kapıya daldım. Baktım üç er oturmuş, aşını bitirmiş, şükrüne durmuş. ‘Kapınızdan gireyim mi, sofranıza durayım mı?’ dedim. ‘ALLAH. ALLAH.’ dediler, üçü bir niyaza durdular. ‘Bize konuk gönderdin, yuvamızı NUR’landırdın. Soframız açık gönüllerimiz gibi.’ Konuk oldum oturdum, sözümü adım verip bitirdim. ‘BEHLÜL gelmiş.’ dediler, sofraya bir tas su ile bir somun koydular. Niyaz ettim, yorgun kaldım uykuya daldım… RESULÜ’ne danıştım, dedi ki, ‘RABB’ime en büyük niyaz; kulu ile kulluğunu paylaştığındır, yolluğunu paylaştığındır, sevgini paylaştığındır, lokmanı paylaştığındır. Paylaşan, asla kaybetmez. Ne nefesinde, ne kesesinde, ne hevesinde, ne kafesinde asla eksilen görülmemiştir.’ ” dedi, BEHLÜL’üm cümleniz ile hem sözünü, hem sevgisini, hem saygısını paylaştı, selamladı.

11
“Olumsuz gelen olaydan kendinden kendine sorguya düşme; ne derse desin deşme, gelen güne gölgesiz diye şaşma.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Bir-bir aradım her binayı, dediler ‘Söyler BEHLÜL kinaye…’ Duman gelen kapıya girmem, duman veren olayı sormam; yaratılanı severim, kırılsam da kırmam. ‘Çok aldım, az bildim…’ dersem; kendimden kendime yol çizmiş olurum, zoru yenmiş sayılırım. GÜL ağacı diken ile sevilir, GÜL rengi övülür. Komşuya sorsam ‘Sevdiğin çiçek nedir?’, her biri ayrı söyler. Ayrı-ayrı olsa da, bildiği günde sevse de; olduğuna gülersin, doğan bebeği belersin.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

18
“Ağaçları bir bir saydım, renklerini gönlüme koydum. Davar olsam çayırda dursam, beklemek değil haklamak olurdu yaptığım. Davar değil isem, dağları taşları düzeninde bırakır, kendi gönlümü paklarım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
“Ne yasak olandan, ne korku salandan yol sormadım, karanlık denilen olayı kötüye yormadım. SAHİB’im ile geldim, aldığımı bildim; gönlümü, kendi karanlığımı silerek aydınlattım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı

25
“Her yazgıda, yoğun soru vardır; sergiyi bulamazsa, suya varamazsa, kulun görgüsü dardır. Asmayı gölge dedik, köküne sırtımızı dayadık, sevgimizi her renk ile boyadık.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Kaleme sorduğumu, ‘Belgeden…’ dedim saydım; kitapta gördüğümü, ‘Bilgimden…’ dedim soydum; atın eğeri yoksa, üstüne binen çoksa, ağacın gölgesini peyledim.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

29
“Tur ile geldik yola topluca, yerden göğe sevilen her kula, selam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Seyre gelsek de güne, soru desek de yöne; bilgimizi bölerdik, yaprak ile dolardık. Bizi bizden sorsalar, deriz ki ‘SAHİBİ’nden.’ Sizi bize sorsalar, deriz ki ‘Yol ehlinden.’ Bağlı olanı çözdük, eğri geleni çizdik, uzun yolda olana sorduk; ‘Binbir düğüme el atmadıysan; yolun güzel, halin güzel, belleğinde düzen güzel.’ ” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

7
“Rengine ahengine gönül verdik, sohbette güzeli gördük. Postu serelim, DOST’u saralım, gölgede kalandan gününü soralım. Diyelim ki; ‘Güne mi, yöne mi, düne mi kinin? Yoksa, güne uymaz mı konun?’ Günden güne ulaşırız, RESULÜ’nün hali ile hallendik, kulluğuna yaraşırız.” dedi, BEHLÜL’üm her gününü benlik simidine ekleyen, kendinden geleni bekleyene DOST selamı gönderdi. “Dileyen alır, dileyen kalır. Bağlar bağcının  ise de, üzüm yolcunundur. Ak üzüm kara üzüm, DOST ADI’na YEMEN’den geldi sözüm. Bundan güzel söz olmaz, bilse kulu kin bulmaz. Yapraklar ağacında yakışır, yaprak dökülse de ağaçta eksik olmaz.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı. (‘Benlik simidine ekleyen’ de demektir?) Bayan gerçeği sorar, bey bildiğini söylerse, uyumludur; dilediğini söylerse, uyumsuz…

13
“Her ağaca ADI’nı yazdım; ne yazdan, ne kıştan umudumu kestim; gelenden sıcağı, gidenden soğuğu öğrendim. Dedim ki; ‘Var ettiğin ile güzeli buldum, varlığımdaki özelin ile gerçeğe uydum.’ ” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Çok söyledim, az dinledim, her gelen sesi ünledim; aldığıma inandım, komşu ile sohbete girdim. Komşu niyazdan gider, BEHLÜL naz ile sürüyü güder; ondan benden söz alan, aldığı hale şaşar, ‘Nerden bulayım, nereye varayım?’ diye. Aç gönlünü can Dostum, gönlünde senin gerçeğin mevcut! Ona buna yönelme, ‘Kimden alayım?’ diye bunalma; bağladığın düğümde, olumsuzluğa gönül koyma!” dedi, BEHLÜL’üm selamladı

20
“Ayağımı bağladım, ağrır diye ağladım; ne dünde, ne bu günde, geleni gideni eğledim.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “ ‘Her yol benimdir!’ diye yollara düştüğüm, duymadığım her olayı deştiğim, bilmeyeni gördüğümde şaştığım, kendi hamlığımdandır! Senden benden aldığım ile piştim, ocak başında oturdum bilgideki gerçek ile şiştim. ‘Demek ki aldığımı vermem gerek, bildiğimi sermem gerek, güzel olan her varlığı görmem gerek!’ dedim de, gölgeden Güneş’e geldim, Güneş’te her rengi buldum; aklımı ağaçtan çözdüm, sonsuzluğa saldım. Deryalara gidenler, benden günü soranlar; gelenden güzeli bulsunlar, gerçeğe doysunlar!” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

21
“Al giysem boyanırım, şal giysem dayanırım, hal aldım güvenirim; seyran güzelden gelse, sevgimde gerçeği görse, nazlanır nazlanırım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, bir kova suda, üç balık besledi; bir dal ile, bağını süsledi; gönlünde EMRE uymayan varsa taşladı. “Benden seni ayıramam, sen yok isen gerçeği duyuramam. Haşlasan da, boşlasan da, seni beni çözmeden gel, bir satırı çizmeden bul.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı

4
“Ata yol vereceğim, iti yanımda göreceğim de, gittiğim yolda sorgusuz kalacağım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Doğruyu eğriden öğrendim, güzeli çirkin ile peyledim, sıcağı soğukta bekledim. ‘Vay gayretsiz BEHLÜL. Gerçeğin örtüsünü senden mi sandın, gölgesiz varlığını dertten mi bildin?’ güller açtı bahçemde, çamaşırım temiz bohçamda, sadece HAK olsun lehçemde. Öylece, yol yolcunundur gidene dek…” dedi, BEHLÜL’üm selamladı

10
“ ‘Balıkların puluna, yarattığı kuluna çevresini soralım.’ dedik, adım-adım geldik, kuldan kulu sorduk. Kul kulu yerdi, bilgisini ağaca serdi. ‘Çıksam toplasam…’ dedim. Ağacın sahibi gördü, ‘BEHLÜL nerden nereye niyeti kurdu?’ dedi de, beni önledi. Oturdum toprağa, bakındım yaprağa… Düşündüm de, ‘Vah. Vah.’ dedim; ‘Kulu kula ne sorarsın, verdiğinden ne beklersin?’ Yarattı ise seni YÜCE, silinsin senden gece. dostluğunu ver yeter, dost olanı bil, biter.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

12
“Vurduk taşa kıralım, sorduk başa varalım; gürleyelim, sırlayalım, doğru yönde parlayalım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Her basamakta arkana baktığında göreceğin tek şey vardır, bilmediklerin… Çevrene baktığında gördüğün tek şey, öğreneceklerin… Her basamak bir bilginin eseridir, öğrenmeye heves ettiğin sadece tasarıdır. Dizgide olmayanı öğrenemezsin. Kaygu etme. Öğrendiğin kadar, senin için en hayırlı…” dedi, BEHLÜL’üm gölgesiz günde yüce ağacın gölgesini diledi.

24
“Nal topladım yolumca, gül topladım halimce, geldim verdim dilimce.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Diri buldum atımı, doğru buldum katımı. Kimseye ‘SEN.’ demeden geldim, seni aldım beni bildim, suyun aktığı yerde ÖZ’üm ile cümlenizi sardım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 

26
“Sürüyü güdeceğim, sefere gideceğim; altın sahanı aldım, gümüşü satacağım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Okuduğun her satıra noktayı koyma; aldığını verdiğini say, senden gelmeyeni duyma; gönlünü soy, güzel gelene selam ilet, çirkin dediğine uyma.” dedi, BEHLÜL’üm yanımda olanı selamladı.

30
“ ‘Dağlara çıkmam.’ dersen; çıkamadığından mı, niyet kurmadığından mıdır? Niyet kur, yol seni dilediğine götürür, gerçek olmayan bilgiyi bitirir. BEHLÜL sözü esirgemez, sözü sırlamazdı, bilen ile olur, bilmeyeni saklamazdı. Adımı DİVANE’ye çıkardılar, bildiğim gerçeğe yaban dediler. Sen de ben de yaban olmadığını biliriz, çünkü gerçeğin aynasında kainatı görürüz. Çevremde düzen kuran, cümle ile söze katılanlar; dört yaprağı seçemedi, bir köprüyü geçemedi. Demek ki, bilmek değil, uymak gerekliymiş.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

31
“Her sayıya göz attık, her seferde söz ettik, bilgimizi sohbete kattık.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Kayık ile çıksam yola, bir limanda versem mola; görenler avunurlar, bilenler savunurlar, ‘Gel gidelim.’ dediysem, ‘Gelmem.’ der dövünürler, kayığım küçük diye korkuya kapılırlar. Bilgime değil kayığıma inananlar, varsın dilediği limanda kalsın, güvendiği çevreye ADI ile katılsın.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6
“ ‘Sürüye baş olayım.’ diyen değil, sürüye yol vermeyi bilen çobandır; bilmediği olaya çoban olayım diyen, yabandır.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Bildiğin her olayın gerçeği açıktır; dağdan sormayı bilirsem, taşlar ile dostum demektir; suda yüzmeyi biliyor isem, derya dostum demektir; aldığımı verebiliyor isem, kainat postum demektir.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

7
“Yaktığınız her ocak, gönüllere açar kucak; DOST SOFRASI kurulacak, hamur açık, yoğrulacak; gölden çıktık, deryaya varılacak.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi: “Yumruğumun üstüne yumruğumu koydum; kilimi yere yaydım, oturdum bekledim, azığımı sakladım. Gelen geçen bakmadı, ocak buldu yakmadı. Ellerimi dize koydum, azığımı sofraya yaydım, sağıma soluma selam verdim. Giden gelen oturdu, azığımı bitirdi; sohbete girdikte, hepsi geceyi unuttu. Yandılar geçtiklerine. (Kayıplarına üzülmüşler.) EYVALLAH. Geçliğe değil hiçliğe üzülürüz, gerçeği nerde bulursak orda alırız.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

14
“Saymaktan yorulmadım, doymayı denemedim, hiçbir olayı kınamadım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü ağaçtan ağaca bağladı; her gelen geçen, bağladığı söze dilediğini  ekledi, dilemeyeni kendine sakladı. “Ağaçtan ağaca HAK bilgisi iletilir, niyaz ile yüceltilir. Dostluğunu iki ağaca bağlamış, her geleni beklemiş; dileyen gelsin, dilediğini sunsun diye.” dedi, BEHLÜL’üm güzelden aldığı kadar güzele sundu, selamladı. 

15
“Yolcuya dur diyemezsin, gemiye geldi ise; kaptana vur diyemezsin, saygıyı sildi ise. Gönülden gönüle sadece sevgi aktarılır. Sevgiyi sildi isen, benim adıma değil, kendi adına kayguya düş.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “YUNUS misali söz alsak, yumuşak der gezerler; yerde çiçek görseler, yersiz deyip ezerler. DOST adını aldı isem, tatlı acı söylerim, çünkü HAK KAPISI’nda ‘ALLAH.’ derim beklerim. MEYDAN, yolcunu değil, kainatın SAHİBİ’nindir. MEYDAN’a söz geldi ise söyleyenden, söyleyen sorumludur.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 

28
“Kapalı olmayan kapıya her dileyen girer, her dileyen gönlünce yorar, her dileyen dilediği sofrayı kurar.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, kayguda olana selam verdi. “Durduğun taşın altında yılan arama, saçım süpürge diye tarama, almayı dilediğin sohbette kaybına gelenden dem vurma! Ahengine geldin, ahenk ile dönesin. Doğduk, bile-bile değil… Duman, sofranızda olamaz; her kapıda, dileyen dilediği kadar kalamaz! Setre gelmedik, gönülden gelene uyduk, DOST sözünde Dostu bulduk. Dağları aşmadan da aradığın bizimle, sularla taşmadan da RABB’imiz izinle adımlarınızı attırır. Değirmene taş koymadık ki kırılsın, yoluna darı dizmedik ki yorulsun. Seyrine güzel dedik sarıldık, dört yönde yapıya işçi olduk gerildik, ‘Sen ile ben.’ dedik BİR’likte kaldık.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

1 mart
“Bir atı aldım, öbür atı saldım, ata binemem diyene güldüm. Yerden ayağın kalksın, Dostlar haline baksın dedim de, gönülden gönüle selam ilettim.” dedi, BEHLÜL’üm deliden doludan adını semaya yazdı. “Sevgimden ölçü alan, altının terazisine vursa, diz koyup kumda otursa, ne aldığını bilir, ne bildiğinden kaygulanır; her yolun heveslisi, yorulduğu kadar yürür, yorulduğu yerde durur. Gidiş o kadardır. MEYDAN, gelenden yolunu sormaz, çünkü şüphede kalmaz. Varışta emek vardır. Geldim gittim, oldum bittim demeden günümüzü doldurduk, yünümüzü ördürdük, bilen ile sardırdık. Oh demeden barışalım, oyununa karışalım. ADI’nın verdiğine uymaya çalışalım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 

8
“Sağdan aldım suyumu, soldan buldum huyumu, sayacağım varımı, serpeceğim darımı. Yoldan yola gidersem, yolda sürü güdersem; görenler sevinecek, alanlar uyanacak.” dedi, BEHLÜL’üm söz ile ÖZ’ü BİR’den bine bağladı. “Her ağaç, doruğunda tek yaprakta kalır, mevsim geldikte çokluğu bulur. Ağaca tırmanayım, tek yaprağı ben olayım dedim, karda kışta yük olmayı denedim; Güneş’in verdiğinden, verdiğini gördüğümden o zaman haberdar oldum. Bekledim yaz gelsin, sakladım gönül ersin.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

11
“Birden ona sayayım, on bir deyim uyayım; açık gelse sözünüz, benliğimi soyayım. Ne derlerse desinler, BEHLÜL’ün elinden ak üzümü alsınlar, dileyene sorsunlar. Bilen bilmeyen adımı anardı, ağaç olsam gelir dalıma konardı. Ağaç buldum yaprak çok, kökü dedim toprak çok, oluşanı gelişeni bilen yok, ‘Gel niyaza.’ dedim de ‘Hani cami?’ diyen yok. Toprak dizine gelir, sema gözünde kalır. Sular aktığı yerden, dostlar baktığı günden selam verir dönerler, BEHLÜL derler gülerler. Gülsün gülenler, gelsin bilenler, umduğunuz gününüzde yansın çerağlar.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 

14
“Siniyi koyduk sofraya, örtüyü serdik tafraya. Açmadık kayguyu seçmedik arsız duyguyu.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi: “Bitti mi eni konu dert dediğiniz olay; güttü mü sürüsünü her çoban kolay? Gelsin suyumuz, gülsün soyumuz, sevilsin huyumuz. Bende bir, sende bir, günde bir, sonda bir; RABB’im, cümlenizin nasibini kılsın gür.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. “Basamak çıktım güzele, dedim selam verelim ezele. Döne–döne geldiysek güne, soyalım nefsimizi gerçek yöne.” dedi,  BEHLÜL’üm selamladı.

15
“Yorgunluğa yer veren, dinlenmeyi sözde bulur, aynaya baksa kendinde olanı görür.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “GEYLANİ ile söyleştik, sanmayın dertleştik. Derdi dünya günümüzde sildik, her on ağaca adımızı yazdık yürüdük… Senin de, benim de adımız yazılıdır, sevgimiz kainatta dizilidir. Ağaçları say da bak, nefisleri soy da bak! Günden Güneş’ten aldım, yaprak idim soldum, dumandan uzak kaldım. Ağaçlar; dünyada bıraktığımız bilgilerdir. Sar ağacın gövdesini, sor oduncunun yargısını, okudu mu adımızı? Okusaydı, baltayı vurmazdı! Yerden göğe bitmeyen bilginin, temeli yükselir!” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

21
“Avucumda mangır varsa, Dostum çok gelir; diz altında postun varsa sevgin çok olur.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “ ‘BEHLÜL durdu, kemendi vurdu.’ dediler. SOMUNCU’ya sordum, ‘Somun kaç mangır?’; dedi ki, ‘Sevgin varsa, ‘DOST!’ diye haykır. Somunum, mangır ile değil zembil iledir.’ Ağaya paşaya selam olsun, somun dileyen SOMUNCU’ya gitsin.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

28-1
“Dumandan uzak durdum, ayaktan çamuru sildim, güzeli çağırsın diye her yana ulak saldım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Dört yandan haberci geldi, DOST ADI’na cümlesi güldü, seyre dalan her kulunda açan gülleri gördü. Haberden habere öğüt sorarsan, her yarayı baştan sararsan; güleceğin gün yakındır. Sevginde kainat bütündür.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 

29
“ÖZ’den geldiyse sözüm, günde gördüyse gözüm; her çiçeğe selam verir, her böceği yuvasından bulurdum.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Örümcek ağın örmüş, ipeği saran sormuş; ‘İpeğim ile ben mi övünürüm, yoksa sen mi?’ . Doymayı bilmeyenden, uymayı denemeyenden, alacağımız cevap birdir. İpek benim, yaprak senin, gölgeyi diledi isen yeterli toprak senin.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

4 nisan
“Her derenin suyuna, her verenin huyuna dost olduk; dostluk verdik, akan suyun boyuna.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Sır sakladım soydular, bir çuvala koydular, akan suya verdiler; ‘Neden?.. Nerden?..’ demedi, deniz orda komadı. ‘Oh orda, oh burda, geldiğin yerde dur da etrafına bakın, bilgini şerden sakın!’ dediler, eğri odunu doğru adama sundular. BEHLÜL kimi kimden sormaz, aldığı bilgiyi ‘HAK’tan.’ der, yormaz; destiyi aldı ise ele, kırmaz.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı.

19
“Emek verdim ağaca, dalını kırasın diye değil; dumana baca kurdum, taş yığasın diye değil; yarım bırakmadım yapıyı, hayvan bağlayasın diye değil.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Yerden aldım da taşı, toprağa koydum başı. ‘SEN verdin, ben gördüm ALLAH’ım. SEN yarattın, ben erdim ALLAH’ım. Cümleyi ERENLERİN’e eklesen, yaratılanın ermesini beklesen?.’ dedim de, kendimden utandım. ‘Sen BEHLÜL, toz gibi canınla canları düşündün de; alemleri YARATAN, cümlesini gözetenleri GÖZETTİREN’i düşünmedin.? O, senden de, cümleden de merhametli sevgili, yargısında sadece AFFEDİCİ olduğunu düşünmedin mi?’ Dost olalım gönlümüzle, Dost kalalım zannımızla, Dostluğu kuralım bilgimizle.” dedi, BEHLÜL’üm RABB’imin AFFI’na sığındı, cümlenizi selamladı.

2 mayıs
“Yolun gittiği yerde BEHLÜL’üm sözü alır, sürüyü güttüğü yerde çobana selam verir. Atmadıysak eğri adım, tutmadıysak kula odun; ‘ALLAH. ALLAH.’ diyeceğiz, sancağı elde bulacağız. Suyun akışı göze, Dostun bakışı yüze, kalmaz sözümüz güze. Bir elden aldık, bin dilden sorduk. Geldiği yerde bulur, ADI’na selam verir.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

9
“Kaynayan her tencere, ateş bittiğinde durulur. Kuşağında uyum var, niyazında doyum var.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Dört duvardan ararsın, bir duvarda durursun, sırtına yükü vurursun. Kovalayan, kaçanı görür; kaçan, kendini korur; giydiğin fistan ile, arayan seni bulur.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

23
“Aynaya baktım geldim, çerağı yaktım geldim, Dost ile Dostluğuna selam taktım geldim.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Kayalara attım kement, yer yerinden oynadı, akan sular bir anda ocak oldu kaynadı; ‘Bilsem.’ dediğim günde, alkışlardım olayı. Gerçeği bildiğim an, her MELEĞİ’ne hizmet ile verileni gördüm. Dedim ki; ‘Senin bilgin sana kadar, sanma bilgin sona kadar.’ ‘YA ALLAH.’ dedim tövbeye durdum; VARLIĞI’ndan, bir kum tanesi bilgiye sahibim. İnandığım gerçek, budur.” dedi, BEHLÜL’üm günün en güzelinde cümlenizi selamladı.

30
"Üzüm aldım çöpsüz, kuş oldum sessiz, desti aldım kulpsuz. 'Her noksan bana mı, yoksa noksan bende mi?' dedim, düşündüm."diye diye BEHLÜL'üm sözü aldı, yüksek yerde gözü kaldı: "Çağırdım gelsene, ömrünce gülsene. 'dostlukta; üzüm çöpüne, destinin kulpuna bakma.' dediler, 'Yüksekte alçakta olana aklını takma.' dediler. Umduğum güne geldim, 'Nerde o günler?' dedim. Elimde olsaydı, gücüm yetseydi; hayıflandığım her günü silerdim, sevgimi her yaratılmışa bölerdim. Doğruya eğildiğim gün, eğriyi sildiğim gün oldu." dedi, BEHLÜL'üm selamladı. 

13
“BEHLÜL’e söz gelmezse, DOST ADI’nı söylemezse; ‘ALLAH. ALLAH.’ der de gelir, bir nefeste sözü alır. Bağlamadan açtık kapıyı, her niyazda örttük yapıyı. Her dileyen gelsin, niyazını versin.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

20-1
“Her sofraya otururum, sözü ahiret ile bitiririm, soranlara kuru ekmek götürürüm. İster yesin, ister kuşlara atsın.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Soframda olanlara söz versem; ‘Hallaç mısın, pamuk misali her konuyu dağıtırsın?’ derler, sonra da hazır şilteye konarlar. YAR ADI’nı ben anarsam, sen yanarsan; güzel olur, DOST’luğa misal verir. ‘Sen an, sen yan, biz kanalım.’ derlerse, nefesim ziyan olur.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı.

26
“Ayva alıp yiyeyim, ‘Mideme şifa verir.’ diyeyim.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Doymayı bilmezsem uymayı denerim, yaprağından cildime şifa alırım. Oruç tuttum ayıldım, iftar geldi bayıldım, göz-göz olmuş  somunun yarısını ayırdım, ‘Yetti, yetmedi.?’ derken mindere oturup yayıldım. ‘Ayva suyu içesin, DOST ADI’nı seçesin.’ dediler; ‘EYVALLAH.’ dedim, yerden göğe selam verdim. Yaprağını kaynatıp dökünmek… (Ayvanın iki ayrı şifası mı?) EYVALLAH.” 

4
“Teraziye buğdayı koysam, az verir. Dosta yeter mi, somunu biter mi; her ayna dileyen, kendinde  olana bakar mı?” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Bayrama ‘Gel’ dedik, ‘Ramazan girdi, seyranda kal.’ dedik. Pamuk çıktı kozadan. HAY ALLAH’ım HAY, elinde tutsa kulu yay; dilediği hedefe atacak, hevesine avını tutacak. Gerçekten ayrı kalmayalım, seyri dağılanda bulmayalım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

17
“Ne ayakta çorap, ne belde kemer, destanımı silemez; RABB’im RAHMET vermese, kul bostanı sulamaz.” dedi, EYYÜB ile gelen BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı.

24
“Başlık aldım noksan çok, beşlik bozdum korsan çok. Güzel dedim, yolumu güzele çevirdim. Ne başlık, ne beşlik benden sormadı.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Bir ayak, bir dayak, -(Dayak destek mi?) EYVALLAH!-, yolumdan almaz beni; bir somun, bir de desti, güzelden salmaz beni. Güzeller güzeliyiz, bilginin ezeliyiz. Her günün çiçeğine isim verdik, tezgah kurduk; bir-bir soruyu sildik, DOST bağına öyle geldik.” BEHLÜL’üm Dost elini DOST ADI’na sıktı. (SABAHAT ABLA mı?) EYVALLAH! 

7
“Bigâne gelmeyi huy edindi isek, her yerin havasını sileriz. (Olumsuz hava mı yaratılıyor?) EYVALLAH!” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Aşın başın taşta değil, aldığın bilgi kuşta değil. Beğenmeyi huy edinelim, saymayı dileyene her ağacın kökünden söz edelim! Aldığı bulduğu, SAHİBİ ile söyleştiği günde, YUNUS ile paylaştığı anda uyandı; RABB’im, her anında, bir yönünde, niyazına YARDIMCI gönderdi.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

14-1
“Ham elmayı toplamam, yıkanmamış çamaşır katlamam; sevgiliye verdiğini sunmazsam, güzel günü asla beklemem.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “İnce aldım bezini, beyaz dedim tacını; saydığım anda buldum, gönlümdeki haccımı.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

15
“İki aynayı birbirine tutarsan; görülen olmaz, şekil vermez. Çünkü, kendinden kendine bakabilmen için; yerden göğe bilmelisin, kendinde olana gülmelisin. Aynayı eline alabilmelisin ki, kendinde olanı görebilesin.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Dayanmayı bilmeden elime ayna aldım, kendimden başka her yöne çevirdim; kimi kırık dalı, kimi dağılan teli gördüm, yanlıştan yanlışa düştüm. Ne dizim kaldı, ne benzim, ‘Koyduğun nizam, bu mu ALLAH’ım?’ dedim. Denildi ki; ‘Sen aynayı kendine tut, bırak her yaratılan kendi aynasına baksın!’ ‘ALLAH! ALLAH!’ dedim de, kendi kendime döndüm; ‘ALLAH! ALLAH!’ dedim de, geçen ömrüme yandım. Ne vardı şaşıracak, kulu kula aşıracak, ayağı taşa vurup kendini düşürecek? AFFIN YÜCE’dir RABB’im. Sığındım SANA, döne -döne geldim de güvendim sona. Kulun nicedir, AFFFIN YÜCE’dir. Eğilen BEHLÜL, DOST’luğa talib oldu, DOST ile DOST’luğu kurdu, gerçeği öyle buldu.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

20
“Dağdan dağa aşırdığım, elimdeki testiden suyumu taşırdığım bilinir, değirmene buğday ile gelinir.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Yemeniyi ayağımda görene sordum; ‘Yolum, yolun mudur, sevgim, halin midir, eline aldığın sepette, vereceğin GÜL’ün müdür?’ ‘EYVALLAH.’ dedi de tuttu elimden, güzel söyledi bal ile dilinden; ‘BEHLÜL’üm yolu açsa, her dileyen geçse.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’  dedim. Yol HAKK’ın, gönül halkın; her dileyen gelsin, her seven bulsun.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

21
“Davul varsa çalayım, ağaçtan ağaca ipi dolayım, suya geldiysem dalayım günün yorumunda kalayım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Ağaçlardan söz aldım, dediler ki; ‘Dalımızı kırma!’. Sulardan aldım, dediler ki; ‘Çöpleri yığma!’. İplerden söz aldım, dediler ki; ‘Meyvesi olan ağaçtan, gövdesi taze olan ağaca germe!’. ‘RABB’im.’ dedim, ‘SEN, düzeni güzelden güzele kurdun. Ben dalımı kırarsam, yoluma taşları yığarsam; hatayı kimde arayım, gerçeği kime sorayım, bildiğime kimi şahit tutayım?’ ‘Ver ALLAH’ım ver.’ dediysem, sergisine gönül koymalıyım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

9
“Payıma düşen nedir? RAB ile gerçeğe şaşan kimdir?” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Bayrağım elde ise, kuşağım belde ise, verdiği güç kolda ise; selden zordan sakınmam, vergimi hiç sakınmam. Kimine güzel verir, kimine acı verir; sonunda, kim olursa olsun dostluğu bulur.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

10
“Çeyrek somun yeter mi, akıl dar ise kul elini tutar mı, yolun gidişine sevgisini katar mı?” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Güneş, her bakanda gerçeğini verdiğini söyler durur, BEHLÜL baksa yere vurur. ‘Sende olan bende yok mu, senin aklın benden çok mu? Vardığın yerden değil durduğun yerden bilinirsin, kendi kaynağında kendi ocağını yakarsın, sonra da benim gözüme tutarsın. Ben de sana dilersem bakarım, yerde gökte RABB’imden gelen çerağımı yakarım.’ dedim; güldüm söyledim, gece oldu ayazda kaldım. Gel, gel sende benim ile ol, bende olanı sende gör! Gör ki, birbirine bağladığımız akım çekim yerini bulsun, kaydına gelen her konu kıyamette okunsun.” dedi, BEHLÜL’üm kendi ile, güneş ile barışıklığını kurdu, kavgasını sildi, selamladı.

12
“Somunu yarıya böldüm, birini benim bildim, öbürünü kuşlar ile kedilere verdim.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Kuşlar lokmamı yedi, havada döndü-döndü; kediler lokmamı yedi, döndü yürüdü, biriken suda gölgesini korudu. Ay’dan gelen ışığa baktım, sonra da ocağımı yaktım. Ağacıma bol suyu döktüm, meyvesi dolsun, her gelen alsın diye. Çoluk çocuk bağrıştı, seyre gelen alıştı. GÜZEL’in var ettiği, gerçekten zor ettiği, yoldan yolcuya dar ettiği her günde; bilelim ki, RABB’im her yönde. Zan, O’nu bilmeye yeterli değildir! DOST dersen; kendinde olan gerçeğe yönelmiş olursun, ne gelirse gelsin O’nun ile bilirsin.”

14
“Gölgenin verdiğini, kulun gördüğünü, elinle tutamazsın; ne var ki, kendi görgünü kimseye katamazsın.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, aldı da göl kenarına geldi, sulara daldı. Balıkların halinden, ördeklerin dilinden, ‘DOST çağrısı bu.’ dedi, kandile yağı koydu. “Gelin alalım, aradığımızı bulalım; ne gölde kalalım, DAYANDIĞIMIZ’dan ayrıda kalmayalım!” dedi, cümlenizi selamladı.

27
“Var git arı beyine; YUNUS ile yürür mü, yoksa ‘Çiçekten çiçeğe bal alayım.’ diye gelir mi? Altın kafes koysalar, yere kilim yaysalar; oturmam oturamam, bilgimi kimsenin hali ile tutturamam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “ ‘Doğruyu ben bilirim.’ diyenin, doğrusu kendinedir; ‘Doğruyu RABB’im bilir.’ diyenin, doğrusu bendinedir. Aç oku KİTAB’ını, gör RABB’in HİTABI’nı: “BEN YARATTIM KULUMU, BEN VERİRİM YOLUNU!” ‘Niyaz eder, gönül açar, olumsuzdan hep kaçar.’ denildi ise, nazdan nazı seçer.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

11
“Üzüm bağı ERENLER’in; MEYDAN, üzümü serenlerin; yol, doğruyu bilip verenlerin.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Bağa girdim meydan yok, dosta sordum üzüm çok. ‘Nerden alsam, kime versem?’ Dediler ki; ‘Söze değil, ÖZ’e gel!’ Öylece bağda üzümü, ER’de MEYDAN’ı gördüm, kendi kendime buldum. Sevgide ölçüye saygı değerini verirmiş, her kulu saygısı ile yerini alırmış.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

13
“Çevreyi dolandım, dallandım budaklandım, rüzgar esti sallandım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “ ‘Yağan yağmur yaprağını yıkar, böceğini döker, öyle ise senin ile tesbih çeker.’ dediler, bana sordular. ‘Kainatta yaratılmış olup, RABB’ini bilmeyen, O’nu zikretmeyen var mıdır?’ dedim. Dediler ki; ‘Taşlar, topraklar.’ Taşlara kulak verdim, toprağı ele aldım, onlardan zikri öğrendim, cümle ile gönlümü arındırdım. Seni beni diye-diye, bal böreği yiye-yiye; gerçeğin güzelliğini unutmuşuz, taşı toprağı bilinçsiz zannetmişiz. ALLAH’ım AFFIN’a sığındık, taşın ile, toprağın ile, ağacın yaprağın ile, güzelin çirkinin ile BİRLİK’e katıldık, sevgide gerçeğe öylece yöneldik.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

18
“AŞK ile dolduk bu gün, sebepsiz sandık o gün. Düşen taşa sataştık, dağılan parçalara ‘Gitsin.’ dedik itiştik. Gün geçti, gönül devranı seçti. BEHLÜL’üm her durakta renkleri aradı, renkten rengi taradı, sorumsuz kalmayalım diye kapı-kapı dolaştı. Dar kapı; seyirde olanı etkilemez, görgüsüne aldığını gönlünden başka yere koymaz. Her sefer bir ömre bedeldir, sevgi ile tuttuğun el cümleye modeldir.” BEHLÜL sözü noktaladı, selamladı. 

28-1
“Darıları ekelim, köküne suyu dökelim, yakaya GÜL’ü takalım, her gelene bakalım!” dedi, BEHLÜL’üm söze girdi: “ ‘Sır tut!’ deseler, ağzıma kilit vursalar, hedefi elim gösterir. ‘YA RAB!’ dedim, niyaza durdum; ‘Bana ‘Sus!’ demesinler, ağzıma kilit vurmasınlar! Gördüğüm bende kalırsa, güzele bohça olur.’ Denildi ki; ‘Her gözde, her sözde, YÜCE’nin SIRRI vardır; bir-bir görene, gördüğü dardır!’ Bin bir gözden bakalım, her adımda yolumuza su dökelim; toz olmasın, gelen kayguda kalmasın diye.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

17
“İğne attım düşmedi, su kaynattım taşmadı, yola çıktım bitmedi.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Ak kuzu peşimden geldi, kara kuzu izimi buldu, DOST eli elimde kaldı. Elden-ele olalım, el yüzünde güzeli bulalım, yemeniye toka takalım. Dağlar selam verdi, selamda her birimize güldü.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

22
“Ağır taş yerden kalkmaz, eteğine kum alan oturduğu yere dökmez. Açalım yolu, seçelim hali.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Ak fistan giyeceğim, ak üzüm yiyeceğim, açan GÜL’ün beyazını seçeceğim; ‘Gel!’ diyene selam verip, gülen ile aldığını öreceğim.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

1 mayıs
“Örtmezsen sahanı aşını ısıtamazsın, ısıttığın halde elden-ele taşıtamazsın. Her eylemin, bir boylamı vardır; attığın her adıma yazılan, sevabı-günahı vardır.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Hayra attığın adımda; sevabını yazar, günahını örtersin, eldeki sahanda emeğini tartarsın. Değişen her günün yorumu, senden değil RABB’indendir .” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. 

8
“Kopmayan daldan desteği biliriz, gövdesi kalın ağaca salıncağı kurarız; oymayı dilediysek, kütüğü alırız.” dedi, BEHLÜL’üm söze geldi: “Hazmetmeyeceğin aşı yeme, yerde olan taşa vurma, kapın var ise girecek camını kırma, yağan yağmurun altında durma, gelen-gidene ‘RABB’imin RAHMETİ nedir?’ diye sorma! RAHMETİ tane-tane sayılmaz, elma misali soyulmaz. Bak-gör, sev-bul, gönüllerden-gönüllere dol-dol…” dedi; BEHLÜL’üm MERYEM ile aynı sofrada buluştu, verdiği bilgiyi çözmeye çalıştı. 

9
“Kaygunun yeri değil, bilenin zoru değil, kaynayan sular gibi dağında karı değil. İndi ovaya sular, girsin düzene yollar, bilsin DOST’luğu kullar.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Yakmadıysan çubuğu, dökmediysen kabuğu; kimden neyi beklersin, bilenden niye saklarsın? KEREM, RABB’imin SESİ; KERİM, her bilende nefesi; saydığımız, gönüllerde yarattığı sevgisi.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

15
“Ana-ana, doğdu dana; RABB’imin verdiği hem bana, hem de sona.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı, aldığı nağmeyi deryaya saldı: “Gül de gel, geldiğin yolda güzeli gör de bul. BEHLÜL darı toplasın, koyduğu her darıyı ‘Bilmez.’ diye katlasın; olur mu, darı benden akıl alır mı? Koy toprağa, ver yaprağa; suyunu alacaktır, bilgisini tezgaha koyacaktır.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı.

22
“ ‘Ah!’ dedim, ‘Vah!’ ettim, gördüğüm her zerreye selamet diledim. ‘Aldığın senin olsa, verdiğim benim olsa, RABB’imin yargısından her kulu uzak kalsa.’ demeden, aldığım destiyi doldurdum, han kapısında omuzuma kaldırdım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Hancı! Yolumda durma, aldığım destiyi kırma, ‘Nerden geldin, nereye varacaksın?’ diye sorma! Ne geldiğimi, ne varacağımı ben bilemem; her güne açık olmalıyım, olduğum gibi kalamam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü MERYEM’e verdi:

28
“Altı atı ağaca bağlama, sonra da ‘Kökü gitti.’ diye ağlama. Geçer-gider her yolun yolcusu, kulun kendisidir gönlünün kolcusu.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “Seyre daldık ovayı, nefes ile aldık havayı, DOST KAPISI dedik YUVA’yı. Gelsin dostlar buluşsun, cümle için çalışsın. Dağlar yolunu açar, güllerden en güzelini seçer.” dedi, RABİA sözü aldı:

29

“Güneş yaktı tepemde, sular aktı çatımda, dedim ki ‘BEHLÜL hangi KATIN’da?’ Ne bağladığım ip bende kaldı, ne çözdüğüm at sözünü bildi, aykırı olan her olay geldi BEHLÜL’ü buldu, BEHLÜL’de olandan bitenden akıl mı kaldı? Dört kapıya danıştıysan, dört hakimle konuştuysan, elbet aklın dağılır; bil ki, RABB’ini bilen, bir kapıya eğilir.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

21
"Koyun kuzu gele-gide yol etti, yolcuya gününü güzel etti, elden-ele dilediği çiçeği attı, gam yükünü kurda-kuşa sattı." dedi, BEHLÜL'üm sözü aldı: "Binek taşı yerindedir, suya baktım derindedir, esen yel ile havalar serindedir. Gücümüz, RABB'imin desteği ile. YAHYA'ya sözümüzü uzatır, yazdığımız her satırı birbirine benzetir. Dost dediysek kulunu, kimden alır yolunu; hancı vermez ise elini, kim tutacak doğru-eğri belini? Geldik-geçtik hamlığı, ‘Dost.’ dedikte bulduk kuldan yanlığı. Taşı-taşa vura-vura yarattığımız kumluğu yeniden taşlayanlar, dayandığı gerçeği inkara başlayanlar; süt alayım derken inekten bilirler, yoğurdu emeğinden sayarlar. Geldik DOST'um o günlerin zorundan, verdik postu bilmeyi mi darından?" dedi, YAHYA ile BEHLÜL'üm kayguyu gönülden silmenizi söyledi. 

10
"Destan yazsam okunmaz, iplik versem dokunmaz, elden tutsam sakınmaz." dedi, BEHLÜL'üm sözü aldı, mesafeye kendi yönünden baktı. "BEHLÜL destan yazmazsa, fistan giyer de yürür, her adımında gelen-gideni görür, kimde toz var ise sırtına vurur; tozu gitsin, kaygusu bitsin diye. Yayan gidemem yola, Güneş'te veremem mola. Asla sözün yalanı yok, DOST KAPISI'nda kulu tok." dedi, BEHLÜL'üm selamladı

19
"Akan çeşmeye, nasipli gelmez; akan çeşmede, bilen çok durmaz; destisini doldurur, sırasını gelene bırakır. " dedi, BEHLÜL'üm sözü aldı: "Adım atmazsan, merdivenden çıkamazsın; suyunu doldurmazsan, çiçeğine dökemezsin. Her olayın bir dolayı vardır; bilene kainat sonsuz, bilmeyene dardır. Gel el-ele olalım, akan suyu bulalım, elden taşı salalım, AŞK'ı ile kalalım.” dedi, BEHLÜL'üm oğulcuk ile gönülden-gönüle selamlaştı. "İlk adım, sonuna götürür; her adımda, geçeni bildirir; aynaya baktığın gibi, seni gösterir." dedi, selamladı