![]() Yumak muadildir hayata. Adalet muadildir, ahlaka. Ahlak muadildir mertebeye. Mertebesine göre, damağındaki atâya göre. Damaktaki atâ, ağızdan gönüle kadar olan büyüklük. Dünya derdine düşen, ahireti unutur. Dünya işi olur yola girer, ahirette ULU kişi kola girer. Dünyada nasip, ahirette mertebe alsın. Dünyada yaşarken ahireti gördüm. YUNUS Manayı bilmek, dünya kuluna ahiretin sırrına ermek hoş gelir. Bilir misiniz ki, ALLAH lazım geldiği kadar bildirir. Ne daha öteye götürür, ne gördüğü yerde bırakır. ALLAH’ım dileyince isteyince gösterir. ALLAH'ım kendi dilerse gösterir, kul dileğince değil. Dileyene bakma. YM, mana münasip. Yalnız ömür bitende görülür, bu alemin sırrına erilir. Annenin duasını, duasına gayesini de dile. Duasını al ki gülesin, iki alemde olasın. Duaların en makbulüdür ananınki. Yolun bitende hesap sorulanda, muhakeme kurulanda sorulur; ‘Ana duası alanı, yüzünü güldüreni ayırın, öyle kulu kayırın, hesabından düşürün, ahireti gösterin.’ Ahiretin yapısı, dünyanın kapısından değil. Anahtarı gümüş değil. Ahiretten kaçmayan; ahiretin varlığını düşünüp, gücünü öyle harcayandır. Duvarı yok geçilsin, ayağına takılsın. Yolunun iki yakasında hangisine bakılsın? Bakmaya doyulur mu? Kopmaya kıyılır mı? “SEYREYLE KULUM, YOL EYLE KULUM.” der ALLAH’ım; “YOLUNU YOLUMA UYDUR, KÖKÜNÜ GÜLÜM’E UYDUR. SANA DA YER AÇAYIM, HAS BAHÇEME ALAYIM.” ‘Almaz ALLAH’ım’ deme, yanılırsın. ALLAH’ın BÜYÜKLÜĞÜ’nden şüphe etmiş olursun. ALLAH’ımın mümin kulları için, yol münasip olanları içindir has bahçe. Dumansız gönüller yol münasip. Dumanlı gönül, kokusuz güle benzer; solsun at. ‘Olmuş gelmiş, mecliste bulunmuş müzeyyen kulmuş.’ derler, günden güne söylerler, sözü ahirete bağlarlar. Dünyadan gelmek kolay nefes işi. Nefesi veren kişi; dumana yol vermişse, duasını etmişse, ALLAH’ını bilmişse, kul gönlü etmişse; sanmayın hesap verir, yolu dirhemle sayılır. Maniyi kaldıran, nefsini öldüren; rahatı bulur. Dünyada bulur, ahiretini kazanır. Dünya madde ile, ahiret sabır ile bulunur, bulunsa sevinilir. “Geldim, YUNUS’um. Yumuşak gelsem, olumum sert, kalemim yumuşamaz. ‘Olgun yolun’ diyene; Olmuşum ben de bilmedim, ALLAH’ımın VERİŞİ’ni çözmedim. Acz kulun öyküsü değil, ululuk kulun uykusu değil. Rüyası bol olan, rüyada taç giyen; uyanır, tahttan düşer, kafası şişer, ümidi boşa çıkar. ‘Rüyada olsun tahta çıkarma, odunu taşıyana büyük umut verme ALLAH’ım’ dedim, niyaz ettim. Niyazım dünya içindi. Ahiretimin yerini düşünmedim, çünkü gönlümü layık bulmadım. Benim görüşüm, kıymet verişim ALLAH’tan sorulmazmış, ALLAH’ım kuluna ‘Gönlün nedir?’ demezmiş. Yumağını sarana, HAK YOLU’nda gidene, ‘ALLAH’ım var’ diyene; mertebesi verilir, ahiretin kapısı açılırmış. Düşünmeyi, ahirete konmayı, manaya asilik olmasın diye düşünmedim; boyun eğdim, karar bekledim. Olmuşum bilmemişim, üç yaprağı geçmişim. Olmuşun adına MEVLÂNA HAZRETLERİ’ne sözüm bu yaprağa kadar.” MEVLÂNA’yım. YUNUS’umun sözüne, yolu açık ÖZ’üne; yamalı fistan giyse, saray layık gönlüne. Bu aleme galip gelmek, dünyayı galip yaşamak ile bulunur. Galip yaşamak kula üstün olmak değildir, dünya gailesinin üstüne çıkmaktır. Dünyanın hesabı dünyada kalır, kulun borcu boynunda gelir. Dünya ile ahireti ayırmalı. ‘Dünya’ deyip ahiretten geçme, ahirete dönüp dünyayı silme. Ahiret müjdesi, müjdelerin en yücesidir. Ahiret, dileyenindir. YUNUS’um der ki: "Gelsem, sözü alsam; dünyayı demem, kötüyü komam. Yolunu çevirir, ahirete götürürüm..." Seven sevilir, yaratılan yaşatılır. Sevginin, ALLAH’ıma ibadetle eş olduğunu bilseniz; sevgiyle taşarsınız, bir ömür yaşarsınız. Ömür belli, yaşamak, ömür kadar. Amma AŞK’la yaşanan ömür, ahirete götürür. Yapmış dünya yapısı, açmış ahiret kapısı. Kulun acizini gördüm, niyet kırgın. Dedim ki, ‘Behey dalgın. Dünyanın budur işi, uymaz her kulun gidişi, gelişin vardır dönüşü. Çalış dönüşe ki, dilediğin istasyona bilet alasın.’ Her kul dünyadaki hazırlığınca yol alır, ne var ki buranın ölçüsü gönüldür. YUNUS Gönül ALLAH yapısı, MEVLÂNA’nın bankası. Yatırımı ben değil, kendi yapar; ahiretini öyle açar. Kul der ki, ‘İyi de kötü de ALLAH’tandır. Ne yapalım, bizi de böyle yarattı.’ Asla! Dünyada olanı bilen, imtihanını verendir. ALLAH’ım, dünyada VARLIĞI’nı, ahirette NURU’nu göstersin. YESEVİ ‘Şahsiyet’ dersin, bedene görev yüklersin. Beden dünya malıdır. Olayın oluşu kulun gelişidir. Kimliği, bedene girişidir. RUH’un varlığı. Adını dünyadan alır, ahirete varlığı gider. Varlığın ağırlığı derecesindedir. Kul kendini dert kuyusunda görür, her tarafı karartır. Dert kuyu gibidir. Suyu var, ne var ki karanlıktadır. Açalım. Kul vardır, ‘ALLAH’ım!’ der ALLAH’ını anar, kuyuda olduğu için hep karanlık görür. Yumuşak olmalı, kendini kuyuda görmemeli. İmkansız değil. Sen oraya ineceğine, suyu yukarı al ki; sana da cümleye de faydalı olsun. Oraya inersen, yalnız kana-kana içersin. Amma ALLAH’ım yalnız içmeyi değil, yemeği de kuluna nasip etti. Yemekten-içmekten maksat, dünya ve ahiret. Dünyaya gelip, yalnız ahireti bilmek yetmez. İkisini de sevmek, tanıyıp bilmek gerek. ‘Dünyayı bilirsen, ahirete giremezsin’ diyene sözüm. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni görmeyince, ahireti neyleyim? ALLAH’ımın VARLIĞI’nı bilmeyince, ahirette ne edeyim? ALLAH’ımı göreyim, VERDİĞİ’ni bileyim, her şeyiyle seveyim ki; NURU’na ereyim. Dünyayı konuşuruz, ahireti hazırlarız. Olaya sabırla inancı karıştırırsan, ahiret yolundaki taşları temizlemiş olmaz mısın? Zaten dünyanın ahirete bağlanışı, kulun türlü gaileleri hazmedişinden değil midir? Ahiret; sabır, kullarının gidişi-varışı-buluşu değil midir? Sabır niye edilir? ALLAH’ıma isyan olmasın diye. Geçelim dünya sözünden, tutalım ahiret yolundan. ‘Göçün’ demem, desem münasip olmaz, emir gelmeden göç olmaz. Yalnız dualarınızı yarın ölecek gibi edin, tövbelerinizi sona bırakmayın. Sonun hududu yok ki. ‘Gelenler ne yapar?’ dersin, merak edersin. Boşluk yok, vazife var, vazifenin başında ALLAH’ım var. Burada eğrilik yok, çünkü idrak var. Güzellik yumuşak anılır, sözler YUVA’da kalır. ALLAH’ımın yumağına verdiği görülür. Ne var ki, ancak izin ile bildirilir. Dünyada sözü söze katana, boşboğaz denir. Burada olmaz. Gümüş yolun varışı, aş yapanın görüşü, taş koyanın bilişi dünyadadır. Ahiret, yalnız ALLAH’ım için çalışanlarla doludur. Derseniz ‘Ya gerisi?’ Babanın evlatları olur, kimi hayırlı kimi hayırsız. Baba hangisinden geçer? Gönlü üzülse de, dudağı büzülse de; gene evladına duacı olur, çevirmeye çalışır. Meğer ki asi olsun, kamayla gezsin, fazla can yaksın, babayı bizar etsin. O zaman baba ne yapar? ‘Evladım yok.’ der, kendini uzak tutar. ALLAH’ım YÜCE, BÜYÜK, AFFEDİCİ. Ne var ki, dönük kuluna uzak kalır. Dünyanın tacı dünyada kalır. Kulun dileği ahiret tacı olmalı, çiçeğini yıldızlardan dermeli. Yol yürümekle, kul sormakla, ahiret sevmekle bulunur. Gönül kırılmasın, ‘Ben’ denilmesin. ‘Ben’ diyen, yanılır. Dünya ve ahirette yalnız kalır. Yumağından gecenin, ahireti seçenin duacısıyım. Ne var ki, yumağından geçmeye ne hacet? Gönülle seç. Bedene verdiğin eziyete yazık değil mi? Ahirete bedenin gitmez ki. ‘Seyahat’ dersiniz, akıla koyarsınız. ‘Son istasyona kadar uyuyayım, varınca iyi göreyim’ mi dersiniz? Gidinceye kadar her istasyona bakarsınız. Oranın aşını yersiniz, suyunu içersiniz. ‘ALLAH’ıma varmak için, dünyadan geçeyim’ demeyin. Her güzelliği görün, bakın, duyun. Varmaya daha gönüllü olun. Yalnız, siyah renk gelmez ahirete. Yeşilden geçilmez, neden? Gönüle verdiği huzurdan. Gönüle verdiği huzur neden? Ahiret rengidir de ondan. Siyah neden huzur vermez? Ahirete girmez de onun için. YASİN okuyan; dünya ve ahiretin selametini bulur, yumağını AŞK ile doldurur, kaideye oturur, yerini bulur. Kaideye oturan, sarsılmaz. ALLAH’ım hiç bir kulunu mahrum bırakmaz. Sanmayın dünya nimeti kıt olan mahrumdur. Mahrumiyeti ALLAH’ım ahiretten vermesin, kulunun boynunu o yüzden bükmesin. ALLAH’ım dünyayı darda, ahireti perde etmesin. Yani dünyada darlık vermesin, ahireti perde arkasından göstermesin. ‘Ahiret, perde arkasından nasıl görülür?’ dersen, önünü duman bürümek, istesen de dumandan öteye geçememek. Orası seçilen kulların yeridir. Seçimi, dünyada olur. Seyahate giden, akçesine göre gider; ahirete, gönül paklığına göre gidilir. ‘Gelen gelsin, hep benim olsun’ diyen yanılır. Ne dünyada huzur bulur, ne ahirete hazırlanmaya vakit kalır. Dünyadaki tutumun değil midir ahiret yolun? Mümin olan bilir, dünyada kendini ahirete hazırlar. Ne ahiret pazarlığa, ne iman hovardalığa girmez. Aç mide, taş ile dolmaz. ALLAH’ım, yarattığını sevdiği için yaratır. Sevdiği ile dünyayı paylaşmaz. Ahireti kazanan, gözünüzde yücelsin. Bilinenle yetinilsin. Ahireti kazanan kulu aramayın. Kazanan, yeterince gösterilir. PEYGAMBERLER verilir, EVLİYALAR görülür; ahiret yolcuları oldukları bilinir. Mayayı kim yoğurur? Yününü kim eğirir? Kulunu kim eğitir? Hep ehil olan. Dünyayı cehil yıkar, ahireti ehil arar. Arayan bulur. Arayana el ver ki, seni de götürür. Dünya yapısında, taş temizlenir; ahiret yolunun taşı asla. Ahiret yolunda, kararsız olunmasın, yolda ALLAH’ım şaşırtmasın. Dünya derdini silelim, HİKMETİ’nden sual etmeyelim. ALLAH’ıma emanet olasınız, dünyada ahireti göresiniz. SAHİB’imin YOLU’ndayım, VERDİĞİ’nin aşığıyım; gördüğüm günden. VERDİĞİ’ni, VEREN’den dolayı severim. Yolumu bulmaya, dünyada uyarım. Ahiret; her dileyenin, yolunu bilenin, ‘Gidelim’ diyenindir. YARATAN’a varmak, O'na aşık olanındır. O'na yakın gönüller, yola yakın bakan gözler, bakmayı dileyenler; el-ele versinler, ‘Cümlemiz gidelim’ desinler ki ALLAH’ımı bulsunlar. Ahiret; dileyenin, ALLAH’ımı sevenindir, ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni dünyada görenindir. Görelim, sevelim, sevgimize sevgi ile aşı vuralım. Dünya kulundur. Ahiret yolun bilenle, ALLAH’ım beraberdir. ALLAH’ım her kulu iledir. Ne var ki kul bilirse, ‘Boşluktayım’ demezse; ALLAH’ı ile beraberdir. Amade olduk, RESULÜ’nden gelene ‘EYVALLAH!’ dedik, Gönüller Sultanı önünde selam verdik. Selamı Şefaati cümleye olsun, dünya ve ahirette Gölgesi üzerimizden eksik kalmasın, AMİN. Dünya gözü görmeyene, baston gerekmez mi? Ahiret yolu dileyene, mürşit gerekmez mi? Ahiret için yol gerekli ise de, dilenen yere varmaya AŞK gereklidir. NİYAZİ MISRİ der ki: “Anıldığımda geldim, kananlarla hoş oldum, hoşnut etsin ALLAH’ım.” Unutulmasın, dünyada ananlarla buluşmak, ahirette kavuşmaktır. Kâmil olan kuluna, ALLAH’ım keramet verir, onu kula tanıtır. Kerameti görülenin şahite ihtiyacı yoktur. Dünya ile ahireti ayıran çoktur. Ne var ki, dünya ile ahireti beraber yürütmek, kerametin en yüksek mertebesini bulmaktır. Bulduk, verdik. Sözümüz gönül yapısına, yolumuz ahiret kapısına. Dileğimiz dünya ise, niyazımız ALLAH’ıma. Ahiretin yolu yolunu bilenle bulunur, dünyayı sevenle değil. Biz dünya yolu değil, ahiret kapısı ararız. Günaha müstait olan, erkektir. Onun için onları dünyada, sizleri ahireti için korurum. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Gönlü açık olan hatunlarınız, sizlerden iyi gün görsünler. Onların yolundan, ahiret kapısını bulasınız. Ahireti niye ararsın? Dünyayı niye tararsın? Gönül gözü açmayı denersen, dünyayı da ahireti de bir yana koyarsın. Kambur dert eder, sırtında yük var diye. Gönlünde yükü olmasın kulun. Dünya kısa gün, gelir geçer, kul nasıl olsa göçer; kambur dünyada kalır, gönül ahireti seçer. Vahdet odur ki; ahretten geçesin, cennete gülesin, cehennemi sulayasın. ‘Cehennem sulanır mı?’ diyene de ki; her kul ‘Sulayım’ derse, cehennem korkusunu silerse; ne cenneti ne cehennemi akıla koymaz. O’ndan başka düşünmezse, elbet sulamış olur. Suyun gittiği yer, deryadan şaşmaz. Sen onu bul ki, deryaya varasın. ‘Sessiz dünyadan, söz dileriz’ dersiniz. Sessiz denen dünyanın, seslerinden alsanız; dünyadan geçersiniz. Ne renksizdir, ne sessiz, ne de şekilsiz. Gölgesinde olduğunu bilseniz. Dünya kul için, ahiret ALLAH’ım için sevilir. Dünyada kulunu sevmeyen; ahiretini anmaz, özlemini duymaz. Ahiret dünyanın aslı, dünya ahiretin gölgesi. Gölgede niyetin ne ise, ahrette bulacağın odur. ALLAH’ım cümlenizi aydırsın, dünyayı sildirsin, gölgeden aslına döndürsün. Dünyada barış, ahirete varış. ![]() Günün altısını dünyaya, birini ahirete ayırsa çok mu? Demek değildir ki altı günü dünyaya ver. Ahiret; her gün gönlünde olsun, ALLAH’ım her an anılsın. Ne var ki cuma, alemini değiştirenlere bağış ile geçirilsin. Bağıştan maksat, dualardır. Cuma’nın hikmeti ondandır, perşembelerin rahmetinden. Daha önce dedim, dünya ile ahiretin özetini verdim. Hayal ve hakikat. Hakikati bulan, tekrar hayale döner mi? Dünyayı sevmeyen, ahirete uyamaz. Dünya da O’nun, ahiret de. Ahreti baki bilenin, dünya mekanı olmaz. Güğümsüz dünya, gönülsüz ahiret olmaz. Senin olan, senin ile gelir. Seninle gelmeyen, nasıl senin olur? Seninle gelecek olan, sadece AŞK’ındır. YUNUS Dünyada neyi tespih ettiysen, ahrette onu alırsın. Müstebit olandan illet, mugayir olandan zillet eksik olmaz. Her olay, dünyada yerini bulur. Ahrette kul, sadece yerini alır. ‘Yerini nerden alır?’ derseniz; gönülden, niyetinden. Gönlün bahçendir, niyetin diktiğin çiçek. Kimi diken eker, kimi gül. YUNUS Ahiret cümlenindir. YUNUS Dünya yapısının ahretin gölgesi olduğunu daha önce vermiştim. Çıkışın adım-adım olması gerektiğini söyleyelim. Çünkü her adımın hizmeti ayrıdır. Atılan her adım, yönüne göre seni götürür. Önce yönüne niyaz et, sonra ALLAH’ıma havale et. Dünya halinin bittiği yerde, ahirete yol açılır. Dünyada PEYGAMBERLER'in verdiği EVLİYALAR'ın yaydığı nedir, kimdendir? Dünyanın bittiği yerde, PEYGAMBER’in, EVLİYA’nın işi de biter mi? Birim, varım. Dünya ve ahiretin özüdür. Dünyada birim, ahirette varım. |