
“Emeğime
güç geldi, dilediğim her olaya gönülden sevinç geldi.” dedi de PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı: “Peylediysek
DOST’luğu, dağlar yolu açacak; bağladıysak postunu, sular nasib
verecek, kulu dilediği günü görecek; YEMEN’den gelen selam, deryanın
yolunda olanlarla paylaşılacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL açılacak
yuvada, gönülden katılan her kulunu selamladı.

“Bahçemize çit koyduk; davar gelip yolmasın, sular taşıp dolmasın,
yolcu yoldan kalmasın diye.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bir-bir
okuduk, dilenen ipeği dokuduk, bülbül olduk dalında şakıdık;
tane-tane ele aldık, hane dedik gönüle koyduk. Seven sevilen YAR’dadır,
bağdan gelen nasibimiz yoldadır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Komşuya güldüğün gün, seni beni silersin; yoksulu gördüğün
gün,
lokmaları bölersin. Güneş cümleye doğar; gece, bilmeyeni boğar.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ağacı
oyar da sincap, yuva kurar; yaprağı döker de, toprağı çöpü besler;
çiçekleri, dilendiğince, kainatı süsler. Her taş birbiriyle
çatışır, ufalır toprağa karışır. Hiçbir var edilmiş,
yararından zarara dönüşmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Sevginizden
ördüğünüz, başına taç verdiğiniz, elden dilden sildiğiniz
her öğünde görülür, açılan yoluna kilim serilir.” dedi, MERYEM sözü aldı,
PİR SULTAN ABDAL ile sohbete durdu:
“Kalmazsa bir demet
çiçek, bahçende güller açacak; gelip geçen her olaya, bilen bilmeyen gülecek.
Dağlara selam diyesin, aşına DOST tuzu katasın; senden benden
sorsalar, ‘Yolun açık.’ diyesin.” dedi, MERYEM açık olan sofrada lokmasını
PİR SULTAN ABDAL ile paylaştı.

“Davar aldım
güdeceğim, yününü aldım satacağım; sevgim ile kaldım, sevenin elini
tutacağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Gölgeye
geldiğimi Güneş’in ışığından bildim, sıcağında
kaldıkça yana-yana soldum; kaybım elbet olmadı kendimi buldum, doğudan
batıya adımı yaydım… Gelen giden söyledi, adıma niyaz peyledi. ‘HAY’ dedim,
cümle ile söyleştim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamet diledi,
selamladı. (Doğu ve
batının anlamını açarlar mı?)

“KAYGUSUZ yolun tozunu bilgisinden sildi, elden ele olsun diye PİR
SULTAN ABDAL’a selam verdi. Gayreti
bildiğimiz yerde bağımsızlığa heves ederiz, yolun gidişinde
DOST’u sorarız. Demek ki, önce dünyaya bağımlı oluyoruz, çözdüğümüz
anda kainatta dönüyor dönüyoruz, pervane olup NUR’u ile yanıyor yanıyoruz;
‘YETER.’ DEMESE RABB’im, doyduğumuz anı asla bulamıyoruz.” dedi, KAYGUSUZ
ile PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Pembe rengin verdiğine, yeşil rengin sardığına, mavi
rengin sorduğuna sözümüz çoktur, ÖZ’ümüz TEK’tir.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı:
“Dağlar
çağırsa beni, durmaz giderim; yollar çağırsa beni, her dileyeni
elinden tutarım; deryalar çağırsa beni, ‘ALLAH.’ der kendimi atarım. ABDAL
oldum DOST buldum, geldim sizlere sordum; ‘Elden ele alalım mı, RABB’imizi
bulalım mı?’ ‘Olmaz.’ der misiniz? Ayak-ayak gideriz, sevginiz ile
dilediğiniz her rengi güderiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
PİR SULTAN
ABDAL; ‘Çuvalda olanı alsın, cümleye dağıtsın.’ dedi, kendine pay
değil HAY aldı.
“Pak oldu
giydiğimiz çamaşır, HAK oldu elin doğruya çalışır;
gümüş destiyi alsan, altın gönüle yakışır. KEVSER. Üç günde bin tane
oku, dört yol ağzına suyu dök, gönülleri kaygudan çek.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.
“Koyun sürüsüne daldım, kuzuları ele aldım, çobanına sordum; ‘Emek sende
mi, yoksa sana emanet edende mi?’ ‘Ne bende, ne onda, toprağı canlı
tutanda.’ dedi, çoban sürüsünün yanına gitti; PİR SULTAN ABDAL, görgüsüne
gelenden hoşnut oldu. “Müymin olan her
kuluna çiçeklerden sunarız, ‘ALLAH. ALLAH.’ dedikçe bulduğunu umarız. DOST
KAPISI açıktır, sormadan gel; gönüller cümle ile, sen de gir; tende ayrı gelse
de, son, her yaratılmışa BİR.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Ağacın
köküne suyu döktüm, yol aldı, dalları bağladığı yerde kaldı. Günüm
gecem yetersiz oldu; ‘Niyaza durayım, RABB’im SEN’in ile olayım.’ diye. Ne
desem, nerde olsam, hangi kapıdan baksam; RABB’im ayrıda değil, senden de
gayrıda değil. Ne dedim, nerde kaldım, ABDAL dedim söze daldım. Ayran için
tas gerek. Alsam diye bekledim, desti elde sakladım; ‘DOST yolumu açtı da, tasa
sahip olacağım.’ dedim, sevindim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Atın fistanı olmaz, gayretten zorluk vermez. Bindiğimiz attan,
dumanı silelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bir somunun
doyurduğu ERLER’iz, DOST’luk yerilirse gürleriz, aldığımız her
bilgiyi sırlarız. (‘Sırlamak’
, ‘Korumak’ mı?) EYVALLAH. Üzüm suyunu sırlarsan, şarap olur. Emek ile
eylem haline getirmek, önce aldığını kendi bünyesinde bitirmek… YAR ADI’nı
anmadıysam, AŞK sohbetini kurmadıysam; yazık olmuş ömrüme, gölge
gelmiş kibrime. Ayar, sana bana biçilmiş ise; seni beni bilmeliyim,
sevgimi cümle alana bölmeliyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL nefsi ile
aldığı tüm yükü sırtından attı, öylece atının yularını tuttu, hedefi açık
kaldı, cümle için kainata daldı selamladı.
“Yerin kulağına ses verdim, dedi ki ‘Nefesim yetmez.’; ‘Söz ver.’
dedim, ‘Kalemim yetmez.’ dedi. Çiçeklere böceklere, yaratılmış her
canlıya, taşa toprağa omuz verdim; büyüttüm, her halimle
eğittim, yetmediyse öğüttüm.” ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de, toprak ile
söyleşe-söyleşe PİR SULTAN ABDAL geldi: “Toprak seni
severim, bilgini de överim, ‘Ben, sana öğreteyim.’ diye diledikçe döverim.
Kimi yerinde ot biter, kimi yerinden kul kaçar. Ne sende, ne bende, RABB’im
vermese umut yok. Vergisi, umudumuza Güneş’tir.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL selamladı.

(Neden
söğüt de, başka ağaç değil?) “Doğu’ya
geldiğini, Batı’da bulduğunu, PİR SULTAN ABDAL her gününde
söyledi. Adım-adım gidersen; ne taşa çarparsın, ne dala takılırsın, ne de
dalından olmadan dökülürsün. ‘Bağlamadan yürüyemem, atı elde sürüyemem.’
diyen; atına emek vermeyendir, dostluğunu kurmayandır.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.
“Bir ağacın dalında her yaprağın sözü vardır, her yaprağın
içinde ağacın
özü vardır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Güneş ilimde var, Güneş zulümde var, Güneş kalemde var.
Yol sorarsan ABDAL’a;‘Gölgede kalma.’ der, ‘Güneşe yat.’ demez. Her yolun
verdiği BİR’edir, sanmayın
PİR’in verdiği zoradır; ‘Zor.’
diyen, kulu Güneş’e yatırandır. Müymin olan, akıl mantık cevherini
kullansın, desin ki; ‘Ağaç var, gölgesine girerim, Güneş’i öyle
seyrederim.’ Aldığım RESULÜ’nden olsun, beni bende bulsun.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“RABB’im bensiz, ben RABB’imsiz olamadım; Bağına girdim, O’ndan
başka bulamadım; ‘ALLAH.’ dedim, AŞK’ına doyamadım, doymayı da
dilemedim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Söz benim neyime, haz yeter; diz çöktüm toprağına,
toz yeter; somun aldım elime, tuz yeter; sevgim öyle sonsuz ki, sanmayın
biter.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Kara koyun melerse, yavrusuna
çağrıdır; sürüye katıldı ise, her birine açılan bağrıdır.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Geldin mi söze, doğruyu bilip te
eğriyi silerek; durdun mu düze, güzelden güzele bakarak? Öyle ise, gel el
ele olalım, söze sözü katmadan HAK YOLU’nda cümlesini saralım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL bebelerden söz
alan, dumanını bile bebelerle silen dostuna, dostluğunu sundu.

“Gölge aldım ağaçtan, ‘Demirden
bulma.’ dediler; ayağımı suya koydum, ‘Seferden bilme.’ dediler; çölde adım-adım
yürüdüm, ‘Sahili sorma.’ dediler. ‘YA RAB.’ dedim, ‘SENİ SANA sorarsam,
ağzım dilim eskimez.’ döndüm kendi kendime, sevginin olduğu yerde
gönül paslanmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Katıldığım her sohbette,
ağzımda güzelin tadı kaldı, gönlüm SEN’inle doldu RABB’im.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.
(Demir nedir, sertlik mi?) “ ‘Benim sertliğim, yararlıdır diyen;
gönlünde olanı, ağzı ile çiğneyendir. Görgüye yargıya düşmeden
güzel diye baktım, sevgilimin ocağında çerağı yaktım.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL her dostunu BİR DOST ile selamladı.
“Her yaprağa yeşil desem,
yapısını tarif etmiş olurum. Elma; kırmızı, sarı. Öyle ise, her rengi
alabilir, ayni fidanda aşısını bulabilir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı: “Bilmeyi denemeyiz, bildiğimizi
tezgaha koyarız, ÖZ’ümüzde olanı duyarız. Meyvesini beğenmediğin
için, ağacı aşılarsın; sende olan bilgiyi değil; kendinde olana
eklersin. Dost; gönlünde olanı, DOST’uyla paylaşandır.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Doğduğu gün bilginin,
beşiğini kurarız; dolduğu gün sevginin, sırlayıp ta kaparız;
AŞK’a talib olduysak, demlenmeyi bekleriz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı: “Doymak, gayretin tükendiği
yerdedir. Her kulunun gayreti bir değildir. Ayağımız, yolu buldukça
götürür; aklımız, dilediği yerde bitirir; gönlümüz, ‘Yeterli değil.’
der ittirir; dostluğu o anda kurarsak, kendi kendimizle sonsuzda adımızı
söyletir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Ayağıma dar geldi ise kunduram,
yolumu yalın ayak giderim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Sen güzel, ben güzel, yarattığın
gün güzel. Gel güzel, gül güzel, götürdüğün son güzel. DOST güzel, post
güzel, bitirdiğin dert güzel. ‘Akıl almaz.’ dediler, akla sınır
koydular; sevdiler sevildiler, HAK ADI’na övüldüler. Dil ile sevildiler, dil
ile dövüldüler, sonunda saygı ile anıldılar. YAR ADI’na oluştuk, yer sofrasında
buluştuk, YUNUS MERKEZ söyleştik, KAYGUSUZ MERYEM birleştik.
Baktık ki, sen ben değil, sözün özü O’ndandır, hem O’nda, hem sondandır. Kaygu vermeden dile, cümlemiz geldik
GÜL’e. Satır-satır okuduk, GARİB ile dokuduk. Ne dediysek HAK’tandır,
bildiğimiz çoktandır. Sakınmadan sözümüzü, kapamadan gözümüzü, bilecekler
hazzımızı, diyecekler nazımızı. Gelmeden bilmeyene, görüp te gülmeyene,
çaldığımız saz yetmez; çoban, kavalı yoksa sürüsünü gütmez. Al fistan giydirdik, ‘Asi.’ dediler; sarı
fistan giydirdik, ‘Vâsi.’ dediler; yeşil fistan giydirdik, doğmayana
güldüler, mor fistana gözü yumdular. Her fistanda ayrı makama geçtik. Koşu dediler, gölgeden Güneş’e
niyaz ettiler. Verdiğimiz; Güneş’in NURU’dur, darlığın sırrıdır.
Ne korku, ne tasa bilgimizin yeridir; gölden balık avlayanın daldığı,
sorudur. Açtığımız konunun bilgisini alsalar,
yama diye fistana dikerler; her dileyene, dilden diye su dökerler. RAHMET, YÜCE
RABB’imin, her birimiz bilelim; geldik bulduk gerçeği, el ele olup
gülelim. Ayni sofrayı kuruduk, ayni tafrayı
kırdık, ayni kapıdan girdik. Yolumuz kolaydır. Dağlara çıkacağız,
örülen yoldan; kainata bakacağız, görülen yerden; aradığımızı bildik,
gönlümüz ile serden; atı aldık ahırdan, ömrü sildik kahırdan. Gelmeyi dileyen,
gerçeğe kapıyı soranlara el ele veririz. Kement attığınız, dumanı
dağlara sattığınız bilinir, günden güne gerçeğe dönülür.
Olduğunuz gibi, bildiğiniz halde kararlı kalınız. ALLAH’ıma emanet
olunuz.”

“Bir sofraya oturdular, bir somunu
bitirdiler, DOST ADI’nı dilenen meydana getirdiler. Selam olsun, her
kaşığını alan gelsin, değirmenden yol soran, suyun başını
bulsun. Demde güzeli güzel ile yorumlarız, dağda bağda vergisi ile
kanıtlarız. Kime? Kendimizden, kendimize. (Yaratılışın sırrı nedeni, kendimizi kendimize
kanıtlamak mı?) EYVALLAH. Yağmur bir damla gelse hizmeti olmaz,
doymayı denese gerçeği bulmaz. Her olay birbiri ile tutarlıdır, her
yaratılan çevresi ile yeterlidir.” dediler, sözü VEYSEL’im ile, olacağı
geleceği, kainatta kalacağı, her öğünde söylenen sevginin
bilgini YESEVİ’ye verdiler:

“Ağacın tepesine çıktım; aşağı
baktım taş toprak, yukarı baktım Güneş bulut. Dağılan
değil, toplananı müşahede ettim; her biri, BÜTÜN’den bir parça.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bir taş ile öğünsem, bir dost
diye dövünsem; bilmeyenden olurum, ben tezgahta kalırım. ‘YÜCE ALEM, bir
taşa girmez.’ diyen, dost bağına girip te ‘Üzümü ermez.’ diyen, seni
beni bilmeden aynı bohçaya koyan; kapısında bekleyen bekçiden haber sorsa,
alacağı, bildiği kadardır. (Taşın da kanı mı var, bu anlama mı geliyor?) Kanın da
taşı var, taşın da kanı var, her kulun zannı var.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL her damla suda kainatı gördüğünü, her damlayı birbiri ile
ördüğünü söyledi, selamladı.

“İsimden isime, dünya
halidir. ‘Adı ile söyler.’ denilir. Bağlı olan bedende değiliz.
Adımızı dünyada bıraktık, sizin bilgilerinize serdik. Onun için, sadece isim
söyleriz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Seyyar gezen yıldızlara
sorsan, ‘Senin gözünde.’ der. Çünkü onlar da bağımlıdır, YEMEN’den gelen
her söz ile yorumludur. Gezdiğim her toprakta
ayrı iz gördüm, durmayı dilemeden, sormayı beklemeden dostluğu kurdum,
mantığım ile nefsime galib geldim. Çehrelerde gördüğün izlere sözün
yetmez, çünkü aklın kimsenin gönlüne gitmez; horoza bakarsın, kümesinde
attığı adımı koyun sürüsünde atmaz; çoban, pazarda yumurta satmaz; düzeni
kuran RABB’im, kulundan elini çekmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Yumuşak olmadıysam, kendimi
bilmediysem, seni beni suçladığımdandır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
halimden halini bulana selamını iletti. “Yetersiz bulduğun her çizgide
güzelin tarifini ararsın, çevrenden günün yorumunu sorarsın. Umduğun güzeldir,
bildiğin kadar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL DOST selamını dost olanlara
sundu.
“Her taşı ele aldım, aldım da
şaştım kaldım; birbirine vurursam kırılır, kuma atarsam gömülür.
YUNUS ile MEVLANA, HAK sohbetine sarılır; her gelen ‘ALLAH.’ der, gönülden
katılır. Bilenin, bilmediği hali taştandır. Her zerresini birbirinden
ayırırsan, malzemesinin BİR olduğunu görürsün. Kement attığın
olayda, ‘Arayım?’ diye çıktığın dolayda; her bir zerrenin senden sana
geldiğini bilseydin, baştan sonu görseydin, kan ile taşın ayrısı
olmadığına şahit olurdun. (Yani hepsi hidrojen atomu değil mi EFENDİM?)
EYVALLAH." dedi, PİR SULTAN ABDAL: “Her sözün başında
durduğu güzelden, sardığı ezelden; gördüğü ördüğü,
bağladığı çözdüğü, kaydına çekilendir. Kapanmayan kapının
eşiğinde durdum, cümlenize selamet diledim.” dedi, selamladı.

“Yedeği olmayan her
konu, senden sana özettir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Damda sürü bağlanmaz,
meraya çıktığında geceye dek eğlenmez, beklemeyen sürüyü, bekleyeni
paylamaz. Dost olalım koyuna, post alalım boyuna, gidelim YAR diyenin huyuna.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Atım ile geleceğim, korkuyu hep
sileceğim, ‘Muradım HAK’tır.’ diyenin koluna gireceğim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Vakit, seyirdedir. Gölgeyi
silecek, sevgimiz cümle aleme yayılacak, gün ve gecede sitemleri silecek.
Akacak sular, dökecek kumlar, şahit olacak kullar.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü SARI SALTUK’a verdi:

“Seyran, bekleneni; devran, saklananı
verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yaprağını sevdiğim asmaya
dağlar mekan olursa, akan sular ovada kendini bulursa; ‘Ne güzel.’ deriz,
üzümünü seyir ile yeriz. DOST bağına geldim, DOST GÜL’ünü
buldum, bildiğim ile bilmeyi dilediğimi sardım ve sergiye her gelenle
ortak girdim. Ne güzeldir bilginin ortaklığı, ne güzeldir bildiğin
ile sevginin ortaklığı, ne güzeldir bulduğun gerçek ile sildiğin
kaygunun ortaklığı. Bağında üzüm varsa, çağır ortak gelsinler,
aldığını verdiğini cümle ile görsünler.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

“Harman yeri düzdedir, yaktı ise
yazdadır, çuvalına geldi ise hazdadır, ateşine girdi ise nazdadır. Öyle
ise, önce güzelliğine doyamadığımız ekinler, ateşine
attığın olur; gayretin hizmetin, eline nasibini getirir.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL söze geldi: “Aramayı bulmayı, AŞK’ı ile dolmayı;
bilenlerin huyuna, gelenlerin suyuna kattık, dağlardan taşlardan her
gün söz ettik. Ne eğildiler, ne sakındılar, sadece her gelene bakındılar.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Huyumuz suyumuz BİR’den
BİR’edir, sevgimiz saygımız kuldan kuladır, vergimiz yargımız elden
eledir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Konuk; gelip geçen, -(Bu toplantıda bulunan herkesin
kalıcı olduğu anlamında mıdır?) (GARİB: ‘Kalıcılıktan maksat;
herkesin aynı ruh hali içinde olmasıdır.’ diye açıklar.) EYVALLAH.- ,
müymin olan, senin ile beni BİR bilendir, DOST KAPISI’nda kini silendir,
aldığını vermeyi huy edinip her dileyene bölendir.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL selamladı.
“Demde, DOST SÖZÜ vardır.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı: “Açılan soframıza cümlesi gelsin,
dayanmayı bildi ise her biri gülsün, ayrı yoldan gelmeyi asla yerinmeden
söylesin. Değirmenin her ziyaretçiye açık olduğu bilinir, çuvalını
buğday dolduran gelir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“ ‘YA ALLAH.’ dedik, HACI BEKTAŞ ile
söze geldik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL DOST KAPISI’nda durdu, arka arkaya üç
defa vurdu: “O’ndan geldik, O’nun ile bulduk, O’nun
ile varacağız, her gelene bildiğini soracağız; ‘Sen, senin ile
barışık mısın? Sen, cümle ile karışık mısın?’ Diyeceksin ki; ‘Ben
bendeki gerçeği buldum, ben cümle ile BİR’liği kurdum, gönül
bahçemde Sevgiliyi gördüm.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ diyelim, gönüllerde güzelleri
selamlayalım.” dediler, HACI BEKTAŞ ile PİR SULTAN ABDAL
selamladılar.
“Kepenkleri kapalı ise, dükkandan
alacağın yoktur; açık olanı ararsın, buldu isen alacağın çoktur.”
dedi, kement attığı her olayda tutmayı bilen, YUNUS ile söze gelen
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, beklediği handa gelen ile kaldı: “Yağışta bereket,
bağışta hareket tutarlıdır; yola çıktı isen, gidiş elbet biterlidir.
Çünkü, her yolun bitişi muhakkak vardır. RAB yolu, gelişten
gidişe açık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Eylemezsem seni beni, nerde bulur sevgi
konu? Geldik gittik, sorduk hanı. ‘Dur.’ deseler duramayız, ‘Git.’ deseler
bilemeyiz, RABB’im SEN’den kalamayız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Değirmende un var ise; suyunun
bolluğundandır, değirmencinin emeğindendir. ‘Koyduğumuz her
çuval buğdaya unumuzu alacağız, mayamızı tutacağız.’ diyelim,
gayrete çağırana elimizi verelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Ay’dan ışık aldıysam, günü öyle
bildiysem, Güneş’ini beklerim; gönülde açık olanı verir. Mağlup
ettiğim nefsimi atmayı değil, eğitmeyi yeğlerim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ava çıksam dağlara, ‘İnmem.’
derim bağlara. Uçan kuşa taş atarsam, ele gelen kekliği
tutarsam; elim ayağım gönlüme hesap sorar, aldığım her konu beni
bilgimce yorar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Kayadan kayaya atladım, eldeki taşı
sakladım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu:
“Sakladığım taşı bildin mi? Duyduğun gerçekte kaldın mı? Dedi
ki; ‘Aldığın taş söz için yeterlidir, gücün var ise tutarlıdır.
Çünkü, aldığı sesi vermez, dağıldığı halde bütünden sormaz, kum
tanesi kalsa bile yaratılışında eksik olmaz.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik,
sohbeti ağacın gölgesinde bitirdik. Selam olsun, selamet cümlenizi
bulsun.” dediler.
“ ‘Ayrı nehir, ayrı su, ayrı ova, ayrı
hava.’ diyene, de ki; ‘Vardığı derya BİR’dir, aldığı RAHMET
gürdür.’ Ay’dan yıldızdan bilse, Güneş’ten buluttan sorsa;
doğduğunu, uyduğunu, sevdiğini, doyduğunu söyleyecek.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her ağacın yaprağı ayrı
ayrıdır, ne var ki hizmeti aynı. Gümüş alsan eline, seyre gelsen GÜL’üne;
doğruya katılırsın, DOST yoluna atılırsın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü BEHLÜL’e verdi:
“Yerden gökten bilen ile, DOST YOLU’na
gelen ile söyleştik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “SEN’den gayrıya dönmedim, ne deseler
kanmadım. Ateşine attılar, gönlüm yandı, ten yanmadı. Güller demet oldu
da, güzellikte bulduğumu asla inkar etmedim. Güzelden güzele seslendim,
yapraklar rengin verdi, sevgi ile süslendim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
HACI BEKTAŞ’a verdi:

“Kuyuya kova saldım, çevreme bakıp
daldım. Gözümden kaçan olmaz, selam vermeden geçen bilmez.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı, gelenden dostluğunu sordu: ‘Geçici mi, kalıcı mı?’
Dost dedi ki; ‘HAK ADI’na gelen, kalıcıdır.’ Yaprak yerini bilir, olduğu
yerde görenden gönlünde olanı verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Komşuyu biliyorsam, konuk gelene
bilgimi veriyorsam; ‘DOST’luğuna talip oldum.’ demeliyim, HAK ADI’na
sevinmeliyim, gönlümde olan ile görünmeliyim.” dedi, YESEVİ sözü aldı,
PİR SULTAN ABDAL ile yoldan yola geldi: “ ‘Sen toprağı belle, ben ocağı
külleyim, deste-deste oluşmuş bağ budağını telleyim.’
dedik, destiyi yanımıza aldık yürüdük. Yaratıldı isek, emeğimiz bizden olsun, RABB’im
emeğimize RAHMET’i ile gülsün. DOST, birbirine el verenlere; post; HAK
yoluna gönül verenlere nasiptir. Bir çevre, bir devreye adını verir; her dileyen,
yol verenlerle yürür. (Çevre;
bize veren ULULAR mı?) EYVALLAH. Ayrı desek, gayrı yesek, aynı yolda
yürüsek, BİRLİĞİ’ni sevgimiz ile paylaşsak; GÜZEL’e
adımdır.” dedi, YESEVİ ile PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Eğriye ‘Doğru’ deme,
pişmeden aşı yeme; ‘Bulduğum, HAK yoludur.’ de, asla dönme.
Niyet kulunu doğruya iletir, sevgi ile gerçeği beletir, bardağa
aldığın su ile sana kainatı dinletir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı: “ ‘Leylek, yolun yarı mı?’ dedim,
‘Elindeki, darı mı?’ dedi. ‘Kış ile yazı ayırırsın, gittiğin yoldan
ne getirirsin?’ dedim, ‘Ben varsam diktiğin ekin yeterli olur, yoksam
tarlada kalır.’ dedi. Söyleşe-söyleşe yürüdük, aldığımız her
nağmeyi belledik. Leylek, dilince; ben, halimce söyledim.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Ağır giden ata vurmayalım, su derin
ise gitsin diye sürmeyelim. Her yaratılmış, gücünce hizmet verir; demde
yolunu bilene, her bir ağaç yolunu gösterir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
“Balık ile serdiğin, iç duvarı
ördüğün bilinir, güzelden ‘RABB’im verdi.’ diye hoşnut olunur. Yaprak-yaprak
okuduk, gelenden gidene çevre dokuduk, GÜL yüzüne pembe renk ile örtü koyduk,
dağlardan gelen seste akan suyu duyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı: “Emeğimiz dizen ile, her sözümüz
yazan ile, dünya deyip gezen ile bellenir, gönlümüzde İLAHİ AŞK
bellenir. DOST kalalım hey ERENLER, hana gelip post serenler, seni beni
BİR görenler, deste-deste name yazıp gözünde yaşı silenler. Selam ile
geldik bulduk, selamete cümleniz için niyaz ettik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
“Çeşme başı doludur,
gelen-gidenin yoludur. Dar sokakta durmayalım, uymayana vurmayalım, deryaya ipi
germeyelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Duvar aksa, dam çökse, kulu ocağı
yaksa; bir yudum su, bir lokma somun elinde kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı: “Daldan-dala bağlayalım, dizden-dize
ekleyelim, oturup RABB’imden gelecek RAHMET’i bekleyelim. Güzelden-güzele
erişiriz, DOST hanesinde buluşuruz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı

“Çarşı-pazar veremez, ayrı kalan
göremez; BİR’de bildik, binde bulduk, ‘Olmaz.’ diyen saramaz. ‘Ayrı olma
güzelden, yolu ara tez elden.’ diyene, de ki; ‘O’nun yolu BİR’dendir,
O’nun kulu haldendir; aradım geldim, bildiğim sırdandır.’ ” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ağır taşı alma ele, ağır
sözü verme dile; DOST elinde görürsen, ‘Kimden?’ diye sorma GÜL’e. Yolu bilen
GÜL’dendir, yerden gökten serdendir. Açma derin kuyuyu, seçme en sert kayayı.
Günden Güneş’ten alır, gün gelir o da olur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü RABİA’ya verdi:

“Pay ettik lokmamızı, HAY ile bulduk
sayfamızı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Merdiven yeterli değil.’ diyene,
de ki; ‘Çıkmasını bilirsen, bakmaya yönelirsen, gönülden-gönüle sevgi ile
katılırsan; ölçüyü RABB’im verir, her kulunu KENDİ gözüyle görür.’
Ağacın meyvesini dileyenle paylaşırsan, gölgesinde huzur ile
oturursun; deryada gemine gereksiz yük alırsan, bilesin ki taşırırsın.
DOSTLUK’a dostluk ile katıl; DOST ne dediyse, şüphesiz-kaygusuz yoluna
atıl.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü; kement ile dolaşan,
çölden-çölleri aşan VEYSEL’ime verdi:

“Ayağına giydi isen yemeniyi,
yerden-gökten silesin hameniyi. ‘Denemedim verdiğin bilgiyi.’ diyene, de
ki; ‘Bilgi; denenmez, onanır. Bilen; aldığı bilgilerle donanır,
gerçeği buluncaya kadar sınanır.’ Öyle ise, toplanan kurşunları kumda
dağıtman gerektir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kapalı kalan her hücre birikimini öbür
hücreye aktarır, bilgi yetersiz kalır. ‘Kum nedir?’ diyene sözüm:
elenmiş-dolanmış, HAK sofrasında bellenmiş, korkudan uzak,
gıybetten uzak, yalandan uzak, yoğun bayram içinde kalmış olan. Yani,
her hizmetin bayramına gelen; kum tanesine eklenir, çöl olur. O yola her gelen
beklenir, işte orda kurşun bedenden atılır. (Öyleyse, ‘Kapalı hücre’; bilinçsizlik midir?)
Uykuda. Kement attı isek olaya, ne gerek var kalaya? Altın-gümüş, kalay
olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Beklediğin kapıda seni bilenler mi
var? Gümüş alsan eline, elinde gören mi var?” dedi, men-dilden uzak kalan,
dilinde olmayan yalan, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Balık alayım gölden, nefes bulayım
çölden, zorluğu yenmek için umut almam hiç saldan. Dört duvara bakındım,
taş gelmesin sakındım; sıcak oldu bunaldım, soğuk suyu dökündüm.
Bir-bir anıldı sözüm, her zerrede var gözüm; derde düşmeden geldim, dedim
ki ‘Budur yazım.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü YAHYA’ya verdi: (YAHYA EFENDİ mi?)
EYVALLAH.

“Eğmezsen başını, sert demezsin
taşını; sevdi isen yazını, bellemelisin kışını.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı: “Yavru verdi sürümüz, akıl aldı serimiz,
döndü-durdu gönlümüz. Gelsin-gelenler, bilsin-gülenler, sarsın-sevenler, adını
DOST KAPISI’na yazanlar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Koğuş, askere mekandır;
talimgahı, makamdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu:
“Yoldan gelen güler mi, yaprakları sayar mı, DOST sesini duyar mı?” KAYGUSUZ;
“Duyar, elbet duyar, çünkü her gününde HAK sohbetine doyar.” dedi. Yoldan
gelene, gönülden-gönüle yol alana, yolda şeker ile kalana. “Aradığımız DOST’u gönlümüzde
buluruz, yolumuz çok uzakta olsa da BİRLİK’i her an buluruz.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL ile KAYGUSUZ selamladı.

"Su başına varalım, çatlak
destiyi kıralım; yenisini aldık, güzelini görelim." dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı: "Her dalda gönlüm kaldı, kiminin
diline, kiminin haline aklım uymadı, kulağım duymadı, gören-bilen
gerçeğe saymadı." dedi, PİR SULTAN ABDAL yayılan otlardan
kendine mesken tuttu, çiçekleri yaymadı, cümlenizi selamladı.
"Bağlayan; düğümü çözer de
gelir, dert denilen olayı örter de bulur, gölgesiz günde Güneş'i görür." dedi, PİR SULTAN ABDAL; yerden gökten, dağdan-taştan ne
geldiyse günün yorumuna getirdi, kayguyu öylece bitirdi. "Destan yazdım, fistan ile gezdim;
ER sözünü, DOST gönlünü arayana sundum." dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
" ‘Ata bindim varayım, SARI SALTUK'a
sorayım, gideceği hedefte durayım.’ dedim, duvarın önüne geldim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Kapı varsa geçerim, güneş
varsa seçerim; MEVLÂM gerçek DEDİ'yse, ben yolları aşarım; YEMEN'den
selam aldım, kimliğime şaşarım; demirden pabuç giysem, yollarda
taşa çarpsam, ‘Neden, niçin?’ demeden ben-RABB'ime koşarım." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

‘Ağır geldi yükümüz, RABB'im bu mu
hakkımız?’ diyene, PİR SULTAN ABDAL üç öğüt verdi: “RABB'imin verdiğini
paylaşmazsan, sana yük olur. Kulunun
dilediğini paylaşmazsan, sende tek kalır. ‘Müymin olayım, emeğimi-sevgimi-varlığımı paylaşayım.’ diyesin,
her lokmanı bal ile yiyesin." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

"Atı gördüm nalladım, yemeniyi
pulladım; selam verdim güzele, PİR SULTAN'ın sofrasına yolladım. ‘Çevrem,
güzele açık.’ dedi de, her gelenden selam aldı, MEVLÂNA ile gelen selama güldü.
Ağ ördük, sultana yakışsın diye, seven-sevgili ile bakışsın
diye, "DOST"diyenler bilmeyenle takışsın diye, fikirler
birbirine çakışsın diye. ‘HAY.’ dedik BİR'liğinde gerçeğe
erdik, yerde olanı göklere sorduk." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
BEHLÜL'e verdi: "Elim-ayağım, birbirine eş
değil; yüreğime baktım, yerde olan taş değil; gönüllerle
buluştum, hiç birisi boş değil; GÜZEL'den GÜZEL RABB'im, SEN'den
uzak olmak hoş değil; seni-beni ayırdı ise, bu bendeki baş
değil. Gün güzel, güller güzel. Yaprağı yeşilden, gölgesi
başından." dedi, BEHLÜL'üm dünden-günden yarını selamladı.

"İki atı bağladım, iki
öğün ağladım, yaprak yüklendi diye, DOST ADI'na sevindim.
Ağladıysam AŞK'ıma, SEN'i bildim, düşmem RABB'im
şaşkına" dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Dün ile gün, din ile iman, san ile
zan birbiri ile anılır, dilendiğince yorulur, öylece tezgah kurulur. Her
kişi tezgahında kendi bildiğini sergiler, ‘Bilmem.?’ diyeni sorgular.
RABB'im, sorgudan uzak tutsun." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

"Bakmayı denediğim çiçekten
yönümü sorsam, beni suya götürür; atmayı denediğim
hayvancık, beni kayguda bitirir. Öyle olmalıyım ki; çiçeğe-böceğe
vereceğimi ne olursa-olsun bilmeliyim, istediğini duyabilmeliyim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, VEYSEL'in yolunda durdu, gelene gidene
sordu: "El tutarsa, dil getirir; gönülden
katana, yolunu buldurur. Dert demeden, sert yemeden; kendinde olana dönesin,
aldığın her yudum suya kanasın." dediler, PİR SULTAN ABDAL ile VEYSEL'im selamladılar.

"Altın düğmeyi diktim,
çiçeklere zarar veren dikenleri söktüm, yerden bildiğimi RABB'imden
aldığıma saydım." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Ne vergide, ne yargıda
eğri-doğru demedim, aldığım her lokmayı çok-az diye saymadım,
eşikten-beşikten çevreyi selamladım, iyi-kötü demeden güzel olana
inandım." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
|