Pir Sultan Abdal

7
“Emeğime güç geldi, dilediğim her olaya gönülden sevinç geldi.” dedi de PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Peylediysek DOST’luğu, dağlar yolu açacak; bağladıysak postunu, sular nasib verecek, kulu dilediği günü görecek; YEMEN’den gelen selam, deryanın yolunda olanlarla paylaşılacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL açılacak yuvada, gönülden katılan her kulunu selamladı.

10
“Bahçemize çit koyduk; davar gelip yolmasın, sular taşıp dolmasın,
yolcu yoldan kalmasın diye.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Bir-bir okuduk, dilenen ipeği dokuduk, bülbül olduk dalında şakıdık; tane-tane ele aldık, hane dedik gönüle koyduk. Seven sevilen YAR’dadır, bağdan gelen nasibimiz yoldadır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

14
“Komşuya güldüğün gün, seni beni silersin; yoksulu gördüğün gün,
lokmaları bölersin. Güneş cümleye doğar; gece, bilmeyeni boğar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Ağacı oyar da sincap, yuva kurar; yaprağı döker de, toprağı çöpü besler; çiçekleri, dilendiğince, kainatı süsler. Her taş birbiriyle çatışır, ufalır toprağa karışır. Hiçbir var edilmiş, yararından zarara dönüşmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

15 mayıs
“Sevginizden ördüğünüz, başına taç verdiğiniz, elden dilden sildiğiniz her öğünde görülür, açılan yoluna kilim serilir.” dedi, MERYEM sözü aldı, PİR SULTAN ABDAL ile sohbete durdu:

 “Kalmazsa bir demet çiçek, bahçende güller açacak; gelip geçen her olaya, bilen bilmeyen gülecek. Dağlara selam diyesin, aşına DOST tuzu katasın; senden benden sorsalar, ‘Yolun açık.’ diyesin.” dedi, MERYEM açık olan sofrada lokmasını PİR SULTAN ABDAL ile paylaştı.



17
“Davar aldım güdeceğim, yününü aldım satacağım; sevgim ile kaldım, sevenin elini tutacağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Gölgeye geldiğimi Güneş’in ışığından bildim, sıcağında kaldıkça yana-yana soldum; kaybım elbet olmadı kendimi buldum, doğudan batıya adımı yaydım… Gelen giden söyledi, adıma niyaz peyledi. ‘HAY’ dedim, cümle ile söyleştim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamet diledi, selamladı. (Doğu ve batının anlamını açarlar mı?)

6
“KAYGUSUZ yolun tozunu bilgisinden sildi, elden ele olsun diye PİR SULTAN ABDAL’a selam verdi. Gayreti bildiğimiz yerde bağımsızlığa heves ederiz, yolun gidişinde DOST’u sorarız. Demek ki, önce dünyaya bağımlı oluyoruz, çözdüğümüz anda kainatta dönüyor dönüyoruz, pervane olup NUR’u ile yanıyor yanıyoruz; ‘YETER.’ DEMESE RABB’im, doyduğumuz anı asla bulamıyoruz.” dedi, KAYGUSUZ ile PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

13
“Pembe rengin verdiğine, yeşil rengin sardığına, mavi rengin sorduğuna sözümüz çoktur, ÖZ’ümüz TEK’tir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 
“Dağlar çağırsa beni, durmaz giderim; yollar çağırsa beni, her dileyeni elinden tutarım; deryalar çağırsa beni, ‘ALLAH.’ der kendimi atarım. ABDAL oldum DOST buldum, geldim sizlere sordum; ‘Elden ele alalım mı, RABB’imizi bulalım mı?’ ‘Olmaz.’ der misiniz? Ayak-ayak gideriz, sevginiz ile dilediğiniz her rengi güderiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

12
PİR SULTAN ABDAL; ‘Çuvalda olanı alsın, cümleye dağıtsın.’ dedi, kendine pay değil HAY aldı.
 

16
“Pak oldu giydiğimiz çamaşır, HAK oldu elin doğruya çalışır; gümüş destiyi alsan, altın gönüle yakışır. KEVSER. Üç günde bin tane oku, dört yol ağzına suyu dök, gönülleri kaygudan çek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
 

19
“Koyun sürüsüne daldım, kuzuları ele aldım, çobanına sordum; ‘Emek sende mi, yoksa sana emanet edende mi?’ ‘Ne bende, ne onda, toprağı canlı tutanda.’ dedi, çoban sürüsünün yanına gitti; PİR SULTAN ABDAL, görgüsüne gelenden hoşnut oldu. “Müymin olan her kuluna çiçeklerden sunarız, ‘ALLAH. ALLAH.’ dedikçe bulduğunu umarız. DOST KAPISI açıktır, sormadan gel; gönüller cümle ile, sen de gir; tende ayrı gelse de, son, her yaratılmışa BİR.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
 

20-1
“Ağacın köküne suyu döktüm, yol aldı, dalları bağladığı yerde kaldı. Günüm gecem yetersiz oldu; ‘Niyaza durayım, RABB’im SEN’in ile olayım.’ diye. Ne desem, nerde olsam, hangi kapıdan baksam; RABB’im ayrıda değil, senden de gayrıda değil. Ne dedim, nerde kaldım, ABDAL dedim söze daldım. Ayran için tas gerek. Alsam diye bekledim, desti elde sakladım; ‘DOST yolumu açtı da, tasa sahip olacağım.’ dedim, sevindim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
 

26
“Atın fistanı olmaz, gayretten zorluk vermez. Bindiğimiz attan, dumanı silelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Bir somunun doyurduğu ERLER’iz, DOST’luk yerilirse gürleriz, aldığımız her bilgiyi sırlarız. (‘Sırlamak’ , ‘Korumak’ mı?) EYVALLAH. Üzüm suyunu sırlarsan, şarap olur. Emek ile eylem haline getirmek, önce aldığını kendi bünyesinde bitirmek… YAR ADI’nı anmadıysam, AŞK sohbetini kurmadıysam; yazık olmuş ömrüme, gölge gelmiş kibrime. Ayar, sana bana biçilmiş ise; seni beni bilmeliyim, sevgimi cümle alana bölmeliyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL nefsi ile aldığı tüm yükü sırtından attı, öylece atının yularını tuttu, hedefi açık kaldı, cümle için kainata daldı selamladı.

4
“Yerin kulağına ses verdim, dedi ki ‘Nefesim yetmez.’; ‘Söz ver.’ dedim, ‘Kalemim yetmez.’ dedi. Çiçeklere böceklere, yaratılmış her canlıya, taşa toprağa omuz verdim; büyüttüm, her halimle eğittim, yetmediyse öğüttüm.” ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de, toprak ile söyleşe-söyleşe PİR SULTAN ABDAL geldi: “Toprak seni severim, bilgini de överim, ‘Ben, sana öğreteyim.’ diye diledikçe döverim. Kimi yerinde ot biter, kimi yerinden kul kaçar. Ne sende, ne bende, RABB’im vermese umut yok. Vergisi, umudumuza Güneş’tir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

17
(Neden söğüt de, başka ağaç değil?) “Doğu’ya geldiğini, Batı’da bulduğunu, PİR SULTAN ABDAL her gününde söyledi. Adım-adım gidersen; ne taşa çarparsın, ne dala takılırsın, ne de dalından olmadan dökülürsün. ‘Bağlamadan yürüyemem, atı elde sürüyemem.’ diyen; atına emek vermeyendir, dostluğunu kurmayandır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

24  
“Bir ağacın dalında her yaprağın sözü vardır, her yaprağın içinde ağacın
özü vardır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 
“Güneş ilimde var, Güneş zulümde var, Güneş kalemde var. Yol sorarsan ABDAL’a;‘Gölgede kalma.’ der, ‘Güneşe yat.’ demez. Her yolun verdiği BİR’edir, sanmayın
PİR’in verdiği zoradır; ‘Zor.’ diyen, kulu Güneş’e yatırandır. Müymin olan, akıl mantık cevherini kullansın, desin ki; ‘Ağaç var, gölgesine girerim, Güneş’i öyle seyrederim.’ Aldığım RESULÜ’nden olsun, beni bende bulsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

25
“RABB’im bensiz, ben RABB’imsiz olamadım; Bağına girdim, O’ndan başka bulamadım; ‘ALLAH.’ dedim, AŞK’ına doyamadım, doymayı da dilemedim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: Söz benim neyime, haz yeter; diz çöktüm toprağına, toz yeter; somun aldım elime, tuz yeter; sevgim öyle sonsuz ki, sanmayın biter.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

7
“Kara koyun melerse, yavrusuna çağrıdır; sürüye katıldı ise, her birine açılan bağrıdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Geldin mi söze, doğruyu bilip te eğriyi silerek; durdun mu düze, güzelden güzele bakarak? Öyle ise, gel el ele olalım, söze sözü katmadan HAK YOLU’nda cümlesini saralım.” dedi,  PİR SULTAN ABDAL bebelerden söz alan, dumanını bile bebelerle silen dostuna, dostluğunu sundu. 

14-1
“Gölge aldım ağaçtan, ‘Demirden bulma.’ dediler; ayağımı suya koydum, ‘Seferden bilme.’ dediler; çölde adım-adım yürüdüm, ‘Sahili sorma.’ dediler. ‘YA RAB.’ dedim, ‘SENİ SANA sorarsam, ağzım dilim eskimez.’ döndüm kendi kendime, sevginin olduğu yerde gönül paslanmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Katıldığım her sohbette, ağzımda güzelin tadı kaldı, gönlüm SEN’inle doldu RABB’im.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. (Demir nedir, sertlik mi?) “ ‘Benim sertliğim, yararlıdır diyen; gönlünde olanı, ağzı ile çiğneyendir. Görgüye yargıya düşmeden güzel diye baktım, sevgilimin ocağında çerağı yaktım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her dostunu BİR DOST ile selamladı. 

21
“Her yaprağa yeşil desem, yapısını tarif etmiş olurum. Elma; kırmızı, sarı. Öyle ise, her rengi alabilir, ayni fidanda aşısını bulabilir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bilmeyi denemeyiz, bildiğimizi tezgaha koyarız, ÖZ’ümüzde olanı duyarız. Meyvesini beğenmediğin için, ağacı aşılarsın; sende olan bilgiyi değil; kendinde olana eklersin. Dost; gönlünde olanı, DOST’uyla paylaşandır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

28
“Doğduğu gün bilginin, beşiğini kurarız; dolduğu gün sevginin, sırlayıp ta kaparız; AŞK’a talib olduysak, demlenmeyi bekleriz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Doymak, gayretin tükendiği yerdedir. Her kulunun gayreti bir değildir. Ayağımız, yolu buldukça götürür; aklımız, dilediği yerde bitirir; gönlümüz, ‘Yeterli değil.’ der ittirir; dostluğu o anda kurarsak, kendi kendimizle sonsuzda adımızı söyletir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

30
“Ayağıma dar geldi ise kunduram, yolumu yalın ayak giderim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Sen güzel, ben güzel, yarattığın gün güzel. Gel güzel, gül güzel, götürdüğün son güzel. DOST güzel, post güzel, bitirdiğin dert güzel. ‘Akıl almaz.’ dediler, akla sınır koydular; sevdiler sevildiler, HAK ADI’na övüldüler. Dil ile sevildiler, dil ile dövüldüler, sonunda saygı ile anıldılar. YAR ADI’na oluştuk, yer sofrasında buluştuk, YUNUS MERKEZ söyleştik, KAYGUSUZ MERYEM birleştik. Baktık ki, sen ben değil, sözün özü O’ndandır, hem O’nda, hem sondandır. Kaygu vermeden dile, cümlemiz geldik GÜL’e. Satır-satır okuduk, GARİB ile dokuduk. Ne dediysek HAK’tandır, bildiğimiz çoktandır. Sakınmadan sözümüzü, kapamadan gözümüzü, bilecekler hazzımızı, diyecekler nazımızı. Gelmeden bilmeyene, görüp te gülmeyene, çaldığımız saz yetmez; çoban, kavalı yoksa sürüsünü gütmez. Al fistan giydirdik, ‘Asi.’ dediler; sarı fistan giydirdik, ‘Vâsi.’ dediler; yeşil fistan giydirdik, doğmayana güldüler, mor fistana gözü yumdular. Her fistanda ayrı makama geçtik. Koşu dediler, gölgeden Güneş’e niyaz ettiler. Verdiğimiz; Güneş’in NURU’dur, darlığın sırrıdır. Ne korku, ne tasa bilgimizin yeridir; gölden balık avlayanın daldığı, sorudur. Açtığımız konunun bilgisini alsalar, yama diye fistana dikerler; her dileyene, dilden diye su dökerler. RAHMET, YÜCE RABB’imin, her birimiz bilelim; geldik bulduk gerçeği, el ele olup gülelim. Ayni sofrayı kuruduk, ayni tafrayı kırdık, ayni kapıdan girdik. Yolumuz kolaydır. Dağlara çıkacağız, örülen yoldan; kainata bakacağız, görülen yerden; aradığımızı bildik, gönlümüz ile serden; atı aldık ahırdan, ömrü sildik kahırdan. Gelmeyi dileyen, gerçeğe kapıyı soranlara el ele veririz. Kement attığınız, dumanı dağlara sattığınız bilinir, günden güne gerçeğe dönülür. Olduğunuz gibi, bildiğiniz halde kararlı kalınız. ALLAH’ıma emanet olunuz.” 

5 aralık
“Bir sofraya oturdular, bir somunu bitirdiler, DOST ADI’nı dilenen meydana getirdiler. Selam olsun, her kaşığını alan gelsin, değirmenden yol soran, suyun başını bulsun. Demde güzeli güzel ile yorumlarız, dağda bağda vergisi ile kanıtlarız. Kime? Kendimizden, kendimize. (Yaratılışın sırrı nedeni, kendimizi kendimize kanıtlamak mı?) EYVALLAH. Yağmur bir damla gelse hizmeti olmaz, doymayı denese gerçeği bulmaz. Her olay birbiri ile tutarlıdır, her yaratılan çevresi ile yeterlidir.” dediler, sözü VEYSEL’im ile, olacağı geleceği, kainatta kalacağı, her öğünde söylenen sevginin bilgini YESEVİ’ye verdiler: 

6-2
“Ağacın tepesine çıktım; aşağı baktım taş toprak, yukarı baktım Güneş bulut. Dağılan değil, toplananı müşahede ettim; her biri, BÜTÜN’den bir parça.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bir taş ile öğünsem, bir dost diye dövünsem; bilmeyenden olurum, ben tezgahta kalırım. ‘YÜCE ALEM, bir taşa girmez.’ diyen, dost bağına girip te ‘Üzümü ermez.’ diyen, seni beni bilmeden aynı bohçaya koyan; kapısında bekleyen bekçiden haber sorsa, alacağı, bildiği kadardır. (Taşın da kanı mı var, bu anlama mı geliyor?) Kanın da taşı var, taşın da kanı var, her kulun zannı var.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her damla suda kainatı gördüğünü, her damlayı birbiri ile ördüğünü söyledi, selamladı. 

12
“İsimden isime, dünya halidir. ‘Adı ile söyler.’ denilir. Bağlı olan bedende değiliz. Adımızı dünyada bıraktık, sizin bilgilerinize serdik. Onun için, sadece isim söyleriz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Seyyar gezen yıldızlara sorsan, ‘Senin gözünde.’ der. Çünkü onlar da bağımlıdır, YEMEN’den gelen her söz ile yorumludur. Gezdiğim her toprakta ayrı iz gördüm, durmayı dilemeden, sormayı beklemeden dostluğu kurdum, mantığım ile nefsime galib geldim. Çehrelerde gördüğün izlere sözün yetmez, çünkü aklın kimsenin gönlüne gitmez; horoza bakarsın, kümesinde attığı adımı koyun sürüsünde atmaz; çoban, pazarda yumurta satmaz; düzeni kuran RABB’im, kulundan elini çekmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

19
“Yumuşak olmadıysam, kendimi bilmediysem, seni beni suçladığımdandır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL halimden halini bulana selamını iletti. “Yetersiz bulduğun her çizgide güzelin tarifini ararsın, çevrenden günün yorumunu sorarsın. Umduğun güzeldir, bildiğin kadar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL DOST selamını dost olanlara sundu. 

20
“Her taşı ele aldım, aldım da şaştım kaldım; birbirine vurursam kırılır, kuma atarsam gömülür. YUNUS ile MEVLANA, HAK sohbetine sarılır; her gelen ‘ALLAH.’ der, gönülden katılır. Bilenin, bilmediği hali taştandır. Her zerresini birbirinden ayırırsan, malzemesinin BİR olduğunu görürsün. Kement attığın olayda, ‘Arayım?’ diye çıktığın dolayda; her bir zerrenin senden sana geldiğini bilseydin, baştan sonu görseydin, kan ile taşın ayrısı olmadığına şahit olurdun. (Yani hepsi hidrojen atomu değil mi EFENDİM?) EYVALLAH." dedi, PİR SULTAN ABDAL: “Her sözün başında durduğu güzelden, sardığı ezelden; gördüğü ördüğü, bağladığı çözdüğü, kaydına çekilendir. Kapanmayan kapının eşiğinde durdum, cümlenize selamet diledim.” dedi, selamladı. 

21
“Yedeği olmayan her konu, senden sana özettir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Damda sürü bağlanmaz, meraya çıktığında geceye dek eğlenmez, beklemeyen sürüyü, bekleyeni paylamaz. Dost olalım koyuna, post alalım boyuna, gidelim YAR diyenin huyuna.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

26
“Atım ile geleceğim, korkuyu hep sileceğim, ‘Muradım HAK’tır.’ diyenin koluna gireceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Vakit, seyirdedir. Gölgeyi silecek, sevgimiz cümle aleme yayılacak, gün ve gecede sitemleri silecek. Akacak sular, dökecek kumlar, şahit olacak kullar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü SARI SALTUK’a verdi: 

2 ocak
“Seyran, bekleneni; devran, saklananı verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yaprağını sevdiğim asmaya dağlar mekan olursa, akan sular ovada kendini bulursa; ‘Ne güzel.’ deriz, üzümünü seyir ile yeriz. DOST bağına geldim, DOST GÜL’ünü buldum, bildiğim ile bilmeyi dilediğimi sardım ve sergiye her gelenle ortak girdim. Ne güzeldir bilginin ortaklığı, ne güzeldir bildiğin ile sevginin ortaklığı, ne güzeldir bulduğun gerçek ile sildiğin kaygunun ortaklığı. Bağında üzüm varsa, çağır ortak gelsinler, aldığını verdiğini cümle ile görsünler.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

2
“Harman yeri düzdedir, yaktı ise yazdadır, çuvalına geldi ise hazdadır, ateşine girdi ise nazdadır. Öyle ise, önce güzelliğine doyamadığımız ekinler, ateşine attığın olur; gayretin hizmetin, eline nasibini getirir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Aramayı bulmayı, AŞK’ı ile dolmayı; bilenlerin huyuna, gelenlerin suyuna kattık, dağlardan taşlardan her gün söz ettik. Ne eğildiler, ne sakındılar, sadece her gelene bakındılar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9
“Huyumuz suyumuz BİR’den BİR’edir, sevgimiz saygımız kuldan kuladır, vergimiz yargımız elden eledir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Konuk; gelip geçen, -(Bu toplantıda bulunan herkesin kalıcı olduğu anlamında mıdır?) (GARİB: ‘Kalıcılıktan maksat; herkesin aynı ruh hali içinde olmasıdır.’ diye açıklar.) EYVALLAH.- , müymin olan, senin ile beni BİR bilendir, DOST KAPISI’nda kini silendir, aldığını vermeyi huy edinip her dileyene bölendir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

10
“Demde, DOST SÖZÜ vardır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Açılan soframıza cümlesi gelsin, dayanmayı bildi ise her biri gülsün, ayrı yoldan gelmeyi asla yerinmeden söylesin. Değirmenin her ziyaretçiye açık olduğu bilinir, çuvalını buğday dolduran gelir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

12
“ ‘YA ALLAH.’ dedik, HACI BEKTAŞ ile söze geldik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL DOST KAPISI’nda durdu, arka arkaya üç defa vurdu: “O’ndan geldik, O’nun ile bulduk, O’nun ile varacağız, her gelene bildiğini soracağız; ‘Sen, senin ile barışık mısın? Sen, cümle ile karışık mısın?’ Diyeceksin ki; ‘Ben bendeki gerçeği buldum, ben cümle ile BİR’liği kurdum, gönül bahçemde Sevgiliyi gördüm.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ diyelim, gönüllerde güzelleri selamlayalım.” dediler, HACI BEKTAŞ ile PİR SULTAN ABDAL selamladılar. 

14
“Kepenkleri kapalı ise, dükkandan alacağın yoktur; açık olanı ararsın, buldu isen alacağın çoktur.” dedi, kement attığı her olayda tutmayı bilen, YUNUS ile söze gelen PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, beklediği handa gelen ile kaldı: “Yağışta bereket, bağışta hareket tutarlıdır; yola çıktı isen, gidiş elbet biterlidir. Çünkü, her yolun bitişi muhakkak vardır. RAB yolu, gelişten gidişe açık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

20
“Eylemezsem seni beni, nerde bulur sevgi konu? Geldik gittik, sorduk hanı. ‘Dur.’ deseler duramayız, ‘Git.’ deseler bilemeyiz, RABB’im SEN’den kalamayız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Değirmende un var ise; suyunun bolluğundandır, değirmencinin emeğindendir. ‘Koyduğumuz her çuval buğdaya unumuzu alacağız, mayamızı tutacağız.’ diyelim, gayrete çağırana elimizi verelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

21
“Ay’dan ışık aldıysam, günü öyle bildiysem, Güneş’ini beklerim; gönülde açık olanı verir. Mağlup ettiğim nefsimi atmayı değil, eğitmeyi yeğlerim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ava çıksam dağlara, ‘İnmem.’ derim bağlara. Uçan kuşa taş atarsam, ele gelen kekliği tutarsam; elim ayağım gönlüme hesap sorar, aldığım her konu beni bilgimce yorar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

27
“Kayadan kayaya atladım, eldeki taşı sakladım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu: “Sakladığım taşı bildin mi? Duyduğun gerçekte kaldın mı? Dedi ki; ‘Aldığın taş söz için yeterlidir, gücün var ise tutarlıdır. Çünkü, aldığı sesi vermez, dağıldığı halde bütünden sormaz, kum tanesi kalsa bile yaratılışında eksik olmaz.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik, sohbeti ağacın gölgesinde bitirdik. Selam olsun, selamet cümlenizi bulsun.” dediler. 

6 mart
“ ‘Ayrı nehir, ayrı su, ayrı ova, ayrı hava.’ diyene, de ki; ‘Vardığı derya BİR’dir, aldığı RAHMET gürdür.’ Ay’dan yıldızdan bilse, Güneş’ten buluttan sorsa; doğduğunu, uyduğunu, sevdiğini, doyduğunu söyleyecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
“Her ağacın yaprağı ayrı ayrıdır, ne var ki hizmeti aynı. Gümüş alsan eline, seyre gelsen GÜL’üne; doğruya katılırsın, DOST yoluna atılırsın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü BEHLÜL’e verdi: 

11
“Yerden gökten bilen ile, DOST YOLU’na gelen ile söyleştik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “SEN’den gayrıya dönmedim, ne deseler kanmadım. Ateşine attılar, gönlüm yandı, ten yanmadı. Güller demet oldu da, güzellikte bulduğumu asla inkar etmedim. Güzelden güzele seslendim, yapraklar rengin verdi, sevgi ile süslendim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü HACI BEKTAŞ’a verdi: 

13
 
“Kuyuya kova saldım, çevreme bakıp daldım. Gözümden kaçan olmaz, selam vermeden geçen bilmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, gelenden dostluğunu sordu: ‘Geçici mi, kalıcı mı?’ Dost dedi ki; ‘HAK ADI’na gelen, kalıcıdır.’ Yaprak yerini bilir, olduğu yerde görenden gönlünde olanı verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

27

“Komşuyu biliyorsam, konuk gelene bilgimi veriyorsam; ‘DOST’luğuna talip oldum.’ demeliyim, HAK ADI’na sevinmeliyim, gönlümde olan ile görünmeliyim.” dedi, YESEVİ sözü aldı, PİR SULTAN ABDAL ile yoldan yola geldi: “ ‘Sen toprağı belle, ben ocağı külleyim, deste-deste oluşmuş bağ budağını telleyim.’ dedik, destiyi yanımıza aldık yürüdük. Yaratıldı isek, emeğimiz bizden olsun, RABB’im emeğimize RAHMET’i ile gülsün. DOST, birbirine el verenlere; post; HAK yoluna gönül verenlere nasiptir. Bir çevre, bir devreye adını verir; her dileyen, yol verenlerle yürür. (Çevre; bize veren ULULAR mı?) EYVALLAH. Ayrı desek, gayrı yesek, aynı yolda yürüsek, BİRLİĞİ’ni sevgimiz ile paylaşsak; GÜZEL’e adımdır.” dedi, YESEVİ ile PİR SULTAN ABDAL selamladı.

28-1
“Eğriye ‘Doğru’ deme, pişmeden aşı yeme; ‘Bulduğum, HAK yoludur.’ de, asla dönme. Niyet kulunu doğruya iletir, sevgi ile gerçeği beletir, bardağa aldığın su ile sana kainatı dinletir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Leylek, yolun yarı mı?’ dedim, ‘Elindeki, darı mı?’ dedi. ‘Kış ile yazı ayırırsın, gittiğin yoldan ne getirirsin?’ dedim, ‘Ben varsam diktiğin ekin yeterli olur, yoksam tarlada kalır.’ dedi. Söyleşe-söyleşe yürüdük, aldığımız her nağmeyi belledik. Leylek, dilince; ben, halimce söyledim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

3 nisan
“Ağır giden ata vurmayalım, su derin ise gitsin diye sürmeyelim. Her yaratılmış, gücünce hizmet verir; demde yolunu bilene, her bir ağaç yolunu gösterir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

4
“Balık ile serdiğin, iç duvarı ördüğün bilinir, güzelden ‘RABB’im verdi.’ diye hoşnut olunur. Yaprak-yaprak okuduk, gelenden gidene çevre dokuduk, GÜL yüzüne pembe renk ile örtü koyduk, dağlardan gelen seste akan suyu duyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Emeğimiz dizen ile, her sözümüz yazan ile, dünya deyip gezen ile bellenir, gönlümüzde İLAHİ AŞK bellenir. DOST kalalım hey ERENLER, hana gelip post serenler, seni beni BİR görenler, deste-deste name yazıp gözünde yaşı silenler. Selam ile geldik bulduk, selamete cümleniz için niyaz ettik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

17
“Çeşme başı doludur, gelen-gidenin yoludur. Dar sokakta durmayalım, uymayana vurmayalım, deryaya ipi germeyelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

22
“Duvar aksa, dam çökse, kulu ocağı yaksa; bir yudum su, bir lokma somun elinde kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Daldan-dala bağlayalım, dizden-dize ekleyelim, oturup RABB’imden gelecek RAHMET’i bekleyelim. Güzelden-güzele erişiriz, DOST hanesinde buluşuruz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı

1 mayıs
“Çarşı-pazar veremez, ayrı kalan göremez; BİR’de bildik, binde bulduk, ‘Olmaz.’ diyen saramaz. ‘Ayrı olma güzelden, yolu ara tez elden.’ diyene, de ki; ‘O’nun yolu BİR’dendir, O’nun kulu haldendir; aradım geldim, bildiğim sırdandır.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ağır taşı alma ele, ağır sözü verme dile; DOST elinde görürsen, ‘Kimden?’ diye sorma GÜL’e. Yolu bilen GÜL’dendir, yerden gökten serdendir. Açma derin kuyuyu, seçme en sert kayayı. Günden Güneş’ten alır, gün gelir o da olur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü RABİA’ya verdi:

8
“Pay ettik lokmamızı, HAY ile bulduk sayfamızı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Merdiven yeterli değil.’ diyene, de ki; ‘Çıkmasını bilirsen, bakmaya yönelirsen, gönülden-gönüle sevgi ile katılırsan; ölçüyü RABB’im verir, her kulunu KENDİ gözüyle görür.’ Ağacın meyvesini dileyenle paylaşırsan, gölgesinde huzur ile oturursun; deryada gemine gereksiz yük alırsan, bilesin ki taşırırsın. DOSTLUK’a dostluk ile katıl; DOST ne dediyse, şüphesiz-kaygusuz yoluna atıl.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü; kement ile dolaşan, çölden-çölleri aşan VEYSEL’ime verdi: 

9

“Ayağına giydi isen yemeniyi, yerden-gökten silesin hameniyi. ‘Denemedim verdiğin bilgiyi.’ diyene, de ki; ‘Bilgi; denenmez, onanır. Bilen; aldığı bilgilerle donanır, gerçeği buluncaya kadar sınanır.’ Öyle ise, toplanan kurşunları kumda dağıtman gerektir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kapalı kalan her hücre birikimini öbür hücreye aktarır, bilgi yetersiz kalır. ‘Kum nedir?’ diyene sözüm: elenmiş-dolanmış, HAK sofrasında bellenmiş, korkudan uzak, gıybetten uzak, yalandan uzak, yoğun bayram içinde kalmış olan. Yani, her hizmetin bayramına gelen; kum tanesine eklenir, çöl olur. O yola her gelen beklenir, işte orda kurşun bedenden atılır. (Öyleyse, ‘Kapalı hücre’; bilinçsizlik midir?) Uykuda. Kement attı isek olaya, ne gerek var kalaya? Altın-gümüş, kalay olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

15
“Beklediğin kapıda seni bilenler mi var? Gümüş alsan eline, elinde gören mi var?” dedi, men-dilden uzak kalan, dilinde olmayan yalan, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Balık alayım gölden, nefes bulayım çölden, zorluğu yenmek için umut almam hiç saldan. Dört duvara bakındım, taş gelmesin sakındım; sıcak oldu bunaldım, soğuk suyu dökündüm. Bir-bir anıldı sözüm, her zerrede var gözüm; derde düşmeden geldim, dedim ki ‘Budur yazım.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü YAHYA’ya verdi: (YAHYA EFENDİ mi?) EYVALLAH.

22
“Eğmezsen başını, sert demezsin taşını; sevdi isen yazını, bellemelisin kışını.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yavru verdi sürümüz, akıl aldı serimiz, döndü-durdu gönlümüz. Gelsin-gelenler, bilsin-gülenler, sarsın-sevenler, adını DOST KAPISI’na yazanlar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

28
“Koğuş, askere mekandır; talimgahı, makamdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, KAYGUSUZ’a sordu: “Yoldan gelen güler mi, yaprakları sayar mı, DOST sesini duyar mı?” KAYGUSUZ; “Duyar, elbet duyar, çünkü her gününde HAK sohbetine doyar.” dedi. Yoldan gelene, gönülden-gönüle yol alana, yolda şeker ile kalana. “Aradığımız DOST’u gönlümüzde buluruz, yolumuz çok uzakta olsa da BİRLİK’i her an buluruz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile KAYGUSUZ selamladı.

 21
"Su başına varalım, çatlak destiyi kıralım; yenisini aldık, güzelini görelim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Her dalda gönlüm kaldı, kiminin diline, kiminin haline aklım uymadı, kulağım duymadı, gören-bilen gerçeğe saymadı." dedi, PİR SULTAN ABDAL yayılan otlardan kendine mesken tuttu, çiçekleri yaymadı, cümlenizi selamladı. 

6 temmuz
"Bağlayan; düğümü çözer de gelir, dert denilen olayı örter de bulur, gölgesiz günde Güneş'i görür." dedi, PİR SULTAN ABDAL; yerden gökten, dağdan-taştan ne geldiyse günün yorumuna getirdi, kayguyu öylece bitirdi. "Destan yazdım, fistan ile gezdim; ER sözünü, DOST gönlünü arayana sundum." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

9
" ‘Ata bindim varayım, SARI SALTUK'a sorayım, gideceği hedefte durayım.’ dedim, duvarın önüne geldim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Kapı varsa geçerim, güneş varsa seçerim; MEVLÂM gerçek DEDİ'yse, ben yolları aşarım; YEMEN'den selam aldım, kimliğime şaşarım; demirden pabuç giysem, yollarda taşa çarpsam, ‘Neden, niçin?’ demeden ben-RABB'ime koşarım." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

10
‘Ağır geldi yükümüz, RABB'im bu mu hakkımız?’ diyene, PİR SULTAN ABDAL üç öğüt verdi: “RABB'imin verdiğini paylaşmazsan, sana yük olur. Kulunun dilediğini paylaşmazsan, sende tek kalır. ‘Müymin olayım, emeğimi-sevgimi-varlığımı paylaşayım.’ diyesin, her lokmanı bal ile yiyesin." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

15
"Atı gördüm nalladım, yemeniyi pulladım; selam verdim güzele, PİR SULTAN'ın sofrasına yolladım. ‘Çevrem, güzele açık.’ dedi de, her gelenden selam aldı, MEVLÂNA ile gelen selama güldü. Ağ ördük, sultana yakışsın diye, seven-sevgili ile bakışsın diye, "DOST"diyenler bilmeyenle takışsın diye, fikirler birbirine çakışsın diye. ‘HAY.’ dedik BİR'liğinde gerçeğe erdik, yerde olanı göklere sorduk." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü BEHLÜL'e verdi: "Elim-ayağım, birbirine eş değil; yüreğime baktım, yerde olan taş değil; gönüllerle buluştum, hiç birisi boş değil; GÜZEL'den GÜZEL RABB'im, SEN'den uzak olmak hoş değil; seni-beni ayırdı ise, bu bendeki baş değil. Gün güzel, güller güzel. Yaprağı yeşilden, gölgesi başından." dedi, BEHLÜL'üm dünden-günden yarını selamladı. 

19
"İki atı bağladım, iki öğün ağladım, yaprak yüklendi diye, DOST ADI'na sevindim. Ağladıysam AŞK'ıma, SEN'i bildim, düşmem RABB'im şaşkına" dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Dün ile gün, din ile iman, san ile zan birbiri ile anılır, dilendiğince yorulur, öylece tezgah kurulur. Her kişi tezgahında kendi bildiğini sergiler, ‘Bilmem.?’ diyeni sorgular. RABB'im, sorgudan uzak tutsun." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

22
"Bakmayı denediğim çiçekten yönümü sorsam, beni suya götürür; atmayı denediğim hayvancık, beni kayguda bitirir. Öyle olmalıyım ki; çiçeğe-böceğe vereceğimi ne olursa-olsun bilmeliyim, istediğini duyabilmeliyim." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, VEYSEL'in yolunda durdu, gelene gidene sordu: "El tutarsa, dil getirir; gönülden katana, yolunu buldurur. Dert demeden, sert yemeden; kendinde olana dönesin, aldığın her yudum suya kanasın." dediler, PİR SULTAN ABDAL ile VEYSEL'im selamladılar. 

25
"Altın düğmeyi diktim, çiçeklere zarar veren dikenleri söktüm, yerden bildiğimi RABB'imden aldığıma saydım." dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: "Ne vergide, ne yargıda eğri-doğru demedim, aldığım her lokmayı çok-az diye saymadım, eşikten-beşikten çevreyi selamladım, iyi-kötü demeden güzel olana inandım." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.