

“Bağdan geçtin, daldan dala yer alan üzümleri
seçtin. Analım HAK ADI’nı, tadalım verdiğimiz balını.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL söze geldi: “Bağlanan her salkım büyüyecek, arılar gelse de sadece nasibini
yiyecek; sergiler dolacak, seferde olan kayguyu silecek.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL selamını her alan ile paylaştı.

“Yorgun geldim diyenin, DOST YOLU’na gidenin,
YARDIMCI’sı YÜCE’dir. Dayanmayı bildi ise, kumda ayağı sürdü ise; izinde
olan bilir, dizinde kalan verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “İnce ince kar yağsa, yolda kuluna verse; ne kırar ne kırılır,
ne yorar ne yorulur.
Verdiğiniz hizmette, her kulu ile bir olur. Doyacağım sözüne,
güleceğim ÖZ’üne. Gönüldeki hazzına selam olsun, yoldan gelenden yapısını
bilsin.” dedi, PİR SULTAN selamladı.

“Halk ile BİR’den geldim, HAK SÖZÜ’ne
gönülden daldım. Ne uykuda kaldım, ne dalında kurudum.” PİR SULTAN ABDAL
söze geldi: “Keder sözünü sildim, her sürüye sevgimi saldım; beklediğim gerçekte,
sanmayın yalnız kaldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Derman diledik, DOST’a geldik, oturduk posta. Selam olsun her alana,
selam olsun bir yaprakta kainatı bulana.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi: “Şaha kalktı bindiğim at, yolda ne alırsan dileyene sat.
Dilersen HAKK’a varmak, gönülden razı ol kat-kat. Alacağın bir hırkayı,
vereceğin bin akçayı, bil ki senden değildir. Ne yerden aldığın,
ne bilginden sildiğin, senden değil YÜCE’dendir. Öyle ise, ‘Elde
tutayım.’ diye gayret nicedendir? Senin olmayan, senden gider. Senin olanı ise;
bezirgan, döner dolaşır gine sana satar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı

“ALLAH’ım cümlenizden razı olsun.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı: “HAK ile geliriz elbet, ayrıda mıyız? Halk ile buluruz
elbet, gayrıda mıyız? Sohbet ile oluşuruz, selam ile buluşuruz, katık
verir karışırız. Kimden kime alacak, kimi kime soracak? Beni ben ile
yargılayacak, senden seni soracak, cümlenize TEKLİK’te Selam verecek, O
gün RESULÜ cümlemiz ile olacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“YUNUS ile girdik söze, ‘ALLAH.’ dedik geldik size. Her bir yüzde güzel
vardır, çünkü O’nundur, O’ndandır. Her konuda özel vardır, O’ndandır, O’nadır.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yan yana geldi isek, DOST yanına durdu isek, senden benden sordu isek;
yol bizimdir, selam bize.” dedi, PİR SULTAN ABDAL yanımızda olanı
selamladı. Elbet cümleyi selamlar.

“Bir-bir saydım bostanı, bir bir yazdım destanı, yamadım geldim fistanı.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Deryaya bakacağız, kandili yakacağız; kuşak dar geldi ise,
el verip açacağız. Dar geçit bize vermez, bilmeyen dize gelmez; her gönül
hazinedir, asla kem söze gelmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Serde olan sorular, gerçekte DOST KAPISI’nı korurlar.
Doyalım diyeceğiz, her öğütte adım-adım gideceğiz.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Ekinler boy-boy olsa, buğdaylar değirmene gelse; kenarda yol
var ise taşıyacağız, eşikte her bekleyen ile yetineceğiz.
Komşu, seni beni bilir; komşu, komşudan bilinir; koşuya,
nefesi olan katılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL, cümleniz ile DOST KAPISI’nı
selamladı.

“Deryayı söz ettim, durmadım yolunu düz ettim. Bilene ayran sattım,
bilmeyene kumu attım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her gözde her sözde cümleyi
andı. “Ocak yanı sıcaktır, DOST diyene post kucaktır; olmayacak düzende,
olumsuzluk kaçaktır. ‘Dalacağız kor gelse, dolacağız GÜL bilse…’
diyene de ki: ‘GÜL bilir, sevene bildirir; kuyuya göz atan, akan suyu
gösterir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Nedamet, HAKK’a yönelmenin hidayetidir; sevgi, gerçeğin sirayetidir.
Kuşaktan kuşağa ulaşan, her kişide gelenden gidene
buluşan gönül BİR’liği mevcuttur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
söze geldi: “Diktiğim her çiçeği susuz bırakmadım, yaprağına köküne
çamur atmadım; bilgim ile övünüp, ipliğimi satmadım; bir demet gülden
geçip, binbir çiçeğe el uzatmadım. Her varolan, VAREDEN’in eseridir.
Kendimden aldım, kendime saldım. Bir de gördüm ki, zerrelerim cümleye
katılmış, ‘ALLAH. ALLAH.’ deyip kainata atılmış. ‘Nerden neyi toplayım,
kim ile kimi katlayım?’ ‘Gel ADI’nı diyenlere, gel SÖZÜ’nü bilenlere, gel
ÖZÜ’nü görenlere.’ dedim de, her zerremi andına çağırdım.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Bülbüle soracağım; ‘Yerden mi?’ diye. Güllere
soracağım; ‘Göklerden mi?’ diye. Ne yerden, ne gökten, sadece
yaratılışın sırrıdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı; aldı da, GÜL
ile bülbülün sohbetine daldı: “Renginde aramadan kokusuna vardım, ‘Acaba, ÖZ’üme mi,
gözüme mi?’ diye sordum. ‘Elbet ÖZ’üme.’ dediler, her ağacın gölgesine
durdular. ‘Kimler?’ denilir. RESULÜ’nü bilenlere, her seherde adı ile olanlar. “Bir bir okuduk, derman dedik dokuduk; çevremizde olan her düzende, bilene
bilmeyene takıldık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Dağlara gideceğim, verilen sürümü güdeceğim; gelip geçen
yolcudan, HAK SELAMI’n alacağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Dayandığım güçte, uyandığım suçta, RABB’imin ADI’nı andım,
‘ALLAH. ALLAH.’ dedim yandım. Yanan nerde? Yakan kimde? Silinen kinde, RABB’im
her anım SEN’de. Kum kinimi örttü de, aradım bulamadım, ‘Şükür ALLAH’ım.’
dedim. Kum yenimi örttü de, aradım buldum giydim, ‘HAY ALLAH’ım.’ dedim
şükre durdum. Darlık SEN’den gelmedi, sadece bende; övünürsem, yolum
nerde?” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Bir-bir okudum, bez olsun diye dokudum; gayreti
bilenden aldım, bilmediğim her olaydan sakındım.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL söze geldi: “Çok almayı diledim, ÖZ’den geleni övdüm; çok vermeyi diledim, hazdan
yolumu buldum; ‘Her yarattığın birbiri ile savaşta ise, barışı
kim kuracak?’ dedim, RABB’ime gönül açtım. Savaşa-savaşa barış
bulunur, barışın güzelliği ile sarhoş olunur. ‘RABB’im, asla
bilinmeyen barışın YARATICI’sı olamaz.’ dedim, gönlümdeki savaşa
yenisini ekledim, öylece gerçek barışı buldum.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL söze selamını cümleniz ile söyleşerek sazı verdi.
“ ‘Beklemedim.’ diyene de ki; ‘Gönlündekini eklemedin mi, bilene bilmeyene
sevgini saklamadın mı?.’” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Dört destiyi ele alamazsın, doldursan da gittiğine
veremezsin. ‘Olduğun halde nasibini alandır.’ de, olduğun yerde ver.
Ver ki; alan da doldursun, gücünce kaldırsın. Sevenden övenden, YAR diye
gelenden ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Dar yerde duramam, yeni taya vuramam; güller gönülde açtı, bilinmeyeni
arayamam.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Doru tay düzenden, kara tay sezenden, ‘YAR! YAR!’ diye gezenden gününü
sorar, gelip geçen ile kandile bakar. Yak kandili gelen bilir, yana-yana günü
bitirir; dumandan geçer, yapıya uyan ile dostluğu seçer.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“‘Olumsuz.’ dediğin olaya, kendi adına nokta koyma, bildiğin
gerçekten gayrıya kayma. ALLAH’ımın EMRİ’dir olacak; ne var, yoldan gelene
soracak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “MERYEM ile söyleştik, katı gelene gülüştük. Açan
güller adını verir, adında gerçeği görür.” dedi, PİR SULTAN ile
MERYEM selamladı.
“Bağda üzümü aldım, asmaya suyu saldım; YARATAN ile doldum, kaydına
gönülden daldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her dala danıştı, her yaprak
ile konuştu.

“Her savaşın öncüsü, YUNUS misali sunucusu vardır. Duvarın ötesine
değil, önce duvara varışa hazır oluruz, duvara geldikte kapı ararız.
Kapısız duvar olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her bir ağacı saydım, eşitte değil.
Dumanını dağıttım, soranın sorgusunu gösterdim eğittim; bilgisi dar
gelen sorduğunda, avucuna kar koydum, ‘Yaza yersin.’ dedim, ‘Durmaz ki
erir.’ dedi; ‘Bilgini arıt.’ dedim, ‘Gitmez ki, korur.’ dedi. Bilgi,
eğitilirse koruyucu olur; eğitilmeyen bilgi, taş misali kalır;
vermeye kalkarsan, verdiğini yaralar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
“Ben yaza-yaza bildim, toprağı kaza-kaza buldum, dilenen her kapıda
kaldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Küp aldım suya vardım, su getirene sordum; ‘Doluca gelse, biter mi? Ocak
dar ise, dumanı tüter mi? Gölgede bilen kalsa, HAK ADI’na her sohbeti katar
mı?’ dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Ağaca ip bağladım, çamaşırı akladım, ipe
serdim bekledim, tozdan çamaşırdan sakladım; değirmene gidene,
dağda sürü güdene ‘Selam.’ dedim, cümleye sözü bağladım.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL diz koyup sohbete girdi:
“Yerenler, ERENLER, HAK POSTU’na girenler, sevgiye adı verenler, beni
seni
silenler, dumanı yok edenler; DOST’luğa talib misiniz, dostlukta galib
misiniz?” dedi, cümlenize sordu, bilgisinde olanı olmayanı yordu. Dedi
ki: “Yargıç olamam, kimsenin yargısını bilemem, gönülde sargı mı sorgu
mu var
bilemem. Öyle ise, sen senin ile eğitilirsin, sen senden öğütülürsün.
RABB’im, güzelin ölçüsünü KENDİ BİLGİSİ’nde tartar, ne
eksilir, ne artar; olumsuzluk, kulu dürter. YUNUS ile söyleştik, yerden göğe güzeli paylaştık, ‘Yol
verenden.’ diye peyleştik. Selam olsun, her satırda kul kendini bulsun.”

“Her adım sayılıdır, her bahçe kuyuludur. Bahçeme su gerekli ise kuyudan
alırım, gönlüme su gerekli ise deryada kalırım.” dedi, RABİA söze geldi: “Yerden göğe söyleştik, PİR SULTAN ABDAL
ile halleştik. ‘Gelen giden bekleşir, çevreye dileyen gelir
buluşur.’ dediler. Girdiğim her bahçe ekilendendir, ağaca su
verilmedi ise yaprağı dökülendendir. Ektiğimiz toprağa gücümüzce
bakalım, gündüz baktı isek, gece huzur ile ocağımızı yakalım.” dediler,
RABİA ile PİR SULTAN ABDAL selamladılar.
“Dört ağaçta durunuz, gövdesine ‘Selam.’ deyip vurunuz; ‘Şükür
ALLAH.’ deyiniz, niyazınıza cümleyi katınız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı: “Yemeniyi giyeceğiz, ‘Yol, bizedir.’
diyeceğiz; sofra kurduk dolacağız, niyaz olan her sofrada
kalacağız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Ağ attım denize, GÜL tuttum benize, su verdim genize, DOST dedim
cümlenize.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Ayağıma toz gelse, silerim; soframa tuz gelse,
bölerim; nefsime söz gelse, gülerim; bir elmayı bin lokma diye yaprağı ile
alır, şeker ile çoğaltırım. Kaşığını alan gelir, elde olan
öyle paylaşılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı.
“Doğruyu bilmek için dokuz kapıya gitmeye gerek yoktur, TEK KAPI
alacağın bilgiye çoktur. Gözden aldı isek, sözde verdi isek, her birimiz
hizmetine talib oldu isek; yer-yer dolanacağız, gah açılacak, gah
beleneceğiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Bir-bir aradım her kapıda, dedim ‘Yazmaz mı elindeki
tapuda?’ Dediler ki: ‘Toprak bellenmek ister, yaprak ellenmek ister, kulu
hallenmek ister. Tapuyu kimden alacaksın? Kapıyı kime soracaksın? Bilgini,
hangi sofrada sunacaksın?’ Dedim ki: ‘Tarlada ekine, ağaç bulursam köküne,
asi kulun dikine; su veririm, gönül alırım, akan suda RABB’imi bulurum; duman
gelse, ocak yansa, bacadan gitsin beklerim.’” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

“Kuşlara selam versem, alıp giderler; çobana selam versem, sürüye
iletir güderler, bileni bilmeyene katarlar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi: “Katıldık her sürüye, çoban alası değil; götürdük her yiğide,
sırtına vurası değil; dedik ‘Bilen, bilmeyen?’, dediler ‘Sırası
değil.’ Aldığımız her satıra ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyelim, gönüller
açık geldi, HAK AŞI’nı yiyelim. Bilgisini açmayana, gönül kapı olamaz;
‘ALLAH. ALLAH.’ demeyene, hizmet yolu bilmeyene, kapının anahtarı verilmez.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Yayan gelsem ovaya, yolu sorsam obaya; gidişim etkisiz olur,
bilişim katkısız kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “ ‘Ben aldım, sen verdin… Saya-saya verdiğini,
yaya-yaya götürdüğünü; niye sordun?’ dediler de beni sınadılar, yaya
gelişimi kınadılar. ‘DOST, yolu açtı.’ dedim, ‘Gelen giden, bilgisine
şaştı.’ dedim. Kimden kime sordular, kimi kime yerdiler? Bağda
ben, dağda ben, dalda ben, selde ben Aradığım SEN isen, beni yana
bırakayım, yanda yönde SEVGİNİ aratayım. ESİRGEYEN ALLAH’ım
bağışladığı her zerrede, KENDİ’nden var ettiği
BİLGİSİ’ni DOST KAPISI’nda buldurur. Demde gölgesine
dayandığımız gövdesinden, YUNUS misali alırız.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL selamladı. (DEDE’ciğim,
her zerre HAKK’ın bilgisi ile mi yüklü?) EYVALLAH. (YUNUS’un aldığı, ağaç altı tefekküründen midir?)

“Doymayı gönülden diledik, her olayı nefsimizden eledik.
Sahib olduğunuz, cümleye katıksız verdiğiniz sevginizi yapıya aldık;
kapıya, gerçeği bulsun diye aklınızı koyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
söze geldi: “MERKEZ’imden alacağım, her satırdan alacağını
vereceğim. Yorganı boyuna denk dikeceğim; taze fidan dikecek,
kuruyanı sökeceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile MERKEZ’im selamladı.

“Pervane oldum döndüm, ateşi ile yandım, dağlara izini sordum.
Dediler ki: ‘Atına ip atmış, sırtına yük katmış, aldığını
dileyene satmış.’ Selam olsun dedim, ABDAL oldum söze geldim. Gayret
dediler de güldüm güldüm… Görmeyi dileyene de ki: ‘Yoğun dilemekle
değil, mantığını elemekle, gönlünde karmakla bulursun, nasibin ile
görürsün.’ Her buğday tanesi toprak ile buluştuk ta bilgisini
kotarır, su ile beslenir; gölge vermese de, gördüğü verdiği
yeterlidir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Her taş ele alınmaz, alsan bile duvara konmaz; suyun
aktığı yerde, toprak çıplak bırakılmaz. Taşı subaşına
yerleştir ki, toprak çamur olmasın, taşın pürüzü kalmasın.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL selam ile söz geldi: “Doğuştan attığın her adımda
gördüğün günden, umduğun her olumda dağılandan şikayete
düştüğün bilinir, satır-satır yazdığın okunur. Duman
gerçeği örterse, ne bilgi ne görgü, sende olana döndürür. Aldığın
bilirsen, günü geldi bulursan; ne yazgıdan dönersin, ne elde olmayanı
sınarsın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Ata semer vuracağım, yol başına
duracağım, yere kilim sereceğim, selam verdim geleceğim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Doğruyu bildiğim gün, yaprağa
çiçeğe sordum; ‘Görgüden mi? Sargıdan mı?’ dediler ki, ‘Gören serer, seven
sarar; RABB’imin verdiği KARAR, kulunu güldürür, en güzeli buldurur.’”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Bakır da bir, gümüş te; çevre de bir, çehre de…
Odunu yaksan ocakta, dalı alsan kucakta; hizmet ile gelirsin, ABDAL ile
alırsın; her gezenden sorarsan, yaprak yaprak okursun. Geyik suyun
başında, diledi su içecek, kovalarsan kaçacak. Kalsın suyun başında,
otur yolun taşında. Gedik sana açılır, çimen yoldan geçilir, çiçekler
selam verir, kamış ile nefes alır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Altın tabak göz alır, gümüş tabak söz verir, bakır her sofrada
kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Varlığını DOST kılarsan komşuna, kapın açık kalır
sırdaşına. Sert geleni sararsan, sırt verene sorarsan; binbir söze set
olursun, her görenle yoluna gelirsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“ ‘PİR SULTAN ABDAL’ dediler, GÜL dalını elime verdiler; başıma
usta oldum diye sargı sardılar, divana alıp sorgu sordular. Dayandım YÜCE’ye,
bakmadan geceye. Söyledim gerçeği, gerçekte senin benim andımı. Gelen
günde gönüller AŞK’ına yandı mı; ne sorgudan kaçarsın, ne AŞK’ından
geçersin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL; sarığı attı, divanı bıraktı, kucak
açan gerçeğe ‘Yolum.’ dedi yürüdü, cümlenizi selamladı
“Defterin yaprağına, ağacın toprağına göz attım, dost diye
baktım, kuluna söz ettim. Çevirmeden yaprağı, sulamadan toprağı,
dilediğini alamazsın. ER’lik yolunda kalamazsın.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı: “Yumuşak gelen yolda, ‘Dost.’ dediğin her
kulda, kendi gerçeğini görürsün. Yumuşak yolun sevilen kuluna selam
olsun, attığı adımda dumanı silsin. Kapıya geldi ise DOST’u,
eşiğe koydu ise postu, bil ki düzende yerin vardır. Aldığın her
satırda dumanını silesin, VAREDEN’i bilesin; aynayı ele verdik, kendini göresin.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Atları bağlarsam ahıra, düşmem kaygu ile
kahra; güzel günde, gittim geldim sahura. Suyun aktığı gibi, YUNUS’un
baktığı gibi, çamurun suda çöktüğü gibi, arınandan oldukta, ‘Derman
SEN’den.’ dedikte; binbir güne bakmayız, Güneşte çerağı yakmayız.”
PİR SULTAN ABDAL, sözü güzel dedi bağladı.

“Bakır tasa su aldım, gümüş tasa bilgi koydum, altın tasa sevgim ile
saygımı koydum. Her birine baktılar, dilediler tattılar. Dediler ki; ‘Susuz
bilgi olmaz. Suyun bilginin olmadığı yerde, sevgi saygı kalmaz. Her biri
birbirini tamamlar, her birini bilen kulu, kendini tanımlar.’” dedi, PİR
SULTAN ABDAL söze geldi: “Vurdum baltayı oduna, dedim ağaç dikeyim adına. Ocak odunu bekler, kucak
geleni ekler. Diz dize oturmuşlar, aşları kotarmışlar… ‘Bir
dizlik yer alayım, çevrenizde kalayım.’ diye eğildim; dediler ki, ‘Elde
kaşık, dilde âşık oldunsa gel, doldunsa bul. Bildinse yerden yere
övünme, yer yok diye dövünme, aş çok diye sevinme.’ Daldığım rüya
halden, bildiğim sevgi senden…” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
Cümleye.
“Dayandığım ağaca düğüm verirse, görgüm de silinir, bilgim
de bölünür. Yükümü çekemeyecek ağaca, asla sırtımı dayamam. Dayadı isem,
kim ne derse duyamam. Gelen giden sorumsuz ise, sayamam. Gölgede oturdum,
sohbeti kotardım. Talib olan geldi, sevgi ile buldu. Sevgi, gerçeğin
perdesini açar; her kulu, sevgisi ile HAK YOLU’nu geçer. Dostluk, suyun
aktığı BİR’liğe götürür. Konuk gelene de ki: ‘Senden alan, sende
olanı bilendir. Bende kalan, HAK’tan geleni bilendir.’ Aldığım ile
yumuşak hale geldim, YUNUS misali su başına durdum, açılan her yarayı
SAHİB’i ADI’na sardım. Benden söze erişen, DOST ile
paylaşılandır.” Dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Deryaya adım atsam, elimi uzatıp balığı tutsam; ne
balık ele gelir, ne derya bilmeyene verir. ALLAH’ım, O’nun ile olanı korur.
Korkuyu silenden alayım, bildiği gerçeği sorayım; ‘Okuduğum mu
yeterlidir, dokuduğum mu tutarlıdır?’ Okuya okuya bitiremedim.
Dokuduğum her parçayı, arayan ile paylaştım. Demek ki, okursam
bileceğim, dokuduğumu tutturacağım, her dileyenle
paylaşacağım. O zaman, kul olmanın mutluluğunu belleyecek,
kutluluğunu yaşayacağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Kement attık, gelen atı tuttuk, pazara götürdük
sattık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Her göle dalamam, soğuk suda kalamam; ısınmazsam
ben, kendimi bulamam. Dur yoruma geleyim, gerçek vermeyeni sileyim, dayanmayı
bildi isem kendi yarattığıma güleyim. Gönlümü açtığımda, gerçeği
seçtiğimde, kendi yarattığım güzeli bulmak; arayanı sevindirdiği
kadar, YÜCE’yi de sevindirir. O zaman, YARATAN yaratılan arasındaki
düğümler çözülür.” dedi, PİR SULTAN ABDAL övgü ile sevgi ile
cümlenizi selamladı.

“Komşuya
su verdim geldim, konuktan kaynağı sordum. 'Almayı denemedim, kimseyi
sınamadım.' dedi de, sevindim. Kement attığım her olayda niyetim var ise
de, RABB'imin EMRİ'ni buldum; seyre, ayrıya düşmeden geldim."
dedi PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Taşlı yol
yorarsa, yolunu çevirirsin, günden güne bilgini devirirsin. Ne gelen arkana
kalır, ne geçen senden önce varır. Yerden bilme yolunu. Taşlı da olsa,
kumda da kalsa; kul niyetinde bulur, bulduğu halde kalır." dedi,
PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Yorumdan yol alsaydım, gayrete gelip dursaydım; eğilene selam verir,
öğüten için yere diz koyardım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Eski fistan giymezsem yeniyi bulamam, eski sözü almazsam yeniyi duyamam;
yerden göğe niyaz etsem, paylaşmazsam doyamam. Gel güzeli alalım, gel
gölgeyi bulalım; akan su ile olalım, davara çobanı soralım. Gülenler yoruma
gelse, soruyu kendine sorsa der ki, ‘Sürüye değil, çobana sorulur.’
BİZ, gülenden değil GERÇEĞİ verendeniz. Çoban sürüye
bilgisini verirse, elbet ‘Çoban nerde?’ diye sürüye sorulur. Gelişi güzel
çoban olumsuz ise sürüsü dağılır.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Yaprak-yaprak üstüne gelse, çiçeğini gönüllere
serse, her dileyene gerçeği gösterse…” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
gönlünü açana bağladı. “Gönülden yaprak saydık, DOST SOFRASI’na koyduk; irfan fistanı giydik,
görenden görmeyenden ‘Derdine derman, YÜCE ALLAH’ım.’ dedik. Geleceğin
değil, olduğun anda güzeli bulasın; elini dizine koyasın, ‘Şifa
SEN’den ALLAH’ım.’ diyesin; üç öğünde gönlünü, aklını, vardan oluşana
bağlayasın. Dağdaki çiçek, daldaki böcek nasıl ki her zerresinden
O’nu zikreder, kumda dahi tek-tek zikir vardır. Sen de kendinden kendine yönel,
TANRI’na her zerreni bağla, o zaman olacağa ağla. Öyle ağla
ki, sana BİR’liği bulduran, seninle seni olduran, güzelden güzele
döndürene ağla.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Altın kafes yeterlidir, gümüş sepet tutarlıdır; niyet kurduk,
DOST’luk sorduk, cümle alem katarlıdır.” dedi, “MEYDAN yerinde, cümle serinde,
gelmeyi dileyen her kulunun gönlünde soframız açıktır.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı: “Çalı çırpı toplamadan, çamaşırı katlamadan, su var
ise atlamadan; güzelin ölçüsünü veremezsin, renklerin verdiğini
göremezsin. Her kapıda nefes aldık, nefsi saldık. Duyandan uyandan ALLAH’ım
razı olsun, Boyumuz cümle ile BİR’liğe gelsin. Boy; RESULÜ’nden
aldığınız, güzel diye uyduğunuz, gönlünüzde duyduğunuzdur. (İslamiyet, ALLAH sevgisi?) EYVALLAH.
Kumdan geçtik el ele, sözü naklettik dilden dile.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

“Ben eğildim YAZAN’a, selam verdim düzene. Aydın gelen, gölgeyi silen
dedi ki; ‘Senden seni silmeden, bende olana bakma; PİR SULTAN ABDAL adım,
gölgeye katma.’ Kendimi okudum, bilgimi dokudum, bülbül oldum şakıdım.
Dağlarda dolandım, her yaprağa sordum, ‘Beni gördün mü?’ Dediler ki,
‘Her zerreye sevgini sürdün mü?’ Zerrelerime sordum, ‘Bilginiz eşit mi?’
Dediler ki, ‘Gerçek içinde çeşit.’ Her birine selam verdim, kum üstüne
dize durdum. ‘ALLAH’ım. Beni benden silesin, SEN’den gelen ile bendeki
gerçeği buldurasın.’ ‘İşte, niyetin gerçeği budur.’
dediler, her zerremi çeşitten eşite ördüler, anda perdeyi gözüme
çektiler. Bir an ömrüme yetti, kul olma bilincini gönlüme kattı.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Bir atın sırtında durduğum, yerin üstünde bildiğim her konuyu
düşledim; akan suyu taşladım, kendi gönlümü kendim haşladım. O
zaman, gerçeğin düşlenemeyeceğini, sadece yaşanacağını
öğrendim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “At sırtına alırsa, kul kendini bulursa, gönülden gönüle sevgisini
iletirse; bahane, taş mı, toprak mı, ağaçtaki yaprak mı? Görgünü
eğitirsen, gönlünü büyütürsün.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Varsın alsın dengini, serinde bulsun zengini.
Dağlar yolunu açar, yol bilen açılan yoldan geçer; her bir varlık bilir,
arar, güzel olanı seçer.” dedi, PİR SULTAN ABDAL suyun akışına uydu,
uyduğu halde duydu, selamladı, oyundan uzak kaldı.

“Bağda asmayı buda, YUNUS misali su başında dur da, ‘Benden mi?
Senden mi?’ diye sor da; daldan dala alacağın, GÜL yaprağında
bulacağın, beni seni silecek, gerçek olanı uyan bilecek.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kar tepeyi sardığında, tepede sofrayı
kurduğunda, yiyeceğin aş daldan aldığındır; giyeceğin
fistan, NUR’dan bildiğindir; DOST ile DOST’luğu bulursan, güzel
çirkin böldüğündür. Çevreyi sardım başa, kaşığı vurdum
aşa, oturdum koca taşa. Ne verse yiyeceğim, ‘Şükür ALLAH.’
diyeceğim, bağlı atı çözeceğim, ayak ile gideceğim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Padişah sözü alsa, üç öğün oruca dursa, gam
değil. Yoksul oruca dursa, üç gün oruçta kalsa, zam değil. Ayak ile,
baş ile, gönül ile, AŞK ile, her olayda meşk ile dünyaya
bağlanılır. Çok olan, gelecekte yiyeceğini tutar, öyle yatar. Az
olan, yemediğini kâr tutar, öyle yatar. Akif, bildiği ile; arif,
uyduğu ile yorumdadır. Akif satar, arif yutar. Benliğine sen
karışma, senden gelene dert alma.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ocak
başında olana selam iletti.

“At aldım tayı ile, kul sevdim huyu ile, güzel dedim boyu ile. Gel el ele
olalım, elde kumu bulalım, her gelene gülelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı: “İğne iplik dikmeye, makas aldım sökmeye, suyu buldum dökmeye.
İndim kuyu başına, oturdum yolun taşına. Ne gelenin sözünden, ne
duyanın ÖZ’ünden kaygunuz kalmasın; huyu ile alanın, konuda zoru vermesin.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Her renkte ahengi bulursak; daldan dala uçuşan, dağdan
dağa kaçışan her yaratılmıştan güzeli alırdın.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL söze geldi: “Dinledim su sesini, ünledim kul sözünü. dost aradım
gönlümde, DOST’u buldum ömrümde. Daldan dala soru gelse, dalda olan sözü bilse;
ne uçandan geçerdi, ne ekini biçerdi.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“ALTI ATLI her yöne, yol bulursa döne-döne, varlığını uyduğuna,
kar var ise kaydığına, sözü ile gelecek; PİR SULTAN ABDAL, yerden
göğe gülecek. güller rengini verir, bülbül ile söyleşir, gelen geçen
her varlık, ‘Ne der?’ diye bekleşir. Bekleme gönül, al atına bin de yürü,
atın gittiği yerde, sen de bilgini sürü. Gelen gelir, gelmese de bulur,
RABB’im her kulunun gönlünde kalır. Bağlara girmeyenler üzüm tadını
bilmez, bostana girmeyenler karpuz kavunu görmez. Kimi dalda oluşur, kimi
kumda buluşur; her varolan, halince halleşir.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL selamladı.
“Sıcak soğuk bilinir, mevsim dörde bölünür, her birinde sorulur,
‘Bağcıya mı, dağcıya mı?’ Kimi bağcı özenlidir, yerden göğe
sevinir; kimi dağcı düzenlidir, yerden göğe sakınır; kimi yolcu
avaredir, gelen gidene bakınır, yağmur yağsa ‘Su var’ der de dökünür.
Gelsem geçsem, her yolcudan sorgu alsam; PİR kulundan asla derde
düşmezdim, düşen olsa şaşmazdım.” PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

PİR SULTAN ABDAL ile MERYEM geldi de dile, dedi bakalım cümlede hale.
“Avuç ile aldığım pirince, sordum ‘Nasibin aldın mı kararınca?’ Her olan
gününe döner, sevgi dolu gönlü ile RABB’ine yanar. Öyle yanar ki, bildiği
ile uyduğu çevresinden gelenlerle, DOST oldum diyenlerle zerrelerde
buluşur, sevmeyi bilse bilmese DOST ADI’na çalışır.” dedi, MERYEM ile
PİR SULTAN selamladı.

“Ayıkladım pirincin taşını, okşadım yetimin başını. Elden
ayaktan gelse, cümle ile konuya girse; YÜCE’nin SELAMI’na selam dururdu, kendinden
kendine niyaz ederdi.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Her emekte istek var ise, tadı bütündür.
Değişen desteyi elden atan, dayandığı desteği yerde
bırakandır. Gelmeyi dileyen her yolcu kendine sorsun, ‘Bağladığımı
çözmeye mi niyetliyim, yoksa ömrümü çizmeye mi?’ ‘Koşuya gideceğim,
atlara dilediğimce yükleneceğim.’ diyene sözüm; her at dilenen yükü
almaz, her at dilenen yolda kalmaz, her at dilenen kapıyı bulmaz.
Dilediğin, RABB’inden istediğin olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

“ ‘Dayanmayı biliyoruz.’ diyenlerden, arınmaya niyet kuranlara selam olsun;
bayram gelsin gün bilsin, gönül yolunda kalsın, bir bardak suya her kulu selam
versin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Değirmene su geldi, DOST’u gördü, hal sordu, her alan geleni verdi.
Binbir emek bir sepete girer mi, emeğine söz almayan güler mi; ağaç
yok ise, kul gölgesini arar mı? VAROLAN bilinir, bilinen aranır, saç var ise
taranır. Döktüm yere sepeti, gelsin alsın paketi. VAREDEN’in gürlüğüne,
hak edenin zorluğuna sahip olduk, gölgeyi ağaçtan diledik.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Elden ayaktan buldum, seferden gelene sordum. Senin ile alalım suyu,
gönül ile bulalım huyu.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Saymayı denediğiniz, yaprak olsa elediğiniz
her olayda; önce kendinizden verdiğinizi düşünün, sonra
alacağınız ile ölçüye vurun, uyumsuz geldi ise durun. Elden ele bilginizi,
gönülden gönüle sevginizi aktarın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Her rengin güzeline talib olalım, diyelim ki ‘Her rengi çevirirsek, ak
olanı buluruz.’ (Newton
çarkı mı?) EYVALLAH. Kara rengi bilirsek, ak olanı bulur muyuz, çevirsek
te görür müyüz?” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Her çiçekte bal bulayım, peteğime doldurayım.’ dersen; darı ona ne
verir, bostanında ne bulur? Dağlara gideceğim, senden güzeli
alacağım, gölgeyi bilenlere Güneş’i soracağım. Güneş’i
bilmeyen gölgeye gelmez, aslı ile kalmayan sorguya dalmaz. Güzel, her
düzeninde; gayret, yol alıp tozanında…” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Ahir ile bellediğim, zahir ile kaybolmaz; HAK ADI’na
beklediğim, halk önünde bekletilmez. Doğru andım adını, doğru
bildim odunu; yerden göğe tadını, veren SEN’sin ALLAH’ım.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı; bir kovan balda, bir ömrün çiçeğini buldu. “Tane-tane aradım, yapraktan yaprağa sordum; ‘Biri
bende, biri zanda…’ dedi, duyanlar saygı ile eğildi. ‘Yapraktan
yaprağa ulaşan, her çiçekte buluşan, SEN’den ALLAH’ım.’ dedik,
kainata selam verdik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Binbir söz bir emekte buluşur, cümle kulun emeği HAK KATI’nda
gelişir. Saray da bir gönlümüzde, kulübe de; dumansız sema aradık
cümlenizde.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ALTI AT’la çıksak yola, mendili sersek dala, bürünsek
gerçek hale; alan da bilirdi, dileyen de bulurdu, sahibi olduğumuz
sevgimizde, gerçek noksansız görülürdü; ben alsam, sen bilsen, benden sana
yerden göğe sevgi ulaşırdı, dileyen her kula bulaşırdı.
Nağme; bilenin sözü, verenin ÖZ’üdür, cümlenin gönlünde RESULÜ’nün
halidir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“DOST aradım post
sereyim, güzel günü ER’den bileyim; Güneş’ten aldım nasibimi, ektiğim
ekini tez düreyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kuyudan su bekleme, su
üstüne su ekleme, aldığını verdiğini saklama! Kapalı kapı açılacak,
değirmende beklenen çuvallar gelecek. Karşımızda olana! ‘Dünden
kalan, güne gülmez!’ derlerse, gönlünde duman olmadan de ki; ‘Dünü sildim geçti
diye, günü bildim en güzeli açtı diye. Gelen günde kaygusuz kalacağım,
nasibim yerden göğe, sevgimi cümle ile paylaşacağım; seferden
kalan her günü, açılacak nasipten diyeceğim, GÜL’den gönülden pas vereni
sileceğim!’” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Doğuştan gönlünü açanların, dilenen yerde
DOST KAPISI’nı bulanların; her anı, her demi doğruyu bildirir,
doğruda gerçek olanı buldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, PİR
SULTAN ABDAL ile postunu günde gönüllere serdi. Dedi ki: “Doğuştan
bilenler, (ERENLER mi?) EYVALLAH.-,
geminin kaptanlarıdır; kendinden kendine dönenler, dumandan sıyrılanlardır. Ne
mutlu o gemiye gelenlere, ne mutlu kuluyum diyenlere, ne mutlu ezeli günde
bırakıp ebede yol alanlara.” dedi, HAMZA DOST ile PİR SULTAN ABDAL
cümlenizi selamladı.
“Bağda sepet aradım üzümü toplayım diye. Bağcı geldi duvara
dayandı, günün yorumu ile uyandı, beklediğim nasibi benden diledi. ‘Elbet
paylaşırız, DOST halinde uylaşırız.’ dedi de, PİR SULTAN ABDAL
aradığı sepeti buldu, mayayı tepsiye yaydı. Üzümler toplanacak, yapraklar
katlanacak; sorguya gelenlere, niyazdan diyenlere, PİR SULTAN ABDAL selam
verecek; kalanlar kutlanacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü KAYGUSUZ’a
verdi:

“Saydığımız BİRLİK’edir, asla seçilmez; yolumuz
gürlüğedir, geçilmez; YAR ile geldik söze, ‘Nerden?’ diye
şaşılmaz.” dedi, KAYGUSUZ PİR SULTAN ABDAL ile söyleşti: “Bir sofraya oturduk, her lokmayı bitirdik, cümlenize YEMEN’den selam
getirdik. Alanlara bulanlara, HAK ADI’nı bilenlere, YARATAN’ı yarattığı
ile sevenlere selam olsun.” dediler, YEMEN’den günün sohbetini verdiler: “Aynayı verdiğimiz, her birinizi ayrı-ayrı gördüğümüz dost
YAR’dır; YAR VARLIĞI’nda kendini bilene kârdır; akılda kalan zor, akıldan
akıla ulaşan BİR’dir. Dağların yükü dağa zor gelmez, ağacın kökü toprağa zor
vermez; yerini bilmeyen, dünyada gülmez; ‘Ahir ile zahiri anlatayım…’ desen,
bildiğini sürüye katmaz. El ele olalım, dilenen niyazı verelim.” dediler,
KAYGUSUZ ile PİR SULTAN ABDAL YEMEN’den gelen niyazı verdiler,
selamladılar: “Aradığım bende ise SEN’den bildim ALLAH’ım, aradığım
SEN’de ise bende buldum ALLAH’ım. SEN’i beni BİR’ledim de, yerden
göğe zorladım da, kainatı korladım da, naza girdim ALLAH’ım. SEN’den gelen
GÜZEL ile söze girdim ALLAH’ım.”
“Tahta aldım elime duvara çakacağım, pencere yapıp bakacağım.
‘Tavanını örttün mü?’ dediler, PİR SULTAN ABDAL’a sordular. DOST YAPISI
BÜTÜN’dür, gönüller SEN’in ile ALLAH’ım, ne verirsen katındır. Deryaya çöpü
atsam, görenlere sözü katsam, seferden sefere niyet etsem; verenden sorgu
kalmaz, halime kimse gülmez. Seymen yolu bilirse, DOST KAPISI’nı bulur. Sayman
dengeyi kurarsa, gönlünde kaygu kalmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Yağmur tanesi geldi alnımı buldu, açtığım avucuma doldu, yerde
toplandı, toprak ile hallendi. Yumuşak oldu ise, varsın çamura dönsün,
olumsuzu gerektiği gibi silsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Toprağım var süreceğim, fidan aldım dikeceğim, çalıları
sökeceğim. ‘Gel el ver.’ dedim nefere, ‘El ele gidelim zafere, her Dostu
çağıralım sefere.’ ‘Diktiğin fidan, sana mı, bana mı?’ dedi de nefer,
sadece ABDAL’a kaldı zafer ile sefer. ‘Ortak olayım.’ dedim, elimi tutmadı, ne
emeğini, ne bilgisini katmadı. Fidanın meyvesini topladım eline verdim,
‘Zahmet olur.’ dedi satmadı; ‘Hey gafil uyan.’ dedim, nefsini alıp gütmedi;
RABB’ime havale ettim, görevim düzenlemeye yetmedi. Kayguya düşmeyelim,
alan alır, aldığı ile bulur, hiçbir olaya şaşmayalım.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL “Olumsuzu olumlu yapmak, kulun gücü değildir. RABB’im
seyri bildirir, seferde olanı buldurur.” dedi, selamladı

“ ‘Bindiğim attan geldiğim yerde ineceğim, aradığım
kapıya döneceğim, AŞKI’na düştüm yanacağım.’ dediğim
gün; ‘Seyre gelmeden ne ile oldun, hizmet vermeden nerede buldun, sevgini
vermeden kim ile doldun?’ dediler, ayvadan, nardan, bağdan, bostandan
bilmediğim günde bana sordular.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Hizmetine gireceğim, ömürde dilenen hırkayı şüphesiz
öreceğim; ‘Cümle de, SEN’in yarattığın…’ diye sonsuz işaret
göreceğim; dağılan her taneyi toplayacağım, kundak olsun elime
alıp katlayacağım, öylece SEN’den gelmenin mutluluğunu
yaşayacağım ALLAH’ım.’ dedim, her adımda O’ndan gelene talib oldum.
Cümlenize selam olsun, ben gibi bilenler galib gelsin.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL selamladı.

“Aldığım her nefes beni O’na yaklaştırır; niyazımı bildi isem,
beni ben ile paklaştırır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Elde tespih gezdiğim gün, dağlar taşlar selam verdi; dilde
tespih ettiğim gün, ben dağlara taşlara selam verdim;
‘Gümüş idim, altın oldum.’ diyen ile sohbeti kurdum. Eğittiğin
her güzelde, gerçeğin gözcüsü vardır; senden aldığı ile,
gelişene gölge veren olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Suya baksam gösterecek yüzümü, huya baksam bildirecek ÖZ’ümü. Soylu
soysuz dağılacak, bilse bilmese eğilecek. Seferde ise gözüm, seherde
biter sözüm.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her yazdığım satırda, geçmişe örtü, geleceğe dürtü vardır;
sevenin gönlü kordur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL göklerden ilmine
yaklaşan, yerlerde bilimini bekleşen, yoruma ADI ile katılana selamı
iletti. “Yerinin sorgusunu değil, erliğin yorumunu yapan. (f bey?) EYVALLAH. DOST ADI
ile dostluğu biliriz, gelen giden her güzeli görürüz.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Havuz gördüm doldurayım, taş buldum kaldırayım, ben güzelde çirkinde
gönüldeki gerçeği buldurayım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, aldı
da doldurduğu havuza daldı, bir öğünde bir yolcu ile kaldı, sohbetin
güzelini öylece gördü, kendinden kendine sordu: “ ‘Havuza girdim doldu mu, dilediğin balığı aldın mı, akan suya
saldın mı?’ Öyle ise, havuz yapıma yeterli değil; HAK bilgisi ne gölde, ne
çölde biterli değil. Deryaya dalacağım, dilediğim balığı
alacağım; RABB’ime niyaz ettim, halimi RESULÜ’ne uyduracağım.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL ‘Yollar açılsa, açık yoldan geçilse…’ diyene selamını
iletti. “ ‘Oturduğum post benim, uyardığım DOST SEN’in ALLAH’ım.’ dedim,
kendi kendime hizmetimi peyledim, ‘Olmaz.’ diyeni payladım. HAY
SEVGİLİ HAY, SEN’den SEN’i dilerim, huy ile gideni SANA emanet
ederim. Düşmeyi dilemem, düşürmeyi asla; taşmayı sevmem,
taşırmayı asla.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Eğildiğim güzelde duman kalmadı.
Ezelde gelene açık oldum, günden güne sözü aldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

“RABB’im, derman dileyen kulunu yanındadır. RABB’im, AŞKI’na niyazda
olanın gönlündedir. RABB’im, O’nu dileyenin ömründedir. Gel dedik her kuluna,
gül dedik ER kuluna. Sana bana düşmeyen, gönüldeki AŞK’ı
deşmeyen, aldığını bilemez, dost ADI’na veremez. Önce bilgisini
alalım, RIZA’sını dileyelim, dost ADI’nı peyleyelim, sonra her dileyene
paylayalım. Paylamaktan maksat; pay etmektir. Yerden ektiğimi biçerim, gönül ile akan sudan geçerim; toprak,
yeşil çimende; yaprak ağaç dalında; güzelden güzele
şaşarım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “YUNUS gibi söylesem, MEVLÂNA’nın halini eylesem, bilgini kotaramam,
sözünü bitiremem. Yaratılmış öyle güzel ki, güzelliğine saygım öyle
büyük ki… Dizim yerde, gözüm sin’de, MEYDAN her kulunun aklında… Varlığına
yerden göğe inandım, ‘ALLAH’ım.’ dedim de YESEVİ’den söz aldım. dedi
ki; ‘Tevazu, bilginin ölçüsünü verir. Sevgi ilginin terazisidir. Dost edindiğin
her zerren, ömrünün kemalidir. Almayı dilersen, daldan, bil ki bulursun
halden.’ ‘HAY ALLAH.’ dedim, zikrine vardım; dost KAPISI’nda durdum, ‘Cümle
gelsin.’ Çağırdım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü YESEVİ ile
bitirdi, selamladı.
“Bağladığım düğümü
bilemezsem çözemem; yazmayı bilmiyorsam, bir satırı çizemem.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı: “İki desti elimde, HAK niyazı
dilimde. Vardım çeşme başına, gelenler çoktu; bekledim, Güneş
yüksekte sırtımı yaktı; destiyi dolduran gitti. Beklemek yetti, doldurdum
suyumu. Yetiştim yola, yürüdüm-yürüdüm verdim de mola,. Gidişte
ayağını taşa vurmuş kula destimin birini verdim, ‘Aşın var
mı?’ dedim sordum. RABB’ime niyaz etti, benim elimi tuttu. ‘Diyardan diyara
adın bilinsin, AŞK’ın cümle aleme bölünsün, yattığın yerde güller
açsın.’ dedi de, her nefesine adından nasib verdi. (Karşılaştığın kim? Yani, ayağını
taşa vuran?) Mirasını her BİLGE ile paylaşan HIZIR. Dayanmayı bildi isen, dağa taşa
değil RABB’ine dayan; uyanmayı diledi isen, gönlünden RABB’ine
ulaşmaya çalış.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Dumandan kaygu alan, bacasını temizler,
sevgisini bütünler; öylece katına talib olur, bilgisi ile galip gelir.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her çiçeğin önünde durdum, önce
YÜCE’ye selam verdim, sonra çiçeğe sordum; ‘Yaprağın ile bütün
müsün?’ dedi ki; köküm ile, dalım ile, kainat ile BİR’deyim; dalımı kıran
ile zordayım.’ ‘ALLAH. ALLAH. EYVALLAH.’ dedim, çiçeği selamladım. Karıncanın yuvasına vardım, önce YÜCE’ye selam
verdim, sonra karıncaya sordum; ‘Emeğin ile bütün müsün?’ dedi ki; ‘Görgüm
ile zordayım.’ ‘ALLAH. ALLAH. EYVALLAH.’ dedim, karıncayı selamladım. RABB’imden af diledim; ‘ALLAH’ım. Yerdeki
karıncadan, çiçeğinden, böceğinden bilgimi tazeledim; benliğimden
noksan olan bilgimi tamamladım. AFFIN’a sığındım.’ Noksanımdan utandım,
güzelden güzele niyet ettim sığındım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.
“Çiçeğin varlığı ADEM ile
buluşursa, diri kalır; yumuşak toprakta kul eğilirse, dizinin
izi kalır. ‘HAY’ dedik geldik söze, kumda oturduk dize, ‘Selam.’ dedik ÖZ’den
ÖZ’e.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Çiğ eti yemezsin, güzellik
bulmadığın için; ermemiş meyve yemezsin, ağzına alamadığın
için. GÜZEL’i öv de gör, DOST olsun sana gelsin; kainatı gör de sev, seni içine
alsın. Çevremde doludizgin koşan atları
gördüm, sürücülerine sordum ‘Nerden, nereye?’ ; ‘Yolu ararız…’ dediler,
koşuya devam ettiler. ALLAH’ım YARDIMCI göndersin, yollarını buldursun.
Ben olsam, yolu bilmeden doludizgin gitmezdim, ağzı dili olmayan bu atları
yersiz gütmezdim. Önce yolu bilmeli, aramalı sormalı, sonra atına binip
gidişe niyet kurmalı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
“Olmayan ateşten söz edilmez, dumanı var denilmez; yanan ateşe
su ile gidilmez, ya baskı yapılır, ya da küllenmesi beklenir. Derdi derde
bağlama, dert var deyip ağlama. Gölgesinde oturduğun ağaç
verimlidir, dalını kırıp yaranı dağlama.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı: “Adım-adım vardım çiçeklerin yanına, oturdum sordum, ‘Minecik, halin ne?’
‘Güneş’ten alırım, bir damladan RAHMET’ini bulurum, zikri ile daim
kalırım.” dedi, dost sesini bana verdi. Oturdum gülün yanına, sordum ‘Gülüm halin ne?’ ‘Boylum-boylum uzarım,
kainatta her satırı yazarım, güzelden güzeli sevgisi ile çizerim.’ dedi de,
sonsuz sevginin ölçüsünü gönlüme kattı. Baktım her yaratılmış taneye, öbek-öbek girmişler birer haneye.
Çiçeklerden aldığıma bir ömür yetmez dedim, her çiçeği HAK ADI’na
selamladım. Cümlenize selam olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL güzelden güzeli
bulduğu cümlenizi, HAK ADI’na selamladı.

“Sayacağım sürümdeki kuzuyu, duyacağım ava giden tazıyı.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ocak yaktım aşıma, kazan koydum taşına, cümle gelsin dedim,
kurulan soframın başına. Lâle sümbül az gelmez, bilen kulu toz vermez;
ÇAĞRI YÜCE’nin EMRİ, meyvesini az vermez. Tuz ektim aşınıza, yer
ettim başınıza, ALLAH’ım YARDIMCI olsun koşunuza.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Soydan gelse, DOST bilir; gönlü dolsa, post bulur; dağlara selam
verse, seyrine cümle gelir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kuyuya taşı attım, sesinden gerçeği ittim, ne aldıysam onu
sattım, gölgeden geldim Güneş’i buldum. Güzel ne güzelsin, olduğun
gibi; güzel ne güzelsin, bulduğun kadar; güzel ne güzelsin, uy ki
güzelliğin olmasın heder.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Gönlüm cümlenin. Ömrümü, cümleye emekçi yaptım.” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı, DOST misali sohbete daldı: “Yerden almadık mı izi, RESULÜ’nden bulmadık mı sözü, cümle için çalmadık
mı sazı? Elden ele açılalım, HAK yoluna seçilelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

(‘Temelde kalanlar’, CANLAR
mıdır?): “Kamıştan kestim, nefese düştüm, her nefeste verdiğine
şaştım. Güzel verdin ALLAH’ım, DOST ile Dostu gösterdin ALLAH’ım!
Suya atsam nay batmaz, su ona nefes katmaz; nefesi benden alır, benimle bütün
olur. Su banadır ALLAH’ım, nay benimle ALLAH’ım, HAY SEN’inle ALLAH’ım, gülmeyi
bilmeyene gerçeği buldur ALLAH’ım!” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü sazı
bir nefeste anlattı, selamladı.
“Seyre geldim gün sizin, gönüllerde HAK izin… Eğriyi doğru
silmiş, dilinde HAK SÖZÜ kalmış.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü
aldı: “‘Kumda iz olsa.’ diyen, kuldaki söze gülen, ‘SEN’dendir RABB’im.’
diyelim, elindeki lokmaya talib olalım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her
emeğin emekçisine gönülden selamını iletti.

“Bir mendil vereyim eline, bir ocak yakayım yuvana, yudum olsun diye
bakayım havana.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Dereler doldu taştı, yavru kuşlar döne-döne uçtu, her kulu
gönlüne uyanı seçti, SEVGİLİ’den gelen her RAHMET’e cümlemiz kucak
açtı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Bir anda her zerreye HÜKMÜ’nü ileten, O. Her anda kulunu yöneten, O.
Yerden göğe bilir de, ömrünü RABB’im YAZMAZ mı?” dedi, PİR SULTAN
ABDAL sözü aldı: “Doğru eğri arayanda, saçı uzun tarayanda. Can ile CANAN
günlerde oluşur, ruh o günde beden ile buluşur. (Şu halde,
donmuş olanlar ileride bedenlenecek mi, o manada mı alalım?) Donsa donmasa
buluşur, ömrü yettiği yerde kalışır. Kapak koysan destiye,
gün-gün suyu azalır; YAR ile sohbet günü, yersiz yolda harcanır. Ne buzdan
Dostu olur, ne tozda postu bulur. Beden dediğiniz kafes, akım ile yaşar;
akım kesildiği yerde, düşer. ‘Derman diye-diye su ile buza geldik,
bedenden suyu aldık, deryaya susuz geldik. ‘ dediler de, ABDAL’a sordular.
Suyun Dostluğun ile yaşasın; sende, gönlündeki sevgiyi zorsuz
taşısın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ömürde ne uzayan, ne kısa kalan
günün olmadığını söyledi, selamladı.

“Suyun aktığı gündür, kulun baktığı yöndür; okuduğumuz her
satırda, biliriz ki nokta sondur. ‘YA ALLAH!’ der söze yeniden başlarız,
söz ile ÖZ ile dilediysek taşlarız.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Taş alıp baş yarmayız, kayaları kul diye sormayız; bir sözü bir
söz ile bağlar, bin sözde benliğimizi eğleriz; DOST dilinden
gelse bir taş, ‘Başka var mı?’ der bekleriz; GÜL’den gelen her nefesten, örtülü olan kafesten yol
alır yol veririz; selam ile geldik, selam ile döneriz.”

“Her toprağın rengine göre dengi vardır, toprakta yetişen her
bitkinin ahengi vardır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Çiçekler oylum-oylum, sevgiye doymaz gönlüm. Bir alan sevinir, bir veren
övünür; kul kendini bulmazsa, durduğu yerde dövünür.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı.

“Verdim elim ADI’na, otur Dostun postuna. ‘Doyduk ALLAH’ım.’ diyelim,
PİR SULTAN ABDAL ile her kapıya gülelim. Selam verdik yoluna, zorda girdik
koluna. Dağlar geçit verdi de, taşlar kuma geldi de; sorguya yer
vermedik, yolda şaşkın kalmadık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı.

“Her sofranın verişi bir değildir. Kiminde kuru lokma, kiminde
börek çörek; olmasın kimsenin gönlü kurak. Azdan da, çoktan da VEREN ALLAH’ım.
Doğruda kaldı ise kulu, nasibini bildi ise açıldı yolu.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yediğimi saymazsam, gönlümdekini soymazsam, gemiye saatinde
gelmezsem; ne gelenden sorumluyum, ne verenden… Sen sana geleni alırsın, ben
bana geleni bilirim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Açık kapıya gelsem, anahtar gerekmez; çiçeklerle söyleşsem,
yapraklara söz düşmez; seyre gelsen Dostları, bilen bilmeyen
şaşmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Davul çalsam düğün dernek sanırlar, ABDAL’ı yolun çobanı tanırlar.
Sürüm nerde alayım, otlağı nerde bulayım, diledim su başında kalayım.
Sürünün vebalini yüklenen, her lokmasına mukayyet olmasını bilendir.
Bağdan dağdan dolanan, aldığı bilgi ile donanan; her adımını
düşünüp te atmalı, attığı taşı havaya kendi eliyle tutmalı.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Uçan kuşa selamı ver, dostlar ile kelamı ver. Bir yudum su diledim
de akan suya ben geldim de, yerden göğe hoşnut oldum, bir söz ile
huzuru buldum.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Gidiyorum.’ dediğimde, yolda yolcu olacak; DOST YOLU’nu
bildiğimde, güzel bende kalacak; çevremde sevdiğime sevenleri
katacak; bir elimi HAKK’a bağladım, öbürünü RESULÜ tutacak. Gölgesiz gün diledim, günleri hayıra yordum, ‘Sabrında, güzelden güzele
gidiş var.’ dedim, cümle ile güldüm, cümlenize selam verdim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL selamladı.

“Elden ele verdiğine, kul halinde gördüğüne cümle alem
şahittir; senden benden sorana, O’nun BİR’liğini bulana, her
KELAM TEVHİT’tir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bahçeye girdim, çiçekler boy-boy; kapıya geldim, haneye girdim, kulları
huy-huy; yerden göğe baktım, DOST elini tuttum, dedim ki ‘HAY. HAY.’.
Seyre daldım verdiğini, seyirde buldum VARLIĞI’nı.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL yerden aldığı ile yoldan gelene güldüğünü, cümlenin
gününü selamladığını bildirdi.
“Boşluğa söz vermeyiz, gereksiz olanı görmeyiz; aldığımız
her konuyu bilir de, sormayanın önüne sermeyiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı: “Soyunduk gerçeğin bilimine, yerde gökteki İLİMİ’ne.
Soğuk sıcak derlerse, şaşarım; HAK SÖZÜ’nü bilmeyene, ‘ALLAH
BİR’dir.’ der, öfke ile taşarım; sevgimin ölçüsünü sorsalar, akan
sular gibi coşarım. Ayağımda izi var, kulağımda sözü var,
toprağımda dizi var.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. PİR SULTAN ABDAL; “Yağmur yağsa göle gelse, gölde balıklar
bilse?” der de, HALİK’in var ettiğini gördüğünden sorguya
düşer, karıncanın aldığına şaşar. “Her yarattığı, RABB’imin gözetimindedir; kayguya ne hacet?” der,
kendinden kendine, selam verir.
|