Pir Sultan Abdal

5-2
“Bağdan geçtin, daldan dala yer alan üzümleri seçtin. Analım HAK ADI’nı, tadalım verdiğimiz balını.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Bağlanan her salkım büyüyecek, arılar gelse de sadece nasibini yiyecek; sergiler dolacak, seferde olan kayguyu silecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamını her alan ile paylaştı.

12
“Yorgun geldim diyenin, DOST YOLU’na gidenin, YARDIMCI’sı YÜCE’dir. Dayanmayı bildi ise, kumda ayağı sürdü ise; izinde olan bilir, dizinde kalan verir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “İnce ince kar yağsa, yolda kuluna verse; ne kırar ne kırılır, ne yorar ne yorulur.  Verdiğiniz hizmette, her kulu ile bir olur. Doyacağım sözüne, güleceğim ÖZ’üne. Gönüldeki hazzına selam olsun, yoldan gelenden yapısını bilsin.” dedi, PİR SULTAN selamladı.

19
“Halk ile BİR’den geldim, HAK SÖZÜ’ne gönülden daldım. Ne uykuda kaldım, ne dalında kurudum.” PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Keder sözünü sildim, her sürüye sevgimi saldım; beklediğim gerçekte, sanmayın yalnız kaldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

20
“Derman diledik, DOST’a geldik, oturduk posta. Selam olsun her alana, selam olsun bir yaprakta kainatı bulana.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Şaha kalktı bindiğim at, yolda ne alırsan dileyene sat. Dilersen HAKK’a varmak, gönülden razı ol kat-kat. Alacağın bir hırkayı, vereceğin bin akçayı, bil ki senden değildir. Ne yerden aldığın, ne bilginden sildiğin, senden değil YÜCE’dendir. Öyle ise, ‘Elde tutayım.’ diye gayret nicedendir? Senin olmayan, senden gider. Senin olanı ise; bezirgan, döner dolaşır gine sana satar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı

26
“ALLAH’ım cümlenizden razı olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “HAK ile geliriz elbet, ayrıda mıyız? Halk ile buluruz elbet, gayrıda mıyız? Sohbet ile oluşuruz, selam ile buluşuruz, katık verir karışırız. Kimden kime alacak, kimi kime soracak? Beni ben ile yargılayacak, senden seni soracak, cümlenize TEKLİK’te Selam verecek, O gün RESULÜ cümlemiz ile olacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

27
“YUNUS ile girdik söze, ‘ALLAH.’ dedik geldik size. Her bir yüzde güzel vardır, çünkü O’nundur, O’ndandır. Her konuda özel vardır, O’ndandır, O’nadır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yan yana geldi isek, DOST yanına durdu isek, senden benden sordu isek; yol bizimdir, selam bize.” dedi, PİR SULTAN ABDAL yanımızda olanı selamladı. Elbet cümleyi selamlar.

2 şubat
“Bir-bir saydım bostanı, bir bir yazdım destanı, yamadım geldim fistanı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Deryaya bakacağız, kandili yakacağız; kuşak dar geldi ise, el verip açacağız. Dar geçit bize vermez, bilmeyen dize gelmez; her gönül hazinedir, asla kem söze gelmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

3
“Serde olan sorular, gerçekte DOST KAPISI’nı korurlar. Doyalım diyeceğiz, her öğütte adım-adım gideceğiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Ekinler boy-boy olsa, buğdaylar değirmene gelse; kenarda yol var ise taşıyacağız, eşikte her bekleyen ile yetineceğiz. Komşu, seni beni bilir; komşu, komşudan bilinir; koşuya, nefesi olan katılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL, cümleniz ile DOST KAPISI’nı selamladı.

9
“Deryayı söz ettim, durmadım yolunu düz ettim. Bilene ayran sattım, bilmeyene kumu attım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her gözde her sözde cümleyi andı. “Ocak yanı sıcaktır, DOST diyene post kucaktır; olmayacak düzende, olumsuzluk kaçaktır. ‘Dalacağız kor gelse, dolacağız GÜL bilse…’ diyene de ki: ‘GÜL bilir, sevene bildirir; kuyuya göz atan, akan suyu gösterir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

12
“Nedamet, HAKK’a yönelmenin hidayetidir; sevgi, gerçeğin sirayetidir. Kuşaktan kuşağa ulaşan, her kişide gelenden gidene buluşan gönül BİR’liği mevcuttur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Diktiğim her çiçeği susuz bırakmadım, yaprağına köküne çamur atmadım; bilgim ile övünüp, ipliğimi satmadım; bir demet gülden geçip, binbir çiçeğe el uzatmadım. Her varolan, VAREDEN’in eseridir. Kendimden aldım, kendime saldım. Bir de gördüm ki, zerrelerim cümleye katılmış, ‘ALLAH. ALLAH.’ deyip kainata atılmış. ‘Nerden neyi toplayım, kim ile kimi katlayım?’ ‘Gel ADI’nı diyenlere, gel SÖZÜ’nü bilenlere, gel ÖZÜ’nü görenlere.’ dedim de, her zerremi andına çağırdım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

22
“Bülbüle soracağım; ‘Yerden mi?’ diye. Güllere soracağım; ‘Göklerden mi?’ diye. Ne yerden, ne gökten, sadece yaratılışın sırrıdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı; aldı da, GÜL ile bülbülün sohbetine daldı: “Renginde aramadan kokusuna vardım, ‘Acaba, ÖZ’üme mi, gözüme mi?’ diye sordum. ‘Elbet ÖZ’üme.’ dediler, her ağacın gölgesine durdular. ‘Kimler?’ denilir. RESULÜ’nü bilenlere, her seherde adı ile olanlar. “Bir bir okuduk, derman dedik dokuduk; çevremizde olan her düzende, bilene bilmeyene takıldık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

24
“Dağlara gideceğim, verilen sürümü güdeceğim; gelip geçen yolcudan, HAK SELAMI’n alacağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Dayandığım güçte, uyandığım suçta, RABB’imin ADI’nı andım, ‘ALLAH. ALLAH.’ dedim yandım. Yanan nerde? Yakan kimde? Silinen kinde, RABB’im her anım SEN’de. Kum kinimi örttü de, aradım bulamadım, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim. Kum yenimi örttü de, aradım buldum giydim, ‘HAY ALLAH’ım.’ dedim şükre durdum. Darlık SEN’den gelmedi, sadece bende; övünürsem, yolum nerde?” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

29
“Bir-bir okudum, bez olsun diye dokudum; gayreti bilenden aldım, bilmediğim her olaydan sakındım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Çok almayı diledim, ÖZ’den geleni övdüm; çok vermeyi diledim, hazdan yolumu buldum; ‘Her yarattığın birbiri ile savaşta ise, barışı kim kuracak?’ dedim, RABB’ime gönül açtım. Savaşa-savaşa barış bulunur, barışın güzelliği ile sarhoş olunur. ‘RABB’im, asla bilinmeyen barışın YARATICI’sı olamaz.’ dedim, gönlümdeki savaşa yenisini ekledim, öylece gerçek barışı buldum.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze selamını cümleniz ile söyleşerek sazı verdi.

1 mart
“ ‘Beklemedim.’ diyene de ki; ‘Gönlündekini eklemedin mi, bilene bilmeyene sevgini saklamadın mı?.’” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Dört destiyi ele alamazsın, doldursan da gittiğine veremezsin. ‘Olduğun halde nasibini alandır.’ de, olduğun yerde ver. Ver ki; alan da doldursun, gücünce kaldırsın. Sevenden övenden, YAR diye gelenden ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

6
“Dar yerde duramam, yeni taya vuramam; güller gönülde açtı, bilinmeyeni arayamam.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Doru tay düzenden, kara tay sezenden, ‘YAR! YAR!’ diye gezenden gününü sorar, gelip geçen ile kandile bakar. Yak kandili gelen bilir, yana-yana günü bitirir; dumandan geçer, yapıya uyan ile dostluğu seçer.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9
“‘Olumsuz.’ dediğin olaya, kendi adına nokta koyma, bildiğin gerçekten gayrıya kayma. ALLAH’ımın EMRİ’dir olacak; ne var, yoldan gelene soracak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “MERYEM ile söyleştik, katı gelene gülüştük. Açan güller adını verir, adında gerçeği görür.” dedi, PİR SULTAN ile MERYEM selamladı.

10
“Bağda üzümü aldım, asmaya suyu saldım; YARATAN ile doldum, kaydına gönülden daldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her dala danıştı, her yaprak ile konuştu.

14
“Her savaşın öncüsü, YUNUS misali sunucusu vardır. Duvarın ötesine değil, önce duvara varışa hazır oluruz, duvara geldikte kapı ararız. Kapısız duvar olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her bir ağacı saydım, eşitte değil. Dumanını dağıttım, soranın sorgusunu gösterdim eğittim; bilgisi dar gelen sorduğunda, avucuna kar koydum, ‘Yaza yersin.’ dedim, ‘Durmaz ki erir.’ dedi; ‘Bilgini arıt.’ dedim, ‘Gitmez ki, korur.’ dedi. Bilgi, eğitilirse koruyucu olur; eğitilmeyen bilgi, taş misali kalır; vermeye kalkarsan, verdiğini yaralar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

15
“Ben yaza-yaza bildim, toprağı kaza-kaza buldum, dilenen her kapıda kaldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Küp aldım suya vardım, su getirene sordum; ‘Doluca gelse, biter mi? Ocak dar ise, dumanı tüter mi? Gölgede bilen kalsa, HAK ADI’na her sohbeti katar mı?’ dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

5 nisan-1
“Ağaca ip bağladım, çamaşırı akladım, ipe serdim bekledim, tozdan çamaşırdan sakladım; değirmene gidene, dağda sürü güdene ‘Selam.’ dedim, cümleye sözü bağladım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL diz koyup sohbete girdi: “Yerenler, ERENLER, HAK POSTU’na girenler, sevgiye adı verenler, beni seni silenler, dumanı yok edenler; DOST’luğa talib misiniz, dostlukta galib misiniz?” dedi, cümlenize sordu, bilgisinde olanı olmayanı yordu. Dedi ki: “Yargıç olamam, kimsenin yargısını bilemem, gönülde sargı mı sorgu mu var bilemem. Öyle ise, sen senin ile eğitilirsin, sen senden öğütülürsün. RABB’im, güzelin ölçüsünü KENDİ BİLGİSİ’nde tartar, ne eksilir, ne artar; olumsuzluk, kulu dürter. YUNUS ile söyleştik, yerden göğe güzeli paylaştık, ‘Yol verenden.’ diye peyleştik. Selam olsun, her satırda kul kendini bulsun.” 

8
“Her adım sayılıdır, her bahçe kuyuludur. Bahçeme su gerekli ise kuyudan alırım, gönlüme su gerekli ise deryada kalırım.” dedi, RABİA söze geldi: “Yerden göğe söyleştik, PİR SULTAN ABDAL ile halleştik. ‘Gelen giden bekleşir, çevreye dileyen gelir buluşur.’ dediler. Girdiğim her bahçe ekilendendir, ağaca su verilmedi ise yaprağı dökülendendir. Ektiğimiz toprağa gücümüzce bakalım, gündüz baktı isek, gece huzur ile ocağımızı yakalım.” dediler, RABİA ile PİR SULTAN ABDAL selamladılar.

11
“Dört ağaçta durunuz, gövdesine ‘Selam.’ deyip vurunuz; ‘Şükür ALLAH.’ deyiniz, niyazınıza cümleyi katınız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Yemeniyi giyeceğiz, ‘Yol, bizedir.’ diyeceğiz; sofra kurduk dolacağız, niyaz olan her sofrada kalacağız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

12
“Ağ attım denize, GÜL tuttum benize, su verdim genize, DOST dedim cümlenize.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Ayağıma toz gelse, silerim; soframa tuz gelse, bölerim; nefsime söz gelse, gülerim; bir elmayı bin lokma diye yaprağı ile alır, şeker ile çoğaltırım. Kaşığını alan gelir, elde olan öyle paylaşılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı.

13
“Doğruyu bilmek için dokuz kapıya gitmeye gerek yoktur, TEK KAPI alacağın bilgiye çoktur. Gözden aldı isek, sözde verdi isek, her birimiz hizmetine talib oldu isek; yer-yer dolanacağız, gah açılacak, gah beleneceğiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
“Bir-bir aradım her kapıda, dedim ‘Yazmaz mı elindeki tapuda?’ Dediler ki: ‘Toprak bellenmek ister, yaprak ellenmek ister, kulu hallenmek ister. Tapuyu kimden alacaksın? Kapıyı kime soracaksın? Bilgini, hangi sofrada sunacaksın?’ Dedim ki: ‘Tarlada ekine, ağaç bulursam köküne, asi kulun dikine; su veririm, gönül alırım, akan suda RABB’imi bulurum; duman gelse, ocak yansa, bacadan gitsin beklerim.’” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

19
“Kuşlara selam versem, alıp giderler; çobana selam versem, sürüye iletir güderler, bileni bilmeyene katarlar.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Katıldık her sürüye, çoban alası değil; götürdük her yiğide, sırtına vurası değil; dedik ‘Bilen, bilmeyen?’, dediler ‘Sırası değil.’ Aldığımız her satıra ‘Şükür ALLAH’ım.’ diyelim, gönüller açık geldi, HAK AŞI’nı yiyelim. Bilgisini açmayana, gönül kapı olamaz; ‘ALLAH. ALLAH.’ demeyene, hizmet yolu bilmeyene, kapının anahtarı verilmez.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

27
“Yayan gelsem ovaya, yolu sorsam obaya; gidişim etkisiz olur, bilişim katkısız kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
“ ‘Ben aldım, sen verdin… Saya-saya verdiğini, yaya-yaya götürdüğünü; niye sordun?’ dediler de beni sınadılar, yaya gelişimi kınadılar. ‘DOST, yolu açtı.’ dedim, ‘Gelen giden, bilgisine şaştı.’ dedim. Kimden kime sordular, kimi kime yerdiler? Bağda ben, dağda ben, dalda ben, selde ben Aradığım SEN isen, beni yana bırakayım, yanda yönde SEVGİNİ aratayım. ESİRGEYEN ALLAH’ım bağışladığı her zerrede, KENDİ’nden var ettiği BİLGİSİ’ni DOST KAPISI’nda buldurur. Demde gölgesine dayandığımız gövdesinden, YUNUS misali alırız.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. (DEDE’ciğim, her zerre HAKK’ın bilgisi ile mi yüklü?) EYVALLAH. (YUNUS’un aldığı, ağaç altı tefekküründen midir?)

3
“Doymayı gönülden diledik, her olayı nefsimizden eledik. Sahib olduğunuz, cümleye katıksız verdiğiniz sevginizi yapıya aldık; kapıya, gerçeği bulsun diye aklınızı koyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “MERKEZ’imden alacağım, her satırdan alacağını vereceğim. Yorganı boyuna denk dikeceğim; taze fidan dikecek, kuruyanı sökeceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile MERKEZ’im selamladı.

11
“Pervane oldum döndüm, ateşi ile yandım, dağlara izini sordum. Dediler ki: ‘Atına ip atmış, sırtına yük katmış, aldığını dileyene satmış.’ Selam olsun dedim, ABDAL oldum söze geldim. Gayret dediler de güldüm güldüm… Görmeyi dileyene de ki: ‘Yoğun dilemekle değil, mantığını elemekle, gönlünde karmakla bulursun, nasibin ile görürsün.’ Her buğday tanesi toprak ile buluştuk ta bilgisini kotarır, su ile beslenir; gölge vermese de, gördüğü verdiği yeterlidir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

13
“Her taş ele alınmaz, alsan bile duvara konmaz; suyun aktığı yerde, toprak çıplak bırakılmaz. Taşı subaşına yerleştir ki, toprak çamur olmasın, taşın pürüzü kalmasın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selam ile söz geldi: “Doğuştan attığın her adımda gördüğün günden, umduğun her olumda dağılandan şikayete düştüğün bilinir, satır-satır yazdığın okunur. Duman gerçeği örterse, ne bilgi ne görgü, sende olana döndürür. Aldığın bilirsen, günü geldi bulursan; ne yazgıdan dönersin, ne elde olmayanı sınarsın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

24
“Ata semer vuracağım, yol başına duracağım, yere kilim sereceğim, selam verdim geleceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Doğruyu bildiğim gün, yaprağa çiçeğe sordum; ‘Görgüden mi? Sargıdan mı?’ dediler ki, ‘Gören serer, seven sarar; RABB’imin verdiği KARAR, kulunu güldürür, en güzeli buldurur.’” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

29
“Bakır da bir, gümüş te; çevre de bir, çehre de… Odunu yaksan ocakta, dalı alsan kucakta; hizmet ile gelirsin, ABDAL ile alırsın; her gezenden sorarsan, yaprak yaprak okursun. Geyik suyun başında, diledi su içecek, kovalarsan kaçacak. Kalsın suyun başında, otur yolun taşında. Gedik sana açılır, çimen yoldan geçilir, çiçekler selam verir, kamış ile nefes alır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

7 haziran
“Altın tabak göz alır, gümüş tabak söz verir, bakır her sofrada kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Varlığını DOST kılarsan komşuna, kapın açık kalır sırdaşına. Sert geleni sararsan, sırt verene sorarsan; binbir söze set olursun, her görenle yoluna gelirsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

14
“ ‘PİR SULTAN ABDAL’ dediler, GÜL dalını elime verdiler; başıma usta oldum diye sargı sardılar, divana alıp sorgu sordular. Dayandım YÜCE’ye, bakmadan geceye. Söyledim gerçeği, gerçekte senin benim andımı. Gelen günde gönüller AŞK’ına yandı mı; ne sorgudan kaçarsın, ne AŞK’ından geçersin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL; sarığı attı, divanı bıraktı, kucak açan gerçeğe ‘Yolum.’ dedi yürüdü, cümlenizi selamladı
 

21
“Defterin yaprağına, ağacın toprağına göz attım, dost diye baktım, kuluna söz ettim. Çevirmeden yaprağı, sulamadan toprağı, dilediğini alamazsın. ER’lik yolunda kalamazsın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Yumuşak gelen yolda, ‘Dost.’ dediğin her kulda, kendi gerçeğini görürsün. Yumuşak yolun sevilen kuluna selam olsun, attığı adımda dumanı silsin. Kapıya geldi ise DOST’u, eşiğe koydu ise postu, bil ki düzende yerin vardır. Aldığın her satırda dumanını silesin, VAREDEN’i bilesin; aynayı ele verdik, kendini göresin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

5 temmuz
“Atları bağlarsam ahıra, düşmem kaygu ile kahra; güzel günde, gittim geldim sahura. Suyun aktığı gibi, YUNUS’un baktığı gibi, çamurun suda çöktüğü gibi, arınandan oldukta, ‘Derman SEN’den.’ dedikte; binbir güne bakmayız, Güneşte çerağı yakmayız.” PİR SULTAN ABDAL, sözü güzel dedi bağladı.

13
“Bakır tasa su aldım, gümüş tasa bilgi koydum, altın tasa sevgim ile saygımı koydum. Her birine baktılar, dilediler tattılar. Dediler ki; ‘Susuz bilgi olmaz. Suyun bilginin olmadığı yerde, sevgi saygı kalmaz. Her biri birbirini tamamlar, her birini bilen kulu, kendini tanımlar.’” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Vurdum baltayı oduna, dedim ağaç dikeyim adına. Ocak odunu bekler, kucak geleni ekler. Diz dize oturmuşlar, aşları kotarmışlar… ‘Bir dizlik yer alayım, çevrenizde kalayım.’ diye eğildim; dediler ki, ‘Elde kaşık, dilde âşık oldunsa gel, doldunsa bul. Bildinse yerden yere övünme, yer yok diye dövünme, aş çok diye sevinme.’ Daldığım rüya halden, bildiğim sevgi senden…” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. Cümleye.

16
“Dayandığım ağaca düğüm verirse, görgüm de silinir, bilgim de bölünür. Yükümü çekemeyecek ağaca, asla sırtımı dayamam. Dayadı isem, kim ne derse duyamam. Gelen giden sorumsuz ise, sayamam. Gölgede oturdum, sohbeti kotardım. Talib olan geldi, sevgi ile buldu. Sevgi, gerçeğin perdesini açar; her kulu, sevgisi ile HAK YOLU’nu geçer. Dostluk, suyun aktığı BİR’liğe götürür. Konuk gelene de ki: ‘Senden alan, sende olanı bilendir. Bende kalan, HAK’tan geleni bilendir.’ Aldığım ile yumuşak hale geldim, YUNUS misali su başına durdum, açılan her yarayı SAHİB’i ADI’na sardım. Benden söze erişen, DOST ile paylaşılandır.” Dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“Deryaya adım atsam, elimi uzatıp balığı tutsam; ne balık ele gelir, ne derya bilmeyene verir. ALLAH’ım, O’nun ile olanı korur. Korkuyu silenden alayım, bildiği gerçeği sorayım; ‘Okuduğum mu yeterlidir, dokuduğum mu tutarlıdır?’ Okuya okuya bitiremedim. Dokuduğum her parçayı, arayan ile paylaştım. Demek ki, okursam bileceğim, dokuduğumu tutturacağım, her dileyenle paylaşacağım. O zaman, kul olmanın mutluluğunu belleyecek, kutluluğunu yaşayacağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

12
“Kement attık, gelen atı tuttuk, pazara götürdük sattık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Her göle dalamam, soğuk suda kalamam; ısınmazsam ben, kendimi bulamam. Dur yoruma geleyim, gerçek vermeyeni sileyim, dayanmayı bildi isem kendi yarattığıma güleyim. Gönlümü açtığımda, gerçeği seçtiğimde, kendi yarattığım güzeli bulmak; arayanı sevindirdiği kadar, YÜCE’yi de sevindirir. O zaman, YARATAN yaratılan arasındaki düğümler çözülür.” dedi, PİR SULTAN ABDAL övgü ile sevgi ile cümlenizi selamladı. 

14 eylül
“Komşuya su verdim geldim, konuktan kaynağı sordum. 'Almayı denemedim, kimseyi sınamadım.' dedi de, sevindim. Kement attığım her olayda niyetim var ise de, RABB'imin EMRİ'ni buldum; seyre, ayrıya düşmeden geldim." dedi PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Taşlı yol yorarsa, yolunu çevirirsin, günden güne bilgini devirirsin. Ne gelen arkana kalır, ne geçen senden önce varır. Yerden bilme yolunu. Taşlı da olsa, kumda da kalsa; kul niyetinde bulur, bulduğu halde kalır." dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

27
“Yorumdan yol alsaydım, gayrete gelip dursaydım; eğilene selam verir, öğüten için yere diz koyardım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Eski fistan giymezsem yeniyi bulamam, eski sözü almazsam yeniyi duyamam; yerden göğe niyaz etsem, paylaşmazsam doyamam. Gel güzeli alalım, gel gölgeyi bulalım; akan su ile olalım, davara çobanı soralım. Gülenler yoruma gelse, soruyu kendine sorsa der ki, ‘Sürüye değil, çobana sorulur.’ BİZ, gülenden değil GERÇEĞİ verendeniz. Çoban sürüye bilgisini verirse, elbet ‘Çoban nerde?’ diye sürüye sorulur. Gelişi güzel çoban olumsuz ise sürüsü  dağılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

4 ekim
“Yaprak-yaprak üstüne gelse, çiçeğini gönüllere serse, her dileyene gerçeği gösterse…” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü gönlünü açana bağladı.
“Gönülden yaprak saydık, DOST SOFRASI’na koyduk; irfan fistanı giydik, görenden görmeyenden ‘Derdine derman, YÜCE ALLAH’ım.’ dedik. Geleceğin değil, olduğun anda güzeli bulasın; elini dizine koyasın, ‘Şifa SEN’den ALLAH’ım.’ diyesin; üç öğünde gönlünü, aklını, vardan oluşana bağlayasın. Dağdaki çiçek, daldaki böcek nasıl ki her zerresinden O’nu zikreder, kumda dahi tek-tek zikir vardır. Sen de kendinden kendine yönel, TANRI’na her zerreni bağla, o zaman olacağa ağla. Öyle ağla ki, sana BİR’liği bulduran, seninle seni olduran, güzelden güzele döndürene ağla.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

11
“Altın kafes yeterlidir, gümüş sepet tutarlıdır; niyet kurduk, DOST’luk sorduk, cümle alem katarlıdır.” dedi, “MEYDAN yerinde, cümle serinde, gelmeyi dileyen her kulunun gönlünde soframız açıktır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Çalı çırpı toplamadan, çamaşırı katlamadan, su var ise atlamadan; güzelin ölçüsünü veremezsin, renklerin verdiğini göremezsin. Her kapıda nefes aldık, nefsi saldık. Duyandan uyandan ALLAH’ım razı olsun, Boyumuz cümle ile BİR’liğe gelsin. Boy; RESULÜ’nden aldığınız, güzel diye uyduğunuz, gönlünüzde duyduğunuzdur. (İslamiyet, ALLAH sevgisi?) EYVALLAH. Kumdan geçtik el ele, sözü naklettik dilden dile.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

12
“Ben eğildim YAZAN’a, selam verdim düzene. Aydın gelen, gölgeyi silen dedi ki; ‘Senden seni silmeden, bende olana bakma; PİR SULTAN ABDAL adım, gölgeye katma.’ Kendimi okudum, bilgimi dokudum, bülbül oldum şakıdım. Dağlarda dolandım, her yaprağa sordum, ‘Beni gördün mü?’ Dediler ki, ‘Her zerreye sevgini sürdün mü?’ Zerrelerime sordum, ‘Bilginiz eşit mi?’ Dediler ki, ‘Gerçek içinde çeşit.’ Her birine selam verdim, kum üstüne dize durdum. ‘ALLAH’ım. Beni benden silesin, SEN’den gelen ile bendeki gerçeği buldurasın.’ ‘İşte, niyetin gerçeği budur.’ dediler, her zerremi çeşitten eşite ördüler, anda perdeyi gözüme çektiler. Bir an ömrüme yetti, kul olma bilincini gönlüme kattı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

18
“Bir atın sırtında durduğum, yerin üstünde bildiğim her konuyu düşledim; akan suyu taşladım, kendi gönlümü kendim haşladım. O zaman, gerçeğin düşlenemeyeceğini, sadece yaşanacağını öğrendim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “At sırtına alırsa, kul kendini bulursa, gönülden gönüle sevgisini iletirse; bahane, taş mı, toprak mı, ağaçtaki yaprak mı? Görgünü eğitirsen, gönlünü büyütürsün.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

25
“Varsın alsın dengini, serinde bulsun zengini. Dağlar yolunu açar, yol bilen açılan yoldan geçer; her bir varlık bilir, arar, güzel olanı seçer.” dedi, PİR SULTAN ABDAL suyun akışına uydu, uyduğu halde duydu, selamladı, oyundan uzak kaldı.

26
“Bağda asmayı buda, YUNUS misali su başında dur da, ‘Benden mi? Senden mi?’ diye sor da; daldan dala alacağın, GÜL yaprağında bulacağın, beni seni silecek, gerçek olanı uyan bilecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kar tepeyi sardığında, tepede sofrayı kurduğunda, yiyeceğin aş daldan aldığındır; giyeceğin fistan, NUR’dan bildiğindir; DOST ile DOST’luğu bulursan, güzel çirkin böldüğündür. Çevreyi sardım başa, kaşığı vurdum aşa, oturdum koca taşa. Ne verse yiyeceğim, ‘Şükür ALLAH.’ diyeceğim, bağlı atı çözeceğim, ayak ile gideceğim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

5 kasım
“Padişah sözü alsa, üç öğün oruca dursa, gam değil. Yoksul oruca dursa, üç gün oruçta kalsa, zam değil. Ayak ile, baş ile, gönül ile, AŞK ile, her olayda meşk ile dünyaya bağlanılır. Çok olan, gelecekte yiyeceğini tutar, öyle yatar. Az olan, yemediğini kâr tutar, öyle yatar. Akif, bildiği ile; arif, uyduğu ile yorumdadır. Akif satar, arif yutar. Benliğine sen karışma, senden gelene dert alma.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ocak başında olana selam iletti.

     8
“At aldım tayı ile, kul sevdim huyu ile, güzel dedim boyu ile. Gel el ele olalım, elde kumu bulalım, her gelene gülelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “İğne iplik dikmeye, makas aldım sökmeye, suyu buldum dökmeye. İndim kuyu başına, oturdum yolun taşına. Ne gelenin sözünden, ne duyanın ÖZ’ünden kaygunuz kalmasın; huyu ile alanın, konuda zoru vermesin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9
“Her renkte ahengi bulursak; daldan dala uçuşan, dağdan dağa kaçışan her yaratılmıştan güzeli alırdın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Dinledim su sesini, ünledim kul sözünü. dost aradım gönlümde, DOST’u buldum ömrümde. Daldan dala soru gelse, dalda olan sözü bilse; ne uçandan geçerdi, ne ekini biçerdi.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

12
“ALTI ATLI her yöne, yol bulursa döne-döne, varlığını uyduğuna, kar var ise kaydığına, sözü ile gelecek; PİR SULTAN ABDAL, yerden göğe gülecek. güller rengini verir, bülbül ile söyleşir, gelen geçen her varlık, ‘Ne der?’ diye bekleşir. Bekleme gönül, al atına bin de yürü, atın gittiği yerde, sen de bilgini sürü. Gelen gelir, gelmese de bulur, RABB’im her kulunun gönlünde kalır. Bağlara girmeyenler üzüm tadını bilmez, bostana girmeyenler karpuz kavunu görmez. Kimi dalda oluşur, kimi kumda buluşur; her varolan, halince halleşir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

19
“Sıcak soğuk bilinir, mevsim dörde bölünür, her birinde sorulur, ‘Bağcıya mı, dağcıya mı?’ Kimi bağcı özenlidir, yerden göğe sevinir; kimi dağcı düzenlidir, yerden göğe sakınır; kimi yolcu avaredir, gelen gidene bakınır, yağmur yağsa ‘Su var’ der de dökünür. Gelsem geçsem, her yolcudan sorgu alsam; PİR kulundan asla derde düşmezdim, düşen olsa şaşmazdım.” PİR SULTAN ABDAL selamladı.

22
PİR SULTAN ABDAL ile MERYEM geldi de dile, dedi bakalım cümlede hale. “Avuç ile aldığım pirince, sordum ‘Nasibin aldın mı kararınca?’ Her olan gününe döner, sevgi dolu gönlü ile RABB’ine yanar. Öyle yanar ki, bildiği ile uyduğu çevresinden gelenlerle, DOST oldum diyenlerle zerrelerde buluşur, sevmeyi bilse bilmese DOST ADI’na çalışır.” dedi, MERYEM ile PİR SULTAN selamladı.

23
“Ayıkladım pirincin taşını, okşadım yetimin başını. Elden ayaktan gelse, cümle ile konuya girse; YÜCE’nin SELAMI’na selam dururdu, kendinden kendine niyaz ederdi.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Her emekte istek var ise, tadı bütündür. Değişen desteyi elden atan, dayandığı desteği yerde bırakandır. Gelmeyi dileyen her yolcu kendine sorsun, ‘Bağladığımı çözmeye mi niyetliyim, yoksa ömrümü çizmeye mi?’ ‘Koşuya gideceğim, atlara dilediğimce yükleneceğim.’ diyene sözüm; her at dilenen yükü almaz, her at dilenen yolda kalmaz, her at dilenen kapıyı bulmaz. Dilediğin, RABB’inden istediğin olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

28
“ ‘Dayanmayı biliyoruz.’ diyenlerden, arınmaya niyet kuranlara selam olsun; bayram gelsin gün bilsin, gönül yolunda kalsın, bir bardak suya her kulu selam versin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 

“Değirmene su geldi, DOST’u gördü, hal sordu, her alan geleni verdi. Binbir emek bir sepete girer mi, emeğine söz almayan güler mi; ağaç yok ise, kul gölgesini arar mı? VAROLAN bilinir, bilinen aranır, saç var ise taranır. Döktüm yere sepeti, gelsin alsın paketi. VAREDEN’in gürlüğüne, hak edenin zorluğuna sahip olduk, gölgeyi ağaçtan diledik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

29
“Elden ayaktan buldum, seferden gelene sordum. Senin ile alalım suyu, gönül ile bulalım huyu.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Saymayı denediğiniz, yaprak olsa elediğiniz her olayda; önce kendinizden verdiğinizi düşünün, sonra alacağınız ile ölçüye vurun, uyumsuz geldi ise durun. Elden ele bilginizi, gönülden gönüle sevginizi aktarın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

6
“Her rengin güzeline talib olalım, diyelim ki ‘Her rengi çevirirsek, ak olanı buluruz.’ (Newton çarkı mı?) EYVALLAH. Kara rengi bilirsek, ak olanı bulur muyuz, çevirsek te görür müyüz?” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Her çiçekte bal bulayım, peteğime doldurayım.’ dersen; darı ona ne verir, bostanında ne bulur? Dağlara gideceğim, senden güzeli alacağım, gölgeyi bilenlere Güneş’i soracağım. Güneş’i bilmeyen gölgeye gelmez, aslı ile kalmayan sorguya dalmaz. Güzel, her düzeninde; gayret, yol alıp tozanında…” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

7
“Ahir ile bellediğim, zahir ile kaybolmaz; HAK ADI’na beklediğim, halk önünde bekletilmez. Doğru andım adını, doğru bildim odunu; yerden göğe tadını, veren SEN’sin ALLAH’ım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı; bir kovan balda, bir ömrün çiçeğini buldu. “Tane-tane aradım, yapraktan yaprağa sordum; ‘Biri bende, biri zanda…’ dedi, duyanlar saygı ile eğildi. ‘Yapraktan yaprağa ulaşan, her çiçekte buluşan, SEN’den ALLAH’ım.’ dedik, kainata selam verdik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9
“Binbir söz bir emekte buluşur, cümle kulun emeği HAK KATI’nda gelişir. Saray da bir gönlümüzde, kulübe de; dumansız sema aradık cümlenizde.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
“ALTI AT’la çıksak yola, mendili sersek dala, bürünsek gerçek hale; alan da bilirdi, dileyen de bulurdu, sahibi olduğumuz sevgimizde, gerçek noksansız görülürdü; ben alsam, sen bilsen, benden sana yerden göğe sevgi ulaşırdı, dileyen her kula bulaşırdı. Nağme; bilenin sözü, verenin ÖZ’üdür, cümlenin gönlünde RESULÜ’nün halidir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

10-1 
“DOST aradım post sereyim, güzel günü ER’den bileyim; Güneş’ten aldım nasibimi, ektiğim ekini tez düreyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:
 “Kuyudan su bekleme, su üstüne su ekleme, aldığını verdiğini saklama! Kapalı kapı açılacak, değirmende beklenen çuvallar gelecek. Karşımızda olana! ‘Dünden kalan, güne gülmez!’ derlerse, gönlünde duman olmadan de ki; ‘Dünü sildim geçti diye, günü bildim en güzeli açtı diye. Gelen günde kaygusuz kalacağım, nasibim yerden göğe, sevgimi cümle ile paylaşacağım; seferden kalan her günü, açılacak nasipten diyeceğim, GÜL’den gönülden pas vereni sileceğim!’” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

20
“Doğuştan gönlünü açanların, dilenen yerde DOST KAPISI’nı bulanların; her anı, her demi doğruyu bildirir, doğruda gerçek olanı buldurur.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı, PİR SULTAN ABDAL ile postunu günde gönüllere serdi. Dedi ki: “Doğuştan bilenler, (ERENLER mi?) EYVALLAH.-, geminin kaptanlarıdır; kendinden kendine dönenler, dumandan sıyrılanlardır. Ne mutlu o gemiye gelenlere, ne mutlu kuluyum diyenlere, ne mutlu ezeli günde bırakıp ebede yol alanlara.” dedi, HAMZA DOST ile PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı. 

21
“Bağda sepet aradım üzümü toplayım diye. Bağcı geldi duvara dayandı, günün yorumu ile uyandı, beklediğim nasibi benden diledi. ‘Elbet paylaşırız, DOST halinde uylaşırız.’ dedi de, PİR SULTAN ABDAL aradığı sepeti buldu, mayayı tepsiye yaydı. Üzümler toplanacak, yapraklar katlanacak; sorguya gelenlere, niyazdan diyenlere, PİR SULTAN ABDAL selam verecek; kalanlar kutlanacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü KAYGUSUZ’a verdi:
 

3
“Saydığımız BİRLİK’edir, asla seçilmez; yolumuz gürlüğedir, geçilmez; YAR ile geldik söze, ‘Nerden?’ diye şaşılmaz.” dedi, KAYGUSUZ PİR SULTAN ABDAL ile söyleşti: “Bir sofraya oturduk, her lokmayı bitirdik, cümlenize YEMEN’den selam getirdik. Alanlara bulanlara, HAK ADI’nı bilenlere, YARATAN’ı yarattığı ile sevenlere selam olsun.” dediler, YEMEN’den günün sohbetini verdiler: “Aynayı verdiğimiz, her birinizi ayrı-ayrı gördüğümüz dost YAR’dır; YAR VARLIĞI’nda kendini bilene kârdır; akılda kalan zor, akıldan akıla ulaşan BİR’dir.
Dağların yükü dağa zor gelmez, ağacın kökü toprağa zor vermez; yerini bilmeyen, dünyada gülmez; ‘Ahir ile zahiri anlatayım…’ desen, bildiğini sürüye katmaz. El ele olalım, dilenen niyazı verelim.” dediler, KAYGUSUZ ile PİR SULTAN ABDAL YEMEN’den gelen niyazı verdiler, selamladılar: “Aradığım bende ise SEN’den bildim ALLAH’ım, aradığım SEN’de ise bende buldum ALLAH’ım. SEN’i beni BİR’ledim de, yerden göğe zorladım da, kainatı korladım da, naza girdim ALLAH’ım. SEN’den gelen GÜZEL ile söze girdim ALLAH’ım.” 

4
“Tahta aldım elime duvara çakacağım, pencere yapıp bakacağım. ‘Tavanını örttün mü?’ dediler, PİR SULTAN ABDAL’a sordular. DOST YAPISI BÜTÜN’dür, gönüller SEN’in ile ALLAH’ım, ne verirsen katındır. Deryaya çöpü atsam, görenlere sözü katsam, seferden sefere niyet etsem; verenden sorgu kalmaz, halime kimse gülmez. Seymen yolu bilirse, DOST KAPISI’nı bulur. Sayman dengeyi kurarsa, gönlünde kaygu kalmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
 

12
“Yağmur tanesi geldi alnımı buldu, açtığım avucuma doldu, yerde toplandı, toprak ile hallendi. Yumuşak oldu ise, varsın çamura dönsün, olumsuzu gerektiği gibi silsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Toprağım var süreceğim, fidan aldım dikeceğim, çalıları sökeceğim.
‘Gel el ver.’ dedim nefere, ‘El ele gidelim zafere, her Dostu çağıralım sefere.’ ‘Diktiğin fidan, sana mı, bana mı?’ dedi de nefer, sadece ABDAL’a kaldı zafer ile sefer. ‘Ortak olayım.’ dedim, elimi tutmadı, ne emeğini, ne bilgisini katmadı. Fidanın meyvesini topladım eline verdim, ‘Zahmet olur.’ dedi satmadı; ‘Hey gafil uyan.’ dedim, nefsini alıp gütmedi; RABB’ime havale ettim, görevim düzenlemeye yetmedi. Kayguya düşmeyelim, alan alır, aldığı ile bulur, hiçbir olaya şaşmayalım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL “Olumsuzu olumlu yapmak, kulun gücü değildir. RABB’im seyri bildirir, seferde olanı buldurur.” dedi, selamladı 

17
“ ‘Bindiğim attan geldiğim yerde ineceğim, aradığım kapıya döneceğim, AŞKI’na düştüm yanacağım.’ dediğim gün; ‘Seyre gelmeden ne ile oldun, hizmet vermeden nerede buldun, sevgini vermeden kim ile doldun?’ dediler, ayvadan, nardan, bağdan, bostandan bilmediğim günde bana sordular.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Hizmetine gireceğim, ömürde dilenen hırkayı şüphesiz öreceğim; ‘Cümle de, SEN’in yarattığın…’ diye sonsuz işaret göreceğim; dağılan her taneyi toplayacağım, kundak olsun elime alıp katlayacağım, öylece SEN’den gelmenin mutluluğunu yaşayacağım ALLAH’ım.’ dedim, her adımda O’ndan gelene talib oldum. Cümlenize selam olsun, ben gibi bilenler galib gelsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

18
“Aldığım her nefes beni O’na yaklaştırır; niyazımı bildi isem, beni ben ile paklaştırır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Elde tespih gezdiğim gün, dağlar taşlar selam verdi; dilde tespih ettiğim gün, ben dağlara taşlara selam verdim; ‘Gümüş idim, altın oldum.’ diyen ile sohbeti kurdum. Eğittiğin her güzelde, gerçeğin gözcüsü vardır; senden aldığı ile, gelişene gölge veren olmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

24
“Suya baksam gösterecek yüzümü, huya baksam bildirecek ÖZ’ümü. Soylu soysuz dağılacak, bilse bilmese eğilecek. Seferde ise gözüm, seherde biter sözüm.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her yazdığım satırda, geçmişe örtü, geleceğe dürtü vardır; sevenin gönlü kordur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL göklerden ilmine yaklaşan, yerlerde bilimini bekleşen, yoruma ADI ile katılana selamı iletti. “Yerinin sorgusunu değil, erliğin yorumunu yapan. (f bey?) EYVALLAH. DOST ADI ile dostluğu biliriz, gelen giden her güzeli görürüz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

26
“Havuz gördüm doldurayım, taş buldum kaldırayım, ben güzelde çirkinde gönüldeki gerçeği buldurayım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, aldı da doldurduğu havuza daldı, bir öğünde bir yolcu ile kaldı, sohbetin güzelini öylece gördü, kendinden kendine sordu: “ ‘Havuza girdim doldu mu, dilediğin balığı aldın mı, akan suya saldın mı?’ Öyle ise, havuz yapıma yeterli değil; HAK bilgisi ne gölde, ne çölde biterli değil. Deryaya dalacağım, dilediğim balığı alacağım; RABB’ime niyaz ettim, halimi RESULÜ’ne uyduracağım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ‘Yollar açılsa, açık yoldan geçilse…’ diyene selamını iletti. “ ‘Oturduğum post benim, uyardığım DOST SEN’in ALLAH’ım.’ dedim, kendi kendime hizmetimi peyledim, ‘Olmaz.’ diyeni payladım. HAY SEVGİLİ HAY, SEN’den SEN’i dilerim, huy ile gideni SANA emanet ederim. Düşmeyi dilemem, düşürmeyi asla; taşmayı sevmem, taşırmayı asla.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

31
“Eğildiğim güzelde duman kalmadı. Ezelde gelene açık oldum, günden güne sözü aldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

1 şubat
“RABB’im, derman dileyen kulunu yanındadır. RABB’im, AŞKI’na niyazda olanın gönlündedir. RABB’im, O’nu dileyenin ömründedir. Gel dedik her kuluna, gül dedik ER kuluna. Sana bana düşmeyen, gönüldeki AŞK’ı deşmeyen, aldığını bilemez, dost ADI’na veremez. Önce bilgisini alalım, RIZA’sını dileyelim, dost ADI’nı peyleyelim, sonra her dileyene paylayalım. Paylamaktan maksat; pay etmektir. Yerden ektiğimi biçerim, gönül ile akan sudan geçerim; toprak, yeşil çimende; yaprak ağaç dalında; güzelden güzele şaşarım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “YUNUS gibi söylesem, MEVLÂNA’nın halini eylesem, bilgini kotaramam, sözünü bitiremem. Yaratılmış öyle güzel ki, güzelliğine saygım öyle büyük ki… Dizim yerde, gözüm sin’de, MEYDAN her kulunun aklında… Varlığına yerden göğe inandım, ‘ALLAH’ım.’ dedim de YESEVİ’den söz aldım. dedi ki; ‘Tevazu, bilginin ölçüsünü verir. Sevgi ilginin terazisidir. Dost edindiğin her zerren, ömrünün kemalidir. Almayı dilersen, daldan, bil ki bulursun halden.’ ‘HAY ALLAH.’ dedim, zikrine vardım; dost KAPISI’nda durdum, ‘Cümle gelsin.’ Çağırdım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü YESEVİ ile bitirdi, selamladı. 

7
“Bağladığım düğümü bilemezsem çözemem; yazmayı bilmiyorsam, bir satırı çizemem.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “İki desti elimde, HAK niyazı dilimde. Vardım çeşme başına, gelenler çoktu; bekledim, Güneş yüksekte sırtımı yaktı; destiyi dolduran gitti. Beklemek yetti, doldurdum suyumu. Yetiştim yola, yürüdüm-yürüdüm verdim de mola,. Gidişte ayağını taşa vurmuş kula destimin birini verdim, ‘Aşın var mı?’ dedim sordum. RABB’ime niyaz etti, benim elimi tuttu. ‘Diyardan diyara adın bilinsin, AŞK’ın cümle aleme bölünsün, yattığın yerde güller açsın.’ dedi de, her nefesine adından nasib verdi. (Karşılaştığın kim? Yani, ayağını taşa vuran?) Mirasını her BİLGE ile paylaşan HIZIR.
Dayanmayı bildi isen, dağa taşa değil RABB’ine dayan; uyanmayı diledi isen, gönlünden RABB’ine ulaşmaya çalış.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

14
“Dumandan kaygu alan, bacasını temizler, sevgisini bütünler; öylece katına talib olur, bilgisi ile galip gelir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: “Her çiçeğin önünde durdum, önce YÜCE’ye selam verdim, sonra çiçeğe sordum; ‘Yaprağın ile bütün müsün?’ dedi ki; köküm ile, dalım ile, kainat ile BİR’deyim; dalımı kıran ile zordayım.’ ‘ALLAH. ALLAH. EYVALLAH.’ dedim, çiçeği selamladım. Karıncanın yuvasına vardım, önce YÜCE’ye selam verdim, sonra karıncaya sordum; ‘Emeğin ile bütün müsün?’ dedi ki; ‘Görgüm ile zordayım.’ ‘ALLAH. ALLAH. EYVALLAH.’ dedim, karıncayı selamladım. RABB’imden af diledim; ‘ALLAH’ım. Yerdeki karıncadan, çiçeğinden, böceğinden bilgimi tazeledim; benliğimden noksan olan bilgimi tamamladım. AFFIN’a sığındım.’ Noksanımdan utandım, güzelden güzele niyet ettim sığındım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

15
“Çiçeğin varlığı ADEM ile buluşursa, diri kalır; yumuşak toprakta kul eğilirse, dizinin izi kalır. ‘HAY’ dedik geldik söze, kumda oturduk dize, ‘Selam.’ dedik ÖZ’den ÖZ’e.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Çiğ eti yemezsin, güzellik bulmadığın için; ermemiş meyve yemezsin, ağzına alamadığın için. GÜZEL’i öv de gör, DOST olsun sana gelsin; kainatı gör de sev, seni içine alsın.
Çevremde doludizgin koşan atları gördüm, sürücülerine sordum ‘Nerden, nereye?’ ; ‘Yolu ararız…’ dediler, koşuya devam ettiler. ALLAH’ım YARDIMCI göndersin, yollarını buldursun. Ben olsam, yolu bilmeden doludizgin gitmezdim, ağzı dili olmayan bu atları yersiz gütmezdim. Önce yolu bilmeli, aramalı sormalı, sonra atına binip gidişe niyet kurmalı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

1 mart
“Olmayan ateşten söz edilmez, dumanı var denilmez; yanan ateşe su ile gidilmez, ya baskı yapılır, ya da küllenmesi beklenir. Derdi derde bağlama, dert var deyip ağlama. Gölgesinde oturduğun ağaç verimlidir, dalını kırıp yaranı dağlama.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Adım-adım vardım çiçeklerin yanına, oturdum sordum, ‘Minecik, halin ne?’ ‘Güneş’ten alırım, bir damladan RAHMET’ini bulurum, zikri ile daim kalırım.” dedi, dost sesini bana verdi.
Oturdum gülün yanına, sordum ‘Gülüm halin ne?’ ‘Boylum-boylum uzarım, kainatta her satırı yazarım, güzelden güzeli sevgisi ile çizerim.’ dedi de, sonsuz sevginin ölçüsünü gönlüme kattı. Baktım her yaratılmış taneye, öbek-öbek girmişler birer haneye. Çiçeklerden aldığıma bir ömür yetmez dedim, her çiçeği HAK ADI’na selamladım. Cümlenize selam olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL güzelden güzeli bulduğu cümlenizi, HAK ADI’na selamladı.

8
“Sayacağım sürümdeki kuzuyu, duyacağım ava giden tazıyı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Ocak yaktım aşıma, kazan koydum taşına, cümle gelsin dedim, kurulan soframın başına. Lâle sümbül az gelmez, bilen kulu toz vermez; ÇAĞRI YÜCE’nin EMRİ, meyvesini az vermez. Tuz ektim aşınıza, yer ettim başınıza, ALLAH’ım YARDIMCI olsun koşunuza.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

11
“Soydan gelse, DOST bilir; gönlü dolsa, post bulur; dağlara selam verse, seyrine cümle gelir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Kuyuya taşı attım, sesinden gerçeği ittim, ne aldıysam onu sattım, gölgeden geldim Güneş’i buldum. Güzel ne güzelsin, olduğun gibi; güzel ne güzelsin, bulduğun kadar; güzel ne güzelsin, uy ki güzelliğin olmasın heder.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

14
“Gönlüm cümlenin. Ömrümü, cümleye emekçi yaptım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı, DOST misali sohbete daldı: “Yerden almadık mı izi, RESULÜ’nden bulmadık mı sözü, cümle için çalmadık mı sazı? Elden ele açılalım, HAK yoluna seçilelim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

15
 (‘Temelde kalanlar’, CANLAR mıdır?): “Kamıştan kestim, nefese düştüm, her nefeste verdiğine şaştım. Güzel verdin ALLAH’ım, DOST ile Dostu gösterdin ALLAH’ım! Suya atsam nay batmaz, su ona nefes katmaz; nefesi benden alır, benimle bütün olur. Su banadır ALLAH’ım, nay benimle ALLAH’ım, HAY SEN’inle ALLAH’ım, gülmeyi bilmeyene gerçeği buldur ALLAH’ım!” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü sazı bir nefeste anlattı, selamladı. 

21
“Seyre geldim gün sizin, gönüllerde HAK izin… Eğriyi doğru silmiş, dilinde HAK SÖZÜ kalmış.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “‘Kumda iz olsa.’ diyen, kuldaki söze gülen, ‘SEN’dendir RABB’im.’ diyelim, elindeki lokmaya talib olalım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her emeğin emekçisine gönülden selamını iletti.

28-1
“Bir mendil vereyim eline, bir ocak yakayım yuvana, yudum olsun diye bakayım havana.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Dereler doldu taştı, yavru kuşlar döne-döne uçtu, her kulu gönlüne uyanı seçti, SEVGİLİ’den gelen her RAHMET’e cümlemiz kucak açtı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

29
“Bir anda her zerreye HÜKMÜ’nü ileten, O. Her anda kulunu yöneten, O. Yerden göğe bilir de, ömrünü RABB’im YAZMAZ mı?” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Doğru eğri arayanda, saçı uzun tarayanda. Can ile CANAN günlerde oluşur, ruh o günde beden ile buluşur. (Şu halde, donmuş olanlar ileride bedenlenecek mi, o manada mı alalım?) Donsa donmasa buluşur, ömrü yettiği yerde kalışır. Kapak koysan destiye, gün-gün suyu azalır; YAR ile sohbet günü, yersiz yolda harcanır. Ne buzdan Dostu olur, ne tozda postu bulur. Beden dediğiniz kafes, akım ile yaşar; akım kesildiği yerde, düşer. ‘Derman diye-diye su ile buza geldik, bedenden suyu aldık, deryaya susuz geldik. ‘ dediler de, ABDAL’a sordular. Suyun Dostluğun ile yaşasın; sende, gönlündeki sevgiyi zorsuz taşısın.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ömürde ne uzayan, ne kısa kalan günün olmadığını söyledi, selamladı.

4 nisan
“Suyun aktığı gündür, kulun baktığı yöndür; okuduğumuz her satırda, biliriz ki nokta sondur. ‘YA ALLAH!’ der söze yeniden başlarız, söz ile ÖZ ile dilediysek taşlarız.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Taş alıp baş yarmayız, kayaları kul diye sormayız; bir sözü bir söz ile bağlar, bin sözde benliğimizi eğleriz; DOST dilinden gelse bir taş, ‘Başka var mı?’ der bekleriz; GÜL’den gelen  her nefesten, örtülü olan kafesten yol alır yol veririz; selam ile geldik, selam ile döneriz.”

11
“Her toprağın rengine göre dengi vardır, toprakta yetişen her bitkinin ahengi vardır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Çiçekler oylum-oylum, sevgiye doymaz gönlüm. Bir alan sevinir, bir veren övünür; kul kendini bulmazsa, durduğu yerde dövünür.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 

12
“Verdim elim ADI’na, otur Dostun postuna. ‘Doyduk ALLAH’ım.’ diyelim, PİR SULTAN ABDAL ile her kapıya gülelim. Selam verdik yoluna, zorda girdik koluna. Dağlar geçit verdi de, taşlar kuma geldi de; sorguya yer vermedik, yolda şaşkın kalmadık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

18
“Her sofranın verişi bir değildir. Kiminde kuru lokma, kiminde börek çörek; olmasın kimsenin gönlü kurak. Azdan da, çoktan da VEREN ALLAH’ım. Doğruda kaldı ise kulu, nasibini bildi ise açıldı yolu.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Yediğimi saymazsam, gönlümdekini soymazsam, gemiye saatinde gelmezsem; ne gelenden sorumluyum, ne verenden… Sen sana geleni alırsın, ben bana geleni  bilirim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

19
“Açık kapıya gelsem, anahtar gerekmez; çiçeklerle söyleşsem, yapraklara söz düşmez; seyre gelsen Dostları, bilen bilmeyen şaşmaz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Davul çalsam düğün dernek sanırlar, ABDAL’ı yolun çobanı tanırlar. Sürüm nerde alayım, otlağı nerde bulayım, diledim su başında kalayım. Sürünün vebalini yüklenen, her lokmasına mukayyet olmasını bilendir. Bağdan dağdan dolanan, aldığı bilgi ile donanan; her adımını düşünüp te atmalı, attığı taşı havaya kendi eliyle tutmalı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

23-2
“Uçan kuşa selamı ver, dostlar ile kelamı ver. Bir yudum su diledim de akan suya ben geldim de, yerden göğe hoşnut oldum, bir söz ile huzuru buldum.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “ ‘Gidiyorum.’ dediğimde, yolda yolcu olacak; DOST YOLU’nu bildiğimde, güzel bende kalacak; çevremde sevdiğime sevenleri katacak; bir elimi HAKK’a bağladım, öbürünü RESULÜ tutacak. Gölgesiz gün diledim, günleri hayıra yordum, ‘Sabrında, güzelden güzele gidiş var.’ dedim, cümle ile güldüm, cümlenize selam verdim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

25-1
“Elden ele verdiğine, kul halinde gördüğüne cümle alem şahittir; senden benden sorana, O’nun BİR’liğini bulana, her KELAM TEVHİT’tir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Bahçeye girdim, çiçekler boy-boy; kapıya geldim, haneye girdim, kulları huy-huy; yerden göğe baktım, DOST elini tuttum, dedim ki ‘HAY. HAY.’. Seyre daldım verdiğini, seyirde buldum VARLIĞI’nı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL yerden aldığı ile yoldan gelene güldüğünü, cümlenin gününü selamladığını bildirdi.

25-2
“Boşluğa söz vermeyiz, gereksiz olanı görmeyiz; aldığımız her konuyu bilir de, sormayanın önüne sermeyiz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: “Soyunduk gerçeğin bilimine, yerde gökteki İLİMİ’ne. Soğuk sıcak derlerse, şaşarım; HAK SÖZÜ’nü bilmeyene, ‘ALLAH BİR’dir.’ der, öfke ile taşarım; sevgimin ölçüsünü sorsalar, akan sular gibi coşarım. Ayağımda izi var, kulağımda sözü var, toprağımda dizi var.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
PİR SULTAN ABDAL; “Yağmur yağsa göle gelse, gölde balıklar bilse?” der de, HALİK’in var ettiğini gördüğünden sorguya düşer, karıncanın aldığına şaşar.  “Her yarattığı, RABB’imin  gözetimindedir; kayguya ne hacet?” der, kendinden kendine, selam verir.