Kalem yüzden bilinir, gelen
sözden alınır, yoldan gelen ile gerçek bilinir. Her ağacın gövdesine kalem
vurdum, gelen geçene sordum. Dediler ki; ‘Bilmedik sırdık, bilmeden her dalı kaptık,
dal ile nice tezgah kurduk. Gördük ki, ağaç ile aldığımız, gönülden
bildiğimizdir, HAK ADI’na geldiğimizdir.’
Konuk yolcuya sorduk; ‘Suyunu
bilir misin? Gönlünü HAKK’a açtın, huyunu alır mısın?’ Cümlenize selam olsun,
meyhaneyi bilen mey almaya gelsin. Mendilin dört ucunu
birbirine bağladım, değirmende unu bekledim. Yemeniyi giyen olur,
yolu bilene uyulur, bekleyene sorulur. Dumanını silersen, kuyuya verdiğin
sesi beklersen; elbet ‘Yolum nerde?’ demezsin, pişmeyen aşı yemezsin. Bakmayana söz yetmez, alayım
derse güzel bitmez, gerçekte duman kalmaz.
Gölde balık avlayandan, toprağı güzel tavlayandan
yolu sordum; ‘YUNUS’um yeri mi?’ dediler, yumuşak gönülden bildiler.
Cümlenize selam olsun. Her yıldız kulunun yoluna gelsin, güzeli SAMANYOLU’nda
bilsin. ‘Yerden göğe selam.’ diyelim, her birimiz HAK lokması
yiyelim. MEYDAN bizimdir, ipek fistan giyelim. Öyle ipek ki; yelden uçmayan,
selden geçmeyen, seherde elden kaçmayan… ‘Gel.’ dedik, kimden kime? ‘Gel.’
dedik, senden sana. Sakın gönül koyma bana, gideceğiz BİR
EMİR’le aynı harmana. Kimi saman olur savrulur, kimi tane gelir
öğütülür, kimi toz olur uçurulur, kimi suya gider kaçırılır… Ömürde,
çeşit haller geçirilir. Gelmeyi bildiğimiz gibi, dönüşe de hazır
olsak; yıldızları saymadan, bilgimizi soymadan oluşur, aynı mekanda
buluşurduk. Ne var ki, YÜCE ALLAH’ımın MURADI, kullarının dengince…
Mekanları yarattı, makamları gözetti, her kulu ile söz etti. Her yolun, mutlaka dönüşü vardır. Dönüşten
maksat; geri geliş değildir, dönemeç… ‘Ermekte, güzellik var.’
diyenlerle, her birimiz beraberiz. ‘Nerden alacağım, kiminle
olacağım? Dost kapısını, hangi mekanda kuracağım?’ diyene de ki;
‘Cümle ile nerde Dost oldu isen, mekanın SAMANYOLU’na bağlanır.’
‘Dostluğun ölçüsü nedir?’ denilir: Kovaladı kaçmadım, kapıyı örttü ise
açmadım; dediğinin bir cümlesine, şüphe ile bakmadım; ‘Odunum az.’
dediğinde, kendi ocağımı da yakmadım; güçlüğünü paylaştım,
HAK ADI’nı söyleştim. Öyle yaklaştım ki; HAK MUHABBETİ
soğukluğu sildi, gönüllere odunu saldı, bize HAK ile HAK kaldı. MEYDAN cümlenindir, geliniz el ele. MEYDAN her dileyenindir,
olunuz gönül gönüle. Ne denirse densin, talib olun aynı dile. Sohbet soframızda
söyleşir, sohbet dışında kaynaşırsanız; yolumuz sözde kalır.
Bilen bilir. ALLAH’ım cümlenize; yerden göğe aynı dilli konuştursun,
aynı yolda kovuştursun, aynı amaçta kavuştursun. Dizi oldu darılar,
kovan buldu arılar. Aynayı alacağız, her birinizi bulacağız, gün-gün
gönüllere soracağız, YUNUS misali yaraları saracağız. (Üç
günden, murad nedir acaba?) Her günü, kendince yaşadı; üç günü, gönlünce bildiği hale
geldi. Kul, dünyaya gelişini; yemek, uyumak, çok çalışmak, her
gördüğüne alışmak olduğunu sanır. Kendini bildiğini
anladığında, ömrünün değerine nokta koyar. O zaman,
yaşadığı her an, ona kısa gelir. (İdrak açılması mı EFENDİM?) EYVALLAH.
DURGUT’un ömründe, YUNUS’un kalbinde, hep O idrakin üç günü
unutulmamıştır. Sayacağız, seveceğiz, uyacağız,
duyacağız; MEYDAN’da toplandı isek, asla dostluktan ayrı kalmayacağız.
Cümlenize selam olsun.
Kapanmayan kapılarda, yıkılmayan
yapılarda, söz aldık, gönüllerde güzeli gördük. Cümlenize selam olsun. Birden bine geldi
isek, binde güzeli buldu isek; gazelden kaybını sordu isek, dardayız. Ne
gazelin kaybı olur, ne güzelin kaydı… Güzeli tarif, her kulunun
bildiğincedir; onun için kaydı yoktur. Her rengi seveceğiz, her
güzele güleceğiz, her anıda geleceğiz, selam verip döneceğiz.
Gözlerden alacağız, gönülden
bileceğiz, suya adım atacağız. Cümlenize selam olsun, sergiye
verdiğiniz her konu gün ile Güneşi bilsin, yoğun gelen olaylara
adım-adım yürüsün. Açık olur her konu. Komşumuz dedi isek, sevgimizde
buldu isek, elbet aldığımız açık gelir. Eklediğimiz her bilgi;
açılan kapıyı gösterir, adım-adım gerçeğe getirir, her birinizde kayguyu
bitirir. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. Almayı bilenlere,
gerçeğe dönenlere; DOST SELAMI, hayal değil gerçektir.
Sevindiğimiz her olaya gönülden kattığımızı bilenler, attıkları her
adımda, ‘ALLAH. ALLAH.’ diyenler; SELAM’ın, YÜCE’nin EMRİ’nden
olduğunu bilsinler.

(Yedinci KAT ile
SAMANYOLU’nun ilişkisi nedir? BAKARA’nın 106’ncı Ayetindeki ‘Nesh’ etmek’
(Hükümsüz bırakmak) sözünü açar mısınız? O ayetten alacağımız ders nedir?
‘Koşuya gelmedik, yol nerde
sormadık.’ diyene; kuşlar yolu bilir de, dileyen güzeli görür de, gelmeyi
gitmeyi düşünür de, kimseden kimseye söz gelmez. Cümlenize selam olsun,
her kulu RABB’i ile BİR olduğunu bilsin. BİR’likten maksat;
O’ndan sana gelişen, sende bende buluşan, cümle ile oluşandır.
Deryayı DOST KAPISI diyene de ki: ‘DOST gönlünün kapısındadır. Her yolun
verdiği, kendinden kendine kulunun ördüğüdür.’ ‘Kulluk nerde başlar, nerde
noktalanır?’ denilir. Nefes aldığını bildiğin an, kulluk başlar.
(RESULÜ’nün nefesi mi?)
‘Değişen her konu, bunalım yarattı.’ denilmesin, ham meyve
yenildiği zaman karın ağrır bilinsin. Kulluk, sadece RESULÜ’nün hali
değildir. Her kulu, RESULÜ’ne uymalıdır. Kaynayan tencereye elini sokar
mısın, ayağına döker misin; öyle ise, kulluktan elini çeker misin? Her
yerde, her halde, her anda O’ndan geldiğinizi bilirseniz; gölgeyi siler,
Güneş’e selam verirsiniz. Kul olmayı mutluluk saydık, kulluk etmeyi
kutluluk diye yorduk. Her birinize sorduk: ‘Kulluğun mutluluğunu,
kendinden kendine devrettin mi? Devrettiğin her zerrene, öğrettin
mi?’ Öyle ise, okuduğun her AYET’te kendini bulacaksın, RABB’in ile
söyleşecek, RESULÜ ile buluşacaksın. KÂBE’ye adım-adım gideceğiz, her sürüyü seve-seve
güdeceğiz, bilmeyeni bilene katacağız, ‘ALLAH.’ diyen her kulunun
elinden tutacağız.

Kapanmayan kapıya talib olduk,
gönüldeki dumanı sildik galib geldik; cümlenize selam dedik, kayguları sildik,
sevgi ile dolduk, kaynağımızı bulduk; ALLAH’ımdan niyaz ile, her nimetini
bildiğimize şüphesiz karara hep birlikte vardık. (‘Üç
ocağı’ açar mısınız?) KAMER, bilindiği gibi değil göründüğü
haldedir; kulu biliyor ise, yoldadır. Üç ocak; yaratılmışa üç haldir.
Doymadan kendini bulamazsın; çamaşırın nefsindir, yıkamadan giyersen
seyrine gelemezsin; ten ile oluştuğunda, aklanmadan kalamazsın. Serap kulunun hayalidir, gönlünün
gerçeği. Bulmayı her kulu diler, olmak için niyetini böler. Bulmayı
diliyor isek; her avucumuzda yazılı olan gerçeği okumalıyız. ‘Yazılı olan
nedir?’ denildi; Kainatın, nokta ile verilen gerçeği. Seyirden almak
istiyor isen, kendine sor: ‘Aldığını verdin mi? Bir avucunda olanı, ikiye
böldün mü? Elin ile, zengini fakiri sardın mı? Öksüzün sırtını sıvadın mı?
Hastanın başına koydun mu?’ O el, senin gerçeğindir.
Kucak açılır, her söze sevgili
ile geçilir. Selam olsun, gemiden selam alan, her olaya ‘EYVALLAH.’ desin. Yanılma yok. DOST geldik, her
birinizi DOST bulduk, gönüllerinize postu serdik. Selam olsun, gündüz gece her
birinize ALLAH ADI tesbih olsun, üç öğünde anılsın. ‘Elbet anarız.’ denilir;
tesbih edilir ise, dilde bal misali tadı kalır
Kuşak dar gelmez, yollar zor
vermez, kullar gönülden kalmaz. Cümlenize selam olsun, her sonda gönül HAK’ta
kalsın. Yollar bizedir, yollar sizedir,
yollar cümlemizedir, yollar cümlemiz ile HAKK’adır, yollar kulları içindir.
RABB’im, yerden göğü kulları için yarattı, kulların sevgisi ile gözetti.
O’na döneceğiz.
(KUR’AN’ın 19 rakamı
ile şifrelenmesi hakkında bilgi lütfeder misiniz?)
HAK ile HAKK’ı gördük, HAK ile
cümlenizi sardık. Gönüllerde sevgiyi kardık. Selam olsun, kendinden kendine her
kulu gerçeği sorsun; desin ki, ben geldi isem merdane olmaya geldim;
yerden göğe gerçeği bulmaya geldim. Sevgimde cümleyi sardı isem,
gelişime sevinmeliyim. ‘DOST KAPISI neresidir?’ denilir.
Gönüller birlendikte, nefisler körlendikte buluştuğunuz yapıdır; tek-tek
girdiğiniz kapıdır. Konuk, her kulunu sevindirir. Konuk, yolunda geleni de
sevindirir. YUNUS, her nefeste cümleye niyazdadır. Bir-bir okuduk, her
rakamı dokuduk. Her harf ile noktadan noktaya geçtik; bilineni öylece seçtik.
Dayandığımız VARLIK’ta, her rakamın ayrı yeri vardır. Demde ‘bilgimiz
dardır’ diyenin, kendi gerçeğine dönmesi gerekir. Çünkü her kulun ÖZ’ünde,
yaratılmışlığın gerçeği mevcuttur. Öyle ise, bilgisi de vardır.
Kumun verdiği izdir, kulun
dediği sözdür. ‘Olan, uyar…’ denilmesin, pişmeden aş yenilmesin.
Kuşak dar gelmeden, açmayı bilemezsin; dumana yer vermezsen, olumsuzu
göremezsin. Yemeniyi giydi isek, YUNUS misali
yolumuz gelir. Fistanı giydi isek, yakasına GÜL takalım, seven ile bakalım;
elde tesbih çekelim, YASİN okuyalım. Üç. Güne bağlama. KULEUZU. Ummayı DOST ADI’na
dersiniz, dumanı
gönülden atmazsınız. Seymen, bildiğini cümleye eyler, cümle ile güzeli
peyler. Seymen misali olasın. Sana. NAS; dilediğin düzeni buldurur,
gönlündekini diline bal misali verir. Değirmen sudan gelir, suyunu aldıkça
yükselir. YUNUS’a sorduk günü,
dedi; “HAK’tandır yönü. Yumuşak olursa gönlü, SAHİB’ini bilir,
kaygusunu yerden göğe siler, her anında gerçeği bilgisinde böler.” ‘Sofrayı açtık, her seveni seçtik.’
dedik. Siniyi ortaya koyacağız. Aşını dizdiğin, çevresinde
topladığın her DOST ile lokmanı paylaştın. Duman dağıldığı
günden, sofran açılır. YUNUS ‘Sorayım…’ dedi, ‘Güzeli
sarayım.’ dedi. Ok attım geyik tuttum, yamayı bilene sattım. El ele
olacağız, deryada balık avlayacağız, ormanda olanı tavlayacağız,
ektiğimiz ekini bekleyeceğiz. Değirmen, o zaman bize hizmette olacak. Ozan türkü okursa, kızan kilim
dokursa, bülbül seherde şakırsa; ne yönünüz dolanır, ne gönlünüz bulanır.
Akan suya bakalım, suya elimiz sokalım. ‘Uymaz.’ denilmesin, her adıma nokta
konulmasın. ER’den gelen, çevreye gülen, yerini bilir. ‘Dayandığım
gerçeğe şaşılır.’ deme, açığın sofrada pişmemiş
aşı yeme. Yapraklar ayrı-ayrı söylemez, olsa olmasa paylamaz, olumsuzu
asla peylemez. Seyran, kulun gönlündedir. Yağdan baldan, YUNUS misali
alacaksın. ‘Dar gelir…’ deme. Kulunun nasibi; RABB’imin yazdığındadır,
kulun gezdiğinde değil. Yemeni elinde olsun,
yemeniye GÜL bağlansın. Yoluma durmayı dilersen, DOST ol her
yaratılmış ile. Yoğurt ye. Meyveyi az yeme. Elma.

Güllerden koku aldık, gelen gideni deryaya saldık.
Cümlenize selam olsun, gönüllerde Adı kalsın. Her nefeste alan gelen, giden veren vardır.
İletenden oluruz, selam diye geliriz. YUNUS’a söz bağlayan, gelse
diye bekleyenden ALLAH’ım RAZI olsun, saymayı bilen ile kalsın. Çeşmeyi su
alalım diye açtık, her zerrede yaprak-yaprak geçerli olanı seçtik. ‘Geçersiz
olan var mıdır?’ denilir. Bilen, sayfayı tek-tek okur, her satırı bile-bile
dokur. Bilmeyen; okur geçer, dokur kaçar. Ganimet buldum diyen, gününde kayguya
yenilendir. Dumanı sildik, HACI BAYRAM ile söze geldik: ... Seyranda dumanını silene. Duman yerde gökte
değil gönülde olmasın, seven sevmeyen kalmasın.
Her adımda andığımız, kainat
bir noktada sandığımız, güzeli bulduk diye umduğumuz güne varalım,
sevgide buluştuğumuz anı saralım. Almayı dilediğimizden mi
bulduk, güzeli elediğimiz ile mi serdik, DOST KAPISI’na akıl ile mi gönül
ile mi girdik? Alacağımız cevap, HAKK’ın EMRETTİĞİ hal ile
olacak. Cümlenize selam olsun, ‘Ayranı buldum.” diyen, her dileyene sunsun. Güller açıldı bu gün, güzel
seçildi bu gün, adım-adım geçildi bu gün. Kuşlara ses veren TANRI’m, gülleri
sevgililer ile derdiren TANRI’m; SEN’i bana buldurana minnetim sonsuz, sevgi
ile doldurana hürmetim sonsuz. Sonsuzlukta kaybolan her gölgeye yerden
göğe selam olsun, aldığımız her sözde güzelliği cümlesi bulsun.
Kuyuya yönelmeden YUVA’ya geldik,
cümlenize selam dedik, mümin her kuluna günlerin verdiğini söyledik. Gün
yapısına değil kapısına döneceğiz, akan çeşmeden aldığımız
suya kanacağız. Kumun getirdiği, kulun
bitirdiği olacak; konuda, her kulu bilgisi ile bulacak. Dumanı sildi isen,
‘Derman HAK’tan.’ dedi isen; elbet, kayıtta görülen kanıtta açılacak. GÜL veren, bülbül olan, günlere
sevgisini bölen. Kuşlar, uçarak bulur. ‘Olur.’ dediğimiz her olay,
gerçektir. Yapını bilendeniz, kör kuyuyu örendeniz. Onun için, kayguya yer yok. Seferden gelen ile,
soğuk suyu veren ile beraber olduk, DOST’luğu öyle bildik, açılan
yollarda gelen gidene güldük. Sahipsiz sürü olmaz, bilse bilmese kalmaz.
Sayfada gerçek, güzel diye açılır; anılan NUR’u ile gölgeden geçilir. Her an
bir bilgi ile yüklüdür, her kulunda binlerce bilgi saklıdır. ‘Dök içini.’
derlerse, de ki; ‘Gücüm, bilgim ile yüklüdür; O’nu bilen, ne derlerse desinler
haklıdır.’
Yüzden gözden gönül sorduk,
cümlenizden güzeli sorduk; selam ile geldik, ‘Yol ver.’ dedik durduk. Gelen
geçen, bilen ile; soran giden, gören ile uyumludur. ‘Deryaya yazı
vermedik.’ diyene de ki; ‘Deryaya yazı verilmez, deryadan alınır.’ Bağlı
olan her gemi, bir kaptanın emrindedir. DOST bildiğimiz, post
serdiğimiz gemide, her yolcuya yerimiz açıktır; ne var ki, kaptanınız
tektir. Gönülden aldığınız, çevrede bulduğunuz her konuya; YÜCE’nin
EMRİ ile katılır, ÖZ’den ÖZ’e cevaplandırırız. Kuyudan ses almadan, kuyuya
ses vermeden… ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, her gönülde açan çiçekler
RESULÜ’nün bahçesini doldursun. AMİN.

Çarşı pazar dolaştım,
suya çamura bulaştım; yerden göğe halleştim, dar gelenle
paylaştım. Cümlenize selam olsun, her güzelde sözü kalsın. (‘Ağlayan’
gün müdür?) Zamana
bağlarsan, EYVALLAH. ‘Ben’ de, O’na isyan vardır. ‘Ben’den beni ayır
ALLAH’ım, bağladığım güzeli çözdür ALLAH’ım, gördüğüm her olayda
gerçeği buldur ALLAH’ım. Buldur ki; beni sileyim, SEN’i bileyim, SEN’in
ile olayım, olmadık gururu kulluk onuru ile süsleyeyim, bilgimi SEN’den gelen
ile besleyeyim.’ BİR’lik, anda oluşandır, cümle gönüllerde DOST’luk
Selamın ile buluşandır. (Buradaki
an, ‘Muayyen gün’ müdür?) Yolumuz, gönlümüz, yorumumuz; ADI
iledir RABB’imin. ALLAH’ıma emanet olunuz, O’nun ADI’na niyet kurduğunuz
her olayda İZNİ vardır biliniz.

Yerde toza bakarsam, dalda
yaprağa çiçek takarsam, karanlık gecede kandili yakarsam, denizden balık
almadan çıkarsam; bilginden eksilen yerini tamamlar, sertlik her olayı
yalanlar. Yeniye yeni söz,
bilene gerçek ÖZ… ‘ÖZ’ün gerçeği var mıdır?’ denilir; ÖZ’ün var
olduğunu her kulu bilir. ‘Bilmek, gerekli midir?’ denilirse;
değildir, bildiğini bulmak gerektir. Sevgi vardır; nerde, nasıl
bulursun? Var olduğun her zerren, sevgi ile bütündür; ne var ki,
bulduğun sevgi, yaratılmışlıkta katındır. Bilge yeri arar,
toprağı tarar, dağılanı toplar, döner bakar ki; bilgisini kat ile
katlamış, her taneye göre-göre, bile-bile atlamış; bağlayan ile
bekleyeni elinden tutmuş, DOST halinde akan sudan geçirmiş… ‘Sel olsa
bulamazdı, akan suda kalamazdı.’ denilirse de; dayanılan güç kartala yön verir,
dönmeyeni durdurur. Daldaki çiçek, senin güzelindir; topraktaki böcek, çiçeğin
güzelidir. Birbirinden ayrılmayan her halka, birbirini takip eden her dalga;
inancımız O olsun ki, yaratılmışlığın mutluluğunu cümle kuluna
duyuracaktır ve her kulunu sevgisi ile doyuracaktır.
‘Dualardan aldığımız,
gönüllerde bulduğumuz, her an geçen ile gelene özlem duyduğumuz.’
dersiniz; güzelden aldığınızı, bilen bilmiyen ile paylaşırsınız.
Cümlenize selam olsun; sevgiye ölçü bulan, kendini arasın görsün.
Hazır olan her kulu, bulur
dilenen yolu. Cümlenize selam olsun, yağan yağmura kaydını versin. Saydığım her
satır, koymayı dilediğim taşı senden alır dileyene verir. Güçlük yola
gidene değil, yolda güdenedir. Sesin olduğu yerde, heves güçlüdür.
Dumanı silelim, geldiğimiz güne gülelim, gerçek aynadır bilelim. ‘DOST
KAPISI’nda, dostum yok.’ diyene. Her derdin şifası, elbet ALLAH’ımdandır.
Günün olayında, suyun önemini bilelim. Bol su ile, bol nefes. Geçici olana, ALLAH’ımdan
niyaz diledik. Suya. Altın misali. Bir damla tentürdiyot her gün alsın,
geçerlidir. Öykü değil
gerçeği veririz, kaygu değil huzura geliriz.

(BAKARA Suresinin
284’ncü Ayetinde geçen ‘SANDIK’ sözünü açmanıza İZİN varsa, lütfeder
misiniz? ONBİRLER’in İkinci görevlisini verir misiniz?) Kanat takıp uçaydım, akan sudan
geçeydim, güzel çirkin seçeydim; yolum mu olurdu, kuyuda mı kalırdım? Gelen
geçen söyleşir, uçan kuşlar eyleşir, DOST diyenler
bekleşir. (Bedenin
zerresi değişime uğramıyor mu?) Akıl yok oluyor ise, beden de yok olur.
Var edilen hiçbir yaratılan yok olamaz, YARATAN’ımın BİLGİSİ
kulunda kaybolamaz. Az verse, çok verse, O’ndan gelen gerçeğin emanetçisi
olduğunu bil. Akıl ile, beden ile, ruhunun emrindesin. O ruh ki, kayıtsız
şartsız uyumdadır. Nefsin isyan etse de, düzeni birbirine katsa da; gün
gelir, BİR’de olan ile BİR’liği bulur. (‘Kim
olduğu bilinmiyor.’ diye sohbet edilir.) ‘Dost!’ deyiniz. Dağlardan değil
yollardan gelir, ‘Necdet’ diye anılır. Kayıt YÜCE’nin EMRİ’ndendir.
ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. MERYEM. (Bir hasta için şifa sorulur.) Kaydına
LOKMAN bakar.

Koşudan geldik yola,
güzelden dedik hale. Gel gidelim sürüyü güdelim, yeni doğan kuzuları
birbirine katalım. Selam olsun, yoğun gelen her sohbette kulu kendini
bulsun. ‘Nerden nereye?’
denilir, her sofrada tatlı tuzlu yenilir; denenmiş olayda, ele gelen
sevilir. Ne YAR’dan gönül aldık, ne zordan günü sildik, her demde düze durduk,
doğandan konuyu seçtik. Döne-döne alacağız, gayret ile
bulacağız. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Reyhan
ile Serhan ne anlamda? İsim mi, mana mı?) Reyhan; ad ile yada yer verendir,
gönülde açılan kapıyı görendir. (İsim değil?) EYVALLAH. ALLAH’ıma
emanet olunuz. ‘Dağlar dize gelmezse,
kullar yolu bilmezse?’ demeyelim, seyirde hata bulmayalım, bir yorumda
kalmayalım. VEYSEL’den alana, DOST KAPISI açıktır.

Kavuştuğunuz bilgide,
boy boy oluşan sevgide; RABB’imin verdiği, kulunun erdiği
güzellik vardır. Selam olsun, her nefeste kulu aldığını bilsin.

Gedik açtık, söze geldik, her
sözde güzeli verdik. Cümlenize selam olsun, açılan kapıda gönüller gerçeği
bulsun. DOST olduk selam dedik, dostlukta
selameti bulduk. ALLAH’ıma emanet olunuz, niyazımda kendinizi bulunuz.

Kumda yürüdüğümüz günde,
gönül ile sürüdüğümüz bilinir, her adımda VEREN’den söz edilir. Selam
olsun, yolumuz her bilene açılsın. ALLAH’ım, niyazımızda… YUNUS
misali ağaca ip geriniz, ipe temiz çamaşır seriniz.
Kurallardan yol sormayız. Konuya su verdik, SIR’dan
aldık, yolunuzu belledik. Cümlenize selam olsun. Gelmiş geçmiş
bilgiler, kaydınızı yenilesin. Demde oluşan güller, aydın gelsin gönüller,
dumansız kalsın günler. DOST KAPISI’na geldik, cümle dostları gördük; adım-adım
yürüdük, HAK ÖRTÜSÜ sarındık. Selam olsun bilenlere, selam olsun cümleyi DOST
bilip gülenlere, selam olsun ‘Güzel gün.’ deyip gelenlere gelmeyenlere. Ne yolcu zordadır, ne hancı dardadır; her var olan,
bilgisi ile sorgudadır. Hoşnut olalım, doğruyu öyle bilelim. Geçeni
silelim, gelene gülelim, diyelim ki: ‘Ak ile kara, gölgenin rengi
değildir; ne bilirsem bileyim, kainatın dengi değildir. Bir-bir
alırım, bir-bir bulurum, binbir hal ile olurum; işte o zaman, kendimde
olan ile kalırım.’ ‘Çaresizim.’ diyen, pişmeden lokmayı yiyendir. ALLAH’ım
var ise, kul çaresiz kalmaz. VAR OLAN’a yokluk izafe etmek, VARLIĞI’na
küfretmektir. Dar gelen gönüldür, dünya yaşantısı değil. ‘Varız ALLAH’ım. SEN’den geldik, her anımızda SEN’i
yanımızda bildik, gönlümüzde bulduk, yaratılmışlığımız ile övündük,
YARATAN’a dayandık, şükürler olsun ALLAH’ım.’ diyelim, DOST SOFRASI’nda
niyaza duralım.

ÖZ’den sözden, ayrı kalmaz gönül
sizden. Dünya bilinse idi bir bohça bezden; gelen giden giyinir, ipek şalı
sarınırdı.
Yumuşak gelsin huyu, selviye
değsin boyu, RESULÜ’ne uysun soyu. Selam olsun, ‘ALLAH. ALLAH.’ diyen
kulları, doğruda HAK ADI’na kalsın.
Meyveli ağaca tırmanma, dalı
gevrek olur; aldığım her somun, sana çeyrek gelir; RABB’imin sevgisi, her
kulunu bulur. Değil. Somun, mana azığıdır; ‘Ver ALLAH’ım.’ diyen,
BÜTÜN’de çeyreği görendir. (
Çeyrek; olumsuzluk mu?) Olumluluk. Bir somun çeyreği, bir kulunu
ömrünce besler; lokma-lokma alanlar, hallerine bin şükrederler. Varolan gönlünü, VAREDEN’e açtığın
günden, ‘YARDIMCI’m.’ diye gemiyi seçtiğin yönden… ‘Yaprağı
sayacağım, sevgim ile sevgiliye doyacağım.’ dediğin her günde
içtiğin her yudum su, KEVSER ŞARABI olur. Saymayı düşleyelim,
olumsuzu taşlayalım; DOST sofrasını kurup, aşımızı tatmaya
başlayalım. Dört ayrı kapıda, dört nefere sorarsın, uyacağın yapıda
HAK SESİ’ni duyarsın. Çevrende oluşanlara, HAK ADI’na
çalışanlara selam verelim. ‘Çavdar mı eksem, yulaf mı?’
diyene sözüm; yerden aldığın, duvar üstünde bulduğun, elbet senindir.
Ektiğin biçtiğin, senindir. Ayran aldın, sıcakta ağacın
gölgesine geldin. Gördüğün her olay, yaşantı düzenidir. Yoğun
gelen her olaya gönül versen, ömrü düşlemiş olmaya benzerdi. Nane,
oyma misali büyüyecek. Nasibi olanı alır, yapraktan adını bulur, sevgide adını
duyurur. YUNUS ile dolandık,
yuvada DOST ADI’na hallendik, güzelliğe sevindik. Aşı gür olsun, sesi
gür gelsin, gönlü hür kalsın, gücü her zoru yensin; DOST bilsin, gönlüne gelen
her yolcuyu YUNUS misali sarsın. Zorlar ADI’na yenilecek, nasibini sofranıza
katacak. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Her rüya, gerçeği yansıtır. (
Çeyrek somuna layık olmak için, bir nasihatin var mı DEDE’ciğim?) Beklediğin her
olayda, kendinde olana YUNUS misali sor. ( Gönlüne
danışmak mı?) Evet. Çevreye düğüm atan, çevrede kozu satana yol sorma.
Çünkü, adım attığın anda, sorumlusu sadece sensin. ‘Öyle ise, kendimin
sorumlu olacağı düzeni, başkasının aklından niye alayım?’ diyesin,
çeyrek somunu yuvanda paylaşasın. Yama yoksa
fistanında, çiçek boldur destanında.

Koşa-koşa yol aldık,
geldik sohbete daldık. Selam olsun cümlenize.
(1982 de, YUVA’mızın
aldığını vermek konusunda canlara bir takım görevler verilmişti.
Görevlerin kolaylıkla yürütülmesi için de, 11-4-6-7-41 ve 27’ler olarak gruplandırılmıştık.
Bir süre önce, çalışmalarımız bazı nedenlerle kesintiye uğramıştı.
YUVA, yeni canların da katılması ile çalışmaya başladığına göre;
bu grupsal düzenler, hala geçerli midir?)
Yollardan gelen bilir, kaydını
bulan okur, okuyan aklı ile gerçeği dokur. Cümlenize selam olsun, dolu
gelen destide dilediği suyu bulsun.

Hazır olan her varlık, görmez
elbet darlık; gelişten mutlu olan, gidişte bulmaz zorluk. Cümlenize
selam olsun, alan aldığı yerde, seven bulduğu günde görsün. Merdane düze gelir,
derdi siler söze gelir, her düzende yolu bulur, kaydını cümleye verir, sözü
MERYEM alır: ... Yaprağı DOST gününde
alırsan, meyvesini dilenen halde bulursan, dileyen her kulu ile
paylaşırsan; yoğun geleni bilirsin, ‘HAY ALLAH’ der, kendinde olan
ile kalırsın. (Resim
verildi: HACI BAYRAM) Kaygudan söz almadan buldu, kaygusuz geldi, her
gölgeyi HAK ADI’na sildi. Dayandığına
dönesin, güvendiğinde bulasın, çizdiğin her kalemde DOST ADI’nı
göresin. ‘Yazdım çizdim, okudum bozdum.’ diyene de ki; ‘Gerçek yazı itilmeyendir,
dünya gününe.

Huzur ile geldik, hazır olan her
kuluna güldük. Selam olsun, konuya söz veren güne ALLAH’ım ışık versin. (‘Gerçek
gün’, ileride midir?) Yaratılan her an, her gün, gerçektir. Zaman, senin mefhumundur.
Yollar, kullar, Dostlar BİR’dir, BİR’de olsunlar; suyu aldıkları
halde bilsinler, çekirdeği toprağa diksinler, ‘Ne olur?’ demesinler.
Unutmasınlar, meyve vermese de, gelişen bilgide, erişen görgüde
ağaca aşı yaparlar, dilenen bilgiye sahib olurlar… ALLAH’ıma güç
gelmez. (‘Dilenen bilgi’, ‘Gerçek’ midir?) Yerden göğe
aldığımız, sevgi diye bildiğimiz her konu gerçektir. Sevmiyor isek,
olaylara gülmüyor isek; hata, YÜCE’de değil, sendedir, bendedir.
Gönülden güzele uyduk,
doğuştan geleni duyduk, cümleniz ile sevgiye doyduk. Gün günden
beslenir, kul görgüsü ile süslenir. Selam olsun, giydiğiniz fistanda
yamayı bilen vursun. Yerden göğe alacağız,
sevginizde cümle ile dolacağız.
Komşudan komşuya selam
ederiz, her güzeli bilene, soylu der güleriz; kumdan yolu sorana, her adımda
niyaz ederiz. Cümlenize selam olsun, gemiye her adım atan, kendini selamette
bilsin. Yoldan selam
alacağız, hep beraber güleceğiz, cümle ile geleceğiz. ALLAH’ıma
emanet olunuz, ALLAH’a ısmarladık. HACI BAYRAM, yaprak altında Güneş’e göz
kırpana selam iletti.
Kuşlardan haber sorduk, sevgilileri sardık,
bilgimizi yolunuza serdik. Selam olsun. Durmadığın durakta selam vereni bilemezsin, dilenen
halden uzak kalamazsın. Konuk yolunu bekler, yolda aldığını gönlüne ekler. Her nefes bilendendir, sanılmasın adı ile
gelendendir; adını verse vermese,
kaydına sevgi ile gülendendir. Çağırdığın her anda, yaprak-yaprak
oluşan, selam diye buluşan güzeli bilirsin. Kement attığın
olayda çevrende oluşan yargıyı, cümleye bağladığın sevgiyi,
‘MEVLÂNA ile aldım.’ dersin, RESULÜ’nün sofrana koyduğunu yersin. ALLAH’ım
RAZI olsun, doğuşta bulduğun gerçek daim kalsın. Hazır olana de ki: ‘Huzur benden bana geldi,
kaygu benden uzakta kaldı, karar vereyim desem, gönlüm RABB’ime havale etti,
O’ndan gelene uyduğum, O’nun SOHBETİ ile doyduğum bilinir;
manaya, açık gönül ile uyulur.’ VELED ile söyleştik, gördük sevdik
halleştik; baba adına DOST ADI’nı kattığınıza sevindik. Ömründe asla
düğüm olmasın, bilgisinde duman kalmasın; altın ile oynasın, gümüşte
su kaynatsın. ALLAH’ıma emanet olsunlar. ALLAH’ıma emanet olunuz, MERKEZ’im ile
gelenden, selam size diyenden kaydınızı alınız, sevininiz, gülünüz.

YUNUS ile söze geldik, koşuya gideyim diyene
güldük. Selam olsun, doymayı bilen gönlünü kaygudan uzak tutsun. “Dört kapıya yöneldik, bir kapıda dineldik; sorguya yer
verene, GÜZEL’i anlatmak için bunaldık.” dedi, YUNUS’um her adımında yorgunluk
bilmeden, bildiğini bölmeden verdi-verdi. “Dayanmayı bildiğine önce kendin inan. DOST
olduğun her an yumuşak olursun, kendini öylece huzur ile bulursun.
Çevrende dolanan her zerre, senden sana GÜZEL’i tarif eder; bilir isen, aklın
seni arif eder. Her soruda önce kendini yokla. De ki: ‘Dayandığım ALLAH’ım
asla beni bırakmaz, zor ile kaynaşsam da ateş ile yakmaz,
kördüğüm gördüğüm olaylarda zora sokmaz. Öyle ise, gönlümden kayguyu
sileceğim, dayandığım ALLAH’ıma şüphesiz inanacağım. Gönlüm açan GÜL’le bürünür, benden bana NUR’u ile
sarılır…’ Gerçek ÖZ’ündedir, kaygu sözünde, şüphe dizinde. ‘Dost aradım
bulacağım, DOST’u dosta soracağım.’ diyesin, elinde olan aşı
tatlı-tatlı yiyesin; MEVLÂNA ile el ele olduğunu bilesin. Gölge senin
ÖZ’ünden uzak kalsın; her nefesin, senin ile HAKK’ı söylesin. Güneşten
aldığın ışık, ömrüne ömür katar; yavrunun yavruları elinden tutar.
Gerçeği onlara da anlatırsın, güzel olanı her sorana dinletirsin.
ALLAH’ıma emanet ettiğini bilesin, her lokmanı tatlı yiyesin. YUNUS ile geldiğimiz, eşine YUNUS’tan
verdiğimizdendir. Ona de ki. Dört duvar doyumludur, dört kapı uyumludur.
Suya sözü verecek, suda kendini görecek, gönlünde RESULÜ’nün sözünü bulacak.
‘Bil, bildir, bilene uydur.’ dedik, O’na niyaz ettik. Sevgimiz sonsuzdur,
GÜZEL’e dönüşten.” dedi, YUNUS’um selamladı; her yolun, yolcuya açık
olduğunu söyledi. Seferde olan ile gönlüne dolanı ALLAH’ına havale et,
yolcu ile buluştuğun an bilgini ona ilet. MEVLÂNA’yım. Gölgesiz
gönülde, dilenen kanalda sözleşiriz. ALLAH’ıma emanet olasın, her satırda
kendini bulasın. Dostlarla buluştuk, yollarda
söyleştik; bir çiçekte, bir böcekte ALLAH’ımın izini, ALLAH’ımın SÖZÜ’nü
gördük; kumda adım-adım yürüdük, gelene iz olsun dedik. Günlere sığmayan
sözümüz her zerrede barındı, her zerre ALLAH’ımın EMRİ ile korundu.
Kayguları silelim, YARATAN’ın sebeplerine EYVALLAH diyelim.
Karar vermeye değil, kararı
söylemeye geldik; senden benden ayrı kalandan, yolu yürüyene gösterdik. Selam
olsun, cümleden gelen selam yerini bulsun. Gölge; bulut ile
gelirse rahmetine dönüşür, ağaçtan gelirse hürmetine açıktır,
bilginden gelirse zahmetine katlan.
‘Gölgede aramadık, gönlümüzü
çamur ile taramadık, dilenen gerçeği tezgahta kuramadık.’ diyene selam ile
geldik; ‘Karar verdim.’ diyen ile, karara uyana, yerinde durmamasını söyledik.
‘Duman var mı?’ derlerse; ‘Gönülden dumanı sildim.’ diyesin, gerçekte kendini
öyle göresin. ALLAH’ıma emanet olunuz; ne
sağırda, ne körde, zahmet görmeyiniz. ALLAH’ım her zahmete RAHMET’ini
ekler; kulundan, kulluk hizmetini bekler; bilmeyenin hatasını saklar; O’na
yöneleni paklar. Gel dedik cümleye, GÜL dedik cümleye… bekledik, her gelene
lokmasını sakladık. Gelen gelir, alan bilir, seven bulur; her nefes, sahibini
gerçeğe götürür. Bilmem diyen; aramaya çalıştı mı, GÜZEL’i görmeye
alıştı mı? Ağaçtan ağaca selam getiren, yazdan kışa mevsimi
bitiren, kulluğu ile aldığını götüren; gölgeden uzak kalsın, her
olayı hayra yorsun, doğuştan buluşa adımlarını saysın. ALLAH’ıma
emanet olunuz.

Demde gönülden gelen, selamı
dilden alan, DOST KAPISI’nda, sevenlerin yuvasında güzeli bulan; yerini yönden
bulursan, gölgeyi silersin, selam diyene gülersin. Resimde
verdiğimiz, RABİA HATUN ile derdiğimiz, karındaşınadır.
Yamaya yöneldi, dilenen kanala döndü, selamı aldı. Dalmasın toprağa.
Dökülen yaprakta iz aramasın, yola niyet kurdu ise toz var mı sormasın. Yol;
tozu ile, yozu ile, yazı ile, kışı ile bütündür.
Kurallar asla değişmez,
bilmeyen kul gelişmez; sevgi yok ise yorumda, arasa da buluşmaz.
Selam olsun, yuvaya gelen her kulu, DOST SOFRASI bulduk desin. Yol bizim geldik
size, hal bizim güldük söze, DOST KAPISI’nda selam dedik cümlenize. HAY diye
durduk, RAHİM dedik, RAHMAN SIFATI’na sarındık. ALLAH’ıma emanet olunuz.
MEYDAN bize güzel verir. Yolu
bilen, gönül açan, her olaya düzenden diyen; selam ile geleni bilir,
aldığı yolu her adımda gösterir. Bülbüle ses verdi ise, GÜL’e olan
aşkındandır; DOST KAPISI buldu ise, HAKK’a olan AŞK’ındandır.
Dağlar selam verir de, ovalar hiç durur mu? Çiçekler vecde gelir de,
ağaçlar söz bulur mu? Hep beraber geleceğiz, hepimiz BİR’likte
güleceğiz. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, sevginiz kainatı sarsın,
yollar niyazlar ile bağlansın. Ona de ki; üç kapıda
alacağını belledi, bir kapıda bekledi. ALLAH’ımdan dilendiği halde
yazılanı görecek, her adımda sırrına erecek. Selam olsun, ALLAH’ın RIZASI ile
kalsın. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Yumağın düğümüne yol sorduk çözüm bulduk,
ALLAH’ım dedik çizgiye uyduk. Selam olsun, sofrayı kuran gülsün. Harman kulu döndürür, Güneş
yolu yandırır, GÜL dalına bülbülü kondurur. Her güzelin, GÜL misali dikeni
olur; elime batmasın dersen, dalı mendil ile tutarsın. Komşuya el
etmezsen, yolcuya GÜL satmazsan; ne gayretten, ne hayretten nasibin olmaz,
bilginde gerçekten zerre kalmaz. Ne derse desin komşunun yeri vardır, DOST
olmanın yolu vardır. YUNUS gerçeği bildiği günden, kendini her
zerresi ile yargıladı, bilgisini sorguladı… dumana öyle baca verdi. Ocağın
elbet yanacak, ne var ki, baca yapmazsan sende kalacak, sende tütecek.
Ocağına baca yaptığın an, ateş sende kalacak, dumanı gidecek.
Yolumuz, YUNUS’un yoludur. Halinizde uysa, kement attığı olayda
gerçeği duysa; sayfaları açmaya değil, her sayfada güzeli seçmeye
gayret ederdi. Bir-bir okudum,
tezgahta iplik dokudum; gelene gidene sattım, düğüm var ise attım. Gün
gelir güzel verir, bekleyenin yoluna hayır gelen durur, vardığın her
durakta düşündüğün kalır. MEVLANA’yım. Huzur dilersem, hazır olurum.

Gerçeği yoldan bildik,
gönülde HAKK’ı bulduk, DOST adını sevginiz ile aldık. Selam olsun, her adımda
aradığını bulsun. Konuk gelene kayıt sorsan; ne
zordadır, ne kârdadır, eski diye attığın eşya hurdadır. Dergah bilen
ile verir, bilmeyen ile erir. Aldığın sözü olduğu gibi bilesin,
MEVLANA ile arandaki perdeyi göresin; kapına geleni sorasın, aştan mı,
taştan mı nasib diler. Aştan ise, sofrası dolar; taştan ise,
çevresi güler. Her darlığın bolluğu geçerlidir, kul bilirse
tutarlıdır. Ayırmadan aldığın her lokmayı kayırmadan verdiğin
bilinir, DOST KAPISI’nda dağılan her zerre geçerli hallere bölünür,
gölgesi bol ağacın altında nasibin görülür, sevindiğin halde
yumağın örülür. Olumsuz gelecek deme, kayguyu önüne katma. Almayı
dilediğin yapıya, olumsuzluğu asla sokma. Yaprak nasıl dalı günü
geldiğinde boş bırakıyorsa, niyazın da dalı süsleyen yaprak misali
gün-gün okunur, kaderin ile dokunur. Ocağı
yakacağım, tavana feneri takacağım, her güzele O’ndan diye
bakacağım. Seferde adım atana her adıma yetişecek, el ele
tutuşacağız; gemiye geldim dese, sahilde bakışacağız.
ALLAH’ıma emanet olunuz. Üç öğün bir sohbette
bağlanır, her sohbette alan veren bellenir, Dostlar gelsin denir beklenir.
Cümle Dostlar her sohbette mevcuttur, anıldıkları kadar; ne var ki, kime
İZİN verildi ise o söyler. ALLAH’ıma emanet olunuz.

Altın gümüş
yerini verir, seven cümleyi görür. Korkuyu akıldan silelim, barındığımız
HAK’tır bilelim. Denizler yosunlarla, kulları YASİN’lerle beslenir, kainat
bilenlerle süslenir. Denizde yosun, bilginde YASİN, görgünde kainat;
benliğini bağlasın, ALLAH desin AŞK’ına ağlasın. Cümleye.
Deryaya göz atalım, gelene gidene ışık tutalım, YUNUS ile sevgi satalım.
Yunalım dedik aynı deryaya girdik, birbirimize sorduk; ‘Nerden? Nerde? Nereye?’
Kimi dedi, dereye; kimi dedi, YEMEN’den zamandan aldık, zamanı ÖZ’de sildik.
BİR geldik, BİR kaldık, BİR’e talib olduk.
Her güzelde O’nu ara, kulluk
sözünde kendini tara. Yudum-yudum içtiğimiz, sazdan sözden geçtiğimiz
her olaydan seyrini buluruz. Cümlenize selam olsun, beklenen aydan her kulu
nasibini alsın. ALLAH’ıma emanet
olunuz, nurların yoğun geldiği günlerde nasibinizi alınız. Damla-damla
alıştığımız, gönüllerde buluştuğumuz gerçeğini asla
unutmayınız.
Korkuya yer vermeden aldık,
YAZAN’ı görmeden bildik, DOST KAPISI’na çalmadan girdik. Cümlenize selam olsun,
her satıra gölgesiz yorum girsin. YEDİLER’den
geldik, selam diyen her kuluna, selamlarını ilettik. ALLAH’ım cümlenizden RAZI
olsun.

Yaprak dalda güzeldir, kulu halde,
‘Dağlara gideyim.’ dersen yolda. Duman yolu kapamaz, giden ile gelene DOST
yolunu açtı ise düşman bir şey yapamaz. Kalede durdum, gelen her
atlıya gördüm, ‘Adı nedir?’ sordum. Dediler; ‘HAMZA’. (HAZRETİ HAMZA mı?)
EYVALLAH. Dün de, bu gün de savaştadır, gelende gine savaşta olacak,
her yiğide el verecek, yardımcı olacak. (Aynı nedenle savaş mı?)
EYVALLAH. “Yorumdan aldığımız gibi,
bilgimizde bulduğumuz kadar her olaya yön verelim, boyuna enine değil
gönlüne katılalım.” dedi, MEVLANA YUNUS cümlenizi selamladı.
Aradık subaşını, yokladık her
taşını. Alan gelen sorumludur, temizlenmedi ise baca kurumludur. Selam
olsun, her niyaz yerini bulsun. ‘Yer gök yolsuzdur, her adım
tozsuzdur.’ diyene. Ağaca bağladığın atı çözesin, sevginde
olanın gerçeğini çizesin. Senin ile sende olan, senden sana uzak kalan
ağaç güçlüdür, darlığa vermez; ne var ki, sende olan ona sormaz.
Yaprak-yaprak oluşacak, her yaprak dalında buluşacak. Daha önce
dedik; ‘Güneşi göster, gölgede olana. Gerçeği göster, Güneşten
uzak kalana.’ ‘Çağırdım gelmedi.’
deme, gölgede olanın kahrına düşme. Düzen dileğince kurulur, çünkü
düzene aykırı gelen yorulur.
Güzel dedik her olaya, katılmadık
kolaya; sevdik geldik haneye, yolu sorduk cümleye. Selam olsun, seyrini bilen
konuya dursun. Duyandan sesi aldım,
doyan ile sofraya geldim, her kulunda gerçek NUR’unu buldum; ‘HAY’ dedim, her
zerrem ile darlığı sildim; GÖNÜL ERLERİ’ne her zerremin sırlarını
bildirdim. ( ) Alan ile
dolana. BİR’dir BİR’liğe dönen, BİR’dir BİR’likte
olan, BİR’dir cümle ile kalan; dayandığı kapıda, sende olan
gerçeği bulan. Darlığa
düşmeden geldik, ayrıya düşmeden sevdik; geldiğimiz halde
kaldık, gölgeyi bilgimiz ile böldük. Selam olsun, her kulu sevabını kendi
gönlünde bulsun. Yerden tozu bildikte, seven gönülden sildikte, ayna misali
oldukta, alacağımız her nefeste gerçeğin bilgisi vardır.
‘Gerçeğin bilgisi nedir?’ denilir: Ördüğün duvarın harcını bilmezsen,
yıkılır, sıvası dökülür. DOST kıldı isen hevesi, DOST ADI’na alırsın nefesi,
bir-bir okursun kafesi. Dersin ki: ‘Bir bedende bin hale, bir halden binbir
suale geldi isen okursun, bildi isen dokursun.’ YUNUS daldı kanala, yolu sordu
hamala. Duman almadan geldi, duman vermeden buldu, her sohbette HAK ADI’na
kaldı, sözü cümleye verdi. Dağlara sordum yeli, dediler ‘Saldık seli,
SEYYİD OMAR verdi yolu, her adımda alır eli.’ Duman asla kalmasın,
bahçende çiçek solmasın, destine bulanık su dolmasın.

Karar yerden göğe açılır, niyet
ile dilenen yoldan geçilir. Cümlenize selam olsun, gönüllerde açan güller her
dileyeni bulsun. Aynaya bakarsan, eşyanın
dengini görürsün; gördüğün gerçekte, gönlündeki zengini bulursun.
Ağacı, besleyen süsleyen diyebilirsin. Oysa ağaç, telefondur
telsizdir. (Tefekkür?) EYVALLAH.
Ağacın gerçeği odur. RESULÜ, her nefeste ağacın vergisine
uymuş, vereceğini ondan sormuştur. (Ağaçla mı konuşuyor?) EYVALLAH. (Zikirde?) EYVALLAH.
Taş, toprak oldukta; hileyi siler, gerçeğe her varolanı hazırlar. Her yıldızın adına selam
verelim, geçmişte değil günde kelamı bilelim. Soyluya adı verilse,
yerden göğe direnirdi. Soysuza nokta denilse, adı ile gerinirdi. Her
satırda kul övülse, kalanlar hep dövünürdü. Her kulu övülür, ne var ki, kul
gönlündeki ile sevinir. GÜL’ün çiçeği övülür, dikeni değil. Öyle ise,
diken geçersiz midir? Diken, gülün koruyucusudur, hem de kulu korur. Çünkü,
dikenin özelliğinde gülün zehri vardır. Gülü besleyen maddenin döküntüsü,
dikenindedir. (Tortusu mu?) EYVALLAH. Binbir örtü örtülür, bilemezsen
yırtılır. Eli nazik tutalım, her örtüyü bir-bir açalım; gümüş iplik
bulursak, açık geleni dikelim. DOST ADI’na geldik size, DOST ADI’na girdik
söze; almayı dilenen düze, cümleniz ile geldik dize. Sofra açık dedikte, tatlı
aşı yedikte; HAY diye-diye kaldık, hayırda gerçeği bulduk. SALAVAT
okusun. (Romatizma için): Yaprağın tazesine. Limon
yaprağı. Kaynatılsın. Limon suyu ile karıştırılsın. Her gün ayaklar
banyo yapılsın. Soğuk değil, sıcak değil… Yaprağın
geçirdiği her evrim verilir, kulunda şifa görülür. (Not: Evrim: Her gün çok taze
yapraktan, olgun yaprağa doğru kaynatılacak.)
Dumanları sildik geldik, yerden
göğe bildik geldik, cümlenize selam dedik. Devre, her an yenileme; post,
bilginin kalıplaşması… ALLAH’ıma emanet olunuz. Gönül erliği, her an
yenilenme ile gerçekleşir.

Her yolun gidişine, her sürüyü
güdüşüne, YAR’dan dedik katıldık; sorguyu doğuştan dedik,
bitirdik. Cümlenize selam olsun, ayrıda olmayan her kulu kendini gerçekte
bulsun.
1
YUNUS ile söyleştik, güzel
dedik halleştik. Gerçek bilgi, bilene; gelen günler, gülene. Selam olsun,
yollar görgüye açılsın. Doğu’dan YUNUS ile alışan,
Batı’dan MEVLANA ile söyleşen, konuya YUNUS misali girişen,
aldığı ile verdiği arasında katkısız çalışan, komşuya söz
verip YEMEN’den gelişen, MERYEM’e adım atıp TOKTAY’a ‘Selam.’ diyen,
derman dileyen her kuluna adı ile katkıda olan LOKMAN’ın sözünü getirdik,
konuyu açtık: ... ‘MEVLÂNA’dan söz getir.’
diyene, de ki; ‘Üzüm senindir.’ Üç konuyu birledik, gönül dedik
gürledik. Akıl, mantık, gönül. Yumuşak gelen her konu, bilgi ile yerini
alır; bilgi yok ise, ne olursa olsun dağılır.

Kumda ayak izi var, kulda HAKK’ın
SÖZÜ var. Gelmeyi yeni bilen, yerinde gerçeği bulana selam olsun. Her ışıkta
bağımsız gibi görünen, dağıldığı yerden her an toplanan düzende
ahenk vardır. ‘Gemiye geleyim, devrimi göreyim.’ diyenler; önce, gidişte
gelişte durgun olana talib olurlar, vurgundan sakınırlar. Görünüşte
barışmayan her zerre, bilinç dışı birbirine bağımlıdır, gölgesiz
varlığında çözülmeye düğümlüdür. Bilginde ararsan bulursun.
Çalışan her azan, birbirine habercidir; birinin durduğu yerde, öbürü
görevi yüklenir. Doyasıya aldığın her sohbette, bütün zerren seferdedir.
Dumanını verdiğin her konuda, gerçeğin olmadığını düşün.
Çünkü, gerçek bilgi asla yanıltmaz. Doğudan Batıya eğildiğin
konuda, kendinden kendine verdiğin sözü düşün. Alacağın her
sözde, bağladığın konuya açıklık getiren, görgün ile sevgindir,
aslını bildiğin konuya saygındır. Bildiğiniz, bilmediğinizden
elbet çok azdır. Ne var ki, öğrendiğiniz her kelime, bize sonsuz
hazdır. Ne derlerse desinler, kaşık ile versinler, tas ile sunsunlar…
yeter ki, gönülden geleni katsınlar. Ne gönülden geçtik, ne de güzel çirkin
seçtik, dağılan kuma kürek ile yanaştık; derledik topladık, her
sohbette bilgini katladık. Dedik ki; ‘Aradığın güzeldir, bilmeyi
dilediğin RESULÜ’nden özeldir.’ Denildi ki; ‘Azdan çoktan söz gelmesin,
taştan kumdan şikayet olmasın. Düzeni gönlünce kuracak, kayguyu
kıracak. Eylemde hata ararsa, yeterli gelene sözünü geçirecek. Doğruya
şaşmadan baktı, YUNUS misali her dileyen ile ocağı yaktı.
ALLAH’ım RAZI olsun, dilenen kayıtta adına selam gelsin.’
Dağlara ses verdim geldim,
kullara söz verdim durdum, her kulunu sevgi ile sardım. Selam olsun; dumanı
silen, DOST geleni bilsin. ‘Güneşten yandım,
gölgede dondum.’ diyene, düzenden sorumsuz kalana. Günün yorumuna girecek,
kayguyu bilgisi ile karacak. Kement attık olaya, dedik HAK ADI’na dolaya.
Çevirmeyi bilecek, adına yıldızlar gülecek. DOST aradı, her Dostta RABB’ini
gördü, bilene bilmeyene sordu; ‘Bağa mı gireyim, ormanda mı yürüyeyim?’
Dediler ki; ‘Bağda Dostlar bekleşir, ormanda sevgi çoklaşır, her
birine seven kulu yaklaşır.’ Avucumda okuduğum, aklım ile
dokuduğum, bu düzende gelişecek; seyre daldığın her olay, bilgin
ile yarışacak, gün-gün birbirine karışacak. Asla şüpheye
düşme. Demde benden sorulan her çizgide, artıya artı düzeni ile yerini
alacak. Bağlanacak her düğüm, çevrende düğün sevinci verecek.
YUNUS ile aldığımı, VAREDEN’e sorduğumu, MEVLANA da verecek. Her devirde aynaya sırtını veren
vardır, değerlendirirsen ÖZ’den gelene kârdır. ‘Değirmene su
gelmezse?’ diyene de ki; ‘Su olmayan yerde değirmen kurulmaz. Akıl
değirmeni kurdu isen, suyum aldığındandır.’ MEYDAN cümlenin
niyazınadır. Her dileyen gelir, her dileyen alır, her dileyen verir. Dost
dediğin, günde değil ömürdedir. Dileyip yakayım dediğin
ateş, kömürdedir. ALLAH’ıma emanet olunuz.
Kuyudan su alacaksak, korkuyu kuldan
bulacaksak; GÜVENDİĞİMİZ’e nasıl selam veririz, nasıl
‘Kulunuz.’ deriz? Dağlara giden yolu, kuluna gülen hali; gölgesiz
alacağız, korkuyu sileceğiz. ‘Aldım gönül sesini, sildim dünya
hevesini.’ diyene de ki; ‘Gönüller GÜL’e açık. Güller cümleye verilir, her
bahçede görülür.’ Balık aldım dereden,
ayrı kaldım sorudan, yolu buldum korudan. ‘Seher vakti duracağım,
GÜNEŞ ile vereceğim.’ dediler, mor rengi AŞK’ı diye övdüler. Mor,
ulaşılamayan AŞK’ın bilgisini verir, akım ile tarif edilir. HACI
BAYRAM ile YAHYA, mor akıma ulaşmış BİLGELER’dir. Hayra açık yolumuz, hayır verdi
kulunuz. Gönüller BİR’lik olsun, her konu açık gelsin.
DOST KAPISI’nda durduk, DOST SOFRASI
kurduk, gönüllerde güzel olanı gördük. Selam olsun. Yumuşak yoldan geldik,
her gelen ile gönlümüzü GÜL BAHÇESİ’ne serdik, ömrünüzde geçici kayguyu
gördük. Silelim olumsuzu. YUNUS ile söyleştikçe, MERYEM ile
halleştikçe, BEKTAŞ ile döne-döne oluştukça; derde derdi söz
edenden olamayız, dar geleni gün boyu bulamayız, geçici olanı söz edip te
aklınıza dolamayız. Komşudan komşuya selam
ileten, sesini verir; alemden aleme selam ileten, kuşları yönlendirir.
Ayrı değiliz asla. Ne var ki, ses yerden göğe gelmez, kuşlardan
alırsın. Göllere su birikti, akacak ova arar; her yuvaya gelir de, gönülleri
tarar. Bağlarda üzüm oldu, sepetler hepsi doldu, bilinmeyen geride kaldı.
Dualara yer verdik, sahillerde seyre daldık; varolanla bilindik, var edilişe
sevindik; her konuya eğildik, gönülden geldiğince hizmet verdik, her
sevenden övüldük. Attığımız her adımda HAK ADI’na yürüyor isek, yorumda
hataya düşmeyiz. Kapalı kapıya dursa, ‘Geldim.’ diye vursa, YUNUS ile
MEVLÂNA’ya sorsa… Her kapıya ALLAH’ım ADI’na durursun, ALLAH’ım ADI var ise
girersin. Seferden sefere anılan isimde, sadece yolcunun merakı vardır, o kulda
bilgi dardır. Yeniye yol verdik, her yolcuya sorduk, ALLAH’ına girdikleri
hizmette, YARDIMCI’yız. ‘YA ALLAH.’ diyelim, gerçekten bilgimizi sergileyelim.
ALLAH’ıma emanet olunuz. GANİ’nin gönlünde,
NUH’un kumandasında sözü vardır. Atalım kayguları, diyelim ki; ‘SEN’den SANA
ulaşan, sevgimizdir. Nefiste bize bulaşan geçici olanı,
atacağız.
Kuşlara sözü verdik, dediler
‘Döne-döne…’ Kullara ÖZ’ü verdik, dediler ‘Yana-yana…’ Sulara sözü verdik,
dediler ‘İçiniz kana-kana…’ Cümlenize selam olsun; seyredilen her varlık,
güzelde kendini bulsun. Almayı vermeyi her kulu diler, ne
var ki, ‘alacağım vereceğim nedir?’ der; kimi deryaya, kimi göle,
kimi nehire dalar. Nerde dalarsa dalsın, dilediği kadar alsın.
Gelişi, gine de deryayadır.
Kuşağı yerince bildik, konuya serince girdik;
almayı dilediğini görünce, yoluna verdik. Cümlenize selam olsun. Kaydına
giren her kulu kendinde olanı bulsun, kendinde olan ile kalsın. Kitap elde olacak, sevenler kendini bulacak. Hizmeti
olanların, himmetine vardıkları görülecek. MEVLÂNA’yım. (Basılacak kitap mı?) EYVALLAH. Soyluya
ses verecek, soysuz kendini görecek; seni beni silecek, bilgisinde kalan pürüzü
bölecek. O zaman, güzel, güzelliği ile övünecek. Bahçeyi, bilen düzenler,
bilmeyen dağıtır. ALLAH’ım, ‘HER OLAYIN GERÇEĞİNİ AÇINIZ.’
diye görevlendirdi. Bahçe açık, çiçek bol. Bilen ile düzenleyeceğiz,
sevenlere sunacağız. ÖZ de söz de YÜCE’den, kimseye söz kalmaz geceden.
Bahçe cümlenin. Bakım ile övünelim, bakamadı isek dövünelim. Bahçemiz sahipsiz
değildir ki, bakımsız kalsın. Bilmeyenden bilen alsın sözümüz cümle ile
paylaşılsın. Her düzenin kurucusu, her yazanın koruyucusu vardır.
Suyun akışına gelenden, Dostluğu bellidir. Görevden maksat, cümleye
hizmet ise; gereğini bildiririz, yer-yer yolunu çevirene hata der
buldururuz. YUVA’mızın yozan ile bağlantısı asla olmaz, bilse bilmese
kayıtsız kalamaz. Seyirde alınan, seferde bulunan; dünya adına veya manevi
adına bağımsız değildir. Sözü, adına veya unvanına bağlıdır.
‘GARİB mi dedi?’ dersen, ayırmış olursun. Hangi adı ile söylerse
söylesin, cümleye ait ise, bizdendir.
MEYDAN’ı bize açarlar, dar gelen yolu
seçerler; her yaratılanı, gelişine uydu diye seçerler. Gel el ele olalım,
gel gönülde BİR’liği bulalım, yerden göğe niyaza duralım.
Cümlenize selam olsun, yer ile gök arasında kul gerçeği bulsun. Attığımız her adımda AŞK
nefesi alırdık, her nefeste İLAHİ GÜZELLİĞİ bulurduk.
Her damlada KEVSER diye yaklaşır, AŞKI ile paklaşırdık.
‘Deryalar bizden SANA, gerçekler SEN’den bize ALLAH’ım.’ der; yana-yana, döne-döne
sehere geçerdik; şirki siler, katlanan her bilgide uyumsuzluğu
silerdik. ‘Deryalar nedir?’ denildi: Her kulun gönlünü deryadan saydık, ne
bedende uymayana, ne güdende duymayana aklı yormadık; taş olan yerde
durmadık, İZİN ile yürüdük, ayağı vurmadık. Dalgalar dizilidir,
yerinde verilir. Deniz dalgası değil, akım. Sözlü veride, dağılmadan
gelir, onun için ÖZ’dür. Yazılıda, her çizgi, her satır, aralıksız
iletişini sürdürür. Noktaya bağ koyan, usunuza ağ koyandır.
Usunuz, orda yıkarız. Ağ, NUR’dan ağdır, gönüldeki bağdır. (Cümlemiz dahil miyiz?) EYVALLAH. Asya’nın ortasına nokta koyarsan,
verdiğimizi duyarsın.
(Sorular:1- HZ. MUHAMMED’in hakikati. 2- RUH’un hakikati. 3-
Kainatın yaratılışı hakkında açık bilgi vermeniz mümkün mü?)
Her güzele yerden göğe
katıldık, ÖZ’ümüzde olan GERÇEĞE itildik. Görgüye sevgiyi bağlarsan
bulursun, yazan ile yerini alırsın. (‘Yazan’dan murat kimdir?) DOST kalemi ele verdi ise,
AŞK’ını dile serdi ise; yazan O’ndandır, yazılan O’nun… (Yani HAZRETİ MUHAMMED mi?)
EYVALLAH. YEMEN’den ulaşan, cümlenizde dolaşan, MEVLÂNA YUNUS diye
söyleşen her BİLGE o’ndan alır, o’ndan verir… Tek nokta, tek satır,
verginin dışında değildir; ÖZ ile söz ile, cümle için verilen yazı. Seni beni eylemeyen, günlük olayları
peylemeyen, güzeli çirkini paylamayan, O ne GÜZEL’dir, yarattığını seven,
O ne GÜZEL’dir, seveni bilen, O ne GÜZEL’dir, her gönüle giren, O ne GÜZEL’dir,
sebepleri kulunun önüne seren ve O ne GÜZEL’dir ne olursa olsun cümleyi saran. Ansızın gelmedik dünyaya, düzende
yerimiz hazırlandı. Komşu olarak değil, konu olarak geldik. (Biraz daha açar mısınız?)
O dünyaları bir-bir yarattı; O, kulları NUR’u ile bağladı; her güne,
binbir düğüm ekledi. Her halka diğeri ile bağımlıdır, birbirine
düğümlüdür. Gerçek günde düğümler açılacak, görünmeyen mesafe
ölçülecek. (Gerçek günden
maksat nedir?) Her kulun MEYDAN’ı bulduğu, beden ile gününü
doldurduğu. (Kıyamet
mi?) EYVALLAH. Sayacağın her adım, dumanı
dağıtır. Mümin olan bilir; RESULÜ, HAK ile yaratılan arasındaki TEK
KAYNAK’tır. Meyanı, beyanını noktalar. Beyanı ile tanınır, hakikat ile yerini
doldurur. GERÇEĞİ bildiği, doğudan batıya verdiği ile,
her zerrede mevcuttur. RESULÜ’nün HAKİKATI budur. (‘Her zerrede mevcut…’ olan, nedir?) NUR’aniyeti…
RUH’aniyeti, HAK ile bağı; NUR’aniyeti, kul ile ağıdır. Açacağın
her kapıda o mevcuttur; o, RESULÜ’dür. RUH,
yaratılmışlığın kutluluğudur. Maddesini bilemezsin; ne uçucu ne
kaçıcıdır, ne de geçici. Vardır, var olacaktır. Katılaşmadığın her
anında, her zerrende dağılmaz. Lambayı yaktığında etrafı ne kadar
açıksa, o kadar ışık verir; ne kadar kaparsan, dar yerde kalır. Işık
vardır mevcuttur, el ile tutamazsın. RUH vardır, göremezsin tutamazsın,
atamazsın satamazsın. Sen onun hükmüne girersen, yerden göğe bilirsin; o
senin hükmüne girerse, yer ile göğü silersin. Olay budur. Senin RUH’unun
hükmüne girmen… Çünkü, RUH gerçek bilginin sahibidir; bedenin her zerresinde
konuk değil; konuk olan bedendir. Fistan gibi giyer. ‘YA ALLAH.’ diyelim,
dünü günü sayalım, bilgimizi soyalım.
Nerden geldiğim bilinir, kimden
verdiğim görülür, sevgimiz ağ misali örülür. Cümlenize selam olsun,
her öğütten kulu kendine düşeni alsın. Her bağda
düğüm olur, her dalda yaprak verir, BÜTÜN’de kul düğünü görür;
durmayan zaman içinde, kayıt cümle için çalışır. Mendilin dört ucunu birbirine
bağlarsan, içine dilediğini koyarsın. Aldığın kadar vermeyi
deresin. Bilginde gelişen ile gayen buluşur.
Ayak attık kütüğe, yolu sorduk
katıya, dönelim dedik batıya. Alacağız vereceğiz, güzeli görüp güleceğiz.
Cümlenize selam olsun, selam alan her kulu gönlünü açık bilsin. Seyredelim güzeli, sihir değil
gerçektir. Dert ettiğin her olay gününde bellenir, gelen günde tellenir.
Balık pulu sayılmaz, sofraya hiç konulmaz. MEVLÂNA’yım. Dağılanı toplayalım,
eğileni katlayalım; kemikte azalan var ise, pulu kurutup öğütelim.
Kemikte giden var ise dedik. YEMEN’den sözü aldık, DOST SOFRASI’nda kaldık.
Ayağında sıkıntı veren, gününde kayguyu görene. ‘Koşamam,
dilediğim halde taşamam’ diyenin. Olumsuzluk, attığın adımda
değil, niyetinin ardındadır; YÜCE’ye sığındı isen, ULULAR
yardımındadır. Konuk gelen bilecek, dumanını silecek, yaprak aldı bölecek.
Okuduğun her satıra günün yorumunu katma, olumlu olumsuz diye yasını tutma.
Yasa, gelişte aldığındır, ömründe uyduğundur. Duyanın yerinde
doyan beklerse, gerçek dışı denilir. Hem yerde olacak, hem gelen sesi
duyacak. Bekleyen ile değil, umduğunu yorumlayana YEMEN’den
aldığınızı ilettik, DOST ile dostluk sohbetine katıldık. HÜSEYİN ile
bağladığını gönülden çözecek, bir kalemde silecek.

Komşudan
komşuya selam götürdük, her konuda sorguyu bitirdik; bardak olduk akan
suyu taşırdık, dağdan dağa bilgiyi aşırdık. Cümlenize selam
olsun; her satırda aldığı güzele nokta koysun. Zengin-fakir
bir lokmaya, soğuk-sıcak bir hırkaya, cümle alem bir fırkaya selam verir,
DOST görür. (O fırkadan
maksat ne acaba?) Dostlar söze gelirse, eşitte cümleyi görürse,
gülerler. Dostlar söze gelirse, çeşitte cümleyi görürse; fırkaya ayak
koyarlar, her birine adını sayarlar. Konuk gelenden aldık, her sözünde tek-tek
durduk, ayrı fırkalara sorduk; 'baştan-sona.' dediler. Unutulmasın,
güzellik çeşittedir. Eşit gelen her konuda gönül çeşit arar.
Gözünde sadece mavi veya yeşil rengi görmek kulun gerçeğe uyumunu
sağlayamaz, bilincine bağlayamaz. Onun için kainat fırkalara
bölünmüştür; elbet bilgi olarak. Gerçek bilim, âlemlerin tamamıdır. Yorumdan
aldığımıza yerden-göğe katıldık, az gelene çok gelen ile atıldık.
'Seyre dileyen gelir.' diyene sözümüz; gerçek asla seyir mahalli değildir.
VAREDEN var ettiğine DOST halinde ise, DOST'luk perdesini açar. gerçek
yaşanır. Her
sözde BİR'liğe, her ÖZ'de gürlüğe bakarız da, gönüllerde
çerağı yakarız; nasibine suyunu dökeriz, gerekirse ayağından
taşı çekeriz. Verdiğimiz satır-satır okunsun. Yorumumuz, gönüllerde
dokunsun. Her kulu, gerçeğe uymayandan sakınsın. Kuşakta bel izi
olmaz, belde kuşak izi kalır, eğer taktı isen. Olay,
kuşağın izidir sadece. (Yorumsuz cümleniz yok mudur?) Doğuşun
bilincinde; ölüşün yolundan görülür. Doğum ve ölüm dahi, yoruma tabi
tutulur. Öyle ise her kulu bilincinde kendi ÖZ'ünü yoklamalı, gerçek ile
katlamalı, asla vehim katmamalı. (Yani görevler de, hizmetler de
yoruma tabidir?) Yapının
özelliği, YUNUS misali dergahta uygulandığı günde, yorum değil
bilim vardır. MEVLÂNA-YUNUS söze gelir, gerçek bilgi verirse, gerçek
olduğuna şüphesiz inanılır ise; O gün, bu gündür. O gün yaşanan,
bu gün yaşanır. Kuşlar kuş olmanın bilincindedir, asla yorum
yapmazlar. Kul olmanın bilincine ermek için, yorum yapma gereği vardır. Her yüzyıl bir
fırkanın emridir, ALLAH'ımın fırkalara EMRİ'dir. MEVLÂNA, yüzyılın on beşinci
yılındadır. Dağlar-taşlar söz verir, Dostlar size iz verir; gönüllerde
görür de elinize saz verir. Dost olalım, dost bulalım, cümle ile dost kalalım.
Her kapıda RABB'imin ADI'na duralım, 'Ne der? Ne diler?' soralım Dilerse un ile
helva karalım. Dilerse yarasını saralım. Düşerse ayağa kaldıralım.
Yalnız unutmayalım, yaptığımız özellikten değil güzelliktendir. Her
kulu özeldir. Kulluğunu bilmek güzeldir. Şarkıyı her kulu söyler,
sesi güzel olanı cümle dinler. BEYT'ine geldik
selama durduk, 'ALLAH! ALLAH!' dedik seyrine daldık. VAROLAN, var ettiğine
âlemleri bahşetmiş de; var ettiği bir taşın gediğine
söz etmişse, açığını ortaya koymuşsa zor olanı seçmiştir.
Her zerre, her anında RABB'ine secde etmiştir. İşte kul bunu
biliyor ise kendini bulmuştur. Sen bilsen bilmesen, uysan uymasan;
zerrelerin gerçeğin bilincindedir. Kov aklından şüpheyi. Yol güllerin
yoludur. Kumun getirdiği kulun bitirdiğidir. (Fırka burç değil midir?) Hayır. Fırka; kulların bilinç düzeyinin
uygulandığı bölmelerdir. (YEMEN
bir fırka mıdır?) YEMEN, fırkaların düzenlendiği MAKAM’dır. (Dünyayı yöneten bir fırka var
mıdır?) Yasa ne diyorsa onu getirelim, uymayanı bitirelim. EYVALLAH.
Yaratılmış olan bizler, YARATAN
ile BİR’liğe eren ÖZLER adına cümlenize selam olsun. Ayrana değil sütüne talib
olsun, talebi sergiye koysun. (Bir
İngiliz hanıma) Desin ki, ‘Sütten; dileyen ayran, dileyen peynir
alır, dilerse sütü olduğu gibi bulur. Dileyenin gönlüne verdim,
gerçeği benliğime sardım. Olduğum halde alacağım,
sevdiğim kadar bulacağım.’ Her çağrıya ses versem, güzele
uyar mı; RABB’imden İZİN alsam, alan beni duyar mı? Asla düzene
uymayana adımı vermem, RABB’im yazmadı ise gölge dahi göstermem.
Yolumuza her gelen, gönlümüze söz
veren, güzel gördüğüne sevinen her kulunun yerinde alanın sesi vardır.
Cümlenize selam olsun; lokma-lokma yaydığımız, kuşlar ile
saydığımız yapraklarda sevenin izi kalsın. Dayanmadığım ağaç yıkılsın
dersem, geldiğime pişman mıyım? Ne ağaçlar erecek, cümle kulu
gölgesine girecek; kuşları dallarına yuvasını kuracak, bakmadı isem bana
soracak: ‘Seni, senden aradım, seni sen ile yargıladım.’ VAREDEN, varlığına hükmeder;
bilen ile zahmetine himmetini yar eder. Gel aldı isek bedeni, bilelim
YARATAN’ın verdiğini… Bir beden senden sorumlu ise, seni gönlünden eden
yorumlu ise, bağladığın düğümü çözesin, satır-satır
okuduğunu, her gününde çizesin. Ben, aldığım emanetten sorumluyum,
sen gibi… Ya ağaç, ya toprak, ya su, ya yaprak? Onlar da sana verilen
emanetlerdir. Onları gözet, onlara güzel söz et. DOST olduğun her zerre,
sana şahittir bin kere. Bırakma eli elden, at acı sözü dilden, kayguyu sil
gönülden. Benden senden ayrıya, deme çirkin gayrıya. Sevmeyi denediysen,
sevilmeye gelirsin; sen kendini bilirsen, elbet DOST bulursun. DOST,
dostluğa açılır, acı sözden kaçılır. Dar gelen her yoldan, sevgi ile kolay
geçilir. Biz, bizimle olalım, cümle ile kalalım. Varolanı buldu isek, VAREDEN’e
niyaza duralım.

Hayır dedik her olaya, gönülden
girdik kolaya. Cümlenize selam olsun, komşudan komşuya sevabı kalsın. Üç öğünde
andığı ile olsun, gönlünde kalan ile bulsun; RESULÜ’ne selam versin desin
ki, ‘RABB’im. SEN’den aldığım ile doldum, RESULÜ’nden aldığım ile
doyayım. Gerçek olanı duyayım, SEN’den gelene uyayım.’ Boş gelen dolacak, güzel
olanı bulacak. ALLAH’ıma emanet olunuz, açılan her
kapıdan gerçeğe bir adım daha yakın kalınız.
Yüzlerde gölgeyi sildik, her anda
güzeli bilene güldük, seyrine yol arayana niyazını sorduk. ‘ALLAH! ALLAH!’ dedi
de, yerini gününü ALLAH’ına havale etti. Doğudan batıya yağını alana,
kendini bulana… Katkısı DOST KAPISI’nda olsun, beklediği yerde bulsun,
çağrıya geleni bilsin, benden senden aldığına gülsün; yoğun
gelen her olayda ‘ALLAH. ALLAH.’ desin tesbih çeksin; ‘Olamam.’ demesin, günün
kulu ile oluşumuna nokta koysun düşünsün.
Hazır olan her kulu, bilir
gideceği yolu. Suyun aktığı yerde söz bitmez, sürüyü çoban olmayan
gütmez, sepetinde üzüm olan asla ceviz satmaz. Oyun demiyelim her olaya, gönül
koymayalım gölgeyi silene. ‘Yumuşak gelirim, yumuşak
bilirim, HAK ADI’na veririm, seyri yoldan alana gayret diye veririm;
kuşağın iz bıraktığı yerde, yerden göğe söz alırım.’ diyen
ile gölgeyi gördük, gönül yapısında yorumu sildik. CENGİZ KAAN geldi
ise, cümlenize güldü ise; ‘Selam olsun.’ diyelim, HAK ADI’na selamlıyalım.
‘Elden dilden gayret ile, olaylara hayret ile, YARATAN’ım KUDRET ile, selameti
buldur bize.’ diyelim. Bağlı ipi çözelim, DOST ADI’na
gezelim, güzel gelmeyeni çizelim. Görgümüzü aldığımız ağaçtan çekti
isek, bildiğimiz toprağa çöktü isek; aynayı yüzümüze tutalım,
bilgimizi, BAĞIŞLAYAN’a açalım. BAĞIŞLAYAN, her niyette
yerden göğe gerçek olanı verir, DOST BAHÇESİ’nde cümle ile aynı
gerçeği buldurur. Selam, BİR’liğe; selam,
gürlüğe; selam, zorluğa nokta koyar, bilmeyen buz üstünde kayar.

Kuşlar ile söyleştik,
sularda hep oynaştık, cümle ile yollarda kaynaştık, güzelin tarifinde
öylece uyuştuk. Selam olsun cümlenize, selam olsun yoldan halden gönülden
GÜL’den her gelene. Merdiven dayadık,
kapısını boyadık; ‘Selam verse’ dediler, sevgi ile kaynadık. Örtü geldi açalım,
taşı aştık geçelim. Sofrayı açacağız, sohbeti hep beraber
kuracağız, nasibine ereceğiz. Bir-bir oturduk,
YEMEN’den selam getirdik, uyumsuz geleni bitirdik. Değirmen dönecek, ak
ışık yanacak, duran su donacak, gerçeği bilen akan suyu bulacak, develer
adım-adım giderken gerçek şarabı yudum-yudum içecek. Gölgeyi,
BİR’liğin temeli olan ağaçtan dileriz; bilgiyi, nasibi olana
veririz. Elden ele sevgimiz ile GÜL’e, GÜL’ün
verdiği ile gerçeğe seni beni bağladık, ‘ALLAH.’ diye
ağladık; sevgimiz döne-döne, gönlümüz yana-yana, her dala kona-kona,
geldik durduk cihana. Selam olsun cümleye.
Kendi kendime sordum, her olayı
güzele yordum. Elden ele, yerden göğe birbirine yardım, dağılanı
toplar. Cümlenize selam olsun, yoğun gelen her olayda kul kendini bulsun. ‘Her nokta, birbirinin
eşiti değil.’ diyene de ki; ‘Hiçbir zerre, gerçeğin çeşidi
değildir.’
Gelmeyi dileyen her kulunda bulmaya özen gördük,
cümlenize selam dedik. Yaprak-yaprak okuduk, her satırı dokuduk;
‘Bana gelen.’ demedik, benden sorana gülmedik. Beyden paşadan bildik, seni beni
sildik, aynaya bakana güldük; katığı ele aldık, ‘Somunu versin.’ dedik,
SOMUNCU’ya el ettik. Dağdan taştan atlayarak, mendilini katlayarak
SOMUNCU söze geldi, sözü sizleri buldu: ...
Niyet kurduk, DOST SOFRASI’na
geldik, gölgeyi sildik; ‘Nerden verdin?’ diyen ile, örtüyü sorana, ‘YEMEN’den.’
dedik, YÜCE AĞAÇ’ın meyvesini cümlemiz yedik. Selam olsun, her satırda
bilen bilmeyen, gerçeği bulsun. YEMEN’den aldık diye; gönülde
oluşana, bilgide bulaşana yerli yersiz sormadık. Bilgimiz bilen için
noktadır, YAZAN için noktanın milyonda biri. Bilen ile öğünelim, bilgimize
değil kaygumuza örtü koyalım. Açık gelen bilgiyi, asla yokuşa
sarmayalım. ‘YEMEN’den gelen bilgi de, nokta mıdır?’ denilir; her alınan
bilgiye, bilgi eklenir.
Kendi kendime sordum, her olayı
hayıra yordum, cümlenizi sevgim ile sardım; dayandığımız halde,
güvendiğimiz yolda her an sizlerle oldum. Seyre geldik düzeni, gölgesiz
bulduk yazanı, duvarsız yorduk kozanı. Kendimi eğittiğim, benliğimi
öğüttüğüm belge. (Kozanın
cevabı mı?) EYVALLAH. Yoğurt aldık, layık olanı gördük, karıncadan
serçeye selam verdik; ŞEMS ile sofrayı kurduk, ‘Bayram güzeldir.’ dedik,
gelene görgümüzü verdik. Gün güne eşit olmaz, yerden
göğe çeşit vermez; hiçbir zerre bir yerde kalmaz, döner-döner,
gönüllerde yanar-yanar, bir NUR ki sanılmasın bir an söner. Benden YAR’e selam
olsun, yerden gökten selam alsın, niyazını cümlede bulsun. Dayalı odunu ocağa koydum,
kayadan kayaya adım atım, sevgi ile VARLIĞI’nı tattım; DOST SOFRASI’na,
yerden gökten aldığım selamı kattım. ŞEMS ile söyleştiğimiz
anda, gönlümüz her yanda… Gelene selam verdik, ‘Selamımızı ilet.’ dedik.
Soframız dörtlü idi, sözümüz tatlı idi; ŞEMS, MEVLÂNA, gelen gülen HOCA. (HOCA NASRETTİN mi?)
EYVALLAH. Üç sözcü, gelen gözcü, yoğun sohbete daldık; konuk demedik,
selam verdik. MEKKE’de MEDİNE’de selamımız okundu, -(Niyazlarımızın cevabı mı?) EYVALLAH.-
KABE’de niyetlerin gerçeği dokundu. Kamer gölgeyi sildi, yolunda kum olsun
diye taşları böldü, dar gelen sohbete kendini sildi. DOST’luk adına
söyleştik, kaygu vereni paylaştık. Söze söz katanı alacağız. Benzeri olmayan olayın dayanaksız
yorumu, yanan ocağın bacasındaki kurumu sileceğiz; kendi adımızı
verdi isek, asla gölge düşürmeyeceğiz. Yerden göğe gelen her
niyaz, BİR’liğin temelinedir, oyunun emeline değil. Oyun diyen
oyuncak olur, bilmeyenin elinde kalır. Ben sen değil, olayımız YÜCE’dendir.
Bağladık sözü, NUR’ladık ÖZ’ü; sahifede, günün düzenini verdik. ‘ALLAH’ım.
Oldukları gibi kalsınlar, umdukları gibi bulsunlar. Sevgileri sevgiliye
yaraşır, her anları birbirine ulaşır, niyazımız cümlesine
ulaşır.’ dedik, sevgi ile seyre daldık. KABE’nin yorumunda, ilk
ile sondan yoğun gelen akımın birbirine bağlandığı bilinsin.
ADEM ile RESULÜ, halkanın bütününü bağladılar; orda, ‘YA ALLAH.’ dediler
diz koydular, TEVHİD ile düze durdular. İşte O halka, gideni
içine alır; yorum değil, giden gerçeği bulur. Mey ile özendiğim,
ney ile uzandığım, gönül ile kazandığım der ki; ‘BİR’den gelen,
BİR’de bilsin, BİR’i öylece bulsun.’ AŞK’ı ile bezendiğim
RESULÜ’nden gelir bana, RABB’im niyazımı ettirir bana. Ben ki yeşil
yapraktım, ben ki yerde topraktım; olmuşu olmamışı, kalmışı
kalmamışı kendimden sildim attım, bilgimi cana sattım. Damla-damla
verdiğini, ipi ağaca gerdiğini bildiğim her canlıya selam
verdim yürüdüm; cümle sevgiliyi, sevgim ile sürüdüm. ‘Süresin her geleni,
sevesin her bileni.’ dedi, ŞEMS bana. Dedim ki; ‘Nagünü açacak YÜCE MEVLÂ,
o zaman sen ya ŞEMS?’ ŞEMS’in bana verdiğini cümlede göreceksin,
seni beni cümleyi ağ gibi öreceksin. ‘Bayram bu gün.’ dedikte, selam
diyenleri bildikte, cümlesini selamladık, selamet diledik. Umdukları buldukları
olsun. ALLAH’ıma emanet olsunlar, selameti kainatta bulsunlar, geldikleri yere
varsınlar.
Dağlardan aştık geldik,
YAR YOLU’nu seçtik geldik. Selam olsun, DOST KAPISI bilene açılsın. Kandil yansın yol
başında, kul beklesin sofrasında. MERKEZ’im ile geleceğiz, dilenen
niyazı vereceğiz. Dağlar örtü alırsa, kul yolunu bilirse; bağlı
atı çözecek, yerden göğe gülecek. Yamayı dikeceğiz, kumaşı
biçeceğiz; gemiye girdi isek, gerçeği bileceğiz. Dökelim fidana
suyu, bilelim RABB’indendir huyu. ‘HAY’ diyelim, yer alalım, DOST KAPISI’nı
kuşkusuz çalalım, gayreti kendimizde bulalım. Bildiğimiz SEN’dendir,
her zerremiz anacak; yolumuz SANA, gönül AŞKIN ile yanacak. Ne savaş,
ne yoğun koşu; güzelde, kendinde bulacak başı. Geçen ile
avunduk, gelen ile övüneceğiz, ‘Selam.’ diye cümleyi
bağlayacağız. Bağ bozumu esen yele, yol
düzeni akan sele uyumludur; cümle alem, HAK ADI’na doyumludur. Cümlenize selam
olsun, niyazınız cümlede kalsın; benden söz isteyen, MERYEM’den alsın. Keman sesi verir de, kaval yerde
kalır mı; az ile çokta, ERENLER sohbetten kalem verir mi? Aradık geldik söze,
niyaz ile durduk dize. Yuvanın sıcağına, DOST diyenin ocağına MEVLÂNA
adı ile katıldık, selamet dedik oturduk. ALLAH’ıma emanet olunuz,
dayandığı dalda huzur dileğine katılınız. Aşacak,
aştığına şaşacak.
Koyun ile kuzuya, yolu sorduk
tazıya, geldik durduk yazıya. Cümlenize selam olsun, kayıtta olana gönlünüz
gülsün. Yerde kuru yapraklar, su
beklerse topraklar; ‘Verelim.’ desek yeterince olmaz, RABB’imin verdiğine
uymaz. MERYEM ile dört yolda, yeter olsun dert kulda. RAHMET’ini bekledik,
toprağa gelsin dedik. Ekeceğiz, RAHMET aldık, dilediğiniz kadar
dökeceğiz; el ele geldik güne, nazarlık takacağız; benden yol sorana,
‘Yolun HAKK’a.’ diyeceğiz. Yerden göğe oluşan, niyaz ile her
konuda buluşana, MERYEM’in selamını getirdik, kayguyu gönlünde bitirdik,
gerçeğin aynasında sorduğunu gösterdik. Ağaca çıkıp
otursam, dalı eğilir; dumana takılsam, gönül kırılır; her kulun bilgisine,
sofra kurulur. ‘MERYEM kime verdi?’ denilir. Dağlar gibi yük alıp öteye
aşana, aştığı hale şaşana, gün-gün dalgalanıp, gün-gün
koşana. AYİŞE adına, çorba aldım
sofraya, YUNUS ile geldim, saymayı bilen ile oldum, heybesine dilediğince
sevgi koydum. Ayağına gelecek, sofrasında sevgi çorbasını yiyecek,
dağılana eğilecek, gerçek bilgiye gülecek; aldığı elinde,
bildiği gönlünde kalacak; sevgimiz onunla, sevgisi cümle ile
paylaşılacak. Hayır denen her olaya, sefer doğudan batıya. Kement
attık, atı tuttuk; katıyı sildik, DOST ADI’na sohbeti kurduk. ‘Nerden, nereye?’
demeden bekleyelim, ele aldığımız konuyu paklayalım.

Yüzdük deryada, yol aradık; gönülden
bildik, toprağı taradık; cümlenize selam dedik, gölgeyi sildik; gözden
sözden, güzeli bulduk ÖZ’den. Esen yel bizim ile, akan sel sözün
ile, gerçekte gözün ile doğruyu alacaksın; doğru olan bilgide
SIRRI’na ereceksin, gölgesiz yol arayana sevginizi sunacaksın. EYVALLAH diyelim
selamet dileyelim.

Gününüz güzel diye yaprağın
yeşiline baktık, yakaya gülün en güzelini taktık; gölgeyi bilenin önünden
çektik, görgüsüne uysun, en güzeli duysun diye, her olayı kaderinden saysın
diye. Cümlenize selam olsun. Deniz bizim, söz bizim,
karşı yolda tuz bizim; söylediysek türküyü, ele aldık saz bizim.
Komşudan komşuya selam
getirdik, gönülde olan kavgayı bitirdik; dağlara yüklendik, ardına
saklandık; dilenen suya daldık, paklandık; dost haline büründük, sevgisine
sarındık; yaprak olduk toprakta süründük, güzeli öyle belledik. YUNUS ile
söyleşiriz, ADEM deriz halleşiriz; gölgeyi siler, gölgesiz kulu
bekleşiriz. Benden sözü dilerse, kum alır
elerse, YAR sözüne gülerse; bildiğini alacak, bulduğuna sevinecek.
Dağlar izin verirse, kul yolunu görürse, TANRI’ya naz edilirse, niyaza ses
gelecek. Yollar açıktır bize, dileyen her kulu gelir söze; oturdu isek dize,
gönülde izi kalacak. Seni beni saklayan, akan suda paklayan RABB’imin
İZNİ ile dost olalım, dost bilelim, her konuya dost girelim. Ayna aldık elimize,
ADI’nı verdik dilinize, HAKK’ı koyduk gönlünüze, selam ile girdik konumuza. Her
varolan O’nundur, var ettiği senindir; varlığında bilenden olursan,
olan her gün senindir. Altın anahtar alalım, altın kapıya
varalım; gönülde taş var ise; sevgi ile kıralım; kıralım ki kum olsun, ele
gelsin, yol bulsun; cümleniz ALLAH’a emanet kalsın.
Huyumuzdan suyumuzdan, YUVA’ya
geldik soyumuzdan. Kundağı açacağız, güzel olanı seçeceğiz,
eşikten geçeceğiz, Güneş’in ışığına, sofranın
kaşığına, nasib dedik el attık, RESULÜ’nün sözünü gönlünüze kattık.
Cümlenize selam olsun, kaydını bilen doğruda olana gülsün. ‘Akan sular durmayacak, kaygu gölge
kurmayacak, olumsuzu sormayacak.’ dedikte, sözümüze öyle girdik, ÜÇ HAMZA’dan
söz diledik. Birinciye yolu sorduk, ikinciye darı sildik, üçüncüye nasib dedik.
Her biri niyaza durdular, ak üzümü niyaz ile verdiler, dalında zeytini
gördüler; ‘Eli elde, gönlü GÜL’de, niyazımız cümlede.’ dediler, selamladılar.
Bağdan bostandan
sorsan, ağacın dalını kırsan; kökünden gelen verir, aldığını
verdiğini cümlesi görür. YUNUS ile söyleşen, MEVLÂNA ile
paylaşan, her öğütte yerden göğe gerçeğe uyan; dostluğunu
paylaşır, YUNUS ile halleşir. Merdiven dizi-dizi,
cümlemiz aldık sözü, dileyene verdik sazı. Gün gelir güzel bulur, güzel ile
hemhal olur. Ne sezene, ne yazana sözümüz yersiz gelmez; RESULÜ’nü bilen,
yorumda hataya düşmez.

HAK ADI’na söze geldik, dört duvarı
gördük bildik, ER kuluna sorduk bulduk. Cümlenize selam olsun, her niyazda kul
kendini bulsun. ‘Doğduk bilsek bilmesek.’
denilmesin. Doğduk, ÖZ’ümüzdeki gerçek ile. Gölgeyi silmeyi diliyor isek,
ÖZ’ümüzdeki gerçeğe dönelim. Her yaratılmışta, varolduğu günden
gerçek güne, uyandığı güne kadar yer-yer açılan bilgi, övgünde ayna misali
kendini gösterir. ‘Ne güzel gün.’ der O gün. Adım-adım gidersek, bilinen sürüyü
güdersek; ne dağılan olur, ne eğilen kalır, her seferde gölge tek-tek
silinir. Ağaçtan ağaca ip gerersen, çamaşır yıkayıp serersen,
iki DOST ile hallenmiş olursun. Doğan ile ölenin farkı; biri
gerçeği bilmeye, öbürü gerçekte olmaya ilk adımdır. Paylaştığın
her konuda, gerçek dışı bir harf, seni gölgesine alır. ALLAH’ıma emanet
olunuz, çevrede güzelin varlığını biliniz. Ne tenden geçtik, ne zannı seçtik;
olanı olduğu yerde, bileni gördüğü kadar sevdik; bağlı olanı
çözdük, her fidanı bağ kenarına dizdik. Toz gelse yetersiz kalır, her
zerrede bilgiyi birbirine ekler; dumansız gök, toprağı kurak bırakır.
Kervan olduk yollarda yorgunluk
bilmeden, yeşil renge kavuştuk kayguya hiç düşmeden, gölgesiz
gönül bulduk olayları deşmeden. Cümlenize selam olsun, seven her kulu
sevgiliyi bulsun. Her adım sayılıdır
‘ALLAH. ALLAH.’ diyerek, HAK URBASI giyerek. Yama yeri almadı, açık gelen
kalmadı; bilmeyi dilemeyen, dilenen kapıyı bulmadı. Kayguya yer yok. Zahmetine
girecek, kendini aynada görecek, bildiğine o zaman uyacak, senden gelen sesi
duyacak. Ona de ki; ‘Gönlün GÜL bahçesidir, dilin HAK bohçasıdır. Derman
dilersen YÜCE’den, ömrün uyanır geceden.’ Senden gelene uyacak, seyirde olanı
silecek. Kaygu etme. Yapraktan gelen sesi, günün yorumuna versin.
Alacağın, HAY sesidir. Her yaprak HAY diye inler, HU diyeni dinler. Bayram
o gündür ki; HAY denilen anda BİR’liği kurmak, aykırı gelen her sesi
kırmak… Cümle yaratılmış, o gün, o an HAY der. (Kadir gecesi?) EYVALLAH.
Barındığın yuvada, korunduğun havada saymayı dilediğin, gönülden
katılır. Oyundan değil, uyumdan dilediğin, gerçek diye
katladığın düzende elinde kalana sahip ol, olduğun güne nasib diye uy.
Her zerresi katlanacak, güzel günde kutlanacak. Dilemek, yerden göğe
niyazına eklenir; uyduğun her olayda, nasib diye beklenir. Her çuvala
düğüm atasın, dilediğin yola katasın, elimizi uzattık tez tutasın. Omuzunuzda el izi,
sofranızda GÜL sözü. Doyumsuz geldik, asla uyumsuz olmadık, DOST SOFRASI’nda
kalmadık; YUNUS ile söyleşenden, ‘Yerin nedir?’ sormadık. Düz ovada tez
gideriz, ‘Bereket ALLAH’ım.’ deriz. Sürü yolda, seyri GÜL’de. Al diyenden
alırız, toz diyenden biliriz, korkuyu anda sileriz, KAYGUSUZ ile YUNUS’a
güleriz. BAYRAM senden aldık mı, PİR
SULTAN ABDAL ile bulduk mu, SARI ANA’ya sorduk mu; YAHYA ile O GÜN’den,
EYYÜB’üm ile bu güne karar kıldık mı; MERKEZ’im yerden göğe, SEYYİT
OMAR daldan dala, MERYEM ile halden hale, yumuşak olmadık mı? Binbir emek,
bunca RAHMET; eğildik HUZURU’nda, cümlesine dedik HİMMET. Cümlesi
selamladı. Ter aktı alnımızdan, yer etti
gönlümüzden. Sel oldu, darı sildi, dört yol ağzına geldi. ‘Hangisine
varayım, tezgahı nereye kurayım?’ denilir. MEYDAN açık gelecek, aldığı
sütü cümleye sunacak, oymayı dilediği günde tezgaha koyacak. ‘Oyma nedir?’
denilir; hazırladığın merdane… ‘Cümlemiz el vereceğiz.’ dedik, daha
önce söyledik. Yığılı taşlar açılacak, taşsız yoldan geçilecek,
ağacın güzeli seçilecek, tezgahta dilenen hale gelecek, YUNUS ile MEVLÂNA
söyleştiği yerde buluşacak. Duvarı öreceksin, kapıda
elini tutanı göreceksin, çatısını soracaksın. İşte o zaman cümlemiz
ordayız, sanma ki zordayız. Halden GÜL’den, gönülden
cümlemiz buluştuk, ‘Korkuyu siliniz.’ diye sizler ile konuştuk; men
dili koyduk cebe, gelen gideni saydık, nefsi bedende soyduk.
Neymiş yolun güzeli,
neymiş yoldaki hanın düzeni, neymiş handaki hancının gazeli? RESULÜ’nün, kulluğu tarifi
şöyledir; meyveyi aşsız yemeyen bilmez, bulguru taşsız arayan
bulmaz. Kul ile kulluğunu bilirsin, gönlünde olan ile gerçeğini
bulursun. Her yolda benliğini atacak bir
konu, sözünü alacak bir konut bulursun; aldığını hazmedersen, olduğun
yerde kalırsın. Dostluk sofrası kurduk, acı soğanı
kırdık, somunu ele aldık, ATEŞBAZ VELİ ile sohbete daldık. (Resim verilir: MEVLÂNA ile ATEŞBAZ VELİ)

Günleri saydık geldik, gönülleri
soyduk bulduk, cümlenizi selamladık. Bir-bir okudum, serde güzeli
dokudum; seyirden gelene, ‘Gerçek güzeldir.’ dedim. Bindiği dalda binbir
çiçek var, binbir çiçekte güzel böcek var; bilene, kainatta seven kucak var.
Ocağım yanarsa, bacam tüterse, aşım pişer, her dileyen yuvama koşar.

Hazır olduk her konuya, kim geldi bu
kanıya? Selam dedik oturduk, DOST SOFRASI’nda kötü sözü bitirdik; ‘Gel.’
diyenle söyleştik, ‘Sev.’ diyenle paylaştık; gerçek güne söz verdik,
her yaprakta ADI’nı okuduk. Her okuduğunu yazma, her
dumandan rahmet sezme. Bacanın dumanı zahmettir. ‘DOST KAPISI’nda dur da,
kimseye emretme.’ diyene de ki; ‘VAREDEN’in EMRİ’ne asla karşı
koyamam, baca dumanı gelse aman nedir diyemem.’ Zahmetin RAHMET’ine hayır dedik
katıldık, sözden söze adım attık selam dedik, her nefeste dostluğu güttük.
Yerden göğe sevindik, güzel
fistan giyindik, olumsuzdan soyunduk. Selam olsun, her sayfada kul, konunun
içinde kendini bulsun. Ağacın dalı kuru,
yerde gördüm karı, analar anası SARI. Çifte sepet elde olsun, güzel hali
yolda bulsun, akan suya yorumsuz dalsın, saraydan sarayı SAHİBİ’nden
alsın. (Ne demek?)
Dayanmayı bildi isen, her konuya girdi isen, ‘Neymiş?’ demeden al. (Saray, nedir?) ERENLER’in
mekanı, sevenlerin makamı. İnce ipe at bağlama, çözdü
isen sevin, ağlama. Seherden nasib aldın, gününü suyun başında bil,
asla ‘Ne olur?’ diye eyleme. Meyhanede mekan kursa, YUNUS misali sohbete gelse;
naz ehline yolun silmez, senden benden diye nasibin çözmez. Uyumayı denersen. Uyumak,
düşüncelerden sıyrılmak. Doğudan batıya her kulunun, her
yarattığının, kaderi çizen RABB’imden kaygularını çözmesini dile. Öyleyse
sil.
YA ALLAH dedik, günde söze geldik,
doğru ile eğride düzü bulduk; seyrinde güzele göz attık, dileyene
yolumuzu verdik. Gün gelir niyaz eder, yolda yolcuya güler; gün gelir avaz
eder, Güneş ile Ay’dan sohbeti siler. Ben gibi sen de uyan,
senden geleni duyan, YAR ADI’na gönlünü adayan; ‘Selam.’ diyerek geldi, selamet
diledi; yeşil renk ile maviyi birledi, su damlası Dostluğunun
şahidi oldu.
Miyyar denildi ise sözde, güzel
görüldü ise gözde, demde alındı ise ÖZ’de, selam olsun cümleye. ER’den selam bekleyen,
dört duvarda bilgisini saklayan; gün gelir açar kapı, gün gelir biter yapı.
Ağaya paşa selam, dağlara taşlara kelam. Cümle bağlar bir olsa, cümle
kullar hep gülse, sevgi ile kainat dolsa, işte cennet ordadır. Dost
olalım, dost kalalım, her varolanı dost bilelim. Diyelim ki, ‘Seni beni
YARATAN, cümle yarattığını GÖZETEN, SEN’sin ALLAH’ım. Yerde gökte anılan,
her zerrede sanılan, SEN’sin ALLAH’ım. San ile aldık, son diye bildik, zanda
SEN’i bulduk ALLAH’ım.’ Cümlede uyum gördük, niyaza öyle durduk. Selam olsun,
RESULÜ’nün selamı cümlenizi bulsun.
Huzur yolu gönüldedir, kullarına
haldedir. Güzel dedik geldik yola, sohbet ile verdik kula. Cümlenize selam
olsun, huydan bilen soydan alsın. ‘Hazır olan, huzur bulan, yere
kilimi seren; benden sana selam olsun.’ dediler; ‘HAK LOKMASI’nı yediler.’
dedik, YEMEN’den gelen selamı cümlenize ilettik, cümlenizden selamı YEMEN’de
sohbete kattık. MERYEM ile İSA’ya, selam olsun
MUSA’ya. Cümlenin bilgisinde, RESULÜ’nün gölgesinde, secde MERYEM’den oldu,
İSA hayale geldi.

Her günümüz bir yöne gönüllerde
oluşur, güzellik görgümüzde HAK ADI’na buluşur. Cümlenize selam
olsun; DOST KAPISI, DOST diyene açık kalsın. (Efendim, ‘Yazan’ ile başlayan cümle bir müjde mi
idi?) Dayandığımız her gerçek, BİR’liğin anıtıdır;
geldiğimiz günden verdiğimiz, gürlüğün yanıtıdır. Her satırdan
müjde alsa, dilediği sözü bulsa, gönlünde kalanın kanıtıdır. DOST diye
geldik, DOST ADI’na verdik, cümle ile olduk. Alanlara selam olsun, kalanlara
selam olsun, her niyaza devam olsun. ‘Altı adım atarsam, menzile
varırım.’ diyen, kendinden kendine ölçü vurandır. Kuldan kula ölçü olmaz. Kul,
kendine asla ölçü vuramaz. Bildiğim ile övünsem de, bilmediklerim ile
ömrümce dövünürüm; öyle ise, bilgimin ölçüsünü hangi teraziye vururum?
Huzur ile geldik söze, günler açık
dedik size. Kumda ayak izi gördük, cümle alem dedik sardık, her arayana sorduk,
‘Aldığını verir misin, verdiğini görür müsün, dağlarda akan suya
gölgeni düşürür müsün?’
Güçlüğü yenen ile saymayı öğrendik, görgüde olan düzene ayak uydurduk, kum üzerine geldik
Güneş’in verdiğine uyduk, cümlenizi selamladık. Ağır gelen yükü dereye boşaltma, gayret veren sözü sıraya satma!
Gölgesini açacak, Güneş günde açılanı seçecek, kapalı kapı doğruda
olana açık kalacak! ‘Gömdüğüm emekte, umduğum himmeti bulmadım!’
diyenin kaygusu yersizdir! Emek, gömüldüğü yerde dahi doğruya
getirir, gerçek günde kaygunu bitirir. Maldan öte yol açık. Duyandan
aldığına, ER misali kaldığına cümlemiz şahit olduk. Her kapıda
yer alsan, bir kapıda dilediğini bulsan, dumanını silersin. ‘Çorap alsam ayağıma, örtü koysam duyağıma (kulak ve hissedebilmek), saymayı bilemezdim, seherde bulamazdım.’
denilir, her günün gecesinde ham lokma yenilir. DOST olduk geldik yola, dedik
ki; ‘Gün güzel, gönül güzel; nedir eldeki gazel? Cemde canını sıkan, CANAN diye
derdini döken; dar geldi diye, ayağını sıkan pabucu çıkar at!’ Dayanmayı
bilgimizden alırız, her nefeste GÜCÜ ile buluruz, dönük gelse ‘Açalım!’ der de
çeviririz. Derman veren ALLAH’ım kayguyu silecek, olumsuz gelene kul gülecek.
Derdin senden gelse, gayrıda çare olsa; gayrete ne hacet? ALLAH’ım her
verdiğine gölgesiz çare verir, dayandığı duvardan gerçeği
buldurur. Korkuyu silmeye gelsem, gün benim; ocağı yakarsam, yön senin.
Çevrede aradık, her noktada BİR’liği bulduk, selam olsun dedik,
değişen olayın geliştiğini gördük. ‘ALLAH’ım!’ de, adımını
at! Bir elinde gayret, bir elinde ibret olsun, cümle alem görsün. YUNUS ile
peyleşen, gönül ile söyleşen; gayretini bulacak, hayret cümlede
kalacak. YUVA’ya! Ayağı kuma basalım, kandil yağı sürelim. Sır gelse
de konular, görülmese de yapılar, açılacak dilenen kapılar. Pınardan akan suya, gönülden gelen huya, cümlemiz selam verdik, gelecek
günü aydın gördük. ‘Saymayı bilmem!’ diyene, de ki; ‘Saysam saymasam verir,
ağaçta RABB’imin dilediği ölçüde meyve olur. Kar yağsa, buz
olsa, nasibini kesmez; kimse kimseye, ‘Nasipsiz!’ demez, küsmez’
Hazır olan her kulu, bulur dilediği yolu. Soylu
geldi gülenler, saygı duydu bilenler. Cümlenize selam olsun, her nefeste güzeli
bulsun. Mayayı aldık ele, günden güzel dedik hale. Barışta
el ele olacağız, kaydını gönlümüzde bulacağız. Somut örnek dileyene,
de ki; ‘Duvarı ördüğün günde, sergiyi cümleye kurduğun anda; her
alandan selam gelecek, seferde olan yerden göğe sevinecek.’ Soğuk yerde durma, kasılır; elini açık
kapıda tutma, kısılır. Her emekte himmetini bulacaksın, dilenen hale,
dilediğin günde geleceksin. Yol bizim, hal bizim, gönüldeki dal bizim.
Gümüş altın eldedir, cümle alem dildedir; güzellik diledin mi, gelen güzel
yoldadır. Barışa yolu sorsan, ‘Geçit açıktır.’ der. ‘Ayvayı pişireyim, eğri geleni
düşüreyim.’ denildikte, güçlüğün kaygusuna varılmaz. Günün konusu
yeterlidir, dayandığı duvar tutarlıdır. Aynayı eline alacak, ‘Ne
güzelsin.’ diyecek. Adımız dünden yazıldı, sevgimiz cümleye yayıldı. Günü
geldikte vereceğiz. Ayağından aldığına, yaprağından
bulduğuna sevindik, gönülden gelene, güzel diye katıldık. Sağdan
soldan gününe hayır yazılır, yazılan her satır gün-gün okunur.
Kumdan koşa koşa geldik,
nehirden coşa-coşa vardık; CAN ile CANAN’ı boyundaki damardan yakın
bulduk. Cümlenize selam olsun, bağlı olan her kulu kendinde gerçeği
bilsin!
Hazır olduk her güne, HAKK’ın
verdiği yöne, selam olsun cümlenize. Deryadan adım-adım gidenle,
aldıkları suyu gelenlere sunanlar; ‘Nerden gelse, nerde bulsa, nereye varsa
gerçek ile buluşur!’ diyenlere, NİYAZİ’nin selamını getirdik;
ÖZ’lüyüz dedik, gerçek ile BİR’liğe oturduk: ... HAK ile başlarız söze, HAK
ADI’na geliriz size, HAK ile oldu isek, HAK ile varırız BÜTÜN’e. Gülmeyi
BİRLİĞİ’nden sayalım, bağımızı AŞK’ına soyalım,
kaleden kaleye bilgi soralım, günün gölgesini GÜL’ün rengi ile silelim!
Her günümüz aydın olsun, söze geldik
yolumuz açsın, gölgeyi silenden gönlümü seçsin. Cümlenize selam olsun, göklerde
uçan kuşlar sohbetinize gelsin; sulardan balıklar, yollardan karıncalar
nasiplerini bulsun; her adımda kul kendi kendine dönsün, ALLAH’ım cümlenizden
RAZI olsun. Doğduğum güne
baktım, her güne ayrı çerağ yaktım; kandile aynı yağı döktüm,
ışığı tez gelsin, dileyen tez bulsun diye. ‘Işığına
alıştık, kaderine gülüştük.’ diyenlere öğüdüm olsun:
Işığı gördüğün sürece karanlığı bilmezsin, yağı
bittiği anda aradığını bulamazsın! Onun için, her an tazele! De ki,
‘Ulaşılmaz GÜZEL’e.’ Her günün ayrı özelliği, her anın ayrı
güzelliği vardır. ‘Güzelliğin tarifi?’ denilmesin, zordur! Ocağı
yaktım ne güzel, pencereden baktım ne güzel, doğruya niyet kurdum ne
güzel. Her olaya güzel dersem, çirkini soframa koymamış olurum.
Varolanın verdiğine, VAREDEN’in
gördüğüne, RESULÜ’nün sevgisi ile ördüğüne cümlemiz inandık, günüm
var diye kaydettiğine, gönülden katıldık. Cümlenize selam olsun, giymeyi
denediğimiz fistan yapımıza uysun, RABB’im niyazımızı duysun! Benden senden söz alan, sözü dilinde
bulan, seymen misali savunsun, ‘Deryayı buldum!’ desin, soyunsun! ‘Her adımda
buluşmaya hazırız, seymen misali doluşmaya geliriz.’ diyene, de ki;
‘Seymen; doyduğunu uyduğunu, aldığını verdiğini,
giydiğini HAK’tan bilir, halk ile bulur! Seni beni ayıran, her
yaprağı birbirine kayıran; seymen olamaz, benden geleni bilemez, aynayı
eline alsa, ben diye gülemez!’ Bir-bir okuduk yaprağı, ekelim
diye dokuduk toprağı. Attığımız her tohumda beklenen nasibi
göreceğiz, RAHMET’i gelecek biliriz; zahmetten uzak duranın, sepetini
eline veririz! Komşuya su versen hizmettir; suyu elinde bulsan hikmettir;
deryayı gönlüne aldın, himmettir; kervan yolunu almazsa, rehbere zimmettir!
Kervan kimi rehber almışsa, yürütecek odur! Verdiğini almadan yolun açılmaz
sanma, benliğe düşmeden vergisine zan ile kanma! Benlik; varolan ile
arandaki duvardır! Duvarı aşmadan, zan ile ölçüye vurma! Eylem;
bütünlemeyi dileyenin kaygusunu azaltır, ayağındaki taşı
çoğaltır Yüce dağa çıktım,
ovaya gönlümü açarak baktım, güzelin her rengini gökkuşağında gördüm,
o zaman, zevk ile her zerreyi birbirine övdüm; bilgimi eledim, ‘Dost yeridir,
dur!’ dedim, kainatta üç olguyu birbiri ile ördüm; duyduğum,
gördüğüm, uyduğum, ördüğüm gerçek ile salıncak yaptım, ağaçtan
ağaca sallandım durdum. Sen de öyle yap! Gerçek, HAK yapısıdır; duyarsın,
uyarsın. Dediğin, sadece olaydır! Geç! Çoğun oluşturduğu,
dileyenin gerçeğidir. Senden seni sorarlarsa, de ki; ‘Seferde atlı,
sofrada tatlı olmayı dilerim, dileyen ile gülerim; seyre değil, olayın
gerçeğine talib olurum!’ Dağdan dağa aşsan, ancak üç kulu
ile geçersin, ‘Diğerleri nerde?’ diye boşuna ararsın. Her dalda çiçek açar,
her dalda meyve bol olur, meyve bittiği anda dal elde kırılır. Zor olan;
bildiğin halde, bilmeyene verememen. Gölgeyi aştığın günden,
gayretini sergiden alasın, bekleyen yolcuya emeğini veresin! Bekle gör!
O zaman, ‘ALLAH’ım RAZI olsun!’ diyeceksin, sofranda tatlı aşı yiyeceksin.
ALLAH’ıma emanet olunuz! Suyun aktığı yerden gölgesini
almasın, seyirde olsa da hizmetinden kalmasın; kumda ayak izi var, yorum ile
silmesin; gerçeğin yapısında buldu, kapısında beklesin! NUR ile
NUR’landırdık, ‘HAY’ diye-diye BİR’lendirdik. Sofranın başından uzak
durmasın! Ağ örttük, aranan düzene sahip çıktık. HAK ADI’na yazana, siper
olmasın asla tozana!
|