Yunus Emre 

1
"Aldığın alacağın, seni güne uydursun, vardan çoğa götürsün. Çoğu bilen, TEK'te gönül bulandır. Çağırdığınız an geldi, yardımında oldu elbet. Gönülden geçirdiğin, 'Hasret nedir?' dediğin, gerçeği gösterdi. Onur duyulan her olay, kulun kendi yapısında vücut bulur. Korkuyu duyduğun an, düşündüğün gölgeyi silesin. 'Olmayan yazı.' diyene de ki: Günü dolmayandır. Kayık suda kalırsa, taşa vurup kırılırsa; saymaya değil, dolmaya başlar. Üç gün, üç yoksul doyur. Yaptığın hayır korkunu siler. Daha önce dedik: Yazılan bozulmaz."YUNUS'um sözünde, "Geçici kalmaz." dedi yürüdü.

5 ocak
"Ayağım yoldadır, elim koldadır, sevgim cümlede." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yanan odun ısıtır. Dost ile düşman sözün gelişidir. Dünyanın düzende oluşu, her olaydan kulun doğruyu buluşu. Açacağın her kapı, sana dilediğini göstermeyebilir. Ne var ki, dilediğinden daha hayırlıdır. Kaçayım diyen, kovalayanı elbet beklemez. Beklese hayır mıdır dersen, elbet. Elini verse, dost olalım dese. Şarkı dedim, deste deste gülü saydım, güzeli gönülde buldum. Çağırdım gelen yok, yoğurdum yiyen yok diyene sözüm: Her olay yorumun özündedir. Kim olursa olsun, soframa gelsin dersem; çağrım duyulur, yoğurdum yenilir. Dönüşü gerçek yoldur bilelim. Her yorumda gerçeğe uyalım. Dönüşte göç dedik, bedeni sıyırdık. Semada göç dedik, gönlümüzü ayırdık. Her olayı dönüş diyemeyiz elbet. Gölgeyi aldığın yerden, kendini bulduğun yere kadar düşün. Olumun, tamamlandığı üç merhaleyi verdik. Her var olandan uzak kalıp tefekküre dalmayı, yemeden içmeden hakikatı bulmayı mahzene benzetirsen; gölgeyi o yönden çözersin. Göre göre, seve seve bulduğun; dünyayı severek sildiğindir. Her şeyden elini çekmek, zahmet; ağacın gölgesinden almak, rahmet. Açık gelmeyen, günde yeri olmayandır. Duvarın örttüğü nedir dendi: Zahmetten sonra; sırlarına yöneldiğin, kendi içinde bulduğundur. Olumun geliştiği, cümlenin ağacın gölgesinde buluştuğudur. Gölgenin ayrısı, sadece kulun görgüsüdür. Gölgenin ayrısı, sadece kulun görgüsüdür. Denizin yerini değiştirebilir misin? Gayretin yeri; elinin, dilinin yettiği kadar olmalı. Kul arpa ekti ise, buğday beklememeli. Bağda beklediğin üzümdür. Ayrık görürsen yolarsın, bağıma zarar verir dersin. Kemikte oluşan, kanda buluşan her zerrenin, ayrık ile atıldığı bilinse, ayrık tarlası yetiştirilirdi. Onun için kulun yararı yaramazı; senin bilginde değildir. Yaprağa renk veren, -(Ayrık otu, kemik kanserine şifa mıdır?) Verem de de şifa bulur- gülden güzeli gösteren; dikenini sevmezse ele almaz. Denir ki, diken elbet sevilmez. Güçlüğü, diken dersek, bilgimiz ile yenersek; güzele ulaşmış oluruz. Daha önce verdik: Kaşık aldık, ocağa geldik, cümlemiz BİR'liği gördük. 'Şükür ALLAH'ım.' diyelim, sözü MEVLANA'ya verelim." dedi, YUNUS'um yürüdü.

12
"Erdi üzüm, gördü gözüm, aldı sözüm."YUNUS'um döne döne gelir, bizden sözü alır: "Oldum aldığım kadar, verdim sevdiğim kadar. Ne yeter ne biter. Her yuvada baca tüter. Olgun elma yiyelim, şükür ALLAH diyelim. Aşını yiyen her kul, kapını bekliyenden midir? Sözümüz cümleyedir. Dostun alacağı her kulun bileceğidir. Yönümüz yerimizi değil, hak olanı gösterir. Alacağım benim ise, verecek cümlenindir. KEVSER denilir AŞK adına şarabı içilir. Almayı dilediğin, bulmayı denediğindir. Almak nedir, bulmak nedir dendi: Almak, ele geleni elde tutmaktır. Bulmak; kendinden olmayana, sana yolunu -dilesen dilemesen- açana denir. Açılan yolun gidişi muhakkaktır. Derme deste olunca, kendini destede bulunca; kulun gideceği gitmeyeceği sözden değildir. Dağılan her konu, eninde sonunda toplanır. Bulmak öyledir.  Çoğun bulduğu, RAHMET'in bolluğudur. YEMEN'de danışılan, yerinde konuşulur, bugünde buluşulur. Denizin kattığı, kumunu attığı yere sahil denilir. Orada sahil ile deniz el ele verir. Konuşulan konu odur. Yumuşak oldu isek, kum misali sahile geldi isek; yolumuz yerimiz bellidir. Yoğurt almayı deneyen, elbet yemeye niyet edendir. Niyet oluş mudur derseniz; oluş değil, oluşa adım atıştır. Aydın günde aydın gönüller görülür. Yaprak çiçekten sayılır. Köprüyü geçene de ki: Derd demeden yürüdük, köprüyü geçen ile beraber olduk, her niyet edene elimiz verdik. Elden geldi tutalım, doğruyu, demde benden sana iletelim. Her alış veriş, kendini bilmene yardımcıdır. Gökte ve yerde bilinen senden sana iletilendir. Her yıldız altı günün dengidir. Yedinci günün doğuşu, aydan alacağı, güzeli öyle bulacağı bilinir. Elbet bizim bilgimizdir. Nedir dendi: Altı gün yıldızların, yedinci gün ayın tesiri altındadır. Yedinci gün hangisidir dendi: Cuma. (Günün tesir altında kalması mefhumunu açıklar mısınız Dede'ciğim?)

21
"Yol bizimdir sizin ile, söz cümlenindirgönlün ile. Yaprak olduk dökülmiyen, ağaç olduk sökülmiyen, sohbet kurduk dağılmayan." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Çimen de, çiçek de ağaç da O'ndandır. Gemiye yol veren kaptan, sadece gemisine hükmederderyaya asla."Yerimiz nerededir? YUNUS'un gönlünde. "Taze çiçeği derdim, güzel halini gördüm, çİçeği sergiye koydum, gelen alsın, seven görsün diye." dedi, YUNUS'um yürüdü.

şubat
"Su aldım dereden, aradım nereden." dedi, YUNUS'um sözü önceden aldı: "Her sayfayı okuyan, sözü dilde dokuyan. Aldım verdim doyasıya, her dileyen dolasıya. Değirmen susuz kalmaz, döndüğü yerden şikayetçi olmaz. Dayandım yüce dala, güvendim güzel hale. Çevremi saran yola girene, elimi verdim. Dolaştık cümle ile. Deste denilende sözün gelişi değil, düzenin oluşudur. Duyan aksedeni alandır. Akseden, gönülden cümleye sevgi neşredendir. Çoğun oluştuğu gün-gün buluştuğu; çemberin oluşturduğudur. Yaprak düzenin, ağaç sezenin bilgisindedir. Soylu denilen, soysuzu ne ile suçlar? Saçın telinde, sepetin elinde oluşu ile mi?” (Resim çizdirilir) Ağızdan aldığı, gönülde oluşturduğu, baba ile anada söyleşe-söyleşe, kendi ile cümlenin BİR'liğini idrak eden; her sohbette sözümüze katılan, YUNUS'umdur. Şarkı diye bağırır, sevgili diye çağırır, her var diye gördüğü güzele eğilir. Cümlenize selamet diler, sevgi ile gönülleri sarar, YUVA'nın kapısında görülenler kimdir denilir? TABDUK ile KIZI.

2
"Yaprağı sayacağım, sevgiye doyacağım diyen, kendini kendinde hapsedendir." dedi, YUNUS'um sözü aldı, aldı da söze daldı. "Katı olanı alma, katı geleni bilme, eriyen buz misali kendi kendini çözme. Katık aldım yiyene, ekmek var mı diyene, sağdan soldan gelene, eğil cümle dileyene. Sabır taştı demeden, fakir aşı yemeden, sevdim dersen; uydun derim. (Dede'ciğim kime hitap ediyorsunuz?) Cümleye. Doğuşu her bilene, ölüme uydum diyene. Yaşadığın değer ise, yaşayana değer ver. Dağın karı erirse, ova suyu bulursa, ekin güzel olursa; kul, ALLAH'ım verdi diye sevinir. Dere boyu doldu ise, tarla dolup taştı ise; güzeli ara. Doğuş; aramayı bilenin, bulduğuna uyduğu günden başlar. Değişen değil, gelişen güzeldir. Oymayı, dileyen ile ele alırsın, öylece ağacın dilini okursun. Oyduğun her dalda kendi bilgini dokursun." dedi, YUNUS'um: "Gitsem gönül razı değil, kalmaya izin yetti."der, sözünü devreder.

9
"Yerimiz nerdedir, yolumuz kimdedir, halimiz kumdadır. Duman aldı götürdü, yol diyeni yatırdı, her okunan satırdı." dedi, YUNUS'um sözü aldı. Sözü aldı dile geldi, diledi yola geldi: "YUNUS dedim anıldım, cahil diye sanıldım, kendim sordum yanıldım, 'Ne bildim, ne buldum, ne aldım, ne verdim?' diye düşündüm durdum. Su aldım kumu kardım, olan çömleği gördüm. Beğenen alır, beğenmezse bana kalır. Suyu aldım un ile kardım, hamuru elde gördüm. Alan olur, fırında pişirir yer dedim, alır diye sevindim. Almazsa ne olur? Ne olacak, elbet bana kalacak. Seven gülecek, gülen övecek, bana emeği kalacak dedim. Hal ile düşündüm, yol dedim taşındım. Gelenin, sevenin halinde, sevileni buldum." dedi, YUNUS'um yürüdü.

16
"Doldu bardak taşar mı, bilen yoldan şaşar mı, gözü gören düşer mi?" dedi, YUNUS'um sözü sazı ile aldı. Sazından maksat denildi: Söz diyenindir, saz bilenin. Herkez sözü söyler, sazı bilen çalar. "Kaydı ayak çamurda, eli gördüm hamurda. Ne orda ne de burda; ayırandan olmadım, güzel halden kalmadım, ağlayana gülmedim. Görmeyi dileyen, sevmeyi bilendir; sayı ile alandan değil, kendini bağlayandır. Çoğun azın sözünde, her bilenin sazında, cümle kulun ÖZ'ünde dilenen vardır." dedi, YUNUS'um sözü bağladı: "Değirmenden un ara, toprağı güzel tara."

23-!
"Doğdum bileyim diye, gördüm çözeyim diye." dedi, YUNUS'um sözü aldı, söz ile sohbete daldı: " 'Yoğurt yedim, ayranı sordum.' diyenin ayırdığı olamaz. Dost geldim diyen, meyvesini esirgeyemez. Doğuş, olduğu günden; oluş, bildiği gündedir. Dünya yerini sormaz, olduğu yerden sorumlu kalmaz. Ne yıldıza, ne aya kendinden hesap vermez. 'Nasıl?' denilir: Bilinsin, kayda alınsın. Her var olan kendi içinde bütündür. Yağın balın bolluğu denilmesin, kulun belleğidir. Dostun alacağı vereceği, gönlünün eseridir." dedi, YUNUS yürüdü.

9
"Kaşık elde, alan bilir, ağacın gövdesini yaslanan görür. Sanılmasın ağaç kurur. Dost dedik, DOST ADI'na verdik. İki ağaç bir dikilir. Yaprağı güzde dökülür. Beklenen gün yakın gelir. Kuşak verdik beline, sözü verdik diline. Yumuşak olsun, dilediği yerde kalsın. Şahit yerini bilmez. Çünkü söz kendinde kalmaz. Dağınık gelse de, kendini bulacak. Ayağını yorduğun, derdini sorduğun; doğuştan gelen değil, duyuştan silendir. (Bir kimseye mi hitap ediyorsun Dede'ciğim?) Kayın ağacı yaprağını verse, merhem diye derde sürse, gerçici olanı görür." "Dediğim destan değil, giydiğim fistan değil. 'Derdimi bilmeyene, derman diyemem.' dersin, her hale yön sorarsın. Demde oluşan, günde gelişen, her halde çalışan, güzele alışansın." dedi, YUNUS'um yürüdü.  

16
"Kaşık ile geliriz, sofrada bulduğumuzu alırız." dedi, YUNUS'um sözü yönüne çevirdi: " 'Yönler ayrı mı, sözler gayrı mı?' denilir. Güneşin verdiği, günden güne değişir. Bir gün önce bildiğin, bir gün sonra aldığın ile çelişir. Kul, ikisi arasında çalışır. Kulun görgüsü, o zaman değişir. Her gün aynı olayı düşünen, sadece aynı günü yaşıyandır. Günü günden secelim, her gün bir adım öteye geçelim. Güzel çirkin diye tartışalım. Tartışma, doğruya götürür. Bilmeyen bilene katılır. Güzel çirkin tartışması öylece atılır. Sevgiye adım adım gidilir. Sohbetten dedik, doğru olanı verdik. (Doğru olandan murat nedir Dede'ciğim?) Dönelim dönelim, her verileni döne döne tekrarlıyalım. Yapının temelini çoktan aşmış olduğunuzu göreceksiniz. Duvarlarını sevinç içinde öreceksiniz. 'Daha önce örmedik mi?' denilir: Temelde birlik, bütünlüğü korur. Doğuştan gelişen, değerini bulur. 'Kaynak nerden?' diyenin ÖZ'ünde, gerçek vardır sözünde. Kendir lapası yapılsın, kemiğe öylece sarılsın. EYVALLAH. (EYVALLAH kimin için Dede'ciğim?) s. için. Çorba içsem diyenin, kaşık elde gelenin yerini, gönülden gördük. Denilmesin, 'Geldiğimiz gibi kaldık.'" dedi, YUNUS'um yürüdü. (Diğer bir hasta içinde aynı durum varmış. İlaç ona da iyi gelir mi?) EYVALLAH

23
"Olduğu gibi gelsin, geldiği gibi bulsun." dedi, YUNUS'um selamladı: " 'Hayret.' denileni, gayret ile oluşturamazsın. Oluşan, kendinden gelişendir. Kömürü çıra olmadan, ateşi çakmadan yakamazsın. Derman dedik, ferman bekledik, düzene sözümüz ile katkılı olduk. Yatan kuşu gözledik, uçan kuşu özledik, öten kuşu izledik. Ne bekledik ne gördük. Ava gittik avladık, suda balık tavladık. Göreni gözledik, seveni bekledik." dedi, YUNUS'um yürüdü.

30
"Sepeti örene sor, sohbeti bilene sor, şerbeti içene sor." dedi, YUNUS'um sözü aldı: " 'Her hale uyarım, her sözü duyarım, her yolu bilirim.' diyenden uzak dur. Çünkü; ilimin, bilimin sonu gelmemiştir, hududu çizilmemiştir. Dönük sanılan kulda yanılan gine kuldur. Her kul için dilenen, yoldur." dedi, YUNUS'um yürüdü.

6 nisan
"Geldim her an gelişeni buldum." dedi, YUNUS'um sözü aldı: (YUNUS Dede'ciğim, her an gelişen nedir?) Sözün eskitemediği, sesin aksini bulamadığı, ne var ki her olayı birbirine bağladığı bilinen. Zamanı, çekirdek misali toprakta besleyen andır. Anda toprağa çekirdeği atarsın, her an büyüdüğüne bakarsın. Zamanda bütünü bulursun. Gelişen, oluşan odur. Her an birbirine eklenen, birbiri ile beslenen vardır. 'Geçmiş silinir.' denildi. Ağaçta, silinen değil bilinen vardır 'Öyleyse geçmiş, gelecek değil denildi.' diye soru açılır: Her an hizmette isen, oluşanı görürsün, çekirdeği sularsan meyvesini yersin. (Fideden sulamaya başlasak ne olur?) Doğuşun çekirdek olduğu, oluşun, ölüşün yine çekirdek gittiği bilinmez mi? 'DOST.' dersen, sulayanı bulursun, sen de meyve verirsin. Dağda çeşme arayan, düzde ayağın sürüyen; gerçek nerde bileydi, DOST elinden tutaydı; suyu elde bulurdu, posta dizin vururdu. Balığı avladık mı, taze diye yedik mi, seven var mı sorduk mu? Yediğimiz kârdır desen de, soğuk suya dalsan da; ayağını sürmezsin, YAR'dan başka görmezsin. ÖZ'ünü bildiğin an, hayreti sildiğin andır. Kesmeyi yerden değil, yoldan diledin. Derdini kendinden değil, kulundan bildin. Ayırmadan okunsun, gönlünüzce dokunsun." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

13
"Hoşnut olduk, cümleniz ile güldük. Sohbetinize geldik, dileneni bulduk." dedi, YUNUS'um baştan sözü aldı: "Aldık diyelim, kotardık yiyelim, sevgiyi bilelim. Bildik dileneni, gelmeyi dileyeni, gördük aşmaya özeneni. Dost olsun bizle gelsin, dost olsun sözle gelsin, dost olsun sevgi ile bulsun. Dostluğu kendine mesnet edinsin, darda olanın yanında kalsın. Şüphede olanın derdini silsin. Karanlık diyenin ışığı olsun, geçmişi değil gününü doldursun." dedi, YUNUS'um sözü devretti. (Birine mi hitap ediyorsunuz?) Her sözümüz cümleyedir. 

20
"Kumun örttüğünü deryaya açsın." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Koruk helva olacak, korku YUNUS'un dilinden silinecek, VAREDEN, VAROLAN diye bilinecek. 'Koruk helva nasıl olur, kulu günü nasıl bulur?' denmesin, meyve hamken yenmesin, yerden çöpü almasın." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

27
"Eyerde oturursam, heybede götürürsem; yerden yolu aldığım, yolda bileni gördüğüm söylenir, söze şahit beklenir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Gördüğüme, bildiğime, HAK YOLU'na uyduğuma şahidin var mıdır? Elbet vardır. Dünyada bıraktığım satırlar, cümlenize kârdır. Demek ki; bildiğini, gördüğünü, halin ile uyduğunu cümleye vereceksin, kârını cümle ile paylaşacaksın. Sevgim benim yükümdü, canım benim kökümdü. Dal bedene, dal vergiyi sezene alıcı vericidir. Onun için, yükünü ağır vermeyin. Verginizi dalda bırakmayın." dedi, YUNUS'um yürüdü.

4 mayıs
"Kar yolda iz almadan güzeldir, kul halde söz almadan güzeldir." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'Kar iz almadan nasıl güzeldir?' denilir: Kendinde sözü bilen, yerde izi gören, elbet takib eder. Ne var ki, kardaki iz güzelliğini bozar, beyaza çamur katar. Gerdiğim ipte, serdiğim bulunur. Ders denilirse, verdiğim okunur. Doğuşun dört halini verdiği, MEVLANA'nın dediği olayda, düzenin yazgısı vardır. Doğuştan önce iki, doğuştan sonra iki hali oluşturur. Destek arayan, yoldaki izde, kuldaki sözde buluşur. (Kuldaki sözden murat, yargı mı Dede'ciğim?) Yargı değil, sergidir. Olumlu sohbet gerektiren yerde, her kulun ayrıntıya düşmesinde gerçek oluşur. Her ayrı görüş, tekte buluşur. 'Kuyuya ses vereni akan su duymasın.' denilen odur. Yargıya düşerek verdiğin sohbeti, kendinden bilesin. (Yani, 'Bizden gelmez.' diyor değil mi?) EYVALLAH. Öyle oldukta, 'HAK SÖZÜ'dür.' demeden, kendinde düresin, sesimi kuyuya verim diyesin, akan su duymasın diye dileyesin. 'Dilersem duymaz mı?' denilir: Elbet duyar, ne var ki, tövbene uyar. Sesim güzel değil dersen, şarkıyı kendi kendine söylersin, kendinde saklarsın. Uyumsuz bildiğin halini de öylece saklayasın, kendi mantığın ile paklayasın. Kuyu ile akan suyun sözüdür - her kulun bildiği- HAK YOLU'na uyduğu ÖZ'üdür. Yerden alırız denilen, sevgi ile karılan, cümle ile aynı karara varılandır. 'Cümle ile aynı karar nedir?' denildi: BİR'dir birliği verir, BİR'dir bir olanı görür, BİR'dir birde oluşur, birde buluşur, bilen ile bilmiyen hamur misali karışır. Bilen bilmiyeni örter. 'Bilmedim.' diyene sözüm: Bilene uysun ÖZ'ün, olumsuz gördü ise gözün, yemin olmasın sözün. Değişeni alma, uyuşanı bil. Bala bir damla sirke katarsan, değişen sirke olur, balda kendini bulur. Sirkeye bir damla bal katarsan, sirkeye uyar, olayları sirke misali duyar. Doğuş, yerli yerinde; katılış, yersiz olmasın. 'Nasıl?' dendi: Balın doğuşu baldır, sirkenin doğuşu sirke. Öyle ise oluşu bilmeliyiz, balı yerinde, sirkeyi, kabında görmeliyiz. Birbirine katmaya çalışmamalıyız. Cümlenize selam olsun, daha önce verilen her bilgi satır satır okunsun verilenler atlas misali dokunsun. (Kuş eti yendi yenmedi cümlesinin batıni manası var mı Dede'ciğim?) Ummak güzeldir, günü geçti ise yaprak gazeldir. Her verilen önce madde süzgecinden geçirilir, sonra mana yorumunda oluşturulur. Gerdiğimiz ipte çamaşır sallanıyor ise, rüzgardandır. Dost dilinden verdik, MEVLANA'dan söz diledik. Doğumu açtı, söz bize geçti. Alan da veren de şaştı. Denildi ki: 'Ya, doğmadan düşen?' O da iki halde oluşandır. Yerden aldığın sözü, cümleden verdiğin özü." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

11
"Gemiye gelen bilir, tayfayı düzenli bulur, yolunu arayan bilenle yürür. Bülbül ağlamaz, gül eylemez, her gönül ayrıda kalmaz." dedi, YUNUS'um sözü aldı: " 'Konuyu açandan güzeli seçenden olunuz.' diyene de ki: Her konu açılır gönüllere uyarak, her güzel seçilir kainata bakarak. 'Kuş olsam dilediğim dala konsam, deryanın dibine dalsam, kuzu olsam çimenlere yayılsam.' diyenden, 'Olduğu gibi olduğu yerden görsen?' desem, ben mi hatalı olurum, her olana talip olan mı? Elbet hatalı olan yoktur. Dursam yolun üstüne, sorsam 'Yolcu kimedir?'; dursam hancı yanına, sorsam 'Yolcu nerdendir?' Cevabı bir olurdu. Dal yaprağın dökmese, ağaç kökün sökmese, bulan bilmiyene 'Zorlu.' demese; karda iz görülmezdi, söze sözü katmazdı. ('Karda iz'den murat nedir Dede'ciğim?) Dost elini verene, dost dilini görene, 'DOST benimle.' diyene; DOST'un selamı olur, dostluk el ele bulur. Çevreyi görelim, cümleyi bilelim, verileni dürelim, kendi kendimize soralım. 'Nerden geldik, ne aldık, ne bildik?' EMİR denilir, ALLAH'ımın sözü edilir. AMİR O'dur ki, EMRİ'ni tutalım, O'nu EMRİ ile bilelim, 'OL.' dediği halde dönelim. Gelmek EMRİ'ndendir dönmek gibi, konuk misali. Yerden göğe bilgi yükü vardır. Elbet kulun gücü tüm bilgilere açık değildir. Ayna sadece seni sana gösterir. Aynada kendini gördüğün kadar bilgiye sahipsin. AŞK dolan gönlün, bligi dolan ömrün; yapını tamamlar. Kendini kendine sor, kendini bedene sor, kendini sevene sevmiyene sor. Alacağın cevap elbet sana zor. Ne var ki, gönlüne ateş kor." dedi, YUNUS'um yürüdü.

31
"Kaydını soran YAR'dır." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'Fistan yamalı olsun, soru yarıda kalsın.' diyene de ki: Bilenin bilmiyenden farkı, bilmeyi denememesindendir, suyun gidişine uymamasındandır. Vermeyi her dileyen gelir, elbet bilen verir, dost elinde dost dilinde oluşur. Her Dost elbet YUVA'da buluşur, sözümüz gönüllerde gelişir. Geçti denilmesin, ham meyve yenilmesin. Suyu dondu diyenler, güneşi unutmasın." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Soframız açık bizim, budur cümleye sözüm." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Her deste gül olaydı, bilen gülden soraydı; demde dilenen olur, Selam cümlede kalır. Soraydı dedik, sözü selama bağladık. EYVALLAH. Ayrımız gayrımız derttir. Sizde dert olan, gelende elbet dert olmaz. Bilen hatada kalmaz, yaprak çiçeği bırakmaz. Ne var ki, çiçek kokusundan yaprağa katmaz. Birbirini bilirler, bile bile sevgili olurlar." dedi, YUNUS'um DOST'tan SELAMI'nı iletti. 

21
" 'Yol bizimdir.' diyenler, yol dileyene gösterenler, gelmiş geçmiş ERENLER, SELAMI'nı iletirler." dedi, YUNUS'um sözü aldı. Aldı sohbete daldı, her hale güldü, 'EYVALLAH' diyenle beraber oldu. 'Sayfa doldu.' diyene; "Selamet olsun, SAHİBİ'ni bulsun."diye duacı oldu. "Az dedim çok gördüm, her bilenin bildiğini birbirine ördüm, gönülden cümlenizi sardım." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi: "Aşık yola düşerse, 'Aşkım.' diye taşarsa, dur diyeni dinlemez, yandım diye inlemez, derman gelsin beklemez. 'Gel GÜZEL benden gör, gel GÜZEL benden ol, gel GÜZEL bende kal.' der. Dese sözü biter mi, söylenen ÖZ'e yeter mi, bir bilen bilmiyene sevgi katar mı? Elbet katar, sevginin temelini atar." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

9 temmuz
"Erdi üzüm bağlarda, gördü gözüm dağlarda. ER olan düze gelsin, 'Düz.' diyen söze gelsin." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her yol düzdedir, her gönül bizedir, verilenler sizedir. Dost demde söyleşir, güzel hal ile belleşir. 'Ateş yandı külü yok, su aktı yolu yok.' diyene de ki: Zaman ateşi küller, suyu yollar, kulu haller. Kemer belde görülse, saçı başta örülse, yere kilim serilse, sana mı bana mıdır, yoksa dileyene mi?" dedi YUNUS'um yürüdü. 

11
"Yaprak verdim eline, şarkı sundum diline, 'Derman.' dedim gönlüne, gelsem dursam yoluna." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her sayfada okunan, gün günde dokunan, yelden selden sakınan, O'ndan nasip alandır. Kulu, kendini bilendir. Kulu, yolu bulandır. Kulu, her varolanın halini sorandır. Kulu, her yaratılanı sarandır. Yermek, kendinde olan hatayı sermektir. Gemiyi yola saldık, kumda diz üstü kaldık, umduğumuzu bulduk, 'EYVALLAH.' dedik. Can idik, CANAN'a döndük." dedi, YUNUS'um yürüdü.

12
"Yerden aldım, elden verdim, gölgeyi güneşten bildim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Her söze ÖZ gerek. Neyi alırsan al, olduğun gibi kal. Doğuştan beklersin, her olayı gönlünce paklarsın. Kimden alırsın, kime eklersin? 'DOST.' dediğimiz, her kuluna güldüğümüz bilinir. Her sohbette toprağımız sorulur. Açık aldım, açık vereyim diye geldim, sözümü sizlere verdim. Her yaprakta arasan, gönülleri tararsan, YUNUS'u görürsün. Duman gönlünde kalmasın, kemer beli sıkmasın. Olduğu gibi, geliştir, derman YÜCE'den veriştir." dedi, YUNUS'um yürüdü.

13
"Kemik dilde olaydı, söz yerinde kalaydı; gönlülde yara açmaz, yarayı açan kaçmazdı. Sevgiyi ele alsan, sevgide selameti bulsan, öylece kendinde kalsan; duvarı aşmış, geldiğin yere şaşmış olurdun. Ay ile yıldızı gördüm, hepsini Güneşe sordum. Yayım yayım yayıldılar, her esene eğildiler." dedi, YUNUS'um sözü aldı, yorumu yarıda kaldı: "Günde sohbeti alan, aldığı yerde kalana de ki: YUNUS yolun tozuna, baktı PİR'in izine, TABDUK geldi sözüne, 'Eğilsem?' dedim dizine. Elim eline aldı, önce yolumu sordu. 'Yolum, izindir.' dedim, 'Dilim, sözündür.' dedi, beni sohbete verdi, sözümü hayra yordu. Olumlu yolda, güzelim halde, suyu ararım gölde. 'Akan su verir, cümlesi görür.'dedi."TABDUK ile YUNUS selamını verdi. 

14 eylül
"Dağılan düzde kalır, eğilen yolu bulur. Söylemeyi biirsen, 'Yerinden aldım.' dersen, elbet görgün açılır. Selam olsun diyelim, her gelene selamını iletelim. Dünden bugüne geldik, dün dedik, bugün verdik, döne döne söyledik, 'Bilen nerde kaldı?' diye sorduk. Hal kulun, yolunu bilirse, hal kulun, kendini bulursa, ayağını yerden alıp yoruma verirse." dedi, YUNUS'um yürüdü. YUNUS'um söze girdi, dosttan selam getirdi: "Dostun yeri, yerden değil yoldan gelir, dostun değeri sevgiden gelir. buluşun değeri, bilişten gelir. Bilmiyen, bulduğunu değerlendiremez. Destan yazarız, ocak başı bekleriz, 'Dost. Dost.' diye gönüllerde saklarız. SEYYİD AHMET demdedir, denilmesin kandedir, otuziki yerdedir, her bilenle serdedir. Doğuşu bilinenden, dost denilişi bağlanandandır. Kemik yapısından değil yenilecek, eskiden sıyrılacak. Geçeni aramadan dönmiyelim." dedi, YUNUS'um yürüdü.

20
"Bağdan geçtim üzüm çok, kimsenin elinde gözüm yok." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Aldım sözü doyandan, her hal ile uyandan, DOST YOLU'nu bilenden. 'Yerim dağda taştadır, sözüm uçan kuştadır. MEVLAM sözümü saçtı, seven gözünü açtı. Otuziki yerdedir, ne sağda ne soldadır. Sevenin yerinde, soranın gönlündedir.' Sözünü otuziki kalem verdi, yerini KABE'de bildirdi. 'Yazan bilir mi?' denildi: Bilmeden yazar mı? Size bildiren, her yazana bildirdi. Yazısı günde değil, devre devre verildi. Geçici değil. Gelecek günlerde gine verecek, sadece bir yerde kendini bildirecek. Kement elde beklersin, çift atı üçe teklersin, her alanı bildiğince paklarsın." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

28
"Denize ipi attım, kumda yapıya kattım, sözü alana sattım." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Daldan yaprağı aldım, yaprakta düzene güldüm. 'Meyve benim olacak, çekirdeği cümleye verecek.' dedim, sevindim. 'Meyve elde kalaydı, çekirdek toprağa geleydi, elbet YUNUS düzene kalem çekerdi.' derseniz, kul yazısı ile dünya çökerdi. Kul kim, yazı nerde? YUNUS bilmeden düştü derde. Dünya beni sararsa, her bilen 'Nerde.?' diye sorarsa; geldiğime şaşarım, ben ben diye coşarım, su olmadan taşarım. Yolda kendimi buldum, bildiğim günde kaldım, öylece oldum, sandım ki öldüm. Ölen O'nu bilendir, ölen nefsini bölendir, ölen her türlü kaygudan uzak kalandır. Döne döne bulursun, döne döne olursun, YUNUS gibi anılırsın. 'Yemek.' denen, 'Yemek.' diye yenen, günde, şaşandan uzak kalırsın. 'Ne demek?' dendi: Yemekten maksat maddedir. Mideni doldurursan yemek yersin, nefsini doyurursan dilediğini benliğinde beslersin. Yenen odur. Uyumsuz gelen, hazmedilemiyen yemeğe benzer. Hem sever, hem yersin; yediğine pişman olursun." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Dost eli, dost dili, elbet dost verir hali, yorulmaz kolu. Yapıya katalım kumu." dedi, YUNUS'um yeniden sözü aldı: "Her alan, her bilen verenden olsun, cümlenin gönlünde selamı kalsın." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

5
"Geldim durdum yoluna, baktım cümle haline, yelden yoldan var bilen, aldığından hoşnut kalan kullarına el verdim, cümleyi selamladım." dedi, sözü HACI BAYRAM'a bağladı:

10
"Atı aldım yöresinden, kulu sevdim töresinden, destan verdim orasından-burasından." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Bahçemde açan güller, cümlede buluşan gönüller; BİR'liği buldurur, kullarını oldurur. Selam olsun sizlere, açılan cümle gönüllere. Yeşille açılır, GARİB'e açık yol geçilir; oyma misali örülür, en güzeli görülür. Düzenin yanıtı, yorumda kanıtı. Karışandan, yarışandan değil, çalışandan alınsın, düzene öyle bakılsın, yeniden gözden geçsin, yeşil renge değer verilsin. Değil. Renk olarak verildi. EYVALLAH. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi, YUNUS'um yürüdü.

12
"Yoğurt yesem serinde, elbet durur yerinde. Almayı dileyen, sormaya niyet kuran; gönlünden verdiği an görülür. Yaprak verdim eline, sözü verdim diline, 'Güzel.' dedim gülüne." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Taşı yerde sayarlar, tarlaya buğday koyarlar; her adımda 'Gelen kimdir?' sorarlar. Oruç sende, niyaz bende, dost cümlede olacak, aydın günde çağrılan gelecek. 'Çokluk eğildi, yaprak döküldü.' diyene de ki: Her bahar düzendedir, giden gelen YAZAN'dadır, olumsuzu süzendedir.  Yerden aldım sazımı, dilden verdim sözümü, ayırmadım gözümü. Geçsin diye bekliyen, konuk diye ekliyenin, kendinde alacağı-vereceği yazılıdır." dedi, YUNUS'um yürüdü.

3 kasım
" 'Saray beni alır mı, saraylı sende bulur mu?' dediler,  aramıza taş duvar örttüler. Adım attım öteye, elim verdim kapıya. Gelen gülen bizdendi, araya giren tozdandı, 'Kötü.' diyen sözdendi. Ne ayrı kaldığımız oldu, ne saray aramıza girdi." dedi, YUNUS'um sözü aldı:  "Kapı kapı gezelim, her sözü BİRLİK'te süzelim. Seyret güzeli, senle BİR'dir diyerek; seyret güzeli, sende BİRİ bularak; seyret güzeli, damla damla sunarak; 'Konuk değilim kainatta.' deyip, her zerrede düğümleri çözerek. Sır demedik. Sır; çözülen değil, verilendir. Düğüm; kendinde olanı bularak beklemek, verilene uymaktır. DOST KAPISI vurulur, sofra hazır girilir, sağlı sollu selama durulur. Ağacın kökünde dinlenmiş toprak, cümleyi besler. Yaprağından meyvesine, her adımda niyazı olur. Onbir ceviz dikilsin, demde söylenen beklensin. Kökü suya erdikte, dağı taşı gördükte; kökünden yaprağa, beklenen vardır. Doğusuna. Değil. Değişen değildir. Beş, beş. Beş doğuya beş batıya, bir ortaya. Yanyana değil. Onbir ağaç yeter mi, beklenen baca tüter mi? Onlar, köprü görevindedir. Araya, dilenen dikilir. Cevize eğilen, yaprağı tez dökülen ağaçtan olsun. Yedi selvi dikesin, aralara dökesin. Kırkbir erik dikilsin. Kemik görevi cevizdedir, toprağı sağlıklı tutar. 'Kalanı, ne yapsam?' dersin. Her meyveden atasın, dilediğin günde satasın. Ne olursa olsun dedik, cümleyi öyle çağırdık; toprağımız da öyle olsun. Oğulun aldığı, selviden sorduğu; dünya halkıdır, sulha bekçidir, iki alemde aracıdır. 'Oruç yedim.' diyesin, geçen günü süresin, günde aldığını bilesin, 'Şükür ALLAH'ım.' diyesin. Ele aldığın kaşık yarının çorbasınadır. Boş tas görmedik, uymıyana vermedik. 'Her gün, dünden güzel.' diyelim, sunulan şerbeti HAK'tan bilelim. Geçmişi sildiğini andığın gün, kendine döndüğün gün olacak; her yanlış dediğin, dünde kalacak. 'Uyum yoktur.' diyerek , bilerek bilmiyerek, ayırdığın destide demden uzak kalmayasın. Yanımızda olana. 'Suyun tadı, her gün aynı değil.' dersen, her akan su da bir değildir. Kimi sıcak akar, kimi toprakta döker, kimi kumda hemen çöker. 'Yazılanı bilmek, kendinde olsa-olmasa gönülden uymak yeter mi?' dersin. Uyumda olduğun bilinir, SAHİB'ini bilene yardımcı olunur. 'Devrede, sorumsuzluk var.' denilen, odur. Uyumsuz olanın verdiğini değil, sorduğunu düşün, olandan gelenin yardımını dile. Kuşak bağlanır, kaygu sllilinir.

9
"Yoldan, halden gelen, bizden; veren, YÜCE'den." dedi, YUNUS'um anda söze girdi. 'Hal senin, yol senin, söz senin olsun.' dedik, YUNUS'um ile cümleyi selamladık. "Ne yerden sildim, ne selden aldım, ben bende kaldım, seni gölgede buldum, güneşte gölgeyi sildim." dedi, YUNUS'um sözü verdi. "Bülbüller ötüşürken gün ışığı çakışır. Bülbülün sesini gelen rüzgar taşır." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi. 'Girdiğin söz yazıdır, gönüllerde kazıdır.' dedik, YUNUS'u meydana koyduk: "Kırmızı gülde korkuyu sildim, sarı gülde görgümü böldüm, pembe gülde kendimi buldum, beyaz gülde sözden ÖZ'e, özden AZ'a geçtim, TEK'liği bildiğimce seçtim. 'Bildim-bilmedim.' diyemem, bildiğimi sofraya koyamam. 'Gül ile ben.' dedikte, gül ile başbaşa kaldıkta, TEK'liğe bağlı mıyım? Sorum sizlere. (Tebliğe ara verilir. Bir süre sonra GARİP aldığı olumlu yanıtı belirtir: 'Evet') Gül de O, ben de O, cümle de O. Demde cümlemiz O'nda, demde cümleniz O'na. Dağılanın toplandığı, eğilenin paklandığı, her var olanda O'nu bilenden değil midir? Geldiğim, gördüğüm, cümlenize verdiğim, O'ndandır. Daha önce verdik: Sohbetimiz; arayana anahtar, dileyene kucaktır. Elbet her dileyen sohbete katılacaktır. 'Olmazsa?' demiyelim, kayguya düşmiyelim. Yoluma gelenin, diz büküp niyaza duranın, gece-gündüz sohbetini verdik, GARİP ile yol boyunca söyleştik. Konuk gelenin, 'Niyet.' diye kuranın gelişinde açık dosyasını okuduk. Geride kalan örtülü olsun, günde okunan kayguyu silsin. Girdiğimiz her kapı asla kapanmaz, verdiğimiz sohbetten bilen sakınmaz. Suyun aktığı yerden, 'Paslanır demir.' diye kaygu edilmez. Su kesilirse kaygulanın. Yolumuz açıktır. Daha önce verdik, 'Seymen, sözün atlısı konunun tatlısı.' denilir, kumundan çok yorumlar beklenir, kaygusu soframız yol değiştirir. Akan suya kulu yol verirse, elbet değerini buldurur. Her akan suyun yolu vardır. Ne var ki kulların değerlendirdiği sular, çok verimli olur. Verilişin gayesi de odur. 'Akan suya duralım, el yüzü yıkıyalım.' dersek, verimini tarlasına çeviren bekler, meyvesini öylece toplar. Ağacı, YÜCE ALLAH'ım yaratır, dünyada kulu dileyince düzeltir. Dilekten maksat, verimini arttırmak. 'Ayağımız suya erdi, gözümüz suyu gördü.' dersek, yolun geçtiği yerde kendimizin durduğunu görürüz. YAR senden bana, YAR benden sana." dedi, YUNUS'um cümlenizi selamladı. Her sözü bohça misali dürdü bağladı. Dileyen açsın, dileyene saçsın diye hepinize bilgileri emanet etti. "Alan alsın, talip olsun." dedi verdi, yürüdü. 

16
"Elden aldım Gül'den verdim, her sorana 'Yolum.' dedim. Gel gelesin, ver gülesin, kor olasın, küle dönüşesin." dedi, YUNUS'um adım adım yürüdü. "Aldım geldim, buldum oldum, cümlenin sevgisi ile doldum." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi: "Tadı adı bilinir, her adımı bölünür, kaynak bilinen sudur. Cümlenize selam olsun. Her seven, 'Sevdim.' diye sevinsin, 'Sevdim.' diye övünsün, hata kusur ararsa dövünsün."

23
"Gelen giden DOST'adır, selam veren postadır. Yemeni ayakta, dilenen, durakta." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Değirmen unu bekler, çuvalı alan değirmene ekler. 'Bekler.' diye söz edilen, yeniyi alacağı güne bakar. 'Deneyde değiliz.' diyene de ki: Deney, bilinmeyene olur, bilinen kendini bulur. Yolumuz açıktır, gelen gülen her kula, seven seven er kula." "Ham meyve oluşurken, olgun meyve bölüşürken güzeldir. 'Yandım ALLAH.' diyene, 'Derya nerde?' sorana selam ile geldik." dedi, YUNUS sözde kaldı. "Sözleştik, sözde bölüştük, gayreti size bıraktık." dedi, YUNUS'um yürüdü. YUNUS bekler sözü, AŞK ile yanar ÖZ'ü, sildi ayağın tozu: "Gelsem sözü bağlasam, yolda şarkı söylesem, dinliyen oluşur mu, dileyen buluşur mu?" dedi, cümleyi selamladı.

30
"Dal kesilmez bıçaksız, yol seçilmez burçaksız." dedi, YUNUS'um söze girdi: "YAR'dan aldık gözlemi, YAR'a duyduk özlemi. Aradık aşı, düşürdük başı, yokladık taşı. Ne yola gelir, ne darda kalır." dedi, YUNUS'um yürüdü.

7 aralık
"Yaprağın dizisine, ağacın kozasına el attım, gönlümün şarkısına söz attım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Düz yolda gönül verdim, düz dalda ömür gördüm, sevenden sözü aldım, konuya öyle daldım. 'Kader öyledir.' dedim, ölesiye ördüm, yerde sergiyi buldum. Ay güneşle batar mı, birbirini tutar mı? Gönül, dostu satar mı? Gel, Gül'e gidelim, gel seveni sevmiyeni güdelim. 'Doydum, yeter.' diyeni ömür boyu saralım. Diyelim 'Doyum olmaz, gün gün aldığın yarına kalmaz.' Sevenin gönlünde gülleri, asla solmaz. Her sahifeyi açtıkta, her güzeli seçtikte, 'BİRSİN ALLAH.' diyelim, BİRLİĞİ'ne yanalım. 'Sende- bende.' demeden, duyalım doyalım, her gün yeni baştan alalım." dedi, YUNUS'um yürüdü.

14
"Kundak, yolun sözü olmaz; kuşak, kulun ÖZ'ü olmaz." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Gülün rengi solar mı, hata diye dalar mı? Bilendendir, görendendir, hali ile verendendir. 'Gel gönül dolusu sevgi ile. Yerini bildir bize. Gel yolunu göster bize.' diiyene: Yol, HAKK'ın YOLU'dur, dileyen gelir. Yer HAKK'ın toprağıdır, dileyen bulur. Gönül kapını aç ki, dileyen alsın, seni sevginle bulsun. Somut örnek isteyen, defter kalem süsleyen; yazı sende değildir, sözü bende olamaz. Kul dilerse yürüsün, elbet yolda kalamaz. 'Geçti yağmur.' diyenin, toprağı çamur olmaz; 'Göçtü dostum.' diyenin, elini tutan olmaz. 'Ne demek?' dendi: 'Göçen gelmez.' diyene sözüm: İnkar edene gelmez. Çünkü geleni bilmez. VEREN'in YÜCELİĞİ nasıl gönlünü silmez?" dedi, YUNUS'um yürüdü. "Tayda elim duracak, ata yüküm verecek, emeğini görecek. Öylece yemeğini vereceksem, alışveriş oluşur." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi: "Atım gücü yeterli ise, elbet yüküm tutacaktır, bana hizmet edecektir. Görevim, onu gözetmektir. Yedirmek beklemektir. Benim verdiğim bana hizmettedir. (Attan murat nedir Dede'ciğim?) Yoğun çalışan, her yerde verilene alışan. Doğduğu günü bilmiyen, göçtüğü günü güzelliğe doymayan, gelen her kuluna gönlünce veren, kabınca doyuran MEVLANA; aldığını dünya gününde doyasıya verdi. Elbet AŞK deryasında erdi. Diktiği AŞK ağacının meyvesini güne kadar yedi, yedirdi. 'Dost, dost.' dedi, çağırdı. Sese kulak verenler, onu gönüllerinde görenler, çağrısına uydu. Doğdu gördü, aradı buldu. Doğdu yeniden, sohbetlerinizde beraber oldu. HALK EDEN YÜCE TANRI'm, nasibinizi gür verdi. Dost olanı elbet bildi. Dost gelene sonsuz himmet gösterdi. Görgünüz açık olsun. ALLAH'ım cümlenize göstersin. Hürmet sevende olur. Seven kendini bulur." dedi, YUNUS'um cümlenizi selamladı.

21
'Arı çiçeği buldu, yaprağı yerde gördü. Aldım verdim.' diyene, "Yolun bu mudur?" dedi, "Dost verir almaz, dost görür silmez, dost sever unutmaz. Değirmen cümleye döner, seni beni ayırmaz. Gemi her geleni alır, uymayanı atmaz. Yağın balın varlığı, demde söylenir. Olsa olmasa diye, beklendiği yerde toplanır." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Ayrı gelen her konu temelden aşılmaz, yerini bilmiyen kul haline şaşırmaz, ALLAH'ım kimseyi dilenmeyen hale düşürmez. Yorum yerindedir. Konu açık gelir. Dostu ararsan, kendine sor. Dost isen, dostu bulursun. Doğan güneş, yoldan gelmez. Aynayı al eline, gördüğün sensin, bakarsan. Dayan gelecek günde, ayağın yerini bulur. Elbet dilenen olur. Gemiyi bekliyen değil, kaptanı bilen yerini alır." dedi, YUNUS'um sözü KAYGUSUZ'a verdi: 

28-2
" 'Söz bizim, yol bizim.' diyenin, ham meyve yiyenin, ALLAH'ım YARDIMCISI olsun." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yayı gördüm oku aldım, her ağacın dalına göz verdim. Alsam versem gelir mi, söze yardım olur mu? Oktan beklediğim yok. Yaya eklediğim yok. 'Yardım gelse.' diyene, niyazdan başka sözüm yok. Sabah, güneşle başlar. 'Alacağım nedir?' dersen, sözü alacak kuşlar. Sözün özü sendedir." dedi, YUNUS'um sözü KAYGUSUZ'a verdi: "Diyar diyar gezerim, 'Dost, Dost .' diye ararım. Kendim arar, kendime sorarım. Nerde seni bilenler, nerde seni bulanlar? Gönüldeki DOST der ki: 'Sen, seni buldun mu? Sen sende oldun mu?' Gönül diyarına göç, ötesini geç." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'HAY.' dedi, yandı gönül. 'HAY.' dedi, yaktı gönül. 'HAY.' dedi, aktı gönül. Gönül bilenden olsa, kendinde AŞKI görse; 'Daldan.' demez giderdi, çoban olur sürüyü güderdi, her sürüyü birbirine katardı. Bilsem dünya dönerdi. Yoğurt yiyen alışır. Sütte sevilen buluşur. 'Nedir?' denildi. Süt, kulun ana gıdasıdır. Süt, doğanın ana gıdasıdır. Gönülden alan, aldığını bilen, sütten gelene sevinendir. Elbet sevilendir. Özden aldığı gibi, öze dönendir. 'Arı yerini bilse, çiçek yolunu verse.' denilir. Arının çiçekten aldığı sevilir. Gelişen değerini, arı misali verir. 'Arı her zaman verici midir?' denilir, zehri sorulur. Gözünün gördüğü yerde, elini vermezsin. Unutma, arının da canına koruyucusu vardır. Her derdin şifası HAK'tadır. Cefaya katlanırsan, sefaya adım atmış olursun. Cefadan maksat, kulun oluşmayan dileğidir. Hastalık, bedenin eleğidir. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi YUNUS'um yürüdü. 

1
"Ocak başı doludur, seven kulun halidir." dedi, YUNUS'um sohbetinize katıldı: "Söz sohbetin sazıdır. 'Yerimiz açıldığı, doğuşa geçildiği, nereden bellidir?' denilir. Sorana cevabım: Denilir ki, 'Sarhoşun sohbetine nasıl gelinir?' Gözler açık ise görülür. Sarhoş kimdir, nerdedir? Demek ki, AŞK sarhoşluğu şarap sarhoşluğunu yener. Kulun gönlü nefsine HAK AŞKI'nı sunar. Geçmedik HAK'tan bir gün, içmedik HAK'sız bir gün. Düşmedik yere, taşmadık sura. Kucak açtık sevene, niyaz ettik gelene, her kuluna severek gülene."

4
“Her yaprağı sayarız, tende BİR’liğe doyarız, canda kimliği ararız. Çalışır, dolaşır DOST sorarız. Saydığımız her yaprakta, kendimize döneriz.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “ ‘HAY.’ diyelim, öyle sözü alalım. ‘HAY’ da, doğduğumuzu bilelim. Kundak kimden kime? Toprak, taştan kuma. Çamda yaprak aramazsın, ‘Nerde?’ diye sormazsın. Gelişeni, günden güne bilmezsin. Bilene gönülden açız, bedenli iken elbet kul aciz. ‘Güzellik nedir?’ diyene dedim ki: Doyduğunu söylemeyen, uyduğuna kanmayan, ‘Yerimi bilsem…’ diye kapı kapı dolanmayan kulda güzellik vardır. ‘Güzel olmıyan nedir?’ diyene dedim ki: Dünya han ise, sen hancı olma yolcuya düzen verme. Yolcu yolunu bilir, dünyadaki yerini bulur. ‘Güzel olmıyan bu mudur?’ dediler, beni sorguya aldılar. Kuşak belde sıkılırsa, çivi duvardan sökülürse, elbet YUNUS dilediğini söyler, gönlünce AŞK’ı peyler, uymayanı paylar. Elbet dünya halinde. Yokluğa dönüştüğü AŞK’ını paylaştığı günde, her hale güzel dedi her halde güzeli buldu. Dünya bana ben dünyaya verdiysem, ben dünyada erdi isem, güzele de özele de sevgimden erdim, dünyada öylece durdum. Gönlümden geleni derdim, cümlenize verdim. Gün güne eklendi, kainatta beklendi. Gün geldi saklandı, her gönül AŞK’ı ile paklandı. Gönüllerimizi yoklıyalım, açan gülleri değerinde bilelim; çirkin dediğimiz silelim. Çirkin yoktur olamaz, bilen kulu çirkin göremez.” dedi, YUNUS’um selamladı 

18
“Oynadım dalı ile, uyandım hali ile, yürüdüm yolu ile. Senden benden gelene, HAK ADI’na gülene, selam olsun sevene. Geldim buldum bileni, yerden umut vereni, hali sergide olanı.” dedi, YUNUS’um

25
“Elden ele tutalım, diledik adım atalım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kütüğü attım yere, onda oturduğum süre. Yorgun idim dinlendim, seyre daldım demlendim. ‘Gel, karınca…’ dedim dize durdum, yuvasını göze verdim, bildiğimi bilmiyene serdim, ‘Ben serdim, sen topla…’ dedim. Elbet, diktiğim ağacın meyvesini yedim. Yerden yere verdiğin çiçektir, yerden ele verdiğin böcektir. Kuldan kula verdiğin, sevgi diye derdiğin elbet bir gün oluşur, cümle ile gelişir. Katı gelen destek bulsa, elden ele atılsa, elini tutan olmaz, çünkü sert gelene kimse elini kaldırmaz.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 

30
“Konuk dilensin, dilenen belensin. DOST ADI söylensin. DOST’tan gelene ‘EYVALLAH.’ densin. Ayrı gayrı değiliz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı. Aldı derine daldı: “Hal HALKEDEN’i bilende olur. HALİK kendini kulunda verir. Kul kulda hakikati bulur. Sebepler gerçeğin aynasını açacak. Her açılan kapıdan HAKK’ı bilen geçecek. Kul, dostunu bilenden seçecek. Suyun aktığı yeri aradım oyun vermedi, yatağını taradım huyun vermedi. Duran suya baktım, kendimi gördüm. Akan su kendinden başka vermedi. Sözü ‘Derya.’ diyeydik, her cümlede duraydık, üçer nokta koyaydık, seni beni denerdik, ‘ALLAH.’ diye dönerdik. ‘Şaşkın kuşa yol, vermez; şaşkın kula huy, vermez.’ diyene de ki: Sen seni bil. Ben beni bilirsem, ben YÜCE’ye yönelirsem, ne şaşkın kuş, ne şaşkın kul görürdüm. Alacağını değil vereceğini düşün. Her kul mutlaka alır, çünkü YARATAN’ı bilir. Vereceğin ilmindir, elbet aldığın bilgindir.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

1 şubat
“Ayran aldım içmeğe, çiçek gördüm seçmeğe. ‘Güzel ne güzelmiş.’ dedim, nasibim olanı yedim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kahır da düzende, yatır da. Kahrı silersen, sabrı bilirsen, ‘Güzel günmüş…’ dersin, YUNUS misali aklını güdersin. ‘Sürüden mi alırsın, sorudan mı bilirsin?’ dediler, aklımı niye güttüğümü sordular. Duman, gelişene gölgedir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

8-1
“Sudan geldim yol bildim, yolda kendimi buldum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kahve içtim telvesine, güzel dedim cilvesine. Dört yönde ADI’nı sordum, her yönden SEVGİLİ’yi sardım. Gittiği yolda yumak düzenlenir, düğümleri elden ele çözülür. Atı dizgininden tutsa, yola adımın atsa, sorduğu gelen değil gidendir. ‘Çevreyi sorandan ayıralım.’ dedik niyaza durduk, koşuyu düze verdik. ‘Toprağı kazayım, çiçeği düzeyim.’ diye savunur, ‘Bildim.’ diye övünür. Elbet ekecek, ektiğini biçecek. Ektiği ile değil biçtiği ile övünecek. Gölgeyi seçtiği söylenir, her gölge yön değiştirdiğinde Güneş’e dönüşür. Ona de ki: ‘Alıştığına değil çalıştığına talibim, o yolda galibim.’ Duman sardı çevreyi, gölge aldı çehreyi. DOST gelişene el verir, DOST çelişene el verir, DOST ‘DOST.’ diyenle BİR olur. Unutulmasın ‘DOST elimiz.’ dedik, ‘DOST dilimiz.’ dedik, yoldan yola çağırdık, yapıya taş koyana ‘EYVALLAH’ dedik, yoluna taş koyanı yoldan çevirinceye kadar söz aldık. Gerçeği açmıyana de ki: ‘Kul kula söz vermez, HAK’tan hakikat saklanmaz.’ Bilenin bildiği yeterlidir, el verdiğin tutarlıdır. Binadan giden olmaz, YAZAN’dan İZİN gelmez.  ALLAH’ıma emanet olunuz. Çoğun verdiğini az silmez, ALLAH’ım vermese kul gülmez. Elbet verecek, niyaza duran gülecek. Geçici olandan kendini uzak tut. ‘Derdim var.?’ diyene. ‘Semer yükü kaldırır.’ denirse de, semeri kaldırandadır yük. Dağılan toplanır açık bohça katlanır, desteyi BİR’de tutan destelerle eklenir. Kuyuyu açan bilir, alınmazsa su birikir. Ne var ki duran suda yaprak ta çöp te toplanır. Akan su olsun, kendi bendini temizlesin. Kardan beklenen, BİR’liğe eklenen, düzende yerini bulur. Derman, YÜCE’dendir. ‘Derdim…’ dersen suyun aktığı yerde beklersen, yaptığını değil kattığını düşün. Kendinden gelenin oluştuğunu görürsün, gemiden dilediğini alırsın. Suyun aktığı gibi olacak, güzeli öyle bulacak.” YUNUS’um sözü bağladı, “Adı, adıma denktir.” dedi. 

8-2
“Geldik söze dizeyle. Doyduk diyene yandık yiyene. Gedik açıldığı yerde, gelen katıldığı günde; ‘Aldım, geldim…’ diyesin, olmuş meyve yiyesin.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Kaçanın sözü gelmez, göçenin gözü kalmaz, ‘Bağda üzüm var.’ dersen, üzümü dalda kalmaz. ‘Aldığımı bilirim, verdiğime uyarım.’ diyenin suyunu içenden dağılan olmaz. Dost sayfası açılsa, dost niyeti seçilse, ‘Andık…’ diye geçilse, yanılan olmazdı. Gördüğüm bende kalmaz, düğümü gayret silmez. El ele alırsak, BİR’likte olursak, elbet düğüm de olmaz, bakan düğüm görmez. Her kapı açıktır gönlünü açana, her kapı açıktır yolunu seçene. Güzelden ayrı kalmadıkça, kendinde doğanı görmedikçe, vermeğe dönüşemezsin.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

15-1
" 'Oyun.' dedim yürüdüm, yerde izi sürüdüm. Yolu aldı, yerden tozu verdi." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Söz sözü üretir, bilene bilmeyeni eletir, görgü saçın taratır. Gelsen gülsen bana mı, yerden versem sana mı? Gel, geldiğin güne dek." dedi, YUNUS'um yürüdü. ('Yeni'yi soramaz mıyız?) ('Yeni'den  murat nedir Dede'ciğim?) YUNUS’um sözü diler: "Geldim verdim alana, sevgi ile dolana. Yeni günün yorumudur. Deme ‘Yağan karı mıdır?’ Gönülden almak bilmek ile olur. Oymayı ele alan bilmezse nasıl oyar? Elden yere koyar. Serdar günden açılır, elbet köprü geçilir. Yeniyi bilen gölgeyi silendir, her var olanı kendi gibi görendir. Olmuş meyveyi önce dağıtan sonra kendine alandır. ‘Çözdüm düğümü.’ dersen, kendinde güç görürsen, ‘Yeniden nasibin yok.’ derim.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

15-2
"Çevreyi aldım kola, gönlümü verdim kula, beraber gidelim yola." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Rengi rengine uysun, kulu dengini bulsun, 'Andım geldim.' diyene HAK beklenen sözü versin. Yoncayı bölmeyelim, almadan dönmeyelim, yapıya sözü bağladık, sözümüzde kalmıyalım." dedi, YUNUS'um yürüdü.

21
Yoldan aldım, yapıdan geldim, LOKMAN'dan sordum. Derman, sözün şakası değil, derdinin yakasıdır." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Dardan sözü veremem, 'Kaldı, gitti.' diyemem. Elden aldım, günden bildim, niyaz ile gönülleri sardım." dedi, selamladı yürüdü.

22
"Yeşil, gölgede kalmaz, güneşte rengi solmaz. Yaprak yaprak oluşur, hepsi bir dalda buluşur, akan suda bekleşir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Ocağa odun attım, aşa tadını kattım, elde maşayı tuttum. Pişene, 'Ortak gelse, soframa yoldaş olsa.' dedim, duacı oldum. Ne gelen ne giden aşımı paylaşmadı, sözüme dolaşmadı. 'Yesem yemesem?' dedi, öyle efkara daldım. Avcı yolunu almış, tazıyı yola salmış. 'Gel yiyelim, yerden göğe aşımızı paylaşalım.' dedim. Tazıdan dostluk diledim. Bilen gibi, tazıdan halini sordum. 'Ulaştığım yolda, bulaştığım görülür.' dedi, avını avladığını, üzüntü ile söyledi. 'Dili var mı?' denilir. Elbet yok. Gözü var ya. Attan inen avcıya, 'Derman.' diyen avını, yerde kalmasın diye omuz verdim, yükünü kaldırdım. Bildiğim halde, bulduğum yolda, güzele uyduğumu öylece gördüm. Gönlümü her gönlünü açana serdim."YUNUS sözü bağladı, yoldan geleni söyledi. 'Derman YÜCE'den.' dedi yürüdü. 

29
“Çiçek yapraksız olmaz,
daldan aldığını bilmez,
köküne dönüp sormaz. ‘Dinle.’ dediğimiz günde, ‘Duymam.’ diyen olmaz.
Şekerin tadına,
çiçeğin adına gelse;
arı balı bozmaz,
bala asla ağu katmaz. Her çiçek arıya güler.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı,
aldı her soranda kayguyu sildi:

 “Koyun yolunu bulur,
çünkü sürüde kalır.
Büyük-küçük bir olur, karda kışta yol alır. ‘Sarınayım.’ diyene yününü verir. ‘Küçük-büyük nedendir?’ denildi.
Sürüye varılan,
değerini gösteren,
geçitte birbirini bulduran dengeye;
ayrılık değil,
beraberlik yol verir.
Koyun kuzu değerini öyle bulur.
Geçit aşılandır elbet.
Dar olsa da,
kement gerekmez.” dedi, YUNUS’um sözü bağladı.


7 mart
"Yaban çiçek açarsa, çoban ordan geçerse, dönüp ele alırsa, yerini bulmuş olur, DOST yoluna postu sermiş olur. Güzeli halde eyler, güzeli yolda bekler. Yolunu DOST'a saklar." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Alacağım var diye, vereceğe göz atma. Yolumu bulacağa, 'Ayrı.' diye söz etme. O'ndan gelen yol ehli, O'ndan bilen hal ehli, cümle alem GÜL ehli. Altın kapı durana değil sorana açılır. 'Soran kimdir?' denilir. Soran yolunu arayandır. Yaprak düzeni bulur. Çiçek gününe gelir. Meyve güneşi bilir. Ayak attım dereye, dostum dedi 'Nereye?' Akkum buldum giderim, ne bulursam güderim, sevdim, DOST'a giderim. Gönül AŞK'a susamış. Ne geldi, ne gitti? Kimden aramış? Derman sudan gelirmiş. Seven suda bulurmuş, öylesine kalırmış. 'Alacağım var.' diyen, vereceğini yiyen, altın tası silecek, toprak tası bilecek. Yol gideni götürür." dedi, YUNUS'um yürüdü 

14
“ ‘Aştan dileğim olsa, taştan elim kurtulsa; ‘ALLAH! ALLAH!’ diyeceğim, her sorana vereceğim.’ denilen, 
susuz dere sanılandır. Suyumuz bol akar, 
gelene gidene gönülden verir. 
Duran attan yol alınmaz, 
yozan ata gem vurulmaz. 
Güzel denilen, halden verilen,  DOST KAPISI’ndan ayrı kalmaz.”
 dedi YUNUS’um
 sözü aldı:

 “Gölge yerini açsa, 
gayret kulunu seçse;
 bilen bilmeyen bulur, 
her kapıya gelirdi.  ‘Dalda diken arama.’ diyene de ki; ‘Dalda dikeni değil, 
kökten ekene baktım. 
Dalda GÜLÜ’ne gönül taktım.’ 
Altın yaprağı alsan, 
gümüş toprağı bulsan; 
ekeceğin eldedir, 
dökeceğin gönülde. 
Kemerden koşum olmaz, 
dağıtan taşım vermez. ‘Doğuya gitsem.’ diyen, 
batıda taşı almaz.”
 dedi YUNUS’um yürüdü.

20
(Kimin için alındı?) "YUNUS adı anılsa, 'YUNUS nerde?' denilse. Adıma denk gelirse, sözümü hemen alır." dedi, YUNUS'um söze girdi: İzni HAK'tan alınır, bilinen su için verilir. Kalıp bizde olaydı, düz ovada duraydı, düzen güne gelmezdi, dolaylı söz vermezdi. 'Alıp geleyim, sorun güleyim.' diyene; 'Suyu bildiğince iç.' deriz. Boyalı suyu görene açarız." dedi, YUNUS'um yürüdü.

21
"Kara ağaç düzen bilmez, yerini gelene vermez. Çınar ömürden atmaz. Selvi yerde olanı tutmaz, çünkü boyu yetmez. Doğan güneş sana bana bir verir, akan sular toprağına gür verir. Suyun yolunu tutalım. Dilersek toprağı ekelim, dilersek balığa olta atalım. Yaprağı geçmişte değil, gününde bulursun. Elbet ömür yaprağı. Kökten yere inerse, dala yaprak dolarsa, her bilen yerinde kalır, demde gelişene bakılır." dedi, YUNUS'um yürüdü.

26
“Pervane olsam döne döne gelsem, ‘Oyun…’ diyen her kuluna, gözde sözde ‘Aşkın…’ desem, cümle ile AŞK oduna yansam” dedi, YUNUS’um söze girdi. “ 'Yeşil fistan dar gelmez, sarı destan yol vermez’ desem, ‘YUNUS darda kalır mı, renkten renge alır mı?’ denilir, demde her rengin adı söylenir.” dedi, YUNUS’um sözü KAYGUSUZ’a verdi:

4 nisan
"Ekin verdim toprağa, 'Güzel.' dedim yaprağa. Çiçek elde bulunur, meyve daldan alınır." dedi, YUNUS'um topraktan söze girdi: "Karınca, yuvasında her gün alışır görür. Yolda sıra sıra yiyeceğini götürür. 'Yerini dar mı gördün, yolunu az mı gördün?' dedikte, boyunu boyun ile ölçtükte, dolanı bulacaksın, olanı göreceksin." dedi, YUNUS'um sözü bağladı. 

17
"Dal elde kaldı, yaprak yerde oldu, toprak geleni bildi." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Dal elde kalsa, yaprak yeri bulsa, ne elde kalan, ne yeri bulan yanılmaz. Andığımız her var olan, VAREDEN'den şüpheye düşmez. Çünkü YAZISI şaşmaz. Canda aradığımı bedene sorsam, 'Komşu değil.' der. Doğuşta aldığın, ölüşte verdiğindir can. Ruhunu vermezsin. Armağan değil elbet. Varolan, VAREDEN'densin. Aymayı bilenden olduğun gün, kendini bulandansın. Su akarsa canlıdır. Dost denilen, post ile anılanda, örnek aranmaz. Desteyi aldığımız, yoruma verdiğimizdir. Bilenin bilmiyenin aradığı nedir? Elbet, VAREDEN. Körden sorsan, sesten tanır. Sağırdan sorsan, yüzden tanır. Göçenin tanışı, yaratılıştandır. Elbet konuşur. Ne var ki ses ile değil. Bileceğiniz hal ile verelim: 'Us' ile konuşur. ('Us'tan murat, akıl değil mi Dede'ciğim?) EYVALLAH. (yahut bizim telepati dediğimiz?) Akım. Doğuşta başlar, ölüşe kadar yerini alır. Vardığı yerde, kendini bulur. Elbet, getiren us değildir. Nerden alsa, kimden bilse, gönül kapısı beden yapısını verir. Dost bağına girsek, üzümü dersek, her dileyene versek. Niyaz bize mi, bağın sahibine mi olurdu? Mülk dilersen, maliki olur musun, dilediğin her bağda üzümü bulur musun, her dilediğin bağa yürüyebilir misin?""Selam." dedi, yürüdü YUNUS'um. Gönlünü AŞK bürüdü 

18
"Destek olduk sözüne, nefes verdik sazına, ayak koyduk tozuna. Geldik verdik. Demesinler bakma kulun yozuna. Tozu, yozu O'ndandır, sözü sazı O'ndandır. Ayak versen günü bilsen, senden midir?" dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yaprağı dalda gördüm, yere kilimi serdim. Gelen yolcuya sordum. Eylem yerden midir, gökten midir? Dedi: 'HAK'tandır.' Yedi hale uyanlar, 'Altı.' diye ananlar, karda düzen sordular, selde yağma buldular, seni beni böldüler. Deseler, 'Tatlı olsun, gelenler helva karsın.' derdim ki: Gözüm NUR'dandır, dilim sırdandır, yorum serdendir. Ben yedilerde gördüm, 'Yerinde bulsun.' dedim. Kuyu yerde açılır, akan su kaynaktan seçilir. Kutbunu bilsen, verileni çözsen, koyun ile kuzuda, avcı ile tazıda düzene söz etmezdin, her sürüye çoban katmazdın. Bilen bilir, YARATAN'ı her yaratılan görür. Ne var ki, her sürüye gine de bir çoban verir. 'Sürüler belli midir?' denildi. Bilene elbet, bilmezsen hepsini kalbet. Konuk yorumdan uzak kalırsa, gönlünde olanı açsın, sevgisini her an seven ile paylaşsın. (Konuktan murat kim acaba Dede'ciğim?) Gölgeyi aşan, dilenen yere ulaşan. (Aramızda mı Dede'ciğim?) EYVALLAH. Kendini bilene sorsan, yapıya uyduğunu söyler. Bulmayana sorsan, kapıda duyduğunu söyler. ('Gölge'den murat benim düşündüğüm mü Dede'ciğim bu tebliğdeki?) Asmayı yokladın mı, üzümü bekledin mi? EYVALLAH. YEMEN'den gelen sözü aldık, 'HAY.' dedik niyaza durduk, 'Gel.' dedik cümleyi sardık. 'Dost aşı.' dedik helvayı kardık. Gelmeyene de ki: Dost adına dursun, kazanda helva karsın, cümleye versin. Desin ki: 'Alnımdan andıma olsun.' (Gelmeyenden murat ş. bey mi Dede'ciğim?) Değil. Gerçeğin aynası var, bakmazsan çevresi dar. Gel duralım önüne, bakalım HAK yönüne." dedi, YUNUS'um yürüdü. Yediye selam verdi, beraber helva kardı. 

25
Yaman sözü edilir, her sohbette katılır, gerçeğin aynasında cümlenizi görür."Gördüğüm yerde buldum, dilenen yönde kaldım." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Bulut güneşi örtse, rahmet toprakta artsa, kimdendir? Taşı toprağı verdik, suyu kilimi serdik, 'Duvarı örün.' dedik. BİR olun, BİR'lik gelin, binayı birlikte kurun. 'Cam var, camcı yok.' dersen, rüzgara kapı açarsın. Yapıya kul olalım, kapıya kul gelelim, verileni bilelim. 'Bende var, sende yok.' demiyelim. Her kulu 'Bir bina kurayım' derse, hiçbiri olmaz. Derlenin toplanın, bir binada HAK'lanın. 'Oldum olası, geldim bilesi.' diyenin, olduğunu bildiğini YÜCE ALLAH'ım görür. Boynuna astığına, 'Güzel.' diyene de ki: Demde benimdir, gelende ele alanın. Doğruyu aradığın değişenden değildir." dedi, YUNUS'um yürüdü. YUNUS'um 'DOST.' dedi geldi, YUVA'da postu gördü. Hazır posta gönül verdi."Aldım oldum bileyim, cümlenizi göreyim. 'Her heveste ahenk vardır.' diyeyim." dedi, postun ucuna oturdu. 'Oturdun, versen.' dedik, sözü YUNUS'um ile paylaştık. Dağdan taştan getirdi, ağacın gölgesine oturdu, cümlenize dilenen aşı kotardı. Sözde uyum geçerlidir, ÖZ'de doyum seçerlidir. ÖZ'ünü bilmen için, aynaya bakman gereklidir. ('Ayna'dan murat nedir Dede'ciğim?) Ayna her bakana, baktığı yönü gösterir. 

2 mayıs
"Destan yazsam ÖZ'üne, nefes versem sazına, niyet desem yazına; 'Yol.' deyip te gelirdim, sözü sohbete bağlardım." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Sohbet bağlı kalamaz, 'Yorum benim.' denemez, bilinir ki ham meyve yenemez. Yorumlar çeşitlenir, netice eşitlenir. Dün diyene, bu gün yiyene söylersin, yarın giyenden sorarsın. Ne yargı, ne sorgu yerini almaz. Yolunu bilmese kul, sohbete gelmez. Yumak sardım bitince, 'Dünya.' dedim bütünce. Bildiğimi katınca, ben mi dünyayım, dünya mı ben? Düşündüğüm vereydi, YUNUS dünya olaydı, yazı kışı bilmezdi, 'Nedir?' diye sormazdı, katı gelene vurmazdı. 'Neydi ne oldu, ne bildi ne aldı?' diyelim, YUNUS'a rahmet dileyelim, 'Dünyaya zahmet verdi.' diyelim." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Serzeniş değil, derman diledim, kulu ile gönlümü bağladım. AŞKI'nı ÖZ'ümde buldum, dünyayı gözümde sildim." dedi. 

9 Mayıs
“Karşı gelsem duramam, ‘Kötü.’ diye yoramam.
Sözü aldım, yoldan geldim.”
 dedi YUNUS’um sohbete girdi: “Adım dilde anılır,
her gün sözde söylenir,
halim nasıl eylenir. Mana açık bilene;
hali ile bulana,
sevgi ile olana. ‘Kazan kaynasın.’ dedik, ‘Seven söylesin.’ dedik. ‘Doğru-eğri.’ denilmeden dayanalım, kaynak bulduk sevinelim. YUVAMIZ, HAK ADINA açılır,
gönlümüz cümle için seçilir.
Sayfa asla örtülmez,
bilgi kantar ile tartılmaz. Verdiğimiz bilgi, HAK ADINA algıdır
aynı dilden söylenemez. Yoldan diyen gelir,
halden diyen görür.
Seymen yerini bulsun,
dilediği yerde kalsın,
YUNUS’un şarkısını söylesin,
MEVLÂNA’dan geleni dinlesin, ‘HACI BAYRAM, olanı verir.’ desin.
Kemale gelen eylemini HAK DİLİ’nden öğütler.”
 dedi YUNUS’um sözü ÖZ’e bağladı.

 “Dost aşı pişer oldu,
cümle dost koşar geldi.”
 dedi, YUNUS’um cümle dostunu kucakladı. “‘Atı bağladım, kötü söyledim.’ 
diyene de ki; ‘Dünyayı neyle salladın?’
Güzel görelim, ‘Güzel.’ diyelim,
tatlı yiyelim,
elden ele halka olalım,
halkı öyle bulalım,
içimize alalım. Elbet gönlümüzde de,
halkanın içinde bulalım,” dedi,
birlikte dirliği gördü,
saydığı her kulda
aynı sevgiyi buldu.
“Dost.”  dedi yürüdü.
 

15
"Derman SEN'den.' dedik mi, yarattığını sevdik mi, yola 'SEN.' diye düştük mü? Bile bile gelirsem, ben ölmeden ölürsem; yeşil kaftan giyerim." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kapı açık girelim, gönül açık saralım, 'Nerde?' diye soralım, DOST makamına varalım. Dünya döner, kulu yanar. YAR'dan aldığını, güneş verdi sanır. 'Mevlana'yım.' deyince, AŞK fistanı giyince; 'Sınır nerde?' denilecek, yolun gidişi bilinecek. Aymayı, dünya hal edinir. Suyun aktığı yer öylece bilinir. 'Yerde mi, gökte mi?' denilene sözümüz açıktır."

16
"Açık gelen sözüme, 'Güzel.' denen ÖZ'üme. Döndüm baktım düzene, 'Şükür.' dedim YAZAN'a. Akıl, sende mi kaldı?" dedi, YUNUS'um söze girdi, her olayı düzende buldu: "Suyun aktığı yerde düzene uyan görülür. Suyun taştığı yere düzeni bozan mı diyelim? Günde bozuk gelen, gelende toprağa düzen verendir. 'Çağır gelsin.' deseler, beni senden sorsalar; 'Uzun güne dönüştü, sade günde buluştu.' dersiniz. Aslımız gölgeden uzak kalışadır. Vuslat günü beklersen, 'Gerçek o günde.' dersen; dünya karanlık gelmez, gönlünde açan çiçek asla solmaz. Her yaratılan, kavuşma anını bekler. 'Çokluk.' denilen yerde özlem dağılır. Neden? Bedenin aldığını değil, ÖZ'ün ÖZ'e verdiğine şahit olunur. Çoklukta tekliğe varılırsa, düzende barışa gidilir. Barıştan maksat sevgide bütünlük. Gönülden aldığımız, sazını çaldığımız, 'HAY.' deyip vardığımız yerdir özlenen." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

23
" 'ALLAH! ALLAH!' diyelim, AŞK meyvesi yiyelim." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Dar geçitte geniş düzen olmaz. DOST KAPISI sevilene kapanmaz. 'Kanımız, canımız.' denilmesin, ayrı halden verilmesin. Buluta söz edemem, sel gelirse tutamam, yaprağa can katamam; öyle ise düzene söz edemem. 'YAR.' dedik söze girdik, 'Can.' dedik ÖZ'e döndük. HAK ADI'nı andık, AŞKI ile yandık. Bize bizden gelen sandık. Gelişimiz yoldandır, verişimiz haldendir, seçilen gönüldendir. Her gönülde ararız, 'Yol mu?' diye sorarız, EYVALLAH.' diyeni sararız. DOST DOST'un gerçeğidir. Konuk yerini bilir, demde sözünü alır. Kat kat açılan, denizden geçilen, sözü kayıttadır." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Duvar sağlam örülür, görev sözde verilir. Dağılan değil toplayandan olalım. Kurduğumuz düzene, birer taş da biz koyalım. Duvarı bilen örer, çatıyı bilen örter. Göreve talip olalım, DOST KAPISI'nda her halde hizmete talip çıkalım." dedi, YUNUS'um söze döndü: "Duyan geldi ise, seven bildi ise, her gelen hizmete talip oldu ise, örtülen çaytıya bayrak asılır." "Sözümü bağlamadım, gelene eklemedim." dedi, bağlamaya geleceğini söyledi. "Sözümü bağlayım." dedi, YUNUS'um yerini belleyene güldü. "Yerden bellenen, gönülden aklanandır, HAK ADI'na paklanandır. Sohbet dileyenindir, yorum bekliyenin." dedi, YUNUS'um selamladı yürüdü.

30
"ALLAH bilir ÖZ'ünü, kul alır sözünü, 'NUR'dan.' dedim gözünü. Geldim buldum Elhamdülillah. Seven ile oldum Elhamdülillah." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Aştık aşamadıık.' dersiniz, sanki ham meyve yersiniz. Geçelim bu havayı, kuralım aşı sofrayı. Bilelim attık safrayı. 'Yoğun çalışma' dediğimiz günde, oluşan düzeni buldunuz. ALLAH'ım RAZI olsun. 'Yoğurt yapana süt gerek.' denilir. El ele verince, güğüme süt girince, yoğurt olur sofraya ayran gelir. 'Aymayı bildi isek, neden durulmayız?' diyene sözüm: Akan suyun durulmasın, kırık dala kimse sarılmasın, bilsen bilmesen sözüne kimse darılmasın. Elbet ocak yanacak, aş kazanı kaynayacak. Durursa ateşi sönendendir." dedi, YUNUS'um selamladı.

6 haziran
"AŞKI süzülmez, almıyandan sezilmez, güzelin bilindiği yerde 'Geçici.' diye yanılmaz. Düz duvara ayak atmam, yeşil çayıra odun katmam, düzene uydum çürük satmam." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kaşığın elde kaldı. Yerini bilsen söze ne gerek? Uyduğun yerde duyarsan, kundak misali açarsın. Geleceğe uymak pazarlığa düşmektir. Gün, anında yaşanır." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

9
"Adım adım yürüdüm, yerde odun sürüdüm, ak sakal gördüm sarıldım, akan dereye vardım gerildim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Ömür gerçek sözündür, amir bulacağın ÖZ'ündür. Gelmeden bilemezsin, dönmeden diyemezsin. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gelenler söze girer biliniz."

13
"Adım attım öteye, taşı vurdum katıya." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Beraberlik oluşur, iki alem buluşur, ADI ile bilişir. Görünen değil bilinen yeterlidir. Asma üzüm yüklüdür, kulun sırrı saklıdır, bilen bilmiyen haklıdır. Sözü HAC'tan alırız, satır satır veririz. Verilene uyanda, 'Yolum nerde?' diyende, elbet ahlakın var olduğu görülür. Her olay niyet ile ölçü alır. Demde güzel gelen, yarına değerini bildirmez. Öyle oldukta hata mıdır? Günde anda niyetine 'Hayır' diye başla. Yanılandan olmazsın, ahlakına söz almazsın. Elbet yorum kuldan olmaz, ALLAH'ım gönüllerden uzak kalmaz." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

27
"Ezik kökten alamazsın, eğri daldan bulamazsın, örtülü yolu göremezsin. Ağacımız ezilmez, dalımız eğrilmez, yolumuz kim ne derse desin örtülmez. Kavak olsa uzayacak, çınar olsa açılacak, selvi olsa seçilecek." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Buluta girerse ay, okta açılırsa yay; geldik bildik vereceğiz, sanmayın hep güneşi göreceğiz. Rahmet dilersen HAK'tan, buluta razısın çoktan. Yaprak toprak yıkanır, tozu isi saklanır. Dokuduk ince bezi, dedik 'HAK'tandır YAZI.', olsa olmasa tozu, güzeldir, güzele layık." dedi, YUNUS'um

11
"ÖZ yerini bilir, 'Uz.' diyene  katılır. Elbet elenen tepside tutulur. Gelenin yüzüne, gülenin yozuna söz etsem, aldığıma damla katsam." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Atma taşı baş yarar, aç yenen aş yorar, bilen cümleyi sarar, yerde gökte VEREN'i arar. 'Gelsem bilsem.' diyenin, yerinde duman görenin soracağı yersizdir. Yanmayan odun tüter, dumanı gönlüne atar. Varsın yansın ocağın, boş kalmasın kucağın. Baca açık olursa, elbet görülür tüteceğin. O zaman duman kalmaz, sulanan çiçek solmaz, açık gelmiyen bilmez, bilene sorsan uymaz. 'Sana bana.' diyenler, her satırda arayanlar; noktada dursaydılar, selamı görseydiler, dünden güne alırlardı. Her nefes an verir, anda doğuşu gösterir. Sorsalar, 'Küpe su mu, altın mı dolduralım?' elbet 'Su olsun.' derdim. Çünkü suyla yaşardım. Elbet çölde. Yerden alan veremez, gölde 'Küpe su doldur' diyemez. Dost çevreye geldi mi, kullarını gördü mü; her dileyene niyaza durur, dilenen nasibe katkıda olur." dedi, YUNUS'um

13
"Katı geldi hamuru, rahmet diledi çamuru. 'Gel.' dersem alır mısın? 'Al.' dersem bilir misin?" dedi, YUNUS'um söze girdi: "Hamur söze giriştir, çamur sözden alıştır. 'Bulayım.' diyen sorar. 'BAĞIŞLIYAN ALLAH'ımın ADI'yla' diyelim, yerden göğe niyaza duralım. Alıştır, veriştir, paylaştır. Üç ayın özünü verdik. Aymayı bilene gökyüzü düzensiz gelmez, saymayı bilene 'Yeryüzü düzensiz.' denmez, aykırı gelen kuldan sorulmaz. Yorulana de ki: DOST yolu yürüyene verir, post yolu serilende görülür. 'HAY.' diyelim, gönlümüzü diri tutalım. 'Gönül ölür mü?' denildi: Demde yerini bilmiyen, uyuyandır. Gönlünü uyutana, 'Ölgün' denilir. Derman dileyen yoldan sorana, yerinde yolu açılana selamımızı ilettik. AŞK yoluna postu serdik, her dem yanmada gördük. Gönlünü örümcek ağı sandık. 'Olmaz.' denileni oluşurken bulduk. Örümcek ağı eleştirilemez. Çünkü o halde, hiç bir kulu çalıştırılamaz. Erkan saygıda olandandır, erkan kendini bilendendir. Gördüğüm söz düzeni, bildirdi bana YAZAN'ı, sildirdi yozanı. Kahretme gönlüne uymazsa düzen, kahretme sesine vermezse sezen, kundak açmaz her halde konuyu süzen, diyelim 'Güzeldi her halde YAZAN.' Bil yerinde aldığın sözü, bil HAK'tandır gördüğün YAZI. (Bu iki paragraf aramızdan birine mi verildi Dede'ciğim?) Cümleye." dedi, YUNUS'um söze genişlik verdi: "Düzenle söyleşiriz, YAZAN'la halleşiriz, sen versen bilişiriz, karşılıklı konuşuruz." dedi, TABDUK 'a sözü devretti: "Kavramadan seyir olmaz, bilemezsen 'Hayır.' denmez. Aşıya verilen ağaçtan, 'Delice.' diye söz edilmez. YUNUS aldı sözü, 'Bildim delice ÖZ'ü.' dedi, kendine alındı. Deliceye yer gerek, toprak kurudu kar gerek, bilmiyene zor gerek. Vardım bildim, aşımı aldım verdim. Elbet meyvemi. 'TABDUK yarıveremezsin, aşıdan diye göremezsin. ÖZ olmazsa, aşıyı alamazsın.' dedi, YUNUS'um konuyu demden aldı, günde verdi. Denize ayak atan, sudan şikayet etmez, her suya boyu yetmez. Bilmiyen bilene, sanılmasın katmaz. Noktayı dahi verse, delice de aşı alır. Vergiye dönüşen her olay, aşı almış deliceye benzer. Demir tavlanır hallenir, dilenen şekilde sergilenir. Kuluyuz BİLİR bizi. Kuluyuz KORUR bizi. Kuluyuz SEVER bizi. Sergilediğimiz bizedir, sevdiğimiz ÖZ'edir. Seni seversem, sana değil kendime hizmettir. Yedik, suyunu içtik, şükrüne yol açtı, kulunu sözü ile seçti. Söz ile, dağılan toplanır, her günde olum beklenir." dedi, YUNUS ile TABDUK yürüdü. 'Genişletti.' denilen odur. Karşılıklı söz aldılar, sohbete öyle girdiler.

4-1
YUNUS'um der ki: "Akkuş kanadını sırtına sürdü ise, KUR'AN'ın dilindendir, kulunun halindendir. KUR'AN'ı Yazan AK KUŞ ile karşılandı. (Kimden söz ediyorsunuz?) RESULÜ. Aydan alan, güneşten ileten, CEBRAİL ALEYHİSSELAM. 'ADEM'den dünden bu güne dört yol var.' diyene de ki: Yol BİR'dir. Altın gümüş tepsiyse, yollu yolsuz hepsiyse; sen ben okunur, O'ndan bilinen dokunur. 'Ak ile kara varsa, güzel ile çirkin de vardır.' diyene sözüm: Ak karanın yanında tek ise, göze batar. Kara akın yanında tekse, gine göze batar. Karşılaştırma değil, birbirine karıştırırsan, öze dönmüş olursun. Kömürü ateşlersen, köze dönmüş olursun, külü öyle bulursun. Sildim kulun terini, gördüm sevenin körünü, döktüm güğümün suyunu. Düşündüm; ne aradım, ne buldum? Kimde, gördüm; kimde, sildim? Gölgede kaldığımı o zaman anladım. Niyaza durdum, tövbekar oldum. 'Kin uzak olsun benden, korusun beni sondan.' dedim; güneşe çıktım, yoluma baktım." dedi, YUNUS'um gecenizi kutladı. 

7
"Ayağıma taş geldi, taş pabucumu deldi, gölde balığa güldü. Ne desem YAR dinlemez, 'Derman.' desem sözüm kalmaz. Dereden su alanlar, suda balık bulanlar; 'Şükür.' der yunarlar, dileyene sunarlar. Deryaya ağı gerdik, 'Her dileyen alsın.' dedik. Çoğu bulan yoldadır, çoğu bilen haldedir." dedi, YUNUS'um mendil verene sözünü katladı. "Sabah gözün açılır, günde yolun seçilir, yumuşak halde olan, nur misali saçılır." dedi, YUNUS'um yürüdü. (Dede'ciğim, 'Denizdeki balık' ne demektir?) Vergimiz. 

13
"Yeşil ile beyazda, 'Ne var?' dersin ayazda. Sabahın güzelliği, akşamın özelliğidir. Aldım elma elime, dedim sözüm GÜL'üme, ayrı değil kelime. Açık olsun, gölde balık güne versin." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Ak ile kara, düşürmesin sizi dara. O'ndan gelen, 'O'na vereceğin.' diyen, O'na değil kendine alır. Alan, sadece kendini bilir. 'Gökten inen yeşilde ne var?' dersen, CEBRAİL ALEYHİSSELAM'ın müjdesi vardır. 'Gönlüm açık doğuştan, gözüm açık bilişten.' diyene de ki:  Aldığın kadar. Yarım elme ağaçta olmaz, ağacın kökü dalına çıkmaz. Su vereceksen doruğuna değil, köküne dökersin. Ne var ki, dalından beklersin. Eğildin su içmeye, su içip kendinden geçmeye. Ayrı gayrı değildir. 'Müjde denilen nedir?' diye sorulur. 'YA ALLAH.' dedik, adı ile söze girdik; adını ömürde gördük. YAHYA'ya gel diyeni, YAHYA'ya al diyeni yanında gördük. EYVALLAH. 'YARDIMCI kim?' diyenin sorusuna: YAHYA'nın hocası, SİNAN (YAHYA EFENDİ'nin şeyhi SÜMBÜL SİNAN Hz.) Adı söylendi. Ne var ki, yorumu alınmadı." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

28
"DOST diye geldik, DOST dilinden verdik." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Altı günde yol, gider; dört yönde gün, tutar; gönlünden dumanı atar." dedi, YUNUS'um yürüdü "Altı gün bağlayandır, dört yön kendini buldurandır. Altının dünya kuruluşu olduğu bilinir. Kainatı hatasız, altı günde yaratan YÜCE ALLAH'ım, kulunu gözetmekten aciz midir? Her beden bir kainat olduğu sayılı ise, bekle ki hatasız göresin. Dört yönden maksat, olduğu gibi kalsın. Doğduğu anda olduğu gibi. Aklını gönlüne bekçi kılsın. Kendini DOST KAPISI'na adayan her kulu, elbet olsa da mihnet yolu, gününü aydınlatacak. Çünkü dört yönünü birbirine bağlatacak. Ağlama. DOST KAPISI güldürür, arayanı buldurur, dileyeni oldurur. Duanı bitirdiğin, elini HAKK'a açtığın anı düşün. Eline giren ağrıda bir an durdun, sonra daldın, geçecek sandın. Andaki ağrıyı, elden değil, gelenden ağrıdığını bilesin." "Gerçek YÜCE'ye açıktır. Yatan, kalkan, yürüyen her kulu bilir. Ne var ki, gönlünü ayrı, aklını ayrı kapıya bağlar. Gönül ayrı kapıda, akıl ayrı kapıda oldu mu; bilene bilmeyene uyar, her olaya gönül koyar, yönünü bulamamış her kulu. Sana elini veren ilk dost geleni düşün. Son da o olacak. Çevre düzeni bulur, düzen kulunu oldurur. Yapı bizim, kapıda başkası olamaz. Bizi bilmiyen, bize söz söyleyemez. Dil dizer, dil ezer. Dil, sevgiliyi anarsa, gönlünü süzer. Sen sen ile O'nu an. Sen ben deme O'na dön." dedi, YUNUS'um dört yönde yardımcı olacağını söyledi. "'onu elden alacağız.' ALİ'nin sözüdür. 'ona SEVGİLİ'den vereceğiz.' MUHAMMED'in Sözü'dür. 'o'nun ile Dilediğine yardımcı olacağız. "YÜCE'nin EMRİ'dir. Niyazlar elbet yerini bulur. HAK ile HAK'tan dileyenler. Elimizi aça aça, gönüllerden geçe geçe, 'HAK.' diyeni seçe seçe 'AMİN.' dedin. 'DOST.' diyene, Dost elimizi vedik. Evine gül fidanı dik. 'Yeni güne açacak.' de. Her gün besmele ile sula, 'Oğlumun gönlüne.' de, niyazını bildir. Rengi pembe olsun. Pembe gül munisliğin sembolüdür, sevginin sembolüdür. Asla kimseye söylemediğini, gönülden güle söylersin. Gün gelecek, güle söyleyecek derdin olmayacak. Gül, adını sana verecek." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

21
"DOST eline sarıldım, DOST YOLU'nda yoru'ldum, koruk idim karıldım." dedi, YUNUS'um sözü aldı, sanmayın söz kendinde kaldı: "Yolda ad'ım alanlar, ADIN BİR'de bilenler, sordular. 'Nerde buldun?' Yerde, gökte, çiçekte, böcekte. Yerden bildiğimi, gökten aldığımı, böcekten gördüğümü, çiçekten serdiğimi, cümlesini sardığımı bilenler; danıştığı gibi alırlar. 'Danışılan nedir?' diyene sözüm: Dün, bu gün, yarın kainat değişmez. Kul, gönlünü açmazsa gelişmez. Göz, gönlün aynasıdır. Aldığını verir, (Baş gözü mü, gönül gözü mü?) verdiğini bilir. Baş gözü bakar, gönül gözü yakar. Koyun sürüye bağlı, doğduğu andan bildiği gibi gider. Kul sergiye bağlı, aldığı kadar güder. Azdan çoktan yakınmayın." dedi, YUNUS'um 

5
"Açtım ağaç kökünü, seçtim kavağın dikini." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Al benden cümleye ver. Cümle desin ki, 'Verdi YAR.' Yağmur toprakta, yağmur yaprakta ne güzel kokar. Koku yağmurda mıdır, toprakta mı, yoksa yıkanan yaprakta mı?" dedi, YUNUS'um yürüdü. "Noktaya geldim, noktayı buldum. 'Alsam?' dediğim anda kendi boyumu gördüm. 'Aşmaya boy değil, gönül gerek.' dediler. 'Yediğini pişirene, dediğini çiğ verme.' diye nasihat ettiler. Düşündüm, danıştım. Her ağaçta yaprağı, çiçeği, meyvesi ile tanıştım. Çiçek güzel gözüme, meyve güzel özüme, kulun olumu öylece girdi aklıma. Ağaca çiçek olsam, meyveye dönüşeceğim, güneşte oluşup, dileyenle buluşacağım. 'Gel git.' diyenler, çekirdeği yutmasınlar, ham meyveyi tutmasınlar. "

19
"Aldığım her yaprağın sayısına göz atsan, eli ele uzatsan; diyeceğim 'EYVALLAH.', güleceğim 'HAY ALLAH.' " dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Ocağı yaka geldim, fistanı tuta geldim, ben uydum DOST HALİ'ne, dostuna baka geldim. Gemiye binecekler, deryaya gülecekler; 'DOST KAPISI' bilene, elleri verecekler." dedi, YUNUS'um yürüdü.