
"Aldığın alacağın, seni güne
uydursun, vardan çoğa götürsün. Çoğu bilen, TEK'te gönül bulandır.
Çağırdığınız an geldi, yardımında oldu elbet. Gönülden
geçirdiğin, 'Hasret nedir?' dediğin, gerçeği gösterdi. Onur
duyulan her olay, kulun kendi yapısında vücut bulur. Korkuyu duyduğun an,
düşündüğün gölgeyi silesin. 'Olmayan yazı.' diyene de ki: Günü
dolmayandır. Kayık suda kalırsa, taşa vurup kırılırsa; saymaya değil,
dolmaya başlar. Üç gün, üç yoksul doyur. Yaptığın hayır korkunu
siler. Daha önce dedik: Yazılan bozulmaz."YUNUS'um sözünde, "Geçici
kalmaz." dedi yürüdü.

"Ayağım yoldadır, elim koldadır, sevgim
cümlede." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yanan odun ısıtır. Dost ile düşman sözün
gelişidir. Dünyanın düzende oluşu, her olaydan kulun doğruyu
buluşu. Açacağın her kapı, sana dilediğini göstermeyebilir. Ne var
ki, dilediğinden daha hayırlıdır. Kaçayım diyen, kovalayanı elbet
beklemez. Beklese hayır mıdır dersen, elbet. Elini verse, dost olalım dese. Şarkı dedim, deste deste gülü saydım, güzeli gönülde buldum. Çağırdım
gelen yok, yoğurdum yiyen yok diyene sözüm: Her olay yorumun özündedir.
Kim olursa olsun, soframa gelsin dersem; çağrım duyulur, yoğurdum
yenilir. Dönüşü gerçek yoldur bilelim. Her yorumda gerçeğe uyalım.
Dönüşte göç dedik, bedeni sıyırdık. Semada göç dedik, gönlümüzü ayırdık.
Her olayı dönüş diyemeyiz elbet. Gölgeyi
aldığın yerden, kendini bulduğun yere kadar düşün. Olumun,
tamamlandığı üç merhaleyi verdik. Her var olandan uzak kalıp tefekküre
dalmayı, yemeden içmeden hakikatı bulmayı mahzene benzetirsen; gölgeyi o yönden
çözersin. Göre göre, seve seve bulduğun; dünyayı severek sildiğindir.
Her şeyden elini çekmek, zahmet; ağacın gölgesinden almak, rahmet.
Açık gelmeyen, günde yeri olmayandır. Duvarın örttüğü nedir dendi:
Zahmetten sonra; sırlarına yöneldiğin, kendi içinde bulduğundur.
Olumun geliştiği, cümlenin ağacın gölgesinde
buluştuğudur. Gölgenin ayrısı, sadece kulun görgüsüdür. Gölgenin
ayrısı, sadece kulun görgüsüdür. Denizin yerini değiştirebilir misin?
Gayretin yeri; elinin, dilinin yettiği kadar olmalı. Kul arpa ekti ise,
buğday beklememeli. Bağda beklediğin üzümdür. Ayrık görürsen yolarsın, bağıma zarar
verir dersin. Kemikte oluşan, kanda buluşan her zerrenin, ayrık ile
atıldığı bilinse, ayrık tarlası yetiştirilirdi. Onun için kulun
yararı yaramazı; senin bilginde değildir. Yaprağa renk veren, -(Ayrık otu, kemik kanserine
şifa mıdır?) Verem de de şifa bulur-
gülden güzeli gösteren; dikenini sevmezse ele almaz. Denir ki, diken elbet
sevilmez. Güçlüğü, diken dersek, bilgimiz ile yenersek; güzele
ulaşmış oluruz. Daha önce verdik: Kaşık aldık, ocağa
geldik, cümlemiz BİR'liği gördük. 'Şükür ALLAH'ım.' diyelim,
sözü MEVLANA'ya verelim." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Erdi üzüm, gördü gözüm, aldı sözüm."YUNUS'um döne döne gelir, bizden sözü
alır: "Oldum aldığım kadar, verdim sevdiğim kadar. Ne yeter ne biter. Her
yuvada baca tüter. Olgun elma yiyelim, şükür ALLAH diyelim. Aşını
yiyen her kul, kapını bekliyenden midir? Sözümüz cümleyedir. Dostun
alacağı her kulun bileceğidir. Yönümüz yerimizi değil, hak olanı
gösterir. Alacağım benim ise, verecek cümlenindir. KEVSER denilir AŞK adına şarabı içilir. Almayı
dilediğin, bulmayı denediğindir. Almak nedir, bulmak nedir dendi:
Almak, ele geleni elde tutmaktır. Bulmak; kendinden olmayana, sana yolunu
-dilesen dilemesen- açana denir. Açılan yolun gidişi muhakkaktır. Derme
deste olunca, kendini destede bulunca; kulun gideceği gitmeyeceği
sözden değildir. Dağılan her konu, eninde sonunda toplanır. Bulmak
öyledir. Çoğun bulduğu,
RAHMET'in bolluğudur. YEMEN'de danışılan, yerinde konuşulur, bugünde
buluşulur. Denizin kattığı, kumunu attığı yere sahil denilir.
Orada sahil ile deniz el ele verir. Konuşulan konu odur. Yumuşak oldu
isek, kum misali sahile geldi isek; yolumuz yerimiz bellidir. Yoğurt almayı deneyen, elbet yemeye niyet edendir. Niyet oluş mudur
derseniz; oluş değil, oluşa adım atıştır. Aydın günde aydın
gönüller görülür. Yaprak çiçekten sayılır. Köprüyü geçene de ki: Derd demeden
yürüdük, köprüyü geçen ile beraber olduk, her niyet edene elimiz verdik. Elden
geldi tutalım, doğruyu, demde benden sana iletelim. Her
alış veriş, kendini bilmene yardımcıdır. Gökte ve yerde bilinen
senden sana iletilendir. Her yıldız altı günün dengidir. Yedinci günün
doğuşu, aydan alacağı, güzeli öyle bulacağı bilinir. Elbet
bizim bilgimizdir. Nedir dendi: Altı gün yıldızların, yedinci gün ayın tesiri
altındadır. Yedinci gün hangisidir dendi: Cuma. (Günün tesir altında kalması mefhumunu açıklar mısınız
Dede'ciğim?)

"Yol bizimdir sizin ile, söz cümlenindirgönlün ile. Yaprak olduk dökülmiyen,
ağaç olduk sökülmiyen, sohbet kurduk dağılmayan." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Çimen de, çiçek de ağaç da O'ndandır. Gemiye yol veren kaptan, sadece
gemisine hükmederderyaya asla."Yerimiz nerededir? YUNUS'un gönlünde.
"Taze çiçeği derdim, güzel halini gördüm, çİçeği sergiye
koydum, gelen alsın, seven görsün diye." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Su aldım dereden, aradım nereden." dedi, YUNUS'um sözü önceden aldı: "Her sayfayı okuyan, sözü dilde dokuyan. Aldım verdim doyasıya, her dileyen
dolasıya. Değirmen susuz kalmaz, döndüğü yerden şikayetçi olmaz.
Dayandım yüce dala, güvendim güzel hale. Çevremi saran yola girene, elimi
verdim. Dolaştık cümle ile. Deste
denilende sözün gelişi değil, düzenin oluşudur. Duyan aksedeni
alandır. Akseden, gönülden cümleye sevgi neşredendir. Çoğun
oluştuğu gün-gün buluştuğu; çemberin
oluşturduğudur. Yaprak düzenin, ağaç sezenin bilgisindedir.
Soylu denilen, soysuzu ne ile suçlar? Saçın telinde, sepetin elinde oluşu
ile mi?” (Resim çizdirilir) Ağızdan aldığı, gönülde oluşturduğu,
baba ile anada söyleşe-söyleşe, kendi ile cümlenin
BİR'liğini idrak eden; her sohbette sözümüze katılan, YUNUS'umdur.
Şarkı diye bağırır, sevgili diye çağırır, her var diye
gördüğü güzele eğilir. Cümlenize selamet diler, sevgi ile gönülleri
sarar, YUVA'nın kapısında görülenler kimdir denilir? TABDUK ile KIZI.

"Yaprağı sayacağım, sevgiye doyacağım diyen, kendini kendinde
hapsedendir." dedi, YUNUS'um sözü aldı, aldı da söze daldı. "Katı olanı alma, katı geleni bilme, eriyen buz misali kendi kendini çözme. Katık
aldım yiyene, ekmek var mı diyene, sağdan soldan gelene, eğil cümle
dileyene. Sabır taştı demeden, fakir aşı yemeden, sevdim dersen;
uydun derim. (Dede'ciğim
kime hitap ediyorsunuz?) Cümleye. Doğuşu her bilene, ölüme
uydum diyene. Yaşadığın değer ise, yaşayana değer ver. Dağın karı erirse, ova suyu bulursa, ekin
güzel olursa; kul, ALLAH'ım verdi diye sevinir. Dere boyu doldu ise, tarla dolup
taştı ise; güzeli ara. Doğuş; aramayı bilenin, bulduğuna
uyduğu günden başlar. Değişen değil, gelişen
güzeldir. Oymayı, dileyen ile ele alırsın, öylece ağacın dilini okursun.
Oyduğun her dalda kendi bilgini dokursun." dedi, YUNUS'um: "Gitsem gönül razı değil, kalmaya izin yetti."der, sözünü devreder.

"Yerimiz nerdedir, yolumuz kimdedir, halimiz kumdadır. Duman aldı götürdü, yol
diyeni yatırdı, her okunan satırdı." dedi, YUNUS'um sözü aldı. Sözü aldı
dile geldi, diledi yola geldi: "YUNUS dedim anıldım, cahil diye sanıldım, kendim sordum yanıldım, 'Ne bildim,
ne buldum, ne aldım, ne verdim?' diye düşündüm durdum. Su aldım kumu
kardım, olan çömleği gördüm. Beğenen alır, beğenmezse bana
kalır. Suyu aldım un ile kardım, hamuru elde gördüm. Alan olur, fırında
pişirir yer dedim, alır diye sevindim. Almazsa ne olur? Ne olacak, elbet
bana kalacak. Seven gülecek, gülen övecek, bana emeği kalacak dedim. Hal
ile düşündüm, yol dedim taşındım. Gelenin, sevenin halinde, sevileni
buldum." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Doldu bardak taşar mı, bilen yoldan şaşar mı, gözü gören
düşer mi?" dedi, YUNUS'um sözü sazı ile aldı. Sazından maksat
denildi: Söz diyenindir, saz bilenin. Herkez sözü söyler, sazı bilen çalar. "Kaydı ayak çamurda, eli gördüm hamurda. Ne orda ne de burda; ayırandan olmadım,
güzel halden kalmadım, ağlayana gülmedim. Görmeyi dileyen, sevmeyi
bilendir; sayı ile alandan değil, kendini bağlayandır. Çoğun
azın sözünde, her bilenin sazında, cümle kulun ÖZ'ünde dilenen vardır." dedi, YUNUS'um sözü bağladı: "Değirmenden un ara, toprağı güzel tara."
"Doğdum bileyim diye, gördüm çözeyim diye." dedi, YUNUS'um sözü aldı,
söz ile sohbete daldı: " 'Yoğurt yedim, ayranı sordum.' diyenin ayırdığı olamaz. Dost geldim
diyen, meyvesini esirgeyemez. Doğuş, olduğu günden; oluş,
bildiği gündedir. Dünya
yerini sormaz, olduğu yerden sorumlu kalmaz. Ne yıldıza, ne aya kendinden
hesap vermez. 'Nasıl?' denilir: Bilinsin, kayda alınsın. Her var olan kendi
içinde bütündür. Yağın balın bolluğu denilmesin, kulun
belleğidir. Dostun alacağı vereceği, gönlünün eseridir." dedi, YUNUS yürüdü.

"Kaşık elde, alan bilir, ağacın gövdesini yaslanan görür. Sanılmasın
ağaç kurur. Dost dedik, DOST ADI'na verdik. İki ağaç bir
dikilir. Yaprağı güzde dökülür. Beklenen gün yakın gelir. Kuşak verdik beline, sözü verdik diline. Yumuşak olsun, dilediği
yerde kalsın. Şahit yerini bilmez. Çünkü söz kendinde kalmaz. Dağınık
gelse de, kendini bulacak. Ayağını yorduğun, derdini sorduğun;
doğuştan gelen değil, duyuştan silendir. (Bir kimseye mi hitap ediyorsun
Dede'ciğim?) Kayın ağacı
yaprağını verse, merhem diye derde sürse, gerçici olanı görür." "Dediğim destan değil, giydiğim fistan değil. 'Derdimi
bilmeyene, derman diyemem.' dersin, her hale yön sorarsın. Demde oluşan,
günde gelişen, her halde çalışan, güzele alışansın." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Kaşık ile geliriz, sofrada bulduğumuzu alırız." dedi, YUNUS'um
sözü yönüne çevirdi: " 'Yönler ayrı mı, sözler gayrı mı?' denilir.
Güneşin verdiği, günden güne değişir. Bir gün önce
bildiğin, bir gün sonra aldığın ile çelişir. Kul, ikisi arasında
çalışır. Kulun görgüsü, o zaman değişir. Her gün aynı olayı
düşünen, sadece aynı günü yaşıyandır. Günü günden secelim, her gün
bir adım öteye geçelim. Güzel çirkin diye tartışalım. Tartışma,
doğruya götürür. Bilmeyen bilene katılır. Güzel çirkin tartışması
öylece atılır. Sevgiye adım adım gidilir. Sohbetten dedik, doğru olanı
verdik. (Doğru
olandan murat nedir Dede'ciğim?) Dönelim
dönelim, her verileni döne döne tekrarlıyalım. Yapının temelini çoktan aşmış olduğunuzu
göreceksiniz. Duvarlarını sevinç içinde öreceksiniz. 'Daha önce örmedik mi?' denilir:
Temelde birlik, bütünlüğü korur. Doğuştan gelişen,
değerini bulur. 'Kaynak
nerden?' diyenin ÖZ'ünde, gerçek vardır sözünde. Kendir lapası yapılsın,
kemiğe öylece sarılsın. EYVALLAH. (EYVALLAH kimin için Dede'ciğim?) s. için. Çorba içsem diyenin, kaşık elde gelenin
yerini, gönülden gördük. Denilmesin, 'Geldiğimiz gibi kaldık.'" dedi, YUNUS'um yürüdü. (Diğer
bir hasta içinde aynı durum varmış. İlaç ona da iyi gelir mi?) EYVALLAH
"Olduğu gibi gelsin, geldiği gibi bulsun." dedi, YUNUS'um
selamladı: " 'Hayret.' denileni, gayret ile oluşturamazsın. Oluşan, kendinden
gelişendir. Kömürü çıra olmadan, ateşi çakmadan yakamazsın. Derman
dedik, ferman bekledik, düzene sözümüz ile katkılı olduk. Yatan kuşu
gözledik, uçan kuşu özledik, öten kuşu izledik. Ne bekledik ne
gördük. Ava gittik avladık, suda balık tavladık. Göreni gözledik, seveni
bekledik." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Sepeti örene sor, sohbeti bilene sor, şerbeti içene sor." dedi,
YUNUS'um sözü aldı: " 'Her hale uyarım, her sözü duyarım, her yolu
bilirim.' diyenden uzak dur. Çünkü; ilimin, bilimin sonu gelmemiştir,
hududu çizilmemiştir. Dönük sanılan kulda yanılan gine kuldur. Her kul için
dilenen, yoldur." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Geldim her an gelişeni buldum." dedi,
YUNUS'um sözü aldı: (YUNUS
Dede'ciğim, her an gelişen nedir?)
Sözün eskitemediği, sesin aksini bulamadığı, ne var ki her olayı
birbirine bağladığı bilinen. Zamanı, çekirdek misali toprakta
besleyen andır. Anda toprağa çekirdeği atarsın, her an
büyüdüğüne bakarsın. Zamanda bütünü bulursun. Gelişen, oluşan
odur. Her an birbirine eklenen, birbiri ile beslenen vardır. 'Geçmiş silinir.' denildi. Ağaçta, silinen değil bilinen
vardır 'Öyleyse geçmiş, gelecek değil denildi.' diye soru açılır:
Her an hizmette isen, oluşanı görürsün, çekirdeği sularsan meyvesini
yersin. (Fideden
sulamaya başlasak ne olur?)
Doğuşun çekirdek olduğu, oluşun, ölüşün yine çekirdek
gittiği bilinmez mi? 'DOST.' dersen, sulayanı bulursun, sen de meyve
verirsin. Dağda çeşme arayan, düzde ayağın sürüyen; gerçek nerde
bileydi, DOST elinden tutaydı; suyu elde bulurdu, posta dizin vururdu. Balığı avladık mı, taze diye yedik mi, seven var mı sorduk mu?
Yediğimiz kârdır desen de, soğuk suya dalsan da; ayağını
sürmezsin, YAR'dan başka görmezsin. ÖZ'ünü bildiğin an, hayreti
sildiğin andır. Kesmeyi
yerden değil, yoldan diledin. Derdini kendinden değil, kulundan
bildin. Ayırmadan okunsun, gönlünüzce dokunsun." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Hoşnut olduk, cümleniz ile güldük. Sohbetinize geldik, dileneni
bulduk." dedi, YUNUS'um baştan sözü aldı: "Aldık diyelim, kotardık yiyelim, sevgiyi bilelim. Bildik dileneni, gelmeyi
dileyeni, gördük aşmaya özeneni. Dost olsun bizle gelsin, dost olsun sözle
gelsin, dost olsun sevgi ile bulsun. Dostluğu kendine mesnet edinsin,
darda olanın yanında kalsın. Şüphede olanın derdini silsin. Karanlık
diyenin ışığı olsun, geçmişi değil gününü doldursun." dedi, YUNUS'um sözü devretti. (Birine
mi hitap ediyorsunuz?) Her sözümüz cümleyedir.
"Kumun örttüğünü deryaya açsın." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Koruk helva olacak, korku YUNUS'un dilinden
silinecek, VAREDEN, VAROLAN diye bilinecek. 'Koruk helva nasıl olur, kulu günü
nasıl bulur?' denmesin, meyve hamken yenmesin, yerden çöpü almasın." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Eyerde oturursam, heybede götürürsem; yerden yolu aldığım, yolda bileni
gördüğüm söylenir, söze şahit beklenir." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: "Gördüğüme, bildiğime, HAK YOLU'na uyduğuma şahidin var
mıdır? Elbet vardır. Dünyada bıraktığım satırlar, cümlenize kârdır. Demek
ki; bildiğini, gördüğünü, halin ile uyduğunu cümleye vereceksin,
kârını cümle ile paylaşacaksın. Sevgim benim yükümdü, canım benim kökümdü.
Dal bedene, dal vergiyi sezene alıcı vericidir. Onun için, yükünü ağır
vermeyin. Verginizi dalda bırakmayın." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Kar yolda iz almadan güzeldir, kul halde söz almadan güzeldir." dedi,
YUNUS'um söze girdi: " 'Kar iz almadan nasıl güzeldir?' denilir: Kendinde sözü bilen, yerde izi gören,
elbet takib eder. Ne var ki, kardaki iz güzelliğini bozar, beyaza çamur
katar. Gerdiğim ipte, serdiğim bulunur. Ders denilirse,
verdiğim okunur. Doğuşun dört halini verdiği, MEVLANA'nın
dediği olayda, düzenin yazgısı vardır. Doğuştan önce iki,
doğuştan sonra iki hali oluşturur. Destek arayan, yoldaki izde, kuldaki sözde buluşur. (Kuldaki sözden murat, yargı mı
Dede'ciğim?) Yargı değil, sergidir.
Olumlu sohbet gerektiren yerde, her kulun ayrıntıya düşmesinde gerçek
oluşur. Her ayrı görüş, tekte buluşur. 'Kuyuya ses vereni akan
su duymasın.' denilen odur. Yargıya düşerek verdiğin sohbeti,
kendinden bilesin. (Yani,
'Bizden gelmez.' diyor değil mi?)
EYVALLAH. Öyle oldukta, 'HAK SÖZÜ'dür.' demeden, kendinde düresin, sesimi
kuyuya verim diyesin, akan su duymasın diye dileyesin. 'Dilersem duymaz mı?'
denilir: Elbet duyar, ne var ki, tövbene uyar. Sesim güzel değil dersen,
şarkıyı kendi kendine söylersin, kendinde saklarsın. Uyumsuz bildiğin
halini de öylece saklayasın, kendi mantığın ile paklayasın. Kuyu ile akan
suyun sözüdür - her kulun bildiği- HAK YOLU'na uyduğu ÖZ'üdür. Yerden
alırız denilen, sevgi ile karılan, cümle ile aynı karara varılandır. 'Cümle ile
aynı karar nedir?' denildi: BİR'dir birliği verir, BİR'dir bir
olanı görür, BİR'dir birde oluşur, birde buluşur, bilen ile
bilmiyen hamur misali karışır. Bilen bilmiyeni örter. 'Bilmedim.' diyene
sözüm: Bilene uysun ÖZ'ün, olumsuz gördü ise gözün, yemin olmasın sözün. Değişeni alma, uyuşanı bil. Bala bir damla sirke katarsan,
değişen sirke olur, balda kendini bulur. Sirkeye bir damla bal
katarsan, sirkeye uyar, olayları sirke misali duyar. Doğuş, yerli
yerinde; katılış, yersiz olmasın. 'Nasıl?' dendi: Balın doğuşu
baldır, sirkenin doğuşu sirke. Öyle ise oluşu bilmeliyiz, balı
yerinde, sirkeyi, kabında görmeliyiz. Birbirine katmaya çalışmamalıyız.
Cümlenize selam olsun, daha önce verilen her bilgi satır satır okunsun
verilenler atlas misali dokunsun. (Kuş eti yendi yenmedi
cümlesinin batıni manası var mı Dede'ciğim?) Ummak güzeldir, günü geçti ise yaprak gazeldir. Her verilen
önce madde süzgecinden geçirilir, sonra mana yorumunda oluşturulur.
Gerdiğimiz ipte çamaşır sallanıyor ise, rüzgardandır. Dost
dilinden verdik, MEVLANA'dan söz diledik. Doğumu açtı, söz bize geçti.
Alan da veren de şaştı. Denildi ki: 'Ya, doğmadan düşen?'
O da iki halde oluşandır. Yerden aldığın sözü, cümleden verdiğin
özü." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Gemiye gelen bilir, tayfayı düzenli bulur, yolunu arayan bilenle yürür. Bülbül
ağlamaz, gül eylemez, her gönül ayrıda kalmaz." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: " 'Konuyu açandan güzeli seçenden olunuz.' diyene de ki: Her konu açılır
gönüllere uyarak, her güzel seçilir kainata bakarak. 'Kuş olsam
dilediğim dala konsam, deryanın dibine dalsam, kuzu olsam çimenlere
yayılsam.' diyenden, 'Olduğu gibi olduğu yerden görsen?' desem, ben
mi hatalı olurum, her olana talip olan mı? Elbet hatalı olan yoktur. Dursam
yolun üstüne, sorsam 'Yolcu kimedir?'; dursam hancı yanına, sorsam 'Yolcu
nerdendir?' Cevabı bir olurdu. Dal yaprağın dökmese, ağaç kökün
sökmese, bulan bilmiyene 'Zorlu.' demese; karda iz görülmezdi, söze sözü
katmazdı. ('Karda iz'den
murat nedir Dede'ciğim?) Dost elini verene, dost dilini görene,
'DOST benimle.' diyene; DOST'un selamı olur, dostluk el ele bulur. Çevreyi görelim, cümleyi bilelim, verileni dürelim, kendi
kendimize soralım. 'Nerden geldik, ne aldık, ne bildik?' EMİR denilir,
ALLAH'ımın sözü edilir. AMİR O'dur ki, EMRİ'ni tutalım, O'nu
EMRİ ile bilelim, 'OL.' dediği halde dönelim. Gelmek
EMRİ'ndendir dönmek gibi, konuk misali. Yerden göğe bilgi yükü
vardır. Elbet kulun gücü tüm bilgilere açık değildir. Ayna sadece seni
sana gösterir. Aynada kendini gördüğün kadar bilgiye sahipsin. AŞK
dolan gönlün, bligi dolan ömrün; yapını tamamlar. Kendini kendine sor, kendini
bedene sor, kendini sevene sevmiyene sor. Alacağın cevap elbet sana zor.
Ne var ki, gönlüne ateş kor." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Kaydını soran YAR'dır." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'Fistan yamalı olsun, soru yarıda kalsın.' diyene de
ki: Bilenin bilmiyenden farkı, bilmeyi denememesindendir, suyun gidişine
uymamasındandır. Vermeyi her dileyen gelir, elbet bilen verir, dost elinde dost
dilinde oluşur. Her Dost elbet YUVA'da buluşur, sözümüz gönüllerde
gelişir. Geçti denilmesin, ham meyve yenilmesin. Suyu dondu diyenler,
güneşi unutmasın." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Soframız açık bizim, budur cümleye sözüm." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Her deste gül olaydı, bilen gülden soraydı; demde dilenen olur, Selam cümlede
kalır. Soraydı
dedik, sözü selama bağladık. EYVALLAH. Ayrımız gayrımız derttir. Sizde
dert olan, gelende elbet dert olmaz. Bilen hatada kalmaz, yaprak çiçeği
bırakmaz. Ne var ki, çiçek kokusundan yaprağa katmaz. Birbirini bilirler,
bile bile sevgili olurlar." dedi, YUNUS'um DOST'tan SELAMI'nı iletti.

" 'Yol bizimdir.' diyenler, yol dileyene gösterenler, gelmiş geçmiş
ERENLER, SELAMI'nı iletirler." dedi, YUNUS'um sözü aldı. Aldı sohbete
daldı, her hale güldü, 'EYVALLAH' diyenle beraber oldu. 'Sayfa doldu.'
diyene; "Selamet olsun, SAHİBİ'ni bulsun."diye duacı
oldu. "Az dedim çok gördüm, her bilenin bildiğini birbirine ördüm, gönülden
cümlenizi sardım." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi: "Aşık yola düşerse, 'Aşkım.' diye taşarsa, dur diyeni
dinlemez, yandım diye inlemez, derman gelsin beklemez. 'Gel GÜZEL benden gör,
gel GÜZEL benden ol, gel GÜZEL bende kal.' der. Dese sözü biter mi, söylenen
ÖZ'e yeter mi, bir bilen bilmiyene sevgi katar mı? Elbet katar, sevginin
temelini atar." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Erdi üzüm bağlarda, gördü gözüm dağlarda. ER olan düze gelsin,
'Düz.' diyen söze gelsin." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her yol düzdedir, her gönül bizedir, verilenler sizedir. Dost demde
söyleşir, güzel hal ile belleşir. 'Ateş yandı külü yok, su aktı yolu yok.' diyene de ki: Zaman ateşi
küller, suyu yollar, kulu haller. Kemer belde görülse, saçı başta örülse,
yere kilim serilse, sana mı bana mıdır, yoksa dileyene mi?" dedi YUNUS'um
yürüdü.

"Yaprak verdim eline, şarkı sundum diline, 'Derman.' dedim gönlüne,
gelsem dursam yoluna." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her sayfada okunan, gün günde dokunan, yelden selden sakınan, O'ndan nasip
alandır. Kulu, kendini bilendir. Kulu, yolu bulandır. Kulu, her varolanın
halini sorandır. Kulu, her yaratılanı sarandır. Yermek, kendinde olan hatayı
sermektir. Gemiyi yola saldık, kumda diz üstü kaldık, umduğumuzu bulduk,
'EYVALLAH.' dedik. Can idik, CANAN'a döndük." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Yerden aldım, elden verdim, gölgeyi güneşten bildim." dedi, YUNUS'um
söze girdi: "Her söze ÖZ gerek. Neyi alırsan al, olduğun gibi kal. Doğuştan
beklersin, her olayı gönlünce paklarsın. Kimden alırsın, kime eklersin? 'DOST.'
dediğimiz, her kuluna güldüğümüz bilinir. Her sohbette
toprağımız sorulur. Açık aldım, açık vereyim diye geldim, sözümü sizlere
verdim. Her yaprakta arasan, gönülleri tararsan, YUNUS'u görürsün. Duman
gönlünde kalmasın, kemer beli sıkmasın. Olduğu gibi, geliştir, derman
YÜCE'den veriştir." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Kemik dilde olaydı, söz yerinde kalaydı; gönlülde yara açmaz, yarayı açan
kaçmazdı. Sevgiyi ele alsan, sevgide selameti bulsan, öylece kendinde kalsan;
duvarı aşmış, geldiğin yere şaşmış olurdun. Ay
ile yıldızı gördüm, hepsini Güneşe sordum. Yayım yayım yayıldılar, her
esene eğildiler." dedi, YUNUS'um sözü aldı, yorumu yarıda kaldı: "Günde sohbeti alan, aldığı yerde kalana de ki: YUNUS yolun tozuna, baktı
PİR'in izine, TABDUK geldi sözüne, 'Eğilsem?' dedim dizine. Elim
eline aldı, önce yolumu sordu. 'Yolum, izindir.' dedim, 'Dilim, sözündür.'
dedi, beni sohbete verdi, sözümü hayra yordu. Olumlu yolda, güzelim halde, suyu
ararım gölde. 'Akan su verir, cümlesi görür.'dedi."TABDUK ile YUNUS
selamını verdi.
"Dağılan düzde kalır, eğilen yolu bulur. Söylemeyi biirsen, 'Yerinden
aldım.' dersen, elbet görgün açılır. Selam olsun diyelim, her gelene selamını
iletelim. Dünden
bugüne geldik, dün dedik, bugün verdik, döne döne söyledik, 'Bilen nerde
kaldı?' diye sorduk. Hal kulun, yolunu bilirse, hal kulun, kendini bulursa,
ayağını yerden alıp yoruma verirse." dedi, YUNUS'um yürüdü. YUNUS'um söze girdi, dosttan selam getirdi: "Dostun yeri, yerden değil yoldan gelir, dostun değeri sevgiden gelir.
buluşun değeri, bilişten gelir. Bilmiyen, bulduğunu
değerlendiremez. Destan yazarız, ocak başı bekleriz, 'Dost. Dost.'
diye gönüllerde saklarız. SEYYİD AHMET demdedir, denilmesin kandedir, otuziki yerdedir, her bilenle
serdedir. Doğuşu bilinenden, dost denilişi bağlanandandır.
Kemik yapısından değil yenilecek, eskiden sıyrılacak. Geçeni aramadan
dönmiyelim." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Bağdan geçtim üzüm çok, kimsenin elinde gözüm yok." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Aldım sözü doyandan, her hal ile uyandan, DOST YOLU'nu bilenden. 'Yerim
dağda taştadır, sözüm uçan kuştadır. MEVLAM sözümü saçtı, seven
gözünü açtı. Otuziki yerdedir, ne sağda ne soldadır. Sevenin yerinde, soranın
gönlündedir.' Sözünü otuziki kalem verdi, yerini KABE'de bildirdi. 'Yazan bilir
mi?' denildi: Bilmeden yazar mı? Size bildiren, her yazana bildirdi. Yazısı
günde değil, devre devre verildi. Geçici değil. Gelecek günlerde gine
verecek, sadece bir yerde kendini bildirecek. Kement elde beklersin,
çift atı üçe teklersin, her alanı bildiğince paklarsın." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Denize ipi attım, kumda yapıya kattım, sözü alana sattım." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Daldan yaprağı aldım, yaprakta düzene güldüm. 'Meyve benim olacak,
çekirdeği cümleye verecek.' dedim, sevindim. 'Meyve elde kalaydı, çekirdek
toprağa geleydi, elbet YUNUS düzene kalem çekerdi.' derseniz, kul yazısı
ile dünya çökerdi. Kul kim, yazı nerde? YUNUS bilmeden düştü derde. Dünya
beni sararsa, her bilen 'Nerde.?' diye sorarsa; geldiğime
şaşarım, ben ben diye coşarım, su olmadan taşarım. Yolda kendimi buldum, bildiğim günde kaldım, öylece
oldum, sandım ki öldüm. Ölen O'nu bilendir, ölen nefsini bölendir, ölen her türlü
kaygudan uzak kalandır. Döne döne bulursun, döne döne olursun, YUNUS gibi
anılırsın. 'Yemek.' denen, 'Yemek.' diye yenen, günde,
şaşandan uzak kalırsın. 'Ne demek?' dendi: Yemekten maksat maddedir. Mideni
doldurursan yemek yersin, nefsini doyurursan dilediğini benliğinde
beslersin. Yenen odur. Uyumsuz gelen, hazmedilemiyen yemeğe benzer. Hem
sever, hem yersin; yediğine pişman olursun." dedi, YUNUS'um
yürüdü. "Dost eli, dost dili, elbet dost verir hali, yorulmaz kolu. Yapıya katalım
kumu." dedi, YUNUS'um yeniden sözü aldı: "Her alan, her bilen verenden olsun, cümlenin gönlünde selamı kalsın." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Geldim durdum yoluna, baktım cümle haline, yelden yoldan var bilen,
aldığından hoşnut kalan kullarına el verdim, cümleyi
selamladım." dedi, sözü HACI BAYRAM'a bağladı:
"Atı aldım yöresinden, kulu sevdim töresinden, destan
verdim orasından-burasından." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Bahçemde açan güller, cümlede buluşan gönüller; BİR'liği
buldurur, kullarını oldurur. Selam olsun sizlere, açılan cümle gönüllere.
Yeşille açılır, GARİB'e açık yol geçilir; oyma misali örülür, en
güzeli görülür. Düzenin yanıtı, yorumda kanıtı. Karışandan,
yarışandan değil, çalışandan alınsın, düzene öyle bakılsın,
yeniden gözden geçsin, yeşil renge değer verilsin. Değil. Renk
olarak verildi. EYVALLAH. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Yoğurt yesem serinde, elbet durur yerinde. Almayı dileyen, sormaya niyet
kuran; gönlünden verdiği an görülür. Yaprak verdim eline, sözü verdim
diline, 'Güzel.' dedim gülüne." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Taşı yerde sayarlar, tarlaya buğday koyarlar; her adımda 'Gelen
kimdir?' sorarlar. Oruç sende, niyaz bende, dost cümlede olacak, aydın günde
çağrılan gelecek. 'Çokluk eğildi, yaprak döküldü.' diyene de ki: Her
bahar düzendedir, giden gelen YAZAN'dadır, olumsuzu süzendedir. Yerden
aldım sazımı, dilden verdim sözümü, ayırmadım gözümü. Geçsin diye bekliyen,
konuk diye ekliyenin, kendinde alacağı-vereceği yazılıdır." dedi, YUNUS'um yürüdü.
" 'Saray beni alır mı, saraylı sende bulur mu?' dediler, aramıza taş duvar örttüler. Adım
attım öteye, elim verdim kapıya. Gelen gülen bizdendi, araya giren tozdandı,
'Kötü.' diyen sözdendi. Ne ayrı kaldığımız oldu, ne saray aramıza
girdi." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kapı kapı gezelim, her sözü BİRLİK'te süzelim. Seyret güzeli, senle
BİR'dir diyerek; seyret güzeli, sende BİRİ bularak; seyret
güzeli, damla damla sunarak; 'Konuk değilim kainatta.' deyip, her zerrede
düğümleri çözerek. Sır demedik. Sır; çözülen değil, verilendir.
Düğüm; kendinde olanı bularak beklemek, verilene uymaktır. DOST KAPISI vurulur, sofra hazır
girilir, sağlı sollu selama durulur. Ağacın kökünde dinlenmiş
toprak, cümleyi besler. Yaprağından meyvesine, her adımda niyazı olur.
Onbir ceviz dikilsin, demde söylenen beklensin. Kökü suya erdikte, dağı
taşı gördükte; kökünden yaprağa, beklenen vardır. Doğusuna.
Değil. Değişen değildir. Beş, beş. Beş
doğuya beş batıya, bir ortaya. Yanyana değil. Onbir ağaç
yeter mi, beklenen baca tüter mi? Onlar, köprü görevindedir. Araya, dilenen
dikilir. Cevize eğilen, yaprağı tez dökülen ağaçtan olsun. Yedi
selvi dikesin, aralara dökesin. Kırkbir erik dikilsin. Kemik görevi cevizdedir,
toprağı sağlıklı tutar. 'Kalanı, ne yapsam?' dersin. Her meyveden
atasın, dilediğin günde satasın. Ne olursa olsun dedik, cümleyi öyle
çağırdık; toprağımız da öyle olsun. Oğulun
aldığı, selviden sorduğu; dünya halkıdır, sulha bekçidir, iki alemde
aracıdır. 'Oruç
yedim.' diyesin, geçen günü süresin, günde aldığını bilesin, 'Şükür
ALLAH'ım.' diyesin. Ele aldığın kaşık yarının çorbasınadır.
Boş tas görmedik, uymıyana vermedik. 'Her gün, dünden güzel.' diyelim,
sunulan şerbeti HAK'tan bilelim. Geçmişi sildiğini andığın
gün, kendine döndüğün gün olacak; her yanlış dediğin, dünde
kalacak. 'Uyum
yoktur.' diyerek , bilerek bilmiyerek, ayırdığın destide demden uzak
kalmayasın. Yanımızda olana. 'Suyun tadı, her gün aynı değil.' dersen,
her akan su da bir değildir. Kimi sıcak akar, kimi toprakta döker, kimi kumda
hemen çöker. 'Yazılanı bilmek, kendinde olsa-olmasa gönülden uymak yeter mi?'
dersin. Uyumda olduğun bilinir, SAHİB'ini bilene yardımcı olunur.
'Devrede, sorumsuzluk var.' denilen, odur. Uyumsuz olanın verdiğini
değil, sorduğunu düşün, olandan gelenin yardımını dile.
Kuşak bağlanır, kaygu sllilinir.

"Yoldan, halden gelen, bizden; veren, YÜCE'den." dedi, YUNUS'um anda söze
girdi. 'Hal senin, yol senin, söz senin olsun.' dedik, YUNUS'um ile cümleyi
selamladık. "Ne yerden sildim, ne selden aldım, ben bende kaldım, seni gölgede buldum,
güneşte gölgeyi sildim." dedi, YUNUS'um sözü verdi. "Bülbüller ötüşürken gün ışığı çakışır. Bülbülün sesini
gelen rüzgar taşır." dedi, YUNUS'um yeniden söze girdi.
'Girdiğin söz yazıdır, gönüllerde kazıdır.' dedik, YUNUS'u meydana koyduk: "Kırmızı gülde korkuyu
sildim, sarı gülde görgümü böldüm, pembe gülde kendimi buldum, beyaz gülde
sözden ÖZ'e, özden AZ'a geçtim, TEK'liği bildiğimce seçtim.
'Bildim-bilmedim.' diyemem, bildiğimi sofraya koyamam. 'Gül ile ben.'
dedikte, gül ile başbaşa kaldıkta, TEK'liğe bağlı mıyım?
Sorum sizlere. (Tebliğe
ara verilir. Bir süre sonra GARİP aldığı olumlu yanıtı belirtir:
'Evet') Gül de O, ben de O, cümle de O. Demde cümlemiz O'nda, demde
cümleniz O'na. Dağılanın toplandığı, eğilenin paklandığı,
her var olanda O'nu bilenden değil midir? Geldiğim, gördüğüm,
cümlenize verdiğim, O'ndandır. Daha önce verdik: Sohbetimiz; arayana
anahtar, dileyene kucaktır. Elbet her dileyen sohbete katılacaktır.
'Olmazsa?' demiyelim, kayguya düşmiyelim. Yoluma gelenin, diz büküp
niyaza duranın, gece-gündüz sohbetini verdik, GARİP ile yol boyunca
söyleştik. Konuk
gelenin, 'Niyet.' diye kuranın gelişinde açık dosyasını okuduk. Geride
kalan örtülü olsun, günde okunan kayguyu silsin. Girdiğimiz her kapı asla
kapanmaz, verdiğimiz sohbetten bilen sakınmaz. Suyun aktığı yerden,
'Paslanır demir.' diye kaygu edilmez. Su kesilirse kaygulanın. Yolumuz
açıktır. Daha önce verdik, 'Seymen, sözün atlısı konunun tatlısı.' denilir,
kumundan çok yorumlar beklenir, kaygusu soframız yol değiştirir. Akan
suya kulu yol verirse, elbet değerini buldurur. Her akan suyun yolu
vardır. Ne var ki kulların değerlendirdiği sular, çok verimli olur.
Verilişin gayesi de odur. 'Akan suya duralım, el yüzü yıkıyalım.' dersek,
verimini tarlasına çeviren bekler, meyvesini öylece toplar. Ağacı, YÜCE
ALLAH'ım yaratır, dünyada kulu dileyince düzeltir. Dilekten maksat, verimini
arttırmak. 'Ayağımız suya erdi, gözümüz suyu gördü.' dersek, yolun
geçtiği yerde kendimizin durduğunu görürüz. YAR
senden bana, YAR benden sana." dedi, YUNUS'um cümlenizi selamladı. Her
sözü bohça misali dürdü bağladı. Dileyen açsın, dileyene saçsın diye
hepinize bilgileri emanet etti. "Alan alsın, talip olsun." dedi
verdi, yürüdü.
"Elden aldım Gül'den verdim, her sorana 'Yolum.' dedim. Gel gelesin, ver
gülesin, kor olasın, küle dönüşesin." dedi, YUNUS'um adım adım
yürüdü. "Aldım geldim, buldum oldum, cümlenin sevgisi ile doldum." dedi, YUNUS'um
yeniden söze girdi: "Tadı adı bilinir, her adımı bölünür, kaynak bilinen sudur. Cümlenize selam
olsun. Her seven, 'Sevdim.' diye sevinsin, 'Sevdim.' diye övünsün, hata kusur
ararsa dövünsün."
"Gelen giden DOST'adır, selam veren postadır. Yemeni ayakta, dilenen,
durakta." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Değirmen unu bekler, çuvalı alan değirmene ekler. 'Bekler.' diye
söz edilen, yeniyi alacağı güne bakar. 'Deneyde değiliz.' diyene de
ki: Deney, bilinmeyene olur, bilinen kendini bulur. Yolumuz açıktır, gelen
gülen her kula, seven seven er kula." "Ham meyve oluşurken, olgun meyve bölüşürken güzeldir. 'Yandım ALLAH.'
diyene, 'Derya nerde?' sorana selam ile geldik." dedi, YUNUS sözde kaldı.
"Sözleştik, sözde bölüştük, gayreti size bıraktık." dedi,
YUNUS'um yürüdü. YUNUS
bekler sözü, AŞK ile yanar ÖZ'ü, sildi ayağın tozu: "Gelsem sözü bağlasam, yolda şarkı söylesem, dinliyen oluşur mu,
dileyen buluşur mu?" dedi, cümleyi selamladı.

"Dal kesilmez bıçaksız, yol seçilmez burçaksız." dedi, YUNUS'um söze girdi: "YAR'dan aldık gözlemi, YAR'a duyduk özlemi. Aradık aşı, düşürdük
başı, yokladık taşı. Ne yola gelir, ne darda kalır." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Yaprağın dizisine, ağacın kozasına el attım, gönlümün şarkısına söz
attım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Düz yolda gönül verdim, düz dalda ömür
gördüm, sevenden sözü aldım, konuya öyle daldım. 'Kader öyledir.' dedim,
ölesiye ördüm, yerde sergiyi buldum. Ay güneşle batar mı, birbirini tutar mı? Gönül, dostu
satar mı? Gel, Gül'e gidelim, gel seveni sevmiyeni güdelim. 'Doydum, yeter.'
diyeni ömür boyu saralım. Diyelim 'Doyum olmaz, gün gün aldığın yarına
kalmaz.' Sevenin gönlünde gülleri, asla solmaz. Her sahifeyi açtıkta, her
güzeli seçtikte, 'BİRSİN ALLAH.' diyelim,
BİRLİĞİ'ne yanalım. 'Sende- bende.' demeden, duyalım
doyalım, her gün yeni baştan alalım." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Kundak, yolun sözü olmaz; kuşak, kulun ÖZ'ü olmaz." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Gülün rengi solar mı, hata diye dalar mı? Bilendendir, görendendir, hali ile
verendendir. 'Gel gönül dolusu sevgi ile. Yerini bildir bize. Gel yolunu göster
bize.' diiyene: Yol, HAKK'ın YOLU'dur, dileyen gelir. Yer HAKK'ın
toprağıdır, dileyen bulur. Gönül kapını aç ki, dileyen alsın, seni sevginle
bulsun. Somut örnek isteyen, defter kalem süsleyen; yazı sende değildir,
sözü bende olamaz. Kul dilerse yürüsün, elbet yolda kalamaz. 'Geçti
yağmur.' diyenin, toprağı çamur olmaz; 'Göçtü dostum.' diyenin, elini
tutan olmaz. 'Ne demek?' dendi: 'Göçen gelmez.' diyene sözüm: İnkar edene
gelmez. Çünkü geleni bilmez. VEREN'in YÜCELİĞİ nasıl gönlünü
silmez?" dedi, YUNUS'um yürüdü. "Tayda elim duracak, ata yüküm verecek, emeğini görecek. Öylece
yemeğini vereceksem, alışveriş oluşur." dedi, YUNUS'um
yeniden söze girdi: "Atım gücü yeterli ise,
elbet yüküm tutacaktır, bana hizmet edecektir. Görevim, onu gözetmektir.
Yedirmek beklemektir. Benim verdiğim bana hizmettedir. (Attan murat nedir
Dede'ciğim?) Yoğun çalışan, her yerde verilene
alışan. Doğduğu
günü bilmiyen, göçtüğü günü güzelliğe doymayan, gelen her kuluna
gönlünce veren, kabınca doyuran MEVLANA; aldığını dünya gününde doyasıya
verdi. Elbet AŞK deryasında erdi. Diktiği AŞK ağacının
meyvesini güne kadar yedi, yedirdi. 'Dost, dost.' dedi, çağırdı. Sese
kulak verenler, onu gönüllerinde görenler, çağrısına uydu. Doğdu
gördü, aradı buldu. Doğdu yeniden, sohbetlerinizde beraber oldu. HALK EDEN
YÜCE TANRI'm, nasibinizi gür verdi. Dost olanı elbet bildi. Dost gelene sonsuz
himmet gösterdi. Görgünüz açık olsun. ALLAH'ım cümlenize göstersin. Hürmet
sevende olur. Seven kendini bulur." dedi, YUNUS'um cümlenizi selamladı.

'Arı
çiçeği buldu, yaprağı yerde gördü. Aldım verdim.' diyene, "Yolun bu mudur?" dedi, "Dost verir almaz, dost görür silmez, dost
sever unutmaz. Değirmen cümleye döner, seni beni ayırmaz. Gemi her geleni
alır, uymayanı atmaz. Yağın balın varlığı, demde söylenir. Olsa
olmasa diye, beklendiği yerde toplanır." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Ayrı gelen her konu temelden aşılmaz,
yerini bilmiyen kul haline şaşırmaz, ALLAH'ım kimseyi dilenmeyen hale
düşürmez. Yorum yerindedir. Konu açık gelir. Dostu ararsan, kendine sor.
Dost isen, dostu bulursun. Doğan güneş, yoldan gelmez. Aynayı al
eline, gördüğün sensin, bakarsan. Dayan gelecek günde, ayağın yerini
bulur. Elbet dilenen olur. Gemiyi bekliyen değil, kaptanı bilen yerini
alır." dedi, YUNUS'um sözü KAYGUSUZ'a verdi:

" 'Söz bizim, yol bizim.' diyenin, ham meyve yiyenin, ALLAH'ım YARDIMCISI
olsun." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yayı gördüm oku aldım, her ağacın dalına göz verdim. Alsam versem gelir
mi, söze yardım olur mu? Oktan beklediğim yok. Yaya eklediğim yok.
'Yardım gelse.' diyene, niyazdan başka sözüm yok. Sabah, güneşle
başlar. 'Alacağım nedir?' dersen, sözü alacak kuşlar. Sözün özü
sendedir." dedi, YUNUS'um sözü KAYGUSUZ'a verdi: "Diyar diyar gezerim, 'Dost, Dost .' diye ararım. Kendim arar, kendime sorarım.
Nerde seni bilenler, nerde seni bulanlar? Gönüldeki DOST der ki: 'Sen, seni
buldun mu? Sen sende oldun mu?' Gönül diyarına göç, ötesini geç." dedi,
YUNUS'um söze girdi: " 'HAY.' dedi, yandı gönül. 'HAY.' dedi, yaktı gönül. 'HAY.' dedi, aktı gönül.
Gönül bilenden olsa, kendinde AŞKI görse; 'Daldan.' demez giderdi, çoban
olur sürüyü güderdi, her sürüyü birbirine katardı. Bilsem dünya dönerdi. Yoğurt yiyen alışır.
Sütte sevilen buluşur. 'Nedir?' denildi. Süt, kulun ana gıdasıdır. Süt,
doğanın ana gıdasıdır. Gönülden alan, aldığını bilen, sütten gelene
sevinendir. Elbet sevilendir. Özden aldığı gibi, öze dönendir. 'Arı
yerini bilse, çiçek yolunu verse.' denilir. Arının çiçekten aldığı
sevilir. Gelişen değerini, arı misali verir. 'Arı her zaman verici
midir?' denilir, zehri sorulur. Gözünün gördüğü yerde, elini vermezsin.
Unutma, arının da canına koruyucusu vardır. Her derdin şifası HAK'tadır.
Cefaya katlanırsan, sefaya adım atmış olursun. Cefadan maksat, kulun
oluşmayan dileğidir. Hastalık, bedenin eleğidir. ALLAH'ıma
emanet olunuz." dedi YUNUS'um yürüdü.

"Ocak başı doludur,
seven kulun halidir." dedi, YUNUS'um sohbetinize katıldı: "Söz sohbetin
sazıdır. 'Yerimiz açıldığı, doğuşa geçildiği, nereden
bellidir?' denilir. Sorana cevabım: Denilir ki, 'Sarhoşun sohbetine nasıl
gelinir?' Gözler açık ise görülür. Sarhoş kimdir, nerdedir? Demek ki,
AŞK sarhoşluğu şarap sarhoşluğunu yener. Kulun
gönlü nefsine HAK AŞKI'nı sunar. Geçmedik HAK'tan bir gün, içmedik HAK'sız
bir gün. Düşmedik yere, taşmadık sura. Kucak açtık sevene, niyaz
ettik gelene, her kuluna severek gülene."

“Her yaprağı
sayarız, tende BİR’liğe doyarız, canda kimliği ararız.
Çalışır, dolaşır DOST sorarız. Saydığımız her yaprakta,
kendimize döneriz.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “ ‘HAY.’ diyelim, öyle
sözü alalım. ‘HAY’ da, doğduğumuzu bilelim. Kundak kimden kime?
Toprak, taştan kuma. Çamda yaprak aramazsın, ‘Nerde?’ diye sormazsın.
Gelişeni, günden güne bilmezsin. Bilene gönülden açız, bedenli iken elbet
kul aciz. ‘Güzellik nedir?’ diyene dedim ki:
Doyduğunu söylemeyen, uyduğuna kanmayan, ‘Yerimi bilsem…’ diye kapı
kapı dolanmayan kulda güzellik vardır. ‘Güzel olmıyan nedir?’ diyene dedim ki:
Dünya han ise, sen hancı olma yolcuya düzen verme. Yolcu yolunu bilir, dünyadaki
yerini bulur. ‘Güzel olmıyan bu mudur?’ dediler, beni sorguya aldılar.
Kuşak belde sıkılırsa, çivi duvardan sökülürse, elbet YUNUS
dilediğini söyler, gönlünce AŞK’ı peyler, uymayanı paylar. Elbet
dünya halinde. Yokluğa dönüştüğü AŞK’ını
paylaştığı günde, her hale güzel dedi her halde güzeli buldu. Dünya
bana ben dünyaya verdiysem, ben dünyada erdi isem, güzele de özele de sevgimden
erdim, dünyada öylece durdum. Gönlümden geleni derdim, cümlenize verdim. Gün
güne eklendi, kainatta beklendi. Gün geldi saklandı, her gönül AŞK’ı ile
paklandı. Gönüllerimizi yoklıyalım, açan gülleri değerinde bilelim; çirkin
dediğimiz silelim. Çirkin yoktur olamaz, bilen kulu çirkin göremez.” dedi,
YUNUS’um selamladı

“Oynadım dalı ile, uyandım hali ile, yürüdüm
yolu ile. Senden benden gelene, HAK ADI’na gülene, selam olsun sevene. Geldim
buldum bileni, yerden umut vereni, hali sergide olanı.” dedi, YUNUS’um

“Elden ele tutalım,
diledik adım atalım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kütüğü attım yere,
onda oturduğum süre. Yorgun idim dinlendim, seyre daldım demlendim. ‘Gel,
karınca…’ dedim dize durdum, yuvasını göze verdim, bildiğimi bilmiyene
serdim, ‘Ben serdim, sen topla…’ dedim. Elbet, diktiğim ağacın
meyvesini yedim. Yerden yere verdiğin çiçektir, yerden ele
verdiğin böcektir. Kuldan kula verdiğin, sevgi diye derdiğin
elbet bir gün oluşur, cümle ile gelişir. Katı gelen destek bulsa,
elden ele atılsa, elini tutan olmaz, çünkü sert gelene kimse elini kaldırmaz.”
dedi, YUNUS’um yürüdü.
“Konuk dilensin, dilenen
belensin. DOST ADI söylensin. DOST’tan gelene ‘EYVALLAH.’ densin. Ayrı gayrı
değiliz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı. Aldı derine daldı: “Hal HALKEDEN’i bilende
olur. HALİK kendini kulunda verir. Kul kulda hakikati bulur. Sebepler
gerçeğin aynasını açacak. Her açılan kapıdan HAKK’ı bilen geçecek. Kul,
dostunu bilenden seçecek. Suyun aktığı yeri
aradım oyun vermedi, yatağını taradım huyun vermedi. Duran suya baktım,
kendimi gördüm. Akan su kendinden başka vermedi. Sözü ‘Derya.’ diyeydik,
her cümlede duraydık, üçer nokta koyaydık, seni beni denerdik, ‘ALLAH.’ diye
dönerdik. ‘Şaşkın
kuşa yol, vermez; şaşkın kula huy, vermez.’ diyene de ki: Sen
seni bil. Ben beni bilirsem, ben YÜCE’ye yönelirsem, ne şaşkın
kuş, ne şaşkın kul görürdüm. Alacağını değil
vereceğini düşün. Her kul mutlaka alır, çünkü YARATAN’ı bilir.
Vereceğin ilmindir, elbet aldığın bilgindir.” dedi, YUNUS’um yürüdü.
“Ayran aldım içmeğe,
çiçek gördüm seçmeğe. ‘Güzel ne güzelmiş.’ dedim, nasibim olanı
yedim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kahır da düzende, yatır
da. Kahrı silersen, sabrı bilirsen, ‘Güzel günmüş…’ dersin, YUNUS misali
aklını güdersin. ‘Sürüden mi alırsın, sorudan mı bilirsin?’ dediler, aklımı
niye güttüğümü sordular. Duman, gelişene gölgedir.” dedi, YUNUS’um
selamladı.

“Sudan geldim yol bildim,
yolda kendimi buldum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kahve içtim telvesine,
güzel dedim cilvesine. Dört yönde ADI’nı sordum, her yönden
SEVGİLİ’yi sardım. Gittiği yolda yumak
düzenlenir, düğümleri elden ele çözülür. Atı dizgininden tutsa, yola
adımın atsa, sorduğu gelen değil gidendir. ‘Çevreyi sorandan
ayıralım.’ dedik niyaza durduk, koşuyu düze verdik. ‘Toprağı kazayım,
çiçeği düzeyim.’ diye savunur, ‘Bildim.’ diye övünür. Elbet ekecek,
ektiğini biçecek. Ektiği ile değil biçtiği ile övünecek.
Gölgeyi seçtiği söylenir, her gölge yön değiştirdiğinde
Güneş’e dönüşür. Ona de ki: ‘Alıştığına değil
çalıştığına talibim, o yolda galibim.’ Duman sardı çevreyi, gölge
aldı çehreyi. DOST gelişene el verir, DOST çelişene el verir, DOST
‘DOST.’ diyenle BİR olur. Unutulmasın ‘DOST elimiz.’ dedik, ‘DOST
dilimiz.’ dedik, yoldan yola çağırdık, yapıya taş koyana ‘EYVALLAH’
dedik, yoluna taş koyanı yoldan çevirinceye kadar söz aldık. Gerçeği açmıyana de
ki: ‘Kul kula söz vermez, HAK’tan hakikat saklanmaz.’ Bilenin bildiği
yeterlidir, el verdiğin tutarlıdır. Binadan giden olmaz, YAZAN’dan
İZİN gelmez. ALLAH’ıma
emanet olunuz. Çoğun verdiğini
az silmez, ALLAH’ım vermese kul gülmez. Elbet verecek, niyaza duran gülecek.
Geçici olandan kendini uzak tut. ‘Derdim var.?’ diyene. ‘Semer yükü kaldırır.’
denirse de, semeri kaldırandadır yük. Dağılan toplanır açık bohça
katlanır, desteyi BİR’de tutan destelerle eklenir. Kuyuyu açan bilir,
alınmazsa su birikir. Ne var ki duran suda yaprak ta çöp te toplanır. Akan su
olsun, kendi bendini temizlesin. Kardan beklenen, BİR’liğe eklenen,
düzende yerini bulur. Derman, YÜCE’dendir. ‘Derdim…’ dersen suyun aktığı
yerde beklersen, yaptığını değil kattığını düşün. Kendinden
gelenin oluştuğunu görürsün, gemiden dilediğini alırsın. Suyun
aktığı gibi olacak, güzeli öyle bulacak.” YUNUS’um sözü bağladı, “Adı, adıma denktir.” dedi.

“Geldik söze dizeyle.
Doyduk diyene yandık yiyene. Gedik açıldığı yerde, gelen katıldığı
günde; ‘Aldım, geldim…’ diyesin, olmuş meyve yiyesin.” dedi, YUNUS’um söze
girdi: “Kaçanın sözü gelmez, göçenin gözü kalmaz,
‘Bağda üzüm var.’ dersen, üzümü dalda kalmaz. ‘Aldığımı bilirim,
verdiğime uyarım.’ diyenin suyunu içenden dağılan olmaz. Dost sayfası
açılsa, dost niyeti seçilse, ‘Andık…’ diye geçilse, yanılan olmazdı.
Gördüğüm bende kalmaz, düğümü gayret silmez. El ele alırsak,
BİR’likte olursak, elbet düğüm de olmaz, bakan düğüm görmez. Her
kapı açıktır gönlünü açana, her kapı açıktır yolunu seçene. Güzelden ayrı
kalmadıkça, kendinde doğanı görmedikçe, vermeğe dönüşemezsin.”
dedi, YUNUS’um yürüdü.
" 'Oyun.' dedim
yürüdüm, yerde izi sürüdüm. Yolu aldı, yerden tozu verdi." dedi, YUNUS'um
söze girdi: "Söz sözü üretir, bilene bilmeyeni eletir,
görgü saçın taratır. Gelsen gülsen bana mı, yerden versem sana mı? Gel,
geldiğin güne dek." dedi, YUNUS'um yürüdü. ('Yeni'yi soramaz mıyız?) ('Yeni'den murat nedir Dede'ciğim?) YUNUS’um sözü diler: "Geldim verdim alana, sevgi ile dolana.
Yeni günün yorumudur. Deme ‘Yağan karı mıdır?’ Gönülden almak bilmek ile
olur. Oymayı ele alan bilmezse nasıl oyar? Elden yere koyar. Serdar günden
açılır, elbet köprü geçilir. Yeniyi bilen gölgeyi silendir, her var olanı kendi
gibi görendir. Olmuş meyveyi önce dağıtan sonra kendine alandır.
‘Çözdüm düğümü.’ dersen, kendinde güç görürsen, ‘Yeniden nasibin yok.’
derim.” dedi, YUNUS’um yürüdü.
"Çevreyi aldım kola, gönlümü
verdim kula, beraber gidelim yola." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Rengi rengine uysun, kulu
dengini bulsun, 'Andım geldim.' diyene HAK beklenen sözü versin. Yoncayı
bölmeyelim, almadan dönmeyelim, yapıya sözü bağladık, sözümüzde
kalmıyalım." dedi, YUNUS'um yürüdü.
Yoldan
aldım, yapıdan geldim, LOKMAN'dan sordum. Derman, sözün şakası değil,
derdinin yakasıdır." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Dardan sözü
veremem, 'Kaldı, gitti.' diyemem. Elden aldım, günden bildim, niyaz ile
gönülleri sardım." dedi, selamladı yürüdü.
"Yeşil, gölgede kalmaz, güneşte rengi solmaz. Yaprak yaprak
oluşur, hepsi bir dalda buluşur, akan suda bekleşir." dedi,
YUNUS'um sözü aldı: "Ocağa odun
attım, aşa tadını kattım, elde maşayı tuttum. Pişene, 'Ortak gelse,
soframa yoldaş olsa.' dedim, duacı oldum. Ne gelen ne giden aşımı
paylaşmadı, sözüme dolaşmadı. 'Yesem yemesem?' dedi, öyle efkara
daldım. Avcı yolunu almış, tazıyı yola salmış. 'Gel yiyelim, yerden
göğe aşımızı paylaşalım.' dedim. Tazıdan dostluk diledim. Bilen
gibi, tazıdan halini sordum. 'Ulaştığım yolda, bulaştığım
görülür.' dedi, avını avladığını, üzüntü ile söyledi. 'Dili var mı?'
denilir. Elbet yok. Gözü var ya. Attan inen avcıya, 'Derman.' diyen avını,
yerde kalmasın diye omuz verdim, yükünü kaldırdım. Bildiğim halde,
bulduğum yolda, güzele uyduğumu öylece gördüm. Gönlümü her gönlünü
açana serdim."YUNUS sözü bağladı, yoldan geleni söyledi. 'Derman
YÜCE'den.' dedi yürüdü.

“Çiçek yapraksız olmaz,
daldan
aldığını bilmez,
köküne dönüp sormaz. ‘Dinle.’ dediğimiz günde,
‘Duymam.’ diyen olmaz.
Şekerin tadına,
çiçeğin adına
gelse;
arı balı bozmaz,
bala asla ağu katmaz. Her çiçek arıya
güler.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı,
aldı her soranda kayguyu
sildi:
“Koyun yolunu bulur,
çünkü sürüde
kalır.
Büyük-küçük bir olur, karda kışta yol alır. ‘Sarınayım.’
diyene yününü verir. ‘Küçük-büyük nedendir?’ denildi.
Sürüye
varılan,
değerini gösteren,
geçitte birbirini bulduran
dengeye;
ayrılık değil,
beraberlik yol verir.
Koyun kuzu
değerini öyle bulur.
Geçit aşılandır elbet.
Dar olsa
da,
kement gerekmez.” dedi, YUNUS’um sözü bağladı.
"Yaban çiçek açarsa, çoban
ordan geçerse, dönüp ele alırsa, yerini bulmuş olur, DOST yoluna postu
sermiş olur. Güzeli halde eyler, güzeli yolda bekler. Yolunu DOST'a
saklar." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Alacağım var diye,
vereceğe göz atma. Yolumu bulacağa, 'Ayrı.' diye söz etme. O'ndan
gelen yol ehli, O'ndan bilen hal ehli, cümle alem GÜL ehli. Altın kapı durana
değil sorana açılır. 'Soran kimdir?' denilir. Soran yolunu arayandır.
Yaprak düzeni bulur. Çiçek gününe gelir. Meyve güneşi bilir. Ayak attım dereye,
dostum dedi 'Nereye?' Akkum buldum giderim, ne bulursam güderim, sevdim,
DOST'a giderim. Gönül AŞK'a susamış. Ne geldi, ne gitti? Kimden
aramış? Derman sudan gelirmiş. Seven suda bulurmuş, öylesine
kalırmış. 'Alacağım var.' diyen, vereceğini yiyen, altın tası
silecek, toprak tası bilecek. Yol gideni götürür." dedi, YUNUS'um yürüdü

“ ‘Aştan dileğim olsa, taştan
elim kurtulsa; ‘ALLAH! ALLAH!’ diyeceğim, her sorana vereceğim.’ denilen,
susuz
dere sanılandır. Suyumuz bol akar,
gelene
gidene gönülden verir.
Duran attan yol alınmaz,
yozan ata gem
vurulmaz.
Güzel denilen, halden verilen, DOST KAPISI’ndan ayrı kalmaz.”
dedi
YUNUS’um
sözü aldı:
“Gölge yerini açsa,
gayret
kulunu seçse;
bilen bilmeyen bulur,
her kapıya gelirdi. ‘Dalda diken arama.’ diyene de ki;
‘Dalda dikeni değil,
kökten ekene baktım.
Dalda GÜLÜ’ne
gönül taktım.’
Altın yaprağı alsan,
gümüş toprağı
bulsan;
ekeceğin eldedir,
dökeceğin gönülde.
Kemerden
koşum olmaz,
dağıtan taşım vermez. ‘Doğuya gitsem.’ diyen,
batıda
taşı almaz.”
dedi YUNUS’um yürüdü.

(Kimin için alındı?) "YUNUS adı anılsa, 'YUNUS nerde?' denilse. Adıma denk
gelirse, sözümü hemen alır." dedi, YUNUS'um söze girdi: İzni HAK'tan
alınır, bilinen su için verilir. Kalıp bizde olaydı, düz ovada duraydı, düzen
güne gelmezdi, dolaylı söz vermezdi. 'Alıp geleyim, sorun güleyim.' diyene;
'Suyu bildiğince iç.' deriz. Boyalı suyu görene açarız." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Kara ağaç düzen bilmez, yerini gelene vermez. Çınar ömürden atmaz. Selvi
yerde olanı tutmaz, çünkü boyu yetmez. Doğan güneş sana bana bir verir, akan sular
toprağına gür verir. Suyun yolunu tutalım. Dilersek toprağı ekelim,
dilersek balığa olta atalım. Yaprağı geçmişte değil,
gününde bulursun. Elbet ömür yaprağı. Kökten yere inerse, dala yaprak
dolarsa, her bilen yerinde kalır, demde gelişene bakılır." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

“Pervane olsam döne döne
gelsem, ‘Oyun…’ diyen her kuluna, gözde sözde ‘Aşkın…’ desem, cümle ile
AŞK oduna yansam” dedi, YUNUS’um söze girdi. “ 'Yeşil fistan dar gelmez, sarı destan yol
vermez’ desem, ‘YUNUS darda kalır mı, renkten renge alır mı?’ denilir, demde
her rengin adı söylenir.” dedi, YUNUS’um sözü KAYGUSUZ’a verdi:
"Ekin verdim toprağa, 'Güzel.' dedim yaprağa. Çiçek elde bulunur,
meyve daldan alınır." dedi, YUNUS'um topraktan söze girdi: "Karınca, yuvasında her gün alışır görür. Yolda sıra sıra yiyeceğini
götürür. 'Yerini dar mı gördün, yolunu az mı gördün?' dedikte, boyunu boyun
ile ölçtükte, dolanı bulacaksın, olanı göreceksin." dedi, YUNUS'um sözü
bağladı.
"Dal elde kaldı, yaprak yerde oldu, toprak geleni bildi." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Dal elde kalsa, yaprak yeri bulsa, ne elde kalan, ne yeri bulan yanılmaz.
Andığımız her var olan, VAREDEN'den şüpheye düşmez. Çünkü YAZISI
şaşmaz. Canda
aradığımı bedene sorsam, 'Komşu değil.' der. Doğuşta
aldığın, ölüşte verdiğindir can. Ruhunu vermezsin. Armağan
değil elbet. Varolan, VAREDEN'densin. Aymayı bilenden olduğun gün,
kendini bulandansın. Su akarsa canlıdır. Dost denilen, post ile anılanda, örnek
aranmaz. Desteyi aldığımız, yoruma verdiğimizdir. Bilenin bilmiyenin
aradığı nedir? Elbet, VAREDEN. Körden sorsan, sesten tanır. Sağırdan sorsan, yüzden
tanır. Göçenin tanışı, yaratılıştandır. Elbet konuşur. Ne var ki
ses ile değil. Bileceğiniz hal ile verelim: 'Us' ile konuşur. ('Us'tan murat, akıl değil mi
Dede'ciğim?) EYVALLAH. (yahut bizim telepati
dediğimiz?) Akım. Doğuşta
başlar, ölüşe kadar yerini alır. Vardığı yerde, kendini bulur.
Elbet, getiren us değildir. Nerden alsa, kimden bilse, gönül kapısı beden
yapısını verir. Dost bağına
girsek, üzümü dersek, her dileyene versek. Niyaz bize mi, bağın sahibine
mi olurdu? Mülk dilersen, maliki olur musun, dilediğin her bağda
üzümü bulur musun, her dilediğin bağa yürüyebilir misin?""Selam." dedi, yürüdü YUNUS'um. Gönlünü AŞK bürüdü
"Destek olduk sözüne, nefes verdik sazına, ayak koyduk tozuna. Geldik verdik.
Demesinler bakma kulun yozuna. Tozu, yozu O'ndandır, sözü sazı O'ndandır. Ayak
versen günü bilsen, senden midir?" dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yaprağı dalda gördüm, yere kilimi serdim. Gelen yolcuya sordum. Eylem
yerden midir, gökten midir? Dedi: 'HAK'tandır.' Yedi hale uyanlar, 'Altı.'
diye ananlar, karda düzen sordular, selde yağma buldular, seni beni
böldüler. Deseler, 'Tatlı olsun, gelenler helva karsın.' derdim ki: Gözüm
NUR'dandır, dilim sırdandır, yorum serdendir. Ben yedilerde gördüm, 'Yerinde
bulsun.' dedim. Kuyu yerde açılır, akan su kaynaktan seçilir. Kutbunu
bilsen, verileni çözsen, koyun ile kuzuda, avcı ile tazıda düzene söz etmezdin,
her sürüye çoban katmazdın. Bilen bilir, YARATAN'ı her yaratılan görür. Ne var
ki, her sürüye gine de bir çoban verir. 'Sürüler belli midir?' denildi. Bilene
elbet, bilmezsen hepsini kalbet. Konuk yorumdan uzak kalırsa, gönlünde olanı açsın,
sevgisini her an seven ile paylaşsın. (Konuktan murat kim acaba Dede'ciğim?) Gölgeyi aşan, dilenen yere ulaşan. (Aramızda mı Dede'ciğim?) EYVALLAH. Kendini bilene sorsan, yapıya uyduğunu
söyler. Bulmayana sorsan, kapıda duyduğunu söyler. ('Gölge'den murat benim
düşündüğüm mü Dede'ciğim bu tebliğdeki?) Asmayı yokladın mı, üzümü bekledin mi? EYVALLAH. YEMEN'den gelen sözü
aldık, 'HAY.' dedik niyaza durduk, 'Gel.' dedik cümleyi sardık. 'Dost
aşı.' dedik helvayı kardık. Gelmeyene de ki: Dost adına dursun, kazanda
helva karsın, cümleye versin. Desin ki: 'Alnımdan andıma olsun.' (Gelmeyenden murat ş. bey mi
Dede'ciğim?)
Değil. Gerçeğin
aynası var, bakmazsan çevresi dar. Gel duralım önüne, bakalım HAK
yönüne." dedi, YUNUS'um yürüdü. Yediye selam verdi, beraber helva kardı.
Yaman
sözü edilir, her sohbette katılır, gerçeğin aynasında cümlenizi
görür."Gördüğüm yerde buldum, dilenen yönde kaldım." dedi,
YUNUS'um sözü aldı: "Bulut güneşi örtse, rahmet toprakta
artsa, kimdendir? Taşı toprağı verdik, suyu kilimi serdik, 'Duvarı
örün.' dedik. BİR olun, BİR'lik gelin, binayı birlikte kurun. 'Cam
var, camcı yok.' dersen, rüzgara kapı açarsın. Yapıya kul olalım, kapıya kul
gelelim, verileni bilelim. 'Bende var, sende yok.' demiyelim. Her kulu 'Bir
bina kurayım' derse, hiçbiri olmaz. Derlenin toplanın, bir binada HAK'lanın.
'Oldum olası, geldim bilesi.' diyenin, olduğunu bildiğini YÜCE
ALLAH'ım görür. Boynuna astığına, 'Güzel.' diyene de ki: Demde benimdir,
gelende ele alanın. Doğruyu aradığın değişenden
değildir." dedi, YUNUS'um yürüdü. YUNUS'um 'DOST.' dedi geldi,
YUVA'da postu gördü. Hazır posta gönül verdi."Aldım oldum bileyim,
cümlenizi göreyim. 'Her heveste ahenk vardır.' diyeyim." dedi, postun
ucuna oturdu. 'Oturdun, versen.' dedik, sözü YUNUS'um ile paylaştık.
Dağdan taştan getirdi, ağacın gölgesine oturdu, cümlenize
dilenen aşı kotardı. Sözde uyum geçerlidir, ÖZ'de doyum seçerlidir. ÖZ'ünü
bilmen için, aynaya bakman gereklidir. ('Ayna'dan murat nedir Dede'ciğim?) Ayna her bakana, baktığı yönü gösterir.
"Destan yazsam ÖZ'üne, nefes versem sazına, niyet desem yazına; 'Yol.' deyip te
gelirdim, sözü sohbete bağlardım." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Sohbet bağlı kalamaz, 'Yorum benim.' denemez, bilinir ki ham meyve
yenemez. Yorumlar çeşitlenir, netice eşitlenir. Dün diyene, bu gün
yiyene söylersin, yarın giyenden sorarsın. Ne yargı, ne sorgu yerini almaz.
Yolunu bilmese kul, sohbete gelmez. Yumak sardım bitince, 'Dünya.' dedim bütünce.
Bildiğimi katınca, ben mi dünyayım, dünya mı ben? Düşündüğüm
vereydi, YUNUS dünya olaydı, yazı kışı bilmezdi, 'Nedir?' diye sormazdı,
katı gelene vurmazdı. 'Neydi ne oldu, ne bildi ne aldı?' diyelim, YUNUS'a
rahmet dileyelim, 'Dünyaya zahmet verdi.' diyelim." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Serzeniş değil, derman diledim, kulu ile gönlümü
bağladım. AŞKI'nı ÖZ'ümde buldum, dünyayı gözümde sildim." dedi.
“Karşı gelsem duramam, ‘Kötü.’ diye
yoramam.
Sözü aldım, yoldan geldim.”
dedi YUNUS’um sohbete girdi: “Adım dilde anılır,
her gün sözde
söylenir,
halim nasıl eylenir. Mana açık bilene;
hali ile
bulana,
sevgi ile olana. ‘Kazan kaynasın.’ dedik, ‘Seven söylesin.’
dedik. ‘Doğru-eğri.’ denilmeden dayanalım, kaynak bulduk sevinelim.
YUVAMIZ, HAK ADINA açılır,
gönlümüz cümle için seçilir.
Sayfa asla
örtülmez,
bilgi kantar ile tartılmaz. Verdiğimiz bilgi, HAK ADINA
algıdır
aynı dilden söylenemez. Yoldan diyen gelir,
halden diyen
görür.
Seymen yerini bulsun,
dilediği yerde
kalsın,
YUNUS’un şarkısını söylesin,
MEVLÂNA’dan geleni
dinlesin, ‘HACI BAYRAM, olanı verir.’ desin.
Kemale gelen eylemini HAK
DİLİ’nden öğütler.”
dedi YUNUS’um sözü ÖZ’e
bağladı.
“Dost aşı pişer oldu,
cümle dost
koşar geldi.”
dedi, YUNUS’um cümle dostunu kucakladı. “‘Atı
bağladım, kötü söyledim.’
diyene de ki; ‘Dünyayı neyle
salladın?’
Güzel görelim, ‘Güzel.’ diyelim,
tatlı
yiyelim,
elden ele halka olalım,
halkı öyle bulalım,
içimize
alalım. Elbet gönlümüzde de,
halkanın içinde bulalım,” dedi,
birlikte
dirliği gördü,
saydığı her kulda
aynı sevgiyi
buldu.
“Dost.” dedi yürüdü.

"Derman SEN'den.' dedik mi, yarattığını sevdik mi, yola 'SEN.' diye
düştük mü? Bile bile gelirsem, ben ölmeden ölürsem; yeşil kaftan
giyerim." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kapı açık girelim, gönül açık saralım, 'Nerde?'
diye soralım, DOST makamına varalım. Dünya döner, kulu yanar. YAR'dan
aldığını, güneş verdi sanır. 'Mevlana'yım.' deyince, AŞK fistanı
giyince; 'Sınır nerde?' denilecek, yolun gidişi bilinecek. Aymayı, dünya
hal edinir. Suyun aktığı yer öylece bilinir. 'Yerde mi, gökte mi?'
denilene sözümüz açıktır."
"Açık gelen sözüme, 'Güzel.' denen ÖZ'üme. Döndüm baktım düzene, 'Şükür.'
dedim YAZAN'a. Akıl, sende mi kaldı?" dedi, YUNUS'um söze girdi, her olayı
düzende buldu: "Suyun aktığı yerde düzene uyan
görülür. Suyun taştığı yere düzeni bozan mı diyelim? Günde bozuk
gelen, gelende toprağa düzen verendir. 'Çağır gelsin.' deseler,
beni senden sorsalar; 'Uzun güne dönüştü, sade günde buluştu.' dersiniz.
Aslımız gölgeden uzak kalışadır. Vuslat günü beklersen, 'Gerçek o günde.'
dersen; dünya karanlık gelmez, gönlünde açan çiçek asla solmaz. Her yaratılan,
kavuşma anını bekler. 'Çokluk.' denilen yerde özlem dağılır. Neden?
Bedenin aldığını değil, ÖZ'ün ÖZ'e verdiğine şahit olunur.
Çoklukta tekliğe varılırsa, düzende barışa gidilir. Barıştan
maksat sevgide bütünlük. Gönülden aldığımız, sazını çaldığımız,
'HAY.' deyip vardığımız yerdir özlenen." dedi, YUNUS'um yürüdü.

" 'ALLAH! ALLAH!' diyelim, AŞK meyvesi yiyelim." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: "Dar geçitte geniş düzen olmaz. DOST KAPISI sevilene kapanmaz. 'Kanımız,
canımız.' denilmesin, ayrı halden verilmesin. Buluta söz edemem, sel gelirse
tutamam, yaprağa can katamam; öyle ise düzene söz edemem. 'YAR.' dedik söze
girdik, 'Can.' dedik ÖZ'e döndük. HAK ADI'nı andık, AŞKI ile yandık. Bize
bizden gelen sandık. Gelişimiz yoldandır, verişimiz haldendir,
seçilen gönüldendir. Her gönülde ararız, 'Yol mu?' diye sorarız, EYVALLAH.'
diyeni sararız. DOST DOST'un gerçeğidir. Konuk yerini bilir, demde sözünü
alır. Kat kat açılan, denizden geçilen, sözü kayıttadır." dedi, YUNUS'um
yürüdü. "Duvar
sağlam örülür, görev sözde verilir. Dağılan değil toplayandan
olalım. Kurduğumuz düzene, birer taş da biz koyalım. Duvarı bilen
örer, çatıyı bilen örter. Göreve talip olalım, DOST KAPISI'nda her halde
hizmete talip çıkalım." dedi, YUNUS'um söze döndü: "Duyan geldi ise,
seven bildi ise, her gelen hizmete talip oldu ise, örtülen çaytıya bayrak
asılır." "Sözümü
bağlamadım, gelene eklemedim." dedi, bağlamaya geleceğini
söyledi. "Sözümü
bağlayım." dedi, YUNUS'um yerini belleyene güldü. "Yerden
bellenen, gönülden aklanandır, HAK ADI'na paklanandır. Sohbet dileyenindir,
yorum bekliyenin." dedi, YUNUS'um selamladı yürüdü.
"ALLAH bilir ÖZ'ünü, kul alır sözünü, 'NUR'dan.'
dedim gözünü. Geldim buldum Elhamdülillah. Seven ile oldum Elhamdülillah." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Aştık
aşamadıık.' dersiniz, sanki ham meyve yersiniz. Geçelim bu havayı,
kuralım aşı sofrayı. Bilelim attık safrayı. 'Yoğun çalışma'
dediğimiz günde, oluşan düzeni buldunuz. ALLAH'ım RAZI olsun.
'Yoğurt yapana süt gerek.' denilir. El ele verince, güğüme süt girince,
yoğurt olur sofraya ayran gelir. 'Aymayı bildi isek, neden durulmayız?'
diyene sözüm: Akan suyun durulmasın, kırık dala kimse sarılmasın, bilsen
bilmesen sözüne kimse darılmasın. Elbet ocak yanacak, aş kazanı
kaynayacak. Durursa ateşi sönendendir." dedi, YUNUS'um selamladı.
"AŞKI süzülmez, almıyandan sezilmez, güzelin bilindiği yerde
'Geçici.' diye yanılmaz. Düz duvara ayak atmam, yeşil çayıra odun
katmam, düzene uydum çürük satmam." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kaşığın elde kaldı. Yerini bilsen söze ne gerek? Uyduğun yerde
duyarsan, kundak misali açarsın. Geleceğe uymak pazarlığa
düşmektir. Gün, anında yaşanır." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Adım adım yürüdüm, yerde odun sürüdüm, ak sakal
gördüm sarıldım, akan dereye vardım gerildim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Ömür gerçek
sözündür, amir bulacağın ÖZ'ündür. Gelmeden bilemezsin, dönmeden
diyemezsin. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gelenler söze girer biliniz."

"Adım attım öteye, taşı vurdum katıya." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Beraberlik oluşur, iki alem
buluşur, ADI ile bilişir. Görünen değil bilinen yeterlidir. Asma
üzüm yüklüdür, kulun sırrı saklıdır, bilen bilmiyen haklıdır. Sözü HAC'tan
alırız, satır satır veririz. Verilene uyanda, 'Yolum nerde?' diyende, elbet ahlakın
var olduğu görülür. Her olay niyet ile ölçü alır. Demde güzel gelen,
yarına değerini bildirmez. Öyle oldukta hata mıdır? Günde anda niyetine
'Hayır' diye başla. Yanılandan olmazsın, ahlakına söz almazsın. Elbet
yorum kuldan olmaz, ALLAH'ım gönüllerden uzak kalmaz." dedi, YUNUS'um
yürüdü.

"Ezik kökten alamazsın, eğri daldan bulamazsın, örtülü yolu göremezsin.
Ağacımız ezilmez, dalımız eğrilmez, yolumuz kim ne derse desin
örtülmez. Kavak olsa uzayacak, çınar olsa açılacak, selvi olsa seçilecek." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Buluta girerse ay, okta açılırsa yay;
geldik bildik vereceğiz, sanmayın hep güneşi göreceğiz. Rahmet
dilersen HAK'tan, buluta razısın çoktan. Yaprak toprak yıkanır, tozu isi
saklanır. Dokuduk ince bezi, dedik 'HAK'tandır YAZI.', olsa olmasa tozu,
güzeldir, güzele layık." dedi, YUNUS'um
"ÖZ yerini bilir, 'Uz.' diyene
katılır. Elbet elenen tepside tutulur. Gelenin yüzüne, gülenin yozuna
söz etsem, aldığıma damla katsam." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Atma taşı baş yarar, aç yenen aş yorar, bilen cümleyi sarar,
yerde gökte VEREN'i arar. 'Gelsem bilsem.' diyenin, yerinde duman görenin
soracağı yersizdir. Yanmayan odun tüter, dumanı gönlüne atar. Varsın
yansın ocağın, boş kalmasın kucağın. Baca açık olursa, elbet
görülür tüteceğin. O zaman duman kalmaz, sulanan çiçek solmaz, açık
gelmiyen bilmez, bilene sorsan uymaz. 'Sana bana.'
diyenler, her satırda arayanlar; noktada dursaydılar, selamı görseydiler,
dünden güne alırlardı. Her nefes an verir, anda doğuşu gösterir.
Sorsalar, 'Küpe su mu, altın mı dolduralım?' elbet 'Su olsun.' derdim. Çünkü
suyla yaşardım. Elbet çölde. Yerden alan veremez, gölde 'Küpe su doldur'
diyemez. Dost çevreye geldi mi, kullarını gördü mü; her dileyene niyaza durur,
dilenen nasibe katkıda olur." dedi, YUNUS'um

"Katı geldi hamuru, rahmet diledi çamuru. 'Gel.' dersem alır mısın? 'Al.' dersem
bilir misin?" dedi, YUNUS'um söze girdi: "Hamur söze giriştir, çamur sözden alıştır. 'Bulayım.' diyen sorar.
'BAĞIŞLIYAN ALLAH'ımın ADI'yla' diyelim, yerden göğe niyaza
duralım. Alıştır, veriştir, paylaştır. Üç ayın özünü verdik. Aymayı
bilene gökyüzü düzensiz gelmez, saymayı bilene 'Yeryüzü düzensiz.' denmez,
aykırı gelen kuldan sorulmaz. Yorulana de ki: DOST yolu yürüyene verir, post
yolu serilende görülür. 'HAY.' diyelim, gönlümüzü diri tutalım. 'Gönül ölür
mü?' denildi: Demde yerini bilmiyen, uyuyandır. Gönlünü uyutana, 'Ölgün'
denilir. Derman dileyen yoldan sorana, yerinde yolu açılana selamımızı ilettik.
AŞK yoluna postu serdik, her dem yanmada gördük. Gönlünü örümcek ağı
sandık. 'Olmaz.' denileni oluşurken bulduk. Örümcek ağı
eleştirilemez. Çünkü o halde, hiç bir kulu çalıştırılamaz. Erkan saygıda
olandandır, erkan kendini bilendendir. Gördüğüm söz düzeni, bildirdi bana
YAZAN'ı, sildirdi yozanı. Kahretme gönlüne uymazsa düzen, kahretme sesine
vermezse sezen, kundak açmaz her halde konuyu süzen, diyelim 'Güzeldi her halde
YAZAN.' Bil yerinde aldığın sözü, bil HAK'tandır gördüğün YAZI. (Bu iki paragraf aramızdan birine
mi verildi Dede'ciğim?) Cümleye." dedi, YUNUS'um söze genişlik verdi: "Düzenle söyleşiriz,
YAZAN'la halleşiriz, sen versen bilişiriz, karşılıklı
konuşuruz." dedi, TABDUK 'a sözü devretti: "Kavramadan seyir olmaz, bilemezsen 'Hayır.'
denmez. Aşıya verilen ağaçtan, 'Delice.' diye söz edilmez. YUNUS
aldı sözü, 'Bildim delice ÖZ'ü.' dedi, kendine alındı. Deliceye yer gerek,
toprak kurudu kar gerek, bilmiyene zor gerek. Vardım bildim, aşımı aldım
verdim. Elbet meyvemi. 'TABDUK yarıveremezsin, aşıdan diye göremezsin.
ÖZ olmazsa, aşıyı alamazsın.' dedi, YUNUS'um konuyu demden aldı, günde
verdi. Denize ayak atan, sudan şikayet etmez, her suya boyu yetmez.
Bilmiyen bilene, sanılmasın katmaz. Noktayı dahi verse, delice de aşı
alır. Vergiye dönüşen her olay, aşı almış deliceye benzer. Demir tavlanır
hallenir, dilenen şekilde sergilenir. Kuluyuz BİLİR bizi.
Kuluyuz KORUR bizi. Kuluyuz SEVER bizi. Sergilediğimiz bizedir,
sevdiğimiz ÖZ'edir. Seni seversem, sana değil kendime hizmettir.
Yedik, suyunu içtik, şükrüne yol açtı, kulunu sözü ile seçti. Söz ile,
dağılan toplanır, her günde olum beklenir." dedi, YUNUS ile TABDUK
yürüdü. 'Genişletti.' denilen odur. Karşılıklı söz aldılar, sohbete
öyle girdiler.

YUNUS'um der ki: "Akkuş kanadını sırtına
sürdü ise, KUR'AN'ın dilindendir, kulunun halindendir. KUR'AN'ı Yazan AK
KUŞ ile karşılandı. (Kimden
söz ediyorsunuz?) RESULÜ. Aydan alan, güneşten ileten, CEBRAİL
ALEYHİSSELAM. 'ADEM'den dünden bu güne dört yol var.' diyene de ki: Yol
BİR'dir. Altın gümüş tepsiyse, yollu yolsuz hepsiyse; sen ben okunur,
O'ndan bilinen dokunur. 'Ak ile kara varsa, güzel ile çirkin de vardır.' diyene
sözüm: Ak karanın yanında tek ise, göze batar. Kara akın yanında tekse, gine
göze batar. Karşılaştırma değil, birbirine karıştırırsan,
öze dönmüş olursun. Kömürü ateşlersen, köze dönmüş olursun, külü
öyle bulursun. Sildim kulun terini, gördüm sevenin körünü,
döktüm güğümün suyunu. Düşündüm; ne aradım, ne buldum? Kimde, gördüm;
kimde, sildim? Gölgede kaldığımı o zaman anladım. Niyaza durdum, tövbekar
oldum. 'Kin uzak olsun benden, korusun beni sondan.' dedim; güneşe çıktım,
yoluma baktım." dedi, YUNUS'um gecenizi kutladı.
"Ayağıma taş geldi, taş
pabucumu deldi, gölde balığa güldü. Ne desem YAR dinlemez, 'Derman.'
desem sözüm kalmaz. Dereden su alanlar, suda balık bulanlar; 'Şükür.' der
yunarlar, dileyene sunarlar. Deryaya ağı gerdik, 'Her dileyen alsın.'
dedik. Çoğu bulan yoldadır, çoğu bilen haldedir." dedi, YUNUS'um
mendil verene sözünü katladı. "Sabah gözün açılır, günde yolun seçilir,
yumuşak halde olan, nur misali saçılır." dedi, YUNUS'um yürüdü. (Dede'ciğim, 'Denizdeki
balık' ne demektir?) Vergimiz.
"Yeşil ile beyazda, 'Ne var?' dersin ayazda. Sabahın güzelliği,
akşamın özelliğidir. Aldım elma elime, dedim sözüm GÜL'üme, ayrı
değil kelime. Açık olsun, gölde balık güne versin." dedi, YUNUS'um
söze girdi: "Ak ile kara, düşürmesin sizi dara. O'ndan gelen, 'O'na vereceğin.'
diyen, O'na değil kendine alır. Alan, sadece kendini bilir. 'Gökten inen yeşilde ne var?' dersen, CEBRAİL ALEYHİSSELAM'ın
müjdesi vardır. 'Gönlüm açık doğuştan, gözüm açık bilişten.'
diyene de ki: Aldığın kadar.
Yarım elme ağaçta olmaz, ağacın kökü dalına çıkmaz. Su vereceksen
doruğuna değil, köküne dökersin. Ne var ki, dalından beklersin. Eğildin su
içmeye, su içip kendinden geçmeye. Ayrı gayrı değildir. 'Müjde denilen
nedir?' diye sorulur. 'YA ALLAH.' dedik, adı ile söze girdik; adını ömürde
gördük. YAHYA'ya gel diyeni, YAHYA'ya al diyeni yanında gördük. EYVALLAH.
'YARDIMCI kim?' diyenin sorusuna: YAHYA'nın hocası, SİNAN (YAHYA EFENDİ'nin şeyhi
SÜMBÜL SİNAN Hz.) Adı söylendi. Ne var ki,
yorumu alınmadı." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"DOST diye geldik, DOST dilinden verdik." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Altı günde yol, gider; dört yönde gün,
tutar; gönlünden dumanı atar." dedi, YUNUS'um yürüdü "Altı gün
bağlayandır, dört yön kendini buldurandır. Altının dünya kuruluşu
olduğu bilinir. Kainatı hatasız, altı günde yaratan YÜCE ALLAH'ım, kulunu
gözetmekten aciz midir? Her beden bir kainat olduğu sayılı ise, bekle ki
hatasız göresin. Dört yönden maksat, olduğu gibi kalsın. Doğduğu
anda olduğu gibi. Aklını gönlüne bekçi kılsın. Kendini DOST KAPISI'na
adayan her kulu, elbet olsa da mihnet yolu, gününü aydınlatacak. Çünkü dört
yönünü birbirine bağlatacak. Ağlama. DOST KAPISI güldürür, arayanı buldurur,
dileyeni oldurur. Duanı bitirdiğin, elini HAKK'a açtığın anı
düşün. Eline giren ağrıda bir an durdun, sonra daldın, geçecek
sandın. Andaki ağrıyı, elden değil, gelenden ağrıdığını
bilesin." "Gerçek YÜCE'ye açıktır. Yatan, kalkan, yürüyen her kulu bilir. Ne var ki,
gönlünü ayrı, aklını ayrı kapıya bağlar. Gönül ayrı kapıda, akıl ayrı
kapıda oldu mu; bilene bilmeyene uyar, her olaya gönül koyar, yönünü
bulamamış her kulu. Sana elini veren ilk dost geleni düşün. Son da o
olacak. Çevre
düzeni bulur, düzen kulunu oldurur. Yapı bizim, kapıda başkası olamaz.
Bizi bilmiyen, bize söz söyleyemez. Dil dizer, dil ezer. Dil, sevgiliyi anarsa,
gönlünü süzer. Sen sen ile O'nu an. Sen ben deme O'na dön." dedi, YUNUS'um
dört yönde yardımcı olacağını söyledi. "'onu elden alacağız.'
ALİ'nin sözüdür. 'ona SEVGİLİ'den vereceğiz.' MUHAMMED'in
Sözü'dür. 'o'nun ile Dilediğine yardımcı olacağız. "YÜCE'nin
EMRİ'dir. Niyazlar elbet yerini
bulur. HAK ile HAK'tan dileyenler. Elimizi aça aça, gönüllerden geçe geçe,
'HAK.' diyeni seçe seçe 'AMİN.' dedin. 'DOST.' diyene, Dost elimizi vedik.
Evine gül fidanı dik. 'Yeni güne açacak.' de. Her gün besmele ile sula, 'Oğlumun
gönlüne.' de, niyazını bildir. Rengi pembe olsun. Pembe gül munisliğin
sembolüdür, sevginin sembolüdür. Asla kimseye söylemediğini, gönülden güle
söylersin. Gün gelecek, güle söyleyecek derdin olmayacak. Gül, adını sana
verecek." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"DOST eline sarıldım, DOST YOLU'nda yoru'ldum, koruk idim karıldım." dedi,
YUNUS'um sözü aldı, sanmayın söz kendinde kaldı: "Yolda ad'ım alanlar, ADIN BİR'de bilenler, sordular. 'Nerde buldun?'
Yerde, gökte, çiçekte, böcekte. Yerden bildiğimi, gökten aldığımı,
böcekten gördüğümü, çiçekten serdiğimi, cümlesini sardığımı
bilenler; danıştığı gibi alırlar. 'Danışılan nedir?' diyene
sözüm: Dün, bu gün, yarın kainat değişmez. Kul, gönlünü açmazsa
gelişmez. Göz, gönlün aynasıdır. Aldığını verir, (Baş gözü mü, gönül gözü mü?)
verdiğini bilir. Baş gözü bakar, gönül gözü yakar. Koyun sürüye
bağlı, doğduğu andan bildiği gibi gider. Kul sergiye
bağlı, aldığı kadar güder. Azdan çoktan yakınmayın." dedi,
YUNUS'um

"Açtım ağaç kökünü, seçtim kavağın dikini." dedi, YUNUS'um söze
girdi: "Al benden cümleye ver. Cümle desin ki, 'Verdi YAR.' Yağmur toprakta,
yağmur yaprakta ne güzel kokar. Koku yağmurda mıdır, toprakta mı,
yoksa yıkanan yaprakta mı?" dedi, YUNUS'um yürüdü. "Noktaya geldim,
noktayı buldum. 'Alsam?' dediğim anda kendi boyumu gördüm. 'Aşmaya
boy değil, gönül gerek.' dediler. 'Yediğini pişirene, dediğini
çiğ verme.' diye nasihat ettiler. Düşündüm, danıştım. Her
ağaçta yaprağı, çiçeği, meyvesi ile tanıştım. Çiçek güzel
gözüme, meyve güzel özüme, kulun olumu öylece girdi aklıma. Ağaca çiçek
olsam, meyveye dönüşeceğim, güneşte oluşup, dileyenle
buluşacağım. 'Gel git.' diyenler, çekirdeği yutmasınlar, ham
meyveyi tutmasınlar. "
"Aldığım her yaprağın sayısına göz atsan, eli ele uzatsan;
diyeceğim 'EYVALLAH.', güleceğim 'HAY ALLAH.' " dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Ocağı yaka geldim, fistanı tuta geldim, ben uydum DOST HALİ'ne,
dostuna baka geldim. Gemiye binecekler, deryaya gülecekler; 'DOST KAPISI'
bilene, elleri verecekler." dedi, YUNUS'um yürüdü.
|