Yunus Emre

2 ocak
“Ocak yaktım, sıcağa baktım, dost dizini tuttum; niyaz ettim TANRIM’a, görsün beni yarına.” “Niyaza durduğum, HAK ADI’na oldu. Elbet TANRI; beni yarın da, öbür gün de gördü. DOST’un yoluna dursam, halimi kuluna sersem, bildiğim kadar yürüsem, elbet yolum götürür” dedi, YUNUS’um dünya haline güldü. “Soframız açıldı size, gönlümüz gibi. Gelene EYVALLAH, gülene EYVALLAH, sevene EYVALLAH, gelemeyene EYVALLAH. ‘Yeriniz yer midir, gönlünüz er midir, ocağınız kor mudur?’ diyelim EYVALLAH.” “Kapı-kapı dolaştık, bunca yolları aştık. Saydık ALLAH diyeni, TOKTAY ile güleni. Dağlar yükün alamaz, ovalar dizde duramaz, denizler sözün veremez dedik, HAK ADI’na cümlenize selam verdik. Altın gümüş sayılsa, bir çuvala konulsa, elde ağırlık kalır; gönül bildiği yolda yürür. Kucak açtık cümleye, dedik bilinen sendedir; bilenden olalım, bilmeyene elimiz verelim; dileyenle yolumuzu yürüyelim. Gelmeyi diledik, selamladık; HAK ADI’na her adımı yorumladık. Cümlenize selam olsun.”

16-1
“Ayak atsam düzene, ‘Geldim.’ desem YAZAN’a; söz ile değil, ÖZ ile uymalıyım, vereni duymalıyım.” “Karşı koysam durana, ‘Aman.’ desem vurana, yol göstersem sorana; ‘Benim benden algım yok, benim yoldan bilgim yok.’ denirdi. Sordum yolu verene, dedim ‘Nerde görene?’. Odun sardım durana, ‘Nerde?’ dedim varana, bildim sandım ahengi. ‘Gelenin yerindeyim, soranın dengindeyim’ diye kuşağa ip geçirdim. Konuk gelene sözüm: Dünyada acı çaldı sazım. Bildiğim günde ÖZ’üm, aydınlık gördü gözüm. Acı gelen, yaraya; deryada ölen, karaya gelir. Az yol dayanana, çok yol uyanana; toz vermez.” 

 29
“DOST KAPISI’na vardık, ‘Kundak açıldı mı?’ dedik. ‘ALLAH’ımın İZNİ  gereklidir!’ denildi.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

30
“Güneş ile ay bir olmaz, gün ile gece birbirine karışmaz. Yıldızlar yerini vermez. Sayı ile gelenin, sayıda kendini bulanın; açacağı düğüm müdür, alacağı çözüm müdür? ‘Gayrete gelsem bu yaz, dedim geceler ayaz.’ Boş ambarı doldursam, yerden kar kaldırsam; bildiğim-bileceğim, gün-gün okuyacağımdır. Az çalışsın, çok alışsın; gelenin gidenin, derdine düşsün. Geçene yol versin, gelene ‘Eyvallah.’ desin. Bileceği, okuyacağı kadardır. ‘Dayandım dağa taşa. Kar geldi suyu indi, sırtıma ağrı girdi’ diyene de ki: Dağ-taş yükün alamaz, yazılandan öte sır vermez. Yerde yılan görürsen, yüküne düğüm vermez. Verse bile kul çözmez”

8 şubat
“Doydum dünya nefesine, güldüm kulun hevesine” “Koruk aldım yemeye, ‘Ekşi imiş.’ demeye. ‘Üzüm alıp yesene, tatlı geldi desene’ dediler, bana yolu gösterdiler. Aldım geldim şarabı, dedim gönlün harab mı? Gel gidelim DOST’umuza, otur dedi postumuza. El aldık, adım verdik, niyaz ile sohbete girdik. Alacak olacak, bağdan üzüm toplayacak; kayguları silelim, kulu bizi bilecek. El yerde, ayak derde gelemez; kendi aldığını, başkasına veremez; derman bulduğu günde, selamını esirgemez. Demde sildiğin her adı, gelende alacak, altın tabağa adını yazacak. ALLAH’ıma emanet olunuz, kaygudan uzak kalınız.”

13
“Güldüm ‘Selam.’ diyene, geldim ‘YUNUS.’ diyene. Hayırda kalacaktır, hesapta bulacaktır. Alınan değil, atlayan vardır. Duman dağılsın, (Hesap yanlışlığı mı efendim?) kayıtta aransın. EYVALLAH.” YUNUS’un her sözünde, denilmesin öfke vardır özünde. Olanı olduğu gibi vermeyi denedik. Adımıza uyana, ‘EYVALLAH.’ dedik.“Yerde buldum aynayı, kendim sordum yuğmayı. Elden mi, ayaktan mı,-bilmezsem- dayaktan mı, korkarım? Ne elden, ne ayaktan, ne gelecek dayaktan. Kulluğu bilmemekten korkarım. Özlediğim her günü, O’nun için gönülde çerağ yakarım.” “Gördüm DOST KAPISI’nı, sordum ‘Nerde?’ yapısını. Dediler: ‘Cümle burda.’ Dediler: ‘Soran her kulda; ADI’na gelen vardır, ADI’n ile bulan, her kula kardır.’ Dedim: ‘O’nu bilmiyen kördür.’ YUNUS elini versin, DOST’u dileyene gülsün. Her kulu O’nu görsün. ‘Gördüm DOST KAPISI’nı, sordum ‘Nerde?’ yapısını.’ Dediler: ‘Burda. sen sofranı kur da.’ DOST’a-DOST’luk gerekir. DOST ile BİR olalım, cümlemiz BİR’de bulalım. Olanı, olduğu gibi; bileni, bulduğu gibi alalım. Her satırda, O’nun ADI’nı analım. VEREN O’dur, verilen sizler. Gerçek açıktır. Gelen gelsin, dilediği yerde arasın. Aydın güne açılacak kapıdayız, bilen kulları ile aynı yapıdayız. Alıştık-söyleştik, gün gibi geceyi aydınlattık” dedi, her elde her dilde, O’nun ADI’na niyaza verdi. “Söylenen değil, dinlenen güzeldir. Yazılan kadar, okunan güzeldir. Okunan kadar, dokunan güzeldir. Dokunan kadar, giyilen güzeldir”

22
“İzi gördüm toprakta, tozu bildim yaprakta. Geldim buldum sözünde; sevdim aldım ÖZ’ünde” “Kalmakta değil, olmakta bulacaksın. Olmaya sevgi ile dönüşeceksin. Ne kalıp düzen verir, ne düzde gezen görür. Sevgi ÖZÜ bildirir, ÖZ’de söze verdirir.” dedi, (Öyleyse sevgi, ÖZ’e buldurur, dile söyletir değil mi?) YUNUS’um daldan yoldan gelene selam verdi. “Bilginin de, görgünün de temelinde sevgi vardır. Sevgi olmayan bilgi, yorumsuz kalır. Sevgi ile beslenmemiş görgü; duvarda taşı görür, sadece izde yürür. Gönülden alıştıysan, seven ile oluştuysan, duvar, ayıran değil, kayıran olur”

19
“Karşı geldim yoluna, ‘ALLAH.’ dedim kuluna. Her hali ile biline” “Kaynayan kazana el atma, dostuna asla kin tutma. ÖZ’den aldığını söz ile satma. Ver verebildiğince duymasa bile, sev sevebildiğince uymasa bile. ‘Sözü ben almadım, söz ile duvara destek olmadım’ deyiniz, elbet aşın pişmişini yiyiniz. Pişiremeyene yardımcı olunuz. Almak vermeyi amir kılar. Kolumuz sıvalıdır, gönlümüz açık, sanılmasın sözümüz boyalıdır. Aslı gibi görür, aslına uyduğu gibi veririz. Soylu odur ki, suyun akışına uysun. Soylu odur ki, bileni bilmeyeni duysun. Soylu odur ki, aç ile doysun. Sevdik diye geldik. Yerden göğe ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik”

20
“Var dediğimiz düzen, YAZAN’ı bildiğimizdendir; gölgeyi sildi isek, Güneş’e döndüğümüzdendir. Yol aldığı yerde bulur, kaydını bildiği yerde geleni okur” “Her dileyenle paylaşacağız, her dar gelen için söyleşeceğiz. ‘Giydiğini bilmedi, yediğini sormadı’ diyene de ki: ‘Bağış alan, eğilene gülendir; açıldı ise fistan, yamayı bekleyendir; her sofraya aşımızı başımızı koyarız, sözümüzü gönlüne ekleyendir.’ Öyle ise, atılan taşa meydan vermesin, ’Atanın gayretidir.’ demesin. Dağılan her konuyu; bilen toplar, bilmiyen katlar. Eksilen her damlası, kendinden geleni azaltır” “Bekle gör. Sulara baktığında, ocağını yaktığında; ‘ALLAH’ım.’ de, niyaza dur; gönlüne bahar gelmeden, bahçende olanı gör” dedi, YUNUS’um DOST sofrasında gerçek aşı müjdeledi. “Örtüyü örttüğün, sırtına gerçek yükü vurduğun günde; elinden tuttuğumuzu bilirsin, sevgin ile güzelliği görürsün”

7 mayıs
“Doru at, gezenedir; genç tay, düzene.” “Aldım-verdim, suyun başında durdum. Başa sargıyı koydum, yere yaygıyı serdim. Karınca-kararınca, yerden taşı ayırdım. Yumdum gözüm karaya, ‘Hiçlik.’ dedim araya. Boş dava götürmedim, sonuna tozu yatırmadım. Kumu gezdim, yosunu ezdim, suyunu süzdüm. Alışanı- çalışanı, örümceğe benzettim. Gerçeğin, adı vardır”

13
“Aldık-verdik geline, güzel dedik teline, uyum olsun haline” “Görevi alanlara, niyette uyanlara; el verdik, vereceğiz; ‘Aman.’ diyen her kulla, yanlarında olacağız. Demde uyum görülür. Günün yorumunda sorumluluk, DOST diline uyulur. Elbet sorumluluk kula, kulu ile yola. Her gelen sizleri bilmeli. (YUVA’ya her gelen mi?) Evet. Geleni tanıyacak, tanıtacak; uyumda, yerden göğe sohbeti kuracaksınız. ‘Uyumda sohbet nedir?’ dendi. Gelen konuğa rehber olmak. Her gelen ve sohbette devamlı bulunanlar ile devreyi kurmaya, yani santralı devamlı çalışır halde tutmaya gayret. (İlişkiyi kesmemek, değil mi?) EYVALLAH. Her biriniz, yükün ağırlığı kadar yardım alacaksınız. OMAR der ki: “Ağır yüke talip olan, galip olduğunu günden bilsin. Çünkü ALLAH’ıma sığınan, asla yardımsız kalmaz.”  Küçük büyük söyleşir, yerden gökten halleşir. Bilince her yer güzel, katılınca her hal güzel. ALLAH’ım RAZI olsun. Katıldığınız, çoğunluğa hizmettir. Hizmet, himmete denktir. Dost bildiğiniz her kul, elbet hatasız değildir. Eğmeyi değil, saymayı bilirseniz; gayeniz verimli olur. (‘Eğmek’ nedir?) Eğmek, baş kırmak. Baş kırmak, kuluna yaraşmaz. Sadece ALLAH’ıma baş kırılır. Kulu, kulları; sevilir, sayılır. Aydın günü, görevde bulacaksınız. KORUYAN ALLAH’ım, YOLU’na talip olanı BİLİR, BİLDİRİR. Kuyuya değil, deryaya giden yoldasınız. Elma yesem bitecek, ocak yaksam tütecek. ‘Kuma yolum alırım, ben de SEN’den bilirim ALLAH’ım.’ diyelim, göreve niyet açalım. (‘Kumdan maksat yumuşaklık mı?) EVLİYA’ya yol sorsan, kumu gösterir. Halde uyum, kumda giden yola benzer. İzi değil, ÖZ’ü verir. Kırmayan, kırılmayandır kum. Ezmeyen, ezilmeyen. Ak adım kara olmaz, yolumda haram kalmaz. ‘Almayı bildiğimce vereceğim’ diyelim, koyda deryayı gözliyelim”

15
“YUNUS’uma yol diyen, ‘Düğün-dernek var’ diyen; dumanı almadan gelecek. Altın-gümüş eldedir, niyaz eden GÜL’dedir. Dağdan çiçek toplasam, ipek kumaşı katlasam; güzele uyacağın, en güzeli beklediğin günde vereceğim”

22
“Sabah akşam demeden, aşa acı katmadan, aldım ele kaşığı, sordum bilene aşığı.” “Katlarsam kilimi, denir ki ‘Kirli mi?’ Ne kirinde söz vardır, ne yolunda iz vardır. Atılan her adımda, ALLAH’ımın İZNİ vardır. ‘Sakınayım.’ dediğin olaydan, yıkılana çatarsın. ‘Yoldan çıkayım.’ dersen, çamura batarsın. Bilmediğin yol, sadece gidişi uzatır” “Kuyu doldu taş ile, yola geldi baş ile.” “Söz bağlanır ağaca, göz bağlanır yaprağa. Çiçek elde, meyve dilde, güzel gönülde.”

30
“Kapı açık gelene, NUR’dan nasip alana.” “Her sayfa okunacak, her satır tane-tane bilinecek, bilenden elenecek. YAR, destiyi elinden alan ile doldurana; sorguya değil, sargıya nasip verecek. Almayı dileyenler, ‘Sohbet gelsin.’ dedikte, güne isim koydukta; alacağa değil, bulacağa dönüşür. Almadan buluşmaz, günü gelmeden niyete gelişmez. Kor oldu yandı gönül, kar verdi yerde gördü, kendine sergi saydı. YUNUS’un söze verdiği, günde gördüğüdür. Doğdum geldim bu gece, andım ADI’n ömrümce. ‘ALLAH.’ diye tesbih ettim, adımımı ‘ALLAH.’ diye attım. Her sohbette ALLAH ADI’nı cümleye ilettim.” 

5
“Giydiğim fistan ise, dediğim destan ise; aldığım verdiğim YÜCE’dendir, gelen-gören nicedendir?” “Taze meyve tadına, taze öğüt adına gelir; her kulu birbirinde, güzel olanı görür. Gönlünde olan verse, elinde olan saysa; ne söyleyen alınır, ne dinleyen yanılır”  “Gözden aldım ayna dedim, ‘Sözü ile oyna.’ dedim. Kardan aldığım gibi, Güneş’ten bulduğum kadar, ‘Sen de, sende kayna.’ dedim, gelene geçene öğüt verdim. Yolumu vereni, düşümde gördüm. Bana dedi ki: ‘Ne oynayan, ne kaynayan, ne karda izini bırakan; senden almaz, senden bulmaz. Yol, HAKK’ındır, HAKK’a götürür. Dilerse kulunu karda yatırır, dilerse çölde bitirir. Unutma, her kuluna kendi yolunu buldurur.’ Uyandım ter ile, dolandım durdum, kendi düşümü hayra yordum. Dedim, ‘Uyan, O’nunla O’na doyan. Aklına sahip oldun, gönlüne dayan.’ Bildim- bilmedim, sergide olandan ayrı kalmadım; kulunun yanında-yönünde, HAK vardır bildim, kayguyu öylece sildim”

9-1
“Yol niyete, hal diyete denktir. KORUYAN ALLAH’ım, sevgisini cümleye dağıtır. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.” 

9-2
“Kandili yaka geldim, gönlüne baka geldim; al eline sayfayı, elinden tuta geldim” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Sayfalar açıldıkça, her günü seçildikçe; geçmişin sözü kalmaz, aynada izi kalmaz. Yaprak-yaprak dökülür, toprak yerde katılır. Örtenden olalım, yerden gökten bilelim, niyazımıza çerçeve aramayalım, ‘Nerden, nereye, nasıl?’ demeyelim. Gönülden akana, sevgi ile bakana kadar; ne gelirse okuyalım. Kömür yansa kül kalır, ocak yansa kor kalır. Her olay yerindedir, SEVGİLİ gönlündedir. Asmaya can verirse, karıncayı görürse; senin yolun gitmez mi, davarını gütmez mi? Atmadığın adımında, yolun bitmesi beklenmez. Ok atmazsan, hedefi tutamazsın, bilinmeyene bakamazsın. Yolun sözü gizli kalmaz, kaderin çizgisi bilenden çözülmez. BİLEN, YÜCE ALLAH’ımdır. O vermeden bilemezsin, ‘Bileyim.’ desen çözemezsin”

17
“DOST KAPISI aşınmaz, YAR’e taş toprak taşınmaz. Yerde arpa buğday yok ise, tavuk eşinmez”

19
“Gönülden çıktık yola, bakındık her bir kula, dedik ‘ALLAH ADI’dır dayandığı’ Ağaç olalım cümlesine, niyaz ettiği kadar verelim” “Dağdan attığı adım, yola götürür; taş ile vursa da dilediğini buldurur. Gözün gördüğü kadar genişler, ÖZ’ün sevdiği kadar genişler. Yerden göğe alırız, cümlede hayır görürüz. Dayandığımız ağacı bilendensek, yakın yerde suyun olduğuna inanırız”

20
“YUNUS’um geldim, her yerde VEREN’i gördüm. Vardığı yer O’ndandır. Elini elime aldım. Eskiyeni bilmedim, güzel çirkin bölmedim; ‘Yerden gelen, yerden olandır’ dedim, yavrunun şifasına niyaza durdum. Kundak yarası değil. Yerden aldığına, kemikte bulduğuna geldi. DOST KAPI’sı açıldı, girdiğin günden sayıya verildi. YUNUS ile el ele, cümlenizde hal dile. ‘Sözü ile geleceğiz, ÖZ’ü ile bileceğiz’ diyesin. MEVLÂNA’nın yolunda, YUNUS’un kolunda; kayguları sileceğiz”

2 temmuz
"DOST KAPISI aşınır, DOST’u seven düşünür. Geldik yoldan soranla, gördük ‘Hayır.’ diyenle. El eli tutacak, güzel senden benden oluşacak.” “Her adım götürendir, her sözü bildirendir, ‘Hayır.’ denilen olaydan cümleyi güldürendir. Dedik ‘Olasıya mı?’ sevdik dolasıya mı? Olacağı verdiğimiz, güzel günde ördüğümüz, elbet yazılandandır. Sayfada  gördüğünü, yorumda çözdüğünü; güne bağladık geldik, ‘Her yaprakta hayır var’ dedik. Göz gördü ise, dil sordu ise, verilene uydu ise, yazıya ‘Güzeldir.’ der”

8-1
“Altılardan nasib olana damlayı beklesin, (Sadece bir tanesi mi?), hepsi doğana eklesinler.” dedi, YUNUS’um geldiği yerden olduğu gibi verdi.

8-2
“DOST KAPISI’na, DOST postu ile girdim, yerde kilimi gördüm. ‘Postumu sersem, DOST ile karşılıklı gelsem’ diye niyaz ettim” “DOST bana değil yana gereklidir, hal sana değil yöne gereklidir. Kul sofrada, hem aşı hem suyu alırsa; sofra kurulmuş olur, DOST-DOST ile sohbete katılmış olur. Noksan gelen manadır. Soğuk-sıcak bilmezsen, elini yıkayamazsın; acı-tatlı yemezsen yerini bulamazsın. Katkısız oluşa; kumun yolu verilir, seven-sevilen gösterilir”

13
“Ayağım yere geldi, sevenle yönü buldu, her halde kendine döndü” “Günleri saya-saya bulduk, kulları seve-seve olduk, RESULÜ’ne hali ile uyduk. Konuk oldunuz, kucak buldunuz, kainata el verdiniz, katı olanı sildiniz. ALLAH’ım RAZI olsun. Hizmete her gelen, HİMMETİ’nden nasib alsın. (Hangi hizmete gelen?) ‘Kapımız açık’ dedik, YUVA’yı cümlenize gösterdik, eli elden çözene niyaza durduk. DOST bekler. DOST her bilene ekler. ‘DOST’u aradım…’ diyen, posta diz çökendir. Ne post silinir, ne DOST bölünür. ERENLER, BİR kapıdır, sanılmasın ayrılır. Hangi kapıya dursam, RESULÜ’ne uydum; hangi yapıda bulsam, RESULÜ’nü duydum, gerçeği öyle gördüm. Üç kapı bir olursa, hayırdır; üç yapı kalırsa, hakikattir. Onun için, ne yapıya ne kapıya söz etmeyelim. (Yapı ile kapı neyi sembolize ediyor dedeciğim?) Yapı, DOST’a teveccüh; kapı, niyettir. Her kapı sanadır, her yapı O’ndan. ‘Kendine dön.’ denilen odur. Niyet ve teveccüh. Her katın görüşü MALİKİ’ne, her katın verilişi HALİKİ’ne aittir, öyle günde, o haldesiniz. Yapacağımız nedir?’ denilene, ‘RESULÜ’ne uyunuz.’ derim. Sabık değil, sakıt olana; yoğun çalışma, neden verilmez? SAHİP OLAN’dan İZİN gelmez de ondan. OMAR der ki: ‘Sabık, düzenden ayrı; sakıt gayrıdır…’ Cümlesine niyaza görevliyiz, görevlisiniz. (‘Sabık düzenden ayrı, sakıt gayrıdır. Cümlesine niyaza görevliyiz, görevlisiniz.’ denmesinden daha geniş olarak ne anlamamız gereklidir?) Düzeni bilip uymayan, düzeni hiç bilmeyen. Bilendeniz, bilendensiniz. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Her kulu, seherde kainata kapı açsın. Her an, O’nadır. Tecelliler açıktır, açık gelecektir. ‘DOST yapısına talibim ALLAH’ım, talebim cümle içindir.’ deyiniz. Görülen çok açık olacaktır, gizli kalmaz. Birbirine aktarılacaktır. (Seherde  gökyüzünde görülenleri mi birbirimize anlatacağız?) EYVALLAH. Yaprak dökülse yere, bil ki çıkacak tura. Gemiye geldik, cümlenizi birlikte gördük, ‘DOST’luk yayılsın.’ dedik, günün yorumunu YUVA’da verdik. Yeniye dönüş günündeyiz, RESULÜ’nün yönündeyiz. Selamını aldık, sizler ile Emri’ndeyiz”

28
“Adım attım yerde fidanı tuttum. Dedim ‘Kimdendir?’ YUNUS sözü alırsa bilin ki serdendir” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ ‘Gelmeye gülmeye özendim,’ diyen, düzende kendine yer arayandır. ‘Doydum şükür.’ diyelim, uyduk güzele bilelim. Yerde ayak kalırsa, gözde seni bulursa, ÖZ’de O’na uyacaktır. ‘YA ALLAH.’ dedik, ayakta öyle kaldık. Deste uzun, uzamalı; gözde seven bulunmalı” dedi, YUNUS’um sözü TABDUK’a verdi:

7
"Mor cepken giydirelim, yaşını saydıralım, derdini kaldıralım. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık." 

18
"Aldım verdim sormadım, çok bileni yormadım. 'Yoğurt yedim' diyeni, 'Kuru ekmekten yerim.' diye kırmadım." " 'Yazı bizde, kazı sözde, YUNUS verir sazda.' diyene de ki: 'Ne yazıda, ne kazıda, ne sazda, ne sözde; gördüğümüz hep bizde. 'Yerden saysam yerinir, yoldan desem gerinir; bilse HAK dedi biz söyledik, 'ALLAH.' deyip soyunur. Gücümüz sudan verir, kaydımız NUR'dan gelir, Haccımız kutlu olur."

25
"Geldim selam demeye, GÜL'den seyri vermeye." "Yeniye başladığımız devirde, kendimizi bulduğumuz hakikatin içindeyiz. Düşten sıyrıldık, güçten ayrıldık. Olanı VEREN'den, geleni sevenden saydık." dediYUNUS, her yaprakta ağacın nefesini buldu. "Bin nefes bir kökten gelişir, bin nefes bir kökten oluşur. Öyle ise tek-tek yaprağa söz gerekmez. 'Sen sarardın düşersin, sen eğildin şaşarsın.' dersen, köküne küfretmiş olursun" "Cama baktım ÖZ değil, cana baktım söz değil, bundan öte saz değil." " 'Her kapı BİR midir?' denilir: Sorayım; her söz alan PİR midir? Desti veren yoluna, kaynak gören kuluna, 'Derya.' diyen aslına yaklaşandır. Yapıya taş gerekli, kapıya ağaç. Gelmeyi dilediğimiz için değil, EMRİ'ne uyduğumuz için geliriz. Dört görevli alınsın, gönül halinde bulunsun. Dördü birden toplansın. 'Gelmeyi dileyen gelir mi?' denildi: Dördünü alalım, sohbette beraber olalım." 

28-2
"Gayret." "Ayağına toz mu aldın silersin, her bilene koz mu verdin gülersin?" dedi, verdiğinde selam gördü."Altın yüzük eldedir, gümüş sözlük dildedir. AŞK; ne dinde ne imandadır, kulun bilmediği zamandadır. Akan suya bakar da, 'Çöp ile dolu.' derse; deme ona 'Akan su kir tutmaz.' Kaçan kula bakar da derse 'Dinsiz, imansız.' ona de ki 'Kendini bulsun.' Arar, kaçtığı yerden tarar; öyle kulda kin ne arar? Sıyrıldığı her parça ona, O'nu buldurur, yaklaştığı durgun suda olumsuz resmini gösterir. O zaman; akan suya atılır, bilmediği ile katılır, gideceğe yürür, kendinde olanı görür. Onun için; kulun yapısına değil, kapısına bakınız. Anahtar arayınız; kapıyı açmaya, gönlüne geçmeye."

29-2
" 'Ay.' dedim suda gördüm, su ile kumu serdim." "Gölgede kalmadık biz, korkuyu almadık biz; gelmeye niyet kurduk, bilgiyi silmedik biz."

29-4
"Aldım verdim, sordum gördüm. 'Gönülden bilesin.' dediler, elime azı çoğu verdiler." "Ayağım DOST'a gider, her sözüm HAK'tan eder. 'Gelelim.' dedik geldik, kuzuya öğüt verdik. 'Yol götürür, gelelim alalım.' dediler. 'ALLAH'ım SEN'den .' dedim, selamı cümle kuluna ilettim." "Siper ettim saçağı, gözden attım kaçağı." "Aydın geldi gözüne, 'Savun.' dedi, sözüne. Her kulu kendi ÖZ'üne; bildiği gibi, aldığı kadar sahip kalacaktır."

1 ekim
"Sefer vakti geldiyse, seherde buluşalım; birbirimiz için çalışalım, RESULÜ'nün hali ile oluşalım." "Günümüz açığadır, durmayalım geçelim. Bilelim ki, durgun suda yosun ile böcek beslenir, akan suda taş toprak yıkanır; deryaya ne gelse paklanır. Asla sözümüzü saklamadık." "Demde zordur işimiz, kırılırsa dişimiz, bozulursa düşümüz?' demeyin. Bağdaki üzüme tadını veren güneşi düşününüz." "Sorunuz açık gelsin. (n.i: Sorunlarımız ne olacak?) Soğuk mu sıcaktan mı, yağmur mu çamurdan mı sorun gelir? Kendinde bulan kulu, sorunları gine kendinde çözer, 'Sorun.' dediği her satırın altını çizer. Günü geldikte beraber okuruz, etekte toprak varsa beraber silkeriz. Kayguya düşmeyin; beraber çizer, beraber çözeriz. El-ele oldukça, diz yere vurdukça; kulu-kula zor tutmayız, ne var ki 'Olacak mı, gelecek mi?' diye asla zar tutmayız."

9
"Yolunu değil, kulunu YUNUS'a benzetti. Azdan uzak, çoktan yolunu verdi. 'DOST KAPISI'nda kul olayım, DOST haline yol alayım.'

16
"Geldim bülbül sesine, dedim 'Ver nefesine, uyma sakın nefsine, cefa etme kafesine.' "Aldım geldim severek, 'Kader.' dedim gülerek, kahrı benliğimden silerek. Olmuşa uydum, uyana sevindim. Yandım ateşine, durdum güneşine. 'Olacak.' denilen, seferde bulunan her kuluna selam olsun. Yerden aldığım dalı, toprakta yaprak versin." "ALLAH'ım gerekmese idi, 'Kaygu denen duyguyu vermezdi."

23-1
"Yaprak aldım elime, mendil sürdüm terime, geldim baktım serine. Açık geleni verir, cümlede sevgiyi bulur." "Ağacın doruğunda, asmanın koruğunda, bilenin sözü olur, bilmiyenin gözü kalır. Dar gelse, bol verse, bilmiyenin gönlü kırılır. Oyun YAR'dan ayırmaz. Kulu kendini bilmezse sayfada gününü görmez. 'Oyun nedir?' denildi: Dünyada gördüğün hizmet. Bilmeden oynarsan, 'Dert.' dersin sararsın; bile bile oynarsan, hayıra yorarsın. Geldim 'Oyun.' demeden, bildim sahneden inmeden. Selam verdim, DOST'u gördüm, seyirci olana sordum: 'Ben mi, sen mi?' Dedi ki: 'Ne ben ne sen. Ben sen biz olduk, sana bana bakarak birbirimizde bulduk. Sen güzel, ben güzel, bizde çirkini sildik.' Dostluğu HAKK'ın dilinde gördük, gönüllere serdik, aldık verdik." dedi, YUNUS'um yürüdü.

30-1
"Dağdan kuşu uçurdum, sudan geleni taşırdım; 'AŞKI.' dedim şaşırdım. 'Dolsa almaz, alsa kalmaz.' dedim aşırdım. Dönen her zerrede buldum, sizlere geldim." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Aşacağın yolu bilmezsen danış, alacağın sözü duymazsan konuş, güzel olan her zerrede O'nu bulmaya çalış. 'Gör.' diyenle beraber, 'Al.' diyenle birlikte ol. Geldim gördüm, BİLEN'den aldığımı serdim." dedi, YUNUS'um  yürüdü.

6
"Az aş çok iş, dilendiğince diş, beklendiğince düş." dedi, YUNUS'um söze aş ile girdi: "Daha önce dedik: 'Toplu niyaz yerinde oluşur, kulunda gelişen hal cümle ile buluşur. 'Az aş diş ile, birbirine kavuşur düş ile. Asılda hakikat düştedir AŞK ile dolu isen. 'Nerden, niye?' denildi: Hizmette hayır vardır, BİR'likte gürlük. 'Daha önce verilmedi.' denilir: Her sohbette paylaşılan söylenir. Yazıya aldık, satır satır verdik, konuk olup gelene 'EYVALLAH.' dedik. Oluşa örnek veren, ahlakta kendini bulan, 'RESULÜ'yüm.' dedikte şahitsiz inandıran. 'ALLAH'ım; SEN'den  geldik, SEN'inle olduk, SEN'den geleni bulduk.' dediğimizde, RESULÜ'ne uymuş oluruz, gaflette kaldı isek uyanmış oluruz." dedi, YUNUS'um yürüdü.

13
YUNUS ile geldik, söz ile güne durduk. Her olayı dileyene verdik. YUNUS'um aldı geldi, sözünü dürdü serdi. En güzeli, sizlerle buldu. Aynaya yer vereni selamladı. "Sözünü açıktan veresin, seveni kaygusuz göresin, alandan sorguyu silesin." dedi yürüdü. YUNUS'um söze geldi, gönüllerde şikayet gördü. "Açalım içelim, konuk kimse seçelim. Aramızda konuk yoktur. El ele, diz düze, söz size oldukça, olumunuz gemiye benzer deryaya açılan." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

20-1
"Yaprağın sayısına, DOST geldi kapısına, sahip olsun yapısına. Ayağım değil, gönlüm getirdi, sayfadan sayfaya yazım bitirdi. Dil dedi gönül söyledi, YUNUS her sohbette vakit eyledi. Zaman sende bende değil, mekan yerini alanda soranda değil. Her cümle birbirine bağlanır. Tek kelime elde anahtardır. Görenden sordum 'Neyi?' duyana dedim 'Nerden?' sevende dedim 'Halden.' Otururken kalkan oldu, diledi 'Baldan.' dedi, her öğütte kendinden kendine nasip çıkardı. (Kim acaba?) 'Ayağım düzene uymaz.' diyen, değmeden toprağı 'Bulmaz.' diyen. (Adı belli midir?) 'ER'den sorana. 'Kapı kulu olalım, biz de yolu alalım.' dersek, önce dileğimizi bilelim. Kapı kulu, ALLAH'ımın KAPISI'na kulluk eder. Kulunun kuluna elbet hizmeti vardır. Ne var ki daha önce de verildi: Kral da ere hizmettedir, er de krala. Hiç birinin hizmeti ötekinden üstün değildir fistanlarından gayrı." dedi, YUNUS'um yürüdü.

2 aralık
"Yoğun yenilen, demde gününü doldurur, amade olduğun gün gen'den kurtulur. Gen. Yumurta elde kalmaz, soysan soğanın tadını silmez; kulu yerini bilmemişse asla gülmez. Silelim uyumsuzluğu, bilelim doyumsuzluğu. Cümleye, uyumsuz olan her kuluna. Yolunu yerinde bildiğin gün, yerini kendinde bulduğun gün, kendini cümle ile BİR tuttuğun gün, ayrıya düşmeden alalım, sevgiyi cümle ile bulalım. ALLAH'ıma emanet olunuz, yapıya uyanı 'ALLAH'ımdan.' deyiniz."

18
"Giydiğim haldir, bildiğim yoldur, sevdiğim kuldur. Geldim demeye, cümle ile sohbet aşı yemeye." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kapı kapı dolaştım, her kul ile halleştim, dilenen yerde yerleştim. Ocağa odun atalım, sıcakta gönülleri ısıtalım. 'Aldım verdim.' diyerek, bilgimizi satalım. Saydığım kapıya, tuğla koyduğum her yapıya döndüm baktım. Binaya gelenden, kendini bilenden, yapı değil girdiği kapı sorulur, öylece niyeti yorulur. Benden değil, sendendir." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

25
"Kapı kapı dolaştım, taşlı topraklı yol aştım, dilenen hale öyle ulaştım. Balık elde duramaz, balıkçı DOST'tan ayrı kalamaz." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Daldım gölün dibine, dedim kulun kalbine 'AŞK odunu yakasın, cümlesine öylece bakasın.' Attım elden odunu, çektim kuldan sorgumu. 'Gelsem gelmesem.' dedi, sorguya sergi kurdu. Benden senden bilelim, 'Bizim.'  dedikte bulalım. El açık ise kapı ararsın, gönül açık ise DOST'u sorarsın. Önce her olayı tararsın. Günler vermezse aylara dönersin, aylar yetmezse yıllarla kanarsın. (Yıllar da yetmezse ne olacak o zaman?) Gönül yapısına, AŞIK kapısına bakar. Her kulu aradığı yönde, dilediği çiçeği yakasına takar. Ayların yılların yettirmediğini, sonsuzluk getirir." dedi, YUNUS'um sözü KAYGUSUZ'a verdi:

ocak
“Postumuza gün geldi, günümüz, günümüz hayır oldu.” dedi, YUNUS’um selamladı.“Cana dayandığım gün, cana güvendiğim gün; HAK ADI’nı anarak, AŞKI ile yanarak BİR’liğe geldim, BİR’likte buldum, ‘Ne güzel.’ dedim, postumu öylece serdim. ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

5
(Kainatın yaratılış sırrı nedir? Gayret ve niyet de O’ndan ise, kullarının yaratılışının ana nedeni nedir?)
“Ağaç idim dal oldum, dalında gülü gördüm. Çiçek idim döllendim, her böceği arandım. Ateş iken küllendim, gölde balık avladım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her kapıda durursan, her kulunda görürsen, her zerrede bulursan; senden sana dönersin. Kulunu görmedi ise, sevgi ile sarmadıysa, gelişin hikmetine varmadıysa; dumanı silsin bekle, çiçeğini açsın bekle, böceğini uçsun bekle. Sen seni bildiğin günden aradığın, ben miyim? Elbet ALLAH’ım. (Kapıdan maksat, gayret değil mi?) Arama. Gerçek sende, sen O’nda. Her zerre O’ndan gelişir, O’nun ile bileşir; zerreler yerini bildikte, her zerre aynı anda ‘SEN’denim.’ dedikte, kendinde olan sırrı çözer. Daha önce verdik: O, O’ndan, O’na, O. Her zerreni aynı anda, ALLAH ADI’nı zikretmeyi alıştır. Atomun, bileşik hali, bölünme yolu. Bölme için, gerekli enerji, yapıya uygun gelir. Gerçek satır-satır okunur; ‘Kader.’ dersen, dokunur; bilmeyen sakınır, bilen, ‘HAK’tan.’ diye bakınır. Geliş odur ki; her zerre senin ile O’ndan çizilir, sen silinir, O bilinir. (Bu herşey O’ndan demek değil midir?) Her zerrende yerden göğe varlığın enerjisi görülürse, varlıktan ötesi asla yer değildir. (Yerden murat nedir? Dünya mı?) Yer veya sonsuz vardır kul için. AŞKI’na ezel dedik, AŞKI’nda ebedi gördük; aynayı elden ele dolaştırdık, sonsuzda, bileni bilmeyeni eleştirdik. Gördük ki; ne dediysek O’ndan; ne bildiysek, O’na; kahrettiysek, O’nun ile. Zulmünde kulluğu sildik, kederinde kaderi böldük; derledik topladık, gördük ki; gülsek de ağlasak da, cümle kulunu bağlasak da, gelen geçen ile gönül eğlesek de, bir gün bohçayı dereceğiz, kulu ile ereceğiz. O’ndan gelen zerreleriz, her zerremizi cümle ile kaynaştıracağız; o zaman sen ben, O olur; beden, kendinden kendini siler, O’ndan olduğuna, O’nun ile kaldığına, O’na dönen her kulu ile sevinir-sevinir. Sevinen de O’dur, seven de, sevilen de O’dur. Eylem, yapının bitmesini sağlar. Aşık niyaz ederse, yolu maşuka yönelir. Her zerre aynı hedefe katılırsa, geçici olana değil, gerçekten dolana yer verir. Gayretimiz her zerreyi aynı hedefe yöneltmektir. (Yöneltmek O’ndan değil mi?) Kemer aldıysan beline, örtü koyduysan keline; atın üstünde dik durursun, güneşten korunursun.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

8
“Yazdık HAKK’ın SÖZÜ’nü, sevdik kulun aslını; dedik, ‘Senden ayrı mı?’ Gül adına, gel andına. Gülün dikeni battı, çiçek susuz kalırsa yattı, gelen alan gitti; ne sözünü etti, ne aldığını suya attı.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Her adımı sayılır, her halinde eğilir, kulluk halden bellidir.” dedi, YUNUS’um sözü PİR SULTAN ABDAL’a verdi: YUNUS’um söze geldi, sorulan soruya güldü: “Paylaş-paylaş, ne ile halleş? ‘Param bitti veremem, sözüm yetti deremem, toprak gitti süremem. Kime kimi söyleyim, kimi kimle eyleyim?’ dediler, sözden söze girdiler. Baktım elde azık yok, geç. Dedi, ‘Sözü de esirgeme(?)’ Dedim, ‘Dilde kazık yok; söyle söylediğince, dinle uykuya dalmadıkça.’ (Dinlemek de paylaşmak mı?) EYVALLAH. Soğuk suyu paylaşırsan, mideye; sıcak suyu paylaşırsan, maddeye; akan suyu paylaşırsan, manaya hizmet edersin. ‘Edemem, yolum değil.’ dersen; elbet ALLAH’ım hizmette olana yer verir, sana başka hizmetler gösterir. Unutma ki, her kulu hizmettedir. Bildiğin hizmet, bilmediğin getirir; ‘Kaçayım’ dersen, seni ona götürür. Asla kaçamazsın, hizmetin bitmeden göçemezsin. Her göçen, hizmetine de nokta koyandır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

15
“Sarı yaprak dökülür, dalda dikene takılır. Daldan dikenden değil, yapısındandır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kalemin yazanına, almayı dileyen her kul katılır, ayrıya değil yerinde olana söz verilir. Yazımız tümüne verildiği günde, kaydın yeri düzendendir. Sözümüz bizden verilirse, imtihandan sonradır. Talep ile alınırsa, imtihana hazırlıktır.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

22
“Gamdan uzak kaldıysan, ‘Konuya girdin.’ derim; ‘Eşikten beşikten, soyunu bildin.’ derim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Eşiğe düzden gelirsen, kapıyı açık bulursun, YARDIMCI’n ile buluşursun. Kapı, kul niyeti kurduğu hali ile uyduğu anda açılır. (Kendini bilmek olmuyor mu?) EYVALLAH. Halin ile vermedikçe, niyetini haline uydurmadıkça, kapı asla açılmaz; açılmadığı halde de, eşikten geçilmez. HAK KAPISI’nın kilidi, niyazındır; ne var ki, gönül ile, hal ile uyduğun niyaz. (Bunun da sınavı var mı dır?) Kul niyetine uymayan olaya ‘İmtihan.’ derse EYVALLAH. Elbet talip olan her kulu, imtihana tabidir kendinden kendine. Gözden gözü siler misin, göz ile sevgini böler misin; ‘YA ALLAH.’ dedin mi yoldan kalır mısın? ‘YA ALLAH.’ dedikte, ADI’na bürünürsün; ‘YA ALLAH, BİSMİLLAH.’ dedikte, ADI’na bürünür, ADI ile gönlünü yıkamış olursun, her güçlüğe karşı durmuş olursun. Katılalım ER kula, sarılalım her kula, diyelim ‘Geldik dört yola.’ Noktaya varacağız, gönüllerden bulacağız.” dedi, YUNUS’um yürüdü. “Ayva ile nar ile, sözü aldık YAR ile.” dedi, YUNUS’um yeniden söze girdi: “Ayva yedim dar geldi, narı yedim söz oldu, her tane kendini yerde buldu. Aldım alamadım, yere düşeni toplayamadım. Söze söz katsam, nar gücenir. ‘Ser sevinse de güçlüğü yeneceğim, söze söz katmayacağım.’ dedim, aklımı güzele taktım, öylece olumuma gerçeği kattım.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

29
“Ayna elde bakana, su testide dökene.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Günden güne aştığımız, gah koşup gah düştüğümüz, uymayana şaştığımız; geçene sözlük oldu, düşene dizlik vurdu. Kapalı kalmadı kapı, yarıda kalmadı yapı. Elbet O’ndan alacağız, birbirimiz ile bulacağız, eli elde tutacağız, bir bilen ile bin söyleyeni birbirine katacağız. ‘Veren nerden?’ derlerse ‘Alan kimden?’ diyeceğiz.” dedi, YUNUS’um sözü HAMZA DOST’a verdi: 

5 şubat
“Yamayı yorgana vurdum, yorganı sırtıma aldım, yürüye-yürüye dolandım durdum, ne aradığımı kuşlara sordum. Dediler ki: ‘Su bulursan oturursun, yerdeki karıncaya katılırsın, sorarsan her sorduğunun meşrebi ile hallenirsin.’ Kendinden kendine sor, kendinde var olanı gör.” dedi, uzun duruş ile YUNUS’um söze girdi: “ ‘Her kapı birdir.’ dediğimiz budur. Kapı kendinde, anahtarı elinde, her ağaç sözünde. ‘Ağaç nedir, ağaçta ne var?’ denilir. Oymayı bildiğimiz kadar doymayı öğrenirsek, ağacın verdiğine inanırız. Her ağaç enerji yüklüdür. Alıcı değil verici. Saydam. Kaygunu silmek istersen ağacın altına otur. Göreceksin sileceksin. (Saydam olan nedir?) Meşrebin ne halde ise yükünü öylece hafifletir Suyun verdiği yerde, ağacın yapısı gölgeyi aşar.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

12
“El aldık, ele güldük, elden nasibi sorduk. Al alabildiğince, gül diyebildiğince. Yolumuz gide gele aşınmaz, halimiz dünden bilen şaşırmaz, sözümüze her uyan düşünmez.” dedi, YUNUS’um söze geldi:
“Darda kaldı isen, kabına dön, kaydına verileni düşün. ‘Dilediğim olmazsa, TANRI beni duymazsa?’ dediğin günde, ‘Sorulacak sorundan kendini sıyır.’ derim. TANRI kuluna en güzeli yazar. Kulu sadece yaşadığı günü çizer. YAZAN’ın YAZISI’na gönül verdik, her olayın sonunda ‘ALLAH’ım bilir.’ dedik. ‘YUNUS.’ diyenler, bağda üzüm yiyenler, gemiye direk dizenler, sordukları her soruyu dalgalardan aldılar, ‘Okuduk.’ dediler. ‘Okuyan mı, okutan mı?’ diyelim, denize yol soranın adını sahile yazalım. DURGUT’a sorduğun gün alacağın bilinir, dilenen öylece bulunur.” dedi, YUNUS’um yürüdü. Yoğun geldi yapıya, soru durdu kapıya. ‘Geç.’ desem seçen durmaz, yolu bulan kapıda kalmaz. HOCA’ya sorulandan kaydını arayana der ki: “Ben saydım sen de sayasın, elmayı ince ince soyasın. YUNUS gibi arama, ararsan kovalama. Konuk geldim size sordum: Yoruma almadın mı, eşikte kalmadın mı? Demde EMİR O’ndandır, seyir benden. Girdim küpün içine durdum suyun üstüne. Ne su aldı, ne küp verdi, her gören ‘Kaldı’ dedi, güldü. Kalana söz verilmez, gülenden sır alınmaz. Açık geldi, gelen küpü devirdi. Dediğimiz bilmece değil, benden beni ayıran olaydır. Sorulan sana seni buldurur senin ile beni oldurur.” YUNUS sözü alacak, kim dedi ki duracak? Gelir gider söz eder, her söze balın katar. “Bal olsun, hal gelsin, dilerse iğnesin vursun.” dedi, daldı söze girdi: “Her adım gönülde açılana getirir, her isyan çevirmese de durdurur. Konuyu yerden göğe aldık, aldık sorduk bulduk. Kayıp, vakitten değil. Doğuş Güneş’e bakıştır.”

19
“Adım-adım yürüdüm, aldığım kadar getirdim.” dedi, söylediği her söz ile kendini kanıtladı. YUNUS ile alıştık, her sözüne gülüştük, olduğu gibi görmeye çalıştık: “Adım YUNUS. Akan su gibi dolaştım, diledim deryaya ulaştım, Ay’dan alana bulaştım. Dedim ki, ‘Güneş’te meydan sardım, her ağaca yolu sordum, ‘Kayıp.’ diyene gölgede kilim serdim.’ ‘Meydan sarmak nedir?’ denilir: Meydana geldin mi her kulunu sararsın, ağacı ile toprağı ile böceği ile seversin. Saran gönüldür, MEYDAN her var olanı içine alandır. MEYDAN’ı sarmak gönül iledir. Çarşı pazar dolaşma arayım diye, var olanla dalaşma bulayım diye. Sensin yaratılan, sende YARATAN, suyu ile sende olanı yücelten. Aldığını verebilsen, sardığını görebilsen, soğuk sıcak demeden alışırsın, kainat bende der dolaşırsın.” dedi, YUNUS’um sözü YESEVİ’ye verdi:

26
“Ayağıma su geldi, fistanda yama buldu, giyenden soru geldi: ‘Layık mıyım düzene? Uymadım mı YAZAN’a?’ Yamayı dize verdin, kulunu söze verdin.” dedi, YUNUS’um gününü kaleme sordu.“Ay yıldıza söylesem bana gözün kırpardı, denize dağa söylesem yerden yere çarpardı. ‘Ne soruya cevabı ne kadıya hesabı yok.’ dedim, ALLAH’ımdan af diledim. YAZAN O, okuyan ben, çizdiği yolda yürüyen ben. ‘Sorguyu sorsam ‘Niye?’, şikayet etsem kime?’ dedim, kendimden kendimi yargıladım, bilmediğim olayı kendimden sorguladım. ‘Konuk muyum evvelden?’ ‘Miyyar sende mi?’ dediler, hakikat kapısın açtılar. ‘Yolcu muyum?’ dedim, ‘Uydun mu?’ dediler, yetmeyen bilgimi beslediler. ‘Kime dedin, kimden aldın?’ denilir. Kendime dedim, HAK’tan geleni bildim, bende olan ile ben konuştum. ‘Doğuşu bildiğin günde mi?’ denilir. EYVALLAH. Doğuşu bilmezsen bağda koruk yenilir. Bekle oluşu göresin. YEMEN’den gelen selamı iletelim. Cümleniz ile oluşan, cümlesi ile gelişen olayda çağrı bizden geldiği gün, YEMEN’e bağlantı kurulur. Ağacın kökünde mi, toprağın yükünde mi? Aldık verdik, cümleyi bağladık.” dedi, YUNUS’um sözü ALİ’ye verdi:

5 mart
“Ayağıma su geldi, soğukta yolu gördü, YUNUS sözü kesintisiz aldı. Gittiğim her kapıda danıştığımı buldum, yoruma kendim girdim. Dedim ki: ‘Açacağım, dökeceğim, yoluma uyanı toplayacağım. Kalanı gelenler alır, her kulu kendine göre olanı bulur. ‘Aldığım bana yetti.’ desem, dersin ki, ‘Dünyada konu mu bitti?’ Elbet ne aldığım yeter, ne de konu biter. Mendile sildim teri, niyaza duran gelsin beri, soracağım olacak; görenin, bilenin, arayanın sepeti dolacak. Gönülden aldığın kadar görgüden bulur musun, görgüde olduğun kadar halinden verir misin? Selam olsun, ÖZ’den ÖZ’e söz gelsin.” dedi, YUNUS’um aldığı gibi sözü verdi. “Geldim girdim, sözü yarıda aldım.” dedi, YUNUS’um yeniden söze başladı: “ ‘Söz gelse yerim olsa, gönlüme karlar dolsa, hepsini eriteceğim, kor oldukta cümlenize dağıtacağım’ dedim, ‘Alan olur mu?’ dediler, her kulunun yanan ateşinden söz ettiler. ‘Olsunlar, bulsunlar, diledikleri kadar yansınlar.’ dedim, sözümü sorana bağladım. Geldiğin günü sayarız, gönlünde giyineni soyarız, açmazsan kapını nasıl gireriz?” dedi, selam verdi yürüdü.

9
“Olacağın gününde, söz verdik anında” dedi, YUNUS’um girişe daldı: “Daldım güldüm, seherde günü bilenlerle kaldım, açılan her perdenin ardında, RESULÜ’ne uyanı gördüm. Her ağaç iletendir. ‘Gerçeğin perdesini gönülden açasınız’ dedik, ağacın altında tefekkürü onun için verdik. Seyrine durmayız elbet. ‘Oluşan sudan, kaynaşan yerden, gelişen selden dağılanı toplayınız’ dedik, daha önce verdik, her kuluna görevini bildirdik, ‘Uyumayınız.’ dedik. Olacağın elbet duracağı yoktur. Gelişene günün yorumu bağlanır. Her kulu BİR’liği tefekkür ile bulur. Dört Er’e verdik, ‘BİR’liği kurun.’ dedik temele eğildik, binanın oluşuna cümlenizi katılın diye görevlendirdik. ‘DOST. DOST.’ diyelim, olmuşu yiyelim, olacağı bekleyelim. Hamlığını hoş görelim, diyelim ki, ‘Güneşe dönük kaldı, olumu geçi buldu, alacağımız düzeye geldi, vereceğimiz yüzeye kaldı.’ Elden eli bırakmadan, sözü yanlış anlayana usanmadan verelim. ‘Vergi haline geldik’ diyelim.” dedi, YUNUS’um ALİ’nin gelişine sözü bıraktı: Eli elden bırakmadı, YUNUS sözü diledi, dönmedi: “Ayağım dondu ise, soğuyan sudandır, eriyen kardandır. Gönlüm kor oldu ise, KORUYAN ALLAH’ımdandır” dedi, YUNUS’um yürüdü. 

19
“ ‘Ayva çürük’ demeden, narı dağıtıp dağılana gülmeden, hazırda olana bakalım, günü geldi, gönüllerde çerağ yakalım.” dedi, YUNUS’um  sözü aldı: “Atları saydım, otları yaydım, buza geldim, düze kaydım. DOST elinden DOST dilinden aldım cümlenizi, DOST gönlünden ‘Selam.’ dedim her zerreye. Gölün yanı yeşil olur, kulu kendinde olanı bulur. Akım ile donandıysan, ağacın verdiğine dolandıysan, elbet değişeni değil, gelişeni müşahede edersin. Okuyan duydu ise, dokuyan giyer, konuk, giydiğine güler.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

26
“Dalda yaprağı gördüm, ‘Kimine ipek verir.’ dedim, çiçeği gördüm, ‘Kimine bal verir, gün geçtikte meyve olur, yiyen de seyreden de sevgisini bulur.’ dedim” diyerek, sazı elde bilerek YUNUS’um daldı geldi, her gülene sordu bildi: “Geçit veren ormanda çeşit ararsan, yolunu uzatırsın. Doldu bardak alasın, ‘Ayran içtim’ diyesin, alana verene ‘YUNUS’tan geldi, YUNUS’ta bitti’ demeden niyaza durasın. Doluyu almazsan, boşu görmezsin, kapıyı bulmazsan meydana gelmezsin. Geldi isen, gönlündeki şüpheyi sil.” dedi, YUNUS’um sözü HAMZA DOST’a verdi: “Aldığım kadar vermeye geldim, her sözde ayrıya girdim” dedi, YUNUS’um yeniden sözü aldı: “Aldım daldım, yolda gelene güldüm. Desti elinde su arar, uyansa dumanı siler. Gördüğüm her yolcuya ‘Açık al, güzel gör’ dedim. Yolun açığı sandılar, uzandılar, gezindiler, güzel diye kendi düşlerine döndüler. Güzel, düşte değil, taşta toprakta çiçekte böcekte, beyazda siyahta. Yolun açığını kapatsam, geri gelirler. Her kulu bilecektir. Denileni aldım, öylece düşünceye daldım, ‘ ‘Bildiğimi biliversinler’ diyemem’ dedim. Dalacak, delecek, kalacak, gülecek. Öylece kendi devrini tamamlayacak. Bilmeyi öğrenmek değil, bildiğini hallenecek.” dedi, YUNUS’um ‘Oluverelim. Gülüverelim.’ demekten, dünya gününde yoruldu. Dağlar onundu, onun adını aldı, ağaçlar onundu onun aşkında kaldı, kainat onundu, onun ile kaldı. Kaldı da güne kadar geldi, YUNUS kendini toz diye bildi. DOST öyle oluşur, DOST toz oldukta buluşur. Geldik buluştuk işte, buluştuk söyleştik düşte. “Ayağı vursak taşa, elimiz koysak başa, diyeceğiz ‘Güzeldir, dolduk, gönlümüz gazeldir’ Çoğu aldık azı bildik, gelse gelmese, verse vermese, ölesiye sevdik.” dedi, YUNUS’um cümle gönüllerde olan sevgisine anda şahit oldu. “Ne güzel ne güzel dökülmedi gönüllerdeki gazel” dedi, kendini gazele benzettiğini bildirdi. “Selam olsun gönüllere, selam olsun gelenlere.” dedi, gidemedi, oluşan sevgiden ayrılamadı. “Yürüyüş geldi bize MEVLANA girdi söze” dedi yürüdü.

2 nisan-1
“Gönülden geldim SANA, REHMETİN verdin bana, zikrine doyamadım, şükründen bir an ayrı kalamadım” dedi, YUNUS’um anında söze geldi: “El yerden aldığı gibi, gönül HAK’tan bulduğu kadar yerini görür. Koşuya alışan at, götürülür. Yük veremezsin koşacak ata, koş diyemezsin yükleyeceğine. Her gün, geleceğe yön verir, her kul kendinde olan ile seyrini bulur” dedi, YUNUS’um sözü LOKMAN’a verdi: “ ‘Kement atılan gün?’ denir, tekrar-tekrar sorulur. Tezgaha getireceğin, sergiye vereceğin gündür. Gölgeyi silemezsem, güneşi bilemezsem, alacağım kimden olur, vereceğim nerde kalır.” dedi, YUNUS’um söze daldı: “Dal bizim ağaç bizim, söz bizim. Gönül senden aldıysam, HAKK’ı cümlede  bulduysam, elbet çağrıya uyarım, ‘Gel’ diyeni duyarım, postu dilenen yere koyarım. ‘Al sana, ver bana’ dedik, dünden güne her konuyu paylaştık, doğru dedik söyleştik. ‘Gitme ‘ diyen olmadı, ALLAH’ım sözümü silmedi. DOST, güne günlük ile katılır, yapısı güzel gelen her kulu, beklenen güne atılır” dedi, YUNUS’um yürüdü.

2-2
“Ak üzüm tok gözüm verdim sözüm. Döndüm geldim, gelen ile beraber oldum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Danışılan doyumda, gelir gider huyunda, DOST yapısı HAK KAPISI oyunda. Danıştım geldim, sözüme geleni buldum. Dağıtmadan topladım, dünya halini kapadım. Demirden yara alsam geçerdi, kul nasıl dilediğini seçerdi?” dedi, seferden seyre daldığını söyledi. “Sefer, DOST KAPISI’na gelenin sözüne açılır, güçlük anda geçilir.” dedi, selamını iletti. “Yapıcı olalım, kapıcı kalalım. Giden ile bilene, sorusuz kaldığı için sevinelim. Elbet sevincimiz, nizamına uyduğumuzdan, niyazımız, kaydına inandığımızdan olsun. Sözünü sorduğuma dedim ki: ‘DOST KAPISI nerdedir?’ Dedi: ‘Ananların gönlünde. Yapına uğradın mı?’ Elden bildiler, benden saydılar, günün yorumuna uydular. Çağrıya uydum. Elbet doğuştan aldığım halde, kendimi bildiğim yolda güzele katıldım. İlk anda sandım ki, dünyaya atıldım. Arada ne duvar ne kapı kaldı; sesini, bilenler aldı. Selama, selamınızı ilettim.” “Şah gelse, almaz sözüm, DOST verse, görmez gözüm, bağda gördüm ak üzüm. Bileceğim bulacağım, aramana yardımcı olacağım.” dedi, gittiği yerde görevini aldı. Kayadan sert geleni, kum diye sevdi.“Her aşanla açacağız, her koşanla aşacağız, dilenen olaya ulaşacağız.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

9-1
“Kapı-kapı gezeceğim, yol verip döneceğim, saz diye dinlemezsen, sözü halden keseceğim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ak ile karada değil, HAK SÖZÜ denilirse, olmuş meyve yenilirse, kayguda olanın kaygusu bölünür. Konuk, her dilde gerçeğin verdiğini bilir” dedi, YUNUS’um sözü YAHYA’ya verdi: “Serdim toprağa kilim, dedim ‘HAKK’adır yolum.’, gözüm gördü, helalde kaldı kolum. Dar fistan giymediysem, dar yola girmediysem, her söze ADINI koymadıysam, elbet kaygu alacağım, şüphe ile dolacağım, bildiğimi vermediysem yolumdan kalacağım” dedi, YUNUS’um satırdan satıra sözü aldı: “Dileyen gülsün, gülüşte selameti görsün. Desin ki: ‘YUNUS bildi bilmedi, YUNUS sevgiye doymadı, buz gördü de kaymadı.’”

16
(Akıl hastası olan bir kulunun şifasını YÜCE ALEM’den diliyoruz) “Gölge etmedim bilene, dalı kırıp vermedim sorana, ‘Alsın, almasın.’ demedim durana” dedi, YUNUS’um durmadan söze girdi: “Dal kırılmaz eğme ile, kul darılmaz dövme ile. Güzellik, yerini olduğu gibi bilene, ‘ALLAH’ım SEN’den geldi.’ diyene. Tuttuğum her elde yaprak vardır, konuk gelse gelmese, kulun gönlü kordur” dedi, YUNUS’um her yol sorana sesledi: “Geldik cümlemiz gök yer bir olasıya, verdik cümlemiz her kulu PİR olasıya. Yoğun verdik her sergiye, yoğun gördük, yumuşak olan ile sert geleni kardık” dedi, YUNUS’um sözü, suyun akışından komşuya bakışından, her dert olanı kendine çekişinden, DOST KAPISI’nda tespihi alışından bilinen VEYSEL KARANİ’ye verdi:

21
(Şifa sorularımız vardı.) YUNUS’um der ki:“Her yaprak, ömrüne katılandır, tefekkür ile çözülendir. (z’ye) Soğuğu, sıcak ile geçirirsin, meydanı eğilen ile gösterirsin. Her derdin şifasını alandan sorduk, ‘Niyaza veriniz.’ denildi, yerini yoldan bildirene söylendi. (a ile YÜCE ALEM’den şifa sorduran ağır hasta için) ‘Soğuğu sıcak ile geçirirsin’ dedik, sana verdik (z’ye) (İki şifa birden verildi?) EYVALLAH.”

23
“Aldım dilden buldum halden, dedim ‘Kimden?’ “diyerek geldi, YUNUS’um söze girdi: “Kendime döndüğüm, kendimde kaldığıma eşit değildir. Çünkü kendine dönen kendinde kalırsa, zerreler kalıplaşır. Genişlemek gereklidir. ‘Kesin sevgi nedir?’ denilir: Sevgide kesin kaide yoktur. Çünkü her var olan, SEVGİLİ’yi kendi bildiğince yorumlar. Senden benden oluşmaz, bir kapıda kalışmaz; araya gelen varsa, ‘Dert bu.’ diye savaşmaz.” dedi, YUNUS’um. “Her akım alanın, yaratılış biçiminde hizmete girdiği bilinir. Onun için; önce yoğun çalışalım, nefiste dilenen hale alışalım. O zaman, gelen akımın yorumunda hataya düşmeyiz, ne gelirse gelsin şaşmayız. Kendini bildi isen, dikenini sıyırdı isen, çam misali oldu isen; aldığın akımı olumlu iletirsin, dilenen yerde, denenmiş halde şüpheni silersin. Akım, her kulda vardır. Kanat açan gökte uçan kuşta dahi. Alıcı olduğunuz, aldığınız trafoyu bildiğiniz gün; sileceğiniz her gölge, DAYANDIĞINIZ’a ulaştırır. ‘Gelsem gölgeden, bulsam halkadan’ diyene de ki: ‘Gel.’ diyene uyarsan, kapı açıktır.” dedi, YUNUS’um sözü MERKEZ’ime verdi: ... “Destime su alaydım, kainatta zerre-zerre sayaydım; ne akılda dağılan, ne fikirde eksilen olurdu.” dedi, YUNUS’um yeniden söze geldi: “Koştuk geldik, ay da yok; söz diledik, pay da yok. ‘Ay.’ dedik yanıldık, ‘HAY.’ demeyi denedik, ‘HAY.’ diye-diye bulduk. ‘Açacağım kapıyı, geçeceğim eşiği, alacağım kaşığı.’ dersen; yerden göğe katılırsın, eğilmeden atılırsın.” Yol verdim, akan suya ‘Sel’ dedim; gerçek aşık olana, ‘Gözde yaşı sil.’ dedim. Yumuşak hale geldik, YUNUS’u yolda gördük: “Saya-saya alacak, soya-soya bulacak” dedi, her çiçeğe ip bağladı. “Neden yerini vermez? Neden dalında durmaz?” diye, köküne direk koydu, “Dallar eğik olmasın, eğri, çiçekte dahi kalmasın.” dedi, YUNUS, ADINA niyaza gelenleri selamladı.

30-1
(n: Bizim evin karşısında şehit evliya denilen bir yatır var. YÜCE ALEM, yatırın kesin yerini belirtirse, etrafını çevirip koruma altına almak istiyoruz) “Durdum yolda, sardım kolda, aradım kulda.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Gölge yere düşerse, gören buna şaşarsa; alacağım vereceğim, güzel ile dereceğim, -meydana gelen her kulda- var olanı bileceğim. ‘Senden seni arayan kimdir?’ denilir. Seni sana VEREN’dir. DOST ile dostluğu kuran, kendini sildiği güne varandır. ‘Gördüm seni seyirde.’ dedi, MEVLANA sözü aldı:” ... “YAR elimi uzattım, dilimle söz ettim, ne dünü ne günü saz ettim” dedi, YUNUS’um yeniden sözü aldı: “Denmesin ‘Günde gözü kaldı.’ Her ocak yanar durur, ALLAH’ım ‘O’ndan.’ diyeni korur. Kapı olduk dünden güne, sözcü kaldık ‘Ver.’ diyene. Ocak, cümleye yanacak; RESULÜ’nün ateşinde, her dileyen ısınacak. Ayak aldı, götürecek; aşı bildi, pişirecek. ‘Küçük büyük.’ denmesin, azdan çoktan söz edilmesin. Her bir VELİ’den aldığınız nasibe katıksız katılınız. ‘Kendimi bildim.’ diyene, ‘Sildiğin nedir?’ diye sorunuz. Kor olduk, ocağı bulduk; her yolda olana yardımcı geldik.” dedi, YUNUS’um sözü ÖZ’e bağladı: “Göz, YAZANI; ÖZ, YARATANI bilir. YAZAN da YARATAN da elbet BİR’dir; ne var ki, göz sergiye bakar; ÖZ’e bakanın  gözü sergiden kalkar. Çünkü göz, sadece çizileni görür; ÖZ ile kul, kendini binada bulur”

7
(Tıp açısından, nedeni anlaşılmamış ve tedavisi önerilemeyen bir ağır işitme rahatsızlığı için ALLAH’tan şifa diliyoruz) “Yer yerinde, kul sözünde verimli olur, gören gözde kulu yorumu bulur.” “Oya gibi işlersin, elma buldun dişlersin, ite kızdın taşlarsın” dedi, PİR SULTAN ABDAL, YUNUS’um ile söyleşti: “YAR diledi söyleştik, yolu bulduk dolaştık. Kimi ‘Dert.’ diyenle, kimi sert vuranla gelişti. Sözümüz tek kelimede birleşti. ‘O, O’nun ile, O’na.’ Silelim olmuşu, bilelim dolmuşu. Gelen kalan varan. ÖZ’ümüz O’ndandır asla eksilmeyen, sözümüz O’ndandır kıyamete kadar tükenmeyen. Saymayı bildiğimiz kadar ölmeyi dilersek, eskiden yeniye dönmüş oluruz. Ölmekten maksat, hal ile bulmak, halinizde kalmak. Ölmeden ölmek, yenide buluşmaktır. Olumsuz gelen her olay ,kulun yorumudur. Düzen, YARATAN’ın muradı ile kurulmuş; O’nun iradesi, kulunda tecelli etmiştir. Ne yerinelim, ne gerinelim; az ile çoktan ne alırsak alalım, sevinelim. Sevinçliyiz, kuluyuz diye; övünelim, ÖZ’ü ileyiz diye. ÖZ’den aldığımız söz ile verilse, sadece okuyan bilirdi. ÖZ, örtüsünü saklayan değil, örtünün arkasında kalandır; komşu değil, senden sana dönüşendir, sendeki örtü ile bilmeyene buldurandır.” 

14
“Güneş, her yerde her derde YAR oldu; kulu, kendinde kendini buldu.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kapı-kapı gezmezsen, karıncayı ezmezsen, balı alıp süzmezsen; yer yerinden oynamaz; kazan koysan kaynamaz sanırsın. Gelsen gelmesen yol yok, bilsen bilmesen kul çok; ‘Saray kurdum.’ diyene diyeceğim, ‘Pulu çok.’ Ağdan balık alalım, dilenen yerde ocak kuralım; atalım tutalım, açık geleni kapatalım.” dedi, YUNUS’um gölden balık avladı, yoldan geleni zorladı. “Az nefes, çok nefes, sanılmasın kırılır heves. Kendin pişir, kendin ye, (Şifa mı?) MEVLANA ile sohbeti kendin kur” dedi, YUNUS suya daldı. “Kuşak belde kalsın, konu günde dönsün. Ayrıya gelmedik, doğudan batıya silmedik.”

21
“Ne söyledim ne yazdım, nerde yozdum; kimden bildim, kimden buldum?” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ ‘Yedi yerde dövülsem, dört kapıdan kovulsam.’ ne demektir?’ denildi, her düşünceye katıldı. Dövülmekten maksat, öğütülmek. Dört kapı, bilmeden çaldığın, aramadan döndüğündür. ‘Aradığımı buldum’ dersen, vardığın kapıyı çalarsan; kovulsan da eşiğinde diz çökersin, HAK’tan izin beklersin. ‘O kapı mı, bu kapı mı?’ dersen, her kapıdan kovulursun. ‘Kapı’ denilen, HAKK’a yönelinendir, komşu kapısı değil. Ağır geldi taşları, uçuyor kuşları; gelmeyi dilediysem, bileceğim başları.” dedi, YUNUS’um gününü bilene, ‘Gelseydi.’ diyene selam iletti. “‘Kendim bildiğim kadar alacağım.’ dersen, nasibin kadar bulursun. DOST KAPISI naz ile değil, haz ile açılır. Geçtim dikenli yolu, seçtim GÜL’ümün hali, ‘Secde.’ dedim her yeri. Başımı koyacağım, sırtımı yayacağım, ‘Toprak bende.’ diyeceğim. Ben toprakta oldukta, toprak ile buldukta; DOST billahi bendedir, benim ile sendedir, seni beni ayıran bir incecik tendedir. Gül, gölgeni silesin, güldüğün günden yerini bilesin. Kendin kendini sınamadan, kendin kabını kınamadan; gediği bulamazsın, öteye varamazsın. ‘Her kulu varacak.’ diyene de ki: ‘ER kuluna erlik yakışır. Kaygusuz kalırsa, hoşnutsuzluğu silerse, dünyaya bağını bölerse; dünyada gölgeden kurtulur, kavuşma hazzı ile dolar” dedi, YUNUS’um sözü BEHLÜL’e verdi:

25
“El ile dize vurdum, dizdeki yarayı sardım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Koyun kuzu gelişecek, her kulu tek konuda söyleşecek. Almaya doymadıysan, vermeye düşünmeden katıl. Kendin uymadığın konunun, yargısına düşme. Ne VERİRSE VERSİN, az ile çoğa şaşma. Duvar örüldükçe, örenler görüldükçe; hizmet senden sana oluşur, her hizmet eri kendi konusunda buluşur. ‘Yan-yana olamadık, birliği bulamadık’ denilen gerçektir. Daha önce verdik, ‘Sende onda değil, her kulu hatayı kendinde arasın.’ Yorum geçerli değil. (Hangi yorum?) Aranızda söyleştiğiniz. Dört ER’in birbirinden ayrı yönde oluştuğu (yorumu). Unutulmasın, binada her köşe birbirinden ayrıdır; ne var ki, yapıya destek olan, ayrı-ayrı dört köşedir. Birliği yapının bütününde oluşturunuz. Yapının bütününde gerçekleştirilen birlik, dört köşeden geçer. Çatıya bütünlük getiren, dört köşedir. (Bu dört köşenin oluşması için dört yolun meydana gelmesi gerekiyor. Dört ER’den dört yol sorulması bu mudur?) Her köşe, kendinden gayrı olanlarla bütündür. Köşeler, hem içe hem dışa dönüktür. Koruk senden beklemez; ne alsa, bilgisine eklemez. Amma sen; koruktan da alırsın, yapraktan da, üzümden de. Bunca aldığınla kendin ile kendini oluşturur, kendin ile ÖZ’ünü buluşturursun. O’na demelisin ki: ‘ALLAH’ım, her an benimlesin, SENİN ile olayım, SEN’den gelen ile dolayım.’ ” dedi, YUNUS’um yürüdü.

28-1
“Katık yaptım otunu, yastık yaptım kumunu, gezdim buldum yolum” dedi, YUNUS’um söze geldi, söz ile göze, “Aldığım kadar” dedi. “Tas elimde olaydı, yol gözümde kalaydı, her arayan bulaydı; ‘Çağıran bilir’ derdi, her derdini silerdi. Gezdim yeri taradım, sevdim, cümlede aradım, yumuşak halde kaldım. Ben aradım, sen aradın; noktada BİR olduk, kaydını öyle bulduk. Aydın yüzün görülür, ‘HAK SEVERSE’ denilir. HAK SEVER,; kul, kendi kendini yerer. Uyumadım geceler. ‘Ölmek’ dedim, kendimi denedim, her satırda yokladım, her seferde bekledim. Denildi ki: ‘Beden sende kaldıkça, sen kendini buldukça yoğun yükünü atarsın.’ Sordum, ‘AZRAİL ile sohbeti nasıl tadarsın?’ TABDUK dedi ki: “AZRAİL, can almaz, göbeğin keser” (Yeni doğuş için?) EYVALLAH. Dedim, ‘Ruhta göbek var mıdır, dünya bu kadar dar mıdır?’ Dedi ki: ‘Bildiğimi söyledim. Uykunda gezdiğin yerden, bağın seni döndürür, uykun seni kandırır.’ ‘Göbeğimi makas ile mi, kama ile mi keser?’ dedim; ‘Akım ile keser’ dedi. Suyun giydirdiği, soyun uydurduğudur. ‘Sefer nedir?’ denilir: Her kulun kendinden kendine seferi vardır. Her göz bakar, seferi kadar görür, ‘Seherde kalkınız, niyaz ediniz.’ dediğimiz odur. Seferiniz uzun olur. Her kul, kendi seferinde kendini bulur” dedi, YUNUS’um çıktığı her seferinde, bir noktadan öbür noktaya ulaştığını söyledi. “Devir kulun seyridir” dedi, YUNUS’um sözü MERKEZ’ime verdi: 

haziran
“Eğildik YAZIN’a, katıldık kozuna” dedi, YUNUS’um söze geldi: “ÖZ’ü sözü bir ettik, çorbaya elbirliğini kattık, ‘Güzel.’ dedik hepimiz tattık. Selam olsun, eğlendiğiniz her zerre selama dursun. Göz sende, ÖZ bende, haz cümlededir; ne sana, ne bana, hizmet HAKK’adır. Gör güzeli, ser gazeli, çöz sırrı” dedi, YUNUS’um yürüdü 

4
“Yumak aldım, sarayım; ‘Kaygu neden?’ sorayım” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Her kumun tanesine, her kulun hanesine sevgini dağıtsaydın, gördüğün olaylardan kendini eğitseydin; ne yolun taşına söz eder, ne çeşme başına taş atardın. Attığın taşa el vermezler; asla destana adını koymazlar” dedi, YUNUS’um “Yediği üç öğünü, ikiye indirdi; suya eğildi, gönlünü kandırdı; aradığını buldu, AŞK’ını yandırdı” dedi, söz ile ÖZ ile cümlenizi selamladı, yürüdü.

23
“Bal aldım arı diye, gül aldım sarı diye; ‘ALLAH’ım.’ dedim, korusun diye. Kumaş uzun saramam, YUNUS olsa soramam, sergiyi ben kuramam. Yaprak doldu ağaca.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Geceler söze geldi, kulları dize geldi, her var olan göze geldi. Saz aldık elimize, söz verdik dilimize, ‘Nasip.’ dedik gönlümüze. ‘Yolun uzun gelemem, yağı tuz veremem’ diyene de ki: ‘Gelsen, artık ben kilimi seremem. Döne-döne çalışan, dona-dona alışır; kar yağsa buz tutsa, soğuk terde buluşur. Gel gör kendini bende, gel gör kendini senden.’ Konuk gelse suya dönse, yapıyı bilmedikçe konukluğuna uymaz.” dedi YUNUS’um yürüdü.

28-1
“Eğri odun düzelmez, gönül verdi çizilmez; ‘Yandım ALLAH.’ diyene, asla kapı kapanmaz” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ER olduk gürledik, sırtımıza odun vurduk terledik; aldık, verdik, sırladık. ‘Aldığın nedir? Verdiğin kime?’ denilir: ÖZ’ümü bildiğim gün, yeri göğü dolandım; aldığım bilgi ile, bedenimde sallandım. ‘Aldın, vereceksin’ dediler, beni kuma urdular. ‘Tane tane sayasın ,aldığına doyasın; her dileyenin gönlüne kıvılcım koyasın.’ Vermemek elde midir? Bulmamak bende midir? ‘Gel.’ dedim her kuluna, ‘Sor.’ dedim ER kuluna, bilmiyen zor kuluna. ‘Bilenden olacaktır, gününü bekler.’ denilir, her kulu ile ÖZ’ünün meyvesi yenilir” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

18
“Yolda düzü aradım, güzeli düzde gördüm; dağılan toplanırsa, sözünü bilir sandım. Yamayı alamadım, söküğü bulamadım; geldim gittim YUVA’ya, DOST’tan gayrı göremedim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ne işte ne güçtedir, ne taşta ne saçtadır; almayı bilen için, sunmayı dileyen için, bağladığı baştadır. ‘Gör.’ dedim YAZAN’ı, bilmeyesin bozanını, her adımda tozanını. ‘Almaz, bilmez.’ deseler de, durma sakın yolunda” dedi, YUNUS’um gönülden gönüle, yumuşak aldığını yumuşak verdi. “Gördüğün her zerre, selamını iletir, gönlünde olanı söyletir. Almak vermek elindedir yapıya emek verdi isen, kapıda hizmet gördü isen.” dedi, YUNUS’um dize geldi, YEMEN’den aldığına EMİRDEN bulduğuna uydu.

27
“Ak ile kara birlensin, güzele bakmayan körlensin” dedi, YUNUS’um selamını sitemle iletti. (s: Sitem HAK’tan.) Sitemine EYVALLAH. Gölgeyi bilene de EYVALLAH. Güneş’e talip olalım, her zerremizi güneşin ateşi ile hemhal edelim. 

12 ağustos
“Doğduk gördük EYVALLAH, gördük erdik EYVALLAH, erdik bildik EYVALLAH. Gittik-gittik geldiğimiz yere döndük. Öylede böylede EYVALLAH. Gitsem-gitsem döneceğim ‘Tek hanem var’ diyeceğim. ‘Bir cana bir hane, yetmedi mi bu sana?’ dedim. CAN ile CANAN’a siteme durdum. Güzeli aradım, sonunda buldum. Ereni aradım, teninde dedim. Ne aradım, ne sordum. Gidene gelene SEN’den SANA selam dedim. Güç olanı seçme, güzel olandan kaçma. Bağda yetişen üzüm ile dağda itişen keçiyi bir tutma. Kumu denemeden, ayağını çekme. ALLAH’ıma emanet olasın” dedi YUNUS’um yürüdü.

12
“Seheri bilmezsin, kendini arayım diye kainatı görmezsin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ben aldım, sohbete daldım; bilenle bilmeyenle güldüm. Söyleşen, konusuzdur; eyleşen, kanıtsızdır. El ele verdik dünden, ‘Bilelim.’ dedik sondan. Aç gelen doyacak mı, ‘Buz.’ diyen kayacak mı? Soyluya sözü verdik, soysuzda kökü sorduk: ‘Alabildiğine.’ denildi. Her görevli, görevin sohbet ile oluşacağını sandı. Sohbet, düzene uyarsan götürür; sohbet; YAZAN’a, duyarsan, tattırır; sohbet; aldığını iletirsen buldurur. İletmekten maksat; zor ile değil, sözden değil, halden bilmek. ‘Vermektir.’ dedik, her sohbette ilettik. Göz göze geldiğinde kim olursa olsun sevgi ile bakıyorsan, el ele verdiğinde anandan bacından, babandan ağandan ayırmıyor isen, ‘Hale geliyorsun.’ derim. Öyle oldukta sözüm yerini bulur. Halden verenin, sözünde güven görülür.” dedi, YUNUS’um selamını iletti. 

30
“Yaprak-yaprak oluştu, YUNUS MEVLANA buluştu; her söz, kulları ile gelişti” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Gözüm sizlerde kaldı. Yaprağı açmadan okuyamazsın, gönlünü açmadan halini dokuyamazsın. Gel alalım, bilerek; söz bulalım gülerek. Geldiğimiz yol bizim, bulduğunuz yol sizin. Uçan kuşa verdiğin selam, her kanat çırpışa dağılır. ‘Yoğun çalışma’ dedik, olaya oluşma görmedik. Yoğun çalışana, olaya alışana; gün gece açılır, her söz ile aldığı seçilir. ‘Dağdan aşayım, çoğalıp taşayım’ dedik, düz ovaya dağıldık; güne kadar anıldık” dedi, YUNUS’um yürüdü.

6 ekim
“Her rengi denedim, yaprak ile donandım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, deryaya diledi daldı: “Aç kuzu meleşirse, koyunun içi yanar. Açıkta su kalırsa, elbet donar. Kardan geçtik ezerek, sudan geçtik yüzerek, fidan diktik kazarak, cehaleti bildik kızarak. Kabımız büyüyecek, kâbımız eriyecek. Arındık her zerrede, ALLAH’ım koruyacak. Zamana bağlı kalma, zamanı aştım deyip gülme.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

19
“Kapak olsam sahana, çuval olsam samana, yolda uysam zamana” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Kapak örtendir, saman dürten, zaman üreten. Öyle ise, olayları örtücü, aklımızı dürtücü, zamanımızı üretici olarak kullanalım. Öylece huzura yollanalım, sevgi ile pullanalım. ‘Pullanmak nedir?’ denildi. Güzelleşmek. Sevgi, kulunu güzelleştirir, sevgi kulunu özelleştirir. Zengin fakir demeden, aç aşını yemeden, kuş yuvada ötmeden, güzeli bilemeyiz, vermezsek alamayız” dedi YUNUS’um yürüdü. “Ona de ki: ‘Üç öğün yemezse, yerini sormaz. Çeşit-çeşit giymezse, güzelim demez. Gününü gün etmezse bilmeyeni görmez. Yapıya taş atsın, kendinden kendine bir damla katsın. (Kime söyleniyor?) ‘Dost.’ diye kapına gelen; seninle olup yolunu silen. (ü’ye mi?) Evet. (celsede ü v adında bir arkadaşının bu gün kendisine uğradığını belirtti) EYVALLAH. ALLAH’ıma emanet olunuz” dedi, kapalı kapıları açtı.

3 kasım
“Az yedim, az dedim; yolun tozuna, kulun yozuna gönülden kaygulandım” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Kaygu kulun halidir; tozu, yolun kaybıdır. ‘Yozdan alıp veremem.’ diyene de ki: ‘Yoz, doğruya götürür, hakikati buldurur.’ Sözüne uyana değil, KUR’AN’ı gönlünde duyana uyalım” dedi, YUNUS’um sözü KAYGUSUZ’a verdi. ‘Paylaştığın her lokma, gölgeni dağıtır; bilse bilmese, olaylar eğitir.’ 

10
“Her adıma söz verdik, her kulunda göz gördük, dünyayı cümlenize serdik. Ağacına dalına, yaprağına gülüne; bülbül gelse dile verse, her kulunda gönülü bilse.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bülbül gülde dillenir, aşık diye bellenir, bilenlerden kollanır. Açık geldi yolunuz, cümle bildi halimiz; ‘Yapıya YUNUS geldi, sevgi ile bize verdi.’ dediniz. Elbet açık yolunuz, çağırdı çünkü gönlünüz. Andığınız günde, andığınız anda, anıldığımız yerdeyiz; ne sözde ne serde, gönüllerinizdeyiz.” dedi, YUNUS’um sözü PİR SULTAN ABDAL’a verdi: YUVA’ya geldik yayan, dedik ‘Dilerse duyan, alsın gelsin tasını, desin ‘Bilsem yasımı.’ ’ Yas, günün konusu mu, bildik kulun kanısını. Üç öğün verdiğimiz, üç öğün gördüğümüz bilinir. Doğana değil, doyana selam veriniz. Doğan günü bilendir, doyan olaya uyandır. Mania (mana) ile madde. Yumuşak yol senindir. Kumda ayak alırsan, sözü yolda bulursan; düğümü çözeceksin, ayrıda olan konuyu çizeceksin. –kendinden değil- kayguyu sildiğin an dumanın dağıldığını göreceksin. Az ile çoğu kardığın, ÖZ ile gözü BİR’lediğin açıktır. Selamını sözüne bağladı, YUNUS’um geldiği anda verdi.

17
“Aldım verdim, iki duvara ipi gerdim” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Sarı elma yiyesin, al fistanı giyesin, cilde zeytinyağı süresin.” dedi, YUNUS’um yanımızda olana selam verdi.

24
YUNUS’um geldi söze, dedi “Günü çıkardık yüze. Gözü ÖZ’ü BİR’ledik, nefsimizi zorladık, komşu ile aradık, cümle darda olanı taradık. Karıncadan özendik, arıya nazar ettik. Ağacın meyvesini sattık, yaprağını böcek ile tükettik. Okuduk, halimize dokuduk. (İpek böceği misali mi?) EYVALLAH. Nefsini soyacağız, her DOST diyenin nasibini giydireceğiz. sözden arınanın. (Bu cümlede bir eksiklik veya yanlışlık var galiba?) Elden ele geldik, el dedik sizlere verdik. Asla sözümüzün yanlışı yoktur, sanılmasın bir harfi dahi çoktur. Çekilen her çizgi dahi, yerindedir, ‘durak’ değildir.” dedi, YUNUS’um elinizde olan dokuma ipekleri cümleye sunacağınızı müjdelemeyi diledi. Dilenen izin geldi, YUNUS’um “Secde ALLAH’ım.” dedi, gönüllerde her kapıya nasib diye anahtar koydu. Komşuya baktığınıza, elinizde her dileyene çerağ tuttuğunuza şahit olduğunu söyledi. YUNUS’um mutlu yürüdü. “Yolu açtın gülerek, sözü seçtin bilerek, yuvanı açtın durarak” dedi, YUNUS’um ÇAKIR ile sohbete geldi: (ÇAKIR: ‘Hepiniz O’na döndürüleceksiniz’ ayetindeki ‘O’ kimdir?) RESULÜ’ne dönmeden O’na varamazsın. Aslına dönmeyi, RESULÜ’nün hırkasına girmeden geçeni değil gerçeği bulursan idrak edersin. Yaprak sana seni buldurur, dokuduğun hakikati giydirir. RESULÜ’nün hırkası, ruhunun kablosudur. Onu giymeden, asla gerçeğe ulaşamazsın. Makam o makamdır ki, seni bulur, senin ile olur. (ÇAKIR: RABB’imize  dönüşte zuhurun sonu mu olur?) Cümle ile BİR’lendiği anda tamamlanır. RESULÜ’nün yaratılışı, yaratılış gerçeği, her zerre ile BİR’lendiği anda tamamlanır.  Asla bir zerre kaybolmaz. Hırkasına burda da girilir, öldükten sonra da. Sizlere, Hırkasına girdiğinizi müjdeledik. YUNUS’um ileyim. Benimle misin dersin. Elbet. YUNUS, asla sözünden ayrı kalmaz, yumuşak kulun yapısına, hatalı diye göz atmaz. Sevildiğine sever, bildiğine över. YUNUS şahittir ki, kulu HAKK’ı bilir, gönlünde HAKK’ı görür. Sardığı kadar sarılır” dedi, selamladı. 

27-1
“Yandı AŞK’a her gönül, kumda oldu ER gönül. YUNUS gibi sayarak, nefsi yere koyarak yemeniyi giyindi, DOST adına soyundu” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Yaza kışa bakmadan, geleni kapıdan çekmeden, aldığın halde vereceksin; ne hatalı görecek, ne olanı sileceksin, ALLAH’ımdan dileyeceksin. ‘RAHİM ve RAHMAN olan ALLAH’ım; beni SEN’den ayırma, onu bana kayırma, SIFATIN’la besle beni, nefesinle sesle beni, GÜZEL ELİN’le süsle beni. SENİ SENDE, SENİ bende bileyim; cümle ile BİR’liği kurayım.’ diyelim. Cümlemiz ak ile karayı bildiğimize gönülden inanalım. İman edelim ki; O GÖRÜCÜ’dür, O VERİCİ’dir, O hatalarımızı – af dilersek- silicidir. ALLAH’ıma emanet olunuz “dedi YUNUS’um yürüdü. 

28-1
“Ayran verdim alana, ‘Nasip.’ dedim bulana; yol gösterdim gelsin diye. ‘Duman var.’ dedi isen, gönül koydum kalana.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Vardım durdum, ehline sordum: ‘Elma ile balı karsın’ dediler, yemesini söylediler. Gönül bulanıklığı. Aşacak, durduğu güne şaşacak. Sayfada yazılan görülür, geçene örtü konulur, bildi isen silinir.” dedi, YUNUS’um ‘Niçin? Niye?’ deyip her olaya söz katanı uyuma çağırdı, selamladı yürüdü.