"Toprağı taşı ayırsam, kulu kula kayırsam; sevenden olur muyum, YUNUS
diye anılır mıyım?" dedi, YUNUS'um sözü aldı. "HAK ile BİR olayım dersen, halkı bul, halkta
HAKKI gör! 'Aç aça el açmaz, tok aça gönül açmazsa halkın seyri bozulur.'
diyene de ki: Halkın seyri HAK'tan uzak kalırsa bozulur. Ne var ki, halktan
uzak kalırsa, yozulur. Yozan mı, yozduran mı suçlu? Soruya verdim. Yozduran,
yozanın dayandığı mıdır? Elbet değil. Yel ile sel ile gelene uyan
dedik. Öyle oldukta, yozduran olmaz. Yozan vardır. Günahı sevabı kulun
kendinindir."

“Hacca gidenin
yolu,
gönül alanın dölü sevinir.”

"YUNUS dediniz andınız, güzel dediniz sevdiniz, halimi sordunuz. Güzelden maksat
yolum mu, dilim mi, halim mi? Hal uyar, dil söyler, yola koyar. El ele yol
alalım, güzel hale bakalım, dileyene su dökelim." dedi, döne döne ayrıldı.
Ayrılmaktan maksat, sözü bıraktı.
"Oymayı ele aldık, ağaç dalını saydık, güzelden
güzeli gördük, duyana şarkı söyledik." dedi, YUNUS'um sözü aldı: " 'Oyundan çıkamazsan, doyuma yön ver; suyunu bulamazsan, dostundan sevgi
öğren!' diyene de ki; 'Aldığım bildiğim HAK'tandır! Yerimi
değil gönlümü doldururum, candan değil canı oldururum. VAROLAN'ı
bilendenim, VARLIĞA gönül verendenim!'"

"Yaş ile, baş ile,
güneş oldu AŞK ile. Sabır HAK'ta, söz bizde olsun. Sordunuz, 'Resim
kimdir?' RESULÜ'nün ondördü. EYVALLAH. Yuyan olsun, adı gelsin denilen, elbet
gelir. Adını bilir, bildiği gibi verir. 'Resim nasıl?' denilir, 'Kime
verilir?' diye sorulur. Sahip olabileceğe. 'Niyaz.' diyelim, gecede
sohbeti öyle verelim. Dizimi koysam yere,
tuğlayan olurum; gönlümü versem, 'Alın, paylaşın.'desem,
dağlayan bulurum. Gönlünü dağıtan aşksız kalır mı? Diz yerde,
gönül nerde? Diz ile biz olalım, biz ile söz alalım, sözü aşka
bağlayalım. Dizimiz o zaman yer bulur, gözümüz o zaman KABE'yi görür.
'Kanat açıp uçalım, dar köprüden geçelim.' desem; yumuşak yön ister, var
olan beden yok olan nefis ister. 'Var olan beden nedir?' dendi. Boşa
gelmeyiş. Neyzen nayı üfledikte ses yoktan gelir. Ne var ki, nay vazifeyi
görür. Vazifesi nedir? Sese kalıp olma. 'Vuran.' denildi, daha önce sözü edildi.
Vuran da bulur vurulan da. Vurulan ses verir, vuran nefes." "Beni bilene 'Gör.' desem; YA ALLAH dedikte yeri midir? Dilden
verse, 'Niyetim körüm müdür?' denir. Caiz olan niyet; yuyan yolunu bulanındır.
'Nasıl?' dendi. Yuyan yolunu bulan, niyete niyaz etmez, hastere niyaz
eder."
"Sebepten sual değil, sorun açılır. Ne var ki
'ALLAH!' diyenin yolu geçilir." "Eğiteyim diyenin öğütü un misali olmalı, su
ile karıldıkta değerini bulmalı. Taş misali olursa, kul başına
gelirse; yorumsuz bilir, sorumsuz kalır, aynada kendini karanlık görür, öylece
korkuda kalır. 'O gün.' yakındır, alay sakindir, niyet hakimdir.

"Günümüz hayır olsun, gönüller yolunu bilsin." dedi YUNUS'um anda geldi. "Cümlenize selam olsun, günün yorumu kulda kalsın. Yeniye yol dileyenle,
geçenden yer soranın yoluna hayır dilensin. 'Denizden gelsen dalgaları
sayarsın, ağacı görsen meyvayı soyarsın, yerden göğe cümleye gönül koyarsın.'
derseniz, 'EYVALLAH!' derim, cümlede aynı sevgiyi görürüm. Göç gidene tatlı,
kalana acıdır. Miyyar yoluna kum serer, kumu su ile karar. Niyaza gelenler,
niyaz ile bulurlar." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Misafir candan, yolum CANAN'dan
olsun. Her duyan gelsin, sesimi alan bilsin. Kayda gerek yok, olana olduğu
gibi uysun."
'YUNUS' denildi, 'sohbete gelse.' diye anıldı. "YUNUS'um yolun düzünde, YUNUS'um kulun gönlünde,
YUNUS'um kendi halimde. Anıldım geldim, sevildim bildim. ALLAH'ım cümleden RAZI
olsun dedim. Katıl karlı geçite, katıl YAR'lı sohbete, katıl cümle hasrete. YAR
ile BİR olalım, YAR'i her gönülde bulalım. DUYAN'dan aldık, sevenden
bildik, uyanı gördük. 'ELHAMDÜLİLLAH.' dedik, cümlede olumlu hali
bulduk. 'Sağ ile sol.' denildi, selamdan soruldu. 'Sağımı gördüm,
solumu duydum.' dersen, gözünden kulağına köprü kurarsın. Öyle oldukta,
kötü nerede? Nede ararsın? Sağ ile solda kainatın temeli vardır. Denmesin,
'Kainat ne kadar dardır.' Darlık, bilmeyendedir, genişlik silmeyendedir.
ALLAH'ım cümleden RAZI olsun, her selam veren kainatı bulsun."

"Balı kovandan alırsan, serini
sarandan koru." "Anılandan
olayım, silinenden değil; sevilenden geleyim sanılandan değil.
Dayandığın dal YÜCE'dir, beğendiğin hal nicedir? 'YUNUS'um!'
dersin, halini silersin, olayları bölersin; anda uyanır, 'YÂR!' der dönersin.
Ne haldir? Yolumuz yolunuz oldu. Haliniz uysun, yeniyi gönlünüz duysun. Güzellik,
bildiğine uymaktır."

"Yaprağı saysan, darıyı soysan, hesabta kim bulur? Saysan
saymasan, darıya yaprak koymasan, ağacı enine de boyuna da dolansan;
dağınık olanı bulamazsın, hesabına giremezsin. Onun için, yaprağı
dalında, deryayı halinde bırakalım. ALLAH'ıma emanet olunuz, eli elde biliniz.
Adım ile geldim, elimi verdim. Bilenden görenden, adımı her an anandandır.
ALLAH'ım RAZI olsun."

"Sözüm sazıma denk, sazım gönlüme ahenk. Ne telinde, ne
belinde eğriye yer yok. Gönlümde TANRI'dan gayrıya yer yok." YUNUS'um
söz diler, 'Söz.' dese, ÖZ'ü güler."Gayrette aradık, sohbette bulduk,
AŞKI'na cümle ile düştük. Nazlandık, yollandık, her dileyenle
hallendik. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun, güne gelişinizi cümle gönüller
kutlasın."

“Dalda elma,
halde olma güzeldir. CAN’da oyun
bilinmez,
CANAN’da düzen bozulmaz.
Koyun ile kuzuya
nimetinden sorarsan,
‘Çayır güzel.’ der;
balıktan
sorsan,
‘Derya güzel.’ der.
Her yaratılan, yaratıldığı ortamda
değerini alır.”
“Sevenden toz
gelmez,
sövenden az gelmez.” dedi
YUNUS'um sözü aldı:
“ ‘Senden yolu
soracağım,
her kulunu saracağım.’ diyene de ki;
‘Elimi
vereyim,
senin ile bir olayım. Şahit beklemem,
duman
eklemem,
bilenden saklamam.
Yerim dar değil,
sesim zorda
değil.’ de
kayguyu gönlünden uzak tut.
‘Güleni
severim,
gülmeyene gönül koyarım.’ diyenin,
yumuşak yoldan
nasibi olmaz.
Ağacın bol olmadığı yerde
rahmet gür
gelmez.
‘Tarayalım-arayalım,
yorumu öyle bulalım.’
denirse,
kalıp çekmiş olursunuz.
Saz ile sözde ahenk
olmalı,
gönül ile gözde birbirini bulmalı.
‘Miyyar nerde, kimde?’
diye sorarsan,
unutma her kul kendinden sorumlu.
Ne dağın
eteğinde,
ne baca tüteğinde duman izi kalmaz,
çünkü
kendine almaz.
‘Dağın eteğinde elbet olmaz.’
denilir,
’Baca tüteğinde duman kalır mı?’
Alır aldığını,
anında verir.
‘Vermek güzel değil mi?’ dendi.
Dumandan
aldığı değil,
kendinden uzaklaştırıldığıdır
güzel.
Kuyuyu alsan,
dumanı içine versen atamaz.
Onun için baca
misali,
aldığınızı anında verin.
Doğuşu yeddine
değil,
adandan sorunuz.
Gerektiği için değil,
oluştuğu için kul aldığına uyar.
ALLAH’ıma emanet
olunuz,
sahip olduğunuz güzelliğinize uyunuz.”

"BEKTAŞ denir anılır, sahil yolu dolanılır. Ne yüzen, ne gezen
şaşırır. Boyum yerden yücede, gönlüm gelen ecede. YUNUS oldum
anıldım, söylenen her hecede. Gece gündüz demedim, yola taşı komadım, iyi
kötü yormadım. Güzeli ayrı, çirkini ayrı sarmadım. BİR oldum, BİR
bildim, cümlede BİR'i buldum. Sardım sarasıya, sevdim ölesiye, cümle ile
bir olasıya, kainat ile dolasıya." "Yolda taş, kulda baş oldukta, başa akıl koydukta; taşı
çekmek kolaylı, sözü verme dolaylı." dedi, YUNUS'um söze girdi. "Açan gülde renk aldım, akan suda yüzüm gördüm, her geçene gülsem dedim. Kimi
deli dedi başını çevirdi, kimi VELİ dedi sırtımı sıvadı" "YUNUS'um. Yerimi sorarlar, beni toprakta ararlar, bilenler gönülden sararlar.
Yedik aldığınca, sevdik öldüğünce. 'Dünya han.' dedik, hancıyı
aradık. Hancıda selamet var sandık. Selamet, ne handa ne hancıda. Selamet,
yolunu bilen yolcuda." "Yol bizden, hal bizden, çağırı YÜCE'den. Her kul
kurtulur geceden."
Ay
diye geldi, yay diye gerdi, YUNUS'um söze girdi:"Her arayan sordu,
bilmeyen bilenden aldı. Öyle oldukta, bilen bilmeyenle buldu. Sözde hata yok.
'Gelsem mi?' diyene de ki: İZİN YÜCE'de, sorulmaz gecede, her olan
gönülde. 'Yandım yanasıya, sevdim ölesiye.' diyene de ki: Yanandan aldın mı,
seveni bildin mi, bildiğini gördün mü, gördüğüne uydun mu? Yeniye yol
aldık, yolda yolcular gördük, cümlesine el verdik. 'EYVALLAH.' diyelim, her
geleni bilelim." "Dayansam dalın gücüne, uyansam günün geçine. Görsem
bilsem, bilene uysam diyenle beraberim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Görgüye düşen, yolunu gönlü ile aşandır.
Vergiyi bilelim, cümle ile paylaşalım. 'Vazifem nedir?' diyenin sorusu,
dünyaya gelir dünyaya verir denilendedir. 'Dünyadan maksat nedir?' diyene de
ki: Dünya handır, VEREN hancı, soran yolcu. Ne var ki, 'Varan kimdir?' dersen,
yolunu bulan yolcu. 'Bulmayan olur mu?'dendi. Elbet olmaz. Ne var ki, yolun
kısası uzunu vardır. Bilenin bilmeyene verdiği yolundaki kârdır. 'Sahip
olduğum benden mi?' diyene de ki: Sahip olduğun sadece gönlündür.
Gür akan çeşmede su çabuk dolar, yuyan yuğduğuna öylece bakar.
Görür ki, aldığı gibi vermiş, aldığını anında iletmiş.
Sözümüz öyledir, vazifeyi alan böyledir. Selam olsun dedik, selamımız
vazifelilere ilettik. Sorana sormayana, adımız anmayana dahi sevgimizden
sunduk." YUNUS'um söz diler,
söz ile ÖZ'e girer:"Yerim bilseler, beni görseler, sözümden aşarlar
mı, yolumdan koşarlar mı?"

Saz
ile söz ile, YUNUS'um dürdü göz ile:"Gelsem demedim geldim, sohbete
girdim, dalı yaprağı çevirdim, ağacın kökünden sevdim. Kökünden
sevdim, dalına vardım, meyvasını her dileyene verdim. 'Yolum uzun.' diyene
sözüm. Yol ömür boyu gider, gelen giden olanı güder. Ne var ki, güttüğünü
sevginle götür, AŞK'ınla bitir. Daha önce verdik. Sevgi SIFATI'na,
AŞK ZATI'nadır. Yerden aldık, YÜCE verdi dedik. Sevdik sevdik, sevene
sevgimizi sunduk. 'Sevmeyene?' denilir. Seven sevilir. Sevenin sevmiyeni
yoktur." "Yaprağı toprağa
şahit mi diyeyim? Toprakta suya eğit mi diyeyim? Eğittiğini
öğüt mü diyeyim? Demeye ne hacet, bekleyim göreyim, gördükçe seveyim,
sevdikçe yayılayım. Sevgi yayılır, kimsede kalmaz. Yeni denilen odur; sevgiye
dönüştür. Daha önce verdik. Deryayı sadece dalgalar temizler. Dalga
büyük olduğu nispette çöpünü kenara atar. Günün olayları da öyledir.
Aynayı ele aldık mı, sade kendi yüzümüze bakarsak darda kalırız. Elden ele
tutarsak, yerden alır YÜCE'den veririz. 'Ne demek?' dendi. Yerden alınan nedir?
Gördüğün. YÜCE'den verdiğin nedir? Uyduğun. Uyduk
vereceğiz, kainata sevgi ile ağımızı öreceğiz. 'Aç.' denilen,
yerini bilmeyen midir? Asla. Her kulun yeri vardır. Yerini bilen, yolum budur
diyen, bilmeyene el verendir. Vermediyse, yerini darda görsün. Çiğdem
rengine, gül dengine anılır. Ne var ki, her çiçek yerinde güzeldir. Kul
sevgisini verebiliyorsa özeldir." "Ne dağılandan, ne eğilenden olalım, her birimiz öbürü
ile dolalım. Yeğdir bilene az aşı, yoklukta bulur taşı. Taş
ile öğütür, vura vura eritir." Selam
ile geldi YUNUS'um söze girdi: "Verdiği cümleye." dedi. "YAR'dan dedim, YAR'dan verdim, can diye bağırdım, CANAN diye sarıldım.
Sanılmasın yoruldum. Ne eğri gördüm, ne doğrudan şaşana
uydum. 'Doğrudan şaşan kimdir?' denilirse, dumandan
arınmayandır. Eğlen, geldi isen; öğren, doğdu isen. Nimet
ondadır. Aldığını bil, gölgede dumanı sil. Güneşi o zaman göreceksin.
Kar da olsan, buz da olsan eriyeceksin. Kul kendini su bilirse, kar buz hali
donukluktur elbet. Ne var ki, aslı yine sudur. Onun için, güneşe dönelim
eriyelim, akar suya katılalım ki deryaya varalım."
"Güzellik; el ele olanda, cümleyi sevendedir. Gönül ile aldım, güzel ile
buldum." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Çam dalına diken deme, acı dediğin aşı yeme, sorduğun yerde
durma, yalan diyenle helva karma! 'YUNUS adına geldim, adında sözünü bildim.'
diyene üç sözüm var. Yanında olana. Darda olanı gördün, eline güğüm
verdin. Unut onu! Serde olana uydun, yumuşak yola girdin, dönme;
çağıranda, duyandan olma! 'Duyan, nedir?' denilir. Yoluna uymayanı, duyma!
Yeniye yol açan, yerinde sözü bilene de ki: 'Duyan değilim,
dayandığım YÜCE'dir.' Söze söz katma, yoruma geleni dağıtma; aydına
yol aldın, karanlığı unutma! Elbet geçer karanlık. Niyetten alınan, söz ile bağlanan; günde yorulur, gelen günde karılır.
Gedik açılacak! 'Karanlık olanın yargısı, nasıl açılır kaygusu?' denilir.
Karanlıkta olana de ki: 'MEYDAN açılacak, konu deşilecek, gelen güne
şaşılacak.' " "Sözde ÖZ'de bulalım, dizde izde
silelim. Dağdan aşan, yoldan koşan, seninle midir? Elbet!
Şüpheni silesin! 'Doğduğum gün' dedikte, dünyaya gözünü açtıkta,
gördüğün; ne yoldur, ne hal. Kainatı bildikte, çirkini güzeli bir ettikte,
'Doğuşum odur!' derim. Güzel nedir, çirkin kimdir? Gelenin yorumu,
bağlamaz kolumu. YUYAN nedir bilirsin, duman neden sorarsın?
Doğuşu bildi isen, nasıl güzel çirkin ararsın? Gerçeği bulalım,
hataları silelim, hep güzeli görelim. 'Olaylara rağmen mi?' dendi. Daha
önce verdik; denizin dalgaları güzel gelmese de özelliği vardır, kendi
kendini temizler. Olaylar budur. Dağdan taştan akıp gelen, çöpünü de
temizler. Kar denilir, buz sanılır, dağlar dahi öyle yıkanır. Denen,
zahmet olan, RAHMET'tir. 'Geleni
gideni almazsam, olanı biteni sormazsam, olacağa gönül koymazsam; yolumu
nasıl bulurum?' dersin. Elbet soracaksın, ne var ki bal ile biberi karmayasın,
'Güzel mi, çirkin mi?' sormayasın! Her yaratılan güzeldir, hatalı olsa bile.
'Huyun çirkini?' dendi: Öyle oldukta, söze söz katmayız, elde olanı
dilemeyene atmayız, 'Almam!' dediğini satmayız, öyle olduğu zaman
huyun çirkinine dahi bakmayız. Düzelir
dediğimiz yerde düzelen, sadece HAKK'a yönelendir. Yönelmeyene; ne söz
gerekir, ne koz, ALLAH'ıma havale edilir. Genişlik görülecek. Diliniz döndüğünce, gönlünüz yettiğince
söyleyiniz, seviniz! Yayılacak, dayanışma gerçek yüzünü gösterecek. Doyumsuzluk, uyumsuzluktan gelir, kumun olduğu yerde elbet kuma gömülür.
Onun için, BİR'liğe uyalım, kum misali dağılanı toplayalım! 'Görgü kimde?' derseniz: dolanda,
bilende, sevendedir. Kuru ağaç yakılır, kuru yaprak dökülür, toprağı
RAHMETİ yağdıkta ekilir. Bekleyiniz olacak, güzel, güç olanı
yıkayacak. 'Güzel, güç olanı nasıl yıkar?' dendi. Güzel olan, BİR'liği
bulandır; BİR'liği bulan, cemiyete uyandır; uydu ise sevendir; seven,
güzeldir; güzel çirkini yok eder. 'Gününü karanlık geçirir.' denilene, de ki:
'Gün doğacak, saydığı gün gelecek. Gücünü aşmaz, yanılıp
şaşmaz, yemediği aşa el uzatmaz, olanı olmayanla aldatmaz.
Elbet aşacak, gelecek konuşacak. Yanında olana. Selamım ona olsun,
senden iletilsin." dedi, YUNUS'um selamladı.

"Geldik yaz ile, dedik saz ile, güldük haz ile." dedi, YUNUS'um geldi: "Suların aktığı yerde, ERENLER'in baktığı yerde güzellik gelişir.
Gelişmek oluşmaktır, cümle ile buluşmaktır, buluşup
söyleşmektir. Söyleşen halleşen, yolun gidişinde
birleşendir. Birlik bilenindir. Yokluk, bilenden bilmeyene gelmez. Çokluk,
bilmeyene vermez. Doğuşu günde bilelim. Verdiğimiz günden bu
güne sayalım. 'Geldi isek, dünyaya doyalım.' denilmesin. Dünya, ne doyasıya, ne
kalasıya. Olaydan kaygu alan, yazıya söz dileyendir. Yazılan görülür. Duyan,
sesi aldığı yerde bilir. Aslında yazıldığı yerdedir. 'YAR!' diye diye
coştum. 'ALLAH'ım.' dedim, cümle ile taştım. 'Nasıl cümle ile
taşılır?' denilmesin.'YUNUS' deyip anılanda, sözümü almayı dileyende cümle
bir olmaz mı? YUNUS çağrıya gelmez mi? Gönüllerde kendini bulmaz mı?
Bulduğu yerde coşmaz mı? YUNUS oldum olalı, dünya bağı göreli,
AŞK çağını öreli, geldim buldum sizleri. Olduk olasıya, sevdik
ölesiye. Bulanı bulmayanı, ananı anmayanı gönülle sardık, güzel çirkin denileni
kardık, cümleyi bir hamurda gördük. Selam cümlenize. Yüz ile diz ile dağda
ovada durduk, esen yele sorduk: 'Seveni gördün mü? Andığı yerde buldun
mu?' "

" 'Selvi.' denilir, yoldan görülür, adım anılır, YUNUS bilinir. 'Bilmedik.'
diyene de ki: YUNUS'u bilmek değil, yolunu bilmek gereklidir. Ayda
bildiğine değil, gördüğüne uyarsın. Seste duyduğuna
uyarsın. Her olaya olduğu yerde bakarsın. 'YUNUS'u andım.' dediğin,
adına beyit kurduğun mudur? Yoksa yoluna niyet kurduğun mudur? Güzel,
ne güzelsin dersem, olayı
anlatırım. Yarattığına bakarsam, dolayı anlatırım. Elbet birbirine bakar,
ateş olsa gönülde çerağ yakar. 'Ateş olsa nedir?' dendi. Her
bakan ne görür? Her gören ne bulur? Her bulan nerde uyar? Her uyan nerde doyar?
Elbet, zincir misali halkalar birbirini bulacak. YAR gönülde oldukta, seven
yolu buldukta birlik yerini bulur. Her bulan bulmayanı arar. Arayan, aramayan
sözünü HAKK'a bağlamayan, yine de bulur. Gün gelir ÖZ'e döner. ÖZ söz ile
bir oldukta verenden olur. Yanılma yok. Söz ile uymayanın ÖZ'ünde hata
aramayalım. Hata görgüde kalır." "Oluştuk buluştuk ELHAMDÜRİLLAH." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Dağ üstüne çıkasın, ağacını dikesin, nehre çubuk atasın, gittiği
yere bakasın. Göreceğin nedir? Alacağın RAHMET, bulacağın sebep.
Yanılma yok. Dağda ağaç dikersen, rahmetine erersin. Nehre çubuk
atarsan, gittiği yere bakarsan; sebepleri ararsın, olayları tararsın,
öylece olursun, aradığını bulursun. Hiç bir zahmet, rahmetsiz kalmaz,
'ALLAH'ım!' diyen yanlız olmaz. Geldik döneceğiz, 'Ne güzel gün.'
diyeceğiz. Rahmeti bulduk, halimize şükredeceğiz. Daha önce
verdik. Gezelim görelim, gördüklerimiz ile bir olalım, birliği öyle
kuralım. Yerimiz bilinse, toprağı karılsa, duyandan mı olunur, uyandan mı
bilinir? Olduğumuz gibi bilinelim, bilindiğimiz gibi sevilelim.
Sevdik diye sevinelim. Çünkü her sevilen SEVGİLİ'dendir. Olduğu
gibi alalım, nesilde hata aramayalım. Hata aradığımızda, kimseyi
yargılamayalım. Yargı ALLAH'ıma mahsusustur. YAZAN O'dur, yozan O'ndandır.
Cümlenize selam." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Dal ile, hal ile, geldim
güne yol ile." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kor olsa, ocakta görse; rengine değil dengine bakar, düzene sahib çıkar.
Karşımızda olanın karındaşı! Duyana söz, uyana göz gereklidir!"

"Dal üstüne sel durmaz, dağa taşa yel vermez, alan kul halden
kalmaz." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Yağmur
sana bana, kar döne döne oluşur, öylece kul ile rahmet buluşur,
bilenle bilmeyen yarışır, olaya bilinen karışır. 'Yağmura el
tutayım mı, çamura sel katayım mı?' dersem; almayı bilenden miyim, duyana
verenden miyim? Yeşil renge uyayım, gönül ile duyayım, sarıda kalayım,
mavide bulayım, herbirine doyayım, kırmızı ile bulayım." dedi, YUNUS'um
yürüdü.
"Kandile yağ koyalım, kendimize soralım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Girse de, girmese de, verse de vermese de; alan
dilediğini aldı, seven dostunu sardı. 'Sevmeyene ne kaldı?' denmesin.
Sevenin sevmediği olmaz. Açalım DOST'a elimiz, dönelim DOST'a yönümüz,
diyelim 'Uydu konumuz.' Sohbetin tadına, cümlenin adına selam ile geldim,
selamı YAHYA'dan getirdim. Gelene verelim, dost eli bilelim." dedi. (Dost eli h. bey mi?) EYVALLAH.

“ ‘Dost.’ diyerek geldim,
yolcuya elimi verdim.
Dostu dosta
sordum.” dedi
YUNUS'um söze girdi:
“Alacağın güzele
diyeceğini veresin,
‘DOST
ELİ.’ diye
cümleye bağlayasın.
MEVLÂNA’nın dediği,
‘DOST’un
YOLU.’ diye andığıdır.
Doyum odur ki,
uyuma girsin.
Daha
önce verdik,
yaprak ile çiçeği söyledik.
Gülde gonca,
yaprakta
yonca uyumludur.
Seferde diyeceğin,
seherde alacağındır.
Olduğu
gibi güzel.
Döne-döne gelesin,
DOST ELİ’ni alasın,
her
kulunu sevesin,
yoğurt yiyene
bal ile katık veresin.
‘Aşamadığım.’
dediğin gedikte,
kayguyu buldun
geç, ayağa mani
değildir.
Konuk gelecek,
‘Yayan.’ diyecek,
SAHİB’ine
uyacak,
dağınık olan toplanacak. Gerçeği bulan,
çiçeği
yolana sitem eder.
Gerçeğe uymazsa
düzen bozulmaz.
Olan
sadece görgüdedir,
düzeni bozuk görenin yargısındadır.
Elbet kuluna
aklını vermiş,
“KENDİNİ BULSUN.” DEMİŞ,
düzeni
kursun değil,
düzeni bozsun da değil.
Olanı olduğu
gibi görsün,
kendini olanda eğitsin, olan ile öğütsün.
‘Kul.’
denildikte;
kulluğunu bilsin,
kulluğunu eğitsin.
Şahit
aradığında
ÖZ’üne dönsün.”

"Yerimi yerden aldılar, gönlümü yolda gördüler,
sevdiler, sevindiler, gelecek konuktan sordular. Konuk, yeniye yol açar, her
hali ile güzeli seçer, yonca misali sevilir."

“Sinekte kanat,
kelebekte kanat,
kuşta kanat
nedendir?
Biri süsünde,
biri usunda,
biri kaygusunda denenir.”
dedi
YUNUS’um söze girdi: “Doldursam destiyi, sunduğum yeter mi?
AŞK ile
meşke düşenin sohbeti biter mi?
Kolunu ele
almış,
cümleye elini vermiş. Öylesinden şüphe
gelse,
'Elimi tutar mı?’ dese
hata kimdedir?
Elbet şüphe
edende.
Uzun yolun kısası,
demir olsa asası;
doruğunu
bilemez,
yüce dağa varamaz.”
dedi YUNUS’um yürüdü. “Yangın su ile de
toprak ile de söner.
Ne
var ki ilk akla su gelir.”

“Doruğa çıkalım,
dağ yolundan bakalım.”
dedi,
YUNUS'um söze geldi:
“Şarkıya ÖZ’den veren,
toprağı sazda
düren;
dayandığı yörede, güvendiği törede;
ne bulursa
sever,
ne görürse över;
sevgide oluştu mu,
kıymette
buluştu mu.
Doğanın yazısında,
ölenin kazısında; SAHİB’ini
bilen ile bulan vardır.”
YUNUS'um selam dedi.YAHYA sözü aldı,
YUNUS'tan oyun sordu: “Oyundan maksat; çevreyi
sarmak,
çevrede düğüne varmak.” “ ‘Yalın kaldık.’ diyelim, ayaktan
adım bilelim” dedi
YAHYA yürüdü. YUNUS söze girdi: “Gözden ırak olan;
gönülden bağlanır,
‘Yol?’ diye ağlanır.
Kayguyu silelim,
düzeni övelim.
Ayrıya
düşmeden, görünmeyen sevilmeyen olmaz.
Sevilmeden dünya dönmez.
Yazacağız, döndükçe doyacağız,
ak ile karayı sevecek,
beyazı
bulacağız.
Dost sofrası kurulur,
dost helvası karılır.
Açana
verdik, geçeni sevdik.
HAK sevmiş;
Elbet cümlesi ÖZ’üm,
cümlesi
gözüm.
CAN ile CANAN doğuşur,
CAN CANAN’da birleşir.
Saydığım
sever,
sevdiğim sayar;
zincir misali birbirine ekler,
ayrıda
kalanı bekler.
Örüleni gördük,
çevrede bulduk.
Gönülden
oluşturana, dostları buluşturanlara ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik.
Çeşitte
eşitlik olursa,
göze zor gelir. ‘Eşitliğin düzenini
kuralım,
el-ele verelim.’ dendikte
uyum, arayanda kalır.
Mutluluk
ordadır.
Mutluluğa eriniz, kaynağına giriniz,
şah
ile köleyi orda sorunuz.
Ne ayrı görürler,
ne ayrı verirler.
Severler
severler.”
“Oruçta yapının çatısı vardır,
namazda binanın temeli vardır.
Duvarlar sevgiye açılan kapılarla bağlanır.
Doğuştan her
kula özellik verilir.
VARLIĞI’nda eriyelim,
her kulunu O’ndan
diye sarılalım. Oyaya bakarsan,
elden emek bulursun;
aymayı
sorarsan,
ER’den emek alırsın.
Sorduğun
ER’in
yumuşak yolu vardır.
Ne var ki çevresi dardır.
EYVALLAH. DAVUT PEYGAMBER der ki: “Dikenden olalım.
Dikişte düzeni
bulalım,
bedene uyduralım,
uymayanı kaldıralım.” ‘Çevresi darda denilen nedir?’ dendi.
Aymayı bilir,
bileni
bulmaz; bileni bulsa,
alana uymaz;
satıhtan ayrılsa
derinliğine
girse,
gücü yetmez denirse de; yaygın olana uyacak,
kendine uyanı
bulacak, şartlardan uzak kalacak, feraha o zaman kapı açacak.
Gelişten
çok çağrıya uyacak. Davardan yün arayan, yünü tarayan;
elbet kışa hazır olur,
hazırda
kendini bulur.
Sebepsiz hale uymaz,
hal olmadan yol sorulmaz.
Zeytinde yaprak, kestanede toprak vericidir. ‘Nasıl?’ denilir.
Zeytin
yaprağı aldığını
meyvesine iletir;
kestane toprağı,
her
çiçeğin beslenmesi
varlıktan nemalanmasıdır. YUNUS oldum eğildim,
dala geldim dağıldım,
bir
söz ile dolandım, çok söz ile bağlandım. Bağlandım, dünya ile
eğlendim.
Balık kavağa gelse,
kavaktan yere baksa;
göreceği
nedir?
Dozunda artış olsa, olumunu veririz,
sahiline varırız.
YUNUS’un
verdiğine,
helvayı kardığına TABDUK’u şahit olsa,
şahide
soru verse,
her kulun diyeceği kendincedir.
Yorgan örtendir,
ayak
dürten.
Örtenin aslında dürteni falındadır.
Yakınlığı gerçek
bildiğine,
her olaya uyduğuna; gönüller şahit.
Öyle
oldukta yargıya
seni koydukta,
gönlün hoşnut olsun.
Bilgini
örten
vergini dürtene yer verme.
Şahit olanı kuldan seçme,
ALLAH’ım
GÖRÜCÜ’dür, seveni BİLİCİ’dir.
ALLAH’ım RAZI olsun,
sevende
kainatı bilene uydursun.
Olumsuzluk yorumunu,
sana verene dedim.
Doğandan ses
aldıkta, dünyanın özünü görürsün,
sözünü ondan alırsın.
Bildiğini
sepete atma, sedef misali sakla.”

“Yeni’de SEVGİLİ vardır”

"Demet demet çiçek dersem, yoluma durana
versem." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Güzellik ÖZ'ündedir,
sardığı sözündedir. Gedik aşılır, darlık geçilir. GÜNEŞ'in
vergisinde görülen, sahile serpilendir. Kayguyu silelim, olayları bölelim,
bölelim ki sıkıntıyı atalım."
"Sözü alayım, gönle dolayım. AŞIK olayını dedim,
AŞK'ı TABDUK'ta aradım. Dergahta tutmadılar, AŞK'ıma bakmadılar,
derdimi çekmediler. Döndüm dolandım. Her dalda, yaprakta, arıda, çiçekte O'nu
gördüm, kainatı AŞKI ile ördüm, o zaman gördüğümü kendim çözdüm.
'Çözdüğün nedir?' dersen, kendimi buldum. Gedik, O'na yöneldikte açılır.
YUNUS'um seninle, yalnızlık niye? Mana ile dolarsan, maddeyi silersin. 'Uyanı
bulacaksın, el ele vereceksin.' dedik, daha önce verdik. Sabırda selamet
görülür, helva bal ile karılır. ALLAH'ıma emanet olunuz, ALLAH'a
ısmarladık."
“Yerimiz bellidir,
şelale misali veririz.
Günde
gelenlerde
akanı görürüz.
Gelen gideni eyler,
bilen bulanı
sağlar.
Gördüğüm ne yüce dağlar,
övdüğüm ne
büyük ovalar.”
“Adım ile geldim sevdim,
seven ile bir oldum.
Danıştığın
deneyde
konuya gönülden katıldım.”
YUNUS’um söze geldi,
gayrette
dize geldi,
dersen ki bize geldi,
ayırmadı cümlenize geldi.
“Dertli dertliyi arar,
dertsiz sofrayı kurar.
Dertli
dertsiz bir olur,
sofrada sohbeti bulur.
Verilen vazifede özellik
vardır.
Gönül ile gezdin,
dilediğin yönü aştın.
ALLAH’ıma
emanet olasın,
dilediğin yönde
vazifende mutluluğa eresin.
‘Vazifem nedir?’ dendi. Öğütenden olasın
değirmen misali,
suyu
devredesin.
Dairede noktayı bulan,
nasıl ki eşitte kalır;
çember
misali sarsın,
dağıtana eğitene yardımcı olsun.
EYVALLAH.”
“Döne döne geleyim,
seve seve bileyim.”
dedi
YUNUS’um geldi:
“Gözde nur,
halde PIR bilinir.
Soğan
kırdığı günde
ekmeğe katık olur.
Yediğine
şükreden,
yemeyene hayır diler.
Olumluluğu ordan bilinir.
Yedin,
düşünmedi isen,
gelenden şikayetçi olmak
reva
değildir.
Sevgide, söz ile değil ÖZ ile
bağlantı gereklidir.
Seven sevdiğinde, sözü değil ÖZ’ü arar,
vergisince
CAN’ından katar.
Sevgi doyasıyadır, AŞK ölesiye. ‘Yaprak izinsiz
düşer mi?’ denir.
Elbet düşmez.
Ne var ki, düştüğü
boşa değildir.
Köküne hizmette.
Almayı dilediğin
hizmette, kayıtsız kalamazsın,
düzenden uzak duramazsın. ‘Madde kısıtlı
mı?’ dersen, olmasa da gerektiği günde ayrılamazsın. Çok ile azdan kaygu
duyarsan,
ortada kal, geçici olana dönme. Ağacın kökünde, düzenden ayrı kalan yok.
Dalını
ayırmışlar,
ayrı toprağa koymuşlar.
Ağacın
gerçeği bölünmez.
Ne var ki başka toprakta
aynı
ağaçtan aynı meyva alınacaktır.
Umduğumuz değil andığımız
olsa,
gayrete yer var mı?”
"Sayfalar dönüşür, dostluklar oluşur, cümle ile buluşur." dedi, YUNUS'um söz diledi: "Giden ile gelenden, sohbete naz ile gülenden yerimiz sorduk, serimiz sohbette
verdik, verenin yolunda eğildik. Gömlek giyenin, yemeni yürüyenindir, dost
sevenindir. Dostlukta vefa, derdest olanda sefa görülür. Can ile CANAN gönülden
halleşir, sevenler yolunu belleşir. Giden gelen olaydım, her sorana
duraydım; yolum uzar giderdi, çoban davar güderdi. Çobana dur diyemem. Dost
olduk, dost geldik, 'Selam cümleye.' dedik. Alanın sözünde, YUVA'nın özünde
genişliğe yol vardır. 'Dört yaprak.' dedik, daha önce verdik.
Yaprağımız oluşur, cümle dostlar buluşur. El ele verilsin,
sohbetimiz derilsin. Doğuşun oluşu, kulun kendi bünyesindeki
kıymeti ile açılır. Halde görülen, kâl ile verilen odur. 'HAY.' denildikte,
selama verelim. SIFATI'nda olumu kulunda görelim. Doğuşu verdim,
oluşa doğuşu.

"Geçici olanı değil yerini bileni aldık, YOĞURAN'a hamuru sorduk." dedi, YUNUS'um söze
girdi. "Ağacın dalındayız, güzelin halindeyiz. Gecemiz bilinir. Yolunda yönündeyiz
ELHAMDÜLİLLAH." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Giden gelen olurum, gelenleri bulurum, sevenden SEVGİLİ'ye selamı
iletirim."

"Yoldan geldim bilene, güzel hale uyana." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'Yamayı düreyim mi, eğriyi açayım mı, dumandan kaçayım mı?' diyene de
ki: Bildiğine uyasın, güzelliğe doyasın, her olanı yazılana sayasın.
Selam ile geldik, gölgeyi sildik. Çölde güneşe kalan, güneşten
ışık alan; sorgusunu elbet çölden alır, aldığı yerde bulur. YAZAN'ın
yazdığı gibi gelişir, kulunun çözdüğü gibi değil. 'Açılana
bakalım, eldeki suyu göle dökelim.' diyene sözüm: Göl kendini besler. Eldeki su
sende kalsın, dileyen dilediği yerden alsın. Suyunun verdiğine, olaya
güldüğüne şahit arama. Genişlikte görüleni ayrıya yorma. Sebep
arayan, sepete su doldurana benzer. Elbet her olayın sebebi vardır. Ne var ki,
kulun görüş ölçüsü çözmede dardır. Var olana varlığımız, yar olana
sevgimiz ölçüdür. Dünyanın oluşunda, her kulun alışında sebep mevcut
ise de; olduğu gibi alalım, bildiğimiz kadar uyalım. Can destiye
girmez. YAR diyelim, sohbeti öyle yolda bilelim."
"Meyden gelen, yerden gelene uymaz. Niyazını yapan
şüpheye düşmez. Kadehe konulan içilecek; ne var ki zorlu köprü
geçilecek. Daha önce verdik. Yavrunun yüzünde, güzelin sözünde uyum olacak,
güzel güzeli bulacak, yuyanın yardımına gelecek. Kaygu silinsin. Nokta koymadan
söz bitmez, yaprak yazılmadan yere düşmez."
"Kanat ile gelmedik, yuyan olduk bilmedik." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Gör görebildiğince, gez durabildiğince, ver kurabildiğince.
'Yeter.' diyen olmaz, suya gelen kalmaz. Suyun vergisi değişenden
değildir."

"Sergiye varalım,
desteği kuralım." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Yapıtta yerçekimi sayılır, ölçüde o devreye uyulur. Eğer düzen görülmezse,
kaide gerçeğe döndürülür. 'Yapıtta yerçekimi nedir?' denildi: Yemiyen,
yediğini bilmiyendir; öyle oldukta düzen bozulur. Yapıttan maksat, kulun
bedenidir; yerçekimi, yaşantı düzensizliği. Kuzuya et verirsen yemez,
çünkü yapıtına uymaz. Yediğini var sayarsak, yerçekimine aykırıdır. Kulun
yapıtı da, düzene uyar. 'Düşümde gördüğüm?' dersen, gününü karaya
bağlarsan; yerçekimine aykırı gelir. Daha önce verdik; 'Genişlik,
kulun yolu olsun!' dedik. Ne korku, ne yargı; kulunun ömrünü uzatmaz da,
kısaltmaz da. Mendil
alsam elime, yolda baksam yönüme, sorar mıyım kuluna; 'Yolumda mıyım?'
Konuda, ağaç misali yorum vardır. Fidan diktim suyunu verdim; ağacım
tutar mı, yaprağı artar mı, meyveyi tatar mı? Sen fidanını dikti isen,
tutar. ALLAH'ına havale et, 'Tutmadı?' dersen başka fidan ek. O da yetmezse,
bir daha dik! Hepsi tutarsa daha güzeldir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Duyanı uyanı, birbirinden ayırmayınız; seveni
sevemiyeni, gönülden dahi yargılamayınız! Yargı, YARATAN'ındır! Dersin seyri,
düzendendir; hurma ağacı gezendendir, yaprağının düzeni çözendedir.
'Nasıl?' denildi: Bilinir, hurmanın dalı yoktur; bedeni yaprağı
güçlendirir; gövde ve yaprak ayrı değildir; dalı aradan çıkarmıştır.
İşte, çözüm ordadır. Kayıt, YUVA'mızda verilir; her sohbet düzene
uyularak açılır; her sayfada ayrı değil, bütün düzen verilir. Hurma
misali, her dal gövdeyi besler de, yeri ayrı mütalaa edilemez! ALLAH'a ısmarladık. ÇAKIR'ın
sorusunun cevabıdır. Hurma ağacını verdik, ÇAKIR'a söyledik, YUVA'da
verileni dedik, düzenden vazifeli saydık. Yoğun çalışma düzenine
girsin. 'Yetmez mi?' denilir: Dağ dağa yol verse, vadide su
görülür; kaynaktan açılan, nehirde düğümlenir."

“Doğru bildim yol aldım, eğride pürüz gördüm.”
dedi, YUNUS'um söze girdi: “Serçe kargayı görse, karganın sesini övse; ‘Yanılandan.’
dersiniz,
yanılgıya düşersiniz. Serçenin görgüsünde, güzellik duygusunda.
Aramasa bulamazdı, sevmese övemezdi.” dedi YUNUS'um yürüdü.

YUNUS'um söz diledi: "Söz ile hale uyanı yargıda
görene seymen oldun geldin, yargıyı yola koydun." dedi, selamladı.

"Dost ile dostluk kulun halidir, zor ile dostluk
ER'in halidir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Derdest olalım, sohbetleri gün gün kuralım, kuran ile bir olalım, birlikte
suyun akışını görelim." dedi, sözü MERYEM'e verdi: "MEVLÂNA yolun hancısı olsa, alanlar gelip geçse; sözümüz rüzgar alıp götürürdü,
YUNUS'u ağaç köküne yatırırdı. Verişimiz, hancı yolcu misali
değil. Derman dileyenin, 'Yolum nerden?' diyenin, sohbette AŞKI'nı
dile getirenin buluştuğu halleştiği sohbet sofrasıdır. Öyle
mi, böyle mi diyenlerde dahi, sorudan soruya geçirir, doğruyu buldurur. Es
diyelim rüzgara, eğlen her dala sevgimizi söyleyelim, geçtiği yerlere
selam gönderelim. Belki bileni bulur, kulağında selamımız kalır. Nasıl ki
konuk gelen, geldiği gibi dönen kullarında sesimizin izi vardır, her
selamda RESULÜ'nün Sözü vardır."
“Sevgi
bölünmez,
yoruma ‘Güzel-çirkin.’ diye
düşülmez.” dedi,
YUNUS’um söze girdi:
“Sahipsiz tarla
olmaz,
bakımsız tarla vermez,
yaprak düştüğü yeri
yormaz.
Yarım yapı örtü almaz,
yarım sevgi ölçü vermez.
Olum
yapıya ortak olsun,
seyrinde hatalar silinsin. ‘Hatalar nedir?’ denirse,
‘Denedim sevmedim,
gördüm bilmedim,
gerçeğe uymadım.’ dediğin,
yanlışa
götüren yoldur.
Kulu sevdiren, haldir. ‘Toprağı sever misin?’
dersem, ‘Çamurlu toprağı sevmem.’
diyeceğin açıktır. Sözüm; toprak çamur olmazsa,
kul
toprağı bellemezse; ekini alamazsın,
buğdayı saramazsın.
Sev
toprak çamur olsa da,
sev kupkuru kalsa da,
sev zararlı bitki verse
de.
Toprak dileneni verir. Zararlı denilen bitkiden,
bilinmedik
şifa gelir.
YUNUS’um yola durdu,
yolda geleni sordu.
Doğuşun denenmezse, oluşun kınanmaz.
‘Alamam, yerimi bulamam.’ dediğin olayda, ‘Açılan kapıyı görsen.’
derim.
Sevmeyi dene, yaprak düşse de; sevmeyi dene,
ateş
yaksa da.” dedi,
YUNUS’um yürüdü.

"Doymam.' desem, aşı yanlız başına yesem; olumsuz
denir diye, yuvama eş, soframa arkadaş aldım. Yumuşak yastık
diledim, gün geldi başı taşa koydum. Ne yumuşaktan sevindim, ne
sertte yerindim. Almayı dilenen, elbet verilir; ne var ki, sadece AŞK ile
örülür. Cennet denen yerdedir, Cehennem dayanılandadır,
dayanabildiğin kadar Cehennemdir. Elbet ondan ötesi cennet! Ayak götürür,
el eli tutturur. AŞK bülbülü öttürür, meşk sohbeti açtırır. Sohbet,
Cehennemin bittiği yerdedir! Gölgede bekleyen, yolunu uzatır! Güneşte
yürüyen, yoluna tez varır! Madde ile mana! 'Dolu dizgin gideyim, yolum nedir
bileyim.' denilende, sabırdan yer alınmadığı görülür. Aslında kulun dilese
dilemese, yazıya uyacağı, olanı olduğu gibi alacağı bilinir; ne
var ki, dilden şikayet dökülür. 'Şikayette yarar mı zarar mı vardır?'
derseniz, yararı da zararı da kulunadır. Olacağı olduğu gibi bilen,
hem kendine hem de etrafına huzur verir. 'Mendili aldım, yaprağı sildim.'
dersin; yaprağı sen silemezsin! Yeni'ye
yol açtık, her yoldan yoruma geçtik. ALLAH'ım hayır olmayanı vermez! Kul,
yazılmayanı dermez! 'Aradığım gelse idi, kaderimde olsa idi.' deme!
Çünkü kulun yazısı değişmez! Değişenin elinde
olacağını düşündü isen, hangi gün yolunu kendin çizdin? Her olayda
plan kurdun, neticede aksini gördün; olanda kendi planını mı buldun? Cenk,
kazanan için zaferdir. Her cenge giren kazanmak için girer, olmadık olay düzeni
bozar. Demek plan kulun gücünde değil. Olaylar yazılıdır, kaderde
kazılıdır. Ne durdurabilirsin, ne değiştirebilirsin. En güzeli,
'ALLAH'ım SANA havale ettim!' dediğinde görülür. "YUNUS'um. Çevreyi saralım, her kulunu görelim. Kimde ne var. Dertte yardım
dileyen. Kelam et!"
"Soyunmayı bilene, arınmakta selameti görene yardımcı
olalım." dedi, YUNUS'um yola kattı. "Dar çerçeve yoğurur,
yumuşak kulunu kayırır; 'Selam sana!' diyene, selamını gönderir. Sabah
akşam yaprağı yesin, 'Şükür ALLAH'ım!' desin. Çağı geldi
geçirir, bol su aldı taşırır,
HAK YOLU'na düşürür."

"Satır satır yazılır, yaprak yaprak açılır, oyun öyle seçilir. Yayan gittim
durmadım, ipi ağaca vurmadım, dolu destiyi dökmedim." dedi, YUNUS'um
yoldan verdi.
“Hayırda selamet
görelim, ‘Sevabımız gür olsun.’ diyelim, dedi YUNUS’um sözü aldı: “Şakide suç
arayan, sakiden şarabı soran; ‘Tedbire halden girdim.’ der, yerinenden
olur. Yerinmekten maksat, şakide suç aramaktır. Suç aramayı dilersek,
sadece kendimize dönelim. Hatalarımızdan, sevaplarımızdan, gönlümüzde muhasebe
kuralım. ‘Hata sende sevap bende.’ dersek, olayın yargısına düşmüş
oluruz.” dedi YUNUS’um selamladı. “Kor olalım
yanalım, ‘Kar.’ diyelim donalım. her hal güzeli görelim. Sevelim sevilelim,
‘Sevgide selamet.’ diyelim. Katı somun yemezsen, hal hatırı sormazsan; kimden
kime kim verir, senden bana kim gelir? Cemiyet sözü sana bağlamazsa,
senden doğruyu bulmazsa; yolunu düze çevir.” dedi YUNUS’um sözü aldı: “Yolum eğriden
mi?’ denmesin. Sana düz gelen elbet doğrudur. Ne var ki ayrı gören de
O’nun kuludur. Yolunu çevirir, hatalı olana buldurur. Saz ile söz ile, dünyayı
bildik koz ile. Kozu ele almadan, yolu düzde bulmadan; yürümeyen kuludur. Sende
olan onda yok mu? HAK’tan gelen HAKK’ı bilen sevendir. Ne var ki cümlesi
sevilendir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.” dedi YUNUS’um yürüdü. “Saçın teli
sayılır, AŞK gönüle yayılır, kul birlikte ayılır. Ayılandan olalım,
AŞK’ı söze değil gönle akıtalım. ALLAH’a ısmarladık.” “Yemiş daldan
düşer mi, tavuk toprağı eşer mi? Sormaya ne hacet, hem
düşer hem eşer.” dedi YUNUS’um söze geldi, MERYEM selamın verdi: “Kavga sebepsiz
olmaz, hasım yargısız kalmaz. Anında ikisi de birbirini sevmez. Ne var ki araya girenin; vergisi gür ise,
sevgisi hür ise; hasım olanı ayırır, yün misali eğirir, yumağını
eline verir, örgüde birbirine denk getirir, sevgi birliği kurdurur. Zaman
geçicidir, kul elbet göçücüdür. Dünya halinde alıcı-verici olursa, vardığında
en güzeli bulucudur. Söz sepetten değil, sebepten verilir. Güzel ile dil güzel ile hal verilir. Sebepler ALLAH’ımın SIRRI’dır.
Sözümüzde gerçek, yaprak yaprak verilir, kulunun niyetine bağlanır. Oltayı
balık alayım diye atarsın, nasibinde olanı tutarsın. Çünkü bildiğince değil uyduğunca adım atarsın. Çevre sarmıyor ise, çehrenin
hatası değildir. Gelişimiz verişimiz cümleyedir. ‘Denenmiş
olsa, bilene verse.’ denilmesin. Bilenin bildiği, okuduğu yerdedir;
sevenin verdiği, dokuduğu yerdedir. ‘Duydum.’ dediği, niyazına
gelendir; ‘Gördüğüm.’ dediği, sohbetine girendir. Öyle oldukta,
kainata serendir.”
"Yoğurt yiyenin kaşığına büyük dersen, yoğurdu parmak ile
yalarsın." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'Yoğurt yiyen kim, kaşığı gören kim?' denir. Yoğurt yiyen;
yapıya uyandır, ne var ki günün olayına soluk renk veren. 'Gideyim' diyen.
'Düğüm çözülsün, açık konuşulsun!' dedik, daha önce verdik. ALLAH'ıma
havale edilen her olay, düzende yerini bulur. Kuşku; sevgiyi siler, huzuru
böler. Yorumda yerini bulamayan, sorundan nasibi olmayandır. 'Hata
kimde?' denilirse; hatalar bölüşüldük te çözüme girer. Hataya talib
olmıyan, her hal ile huzurdan uzak kalır. Sahifeler okuna-okuna bellenir, ancak
öyle aynı hatadan uzak kalınır. (
) Şekilde değil hata, ruhtadır. Genişliğe yol açalım, geçitten öyle geçelim,
'Hayır yoldur!' diyelim seçelim! 'Miyyar olmadan verdim.' diyendedir, 'Sevgide
ölçü buldum.' diyendedir. Gedik açılır, MEYDAN'a geçilir. Müsterih olasınız!
Daha önce dedik; ALLAH'ım O'ndan geleni bilenledir!' "
"Doğan güneş oldurur,
yakan güneş soldurur, duyan kula bildirir, her gününü saydırır. Deynek
yolu buldurur, maksadına erdirir. 'Yoğurt yedim, güzel dedim, yorumu
güzele bağladım." dedi, YUNUS'um yürüdü.

YUNUS'um sözü alır: "Her dileyen sohbete girerse de, gayede birliği
bulanlar, 'Yardımcı olayım ALLAH'ım' diyenler, sohbette yerini bilenlerdir.
Yolumuz yorumdan uzak kalmalı, verici olanda önce mahzen misali sırlamalı.
Dağıtıcı odur ki, sırlanmışı oldukta açsın; eğitici, ermiş
üzümü sergiye yaysın. Geçmiş gelecek orada birbirine bağlanır.
Sırlandıkta, yeniye sunulur. Mahzeni giren bilir, sırlanan görür.
Sırlandıığı günde verici olur. Sarhoştur, sarhoşu bulur,
meyhanede birliğe mal olur. Meyhane, sarhoş olmayanın geldiği,
sunulanı aldığı, anda sarhoş olduğudur. Ne var ki elbet
sarhoş olmak için gelir, niyeti öyledir. Kimi kendini bulmak, kimi kendini
unutmak. Netice aynıdır. Kendini bulan VEREN'i bilir, kendini unutan yolunu
alır. Unutandan maksat, gaileleri silen, derdini atomlara bölen. Ateş olmadan yanamazsın. Alev alev yanmadan, kendini bulamazsın.
MEVLÂNA'yı unuttun mu? (Siz
niye önce ah çektiniz?) Derdimi atomlara bölmek için. Her kulun
bölünmesi bir olmaz; her dileyen PİR olmaz. Çünkü, dilemek için uymak
gereklidir. Şişede köşede aradığını, dumanda
taradığını düşün. Neyi aradın, nerde buldun?"

"Miras yerden ise, cümlenindir.
'Gördüğüne ver.' diyeceksin, öylece kendini bulacaksın. Ölmeden öleceksin,
sevmese de seveceksin. (Ölmeden
ölmek gerçeği bilmek midir?) EYVALLAH. (Gerçek nedir?) Açıktır. Daha önce verdik. (Gerçek sevmek demiştiniz değil mi?) EYVALLAH. (İnsan bilmediği ve hiç kimsenin bilmediği
şeyileri nasıl öğrenir?) Görünmeyen
açılır, çözülmeyen örülür. 'Çözülmeyen nasıl örülür?' derseniz, elbet çözülür
de örülür. Vergimiz, cümleyedir. (Sabahat Abla, bazan yazıdaki gibi konuşuyor. Sanki transta gibi
geliyor bana. Öyle mi?) Yazdığından
söylediği ayrı değildir. Uzun demez, kısa söyler. Her
dilendiğinde cevap bekler, az-öz. (Konuşarak bilgi alabilir miyiz?) EYVALLAH. Delide özellik, VELİ'de güzellik olur. (Delilik nedir?) Olumsuzluktan sıyrılış. (Delilik olumluluk olamaz ki.) Sence olumsuz. Derdinden kurtuldu ise olumludur. Ben sende
iken, benden alırsın, kendini nerde bulursun? (Sende bulurum.) EYVALLAH.
Dilden verilen, akım yüklü olur. Geldiğimiz günden, dilden veririz.

"Denilenden uzak kalma, kayguyu gönüle alma. Elbet bıçak misali kesilmez. Ne var
ki, sevilene kötü katılmaz. Niymet odur ki, koruyucu dediğin, her an
elinde bildiğin; yardımcın olacak." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Doğuşa eklenen, orman misali toplumda kendini bulana 'Kervancı.'
diyeceğiz. Batıdan geleni müjdeleyeceğiz. 'Duvar örüldü, dağılan
görüldü.' dersin, yolunu açanı unutursun. (ü.u: Kim açtı yolumu?) MEVLÂNA. Duvarın
örüldüğünü söyleyene de ki; alan bilir. Yapıda duvar gereklidir elbet.
Kapıyı açık bırak. 'Dağılan toplanacak.' dedik. Yemininde vefa görülür, sevgide sefa. 'Ne demek?' dendi. Saygıyı
zordan değil gönülden gerçekleştirin. Denetlenen olayda, yorum
yapıcıdır. Görüştüğü, dayanmayı denediği. 'Kimden kime?' diye
sorduğu hakkında konuya giren her dostu yerini bilirler, saygıda O'nu
bulurlar. Kayguyu silelim." dedi. YUNUS'um yürüdü.

" 'Çorba içtim tuzu yok, sesi verdim sazı yok.' denirse; tuz elde, söz dilde
olsun, sağır dilsizden sorsun, gören görmeyene versin." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Şaka; çevreye duysun, kendinde olana uysun diye yapılır. 'Demetten
ayırayım, tane tane bulayım.' denilene; suyun verdiğinde, yakamoz.
Sorulana dedim. Alan bilir. Suyun güzelliği yakamoz ile değerlenmez
elbet, sadece gölge oyunudur. Koğuşta aldığın, MEVLÂNA'ya
sorduğundur. Doyanın açlığını andığı anda. EYVALLAH, senin
görüşünün şakası. Esas denen, yorulanın değeridir. Görüşte
uyum olduğu bilinir, yeniye öylece girilir. Yakamoz misali. Gedikte
aşılan, niyet ile ölçülenin, gerçeğin YÜCE'de olduğu, kuluna
güzeli verdiğinin, görgüsünü açtığının ölçüsüdür. 'Güzeli göreyim.'
diyen; önce yakamoz misali görüntü ile oluşur, uyuma öyle alışır.
'Gerçek YÜCE'de' dedik. Geldiğinde sen de bilenden olursun. Uyuma
alıştığın, her olay ile karıştığın gün. Her olay nedir?
Güzelde güzel, çirkinde güzeli bulmak, her olay ile karışmaktır. Her
olayın yorumu birdir, kulun alışı gürdür; ne var ki, yerine oturması, suya
aynı hizada gelmesi gereklidir.
Suyun aktığı yere değil de yama koyarsan, taşar gider.
Her kulun gönlü alış kabıdır. Dolasıya alırsın, dağıttıkça
genişlersin. Geyikte gereği sorulsa; karda izini gösterir, sevgide
gözünü. Gayretten aldığına, sevdiğin kadar bulduğuna, denetimden
geçiren şahittir. Doğan güneşin verdiği, bulut ile
örtülmez; kum ile aldığın, yol ile bulduğun, taş ile kapanmaz.
Güzelliğe uyduğun kadar yoruma girdiğin, demir diye
ördüğün, yapının temelidir."

"Götürdüğüm sepette yeşil yaprak
taşıdım, ayağımın tozunda çölün kumunu aşırdım." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Geldi geçti diyelim, baklava börek yiyelim, kozu sende bilelim, yargıya cümle
ile varalım. YUNUS
deyip anılır, adım dile konulur, açılan kapıdan bakılır, bakan ile yakan
görülür. Kilim serdim, garib güldüm, gözde buldum, yüzde sevdim. 'Sev, seveni!'
deseler, elden geleni bilseler, kainatı sarsalar; sabır ile kararlardı. 'Gerçeği ver.' dedik ya. Gerçeği; 'Açıya uygun değil.' diye
örtülü verme. Açtığına değil, geçtiğine dönersin. Geçeni herkes
bilir, olduğu gibi düşündüğün yöne götür. DOST
ile beraber olduk, elimizi verdik. Günde değil, geçen günde verdik
sorduğunu. Olacak sizin içindir, olan her an bizde. 'Uymıyan yargıya
verdiği günden, aklına aldığın, fikir ile kardığını; göz ile
değil, yüz ile verirsin.' dedik. 'Nasıl?' dersin, her yaprakta geriye
dönersin. Olumsuzluk, fikirde değil, zikirdedir. Daha önce verdik,
okuyandan olasın, fikirleri yorumdan ayırasın. Çok fikir katılırsa,
karışık gelir, okuyanı sıkar. Çok fikir
denilen, çeşitli yapıların sorununa eğilende; yorgun gözün yılgın
bilgisi kalır. Dengeyi kurmayı dilersen, eleştirici değil,
yaklaştırıcı olasın. Çeşitli fikirlerde olumsuzluk, çeşitli
görüşte yorumsuzluk olur. Onun için, yapıcı eleştiri gereklidir, yıkıcı
değil. Günde her yaşayan, yıkılandan şikayetçi. Aynı konu,
geçerli değildir. Konu güzel
ne var ki yapıcı olsun, her taşın yerine yapıştırıcı diye konulsun,
konuda sevgi işlensin. Her konuda sevgi vardır. Sevmiyen amele,
işlediğini bilmez. 'Ayağın götürdüğü, maddenin
katıldığı her olay sevgiyi siler.' derlerse yanlıştır. Madde yerinde
kullanılırsa, sevgiyi pekiştirir."

"Aldım daldan elmayı, gördüm halden olmayı , güzel
ile dolmayı, seven ile sevmeyi." dedi, YUNUS'um söze girdi: Olumsuza
yol sorma taşa çattırır, bilimsize yer sorma kapıyı duvar ördürür. VEREN,
elini tutar, sana taş atana kemendi atar, 'Sevgiliden!' der yolunu açar.
'Gurbet var mı?' dersin, 'Artık yeter!' der. Olumludur, kayıtta bulunur.
ALLAH'ıma emanet olasın. Onu dedik, olumsuza yer verme!"
"Yol bizim, han bizim, dost bizim, AŞK
sizin." dedi, YUNUS'um söze söz kattı. "Yağ ile balda, sevende her halde dengini bulduk. Sevdik, sevindik." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Geldik yol diye, verdik hal diye. Serdik toplayalım, saydık katlayalım.
Şafak, günün doğuşu, seyrinde gördük oluşu. Oluşta
bütün bulduk, yemeniyi öylece giydik. Doyanın getirdiği, arayanın
bitirdiğidir. 'Doyan neyi getirir?' dendi. Elbet sevgiyi. Arayan neyi
bitirdi? Sevginin bittiği yerde AŞK başlar. 'Olsa da
taşlar, yerimiz bellidir, gönülden hallidir.' der, arayan kendini
değil gönlünü güder."

"Her salkımı aradım, her kökte düzeni buldum, YARATAN'ı güzel görenden sordum.
'Adına kayıt koydular, seni YUNUS diye andılar.' dendi. Gerçeğin renginde her olayın dengi görülür. Açık gelen soruda, kainatın
ahengine uyulur. 'Yerini alan kimdir, nereden bilinir?' dendi. Kainatta her var
olan, 'Varlığım yazıdan.' diyen, yerini bilendir. (MELEK diye adlandırılan ilahi
varlıklar ve görevleri üzerinde bizleri aydınlatabilr misiniz?)
MELEKLER'in yeri renklerinden bilinir. Yerden göğe ahengi kurulur. Renk
düzeninde her meleğin görevi vardır. Elbet yalnız renk düzeninde
değil. Kulunun kaçınılmaz kaderi denilen yazısında MELEKLER'i yardımcı
görevdedirler. Elbet kuluna yardımcı. Mavi rengi verdik. AZRAİL. Ölüm meleği denir.
Aslında can alan değil, ruhun yoğun sisten kurtulmasına yardımcı olan
MELEK'tir. Yeşil renkte CEBRAİL vazifelidir. Yerden göğe her
kulunun arayışında vergisi büyüktür. İSRAFİL sarı ile açar,
yapıda rengini bilen ile seçer. MİKAİL desteyi sorundan kurtarmaya
vazifelidir. Mor renk ile bilinir. (Desteden
murad nedir?) Ahengini bulmuş cemiyet
destede anılır. Renkler asla birbirine katılmaz. Ne var ki, birbirinden ayrı
kalmaz. Çünkü binanın dört duvarıdır. Güzellik bilmede, bilmediğini
sormadadır. Meydan bizimdir, bizim olan sizindir. Elbet her var olan
cümlenizindir. Doyumsuzluk gerçeği buldurur, her aldığı kulunu
oldurur. (Bir önceki tebliğde 'Yayan ile soyunduk, saran
ile giyindik.' ifadesi var. Açıklar mısınız?)
Yayan yola çıkandır, yolcuya açık bakandır. Yayan çıktı isem, elbet soyumam
gereklidir. Neden? Ağırlıktan sıyrılmak, kendi kendine kalmak için. Kendi
kendine kalmaktan maksat; yoğun çalışmak, yoğun
alışmalardan kurtulmak. Senden benden sorgu gelmeden yolu bilmek, yeni'ye
yönünü vermek. Yayan, çoğaltan demek değildir. Açık ayak, açık
baş demektir. Giyindik saran ile denilen oluşun rengini gösterendir.
Yorumda hata yok. Ne var ki saranın dengini bulmak gerektir. Öyle saran ki,
yumuşak yer, yumuşak söz ile giydiren, hal ile hallenen. Maya,
çoğalana yer verir, giydirmez. Ateş, hem pişirir, hem giydirir. (Geçen sohbette bu sözlerin
altından somun misali gelmişti) EYVALLAH.
Somunda giydiğini, görmez misiniz? 'Ekmeğin kabuğu.' dersiniz.
Görgüyü yeriniz kadar açarız, güzeli her görene saçarız. Merdivende iniş
ve çıkış vardır. Niyet niyaza açık ise de, yazılan bilinir, niyet öylece
bölünür. Doyum dilenir, her dileyenle verilir. Kaşık eldedir, söz dilde,
AŞK gönülde. Koruk yerini bilse, 'Üzüm olacağım' dese; kayguya
düşmezdi. Şarap testiye girse, testide benden bulsa,
'Aradığım.' der miydi? Somut örnek alsalar, çölde deniz görseler, yine
de bilmezlerdi, düğümü çözmezlerdi; vereni olmasaydı, doyumu bilmeseydi.
Ağacın olumunda görüldü. Niyetten değil, beklenen oluştandır. (Kemerden murad nedir?) Yorumunu açık aldınız, 'Yerimiz bilelim.' dediniz, YUNUS
diye andınız. Her seferde değerinden söz ettiniz. Söz ile değil, ÖZ
ile giriştiniz, ÖZ ile buluştunuz. Aradaki perdeyi açınız. Her kul
her kula açık olsun. Olduğu gibi görsün, olduğu gibi versin.
Açıklıkta selamet vardır. 'Ayağım yayan, gönlüm ayan olsun.' diyelim, yola
öyle koyulalım. (Bir sohbette 'Gönülden gönüle
aktarılan dost sevgisidir, kuldan kula aktarılan HAKK'ın yargısıdır.'
denilmektedir. Açıklar mısınız?) Gönülden
gönüle sevgi birlik getirir. Kulun kuldaki hakkı, ALLAH'ımın yargısını
bildirir. ALLAH'ım 'KUL HAKKI İLE BANA GELMEYİNİZ!' der. Sözümüz
budur. Yerini bizden değil, önce kendinden sorsa, her kul kendini
yargılasa; yapısında sevgi kökleşirdi. 'Yemeniyi giydik.'
dediğimizde; arındık, sevindik, AŞK ile sarındık demek idi. ALLAH'ım
RAZI olsun, cümlede RIZASI kalsın. Ağacın yamaçta olanı yatık
gelir, kulunun sevgide bulduğu katık gelir. 'Sevmeyen.' denilmesin.
Sevemeyen değil, sevmesini bilmeyen vardır. Varın görün, öyle kulun çevresi dardır.
Sarıverin çevresini, sevginizle soyunsunlar. Sargınızla giyinsin,
şarkınızla övünsün, şarkısıyla döğünsün. Demette vazifeli,
oradadır. (Doğan bir bebeğe ad
koyar mısınız?) Doğanın adına geldik,
'Ömürde gürlük bulsun.' dedik. Gerçeğin geliştiği, sevginin
oluştuğu günde, adını aydın desinler, gününü aydın bilsinler."
"Dört duvar arasında kaldığım gün, ADI'n ile
çağırdım, 'HAKK'ı!' diye bağırdım." dedi, YUNUS'um sözü
bağladı: "Gezdiğim her yönde, bildiğim her günde;
kulluğuma sevindim, yerini yanımızda bildim. ALLAH'ıma emanet olasın, en
güzel hale uyasın, serçe ile alayı yerinde bulmayasın!"

"Yol diledim gelmeye, hal diledim gülmeye, gönül verdim kalmaya." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "YUVA sıcak dostumuz gür, her gönül bildiğine
hür. Dileyen geldi kaldı, her sohbetten nasip aldı. Kimi güldü, GÜL'ü bildi;
kimi yürüdü, yolu buldu, her gelende adımız kaldı. Kalayım dediğim
odur!"

"Çokluk, bağında ise, BİR'liğe
namzettir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Bostanı yatırana, destanı YAZDIRAN'a şükür dedi
isek; selin götürdüğü, yelin üfürdüğüne niye şikayetçi oluruz?
Ağaç yek kalırsa, elbet yel de üfürür, sel de götürür. Orman misali olalım,
eli elde bulalım. Her halde hata aramayalım! 'Hata olmaz mı?' denir: Elbet hata
vardır. Hatayı işleyen vardır. Hatayı unutalım, işleyene dost elimizi
verelim!"

"Şarkı dedim, türküde durdum. Doğu dedim,
batıya vardım." dedi, YUNUS'um söz aldı: "Ayağım götürenden, AŞK'ım buldurandandır.
İSA'nın sözüne, gönülde ÖZ'üne bakalım. Kıyameti, akımın kesilmesi diye
bilelim. Gedikten değil, dünyanın dağılması. Sadece her yönden akımın
kesilmesi. 'Nasıl olur?' dendi: Gerçek açık verildi! 'Tekrar akım gelir
mi?' diyene sözüm: Evet! YAYAN, DENEYEN, YOK EDEN ALLAH'ım, yeniler;
doğuşu öylece yeniye verir! Değerini bulan değil, her gelen
değerini bulur, döner. Olay budur! 'Değerini bulmak nedir?' dendi:
Aldığı akım ile hemhal olmak. Gömülen geri gelmez, örülene yeniden ilave
olmaz!

"Cami, cemiyetin malıdır. Öyle oldukta, sohbet kimden kime kalır?
Elden dilden verilmeli, yazanın sevgisine güvenmeli. Adından elbet çiçeğin
özü alınmaz. Ne var ki, elinden MEVLANA'nın sözü, HAK ADI'na ÖZ'ü alınır. Öyle
oldukta, yazana adı verilir. 'Yazdıran' demedim, 'Yazan' dedim."
"Zeytin aldım lokma saydım, yedim doydum ELHAMDÜLİLLAH! Soğan kırdım
sofra kurdum, kar ile pekmezi kardım, yedim doydum ELHAMDÜLİLLAH!
Şahı gördüm gönlüm verdim, kölede ömrümü serdim, gönlünü gönlüme denk
aldım; şükür ELHAMDÜLİLLAH!" dedi, YUNUS'um yürüdü.

"El aldım sayasıya, söz verdim doyasıya, gönül verdim yanasıya." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Kaçana koş diyemezsin, yaş ağaca baltayı vuramazsın!"

"Serçeye yol sordum, yağız ata gem vurdum, yolumu suda gördüm." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Sorulan, gerçeğin aynasıdır, sunulan yorumun kendisidir. Daha önce verildi: Elbet ayırandan kayırandan
değiliz, yerimiz yönümüz cümlenin. 'Madem öyle, niye yardım sadece
bize?' denir: Sorguda değil hata, varılan neticededir." "Selam olsun, sevgide BİR'liği bulsun, cümleniz denenmiş olana
uysun." dedi. (Denenmiş
olandan murat nedir?) YUNUS'um sözü aldı: "Denenmiş; tamamını bilenin, bildiğini verenin halidir. Sevgili'nin
Yolu'dur, cümlesi HAKK'ın kuludur." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Sözümüz olsun." dedi, YUNUS'um sohbete geldi: "Yerde kuş var ise, dağda kış mevcuttur; serde kuş var ise,
gönülde savaş gereklidir." dedi, YUNUS'um selamladı.
"Şarkı dedim duyuramadım, güzeli çirkini ayıramadım, aç geleni
doyuramadım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Yapıya gelenin, elbet kapıyı soracağı malumdur. YUNUS aldı yürüdü, derde
şifa bürüdü, demde dağınık gördü, 'Sevgi, SEVGİLİ'de.'
dedi sardı. 'Demde dağınık olan nedir?' diyene sözüm: 'Her hale uyalım.'
dedik, uymayana taş göstermedik. Olağan görülmeyen her olaya
'Keramet!' dersen, yapının kapısını çok ararsın! Doyum odur ki, 'Kendimi
bildim, bilenden gayret aldım.' diyesin, her hale uyum ile giresin. Gür akan
çeşmede, her gelen destisini doldurur. 'Önce alayım, erken varayım.'
dersen, demde dağınıklığı göstermiş olursun! Aldığım
düzendir, bilmeyi dilediğim YAZAN'dır." dedi, YUNUS'um selamladı.

"Yağdı yağmur esti rüzgar, derdest edip aldı HÜNKAR." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Dayandığım daldan meyve aradım, yağan yağmurdan çamuru gördüm.
Ektiğim ekinden, biçtiğim ekinin aldığım kökünden ne aradım derseniz;
kainatı taradım. Orda burda oluşur, her var olan buluşur, sanılmasın
karışır. Suyun aktığı gibi değil, kulun baktığı gibi
görelim. 'Nasıl?' denilir: Suyu değirmen kursam, öğütenden olurum,
suyun değerini öğüttüğümde bulurum. Dayansam GÜCÜ'ne,
IŞIĞI'nı alırım, etrafımı aydınlatırım. Suyu yerinde, değerini
ömrümde severim. Alacağım öğütte saygı ararım. Sevgimi gönlüne
sunarım. 'Somut örnek?' denilir: Sohbette, sevgi aranılır. Sevdim, sevmedim.
'Nasıl?' denilir: Sevgim yetersiz ise, hata bendedir! Sevilmedi isem,
durduğum yöndedir! Elbet dönüşü bileceğiz, öylece
aldığımıza uyacağız. 'Sevmedim.' diyenin hatasına düşersek,
güne kadar aldığımızı nasıl sileceğiz? Dost dediğim postumu
silerse, elim ile vereceğim, suyunu gönlüne denk sunacağım. " dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Uçan kuşun kanadına nağme yazamam, çölden
gelen yarime küsemem." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her yol aradığımdır, her kulu sevdiğimdir,
her olay sildiğimdir. Yoldan yola geçtikte, çevreye kar düştükte;
taşı toprağı bir görürsün, tek örtü ile kainatı tanırsın. Geldim
bileyim diye, bildim olayım diye. Oldum sevdim, sevdim yandım, yandım varayım
diye. 'Vardın ne gördün? YARİ gönlünde buldun.' derseniz; vardım YAR'dan
diledim, yine de sizlerle O'nun ADI'na BİR oldum." dedi, YUNUS'um
yürüdü.
"Çivi çaktım oduna; halde vardım, yolda gördüm, çiviyi odundan bildim.
'Yanlışa düştün.' dediler, derdimi bilenden sordular." dedi,
YUNUS'um söze girdi: "Odundan söz aldım, çivide hali dürdüm. 'Nasıl?' diye sorana: Masa verip
aşını önüne sürdüm, aslını benden sorana 'Adın, YÜCE'den.' dedim. Ne
yolun taşı, ne fakirin aşı, bileni durdurmaz! Kar dolu olsa da, duyan
yalan dese de; alacağın bendendir, soracağın senden." dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Sorusuz her kulu, bulacaktır yolu, değişen düzende, uyacaktır kulu!
Destiye şarap koydum, meyhanede içene uydum." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: "Destiyi kıran olmaz, şarabı döken almaz,
meyhane kimseye kapalı kalmaz. Diledim geldim, dileyene sundum. 'Yandım!'
diyenle beraber oldum, saf saf yürüdüm. Yürüyenle, kucak dolusu sevgisini
verenlerle geçitten aştım, cümleniz ile kucaklaştım. Verilen yerden, aşılan yoldan şaşmasınlar,
batak ile çölden uzaklaşmasınlar. Batağın bittiği, çölün
başladığı yerdedir. (Hindistan'daki suyun yeri için mi söylüyorsunuz?) EYVALLAH!" dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Aldım soruyu, verdim doğruyu." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Ayna verdik görmeye, hali verdik dürmeye. Aynaya baksan görürsün, halini bilsen yürürsün, sohbetlerle
bulursun; söz ile değil, ÖZ ile bulursun. 'Ara sohbetlere girin, yorumlara
öylece uyun.' dedik. Olmayan, verilmiyen değil, uyulmayandır!
Uğrağım handır, damarda kandır, dağılan değil, sevilen
candır. Deniz dalgaya meyyal ise yelkeni denersin, sakin oldukta küreğe
dönersin. Demek ki olaylar sana değil, sen olaylarda kendine yön
vereceksin, öylece düzeni bulacaksın, nasıl bilmeden AŞKI'na yanacaksın? 'Ağacın kökü bende, gövdesi dalı günde.' der toprak, kendine sadece kökü
maleder. ('Toprak'tan murat
sizler misiniz?) Ağacın beslendiği, toprağın
süslendiğidir. VEREN'in vericisi, var olanın dericisi olduk. Derici,
dermektendir; alıcı, görmektendir. 'Göreyim, bileyim, bildiğim kadar
seveyim.' dersen, her olayı olduğu gibi almayı dene. Demir tavında
dövülür, kul halinde övülür, her yaratılan sevilir. Demde, 'Uyulmaz!'
denilen, gelene kapı açar. Ayva derdine deva, nar midene şifadır. (Kime söylüyorsunuz?) Yaprak, deride derman arayana verilir. Dost denilen her
kulu niyaz ile anılır. Kedinin ayağına uysan, düz ağaca tırmansan;
'Olmayacak olay.' dersin, kendi haline gülersin. Her olay yerincedir,
doğudan batıya birbirini katıksız sevincedir. Gelmeyi
diledi, sohbete selamını iletti. Günü verilecek, 'AK DEVE' ile sohbete
gelinecek, gelecek sohbette hep BİRLİK olunacak. Doğduğunu
bilen, elini eline alan, geldiği günü bildirecek, yeniye öylece bir adım
daha götürecek. Selam olsun." dedi, söz sözü bağladı, YUNUS gönülleri
dağladı, AK DEVE'yi müjdeledi. Gelecek sohbet, 'YA ALLAH!' denilecek,
Adı ile verilecek.
"Yan düşse dalı, gine de bilir hali!." dedi, YUNUS'um söze girdi:" 'Günleri aşıralım, yerimiz şaşıralım.' derse, YUNUS söze
girerse; selamı sizlere olsun, ayağın cümleyle yürüsün. Ne kaşık yeterli ne AŞIK. Yapan binayı, gezen
dünyayı alır yaprağı; yazdığını bilir, saydığını görür;
geldiğim, bulduğum gibi olur. Satır satır yazalım, cümle ile gezelim,
yolumuzu çizelim, her demde halimizi görelim. Sayıya vurduğumuz, cümle ile
olduğumuz her gün, Selamı ile geliriz, ÖZ'den aldığımızı veririz. (ÖZ'den murat nedir, Selam
kimdendir?) Yorumu, yumuşak hal ile
verilir. RESULÜ'nden. Yumuşak yolu olanlara, demde 'ALLAH'ım!'
diyenlere, doğuştan yapıya adım atanlara, elbet cümle yaratılanlara. Ses ile ÖZ, kayıttadır; hal ile ÖZ, şahitte.
Şehadet, O'ndan sana, senden
banadır. Benim aldığım, senin olduğundur. Koruk oldu ise, üzüm dendi
ise, bilen sensin, olduran O'dur! Olduran, bildiren, bulduran; katkıda kendini
gösterendir." dedi, YUNUS'um selamladı.
"Gayret veren hamlenize; yerimi bilenle gönlümü sorana elden yardım vereyim,
çeyrek ömre güleyim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Çeyrek ömür geliştir, öbür hali biliştir, 'Bitti.' dediğin
yerde kainata doğuştur. Dünya kula koğuştur. Gelen bilmez,
soran durmaz, varan asla silmez. 'Hatır, dünya hali midir?' diyene de ki:
'Sevgi ile süslersen varışadır, hasret ile süslersen
çağırışadır. 'Kader, çizildiği yönde yarına kalmaz! Doğuya
yön veren batıyı silmez. 'Gitti mi? Yaptı mı?' dersen, YUNUS'tan sorguya
düşersen; yatan, bedeni ekendir. Dağın yolu aşırana, 'Gelmez.' diye şaşırana, gelmiyeni
örter. Değerini ararsan, doğuştan denilen gibidir. Örtüsü,
senden benden olsun, NİYAZİ (MISRİ) 'Her bilen HAKK'a güvensin.' dedi " YUNUS'um
yürüdü.
"Demirde ararsan, çelikte bulsan, yine de 'Yeterli.' demezsin, bildiğini
bir kenara komazsın." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Cümlenize selam olsun! Her gönülde AŞKI dolsun, her günümüz kutlu olsun,
her yönümüz O'nu bildirsin, şarkı diyen O'nu çağırsın, 'YA RAB!'
diyen selamette olduğunu bilsin! Ata binsem, yolu sorsam, sorguda aradığımı bulsam;
gidişte oluşu görürdüm,
her arayana gördüğümü verirdim." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Dar gelmez çevremiz, kendimiz biliriz devremiz.
Aldığımız verdiğimiz olacak, cümle le paylaştığımız.
Dereler akar durur, ateşi yakar verir, toprağı eker görür." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Mert olana sert gerekmez! Kulun hatası, kulun ömründe yer etmez. Eğer
kendini bildi ise, kendinde HAKK'ı gördü ise, bildiğine döndü ise;
değirmen misali verenden olur, her gelenden sebep bilir, sebebi göndereni,
kaderine vereni bilir. Doğan güneş yakıcı oldukta, oldurana meyyaldir, elden bilene
hayaldir. Dağdan dağa ses verirsen, sesini gürden alırsın,
doğandan öyle kendini bulursun. Gidenin döneni, sestedir, nefeste
değil." dedi, YUNUS'um yürüdü.
“Şebnemden gülü sorsan,
'Halinden bildim.’ der.
Bülbülü
sorsan, ‘Dilinden duydum.’ der.” dedi, YUNUS'um söze girdi:
“Bal ile aldığın,
güzel diye baktığın
her
olayda;
kendi yorumunu verirsin.
Sorumsuzluk değil,
sorgusuzluk
güzeldir.
Kamadan, sana niyetin yer buldurur.
Niyetin kötü ise,
adamı
elinden öldürür.
Niyetin iyi oldukta,
sadece meyveyi kestirir.
Alaca
değeri sepette ararsın,
demdeki yeri kainatta bulursun.” dedi,
YUNUS'um
yürüdü.

“Derdest olalım,
halde dönelim.”
dedi,
YUNUS’um
sözü aldı: “Dağ yolunu gözledim,
her kulunu
izledim.
'Sevdim.’ dedim özledim. ‘Dert.’ diyeni gizledim.
Soranı
denedim,
dostluğumu sundum. ‘Varlığın, dostluğunu
gerektirir.’
dedim, el-ele verdim. Güçlüğü paylaşalım,
sohbette
halleşelim.
Gizliyi silelim,
sır var ise örelim. Dost
kaşığı, dost kazana çalalım,
BİRLİK’te bulalım.
BİR
olalım sevelim. Doğuya el atalım, el-ele tutalım.”
dedi, YUNUS’um
yürüdü.
"Katık olsa yenecek, odun olsa yakacak, baca olsa tütecek." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Ağacı saydım geldim, güzeli övdüm geldim, cümleyi buldum geldim. Geldim
sofrayı kurdum, her olayı HAK diye yordum, 'Kimsin?' diyene sordum, 'Kimi
aradın? Kendini nerde buldun?' Aramayı bilen, sevmeye yönelendir. Çok aşı cümle ile paylaşan,
kendini gönüllerde taşıtandır. Kul, kendinin nerde olduğunu
sevenlerin gönlünden bilir, her sevenle, bir basamak yukarda olur. Değil
orda oluş, burda buluş vardır. Kapının açık olduğu değil, gelenin
çokluğu ile gönül genişler. MEVLANA'nın sözünde, cümle vardır ÖZ'ünde; kader denen
yazında doğuşa söz edilmesin, kaygu gönüle katılmasın! Her
eşiğin geçişinde, aştığın düzen vardır. Her olay
eşiktir, olumuna beşiktir. Ağacın dikildiği bilinir. 'Yaprağın
döküldüğü?' denmesin, vereceği meyve beklensin! Namaz yerde kılınır, niyaz gönülde anılır. Katı gelen
olaydan, yerini sorumlu tutma! Egemen olan düzende, tüzüklere aykırı giden
elenir; demetten ayrılmasa da, denetlendiği günde kendini bulur."
"Çok ile azda dönüş olmaz, yerini bilmiyen
güzeli görmez, güzeli görmeyen sevgiye ermez. El ele verelim, sevelim sevelim.
Olayı bileceğe, YUNUS verdi diyeceğe. Yol açtık, elimiz verdik, el
ele dedik. Selam olsun sizlere! 'Değmez!'
diyen kulların, değdiği yolu bulacağı bilinsin; dayanan her
kulunda, AŞK yaprağı bulunsun!" dedi, YUNUS'um selamladı.

"Kayguyu silelim, VARLIĞI bilelim, her olaydan
HAKK'ın MURADI'nı alalım, 'VARLIĞIN'da, gönüller yıkandı!' diyelim. Selam
sizlere olsun, YUNUS seyirde bulsun, sevgi şartımız olsun! Darlığı
VARLIĞA maletmeyelim, yargıya kendi halimiz ile düşmeyelim!"YUNUS'um yürüdü.
"ER olan, ER'den bilsin, yerini ER'den alsın" dedi, YUNUS'um sözü aldı: "ER'lik makamdır; dirlik, mekan! Kuyuyu bildi isek,
kaynağı buldu isek, deryaya döneceğiz. Devirde hata olmaz,
kuşakta kuşku kalmaz. BİR'dir, BİR'liğine
uyacağız; BİR'dir, BİR'liğinde bulacağız!" dedi,
YUNUS'um yürüdü.

"Yerden taşı alayım, yolu düzde bulayım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "MERYEM ile söyleştik, yerli yolda buluştuk, sohbet diye
söyleştik. 'Kimden? Kime?' diyelim, her sofraya aşımızı
koyalım!" dedi, sohbette serimizi müjdeledi. ('Yerimiz, bilinenden midir?' denir.) EYVALLAH!
"Yaprak küçük, eni dar, yerde ayak boyu kar. Bilen
bilmeyen gelir, bilmeyen bilenden alır, bilen bilmeyenden bulur. Alış
veriş geçerlidir. Yedek denilen her hal, gönlüne engeldir. Halin
yedeği olmaz, kul olduğu gibi kalmaz." dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Demette GÜL'ü gördük, her rengi gönülden sevdik." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: " 'Değişen olay!' denilmesin, YENİ'den verilende hata aranmasın!
Kuzu ile oğlakta ayrı yaratılış görürsek, şaşar mıyız;
kuzunun ardından, oğlak gibi koşar mıyız? Yaprak aldık, elden verdik,
sahifede düzeni gördük. (Kocası
oto içinde ölü bulunan bir hanım misafire)
Sayıya değil sayfaya göz atalım, kaderi YAZAN'dan bilelim!
Değişen olayda değil, dönüşen düzene uymayışta
bulursunuz, YAZI'yı en son düşünürsünüz! Deşmeyi denemek;
gelişen değil, çalışana taş koyar, elbet her
söylediğini duyar. Ayağından açılan, konuktan geçmez! Kaygu,
yersizdir! Noktanın konduğu yerde, göçün olduğu bilinsin; asla,
'Elden!' (Her hangi
biri tarafından.) diye şüpheye
düşülmesin! Ne kaçıran, ne göçüren olmadı, yanına kimse varmadı. Sorunun
yerinde, kulunun niyetine uyan görülür, açmadığı kapıda sayfa okunur.
Azdan çoğu bileydi, yolda niyet edeydi; sorgusuz kalınırdı. Yapısına
uymuyana yaklaşmadan, dönmeyi denedi; anda, yapının düzeni
bozuldu." "Ayva ile nardan, kul ayrı kalmaz YAR'dan. Şahit olanın dili, konu verenin
yolu, ayrı mıdır? Gedik, bize açıktır! Günün olayında, elbet VEREN'in YAZI'sı
geçerlidir!" dedi, YUNUS'um yürüdü.
"Yaş ağaca günde vardım, gölgesinde seni gördüm." dedi, YUNUS'um
sözü aldı: "Yaş ağaç eğilenden, olmuş meyve dökülendendir. Elden eli
bulalım, meyveyi daldan alalım. Karşı gelen olursa, yol üstünde durursa,
seni beni sorarsa, ona de ki: 'Senden benden hal gelir. Hal, bilenden yol
bulur. Kula bildiği kalır.' Kalandan olma, vermeyi dene. Verdiğin
halden, kendini sına. 'Kendimi nasıl sınayım?' dersen: verdiğini, alan ile
sınarsın. Demir tavında dövülür, avcı avı ile övünür, seven sevdiğinden
dolayı sevinir." dedi, YUNUS'um selamladı.
"Yeşil renge sarındım, mavi renge büründüm." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Alı dalda gördüm, elma dedim yedim. Ne yediğimden, ne aldığımdan kaygu duymadım. Aldığımı, yabana
saymadım." dedi, YUNUS'um yürüdü.

"Yorgan aldım üşüyene,
sepet verdim taşıyana, hizmet gerekli vergiyi iletene." dedi,
YUNUS'um selamladı.

"Leyleği yuvada gördüm, sepeti ovada ördüm,
üzümü sergide buldum." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Leylek, özden bilişen; sepet, yükte
alışan; üzüm, bağda buluşandır. 'Katkıda olayım, hizmeti
vereyim.' dedim, leyleğin yuvasına vardım. Yavrusu bekleşir, anası
yaklaşır, YUNUS söz ile ekleşir. 'Ben ona ne veririm,
verdiğinden ne alırım?' dedim, yuvadan indim. 'Yorgun olsam varamam,
sepetimi öremem!' dedim, bağda üzümü gördüm. Sepet yerini buldu, üzüm ile
doldu. 'Nerden neyi alırsın, kimde neyi görürsün?' denilir, her halime yaprak
okunur, her sözüme kumaş dokunur. Aslımı bildi isem, ben bende öldü isem;
aldığım taşlardandır, vurduğum başlardandır. ('Yerden aldığım, dalda
gördüğümdür!' ne demektir?) Dağılan
yerde toplanır, ağaç olur birbirine eklenir, verimi beklenir. Yerden
aldığım odur. (Ağacın
kökü vasıtasıyla alır değil mi?)
Besliyen, beslenen. 'Alacağım var!' diyen, demde varlığı bilsin,
alemde dönüşe uysun, her gelen sesi duysun.' dedi, YUNUS'um yürüdü.
“Derde deva gelseler,
elde şifa
bulsalar;
yaprağın düştüğüne yanarlar,
gene de
halden şikayete düşerler.”
dedi, YUNUS’um sözü
aldı:
“Heybe aldım eyer yok,
eyer aldım semer
yok,
dert sorarsan kulda çok.
Duman vermeden
oluşalım,
öylece halde buluşalım.”
dedi, YUNUS’um yürüdü.
"Doğdum dün gibi, buldum yön gibi, sevdim can gibi." dedi, YUNUS'um
söz aldı: "Her verdiğim ÖZ'dendir, ALLAH'ın verdiği sözdendir. Şah ile
köleyi bir alırsan, yazılan düzendir. Güzellik odur ki; bir bilen çok bilmeyene
versin, çok bilmeyen bilenden ersin. Can ile CANAN BİR'liğe girsin,
her kulu ömründe BİR'liği bulsun!' dedi, YUNUS'um yürüdü.
“Doyduğum gündür, yerimi bildiğim;
sevdiğim
gündür,
yolumu aldığım.”
dedi YUNUS’um
söze girdi: “Serçe yerde yürüse,
karınca kanadı olsa;
'Nedendir?’
denir miydi,
olanda sebep aranır mıydı?
Kemiğin yapısında,
eriyeni
değil,
sert geleni ararsınız;
konuyu kendi bildiğinizce
yorarsınız. Kemiğin eriyeni,
yapıya gelmez;
ayva yaprağı
derdini bölmez. Konuk gelen,
omzundan şikayetçi olana dedik. (Kireçlenme için ayva
yaprağı) Kuyudan aldığın su;
kulunda bulduğundur,
huyunda
bildiğindir.”
dedi, YUNUS’um yürüdü.
“Yeni fidan eğilir,
yenik
düşen döğülür.” dedi
YUNUS'um sözü aldı: “‘Yeniyi fidandan aldın.’ dediniz,
sözüme
nokta koydunuz.
'Yenik düşen dostu sardınız.’ desem,
'Yerini
bilenden mi?’ dersiniz.” dedi,
YUNUS'um sorulanı açtı. “Yenik düşen
döğülür demekten maksat;
ayranın oluşudur,
yoğurttan
gelişidir.
Koşuya girdi isem, elbet varmayı düşünürüm.
Yoğun
gayret, yerinde değerini bulur. Olasıya hizmet,
veresiye himmet alır.
Katkıya
giriştik,
hep birlik oluştuk.
Gidişte buluştuk,
cümle
ile selamlaştık.” dedi,
YUNUS'um yürüdü.

“Dost bildik,
dost diye geldik,
her
kulunu dost diye sevdik.”
dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Yeniyi vere vere,
her hali göre göre;
ne
düzene uyuldu,
ne söylenen duyuldu. Deve yükü götürür,
güneş
çölü kavurur.
Yeni midir, eski mi? Soruya verdik.
Devenin
götürdüğü yük değişiktir. Güneş çölü aynen
yakar.
Sadece kul, gölgeden bakar.
Yenilenen odur.
Değişen,
yük ve bakış.
Düzen asla değişmez.
Su toprağa
karışmaz.
'Çamur?’ denildi.
Güneş yaktıkta,
çamur
kurumaz mı?
Su çamurdan ayrılmaz mı?
Bilgimizi bilenle
çatıştırmayalım,
her suyu birbirine karıştırmayalım
(Sudan murat verilen bilgiler mi?) EYVALLAH.
Kimi su tuzludur,
kimisi tatlı,
kimi maden ile karışır. Demek ki
bilginin, bilgiden ayrısı vardır.
Sanılmasın kulun
kuldan gayrısı
vardır.
Bölünmeyen bilgi,
destiyi kırar.
Sevgi bulan dostu, sofrayı
kurar.
'Oyunda bilen kazanır?’
derseniz, yanılırsınız.
Biten
kazanır.
Yolumuz açıktır katkısız,
gönlümüz açıktır korkusuz. ' ‘YAR!’
dedik, dost aradık,
dostu dosta sorduk.’
diyene, de ki;
'Dost
arama. Her gördüğünü dost bil ki;
halde uyasın,
öylece ‘Yeniyi
buldum.’ diyesin.'
Dost, yaratılandır;
dostluk, sevilen.”
"Yemeni giyendeniz, sevmeyi bilendeniz." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "'Balık göle daldı mı, kulu hale geldi mi, bilen yolu aldı mı?' diyene sözüm,
'Kalmaz kimseye sözüm.' Sayı
aldım okudum, yerimi dilde dokudum, 'Alayım!' dediğim yerden, gönül
verdim ayrıldım." dedi, YUNUS'um selamladı.

“Eğildim
düşesiye,
yanıldım taşıverdim.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı: “Eğildim,
YÜCE’nin EMRİ’ndendir.
Kum diledim alayım,
taşı buldum
vereyim.
'Hele alanı görelim.’ dedim.
VEREN’in YAZISI, alanı
değiştirmez.”
dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı.

“ÖZ’den
sözden alanlar, yolu BİZ’den bulanlar, demde
hemhal olanlar.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Sepette salkım olsa, yolunu YUNUS verse: ‘Kendini sildin mi?’ derim.
YUNUS yolu vermez, sadece yolda olana el verir. ‘Yolda olmayana vermez mi?’
dendi: Daha önce verdik, her olayda niyet gereklidir dedik. Kul niyet etsin ki,
himmet görsün. Dünyayı zimmet bilen, zahmetine katlansın. Derman gelse YÜCE’dendir, yol dilense YÜCE’dendir.
Gözden alanın, söz ile verenin, ÖZ’üne bakarsın,
halinden ÖZ’ünü ararsın.” dedi, YUNUS’um
sözü YAHYA’ya verdi:
“Kaçtığım her yolda
tuttuğum eli andım,
öylece
derdime yandım.”
dedi, YUNUS’um
sözü aldı: “Öncü olsam bayrak alsam,
sevgiyi bulur muydum,
bulmaktan
yılar mıydım?
Ayağım aldığı kadar,
yola verdiği
kadar yürüdüm, sohbeti dileyen ile kurdum.
Cümlenize selam
olsun.”
dedi YUNUS’um yürüdü. “Toprağı ben almadım,
ben vermedim.
Toprakta her dilediğimi buldum.
Ağacın dikildiği,
yaprağın döküldüğü yerde,
toprak verimini arttırır.
Öyle
oldukta,
ağacı bol dikmeyelim.
Aldığı yerde
verir,
almazsa o da benim gibi kurur. Yorumun özü,
bağlansın
sözü.
Yağın oluşu balı etkilemez.
Ne var ki kul
bilirse
birbirine katmaz.
Koyun sürüye vardı,
yol onu yordu.
Yapısı gerçeği açsa,
kapıya ışık tutsa;
elbet geleni
bilir,
gelende bileni bulur. ‘Koğuş bizimdir.’ diyene, ‘Verilen
izindir.’ derim.”
dedi YUNUS’um yürüdü.

"Demde oluşur, günde buluşur, halde
çalışır." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Sözü aldım, hale uydum; her sevenle deryaya daldım. Gölge
silendir, güneş bilendir. (Neyi silmek Dede'ciğim gölge?)
Günün yorumunu. Yapıyı gölgeden sayarsan, sırrına ortak edersin. Ağacı
gölgeden sayarsan, gönlüne rahmet ararsın. Bodrumu gölgeden sayarsan, bedene
zahmet ararsın. Her gölge denilen kayguyu vermez, kulun benliğini silmez. Ağacın aldığı verdiği, bilinir; adına meyve denilir. Ne var ki,
asıl görevi unutulur. Topraktan aldığı, havadan aldığı ile,
ağaçta toplaşır. Yumuşak dil ile verildi. Oluşan akım; ne
dilden, ne dölden verilemez, bilişinize yetecek tarife sığamaz.
Oluktan inen rahmet misali toprağı devamlı besler. Sorular yerindedir.
Ağacı toprak beslemez mi denilir. Doğrudur. Dağda gelişen
ağaç ile, ovada oluşan ağaç bir değildir. Kum misali olunuz
denilen odur. Yumuşak olan her kul, ağaca misaldir; verici olur.
Vermek, her var olanın yapısına uygundur, kapısını açarsa. Koyun
dedik davardan söz ettik. Sanılmasın sözü satıra süs ettik. Oyun, koyunun
haline uymaz. Koyun asla zarar vermez. Oyma,
elin meziyetidir; duyma, gönlün safiyetidir. Çektim elimi, tuttum dilimi diyene
de ki: Elin dost diye uzansın, dilin HAK ADI'ndan söz etsin. Doğuştan
ölüşe kaydına uysun. Sebep denilmesin." dedi, YUNUS'um yürüdü.
|