Yunus Emre 

7
"Toprağı taşı ayırsam, kulu kula kayırsam; sevenden olur muyum, YUNUS diye anılır mıyım?" dedi, YUNUS'um sözü aldı. "HAK ile BİR olayım dersen, halkı bul, halkta HAKKI gör! 'Aç aça el açmaz, tok aça gönül açmazsa halkın seyri bozulur.' diyene de ki: Halkın seyri HAK'tan uzak kalırsa bozulur. Ne var ki, halktan uzak kalırsa, yozulur. Yozan mı, yozduran mı suçlu? Soruya verdim. Yozduran, yozanın dayandığı mıdır? Elbet değil. Yel ile sel ile gelene uyan dedik. Öyle oldukta, yozduran olmaz. Yozan vardır. Günahı sevabı kulun kendinindir."

9

“Hacca gidenin yolu,
gönül alanın dölü sevinir.” 

18
"YUNUS dediniz andınız, güzel dediniz sevdiniz, halimi sordunuz. Güzelden maksat yolum mu, dilim mi, halim mi? Hal uyar, dil söyler, yola koyar. El ele yol alalım, güzel hale bakalım, dileyene su dökelim." dedi, döne döne ayrıldı. Ayrılmaktan maksat, sözü bıraktı.

24
"Oymayı ele aldık, ağaç dalını saydık, güzelden güzeli gördük, duyana şarkı söyledik." dedi, YUNUS'um sözü aldı: " 'Oyundan çıkamazsan, doyuma yön ver; suyunu bulamazsan, dostundan sevgi öğren!' diyene de ki; 'Aldığım bildiğim HAK'tandır! Yerimi değil gönlümü doldururum, candan değil canı oldururum. VAROLAN'ı bilendenim, VARLIĞA gönül verendenim!'"

1 mart
"Yaş ile, baş ile, güneş oldu AŞK ile. Sabır HAK'ta, söz bizde olsun. Sordunuz, 'Resim kimdir?' RESULÜ'nün ondördü. EYVALLAH. Yuyan olsun, adı gelsin denilen, elbet gelir. Adını bilir, bildiği gibi verir. 'Resim nasıl?' denilir, 'Kime verilir?' diye sorulur. Sahip olabileceğe. 'Niyaz.' diyelim, gecede sohbeti öyle verelim. Dizimi koysam yere, tuğlayan olurum; gönlümü versem, 'Alın, paylaşın.'desem, dağlayan bulurum. Gönlünü dağıtan aşksız kalır mı? Diz yerde, gönül nerde? Diz ile biz olalım, biz ile söz alalım, sözü aşka bağlayalım. Dizimiz o zaman yer bulur, gözümüz o zaman KABE'yi görür. 'Kanat açıp uçalım, dar köprüden geçelim.' desem; yumuşak yön ister, var olan beden yok olan nefis ister. 'Var olan beden nedir?' dendi. Boşa gelmeyiş. Neyzen nayı üfledikte ses yoktan gelir. Ne var ki, nay vazifeyi görür. Vazifesi nedir? Sese kalıp olma. 'Vuran.' denildi, daha önce sözü edildi. Vuran da bulur vurulan da. Vurulan ses verir, vuran nefes." "Beni bilene 'Gör.' desem; YA ALLAH dedikte yeri midir? Dilden verse, 'Niyetim körüm müdür?' denir. Caiz olan niyet; yuyan yolunu bulanındır. 'Nasıl?' dendi. Yuyan yolunu bulan, niyete niyaz etmez, hastere niyaz eder."

2
"Sebepten sual değil, sorun açılır. Ne var ki 'ALLAH!' diyenin yolu geçilir." "Eğiteyim diyenin öğütü un misali olmalı, su ile karıldıkta değerini bulmalı. Taş misali olursa, kul başına gelirse; yorumsuz bilir, sorumsuz kalır, aynada kendini karanlık görür, öylece korkuda kalır. 'O gün.' yakındır, alay sakindir, niyet hakimdir.

11
"Günümüz hayır olsun, gönüller yolunu bilsin." dedi YUNUS'um anda geldi. "Cümlenize selam olsun, günün yorumu kulda kalsın. Yeniye yol dileyenle, geçenden yer soranın yoluna hayır dilensin. 'Denizden gelsen dalgaları sayarsın, ağacı görsen meyvayı soyarsın, yerden göğe cümleye gönül koyarsın.' derseniz, 'EYVALLAH!' derim, cümlede aynı sevgiyi görürüm. Göç gidene tatlı, kalana acıdır. Miyyar yoluna kum serer, kumu su ile karar. Niyaza gelenler, niyaz ile bulurlar." dedi, YUNUS'um yürüdü. "Misafir candan, yolum CANAN'dan olsun. Her duyan gelsin, sesimi alan bilsin. Kayda gerek yok, olana olduğu gibi uysun."

18
'YUNUS' denildi, 'sohbete gelse.' diye anıldı. "YUNUS'um yolun düzünde, YUNUS'um kulun gönlünde, YUNUS'um kendi halimde. Anıldım geldim, sevildim bildim. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun dedim. Katıl karlı geçite, katıl YAR'lı sohbete, katıl cümle hasrete. YAR ile BİR olalım, YAR'i her gönülde bulalım. DUYAN'dan aldık, sevenden bildik, uyanı gördük. 'ELHAMDÜLİLLAH.' dedik, cümlede olumlu hali bulduk. 'Sağ ile sol.' denildi, selamdan soruldu. 'Sağımı gördüm, solumu duydum.' dersen, gözünden kulağına köprü kurarsın. Öyle oldukta, kötü nerede? Nede ararsın? Sağ ile solda kainatın temeli vardır. Denmesin, 'Kainat ne kadar dardır.' Darlık, bilmeyendedir, genişlik silmeyendedir. ALLAH'ım cümleden RAZI olsun, her selam veren kainatı bulsun."

21
"Balı kovandan alırsan, serini sarandan koru." "Anılandan olayım, silinenden değil; sevilenden geleyim sanılandan değil. Dayandığın dal YÜCE'dir, beğendiğin hal nicedir? 'YUNUS'um!' dersin, halini silersin, olayları bölersin; anda uyanır, 'YÂR!' der dönersin. Ne haldir? Yolumuz yolunuz oldu. Haliniz uysun, yeniyi gönlünüz duysun. Güzellik, bildiğine uymaktır."

22
"Yaprağı saysan, darıyı soysan, hesabta kim bulur? Saysan saymasan, darıya yaprak koymasan, ağacı enine de boyuna da dolansan; dağınık olanı bulamazsın, hesabına giremezsin. Onun için, yaprağı dalında, deryayı halinde bırakalım. ALLAH'ıma emanet olunuz, eli elde biliniz. Adım ile geldim, elimi verdim. Bilenden görenden, adımı her an anandandır. ALLAH'ım RAZI olsun."

25
"Sözüm sazıma denk, sazım gönlüme ahenk. Ne telinde, ne belinde eğriye yer yok. Gönlümde TANRI'dan gayrıya yer yok." YUNUS'um söz diler, 'Söz.' dese, ÖZ'ü güler."Gayrette aradık, sohbette bulduk, AŞKI'na cümle ile düştük. Nazlandık, yollandık, her dileyenle hallendik. ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun, güne gelişinizi cümle gönüller kutlasın."

2
“Dalda elma,
halde olma güzeldir. CAN’da oyun bilinmez,
CANAN’da düzen bozulmaz.
Koyun ile kuzuya
 nimetinden sorarsan,
‘Çayır güzel.’ der;
balıktan sorsan,
‘Derya güzel.’ der.
Her yaratılan, yaratıldığı ortamda değerini alır.”
 “Sevenden toz gelmez,
sövenden az gelmez.” dedi
YUNUS'um sözü aldı:
 “ ‘Senden yolu soracağım,
her kulunu saracağım.’ diyene de ki;
 ‘Elimi vereyim,
senin ile bir olayım. Şahit beklemem,
duman eklemem,
bilenden saklamam.
Yerim dar değil,
sesim zorda değil.’ de
kayguyu gönlünden uzak tut.
 ‘Güleni severim,
gülmeyene gönül koyarım.’ diyenin,
yumuşak yoldan nasibi olmaz.
Ağacın bol olmadığı yerde
rahmet gür gelmez.
‘Tarayalım-arayalım,
yorumu öyle bulalım.’ denirse,
kalıp çekmiş olursunuz.
Saz ile sözde ahenk olmalı,
gönül ile gözde birbirini bulmalı.
‘Miyyar nerde, kimde?’ diye sorarsan,
unutma her kul kendinden sorumlu.
Ne dağın eteğinde,
ne baca tüteğinde duman izi kalmaz,
çünkü kendine almaz.
‘Dağın eteğinde elbet olmaz.’ denilir,
’Baca tüteğinde duman kalır mı?’
Alır aldığını, anında verir.
‘Vermek güzel değil mi?’ dendi.
Dumandan aldığı değil,
kendinden uzaklaştırıldığıdır güzel.
Kuyuyu alsan,
 dumanı içine versen atamaz.
Onun için baca misali,
aldığınızı anında verin.
Doğuşu yeddine değil,
adandan sorunuz.
Gerektiği için değil,
 oluştuğu için kul aldığına uyar.
ALLAH’ıma emanet olunuz,
 sahip olduğunuz güzelliğinize uyunuz.”

11
"BEKTAŞ denir anılır, sahil yolu dolanılır. Ne yüzen, ne gezen şaşırır. Boyum yerden yücede, gönlüm gelen ecede. YUNUS oldum anıldım, söylenen her hecede. Gece gündüz demedim, yola taşı komadım, iyi kötü yormadım. Güzeli ayrı, çirkini ayrı sarmadım. BİR oldum, BİR bildim, cümlede BİR'i buldum. Sardım sarasıya, sevdim ölesiye, cümle ile bir olasıya, kainat ile dolasıya." "Yolda taş, kulda baş oldukta, başa akıl koydukta; taşı çekmek kolaylı, sözü verme dolaylı." dedi, YUNUS'um söze girdi. "Açan gülde renk aldım, akan suda yüzüm gördüm, her geçene gülsem dedim. Kimi deli dedi başını çevirdi, kimi VELİ dedi sırtımı sıvadı" "YUNUS'um. Yerimi sorarlar, beni toprakta ararlar, bilenler gönülden sararlar. Yedik aldığınca, sevdik öldüğünce. 'Dünya han.' dedik, hancıyı aradık. Hancıda selamet var sandık. Selamet, ne handa ne hancıda. Selamet, yolunu bilen yolcuda." "Yol bizden, hal bizden, çağırı YÜCE'den. Her kul kurtulur geceden."

15
Ay diye geldi, yay diye gerdi, YUNUS'um söze girdi:"Her arayan sordu, bilmeyen bilenden aldı. Öyle oldukta, bilen bilmeyenle buldu. Sözde hata yok. 'Gelsem mi?' diyene de ki: İZİN YÜCE'de, sorulmaz gecede, her olan gönülde. 'Yandım yanasıya, sevdim ölesiye.' diyene de ki: Yanandan aldın mı, seveni bildin mi, bildiğini gördün mü, gördüğüne uydun mu? Yeniye yol aldık, yolda yolcular gördük, cümlesine el verdik. 'EYVALLAH.' diyelim, her geleni bilelim." "Dayansam dalın gücüne, uyansam günün geçine. Görsem bilsem, bilene uysam diyenle beraberim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Görgüye düşen, yolunu gönlü ile aşandır. Vergiyi bilelim, cümle ile paylaşalım. 'Vazifem nedir?' diyenin sorusu, dünyaya gelir dünyaya verir denilendedir. 'Dünyadan maksat nedir?' diyene de ki: Dünya handır, VEREN hancı, soran yolcu. Ne var ki, 'Varan kimdir?' dersen, yolunu bulan yolcu. 'Bulmayan olur mu?'dendi. Elbet olmaz. Ne var ki, yolun kısası uzunu vardır. Bilenin bilmeyene verdiği yolundaki kârdır. 'Sahip olduğum benden mi?' diyene de ki: Sahip olduğun sadece gönlündür. Gür akan çeşmede su çabuk dolar, yuyan yuğduğuna öylece bakar. Görür ki, aldığı gibi vermiş, aldığını anında iletmiş. Sözümüz öyledir, vazifeyi alan böyledir. Selam olsun dedik, selamımız vazifelilere ilettik. Sorana sormayana, adımız anmayana dahi sevgimizden sunduk." YUNUS'um söz diler, söz ile ÖZ'e girer:"Yerim bilseler, beni görseler, sözümden aşarlar mı, yolumdan koşarlar mı?"

18
Saz ile söz ile, YUNUS'um dürdü göz ile:"Gelsem demedim geldim, sohbete girdim, dalı yaprağı çevirdim, ağacın kökünden sevdim. Kökünden sevdim, dalına vardım, meyvasını her dileyene verdim. 'Yolum uzun.' diyene sözüm. Yol ömür boyu gider, gelen giden olanı güder. Ne var ki, güttüğünü sevginle götür, AŞK'ınla bitir. Daha önce verdik. Sevgi SIFATI'na, AŞK ZATI'nadır. Yerden aldık, YÜCE verdi dedik. Sevdik sevdik, sevene sevgimizi sunduk. 'Sevmeyene?' denilir. Seven sevilir. Sevenin sevmiyeni yoktur." "Yaprağı toprağa şahit mi diyeyim? Toprakta suya eğit mi diyeyim? Eğittiğini öğüt mü diyeyim? Demeye ne hacet, bekleyim göreyim, gördükçe seveyim, sevdikçe yayılayım. Sevgi yayılır, kimsede kalmaz. Yeni denilen odur; sevgiye dönüştür. Daha önce verdik. Deryayı sadece dalgalar temizler. Dalga büyük olduğu nispette çöpünü kenara atar. Günün olayları da öyledir. Aynayı ele aldık mı, sade kendi yüzümüze bakarsak darda kalırız. Elden ele tutarsak, yerden alır YÜCE'den veririz. 'Ne demek?' dendi. Yerden alınan nedir? Gördüğün. YÜCE'den verdiğin nedir? Uyduğun. Uyduk vereceğiz, kainata sevgi ile ağımızı öreceğiz. 'Aç.' denilen, yerini bilmeyen midir? Asla. Her kulun yeri vardır. Yerini bilen, yolum budur diyen, bilmeyene el verendir. Vermediyse, yerini darda görsün. Çiğdem rengine, gül dengine anılır. Ne var ki, her çiçek yerinde güzeldir. Kul sevgisini verebiliyorsa özeldir." "Ne dağılandan, ne eğilenden olalım, her birimiz öbürü ile dolalım. Yeğdir bilene az aşı, yoklukta bulur taşı. Taş ile öğütür, vura vura eritir." Selam ile geldi YUNUS'um söze girdi: "Verdiği cümleye." dedi. "YAR'dan dedim, YAR'dan verdim, can diye bağırdım, CANAN diye sarıldım. Sanılmasın yoruldum. Ne eğri gördüm, ne doğrudan şaşana uydum. 'Doğrudan şaşan kimdir?' denilirse, dumandan arınmayandır. Eğlen, geldi isen; öğren, doğdu isen. Nimet ondadır. Aldığını bil, gölgede dumanı sil. Güneşi o zaman göreceksin. Kar da olsan, buz da olsan eriyeceksin. Kul kendini su bilirse, kar buz hali donukluktur elbet. Ne var ki, aslı yine sudur. Onun için, güneşe dönelim eriyelim, akar suya katılalım ki deryaya varalım."

25-2
"Güzellik; el ele olanda, cümleyi sevendedir. Gönül ile aldım, güzel ile buldum." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Çam dalına diken deme, acı dediğin aşı yeme, sorduğun yerde durma, yalan diyenle helva karma! 'YUNUS adına geldim, adında sözünü bildim.' diyene üç sözüm var. Yanında olana. Darda olanı gördün, eline güğüm verdin. Unut onu! Serde olana uydun, yumuşak yola girdin, dönme; çağıranda, duyandan olma! 'Duyan, nedir?' denilir. Yoluna uymayanı, duyma! Yeniye yol açan, yerinde sözü bilene de ki: 'Duyan değilim, dayandığım YÜCE'dir.' Söze söz katma, yoruma geleni dağıtma; aydına yol aldın, karanlığı unutma! Elbet geçer karanlık. Niyetten alınan, söz ile bağlanan; günde yorulur, gelen günde karılır. Gedik açılacak! 'Karanlık olanın yargısı, nasıl açılır kaygusu?' denilir. Karanlıkta olana de ki: 'MEYDAN açılacak, konu deşilecek, gelen güne şaşılacak.' " "Sözde ÖZ'de bulalım, dizde izde silelim. Dağdan aşan, yoldan koşan, seninle midir? Elbet! Şüpheni silesin! 'Doğduğum gün' dedikte, dünyaya gözünü açtıkta, gördüğün; ne yoldur, ne hal. Kainatı bildikte, çirkini güzeli bir ettikte, 'Doğuşum odur!' derim. Güzel nedir, çirkin kimdir? Gelenin yorumu, bağlamaz kolumu. YUYAN nedir bilirsin, duman neden sorarsın? Doğuşu bildi isen, nasıl güzel çirkin ararsın? Gerçeği bulalım, hataları silelim, hep güzeli görelim. 'Olaylara rağmen mi?' dendi. Daha önce verdik; denizin dalgaları güzel gelmese de özelliği vardır, kendi kendini temizler. Olaylar budur. Dağdan taştan akıp gelen, çöpünü de temizler. Kar denilir, buz sanılır, dağlar dahi öyle yıkanır. Denen, zahmet olan, RAHMET'tir. 'Geleni gideni almazsam, olanı biteni sormazsam, olacağa gönül koymazsam; yolumu nasıl bulurum?' dersin. Elbet soracaksın, ne var ki bal ile biberi karmayasın, 'Güzel mi, çirkin mi?' sormayasın! Her yaratılan güzeldir, hatalı olsa bile. 'Huyun çirkini?' dendi: Öyle oldukta, söze söz katmayız, elde olanı dilemeyene atmayız, 'Almam!' dediğini satmayız, öyle olduğu zaman huyun çirkinine dahi bakmayız. Düzelir dediğimiz yerde düzelen, sadece HAKK'a yönelendir. Yönelmeyene; ne söz gerekir, ne koz, ALLAH'ıma havale edilir. Genişlik görülecek. Diliniz döndüğünce, gönlünüz yettiğince söyleyiniz, seviniz! Yayılacak, dayanışma gerçek yüzünü gösterecek. Doyumsuzluk, uyumsuzluktan gelir, kumun olduğu yerde elbet kuma gömülür. Onun için, BİR'liğe uyalım, kum misali dağılanı toplayalım! 'Görgü kimde?' derseniz: dolanda, bilende, sevendedir. Kuru ağaç yakılır, kuru yaprak dökülür, toprağı RAHMETİ yağdıkta ekilir. Bekleyiniz olacak, güzel, güç olanı yıkayacak. 'Güzel, güç olanı nasıl yıkar?' dendi. Güzel olan, BİR'liği bulandır; BİR'liği bulan, cemiyete uyandır; uydu ise sevendir; seven, güzeldir; güzel çirkini yok eder. 'Gününü karanlık geçirir.' denilene, de ki: 'Gün doğacak, saydığı gün gelecek. Gücünü aşmaz, yanılıp şaşmaz, yemediği aşa el uzatmaz, olanı olmayanla aldatmaz. Elbet aşacak, gelecek konuşacak. Yanında olana. Selamım ona olsun, senden iletilsin." dedi, YUNUS'um selamladı. 

6 mayıs
"Geldik yaz ile, dedik saz ile, güldük haz ile." dedi, YUNUS'um geldi: "Suların aktığı yerde, ERENLER'in baktığı yerde güzellik gelişir. Gelişmek oluşmaktır, cümle ile buluşmaktır, buluşup söyleşmektir. Söyleşen halleşen, yolun gidişinde birleşendir. Birlik bilenindir. Yokluk, bilenden bilmeyene gelmez. Çokluk, bilmeyene vermez. Doğuşu günde bilelim. Verdiğimiz günden bu güne sayalım. 'Geldi isek, dünyaya doyalım.' denilmesin. Dünya, ne doyasıya, ne kalasıya. Olaydan kaygu alan, yazıya söz dileyendir. Yazılan görülür. Duyan, sesi aldığı yerde bilir. Aslında yazıldığı yerdedir. 'YAR!' diye diye coştum. 'ALLAH'ım.' dedim, cümle ile taştım. 'Nasıl cümle ile taşılır?' denilmesin.'YUNUS' deyip anılanda, sözümü almayı dileyende cümle bir olmaz mı? YUNUS çağrıya gelmez mi? Gönüllerde kendini bulmaz mı? Bulduğu yerde coşmaz mı? YUNUS oldum olalı, dünya bağı göreli, AŞK çağını öreli, geldim buldum sizleri. Olduk olasıya, sevdik ölesiye. Bulanı bulmayanı, ananı anmayanı gönülle sardık, güzel çirkin denileni kardık, cümleyi bir hamurda gördük. Selam cümlenize. Yüz ile diz ile dağda ovada durduk, esen yele sorduk: 'Seveni gördün mü? Andığı yerde buldun mu?' "

7
" 'Selvi.' denilir, yoldan görülür, adım anılır, YUNUS bilinir. 'Bilmedik.' diyene de ki: YUNUS'u bilmek değil, yolunu bilmek gereklidir. Ayda bildiğine değil, gördüğüne uyarsın. Seste duyduğuna uyarsın. Her olaya olduğu yerde bakarsın. 'YUNUS'u andım.' dediğin, adına beyit kurduğun mudur? Yoksa yoluna niyet kurduğun mudur? Güzel, ne güzelsin dersem,  olayı anlatırım. Yarattığına bakarsam, dolayı anlatırım. Elbet birbirine bakar, ateş olsa gönülde çerağ yakar. 'Ateş olsa nedir?' dendi. Her bakan ne görür? Her gören ne bulur? Her bulan nerde uyar? Her uyan nerde doyar? Elbet, zincir misali halkalar birbirini bulacak. YAR gönülde oldukta, seven yolu buldukta birlik yerini bulur. Her bulan bulmayanı arar. Arayan, aramayan sözünü HAKK'a bağlamayan, yine de bulur. Gün gelir ÖZ'e döner. ÖZ söz ile bir oldukta verenden olur. Yanılma yok. Söz ile uymayanın ÖZ'ünde hata aramayalım. Hata görgüde kalır." "Oluştuk buluştuk ELHAMDÜRİLLAH." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Dağ üstüne çıkasın, ağacını dikesin, nehre çubuk atasın, gittiği yere bakasın. Göreceğin nedir? Alacağın RAHMET, bulacağın sebep. Yanılma yok. Dağda ağaç dikersen, rahmetine erersin. Nehre çubuk atarsan, gittiği yere bakarsan; sebepleri ararsın, olayları tararsın, öylece olursun, aradığını bulursun. Hiç bir zahmet, rahmetsiz kalmaz, 'ALLAH'ım!' diyen yanlız olmaz. Geldik döneceğiz, 'Ne güzel gün.' diyeceğiz. Rahmeti bulduk, halimize şükredeceğiz. Daha önce verdik. Gezelim görelim, gördüklerimiz ile bir olalım, birliği öyle kuralım. Yerimiz bilinse, toprağı karılsa, duyandan mı olunur, uyandan mı bilinir? Olduğumuz gibi bilinelim, bilindiğimiz gibi sevilelim. Sevdik diye sevinelim. Çünkü her sevilen SEVGİLİ'dendir. Olduğu gibi alalım, nesilde hata aramayalım. Hata aradığımızda, kimseyi yargılamayalım. Yargı ALLAH'ıma mahsusustur. YAZAN O'dur, yozan O'ndandır. Cümlenize selam." dedi, YUNUS'um yürüdü.

18
"Dal ile, hal ile, geldim güne yol ile." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Kor olsa, ocakta görse; rengine değil dengine bakar, düzene sahib çıkar. Karşımızda olanın karındaşı! Duyana söz, uyana göz gereklidir!"

20
"Dal üstüne sel durmaz, dağa taşa yel vermez, alan kul halden kalmaz." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Yağmur sana bana, kar döne döne oluşur, öylece kul ile rahmet buluşur, bilenle bilmeyen yarışır, olaya bilinen karışır. 'Yağmura el tutayım mı, çamura sel katayım mı?' dersem; almayı bilenden miyim, duyana verenden miyim? Yeşil renge uyayım, gönül ile duyayım, sarıda kalayım, mavide bulayım, herbirine doyayım, kırmızı ile bulayım." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

3 haziran
"Kandile yağ koyalım, kendimize soralım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Girse de, girmese de, verse de vermese de; alan dilediğini aldı, seven dostunu sardı. 'Sevmeyene ne kaldı?' denmesin. Sevenin sevmediği olmaz. Açalım DOST'a elimiz, dönelim DOST'a yönümüz, diyelim 'Uydu konumuz.' Sohbetin tadına, cümlenin adına selam ile geldim, selamı YAHYA'dan getirdim. Gelene verelim, dost eli bilelim." dedi. (Dost eli h. bey mi?) EYVALLAH.

24
“ ‘Dost.’ diyerek geldim, 
yolcuya elimi verdim. 
Dostu dosta sordum.” dedi
 YUNUS'um söze girdi:
 “Alacağın güzele
 diyeceğini veresin,
 ‘DOST ELİ.’ diye
 cümleye bağlayasın. 
MEVLÂNA’nın dediği, 
‘DOST’un YOLU.’ diye andığıdır.
 Doyum odur ki, 
uyuma girsin.
 Daha önce verdik, 
yaprak ile çiçeği söyledik. 
Gülde gonca, 
yaprakta yonca uyumludur.
 Seferde diyeceğin, 
seherde alacağındır. 
Olduğu gibi güzel.
 Döne-döne gelesin, 
DOST ELİ’ni alasın, 
her kulunu sevesin, 
yoğurt yiyene
 bal ile katık veresin. 
‘Aşamadığım.’ dediğin gedikte, 
kayguyu buldun
 geç, ayağa mani değildir. 
Konuk gelecek,
 ‘Yayan.’ diyecek,
 SAHİB’ine uyacak,
 dağınık olan toplanacak. Gerçeği bulan,
 çiçeği yolana sitem eder.
 Gerçeğe uymazsa
 düzen bozulmaz.
 Olan sadece görgüdedir, 
düzeni bozuk görenin yargısındadır. 
Elbet kuluna aklını vermiş, 
“KENDİNİ BULSUN.” DEMİŞ,
 düzeni kursun değil, 
düzeni bozsun da değil. 
Olanı olduğu gibi görsün, 
kendini olanda eğitsin, olan ile öğütsün. 
‘Kul.’ denildikte; 
kulluğunu bilsin, 
kulluğunu eğitsin. 
Şahit aradığında 
ÖZ’üne dönsün.”


26
"Yerimi yerden aldılar, gönlümü yolda gördüler, sevdiler, sevindiler, gelecek konuktan sordular. Konuk, yeniye yol açar, her hali ile güzeli seçer, yonca misali sevilir."

22
“Sinekte kanat,
 kelebekte kanat, 
kuşta kanat nedendir? 
Biri süsünde,
 biri usunda,
 biri kaygusunda denenir.” 
dedi YUNUS’um söze girdi: “Doldursam destiyi, sunduğum yeter mi?
 AŞK ile meşke düşenin sohbeti biter mi? 
Kolunu ele almış,
 cümleye elini vermiş. Öylesinden şüphe gelse,
 'Elimi tutar mı?’ dese 
hata kimdedir?
 Elbet şüphe edende. 
Uzun yolun kısası,
 demir olsa asası; 
doruğunu bilemez,
 yüce dağa varamaz.”
 dedi YUNUS’um yürüdü. “Yangın su ile de 
toprak ile de söner. 
Ne var ki ilk akla su gelir.”

23
“Doruğa çıkalım, 
dağ yolundan bakalım.” dedi, 
YUNUS'um söze geldi:
 “Şarkıya ÖZ’den veren,
 toprağı sazda düren; 
dayandığı yörede, güvendiği törede; 
ne bulursa sever, 
ne görürse över; 
sevgide oluştu mu, 
kıymette buluştu mu.
 Doğanın yazısında, 
ölenin kazısında; SAHİB’ini bilen ile bulan vardır.” 
YUNUS'um selam dedi.YAHYA sözü aldı, 
YUNUS'tan oyun sordu: “Oyundan maksat; çevreyi sarmak,
 çevrede düğüne varmak.” “ ‘Yalın kaldık.’ diyelim, ayaktan adım bilelim” dedi
 YAHYA yürüdü. YUNUS söze girdi: “Gözden ırak olan; 
gönülden bağlanır, ‘Yol?’ diye ağlanır. 
Kayguyu silelim, 
düzeni övelim.
 Ayrıya düşmeden, görünmeyen sevilmeyen olmaz.
 Sevilmeden dünya dönmez. Yazacağız, döndükçe doyacağız, 
ak ile karayı sevecek, 
beyazı bulacağız. 
Dost sofrası kurulur, 
dost helvası karılır. 
Açana verdik, geçeni sevdik. 
HAK sevmiş; 
Elbet cümlesi ÖZ’üm,
 cümlesi gözüm.
 CAN ile CANAN doğuşur, 
CAN CANAN’da birleşir. 
Saydığım sever, 
sevdiğim sayar;
 zincir misali birbirine ekler, 
ayrıda kalanı bekler. 
Örüleni gördük,
 çevrede bulduk. 
Gönülden oluşturana, dostları buluşturanlara ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedik. 
Çeşitte eşitlik olursa,
 göze zor gelir. ‘Eşitliğin düzenini kuralım,
 el-ele verelim.’ dendikte 
uyum, arayanda kalır.
 Mutluluk ordadır. 
Mutluluğa eriniz, kaynağına giriniz, 
şah ile köleyi orda sorunuz.
 Ne ayrı görürler,
ne ayrı verirler. 
Severler severler.”



24
“Oruçta yapının çatısı vardır, 
namazda binanın temeli vardır. Duvarlar sevgiye açılan kapılarla bağlanır.
 Doğuştan her kula özellik verilir. 
VARLIĞI’nda eriyelim,
 her kulunu O’ndan diye sarılalım. Oyaya bakarsan, 
elden emek bulursun;
 aymayı sorarsan,
 ER’den emek alırsın.
 Sorduğun ER’in
 yumuşak yolu vardır.
 Ne var ki çevresi dardır.
 EYVALLAH. DAVUT PEYGAMBER der ki: “Dikenden olalım.
 Dikişte düzeni bulalım,
 bedene uyduralım, 
uymayanı kaldıralım.” ‘Çevresi darda denilen nedir?’ dendi. 
Aymayı bilir, 
bileni bulmaz; bileni bulsa,
 alana uymaz;
 satıhtan ayrılsa 
derinliğine girse,
 gücü yetmez denirse de; yaygın olana uyacak, 
kendine uyanı bulacak, şartlardan uzak kalacak, feraha o zaman kapı açacak. 
Gelişten çok çağrıya uyacak. Davardan yün arayan, yünü tarayan; 
elbet kışa hazır olur, 
hazırda kendini bulur.
 Sebepsiz hale uymaz,
 hal olmadan yol sorulmaz. Zeytinde yaprak, kestanede toprak vericidir. ‘Nasıl?’ denilir.
 Zeytin yaprağı aldığını 
meyvesine iletir;
 kestane toprağı,
 her çiçeğin beslenmesi
 varlıktan nemalanmasıdır. YUNUS oldum eğildim,
 dala geldim dağıldım, 
bir söz ile dolandım, çok söz ile bağlandım. Bağlandım, dünya ile eğlendim. 
Balık kavağa gelse, 
kavaktan yere baksa;
 göreceği nedir? 
Dozunda artış olsa, olumunu veririz, 
sahiline varırız. 
YUNUS’un verdiğine, 
helvayı kardığına TABDUK’u şahit olsa,
 şahide soru verse, 
her kulun diyeceği kendincedir.
Yorgan örtendir,
 ayak dürten.
 Örtenin aslında dürteni falındadır. 
Yakınlığı gerçek bildiğine, 
her olaya uyduğuna; gönüller şahit. 
Öyle oldukta yargıya
 seni koydukta, 
gönlün hoşnut olsun. 
Bilgini örten
 vergini dürtene yer verme.
 Şahit olanı kuldan seçme, 
ALLAH’ım GÖRÜCÜ’dür, seveni BİLİCİ’dir.
 ALLAH’ım RAZI olsun,
 sevende kainatı bilene uydursun.
 Olumsuzluk yorumunu,
 sana verene dedim. 
Doğandan ses aldıkta, dünyanın özünü görürsün, 
sözünü ondan alırsın. 
Bildiğini sepete atma, sedef misali sakla.”



27
“Yeni’de SEVGİLİ vardır”

17
"Demet demet çiçek dersem, yoluma durana versem." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Güzellik ÖZ'ündedir, sardığı sözündedir. Gedik aşılır, darlık geçilir. GÜNEŞ'in vergisinde görülen, sahile serpilendir. Kayguyu silelim, olayları bölelim, bölelim ki sıkıntıyı atalım."

21-!
"Sözü alayım, gönle dolayım. AŞIK olayını dedim, AŞK'ı TABDUK'ta aradım. Dergahta tutmadılar, AŞK'ıma bakmadılar, derdimi çekmediler. Döndüm dolandım. Her dalda, yaprakta, arıda, çiçekte O'nu gördüm, kainatı AŞKI ile ördüm, o zaman gördüğümü kendim çözdüm. 'Çözdüğün nedir?' dersen, kendimi buldum. Gedik, O'na yöneldikte açılır. YUNUS'um seninle, yalnızlık niye? Mana ile dolarsan, maddeyi silersin. 'Uyanı bulacaksın, el ele vereceksin.' dedik, daha önce verdik. Sabırda selamet görülür, helva bal ile karılır. ALLAH'ıma emanet olunuz, ALLAH'a ısmarladık."

28-2
“Yerimiz bellidir, 
şelale misali veririz. 
Günde gelenlerde 
akanı görürüz. 
Gelen gideni eyler, 
bilen bulanı sağlar. 
Gördüğüm ne yüce dağlar, 
övdüğüm ne büyük ovalar.”

 

29
“Adım ile geldim sevdim, 
seven ile bir oldum.
 Danıştığın deneyde 
konuya gönülden katıldım.” 
YUNUS’um söze geldi, 
gayrette dize geldi, 
dersen ki bize geldi, 
ayırmadı cümlenize geldi.

 “Dertli dertliyi arar, 
dertsiz sofrayı kurar. 
Dertli dertsiz bir olur, 
sofrada sohbeti bulur.
 Verilen vazifede özellik vardır.
 Gönül ile gezdin,
 dilediğin yönü aştın. 
ALLAH’ıma emanet olasın,
 dilediğin yönde 
vazifende mutluluğa eresin. ‘Vazifem nedir?’ dendi. Öğütenden olasın 
değirmen misali,
 suyu devredesin.
 Dairede noktayı bulan,
 nasıl ki eşitte kalır;
 çember misali sarsın, 
dağıtana eğitene yardımcı olsun.
 EYVALLAH.”


30-1
“Döne döne geleyim,
 seve seve bileyim.” dedi 
YUNUS’um geldi:

 “Gözde nur,
 halde PIR bilinir. 
Soğan kırdığı günde
 ekmeğe katık olur.
 Yediğine şükreden, 
yemeyene hayır diler. 
Olumluluğu ordan bilinir. 
Yedin, düşünmedi isen, 
gelenden şikayetçi olmak 
reva değildir.
 Sevgide, söz ile değil ÖZ ile bağlantı gereklidir. 
Seven sevdiğinde, sözü değil ÖZ’ü arar, 
vergisince CAN’ından katar. 
Sevgi doyasıyadır, AŞK ölesiye. ‘Yaprak izinsiz düşer mi?’ denir. 
Elbet düşmez. 
Ne var ki, düştüğü boşa değildir. 
Köküne hizmette. 
Almayı dilediğin hizmette, kayıtsız kalamazsın, 
düzenden uzak duramazsın. ‘Madde kısıtlı mı?’ dersen, olmasa da gerektiği günde ayrılamazsın. Çok ile azdan kaygu duyarsan,
 ortada kal, geçici olana dönme. Ağacın kökünde, düzenden ayrı kalan yok.
 Dalını ayırmışlar, 
ayrı toprağa koymuşlar.
 Ağacın gerçeği bölünmez.
 Ne var ki başka toprakta 
aynı ağaçtan aynı meyva alınacaktır. 
Umduğumuz değil andığımız olsa, 
gayrete yer var mı?”



2 eylül
"Sayfalar dönüşür, dostluklar oluşur, cümle ile buluşur." dedi, YUNUS'um söz diledi: "Giden ile gelenden, sohbete naz ile gülenden yerimiz sorduk, serimiz sohbette verdik, verenin yolunda eğildik. Gömlek giyenin, yemeni yürüyenindir, dost sevenindir. Dostlukta vefa, derdest olanda sefa görülür. Can ile CANAN gönülden halleşir, sevenler yolunu belleşir. Giden gelen olaydım, her sorana duraydım; yolum uzar giderdi, çoban davar güderdi. Çobana dur diyemem. Dost olduk, dost geldik, 'Selam cümleye.' dedik. Alanın sözünde, YUVA'nın özünde genişliğe yol vardır. 'Dört yaprak.' dedik, daha önce verdik. Yaprağımız oluşur, cümle dostlar buluşur. El ele verilsin, sohbetimiz derilsin. Doğuşun oluşu, kulun kendi bünyesindeki kıymeti ile açılır. Halde görülen, kâl ile verilen odur. 'HAY.' denildikte, selama verelim. SIFATI'nda olumu kulunda görelim. Doğuşu verdim, oluşa doğuşu. 

8-1
"Geçici olanı değil yerini bileni aldık, YOĞURAN'a hamuru sorduk." dedi, YUNUS'um söze girdi. "Ağacın dalındayız, güzelin halindeyiz. Gecemiz bilinir. Yolunda yönündeyiz ELHAMDÜLİLLAH." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Giden gelen olurum, gelenleri bulurum, sevenden SEVGİLİ'ye selamı iletirim."

9
"Yoldan geldim bilene, güzel hale uyana." dedi, YUNUS'um söze girdi:    " 'Yamayı düreyim mi, eğriyi açayım mı, dumandan kaçayım mı?' diyene de ki: Bildiğine uyasın, güzelliğe doyasın, her olanı yazılana sayasın. Selam ile geldik, gölgeyi sildik. Çölde güneşe kalan, güneşten ışık alan; sorgusunu elbet çölden alır, aldığı yerde bulur. YAZAN'ın yazdığı gibi gelişir, kulunun çözdüğü gibi değil. 'Açılana bakalım, eldeki suyu göle dökelim.' diyene sözüm: Göl kendini besler. Eldeki su sende kalsın, dileyen dilediği yerden alsın. Suyunun verdiğine, olaya güldüğüne şahit arama. Genişlikte görüleni ayrıya yorma. Sebep arayan, sepete su doldurana benzer. Elbet her olayın sebebi vardır. Ne var ki, kulun görüş ölçüsü çözmede dardır. Var olana varlığımız, yar olana sevgimiz ölçüdür. Dünyanın oluşunda, her kulun alışında sebep mevcut ise de; olduğu gibi alalım, bildiğimiz kadar uyalım. Can destiye girmez. YAR diyelim, sohbeti öyle yolda bilelim."

18
"Meyden gelen, yerden gelene uymaz. Niyazını yapan şüpheye düşmez. Kadehe konulan içilecek; ne var ki zorlu köprü geçilecek. Daha önce verdik. Yavrunun yüzünde, güzelin sözünde uyum olacak, güzel güzeli bulacak, yuyanın yardımına gelecek. Kaygu silinsin. Nokta koymadan söz bitmez, yaprak yazılmadan yere düşmez."

23 
"Kanat ile gelmedik, yuyan olduk bilmedik." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Gör görebildiğince, gez durabildiğince, ver kurabildiğince. 'Yeter.' diyen olmaz, suya gelen kalmaz. Suyun vergisi değişenden değildir."

29
"Sergiye varalım, desteği kuralım." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Yapıtta yerçekimi sayılır, ölçüde o devreye uyulur. Eğer düzen görülmezse, kaide gerçeğe döndürülür. 'Yapıtta yerçekimi nedir?' denildi: Yemiyen, yediğini bilmiyendir; öyle oldukta düzen bozulur. Yapıttan maksat, kulun bedenidir; yerçekimi, yaşantı düzensizliği. Kuzuya et verirsen yemez, çünkü yapıtına uymaz. Yediğini var sayarsak, yerçekimine aykırıdır. Kulun yapıtı da, düzene uyar. 'Düşümde gördüğüm?' dersen, gününü karaya bağlarsan; yerçekimine aykırı gelir. Daha önce verdik; 'Genişlik, kulun yolu olsun!' dedik. Ne korku, ne yargı; kulunun ömrünü uzatmaz da, kısaltmaz da. Mendil alsam elime, yolda baksam yönüme, sorar mıyım kuluna; 'Yolumda mıyım?' Konuda, ağaç misali yorum vardır. Fidan diktim suyunu verdim; ağacım tutar mı, yaprağı artar mı, meyveyi tatar mı? Sen fidanını dikti isen, tutar. ALLAH'ına havale et, 'Tutmadı?' dersen başka fidan ek. O da yetmezse, bir daha dik! Hepsi tutarsa daha güzeldir. ALLAH'ıma emanet olunuz. Duyanı uyanı, birbirinden ayırmayınız; seveni sevemiyeni, gönülden dahi yargılamayınız! Yargı, YARATAN'ındır! Dersin seyri, düzendendir; hurma ağacı gezendendir, yaprağının düzeni çözendedir. 'Nasıl?' denildi: Bilinir, hurmanın dalı yoktur; bedeni yaprağı güçlendirir; gövde ve yaprak ayrı değildir; dalı aradan çıkarmıştır. İşte, çözüm ordadır. Kayıt, YUVA'mızda verilir; her sohbet düzene uyularak açılır; her sayfada ayrı değil, bütün düzen verilir. Hurma misali, her dal gövdeyi besler de, yeri ayrı mütalaa edilemez! ALLAH'a ısmarladık. ÇAKIR'ın sorusunun cevabıdır. Hurma ağacını verdik, ÇAKIR'a söyledik, YUVA'da verileni dedik, düzenden vazifeli saydık. Yoğun çalışma düzenine girsin. 'Yetmez mi?' denilir: Dağ dağa yol verse, vadide su görülür; kaynaktan açılan, nehirde düğümlenir."

1 ekim
“Doğru bildim yol aldım, eğride pürüz gördüm.” dedi, YUNUS'um söze girdi: “Serçe kargayı görse, karganın sesini övse; ‘Yanılandan.’ dersiniz,
yanılgıya düşersiniz. Serçenin görgüsünde, güzellik duygusunda. Aramasa bulamazdı, sevmese övemezdi.” dedi YUNUS'um yürüdü.

2-1
YUNUS'um söz diledi: "Söz ile hale uyanı yargıda görene seymen oldun geldin, yargıyı yola koydun." dedi, selamladı. 

6
"Dost ile dostluk kulun halidir, zor ile dostluk ER'in halidir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Derdest olalım, sohbetleri gün gün kuralım, kuran ile bir olalım, birlikte suyun akışını görelim." dedi, sözü MERYEM'e verdi: "MEVLÂNA yolun hancısı olsa, alanlar gelip geçse; sözümüz rüzgar alıp götürürdü, YUNUS'u ağaç köküne yatırırdı. Verişimiz, hancı yolcu misali değil. Derman dileyenin, 'Yolum nerden?' diyenin, sohbette AŞKI'nı dile getirenin buluştuğu halleştiği sohbet sofrasıdır. Öyle mi, böyle mi diyenlerde dahi, sorudan soruya geçirir, doğruyu buldurur. Es diyelim rüzgara, eğlen her dala sevgimizi söyleyelim, geçtiği yerlere selam gönderelim. Belki bileni bulur, kulağında selamımız kalır. Nasıl ki konuk gelen, geldiği gibi dönen kullarında sesimizin izi vardır, her selamda RESULÜ'nün Sözü vardır."

15
“Sevgi bölünmez,
yoruma ‘Güzel-çirkin.’ diye
düşülmez.” dedi, YUNUS’um söze girdi:

 “Sahipsiz tarla olmaz,
bakımsız tarla vermez,
yaprak düştüğü yeri yormaz.
Yarım yapı örtü almaz,
yarım sevgi ölçü vermez.
Olum yapıya ortak olsun,
seyrinde hatalar silinsin. ‘Hatalar nedir?’ denirse, ‘Denedim sevmedim,
gördüm bilmedim,
gerçeğe uymadım.’ dediğin,
yanlışa götüren yoldur.
Kulu sevdiren, haldir. ‘Toprağı sever misin?’ dersem, ‘Çamurlu toprağı sevmem.’  diyeceğin açıktır. Sözüm; toprak çamur olmazsa,
kul toprağı bellemezse; ekini alamazsın,
buğdayı saramazsın.
Sev toprak çamur olsa da,
sev kupkuru kalsa da,
sev zararlı bitki verse de.
Toprak dileneni verir. Zararlı denilen bitkiden,
bilinmedik şifa gelir.
 YUNUS’um yola durdu, yolda geleni sordu.
Doğuşun denenmezse, oluşun kınanmaz. ‘Alamam, yerimi bulamam.’ dediğin olayda, ‘Açılan kapıyı görsen.’ derim.
Sevmeyi dene, yaprak düşse de; sevmeyi dene,
ateş yaksa da.” dedi,
YUNUS’um yürüdü.



16-1
"Doymam.' desem, aşı yanlız başına yesem; olumsuz denir diye, yuvama eş, soframa arkadaş aldım. Yumuşak yastık diledim, gün geldi başı taşa koydum. Ne yumuşaktan sevindim, ne sertte yerindim. Almayı dilenen, elbet verilir; ne var ki, sadece AŞK ile örülür. Cennet denen yerdedir, Cehennem dayanılandadır, dayanabildiğin kadar Cehennemdir. Elbet ondan ötesi cennet! Ayak götürür, el eli tutturur. AŞK bülbülü öttürür, meşk sohbeti açtırır. Sohbet, Cehennemin bittiği yerdedir! Gölgede bekleyen, yolunu uzatır! Güneşte yürüyen, yoluna tez varır! Madde ile mana! 'Dolu dizgin gideyim, yolum nedir bileyim.' denilende, sabırdan yer alınmadığı görülür. Aslında kulun dilese dilemese, yazıya uyacağı, olanı olduğu gibi alacağı bilinir; ne var ki, dilden şikayet dökülür. 'Şikayette yarar mı zarar mı vardır?' derseniz, yararı da zararı da kulunadır. Olacağı olduğu gibi bilen, hem kendine hem de etrafına huzur verir. 'Mendili aldım, yaprağı sildim.' dersin; yaprağı sen silemezsin! Yeni'ye yol açtık, her yoldan yoruma geçtik. ALLAH'ım hayır olmayanı vermez! Kul, yazılmayanı dermez! 'Aradığım gelse idi, kaderimde olsa idi.' deme! Çünkü kulun yazısı değişmez! Değişenin elinde olacağını düşündü isen, hangi gün yolunu kendin çizdin? Her olayda plan kurdun, neticede aksini gördün; olanda kendi planını mı buldun? Cenk, kazanan için zaferdir. Her cenge giren kazanmak için girer, olmadık olay düzeni bozar. Demek plan kulun gücünde değil. Olaylar yazılıdır, kaderde kazılıdır. Ne durdurabilirsin, ne değiştirebilirsin. En güzeli, 'ALLAH'ım SANA havale ettim!' dediğinde görülür. "YUNUS'um. Çevreyi saralım, her kulunu görelim. Kimde ne var. Dertte yardım dileyen. Kelam et!"

17-1
"Soyunmayı bilene, arınmakta selameti görene yardımcı olalım." dedi, YUNUS'um yola kattı. "Dar çerçeve yoğurur, yumuşak kulunu kayırır; 'Selam sana!' diyene, selamını gönderir. Sabah akşam yaprağı yesin, 'Şükür ALLAH'ım!' desin. Çağı geldi geçirir,  bol su aldı taşırır, HAK YOLU'na düşürür."

17-2
"Satır satır yazılır, yaprak yaprak açılır, oyun öyle seçilir. Yayan gittim durmadım, ipi ağaca vurmadım, dolu destiyi dökmedim." dedi, YUNUS'um yoldan verdi.

18
“Hayırda selamet görelim, ‘Sevabımız gür olsun.’ diyelim, dedi YUNUS’um sözü aldı: “Şakide suç arayan, sakiden şarabı soran; ‘Tedbire halden girdim.’ der, yerinenden olur. Yerinmekten maksat, şakide suç aramaktır. Suç aramayı dilersek, sadece kendimize dönelim. Hatalarımızdan, sevaplarımızdan, gönlümüzde muhasebe kuralım. ‘Hata sende sevap bende.’ dersek, olayın yargısına düşmüş oluruz.” dedi YUNUS’um selamladı. “Kor olalım yanalım, ‘Kar.’ diyelim donalım. her hal güzeli görelim. Sevelim sevilelim, ‘Sevgide selamet.’ diyelim. Katı somun yemezsen, hal hatırı sormazsan; kimden kime kim verir, senden bana kim gelir? Cemiyet sözü sana bağlamazsa, senden doğruyu bulmazsa; yolunu düze çevir.” dedi YUNUS’um sözü aldı: “Yolum eğriden mi?’ denmesin. Sana düz gelen elbet doğrudur. Ne var ki ayrı gören de O’nun kuludur. Yolunu çevirir, hatalı olana buldurur. Saz ile söz ile, dünyayı bildik koz ile. Kozu ele almadan, yolu düzde bulmadan; yürümeyen kuludur. Sende olan onda yok mu? HAK’tan gelen HAKK’ı bilen sevendir. Ne var ki cümlesi sevilendir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.” dedi YUNUS’um yürüdü. “Saçın teli sayılır, AŞK gönüle yayılır, kul birlikte ayılır. Ayılandan olalım, AŞK’ı söze değil gönle akıtalım. ALLAH’a ısmarladık.” “Yemiş daldan düşer mi, tavuk toprağı eşer mi? Sormaya ne hacet, hem düşer hem eşer.” dedi YUNUS’um söze geldi, MERYEM selamın verdi: “Kavga sebepsiz olmaz, hasım yargısız kalmaz. Anında ikisi de birbirini sevmez. Ne var ki araya girenin; vergisi gür ise, sevgisi hür ise; hasım olanı ayırır, yün misali eğirir, yumağını eline verir, örgüde birbirine denk getirir, sevgi birliği kurdurur. Zaman geçicidir, kul elbet göçücüdür. Dünya halinde alıcı-verici olursa, vardığında en güzeli bulucudur. Söz sepetten değil, sebepten verilir. Güzel ile dil güzel ile hal verilir. Sebepler ALLAH’ımın SIRRI’dır. Sözümüzde gerçek, yaprak yaprak verilir, kulunun niyetine bağlanır. Oltayı balık alayım diye atarsın, nasibinde olanı tutarsın. Çünkü bildiğince değil uyduğunca adım atarsın. Çevre sarmıyor ise, çehrenin hatası değildir. Gelişimiz verişimiz cümleyedir. ‘Denenmiş olsa, bilene verse.’ denilmesin. Bilenin bildiği, okuduğu yerdedir; sevenin verdiği, dokuduğu yerdedir. ‘Duydum.’ dediği, niyazına gelendir; ‘Gördüğüm.’ dediği, sohbetine girendir. Öyle oldukta, kainata serendir.”

2 kasım
"Yoğurt yiyenin kaşığına büyük dersen, yoğurdu parmak ile yalarsın." dedi, YUNUS'um söze girdi: " 'Yoğurt yiyen kim, kaşığı gören kim?' denir. Yoğurt yiyen; yapıya uyandır, ne var ki günün olayına soluk renk veren. 'Gideyim' diyen. 'Düğüm çözülsün, açık konuşulsun!' dedik, daha önce verdik. ALLAH'ıma havale edilen her olay, düzende yerini bulur. Kuşku; sevgiyi siler, huzuru böler. Yorumda yerini bulamayan, sorundan nasibi olmayandır. 'Hata kimde?' denilirse; hatalar bölüşüldük te çözüme girer. Hataya talib olmıyan, her hal ile huzurdan uzak kalır. Sahifeler okuna-okuna bellenir, ancak öyle aynı hatadan uzak kalınır. (   ) Şekilde değil hata, ruhtadır. Genişliğe yol açalım, geçitten öyle geçelim, 'Hayır yoldur!' diyelim seçelim! 'Miyyar olmadan verdim.' diyendedir, 'Sevgide ölçü buldum.' diyendedir. Gedik açılır, MEYDAN'a geçilir. Müsterih olasınız! Daha önce dedik; ALLAH'ım O'ndan geleni bilenledir!' "

13-1
"Doğan güneş oldurur, yakan güneş soldurur, duyan kula bildirir, her gününü saydırır. Deynek yolu buldurur, maksadına erdirir. 'Yoğurt yedim, güzel dedim, yorumu güzele bağladım." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

14
YUNUS'um sözü alır: "Her dileyen sohbete girerse de, gayede birliği bulanlar, 'Yardımcı olayım ALLAH'ım' diyenler, sohbette yerini bilenlerdir. Yolumuz yorumdan uzak kalmalı, verici olanda önce mahzen misali sırlamalı. Dağıtıcı odur ki, sırlanmışı oldukta açsın; eğitici, ermiş üzümü sergiye yaysın. Geçmiş gelecek orada birbirine bağlanır. Sırlandıkta, yeniye sunulur. Mahzeni giren bilir, sırlanan görür. Sırlandıığı günde verici olur. Sarhoştur, sarhoşu bulur, meyhanede birliğe mal olur. Meyhane, sarhoş olmayanın geldiği, sunulanı aldığı, anda sarhoş olduğudur. Ne var ki elbet sarhoş olmak için gelir, niyeti öyledir. Kimi kendini bulmak, kimi kendini unutmak. Netice aynıdır. Kendini bulan VEREN'i bilir, kendini unutan yolunu alır. Unutandan maksat, gaileleri silen, derdini atomlara bölen. Ateş olmadan yanamazsın. Alev alev yanmadan, kendini bulamazsın. MEVLÂNA'yı unuttun mu? (Siz niye önce ah çektiniz?) Derdimi atomlara bölmek için. Her kulun bölünmesi bir olmaz; her dileyen PİR olmaz. Çünkü, dilemek için uymak gereklidir. Şişede köşede aradığını, dumanda taradığını düşün. Neyi aradın, nerde buldun?"

16
"Miras yerden ise, cümlenindir. 'Gördüğüne ver.' diyeceksin, öylece kendini bulacaksın. Ölmeden öleceksin, sevmese de seveceksin. (Ölmeden ölmek gerçeği bilmek midir?) EYVALLAH. (Gerçek nedir?) Açıktır. Daha önce verdik. (Gerçek sevmek demiştiniz değil mi?) EYVALLAH. (İnsan bilmediği ve hiç kimsenin bilmediği şeyileri nasıl öğrenir?) Görünmeyen açılır, çözülmeyen örülür. 'Çözülmeyen nasıl örülür?' derseniz, elbet çözülür de örülür. Vergimiz, cümleyedir. (Sabahat Abla, bazan yazıdaki gibi konuşuyor. Sanki transta gibi geliyor bana. Öyle mi?) Yazdığından söylediği ayrı değildir. Uzun demez, kısa söyler. Her dilendiğinde cevap bekler, az-öz. (Konuşarak bilgi alabilir miyiz?) EYVALLAH. Delide özellik, VELİ'de güzellik olur. (Delilik nedir?) Olumsuzluktan sıyrılış. (Delilik olumluluk olamaz ki.) Sence olumsuz. Derdinden kurtuldu ise olumludur. Ben sende iken, benden alırsın, kendini nerde bulursun? (Sende bulurum.) EYVALLAH. Dilden verilen, akım yüklü olur. Geldiğimiz günden, dilden veririz.

17
"Denilenden uzak kalma, kayguyu gönüle alma. Elbet bıçak misali kesilmez. Ne var ki, sevilene kötü katılmaz. Niymet odur ki, koruyucu dediğin, her an elinde bildiğin; yardımcın olacak." dedi, YUNUS'um söze geldi: "Doğuşa eklenen, orman misali toplumda kendini bulana 'Kervancı.' diyeceğiz. Batıdan geleni müjdeleyeceğiz. 'Duvar örüldü, dağılan görüldü.' dersin, yolunu açanı unutursun. (ü.u: Kim açtı yolumu?) MEVLÂNA. Duvarın örüldüğünü söyleyene de ki; alan bilir. Yapıda duvar gereklidir elbet. Kapıyı açık bırak. 'Dağılan toplanacak.' dedik. Yemininde vefa görülür, sevgide sefa. 'Ne demek?' dendi. Saygıyı zordan değil gönülden gerçekleştirin. Denetlenen olayda, yorum yapıcıdır. Görüştüğü, dayanmayı denediği. 'Kimden kime?' diye sorduğu hakkında konuya giren her dostu yerini bilirler, saygıda O'nu bulurlar. Kayguyu silelim." dedi. YUNUS'um yürüdü. 

21-1
" 'Çorba içtim tuzu yok, sesi verdim sazı yok.' denirse; tuz elde, söz dilde olsun, sağır dilsizden sorsun, gören görmeyene versin." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Şaka; çevreye duysun, kendinde olana uysun diye yapılır. 'Demetten ayırayım, tane tane bulayım.' denilene; suyun verdiğinde, yakamoz. Sorulana dedim. Alan bilir. Suyun güzelliği yakamoz ile değerlenmez elbet, sadece gölge oyunudur. Koğuşta aldığın, MEVLÂNA'ya sorduğundur. Doyanın açlığını andığı anda. EYVALLAH, senin görüşünün şakası. Esas denen, yorulanın değeridir. Görüşte uyum olduğu bilinir, yeniye öylece girilir. Yakamoz misali. Gedikte aşılan, niyet ile ölçülenin, gerçeğin YÜCE'de olduğu, kuluna güzeli verdiğinin, görgüsünü açtığının ölçüsüdür. 'Güzeli göreyim.' diyen; önce yakamoz misali görüntü ile oluşur, uyuma öyle alışır. 'Gerçek YÜCE'de' dedik. Geldiğinde sen de bilenden olursun. Uyuma alıştığın, her olay ile karıştığın gün. Her olay nedir? Güzelde güzel, çirkinde güzeli bulmak, her olay ile karışmaktır. Her olayın yorumu birdir, kulun alışı gürdür; ne var ki, yerine oturması, suya aynı hizada gelmesi gereklidir.  Suyun aktığı yere değil de yama koyarsan, taşar gider. Her kulun gönlü alış kabıdır. Dolasıya alırsın, dağıttıkça genişlersin. Geyikte gereği sorulsa; karda izini gösterir, sevgide gözünü. Gayretten aldığına, sevdiğin kadar bulduğuna, denetimden geçiren şahittir. Doğan güneşin verdiği, bulut ile örtülmez; kum ile aldığın, yol ile bulduğun, taş ile kapanmaz. Güzelliğe uyduğun kadar yoruma girdiğin, demir diye ördüğün, yapının temelidir."

21-2
"Götürdüğüm sepette yeşil yaprak taşıdım, ayağımın tozunda çölün kumunu aşırdım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Geldi geçti diyelim, baklava börek yiyelim, kozu sende bilelim, yargıya cümle ile varalım. YUNUS deyip anılır, adım dile konulur, açılan kapıdan bakılır, bakan ile yakan görülür. Kilim serdim, garib güldüm, gözde buldum, yüzde sevdim. 'Sev, seveni!' deseler, elden geleni bilseler, kainatı sarsalar; sabır ile kararlardı. 'Gerçeği ver.' dedik ya. Gerçeği; 'Açıya uygun değil.' diye örtülü verme. Açtığına değil, geçtiğine dönersin. Geçeni herkes bilir, olduğu gibi düşündüğün yöne götür. DOST ile beraber olduk, elimizi verdik. Günde değil, geçen günde verdik sorduğunu. Olacak sizin içindir, olan her an bizde. 'Uymıyan yargıya verdiği günden, aklına aldığın, fikir ile kardığını; göz ile değil, yüz ile verirsin.' dedik. 'Nasıl?' dersin, her yaprakta geriye dönersin. Olumsuzluk, fikirde değil, zikirdedir. Daha önce verdik, okuyandan olasın, fikirleri yorumdan ayırasın. Çok fikir katılırsa, karışık gelir, okuyanı sıkar. Çok fikir denilen, çeşitli yapıların sorununa eğilende; yorgun gözün yılgın bilgisi kalır. Dengeyi kurmayı dilersen, eleştirici değil, yaklaştırıcı olasın. Çeşitli fikirlerde olumsuzluk, çeşitli görüşte yorumsuzluk olur. Onun için, yapıcı eleştiri gereklidir, yıkıcı değil. Günde her yaşayan, yıkılandan şikayetçi. Aynı konu, geçerli değildir.  Konu güzel ne var ki yapıcı olsun, her taşın yerine yapıştırıcı diye konulsun, konuda sevgi işlensin. Her konuda sevgi vardır. Sevmiyen amele, işlediğini bilmez. 'Ayağın götürdüğü, maddenin katıldığı her olay sevgiyi siler.' derlerse yanlıştır. Madde yerinde kullanılırsa, sevgiyi pekiştirir."

9-1
"Aldım daldan elmayı, gördüm halden olmayı , güzel ile dolmayı, seven ile sevmeyi." dedi, YUNUS'um söze girdi: Olumsuza yol sorma taşa çattırır, bilimsize yer sorma kapıyı duvar ördürür. VEREN, elini tutar, sana taş atana kemendi atar, 'Sevgiliden!' der yolunu açar. 'Gurbet var mı?' dersin, 'Artık yeter!' der. Olumludur, kayıtta bulunur. ALLAH'ıma emanet olasın. Onu dedik, olumsuza yer verme!"

9-2
"Yol bizim, han bizim, dost bizim, AŞK sizin." dedi, YUNUS'um söze söz kattı. "Yağ ile balda, sevende her halde dengini bulduk. Sevdik, sevindik." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Geldik yol diye, verdik hal diye. Serdik toplayalım, saydık katlayalım. Şafak, günün doğuşu, seyrinde gördük oluşu. Oluşta bütün bulduk, yemeniyi öylece giydik. Doyanın getirdiği, arayanın bitirdiğidir. 'Doyan neyi getirir?' dendi. Elbet sevgiyi. Arayan neyi bitirdi? Sevginin bittiği yerde AŞK başlar. 'Olsa da taşlar, yerimiz bellidir, gönülden hallidir.' der, arayan kendini değil gönlünü güder."

23
"Her salkımı aradım, her kökte düzeni buldum, YARATAN'ı güzel görenden sordum. 'Adına kayıt koydular, seni YUNUS diye andılar.' dendi. Gerçeğin renginde her olayın dengi görülür. Açık gelen soruda, kainatın ahengine uyulur. 'Yerini alan kimdir, nereden bilinir?' dendi. Kainatta her var olan, 'Varlığım yazıdan.' diyen, yerini bilendir. (MELEK diye adlandırılan ilahi varlıklar ve görevleri üzerinde bizleri aydınlatabilr misiniz?) MELEKLER'in yeri renklerinden bilinir. Yerden göğe ahengi kurulur. Renk düzeninde her meleğin görevi vardır. Elbet yalnız renk düzeninde değil. Kulunun kaçınılmaz kaderi denilen yazısında MELEKLER'i yardımcı görevdedirler. Elbet kuluna yardımcı. Mavi rengi verdik. AZRAİL. Ölüm meleği denir. Aslında can alan değil, ruhun yoğun sisten kurtulmasına yardımcı olan MELEK'tir. Yeşil renkte CEBRAİL vazifelidir. Yerden göğe her kulunun arayışında vergisi büyüktür. İSRAFİL sarı ile açar, yapıda rengini bilen ile seçer. MİKAİL desteyi sorundan kurtarmaya vazifelidir. Mor renk ile bilinir. (Desteden murad nedir?) Ahengini bulmuş cemiyet destede anılır. Renkler asla birbirine katılmaz. Ne var ki, birbirinden ayrı kalmaz. Çünkü binanın dört duvarıdır. Güzellik bilmede, bilmediğini sormadadır. Meydan bizimdir, bizim olan sizindir. Elbet her var olan cümlenizindir. Doyumsuzluk gerçeği buldurur, her aldığı kulunu oldurur. (Bir önceki tebliğde 'Yayan ile soyunduk, saran ile giyindik.' ifadesi var. Açıklar mısınız?) Yayan yola çıkandır, yolcuya açık bakandır. Yayan çıktı isem, elbet soyumam gereklidir. Neden? Ağırlıktan sıyrılmak, kendi kendine kalmak için. Kendi kendine kalmaktan maksat; yoğun çalışmak, yoğun alışmalardan kurtulmak. Senden benden sorgu gelmeden yolu bilmek, yeni'ye yönünü vermek. Yayan, çoğaltan demek değildir. Açık ayak, açık baş demektir. Giyindik saran ile denilen oluşun rengini gösterendir. Yorumda hata yok. Ne var ki saranın dengini bulmak gerektir. Öyle saran ki, yumuşak yer, yumuşak söz ile giydiren, hal ile hallenen. Maya, çoğalana yer verir, giydirmez. Ateş, hem pişirir, hem giydirir. (Geçen sohbette bu sözlerin altından somun misali gelmişti) EYVALLAH. Somunda giydiğini, görmez misiniz? 'Ekmeğin kabuğu.' dersiniz. Görgüyü yeriniz kadar açarız, güzeli her görene saçarız. Merdivende iniş ve çıkış vardır. Niyet niyaza açık ise de, yazılan bilinir, niyet öylece bölünür. Doyum dilenir, her dileyenle verilir. Kaşık eldedir, söz dilde, AŞK gönülde. Koruk yerini bilse, 'Üzüm olacağım' dese; kayguya düşmezdi. Şarap testiye girse, testide benden bulsa, 'Aradığım.' der miydi? Somut örnek alsalar, çölde deniz görseler, yine de bilmezlerdi, düğümü çözmezlerdi; vereni olmasaydı, doyumu bilmeseydi. Ağacın olumunda görüldü. Niyetten değil, beklenen oluştandır. (Kemerden murad nedir?) Yorumunu açık aldınız, 'Yerimiz bilelim.' dediniz, YUNUS diye andınız. Her seferde değerinden söz ettiniz. Söz ile değil, ÖZ ile giriştiniz, ÖZ ile buluştunuz. Aradaki perdeyi açınız. Her kul her kula açık olsun. Olduğu gibi görsün, olduğu gibi versin. Açıklıkta selamet vardır. 'Ayağım yayan, gönlüm ayan olsun.' diyelim, yola öyle koyulalım. (Bir sohbette 'Gönülden gönüle aktarılan dost sevgisidir, kuldan kula aktarılan HAKK'ın yargısıdır.' denilmektedir. Açıklar mısınız?) Gönülden gönüle sevgi birlik getirir. Kulun kuldaki hakkı, ALLAH'ımın yargısını bildirir. ALLAH'ım 'KUL HAKKI İLE BANA GELMEYİNİZ!' der. Sözümüz budur. Yerini bizden değil, önce kendinden sorsa, her kul kendini yargılasa; yapısında sevgi kökleşirdi. 'Yemeniyi giydik.' dediğimizde; arındık, sevindik, AŞK ile sarındık demek idi. ALLAH'ım RAZI olsun, cümlede RIZASI kalsın. Ağacın yamaçta olanı yatık gelir, kulunun sevgide bulduğu katık gelir. 'Sevmeyen.' denilmesin. Sevemeyen değil, sevmesini bilmeyen vardır.  Varın görün, öyle kulun çevresi dardır. Sarıverin çevresini, sevginizle soyunsunlar. Sargınızla giyinsin, şarkınızla övünsün, şarkısıyla döğünsün. Demette vazifeli, oradadır. (Doğan bir bebeğe ad koyar mısınız?) Doğanın adına geldik, 'Ömürde gürlük bulsun.' dedik. Gerçeğin geliştiği, sevginin oluştuğu günde, adını aydın desinler, gününü aydın bilsinler."

1
"Dört duvar arasında kaldığım gün, ADI'n ile çağırdım, 'HAKK'ı!' diye bağırdım." dedi, YUNUS'um sözü bağladı: "Gezdiğim her yönde, bildiğim her günde; kulluğuma sevindim, yerini yanımızda bildim. ALLAH'ıma emanet olasın, en güzel hale uyasın, serçe ile alayı yerinde bulmayasın!"

3 ocak
"Yol diledim gelmeye, hal diledim gülmeye, gönül verdim kalmaya." dedi, YUNUS'um söze girdi: "YUVA sıcak dostumuz gür, her gönül bildiğine hür. Dileyen geldi kaldı, her sohbetten nasip aldı. Kimi güldü, GÜL'ü bildi; kimi yürüdü, yolu buldu, her gelende adımız kaldı. Kalayım dediğim odur!"

13
"Çokluk, bağında ise, BİR'liğe namzettir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Bostanı yatırana, destanı YAZDIRAN'a şükür dedi isek; selin götürdüğü, yelin üfürdüğüne niye şikayetçi oluruz? Ağaç yek kalırsa, elbet yel de üfürür, sel de götürür. Orman misali olalım, eli elde bulalım. Her halde hata aramayalım! 'Hata olmaz mı?' denir: Elbet hata vardır. Hatayı işleyen vardır. Hatayı unutalım, işleyene dost elimizi verelim!"

20
"Şarkı dedim, türküde durdum. Doğu dedim, batıya vardım." dedi, YUNUS'um söz aldı: "Ayağım götürenden, AŞK'ım buldurandandır. İSA'nın sözüne, gönülde ÖZ'üne bakalım. Kıyameti, akımın kesilmesi diye bilelim. Gedikten değil, dünyanın dağılması. Sadece her yönden akımın kesilmesi. 'Nasıl olur?' dendi: Gerçek açık verildi! 'Tekrar akım gelir mi?' diyene sözüm: Evet! YAYAN, DENEYEN, YOK EDEN ALLAH'ım, yeniler; doğuşu öylece yeniye verir! Değerini bulan değil, her gelen değerini bulur, döner. Olay budur! 'Değerini bulmak nedir?' dendi: Aldığı akım ile hemhal olmak. Gömülen geri gelmez, örülene yeniden ilave olmaz!

27
"Cami, cemiyetin malıdır. Öyle oldukta, sohbet kimden kime kalır? Elden dilden verilmeli, yazanın sevgisine güvenmeli. Adından elbet çiçeğin özü alınmaz. Ne var ki, elinden MEVLANA'nın sözü, HAK ADI'na ÖZ'ü alınır. Öyle oldukta, yazana adı verilir. 'Yazdıran' demedim, 'Yazan' dedim."

3 şubat
"Zeytin aldım lokma saydım, yedim doydum ELHAMDÜLİLLAH! Soğan kırdım sofra kurdum, kar ile pekmezi kardım, yedim doydum ELHAMDÜLİLLAH! Şahı gördüm gönlüm verdim, kölede ömrümü serdim, gönlünü gönlüme denk aldım; şükür ELHAMDÜLİLLAH!" dedi, YUNUS'um yürüdü.

10
"El aldım sayasıya, söz verdim doyasıya, gönül verdim yanasıya." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Kaçana koş diyemezsin, yaş ağaca baltayı vuramazsın!"

10 mart
"Serçeye yol sordum, yağız ata gem vurdum, yolumu suda gördüm." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Sorulan, gerçeğin aynasıdır, sunulan yorumun kendisidir. Daha önce  verildi: Elbet ayırandan kayırandan değiliz, yerimiz yönümüz cümlenin. 'Madem öyle, niye yardım sadece bize?' denir: Sorguda değil hata, varılan neticededir." "Selam olsun, sevgide BİR'liği bulsun, cümleniz denenmiş olana uysun." dedi. (Denenmiş olandan murat nedir?) YUNUS'um sözü aldı: "Denenmiş; tamamını bilenin, bildiğini verenin halidir. Sevgili'nin Yolu'dur, cümlesi HAKK'ın kuludur." dedi, YUNUS'um yürüdü.

13
"Sözümüz olsun." dedi, YUNUS'um sohbete geldi: "Yerde kuş var ise, dağda kış mevcuttur; serde kuş var ise, gönülde savaş gereklidir." dedi, YUNUS'um selamladı.

17
"Şarkı dedim duyuramadım, güzeli çirkini ayıramadım, aç geleni doyuramadım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Yapıya gelenin, elbet kapıyı soracağı malumdur. YUNUS aldı yürüdü, derde şifa bürüdü, demde dağınık gördü, 'Sevgi, SEVGİLİ'de.' dedi sardı. 'Demde dağınık olan nedir?' diyene sözüm: 'Her hale uyalım.' dedik, uymayana taş göstermedik. Olağan görülmeyen her olaya 'Keramet!' dersen, yapının kapısını çok ararsın! Doyum odur ki, 'Kendimi bildim, bilenden gayret aldım.' diyesin, her hale uyum ile giresin. Gür akan çeşmede, her gelen destisini doldurur. 'Önce alayım, erken varayım.' dersen, demde dağınıklığı göstermiş olursun! Aldığım düzendir, bilmeyi dilediğim YAZAN'dır." dedi, YUNUS'um selamladı.

24
"Yağdı yağmur esti rüzgar, derdest edip aldı HÜNKAR." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Dayandığım daldan meyve aradım, yağan yağmurdan çamuru gördüm. Ektiğim ekinden, biçtiğim ekinin aldığım kökünden ne aradım derseniz; kainatı taradım. Orda burda oluşur, her var olan buluşur, sanılmasın karışır. Suyun aktığı gibi değil, kulun baktığı gibi görelim. 'Nasıl?' denilir: Suyu değirmen kursam, öğütenden olurum, suyun değerini öğüttüğümde bulurum. Dayansam GÜCÜ'ne, IŞIĞI'nı alırım, etrafımı aydınlatırım. Suyu yerinde, değerini ömrümde severim. Alacağım öğütte saygı ararım. Sevgimi gönlüne sunarım. 'Somut örnek?' denilir: Sohbette, sevgi aranılır. Sevdim, sevmedim. 'Nasıl?' denilir: Sevgim yetersiz ise, hata bendedir! Sevilmedi isem, durduğum yöndedir! Elbet dönüşü bileceğiz, öylece aldığımıza uyacağız. 'Sevmedim.' diyenin hatasına düşersek, güne kadar aldığımızı nasıl sileceğiz? Dost dediğim postumu silerse, elim ile vereceğim, suyunu gönlüne denk sunacağım. " dedi, YUNUS'um yürüdü. 

14
"Uçan kuşun kanadına nağme yazamam, çölden gelen yarime küsemem." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Her yol aradığımdır, her kulu sevdiğimdir, her olay sildiğimdir. Yoldan yola geçtikte, çevreye kar düştükte; taşı toprağı bir görürsün, tek örtü ile kainatı tanırsın. Geldim bileyim diye, bildim olayım diye. Oldum sevdim, sevdim yandım, yandım varayım diye. 'Vardın ne gördün? YARİ gönlünde buldun.' derseniz; vardım YAR'dan diledim, yine de sizlerle O'nun ADI'na BİR oldum." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

21
"Çivi çaktım oduna; halde vardım, yolda gördüm, çiviyi odundan bildim. 'Yanlışa düştün.' dediler, derdimi bilenden sordular." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Odundan söz aldım, çivide hali dürdüm. 'Nasıl?' diye sorana: Masa verip aşını önüne sürdüm, aslını benden sorana 'Adın, YÜCE'den.' dedim. Ne yolun taşı, ne fakirin aşı, bileni durdurmaz! Kar dolu olsa da, duyan yalan dese de; alacağın bendendir, soracağın senden." dedi, YUNUS'um  yürüdü.

28
"Sorusuz her kulu, bulacaktır yolu, değişen düzende, uyacaktır kulu! Destiye şarap koydum, meyhanede içene uydum." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Destiyi kıran olmaz, şarabı döken almaz, meyhane kimseye kapalı kalmaz. Diledim geldim, dileyene sundum. 'Yandım!' diyenle beraber oldum, saf saf yürüdüm. Yürüyenle, kucak dolusu sevgisini verenlerle geçitten aştım, cümleniz ile kucaklaştım. Verilen yerden, aşılan yoldan şaşmasınlar, batak ile çölden uzaklaşmasınlar. Batağın bittiği, çölün başladığı yerdedir. (Hindistan'daki suyun yeri için mi söylüyorsunuz?) EYVALLAH!" dedi, YUNUS'um yürüdü. 

5 mayıs
"Aldım soruyu, verdim doğruyu." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Ayna verdik görmeye, hali verdik dürmeye. Aynaya baksan görürsün,  halini bilsen yürürsün, sohbetlerle bulursun; söz ile değil, ÖZ ile bulursun. 'Ara sohbetlere girin, yorumlara öylece uyun.' dedik. Olmayan, verilmiyen değil, uyulmayandır! Uğrağım handır, damarda kandır, dağılan değil, sevilen candır. Deniz dalgaya meyyal ise yelkeni denersin, sakin oldukta küreğe dönersin. Demek ki olaylar sana değil, sen olaylarda kendine yön vereceksin, öylece düzeni bulacaksın, nasıl bilmeden AŞKI'na yanacaksın? 'Ağacın kökü bende, gövdesi dalı günde.' der toprak, kendine sadece kökü maleder. ('Toprak'tan murat sizler misiniz?) Ağacın beslendiği, toprağın süslendiğidir. VEREN'in vericisi, var olanın dericisi olduk. Derici, dermektendir; alıcı, görmektendir. 'Göreyim, bileyim, bildiğim kadar seveyim.' dersen, her olayı olduğu gibi almayı dene. Demir tavında dövülür, kul halinde övülür, her yaratılan sevilir. Demde, 'Uyulmaz!' denilen, gelene kapı açar. Ayva derdine deva, nar midene şifadır. (Kime söylüyorsunuz?) Yaprak, deride derman arayana verilir. Dost denilen her kulu niyaz ile anılır. Kedinin ayağına uysan, düz ağaca tırmansan; 'Olmayacak olay.' dersin, kendi haline gülersin. Her olay yerincedir, doğudan batıya birbirini katıksız sevincedir. Gelmeyi diledi, sohbete selamını iletti. Günü verilecek, 'AK DEVE' ile sohbete gelinecek, gelecek sohbette hep BİRLİK olunacak. Doğduğunu bilen, elini eline alan, geldiği günü bildirecek, yeniye öylece bir adım daha götürecek. Selam olsun." dedi, söz sözü bağladı, YUNUS gönülleri dağladı, AK DEVE'yi müjdeledi. Gelecek sohbet, 'YA ALLAH!' denilecek, Adı ile verilecek.

19
"Yan düşse dalı, gine de bilir hali!." dedi, YUNUS'um söze girdi:" 'Günleri aşıralım, yerimiz şaşıralım.' derse, YUNUS söze girerse; selamı sizlere olsun, ayağın cümleyle yürüsün. Ne kaşık yeterli ne AŞIK. Yapan binayı, gezen dünyayı alır yaprağı; yazdığını bilir, saydığını görür; geldiğim, bulduğum gibi olur. Satır satır yazalım, cümle ile gezelim, yolumuzu çizelim, her demde halimizi görelim. Sayıya vurduğumuz, cümle ile olduğumuz her gün, Selamı ile geliriz, ÖZ'den aldığımızı veririz. (ÖZ'den murat nedir, Selam kimdendir?) Yorumu, yumuşak hal ile verilir. RESULÜ'nden. Yumuşak yolu olanlara, demde 'ALLAH'ım!' diyenlere, doğuştan yapıya adım atanlara, elbet cümle yaratılanlara. Ses ile ÖZ, kayıttadır; hal ile ÖZ, şahitte. Şehadet, O'ndan sana,  senden banadır. Benim aldığım, senin olduğundur. Koruk oldu ise, üzüm dendi ise, bilen sensin, olduran O'dur! Olduran, bildiren, bulduran; katkıda kendini gösterendir." dedi, YUNUS'um selamladı. 

26
"Gayret veren hamlenize; yerimi bilenle gönlümü sorana elden yardım vereyim, çeyrek ömre güleyim." dedi, YUNUS'um söze girdi: "Çeyrek ömür geliştir, öbür hali biliştir, 'Bitti.' dediğin yerde kainata doğuştur. Dünya kula koğuştur. Gelen bilmez, soran durmaz, varan asla silmez. 'Hatır, dünya hali midir?' diyene de ki: 'Sevgi ile süslersen varışadır, hasret ile süslersen çağırışadır. 'Kader, çizildiği yönde yarına kalmaz! Doğuya yön veren batıyı silmez. 'Gitti mi? Yaptı mı?' dersen, YUNUS'tan sorguya düşersen; yatan, bedeni ekendir. Dağın yolu aşırana, 'Gelmez.' diye şaşırana, gelmiyeni örter. Değerini ararsan, doğuştan denilen gibidir. Örtüsü, senden benden olsun, NİYAZİ (MISRİ) 'Her bilen HAKK'a güvensin.' dedi " YUNUS'um yürüdü.

8
"Demirde ararsan, çelikte bulsan, yine de 'Yeterli.' demezsin, bildiğini bir kenara komazsın." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Cümlenize selam olsun! Her gönülde AŞKI dolsun, her günümüz kutlu olsun, her yönümüz O'nu bildirsin, şarkı diyen O'nu çağırsın, 'YA RAB!' diyen selamette olduğunu bilsin! Ata binsem, yolu sorsam, sorguda aradığımı bulsam; gidişte oluşu  görürdüm, her arayana gördüğümü verirdim." dedi, YUNUS'um yürüdü.

2 temmuz
"Dar gelmez çevremiz, kendimiz biliriz devremiz. Aldığımız verdiğimiz olacak, cümle le paylaştığımız. Dereler akar durur, ateşi yakar verir, toprağı eker görür." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Mert olana sert gerekmez! Kulun hatası, kulun ömründe yer etmez. Eğer kendini bildi ise, kendinde HAKK'ı gördü ise, bildiğine döndü ise; değirmen misali verenden olur, her gelenden sebep bilir, sebebi göndereni, kaderine vereni bilir. Doğan güneş yakıcı oldukta, oldurana meyyaldir, elden bilene hayaldir. Dağdan dağa ses verirsen, sesini gürden alırsın, doğandan öyle kendini bulursun. Gidenin döneni, sestedir, nefeste değil." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

20
“Şebnemden gülü sorsan, 
'Halinden bildim.’ der. 
Bülbülü sorsan, ‘Dilinden duydum.’ der.” dedi, YUNUS'um söze girdi:

 “Bal ile aldığın, 
güzel diye baktığın 
her olayda; 
kendi yorumunu verirsin. 
Sorumsuzluk değil, 
sorgusuzluk güzeldir. 
Kamadan, sana niyetin yer buldurur. 
Niyetin kötü ise, 
adamı elinden öldürür.
 Niyetin iyi oldukta, 
sadece meyveyi kestirir. 
Alaca değeri sepette ararsın, 
demdeki yeri kainatta bulursun.” dedi, 
YUNUS'um yürüdü.



25
“Derdest olalım,
 halde dönelim.”
 dedi, YUNUS’um
 sözü aldı: “Dağ yolunu gözledim, 
her kulunu izledim.
 'Sevdim.’ dedim özledim. ‘Dert.’ diyeni gizledim. 
Soranı denedim,
 dostluğumu sundum. Varlığın, dostluğunu gerektirir.’ 
dedim, el-ele verdim. Güçlüğü paylaşalım, 
sohbette halleşelim. 
Gizliyi silelim,
 sır var ise örelim. Dost kaşığı, dost kazana çalalım,
 BİRLİK’te bulalım.
 BİR olalım sevelim. Doğuya el atalım, el-ele tutalım.” 
dedi, YUNUS’um yürüdü. 

13
"Katık olsa yenecek, odun olsa yakacak, baca olsa tütecek." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Ağacı saydım geldim, güzeli övdüm geldim, cümleyi buldum geldim. Geldim sofrayı kurdum, her olayı HAK diye yordum, 'Kimsin?' diyene sordum, 'Kimi aradın? Kendini nerde buldun?' Aramayı bilen, sevmeye yönelendir. Çok aşı cümle ile paylaşan, kendini gönüllerde taşıtandır. Kul, kendinin nerde olduğunu sevenlerin gönlünden bilir, her sevenle, bir basamak yukarda olur. Değil orda oluş, burda buluş vardır. Kapının açık olduğu değil, gelenin çokluğu ile gönül genişler. MEVLANA'nın sözünde, cümle vardır ÖZ'ünde; kader denen yazında doğuşa söz edilmesin, kaygu gönüle katılmasın! Her eşiğin geçişinde, aştığın düzen vardır. Her olay eşiktir, olumuna beşiktir. Ağacın dikildiği bilinir. 'Yaprağın döküldüğü?' denmesin, vereceği meyve beklensin! Namaz yerde kılınır, niyaz gönülde anılır. Katı gelen olaydan, yerini sorumlu tutma! Egemen olan düzende, tüzüklere aykırı giden elenir; demetten ayrılmasa da, denetlendiği günde kendini bulur."

14
"Çok ile azda dönüş olmaz, yerini bilmiyen güzeli görmez, güzeli görmeyen sevgiye ermez. El ele verelim, sevelim sevelim. Olayı bileceğe, YUNUS verdi diyeceğe. Yol açtık, elimiz verdik, el ele dedik. Selam olsun sizlere! 'Değmez!' diyen kulların, değdiği yolu bulacağı bilinsin; dayanan her kulunda, AŞK yaprağı bulunsun!" dedi, YUNUS'um selamladı. 

15
"Kayguyu silelim, VARLIĞI bilelim, her olaydan HAKK'ın MURADI'nı alalım, 'VARLIĞIN'da, gönüller yıkandı!' diyelim. Selam sizlere olsun, YUNUS seyirde bulsun, sevgi şartımız olsun! Darlığı VARLIĞA maletmeyelim, yargıya kendi halimiz ile düşmeyelim!"YUNUS'um yürüdü. 

18
"ER olan, ER'den bilsin, yerini ER'den alsın" dedi, YUNUS'um sözü aldı: "ER'lik makamdır; dirlik, mekan! Kuyuyu bildi isek, kaynağı buldu isek, deryaya döneceğiz. Devirde hata olmaz, kuşakta kuşku kalmaz. BİR'dir, BİR'liğine uyacağız; BİR'dir, BİR'liğinde bulacağız!" dedi, YUNUS'um yürüdü.

31
"Yerden taşı alayım, yolu düzde bulayım." dedi, YUNUS'um söze girdi: "MERYEM ile söyleştik, yerli yolda buluştuk, sohbet diye söyleştik. 'Kimden? Kime?' diyelim, her sofraya aşımızı koyalım!" dedi, sohbette serimizi müjdeledi. ('Yerimiz, bilinenden midir?' denir.) EYVALLAH! 

7 eylül
"Yaprak küçük, eni dar, yerde ayak boyu kar. Bilen bilmeyen gelir, bilmeyen bilenden alır, bilen bilmeyenden bulur. Alış veriş geçerlidir. Yedek denilen her hal, gönlüne engeldir. Halin yedeği olmaz, kul olduğu gibi kalmaz." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

8-1
"Demette GÜL'ü gördük, her rengi gönülden sevdik." dedi, YUNUS'um sözü aldı: " 'Değişen olay!' denilmesin, YENİ'den verilende hata aranmasın! Kuzu ile oğlakta ayrı yaratılış görürsek, şaşar mıyız; kuzunun ardından, oğlak gibi koşar mıyız? Yaprak aldık, elden verdik, sahifede düzeni gördük. (Kocası oto içinde ölü bulunan bir hanım misafire) Sayıya değil sayfaya göz atalım, kaderi YAZAN'dan bilelim! Değişen olayda değil, dönüşen düzene uymayışta bulursunuz, YAZI'yı en son düşünürsünüz! Deşmeyi denemek; gelişen değil, çalışana taş koyar, elbet her söylediğini duyar. Ayağından açılan, konuktan geçmez! Kaygu, yersizdir! Noktanın konduğu yerde, göçün olduğu bilinsin; asla, 'Elden!' (Her hangi biri tarafından.) diye şüpheye düşülmesin! Ne kaçıran, ne göçüren olmadı, yanına kimse varmadı. Sorunun yerinde, kulunun niyetine uyan görülür, açmadığı kapıda sayfa okunur. Azdan çoğu bileydi, yolda niyet edeydi; sorgusuz kalınırdı. Yapısına uymuyana yaklaşmadan, dönmeyi denedi; anda, yapının düzeni bozuldu." "Ayva ile nardan, kul ayrı kalmaz YAR'dan. Şahit olanın dili, konu verenin yolu, ayrı mıdır? Gedik, bize açıktır! Günün olayında, elbet VEREN'in YAZI'sı geçerlidir!" dedi, YUNUS'um yürüdü. 

22
"Yaş ağaca günde vardım, gölgesinde seni gördüm." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Yaş ağaç eğilenden, olmuş meyve dökülendendir. Elden eli bulalım, meyveyi daldan alalım. Karşı gelen olursa, yol üstünde durursa, seni beni sorarsa, ona de ki: 'Senden benden hal gelir. Hal, bilenden yol bulur. Kula bildiği kalır.' Kalandan olma, vermeyi dene. Verdiğin halden, kendini sına. 'Kendimi nasıl sınayım?' dersen: verdiğini, alan ile sınarsın. Demir tavında dövülür, avcı avı ile övünür, seven sevdiğinden dolayı sevinir." dedi, YUNUS'um selamladı. 

29
"Yeşil renge sarındım, mavi renge büründüm." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Alı dalda gördüm, elma dedim yedim. Ne yediğimden, ne aldığımdan  kaygu duymadım. Aldığımı, yabana saymadım." dedi, YUNUS'um yürüdü.

2
"Yorgan aldım üşüyene, sepet verdim taşıyana, hizmet gerekli vergiyi iletene." dedi, YUNUS'um selamladı. 

6
"Leyleği yuvada gördüm, sepeti ovada ördüm, üzümü sergide buldum." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Leylek, özden bilişen; sepet, yükte alışan; üzüm, bağda buluşandır. 'Katkıda olayım, hizmeti vereyim.' dedim, leyleğin yuvasına vardım. Yavrusu bekleşir, anası yaklaşır, YUNUS söz ile ekleşir. 'Ben ona ne veririm, verdiğinden ne alırım?' dedim, yuvadan indim. 'Yorgun olsam varamam, sepetimi öremem!' dedim, bağda üzümü gördüm. Sepet yerini buldu, üzüm ile doldu. 'Nerden neyi alırsın, kimde neyi görürsün?' denilir, her halime yaprak okunur, her sözüme kumaş dokunur. Aslımı bildi isem, ben bende öldü isem; aldığım taşlardandır, vurduğum başlardandır. ('Yerden aldığım, dalda gördüğümdür!' ne demektir?) Dağılan yerde toplanır, ağaç olur birbirine eklenir, verimi beklenir. Yerden aldığım odur. (Ağacın kökü vasıtasıyla alır değil mi?) Besliyen, beslenen. 'Alacağım var!' diyen, demde varlığı bilsin, alemde dönüşe uysun, her gelen sesi duysun.' dedi, YUNUS'um yürüdü. 

7
“Derde deva gelseler,
 elde şifa bulsalar; 
yaprağın düştüğüne yanarlar, 
gene de halden şikayete düşerler.” 
dedi, YUNUS’um sözü aldı:

 “Heybe aldım eyer yok, 
eyer aldım semer yok, 
dert sorarsan kulda çok. 
Duman vermeden oluşalım, 
öylece halde buluşalım.” 
dedi, YUNUS’um yürüdü.

13
"Doğdum dün gibi, buldum yön gibi, sevdim can gibi." dedi, YUNUS'um söz aldı: "Her verdiğim ÖZ'dendir, ALLAH'ın verdiği sözdendir. Şah ile köleyi bir alırsan, yazılan düzendir. Güzellik odur ki; bir bilen çok bilmeyene versin, çok bilmeyen bilenden ersin. Can ile CANAN BİR'liğe girsin, her kulu ömründe BİR'liği bulsun!' dedi, YUNUS'um yürüdü. 

27
“Doyduğum gündür, yerimi bildiğim; 
sevdiğim gündür, 
yolumu aldığım.”
 dedi YUNUS’um
 söze girdi: “Serçe yerde yürüse, 
karınca kanadı olsa; 
'Nedendir?’ denir miydi, 
olanda sebep aranır mıydı? 
Kemiğin yapısında, 
eriyeni değil, 
sert geleni ararsınız; 
konuyu kendi bildiğinizce yorarsınız. Kemiğin eriyeni, 
yapıya gelmez; 
ayva yaprağı derdini bölmez. Konuk gelen, 
omzundan şikayetçi olana dedik. (Kireçlenme için ayva yaprağı) Kuyudan aldığın su; 
kulunda bulduğundur, 
huyunda bildiğindir.” 
dedi, YUNUS’um yürüdü.

3 kasım
“Yeni fidan eğilir, 
yenik düşen döğülür.” dedi 
YUNUS'um sözü aldı: “‘Yeniyi fidandan aldın.’ dediniz, 
sözüme nokta koydunuz. 
'Yenik düşen dostu sardınız.’ desem, 
'Yerini bilenden mi?’ dersiniz.” dedi, 
YUNUS'um sorulanı açtı. “Yenik düşen döğülür demekten maksat; 
ayranın oluşudur, 
yoğurttan gelişidir. 
Koşuya girdi isem, elbet varmayı düşünürüm. 
Yoğun gayret, yerinde değerini bulur. Olasıya hizmet, 
veresiye himmet alır. 
Katkıya giriştik, 
hep birlik oluştuk. 
Gidişte buluştuk, 
cümle ile selamlaştık.” dedi, 
YUNUS'um yürüdü.

17
“Dost bildik,
dost diye geldik, 
her kulunu dost diye sevdik.”
 dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Yeniyi vere vere, 
her hali göre göre; 
ne düzene uyuldu, 
ne söylenen duyuldu. Deve yükü götürür, 
güneş çölü kavurur. 
Yeni midir, eski mi? Soruya verdik. 
Devenin götürdüğü yük değişiktir. Güneş çölü aynen yakar. 
Sadece kul, gölgeden bakar. 
Yenilenen odur. 
Değişen, yük ve bakış. 
Düzen asla değişmez. 
Su toprağa karışmaz. 
'Çamur?’ denildi. 
Güneş yaktıkta, 
çamur kurumaz mı? 
Su çamurdan ayrılmaz mı? 
Bilgimizi bilenle çatıştırmayalım, 
her suyu birbirine karıştırmayalım
 (Sudan murat verilen bilgiler mi?) EYVALLAH. Kimi su tuzludur, 
kimisi tatlı, 
kimi maden ile karışır. Demek ki bilginin, bilgiden ayrısı vardır. 
Sanılmasın kulun
 kuldan gayrısı vardır. 
Bölünmeyen bilgi, 
destiyi kırar. 
Sevgi bulan dostu, sofrayı kurar. 
'Oyunda bilen kazanır?’
 derseniz, yanılırsınız. 
Biten kazanır. 
Yolumuz açıktır katkısız, 
gönlümüz açıktır korkusuz. ' ‘YAR!’ dedik, dost aradık, 
dostu dosta sorduk.’ 
diyene, de ki; 
'Dost arama. Her gördüğünü dost bil ki; 
halde uyasın, 
öylece ‘Yeniyi buldum.’ diyesin.' 
Dost, yaratılandır; 
dostluk, sevilen.”

26
"Yemeni giyendeniz, sevmeyi bilendeniz." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "'Balık göle daldı mı, kulu hale geldi mi, bilen yolu aldı mı?' diyene sözüm, 'Kalmaz kimseye sözüm.' Sayı aldım okudum, yerimi dilde dokudum, 'Alayım!' dediğim yerden, gönül verdim ayrıldım." dedi, YUNUS'um selamladı.

1 aralık
“Eğildim düşesiye,
 yanıldım taşıverdim.” dedi, 
YUNUS’um sözü aldı: “Eğildim, YÜCE’nin EMRİ’ndendir.
 Kum diledim alayım, 
taşı buldum vereyim.
 'Hele alanı görelim.’ dedim.
 VEREN’in YAZISI, alanı değiştirmez.” 
dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı.

8 aralık
ÖZ’den sözden alanlar, yolu BİZ’den bulanlar, demde hemhal olanlar.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Sepette salkım olsa, yolunu YUNUS verse: ‘Kendini sildin mi?’ derim. YUNUS yolu vermez, sadece yolda olana el verir. ‘Yolda olmayana vermez mi?’ dendi: Daha önce verdik, her olayda niyet gereklidir dedik. Kul niyet etsin ki, himmet görsün. Dünyayı zimmet bilen, zahmetine katlansın. Derman gelse YÜCE’dendir, yol dilense YÜCE’dendir. Gözden alanın, söz ile verenin, ÖZ’üne bakarsın, halinden ÖZ’ünü ararsın.” dedi, YUNUS’um sözü YAHYA’ya verdi:

22
“Kaçtığım her yolda
 tuttuğum eli andım,
 öylece derdime yandım.”
 dedi, YUNUS’um
 sözü aldı: “Öncü olsam bayrak alsam, 
sevgiyi bulur muydum, 
bulmaktan yılar mıydım?
 Ayağım aldığı kadar, 
yola verdiği kadar yürüdüm, sohbeti dileyen ile kurdum.
 Cümlenize selam olsun.”
 dedi YUNUS’um yürüdü. “Toprağı ben almadım,
 ben vermedim. Toprakta her dilediğimi buldum. 
Ağacın dikildiği, yaprağın döküldüğü yerde,
 toprak verimini arttırır.
 Öyle oldukta,
 ağacı bol dikmeyelim.
 Aldığı yerde verir,
 almazsa o da benim gibi kurur. Yorumun özü,
bağlansın sözü.
 Yağın oluşu balı etkilemez.
 Ne var ki kul bilirse
 birbirine katmaz.
 Koyun sürüye vardı,
 yol onu yordu. Yapısı gerçeği açsa,
 kapıya ışık tutsa; 
elbet geleni bilir, 
gelende bileni bulur. ‘Koğuş bizimdir.’ diyene, ‘Verilen izindir.’ derim.” 
dedi YUNUS’um yürüdü.

29
"Demde oluşur, günde buluşur, halde çalışır." dedi, YUNUS'um sözü aldı: "Sözü aldım, hale uydum; her sevenle deryaya daldım. Gölge silendir, güneş bilendir. (Neyi silmek Dede'ciğim gölge?) Günün yorumunu. Yapıyı gölgeden sayarsan, sırrına ortak edersin. Ağacı gölgeden sayarsan, gönlüne rahmet ararsın. Bodrumu gölgeden sayarsan, bedene zahmet ararsın. Her gölge denilen kayguyu vermez, kulun benliğini silmez. Ağacın aldığı verdiği, bilinir; adına meyve denilir. Ne var ki, asıl görevi unutulur. Topraktan aldığı, havadan aldığı ile, ağaçta toplaşır. Yumuşak dil ile verildi. Oluşan akım; ne dilden, ne dölden verilemez, bilişinize yetecek tarife sığamaz. Oluktan inen rahmet misali toprağı devamlı besler. Sorular yerindedir. Ağacı toprak beslemez mi denilir. Doğrudur. Dağda gelişen ağaç ile, ovada oluşan ağaç bir değildir. Kum misali olunuz denilen odur. Yumuşak olan her kul, ağaca misaldir; verici olur. Vermek, her var olanın yapısına uygundur, kapısını açarsa. Koyun dedik davardan söz ettik. Sanılmasın sözü satıra süs ettik. Oyun, koyunun haline uymaz. Koyun asla zarar vermez. Oyma, elin meziyetidir; duyma, gönlün safiyetidir. Çektim elimi, tuttum dilimi diyene de ki: Elin dost diye uzansın, dilin HAK ADI'ndan söz etsin. Doğuştan ölüşe kaydına uysun. Sebep denilmesin." dedi, YUNUS'um yürüdü.