Yunus Emre

2 ocak
“Kalem yazdı sözü, alan yerini bilen olsun.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ne yiyenden, ne giyenden; alanı almayanı sorandan olur. Şundan bundan demiyelim, yanık aşı yemeyelim; meyveyi pişmiş, kanı aşmış bilelim. Maden suyu bol içsin, bal ile elma yesin, naneyi elden düşürmesin. (Not: Deride oluşan sivilce tipi kızarıklıklar için.) Geçici… Konuya girdiğinde çabuk çıksın. Gördüğü her olayda kendine pay çıkarmasın, dünü düşünüp bugün ağlamasın. ‘Güç gelir…’ denirse de, bilinen geçici olur. Kaydığı yerde değil durduğu yerde düzene uysun, yağ sürsün. DOST güzeldedir, bilirsen; DOST gazeldedir, duyarsan. Yapıyı sahibine sor, postu sahibinden al.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

7
“Her yapı O’ndandır, gönül kapıları O’na yönelsin. Aş ile oluşan, sofraya doluşan cümle kulları, O’na yönelsin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Al ile bal ile, kulu sevdim hal ile; kök ile ağaç ile, ağacı bildim binlerce yaprak ile. Geçtim gördüm meyveyi, dedim ‘Alsam ayvayı, narda bulsam taneyi, gezdirecek haneyi, DOST bildirdi TANRI’yı…’ ‘Otur…’ desem, oturmaz; ‘Gezdir…’ desem, götürmez; ‘Yeter…’ desem bitirmez. Ne aldım, nerde kaldım, softaya kimi sordum. Sorsam diyeceği yok, alsam, vereceği yok; ‘Al…’ desem, diyeceği çok. ‘Yürü…’ dedim ÖZ’üme, ‘bakma softa sözüne…’ ‘Karıncayı ezmem.’ der, ‘Toprağımı sürmem.’ der; EMRİ’ni katlar durur, kulu gönlünden vurur. ‘Yaprak olsam dökülmesem, bilek versem bükülmesem…’ diyene: ‘Niyazın HAKK’adır.’ dedim, O’ndan O’na sözü bağladım.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

18
“ÖZ’den aldığın kadar, sözden verirsin. Sözde bulduğun, göz ile ayırdığın konuyu yorumsuz sergilersin.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ak ile kara sende değil senden sorandadır, gelişten verişten kayguya düşüştedir. ‘Aslına dön.’ dedi isek; aydın oluşundandır, kaleme gelişten değil. Her varolan alışır, alıştığı ile oluşur, gönlünde ÖZ’ü ile buluşur. Olay budur. Eğitene değil, ÖĞÜTEN’e selam veririz. ‘Eğiten kimdir, öğüten kimdir?’ denilir. Eğiten, ALLAH’ımın EMRİ’ne uyandır; ÖĞÜTEN, YÜCE. Geceye bakmadık, vere-vere bıkmadık, HAK SÖZÜ’nden çıkmadık. Çıkan demedik, çünkü gücünde değil. Kulun sözü denilir, öç aldığı söylenir, ‘o da ALLAH’ımın EMRİ midir?’ diye sorguya düşülür. Her olay O’nun GÜCÜ’ndedir, O’nun SÖZÜ’ndedir.” dedi, YUNUS’um gönlünü açan ile aşkını saçana ‘Selam’ dedi yürüdü. “Yolun gidişine, çobanın güdüşüne ayak uyduramayan, DOST KAPISI’na söz eder. Dört duvar, oturana; sohbetimiz, kotarana güzel gelir.”

1 şubat
“Gerçek, her an beraber olduğundur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “DOST adına büründük mü? Dost sözüne yerindik mi? Anıldığımız an, anıldığımız yerde oluruz. Görürüz, biliriz, DOST diye el veririz. Senden benden değil, cümleden alırız veririz, ele el ile yardımcı oluruz. Gönüle GÜL ile girilir. Saymayı biliyor isek, her günde, her anda O’nun ile oluyor isek; asla şüpheye düşmeyiz, ‘Nerden gelir? Nerden verir?’ demeyiz. Şüphe, kulun kendi noksanıdır.”

7
“ ‘HAY!’ diye-diye bulduk; ‘huy’dan, bildikte sıyrıldık. Yaprağın düzenine, kalem ile yazanına, güzelde geldiğini bildirdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, bile-bile yolumuza daldı: “Konuk gelene selam olsun.” dedi, hayrına niyaza durdu. “Güç geleni aşacak, ‘Güzel…’ deyip şaşacak, kaynak olup taşacak. Selam olsun.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

8
“Aşı yedik tadı ile, kulu sevdik adı ile; bildiğine nokta koyduk, bilmediğini söyleştik kadı ile.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Gelmedim deme süzene, bilmedi deme yozana. Bilse bilmese gönülden almaz, günü gelip soracak, bohçasını saracak. Elde iz, dilde söz, gönülde saz yok ise; yorumu senden değil, sana verenden bilme. Gölgeyi sileceğin, Güneş’te bulacağın, yeterlidir. Konuk gelmedi dersin, olmasa da tatlı aşını yersin.” dedi, YUNUS’um, üç çeşmeden içtiğin suya niyazını getirdi, öylece sözünü günde bitirdi. 

14
“Geldik SÖZÜ’ne, vardık ÖZÜ’ne, durduk dizine. Gülenden gelenden, cümlede HAKK’ın SELAMI’na uyandan…” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Kor oldu gönlümüz, kar geldi yolumuz, ‘Zor.’ diyene sözümüz. Olumlu olumsuz demedik, kimsenin aşına acı katmadık. Çevreyi açacağız, el ele geçeceğiz, aşk şarabı içeceğiz, dileyen her kulu ile, umulan köprüyü tutacağız. Gönül derde düşmeden, kulu zorda şaşmadan, suyu bentten taşmadan, ‘OL.’ denen EMRE uyacağız. Oldurduğu güzelliği, bilerek duyacağız.” dedi, YUNUS’um YUVA’nın özüne sözüne, kulunun gözüne niyazda oldu. Sayfada okuduğu, sizler ile dokuduğu, dumandan uzak tuttuğunu bildirdi, yürüdü.

20
“Geldik BİR’den sözümüze; dedik ‘Nerden, gözümüze?’, taş gelmedi dizimize; ‘YA ALLAH.’ dedi isek, gayrettir ÖZ’ümüze…” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bilmeden yaprağı okuyamazsın, aldı isen, ‘Nasip benim.’ diye saklayamazsın. Üç öğüt geldi bize, denildi ‘HAK ADI’na başla söze…’ YUNUS gününü bilir, sözünü emir aldıkta verir; kapalı geleni açıkta demez, kulunu asla yolundan almaz. ÖZ’ümüze sözümüze, ‘Güzel…’ dedik yazımıza. 1- Asla, her hizmette, ‘Hani himmet…’ demeyiniz. 2- ALLAH’ım ADI’na atılan adımı, geri almayınız. 3- Ne yerde çamur olsa, ne gökte bulut kalsa, sebebini sormayınız. Her sefer, gölgeler silindikte başlar. Her seher, önce öter kuşlar. Güçlük, bilmeyenedir, nemli toprak besleyenedir, çiçek ile süsleyenedir. Her kulun algısı vardır; ne var ki, vergisi önce kendinden, sonra çevresinden oluşur. (Soru: Kim için dersiniz?) Her kuluna. Görevin getirdiğini, akıldan almak değil, olaylarda bulmak güzeldir. ‘Görevimi öğreneyim, öyle adımımı atayım…’ dersen, yerini sormuş olursun. Kulunun yeri; ALLAH’ımın bilgisinde, görgüsündedir…” dedi, YUNUS’um yürüdü. Her sözünde, güçlüğü yenecek anahtar vardır. ‘Yumuşak olunuz.’ dedik, her öğünde söyledik.

3
“Kayda aldık sözünü, yerde bulduk izini, yere koysak dizini, diyeceğiz ne güzel. Almayı diliyorsak, VEREN’i biliyorsak; güzeli göreceğiz, ‘ALLAH’ım.’ diyeceğiz. Çiçek verdim alana, güzel dedim bulana, su kabını aldığınca doldurana. Dağılan toplanır, ayrı gelen eklenir. Nerde bulduğunu sorana de ki: ‘Gölde balık avlamadım, şaşan kulu tavlamadım, yolun olduğu yerde…’ ” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Her yol BİR’dir, BİR’liğe götürür. Bilen kulu BİR’likte bulur. Günün dolusu boşu olmaz, bilirsen yanlış kalmaz. Seyrettiğin düzende, kulun bildiği kadar, ALLAH’ımı gördüğü gibi… Ne sorguya yer veririm, ne kulluktan öte dururum.” dedi, YUNUS’um sözünü günde oluşan, sofrada buluşan kulları ile bağladı. 

8
“Gel el ele verelim, cümlede hal görelim. ‘Sevse sevmese; gelen günde bilecek.’ diyelim.” dedi, YUNUS’um, az ile çok verilen, gölgesi bilinen, günde silinen gayret götürdü: “Saymayı denersen, yandığın halde olmayıp sönersen; hata ne sende ne bende, seni senden ayıranda Sahip olduğunuz her zerre, O’nun ile hemhal olur; akıldan nakil edilen, mantık ile savrulursa, gönülde sentezini bulur. O haldir ki, kendinden kendine hitap eden yapıyı, cümleye kitap eden olay gelişir; ne çağrıya gerek görülür, ne her zerreye file örülür. Olayları sen bulamazsın, olaylar seni bulur. Sergide vergin var ise, cümlenin de görgüsü oluşur. MEVLÂNA sergisine sevgi, hoşgörü koymuş; gelene gidene, her talip olana satmış, gerektiği yerde paylaşmış. KAYGUSUZ, DOST KAPISI’nda posta yapışmış, her zerresi ile DOST’luk alışverişinde bulunmuş… Vergiye talip olan her kulunun tezgahına koyacağı, cümle ile paylaşacağı mal varlığı olmalı. Mal varlığından maksat, manadan harcanmamışı paylaşmak… ‘Mal’ denilende, dünya malı değil. Dünya malının sahibi kul değildir. SAHİB, O’dur. O, nasıl dilerse, kul öyle harcar.” dedi, YUNUS’um her öğün aldığını, her anında verdi.

17
“Cümlenize selam olsun, yolu bilen, uyuma gelen her kulu, aldığını bilsin. Açılan çiçeklerde, seçilen böceklerde, kumunu elediğini bilsin, bilgide uyum görsün!’ dedi, YUNUS’um söze girdi: “Seferde, gözün mü var? Sehere, sözün mü var? Güzeli bilirsen, uyumsuz ÖZ’ün mü var? Gölgeyi sildik geldik, cümleyi sevdik geldik, bileni bulduk aldık, balığı deryaya saldık.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı yürüdü. 

18
“Andığımız, gölgeyi silendendir, üzüm veren her bağı görendendir. SAHİBİ’ni buldun, O’nunla O’na geldin; seferde yol alanı konuk diye gösterdin.” dedi, YUNUS’um selam ile geldi: “Komşu komşuya bakar, gönülde yanına gölgesiz sevgisini katar; deryaya ayak koysa, sandalı kürek ile çeker. ‘Aşacağız.’ dediğimiz güne ulaşacağımızı bildirdiğimiz, gözlenen olayda ‘Zahmetten uzak kalayım.’ diyen ile ayrı yönde uzlaştığımızdır. Uzlaşmaktan maksat; dileyen dilediği yöne gidecektir, dilediği konuyu güdecektir. (Toplantılarımız için mi söylüyorsunuz?) EYVALLAH. ‘Neden tatile girdik?’ diyene de ki: ‘Her ağaç her mevsime yenilenir girer. Yaprağını döker, yeniden yaprak oluşur.’ Ağaç yerindedir. Kendini yenilemeyen, dökülen yaprağa benzer. Yeniden canlanır, bedenle değil elbet, toprakta. Niyazımız, ALLAH’ıma sığınmak, O’nun ile daim diri (HAY) kalmaktır. Verdiğimiz niyaz odur. Öyle ise, niyazımıza ALLAH’ım uydursun. Diri kalmaktan maksat, ölmemek değil; bilgide, sevgide, görgüde diri kalmak. Gölgeyi silen, gönülden öyle gelen; diri kaldı, diri geldi, RABİA SULTAN ile anda buluştu. ‘Adımız BİR’de, gönlümüz her an O’nda oldu, O’nun ile diri kaldı.’ dediler, söyleştiler… ‘Sayfaları okudum, bile-bile dokudum; olumsuzdan  sakındım, gayret ile bakındım, ömrümde sanmayın yakındım…’ dedi, GÜL bahçesindeki yerini el ele aldı. Sakın ola söylenileni teberru sanmayınız. Olanı olduğu gibi verdik. Yalanı, dünya günümüzde kayalıklara serdik. DOST KAPISI’nı bulanın, dost hamuru yoğuranın; geldikte yeri elbet GÜL bahçesidir. Umudunuz o olsun ki, sizler de orada beklenirsiniz. Orada O’nu bilen, RESULÜ ile bilişen kulları oluşur; her biri alacağı görevi bekleşir. Gözde olanı, söz ile vereni, YÜCE bilir, tayin eder. ‘YARATAN niye yarattı?.’ denilenin ÖZ’ü, yaratma gücü sözüdür. Her an yenilenen her zerre, O’nu da yeniler. Duran hiçbir zerre yoktur. ‘Yapıya geliniz, yapıda olunuz.’ dedik, cümleyi çağırdık. Gelen gelir, kalan, arar bulur. Yenilenmenin gayesi odur. (O’ndan çıkıyor, O’na dönüyoruz galiba?) EYVALLAH. Kapı kulu olsam, ne gerek yapıda oldukça; taçlı kulu olsam, kim gerek eğer bende yoksa. Ben benliği sildi isem, ben O’nun BİR’liğine döndü isem, gönlümdeki NURU’nu buldu isem, kainat benim. Ben kainatta değil. DOST ile geldik söze, oturduk durduk dize, ‘Söyleyin…’ dedik size; ‘At ile mi gidelim, ayak ile mi?.’ At ile gidersek, yabana; ayak ile gidersek, çobana denk geliriz. Yabanda, senden olmayanı buluruz; çobanda, sende bulmayanı görürüz. Ayrıya düştükçe, gayrıyı bulursun, kendin kendin ile olursun. At ile gidersen, çoklukta çeşit ile mücadele edersin. Ayak ile gidersen, sadece çobana uymaya çalışırsın. Amma, çoban kendi bilgisinden gayrısını bilmediği için, sendekini göremez, benlik oluşur. Yol, mücadelesiz olmaz. Anlarsınız amma, ‘Bilemem…’ diye yanılırsınız.” dedi, YUNUS’um DOST ile güzelliğe güldü, güldü… (DOST kimdir burada?) HAMZA DOST. “Elbet geldik söyleştik, dinlenende bekleştik, bilmeyenle bekleştik; ‘Hep bilseler, bilen ile olsalar…’ dedik, YUNUS’um el aldı el verdi, masada konu gördü. El aldı, gönülden seni sardı.” “YUNUS ile oluşan, HAMZA ile gelişen, gönülden aldığı ile söyleşen, her satırda O’nun ADI’nı verenden ALLAH’ım RAZI olsun.” dediler, YUNUS ile HAMZA selamlayıp yürüdüler. 

22
“Gönül terazi değil, konu farazi değil. Adım-adım gidilir, bilgide kulluk güdülür.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “At üstünde duramam, ata tekme vuramam, ben yarayı saramam denilir; az öğünde, çok lokma yenilir. Alanın alma ölçüsü, verenin sorma ölçüsü vardır. Niyazımız O’nun ile oldukta, kayguyu suyun içine atarız. Yolumuz O’na açıktır, yenimiz O’nun ile açık. Gönlümüzü cümleye açtıkta, ne esen rüzgar ne akan sel kaygu vermez. Her fidan rüzgar ile dalgalanır, ağaç oldukta, fırtınaya sadece selam verir.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 

29
“Harman olsun döğeceğiz, değirmene dökeceğiz.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ekin eksen, toprak senin. YA ALLAH dedik, söze HAK ADI’na geldik. Ekeceğim biçeceğim, değirmene dökeceğim dersem; sadece bilgimi, görgümü, emeğimi kullanmış olurum. Gerçek, bu bilgilerin arasındadır. Bilgiler de, gerçek ile paylaşılır. Kulun gerçeğe inanması, huzur ile dolmasıdır. Kaynayan suya elini sokamazsın, sokarsan yanacağını bilirsin. Gerçeği bilmezsen, kaynayan suya elini sokmuş gibi olursun. ‘YUNUS nerden alacak, neyi nerden bulacak?’ dedi, durdu. Ömrünce HAK ADI’na kavlince dizi yere koydu, verilen EMRE uydu. Kaynayan suda gerçeği buldu. Açık gelen her oyun, düzene uymayanın yorumudur. ALLAH diyen, ne oyuna kurban olur, ne uyumsuzlukta kendini bulur. Her türkü her şarkı gönülden akışandır, kul olanın haline bakışandır.” dedi, YUNUS’um selamladı, yürüdü 

5 nisan
“Çevre aldım elime, devre dedim gününe. Olay yorumsuz geldi, sorumsuzluğa geleni sildi. Yukarıya çıkayım diyen, merdivene talib olur. Adım-adım çıkar, her adımı sayılıdır. Çıktıkça, güzellik seni sarar. Soyunduk güzele, talib olmadık gazele. Güzel en güzel dedik, soframıza HAK sohbeti koyduk.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Her varlık, darlığı geçer. Her darlık, zorluğu seçer. Gölgeler silindikçe, gönüldeki sevgi bölündükçe; ne darlık üzer, ne zorluk süzer. Açık olan her kapı, talib olanı bekler. DOST sözü alanın, hamdolsun diyenin, güzelliği yerde gökte bulması gereklidir. Unutulmasın! Sana dert gelen olay, günü doldukta, düzene geldikte, sadece boş geçen dert gününe kendini uydurduğun için üzülürsün. Her olay geçicidir, her nefes uçucudur. Gölgede olanlar ile Güneş’e bakmadım diye, üzüntü alma. Her kulun göreceği güneş, aynı değildir. Bırak sende ayrı olanı.” dedi, YUNUS’um soruyu yerden aldı, serden buldu. “Gönlün ile oluşur, aklın ile buluşursan; her nefeste bilgin ile konuşursun. Elbet O’ndandır, ‘OL!’ dediğinden.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

7
“Kement attın mı, dilediğin atı tuttun mu; her adımını sayacaksın, bilgin ile kendin soyacaksın, aldığını öyle vereceksin.” dedi, YUNUS’um, ağacın verdiği gölgede, sahipsiz ata eğer vurdu. “HAK SAHİP’tir, HAK ŞAHİT’tir. HAK, bilenin bilgisinde; HAK, görenin saygısında. Hal ile edelim düzen, hal edindik te bilelim görür YAZAN. Satır-satır okunur, her satırda sorgumuz dokunur. Alıştığımız olaydan çıkalım, oluştuğumuz dolaydan vasıtasız bakalım. Engel yoktur arada, sefer yoktur sırada. Güçlük oldu denirse, yanan ocak sönerse, bil ki yorum sendendir. Bölenin değil, bilenin yazgısıdır. Çözeceğin her olay, YAZAN’ın çizgisidir. Adım-adım alırsın, yudum-yudum bulursun. Anda kayguya düşer, anda gönlüne sevgi dolar. Gideni değil, gelenden alacağını bilesin.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı, yürüdü.

12
“Sayacağız yaprağı, süreceğiz toprağı. Yolda aldık, yolda bulduk, bilgimizi sunduk, seyrana daldık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Seyran; bağda, yarda, yolda gelişir, her damlada buluşur, ayrı gelen ile BİR’de kavuşur. Zor geleni örtme, kar vereni dürtme! Nefes alıp vereceğiz, güzeli YAR’dan diye seveceğiz.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Benden sözü alanlar, güzde ağaç dikenler, yazda meyvesini alır, gelen gidenden seyrini bulur. Ham meyveyi yemedik, ham sözü söylemedik. Bir aldık binbir verdik, ‘Bereket ALLAH’ımda!’ dedik.” “Düzende bozulana, kaderde yazılana niyazımız olacak. Elbet niyaz ile, kul sabırda kalacak. Gün gelecek gülecek. Gülecek el sözünü alacak, YUNUS’um ile birlikte kalacak. ‘Nasıl olur?’ denildi: YUNUS’um el verdi ise, kulu niyaza durduysa; her zikri, fikrinden olanın gölgesini verecek. Komşuya eğilmeden alamazsın, DOST deyip her kuluna gülmeden bulamazsın.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. “BAYRAM ile geldik söze, cümleniz dedik verdik size. ‘Niyazımız ne ola?’ denilir, her nefeste AŞK şarabı sunulur. Bezmeden alandan, sahip oldum diyenden; ayrıyı bilecek, her nefeste yakına gelecek.” dedi, BAYRAM ile YUNUS’um yürüdü.

19
“Kuğu gölü süsledi, kulu yolda sesledi. Geldim verdim seninle, gelesin dedim benimle. Ayrı-ayrı oluşur, KABE gönülde birleşir. ‘YUNUS söze yerden başlar, yapıya gelen ile sevinir, gelmeyeni taşlar!’ dediler. ‘Meyveler oldu.’ dedik, topladık anda yedik, her rengi gördük bildik, ‘Yolumuz açık!’ dedik sevindik. ‘Her sese uyarsan, dağılanı duyarsan; nerde uyum kuracağım, hangi kapıya varacağım?’ dersin. Kapımız BİR’dir bilelim, ne meyve yersek yiyelim, sadece ‘Ham olmasın!’ diyelim.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. YUNUS sözünü verdi, cümlenizi sardı, yumuşak geleni sordu, NUH ile yoruma girdi. Söyleştiler, BİR’likte oluştular. “NUH’un selamı cümlenize olsun, YARATAN yarattığı ile kulunu güldürsün.” dedi, her olayda kıyamet arayana üç öğüdünü bildirdi: “1- Olmadı ise, O’ndan! 2- Oldu ise, O’ndan! 3- Olacak, cümlenin yüzü gülecek! Her kulu kıyameti kendi bilgisinde koparır, görgüsü ile kotarır. Dünyayı durduracak da O’dur, meyveyi olduracak da, bilgi ile doldu isen bulduracak da O’dur!” dedi, selamını verdi yürüdü.

21
“Geldik bulduk yüzünü, ‘Söyle…’ dedik sözünü, yere koyduk dizini. Alacağız, göreceğiz, dileyene vereceğiz.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Altın aldın eline, ‘Derya…’ dedim diline, diken batmaz dizine. Söz bizden, göz YÜCE’den; ‘Ayır ALLAH’ım geceden!’ Günde açık sözümüz var, yerde yarım sözümüz var. Aldığını bilecek, düzene uydurup gelecek.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. (Resim verilir: YUNUS EMRE) Açtık geçtik yüzünü, HAK’tan bildik sözünü; ‘YUNUS…’ dedik peyledik, cümlenize eyledik. 

1 mayıs
“Ne geçenden sorgu, ne olana yargı cümlenizden gelmesin, noktada dahi hata aranmasın! Güleceğiz birlikte, olacağız zorlukta, bulacağız gürlükte. Yorum, düzene aykırı geldiğinde yerini bulmaz; kul dilerse, yorumda kendini görmez. Unutulmasın; her ata eğer vurulmaz!” dedi, YUNUS’um söze geldi: “ ‘Atları saydım, itleri savdım.’ diyene de ki: ‘At ile it yan yana olmasa da olur.’ İt, kendini sürünün yanında bulur, çünkü orada gereklidir. Sürünün yanında at gereksizdir, her yaratılanın bir yeri vardır, her bedende bir deri vardır. Sana benzemeyen, yaratılmamış mıdır?” dedi, YUNUS’um selamladı, yürüdü. 

17
“Hurmayı yedi isek, ayak ile geldi isek, bilin ki HAKK’ın RAHMETİ’ndendir.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bal alsam petekten, arı bana sormaz mı? Aşarsam yüce dağı, ayak beni yormaz mı? Attığım her adıma, ALLAH’ım sevap yazmaz mı? O’nun ile olduğum, cümleyi O’ndan bildiğim günde; ‘Bilmece?!’ dediğimi sildim, ‘Yorumsuzluk!’ dedim güldüm.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 

19
“ ‘Bağda üzüm aradım, güzel saçın taradım.’ dediler, gönülde olanı sergilediler. Uyduğum gün, duyduğum üç ses oldu; üç ses de, gönülde oluşana uydu.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Davar sürdüm gütmeye, ‘Çoban mısın?’ dediler, ‘Yabanım!’ dedim. Dağda, yolun gidişine rehber verdiler. Gide-gide buldum, ardıma döndüm baktım ki; ne dağın yücesi, ne günün gecesi benden beni almadı, benden zerre salmadı, bilgimde kara kalmadı. Kimin sürüsü kime yol verir, YUNUS kimden kimi alır? Dağdan dağa aştıkça, senden benden kaçtıkça; elbet, oluşana doluşana nokta koyamaz! Saymayı denediğim her zerrede yersiz olanı aradım, aramakla yolumu uzattım. Dediysem ‘Vermez’; dediler, ‘Güneş yemeden koruk tatlanmaz!’ diye bildirdiler. Yolun DOST ile buluşturduğu, bilgi ile oluşanı karıştırdığı denilen; gayrete geldi isem, akan selden esen yelden değil elbet! Dolu bardak taşacak, yolu aldı aşacak, HACI BAYRAM koşacak!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

24-1
“Dağlar dize getirir, kar olur güzü bitirir, ‘Hazır oldum!’ diyeni dize getirir.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ne dağda ne bağdayım, ne yolda ne dozdayım; bilenin güldüğü, bilmeyenin sorduğu haldeyim. Suları çağlar buldum, güzele ağlar dedim. Ne ağlayan yeterlidir, ne çağlayan biterlidir. Yaprak eline gelir, elinden kendini bulur; her bilen, senden benden sanır.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 

24-2
“Cama gözün dayarsan, masaya örtü koyarsan; ‘Güzele adım attım!’ dersin, aldığını seve-seve yersin.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Her alan bilir, gölgede Güneş’ten yanan kalır. Açacağım perdeyi, geçeceğim gerçeği. Diyeceğim ki: ‘Güzele talip olmaktan değil, nefesime galib gelmekten gönendim!’ ‘Doydum, ADI’na doydum!’ dersem, benden sana bilgi gelir. Değişene talib isen, oluşanı düşün! Hiçbir el, öbüründen üstün değildir! Ayrıya geleni, ALLAH’ım vermez! Ayrıda görülüyor ise, hatayı kendinde ara! Düz ovaya çalı çırpı ekersen, yüce dağda keten kenevir bükersen, deryaya kova-kova su dökersen; ‘Düzenin hatası!’ diyemezsin, DOST KAPISI’nda tatlı aşı yiyemezsin! DOST’un diyeceği, verginden her kulun güleceğidir. MEYDAN’da senden benden gayrısı olmaz, cümlenin, BİR’likten gelişinden kaygusu kalmaz!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 

4 haziran
“Yoğurt yedim ekşimeden, kanıt verdim devşirmeden; konuk gelene sevindim, ‘Güzel!’ dedim şaşırmadan. Yerden göğe alacağız, her birinizde bulacağız; satır-satır verdik size, halinizde göreceğiz; dala gelen her kuşa, ‘Güzellik nerde başlar?’ diye soracağız. ‘Elbet bilginde!’ diyecek, her meyvenin tadını ayrı-ayrı söyleyecek.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. “Suya bakarsan yüzünü göreceksin, öylece NURU’na ereceksin. Varsın taşlar yığılı dursun, gönülde eğitim kendine kalsın. Aldığın her damla sende bende oluşur, her güzel gölgeleri silerse buluşur.” dedi, KAYGUSUZ YUNUS ile söyleşti: “Düşün bir kaşık aşı, nasıl bitirir taşı. Acı ile, tatlı ile, ekşi ile, tuzlu ile bileşir bütünleşir. Bir tek kapta bulursun, tadına varamazsın, yemezsen duramazsın. Her birine söz ettik, YUNUS MEVLANA dedik her satıra göz attık, demde oluşan halde cümlenize katıldık. Kaşığımız sofra oldu, cümlemiz adınıza geldi. Sunulandan aldınız, ‘ALLAH’ım ne güzel!’ dediniz. ‘Nerde? Nasıl?’ denilir. (Rüya?) Evet! Oylarınız sevgililer ile… Sevgililer, elbet cümlenin…” dedi, YUNUS ile KAYGUSUZ açık olan her düğümü bağladı. “Ne ayrıdayız, ne sizlerden gayrıdayız; yüzünüzde peçe varsa, elbet biz de kaygudayız. (Peçe nedir?) Şüphe! Senden benden gelişmez, şüphe bizlerde buluşmaz!” dediler, yürüdüler. “Eylem senden geldi ise, seni gözde buldu ise, altın tabak açacaktır. Gurur, seni senden ayırır!” dedi, YUNUS’um yanımızda olana selamını iletti. “Her çağda engeli aramadan yürü, senden zayıf olanı koru, sanma her mevsim ağaç olur kuru. Yolu yola bağlayan, yolda bileni bilmeyeni eğleyen tek konu vardır; gönülde oluşan, sende sen ile buluşan…” dedi, YUNUS’um DOST KAPISI’nda sana elini verdi. 

6
“Girdim üzüm bağına, tek-tek saydım kütüğü, dedim ‘Sildim kötüyü!’ YUNUS diye anıldım, kul sözüne yanıldım. Ayrı-ayrı saymasaydım, bağlar deyip sormasaydım; atılan her taneden, satılan her salkımdan cümleniz ile söyleşir, kainat ile peyleşirdim.”  dedi, YUNUS’um kendinden kendine sitem ile söze geldi: “Seni bana sordular, dediler ki: ‘Sözüne ÖZ’üne, eli attık kozuna. Sabırdan uzak kaldı, yapıda tozu buldu.’ Ocağına odun atayım, dilenen çerağı gününe tutayım; az demeden, çok beklemeden satır-satır okuyayım; mendil aldım, dokuyayım.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. “Akıl aldım YAZAN’dan, yolu sordum bozandan… Elbet dilediğime varamam, han bulup duramam.” dedi, YUNUS’um söze yeniden geldi: “Külah alıp yemeni veren, zamanı silip gününü yorumlayan; seyre geceden girer, her gününde bilinmedik bohçayı dürer. Yolu bilenden soralım, hana öyle varalım, bildiğin halde duralım, DOST KAPISI’na girelim. Diyelim ki: ‘Her açık kapı, RESULÜ ile bilinir, gönül ile bulunur, bağlayan değil bağlanandan alınır.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

10
“Günün her vaktinde ipek mendil bağlasın, kumun sıcağı gibi.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Alnında oluşan ter, gönlünde kalışan kor, geleni gideni bağlar, elbet yol verecek dağlar.” dedi, DOST gönlüne DOST selamı iletti, yürüdü. 

15
“Geldik cümlenin selamına, HAKK’ın KELAMI’na.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Yoldan yola bağlayan, kulu günde eğleyen; ne sende olan, ne bende kalandır. Sabunu ele alsam, su ile ufalanır. Gökte yıldız nasıl değişmez ise, yerde huy da öylece kalır!” “Gölgeyi silmeden almadım, gönülde oluşanı bilmedim; gerçekte senden benden kalana ‘Bizim!’ demeden bulmadım. Oğul ile halleştim, soru sormadım yanımızda olana… Yanımızda oğul var! Konuk gelen alacak, ‘Güzel!’ deyip kalacak, seyre öyle dalacak. Ayrıda değil O’ndayız, yerden göğe HAK’tayız, selam ile gelenin selamımızı alanın emrindeyiz! RESULÜ! Gün gelir söz alır, gün gelir RESULÜ’nden verir, HAZRETİ AYŞE gönülde olan ile kalır.” dedi, YUNUS’um yeniden söze geldi: “Konuk olanın sözü, yoldan gelenin sazı birbirine bağlıdır. Aldığı ile olacak, verdiği ile kalacak, seferde gelişeni günün her vaktinde oluşturacak.” dedi, YUNUS’um selamladı.

17
“Ay yıldız gökte iken, günün yorumu kalmaz. Her kulu, kendini bilmeden bulmaz!” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Sofra açtım düzene, ‘Nasip!’ dedim yazana, ağaç versem kazana, diyecek ki ‘Dostumsun!’ Örtü versem eline, sözü versem diline; dökme suya benzeyecek, değirmen nasıl işleyecek? Az attım toprağa tohumu, dedim ‘Zor gelir, çoğun bakımı!’ ‘Dünyada, alamadım veremedim!’ diyenin çekimi; HAK’tan mı, yoksa gönüldeki örtüden mi?” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

21-1
“Çiçek açtı, böcek geçti; soğuk sıcak, yağmur Güneş, cümlesi ile coştu.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Al fistanı giymezsem, yediğime doymazsam, yolu bilene sormazsam; yediğinden giydiğinden yerimi bulsam, yolu aramam! ‘DOST haline bürüneyim, DOST YOLU’nda sürüneyim!’ diyene, de ki: ‘Dostluğu giysi bilmeyelim, Dost için sürünmeyi düşünmeyelim. Çünkü, DOST kendini kendine benzetir, kendinde olan ÖZ ile bezetir!’ Yoğun yerde, çok derde bakmayalım; aklımıza ‘Ne olur?’ diye takmayalım! Dar da, yor da, bol da, ser de; O’ndandır, O’nadır!” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı; gayretin, düze değil söze faydası olduğunu söyledi.

21-2
“Attım adım sayarak, elma yedim soyarak, karda buzda kayarak…” dedi, YUNUS’um geldi: “Ettim yemin, tuttum zemin. Ne oyunda kaldım, ne zorlukta buldum. Zayıf gelene sordum: ‘Aşından mı, taşından mı, yoksa aksi başından mı?’ Olacak gülecek, her kulu niyazda kalacak.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 

28
“Kuru dalı ele aldım, çamurlu yola daldım. Ne dal beni bıraktı, ne çamur gitme diye çöktü.” Cümlenize, YUNUS’um selam ile geldi: “Yolu aldım kalamam, O’ndan güzel bulamam, O vermezse dolamam. Gel el ele olalım, akan suya dalalım, kuru dalı saralım, postumuzu dilenen yere serelim. ‘Yorumumu bulamam, gönlüm ile kalamam!’ diyene sözümüz: ‘Her sözü güzel diye alasın, bilende HAK YOLU’nu bulasın.’ Diyesin ki: ‘Bilmediğimi verecek, ağlarsam üzülecek, gülersem sevinecek; bana, nasıl olumsuz söz diyecek?’ Dumansız baca olmaz, bilgisiz hoca gelmez, yoğun bilgi alsa da bildiği kadar vermez. Konaktan söz ettiler, ‘Gönül de büyük!’ dedim; bağları hudutsuz verdiler, ‘Ufkum da geniş!’ dedim; her verilenden, kendi aldığımı üstün bildim; çünkü, ne ona ne buna danışmadım; gönlümdeki DOST ile küsüp te barışmadım! DOST verir, sen O’nu bilirsen; DOST seni bulur, kendinde olanı görürsen!” dedi, YUNUS’um elden ele aldığın nasibine güldü, selamladı yürüdü. 

30-1
“Attım adım bağına, doğruldum yürüdüm dağına. Gelecek görür, olacak bulur.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Koruk güneşte olur, üzüm salkımda bulur; sergiye koyarsanız, günleri sayarsınız… El ele toplayacağız, sergiyi bilen ile katlayacağız.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 

5 temmuz
“Söz ile geldik güne, dedik ‘Duralım yöne…’ Ne sana, ne bana, alalım kana-kana.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Altın anahtar aldım, kapıda söze daldım. Ne gönülden verdiğim, ne görenden aldığımdan, asla ayrı kalmadım. Duydum O’nun SESİ’ni, aldım RESULÜ’nün sözünü, buldum HAK SOHBETİ’nin hazzını.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı yürüdü.

21
“Selam diye geldi söze, YUNUS ile daldı ÖZ’e. Senden benden aştığımız, tatlı söze şaştığımız, günde aldığımız, sizlerle paylaştığımızdır. Gerçeği alanlarla beraberiz!” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Denizi dalan bilir, ayrıyı soran bulur. Geldik üç söz ile, kaldık her sözde siz ile. Ne gelenin kaygusu, ne silenin saygısı; seni derde düşürmesin, ne söz gelse taşırmasın. Karşımızda olana! Bağlı değil çözülecek, karşı gelse çizilecek. Varsın dolaylı gelsin, dilerse alayda kalsın, ALLAH’ımı O’nun ile olan bilsin!” dedi, YUNUS’um; çözülecek her düğümde, RESULÜ’nün adı anılsın! “Yapıyı senden sorarlarsa, geçici olmadığını söyle. Yerden göğe dolu geldik, her verimi ULU bildik. ALLAH’ım YARDIMCI’n olsun, gelse gelmese döneceği gün bilinsin.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

ağustos
Elden ele gezinde, YUNUS ile sohbete gelindi: “Söze ÖZ’ümüz ile katılalım, gönülde asla duman bırakmayalım. Aldığımız her söze kuruntu katmayalım.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Söze yoldan başlarsan, tozu da var taşı da… Söze kuldan başlarsan tozu da var katı da… Her varolan, varlığı ile darlığı ile zorluğu ile güzeldir; sevgini esirgemezsen! Tatlı yersen ağzın tatlı kalır. Tatlı dersen, ÖZ’ün tatlı olur. ÖZ’de sözde, O vardır; sözde yaban olmasın. Sana yaban gelse de, sende tadını bulsun.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

29
“Kuş yuvası sözedir, güzelliği özedir; yolu alandan sorduk, olacağı günedir. Yol getirir, kayguyu bitirir. Kement atılan olaya, doğrudan eğriden söz edeni sustur!” dedi, YUNUS’um her öğünde güçlüğü yapısında görene, ‘Suyunu kendinde bul!’ dedi. Soğuk sıcak almadan, güneşe fazla kalmadan, yoğurt bol-bol yiyesin, şekerden katasın. Ne yüzde, ne güzde sözü edilmez, gönülden gelene eğri katılmaz. YUNUS’um yerini bilir, kayguda olduğun halde senden geleni görür. Sözümüz ÖZ’edir, selamımız cümleye. “YUNUS senden sorarsa, seni yolunda ararsa; senden mi, YUNUS’tan mı? Elbet senden! YUNUS her kulunu arar, ne var ki O’nu arayanı sarar. Suyuna yolumuz verdik, gönülden gönüle erdik, RABB’imin RAHMET’ini beraberce gördük. Dedik ki: ‘Yumuşak olduğumuz halde, gönülden katıldığımız GÜL’de; sadece O’nun ADI’nı, RESULÜ’nün andını tekrarladık. Dedik ki: ‘Yolumuzu BİR’ledik, gönülden gürledik, yıldız olduk göründük, AŞK’ın dedik sarındık. Dört yıldız dediniz, birine nokta koydunuz, gönül ehline sordunuz. EYVALLAH diyelim, katılan her kuluna yol verelim. Yoğun gelen sözümüz, ÖZ’ümüz ile baktı gözümüz. Kapılar açılır, kement atan seçilir.” dedi, YUNUS’um sözü RABİA’ya verdi:

14
“GÜL yaprağı saydım, solan gülü soydum, HAK libasın giydim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Az yolu çok eyledim, dağı taşı neyledim, AŞK uğruna peyledim. ‘Gel gidelim!’ diyene, DOST KAPISI bilene; el büktüm, diz çöktüm, göz alıp verene dek şimşek misali çaktım. Rahmet olsam toprağa, nefes versem yaprağa; zor nedir bilmezdim, ben gönlümü bölmezdim. HAK MURADI’nı bileceğim, ne gelse ‘EYVALLAH!’ diyeceğim; sevgili RESULÜ’nü bileceğim, O’nun ile RESULÜ’nde BİR’leneceğim.” dedi, YUNUS’um selamladı, yürüdü. 

26
“DOST ADI’na düşeriz, yola halı döşeriz, bilmeyene şaşarız.” dedi YUNUS’um söze geldi: “At aldım gitmeye, sürü aldım gütmeye, nasib dedim satmaya. Olan güzeli buldum, güzel diye-diye oldum.” dedi, YUNUS’um selamladı.

29
“Sürü aldık yolunuza, kuvvet dedik kolunuza. Yerden gökten gelenin, her yaprakta görenin; yapısında bulduk, kapısında kaldık.” dedi, YUNUS’um selam ile söze geldi: “Her adımda sayarız, kimden kimi sorarız, cümlenizi sararız. RABB’im verdi güzeli, DEDİ “AĞAÇ DÖKER GAZELİ.” Bir yaprak bin yaprağı besleyendir, bin yaprak bahçenizi süsleyendir. Bağlar düzene girsin, Dostlar seveni bilsin, her kulu birbirine gülsün!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. “Ne fistan adını verir, ne bostan mideni doldurur.” dedi, YUNUS’um yeniden söze girdi. “Yayık aldık ağaçtan, ayran içtik bakraçtan. Kucak açarız, kaygudan kaçarız, el dil gönül birliğine talib çıkarız. Böcek gelse elimize, ayrı verse dilimize, taşı koysa yolumuza; asla ‘Neden?’ demeyiz, düzene aykırı saymayız!” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 

4 ekim
“Söz alsam dile gelsem, güzelde seni görsem. ‘Ömrümde vergimi sürsem!’ diyene! Olumlu her halde, verimli her gülde; elbet ALLAH’ımın İZNİ vardır. Bağlar üzüm verecek, kulu yoldan gelecek, doğruda olan ile yapıyı bulana selam verecek.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “ ‘Dağı aşsam bulamam, ben ovada kalamam; demde yolum verilse, bir vakitte duramam!’ denilmesin, ham meyve yenilmesin! Yol açıldı gidilecek, sürü geldi güdülecek; saf-saf durdu arınacak, yazıya gelende en güzele sarınacak.” dedi, YUNUS’um “Kayguyu siliniz.” diye sorguya verdi. “LOKMAN’dan aldı isek, kayguyu sildi isek, selamımızı iletiriz.” dedi, yürüdü.

7
“Güller diken verse de, kullar düzene hata bulsa da; YAZAN yerini bilir, arayan güzeli bulur. DOST KAPISI dedik geldik, cümlenizde HAKK’ın NURU’nu gördük.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Atı yola süreceğim, buğday tarlasına gireceğim, sahibine soracağım; ‘RAHMET mi, zahmet mi?’ RAHMET olmasa zahmete gerek kalmazdı, zahmet rahmetsiz bilinmezdi. Öyleyse O verecek, ben bileceğim; O görecek, ben soracağım, böylece kulluğum ile övüneceğim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

8
“Su aktığı yerde iz bırakır,
 yol gittiği yerde söz bırakır,
 diz büktüğü yerde görgün açılır.”
dedi YUNUS’um
 söze geldi:

 “Ağacı köklersen odun olur,
 meyvesini beklersen gölge verir,
 gölgesinde her dileyen barınır. 
Odun gereksiz mi?
 Yuvasının çatısını örten,
 orda korunur.
 Yeneceğin değil, 
döneceğin düzene göz at.
 Halinden olduğu gibi söz et.”
 dedi YUNUS’um selamladı.



9
“ ‘Demde güzel ne?’ dersem, ‘Gün, güneştir.’ dersiniz, güneşin erdirdiği meyveleri yersiniz; yumuşak hale gelip, gönlünüzde ersiniz.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Kuşlara söz verenin, yapraklara göz verenin, kulu ile BİR olanın yolu elbet bizdedir. ‘Gayrette, gücümüz nereye kadar?’ denir: Toprak, gün, Güneş, su, hava RABB’imden; yolunu kurmak, senden. Çevirdiğim her dalda yeşeren yaprağı düşündüm, dalına aşıyı ben verdim; ne var ki, gün, Güneş oluşa bağlı. Dağda taşta düz giden, ayağına tez giden; söz etmez, dudak bükmez. ‘Taş ayağı yarmaz mı?’ dedim, dedi ki: ‘HAK, çıplağı görmez mi, gayretini vermez mi?’ ‘El HAK!’ dedim yürüdüm. YARATAN, madem ki yarattığı iledir, cümle bilgi GÜL’edir. SEN’den gelen varlığa, düşmez kulu darlığa.” dedi, YUNUS’um selamladı.

11
“Gülü severim dikeni ile, suyu severim dökeni ile, ateşi severim yakanı ile, her dağda gelişeni severim bakanı ile.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Yorduğunuz olayda, günü bulduk kolayda. ‘Ne olursa olsun, ALLAH’ım en güzeli versin!’ dedik; hem ham meyveyi yedik, hem olsun diye bekledik. Dağarcığın boş olmaz, gönülcüğün boş kalmaz. ‘ALLAH!’ dedim, yoluma asla taş gelmez, gelse bile ayağı bulmaz.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Destek oldum gezene, yolu sordum YAZAN’a, aşı vurdum kazana. Gelen alsın, giden bitsin.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Meydan açık gelene, ‘Susuz kaldım!’ diyene. Ne ezilen ağlaşır, ne güzelden uzaklaşır. Ayva nardan tane aldım, üzüm yedim tadın sevdim; bal ile geleni, arı diye vereni görgünde belledim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

16
“Tepede durdum baktım, görseler diye ateş yaktım. Bilenin bildiği yerde, erenin verdiği halde, külüne su döktüm.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Teraziyi ele alsam, huyuma ölçü versem, dergahta ekmek desem; alan alır, almazsa, olmayana dağılır.” dedi, YUNUS’um selamladı

18
“ ‘HAK!’ dedi isek günde, kalmayalım asla zanda; RABB’imin verdiği her anda, ‘Kulunum!’ dediği sadece ünde. Sahib olduk ADI’na, geldik günde andına. Ağaca dala baktık, türbede kandil yaktık; RESULÜ’nün eteğinden tuttuk, dedik ki: ‘Seninleyiz!’, dedik ki: ‘Günündeyiz.’, dedik ki: ‘Ayrılmadık, yönündeyiz.’” dedi, YUNUS’um söze geldi, “Varalım gelelim size.” dedi: “Açtık gönül bağımızı, dedik ‘Aşalım AŞK dağımızı.’ Olur olmaz demeden, ham lokmayı yemeden, vardık durduk düzüne, dedik ‘Geldik sözüne.’ Sevmeyi senden öğrendik, RESULÜ adını HAK ile BİR’ledik. Dolu bardak ala-ala, akan suya dala-dala. Sevenini çağırdık, bağında üzümü derdik. Sözümüz O’ndandır, ÖZ’ümüz O’na, gözümüz cümleye.” dedi, YUNUS’um selamladı.

28
Gayrıya yol verenin, ayrıyı yapıda silenin; aldığına verdiğine şahit olduk. Yoldan soranın, YUNUS’um adına kaydını gördük. “Yollar açık, gelene; gönüller aşık, bilene.” dedi, YUNUS’um selam ile geldi: “ALLAH’ım, gönülde olan ile BAYRAM’a geleni bilir; her günde, yazılanı okutur. Deste yaptım dalları, ‘Güzel!’ dedim halleri; yorumda olduğu gibi, bağında kaldığı kadar.” dedi, YUNUS’um dağda bağda, aradığın her yaprakta izini bildirdi. 

31
“Güller açacak dedik, sofraya aşı koyduk, HAK sohbeti ile doyduk.” dedi, YUNUS’um selam ile söze geldi: “Altın tası alacağım, güzelliği bulacağım, sevgi ile dolacağım. Yoldan gelen soylu arar, ‘Olmazsa?’ der huyluyu sorar. Ne soyundan, ne huyundan geçemezsin; taş ağır ise yerinde kalır, balta bulsan kıramazsın. Kement attığın olayı değerlendirme! De ki: ‘Ağır taşı kaldıramam, olay düzensiz geldi bulduramam, dağlar taşlar eğilse günümü dolduramam. Öyle ise, YAZILAN’a uyacağım, gelen sesi duyacağım, ne derlerse bekleyeceğim.’” dedi, YUNUS’um selamladı. Alan bilir, uyumsuza ayak atan bulur.

3
“Yer yerden üstün değildir! Kul, yoldan bıkkın değildir.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Sular gelir düzen ile, günler yürür YAZAN ile, yol bilinir sezen ile. Geldik durduk bağına, yüce dedik dağına. Eğildik suyu aldık, ne yoldan kaldık, ne de güzeli sildik. ‘Dar geldi!’ dediğine, kaderine küstüğüne; kim oyun vardır dedi, kim fistan dardır dedi. Odun alsan eline, adın yazsan diline; ‘Gelecek nedir? diye sorma!’ diyeceğim. YAZILAN’ı bileceksin, günü geldiğinde dilesen dilemesen okuyacaksın; çünkü, ömrün ile dokuyacaksın. Dayandığın güçten elini çekme, eteğindeki taşı kimsenin önüne dökme! Doğuştan aldığına değil ömürden kaldığına, menedilen ile kendini kavurduğuna inanma! Aldığın verdiğin, kaderinde gördüğündür. ‘Geçti ALLAH’ım!’ diyesin, yapında oluşanı aklın ile silesin! Asla, doğuş ile değildir! ‘Dağlarda dolaşayım, kuşlar ile halleşeyim, yollarda seven ile buluşayım.’ dersin. Seven de, sevilen de ALLAH’ımdır! DOST KAPISI açıktır sorma gir, gönlüne DOST’un TAHTI’nı kur, bahtına güzel diye gül! Çevreni değil, kendin ile yarattığın dünyayı her selam veren ile paylaş! Yerden göğe sevinecek, sevindiğin halde sevileceksin.” dedi, YUNUS’um selamladı.“Elden alsam severim, ben verene gülerim. ALLAH’ım SEN’den benden, ayırma beni kulluğundan. Serde soru olacak, kul sora-sora bulacak, öylece kullukta kalacak. Sevinecek olana, ağlayacak dolana, ekleyecek bilene. YUNUS’a uyacak, yola öyle doyacak. Çevresini silmeden, yaprak aldı bölmeden, taşlı yolda kalmadan sunduğu her kokuda, bulduğu her damlanın özü kalır.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

4
“Dal üstüne çıkacağım, kuş misali bakacağım, meyve erdi dökeceğim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Dayanmayı bildi isen, savunmaya gerek yok! Yapıda olana uydu isen, dağılmaya gerek yok! Söz sözü açacaktır, uymayan kaçacaktır; demde konuk gelenler, sohbet ile geçecektir. Seçtiğimiz konuya, her yolun DOST diyenini aldık, DOST’luğu bütünde bulduk. Dedik ki: ‘YUNUS MEVLANA BİR de, MERYEM söze gelir de, O’ndan ayrı mı söyler?’ Doğuşa ADEM ile başlarız, MUHAMMED ile birleriz, cümlemiz öylece gürleriz. Sır olanı, serde kalanı; senden benden değil cümleden toplarız, bir bohçada katlarız. Dileyen açar okur, dileyen tezgah kurar dokur. Dileyen, yolunda, bilinmeyen fakir fistanını giyer. Sözümüz; her yaratılanın varlığı üzerinde RABB’imin SÖZÜ olduğudur, halinde gözü ile gördüğüdür. MEVLANA giydiği fistanı cümlenize örttü ise, RABB’imin İZNİ’ndendir. Gözetilen her kulu, yerini bilendendir, kulluğunu hale uydurandır.” dedi, YUNUS’um selamladı. “DOST halin, DOST’luk ile bağlansın. Kulluğun cümle ile bilinsin. (Sorumun cevabı mı verildi efendim?) EYVALLAH!” 

9
“Günün yorumu gecenin sorununu çözer, yapıya uyan ağacı çizer. Ben, senin ile bütünlüğü bulurum. Ben, senin ile kayıtta olurum; sevgimin verdiğinde, kainatı bilirim.” dedi, YUNUS’um selamladı söze geldi. “Bayrak alsam sefere gelsem, seherde niyazını duysam, diyeceğim ki; ‘Konuk değilim!’ Karda iz buldu isen, sözü kendine aldı isen; ‘Kayguyu sil!’ derim, ‘Olayları, bilgin ile böl!’ derim. Her söz diyene aittir, birbirine bağlarsan gereksiz ağlarsın. Olanı olduğu yerde, bileni bulduğu yerde bırak! Merdiven; çıkarsan yükseltir, inersen alçaltır. Dayandığın güç ile ayağına geleni görürsün, manayı kendin gönül yapında bulursun. Karar; ne sende, ne bendedir, dayanmayı bilendedir, YAZAN yolunu görendir. Ham meyveyi yemediğin, taşlı yola girmediğin bilinir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10
“El aldık, GÜL verdik, konuya sevgi ile girdik.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Sevgi bağına gireceğim, altın ağı öreceğim; kuşak alsam belime, dileyen her kulu saracağım. Yaprak olduk dökülmeyen, kökleri sökülmeyen, ağacımız bilmeze dikilmeyen. Kundak aldık açacağız, gerçek bildik geçeceğiz, her kulunda güzeli seçeceğiz.” dedi, YUNUS’um dolan her kulunda verginin aslını gördü, sergiye öylece girdi. “Dereden su alırsam, kumunu da sahip olurum, darlığı öylece bilirim. Deryadan su alırsam, her zerreden söz bulurum, öylece genişlikte kendime yön vereni görürüm.” dedi, YUNUS’um selamladı.

16
“Daldığımız her konu, bildiğimize kapı açar, kapıdan arayan geçer.” dedi, YUNUS’um ER olana gürlüğü müjdeledi. “Kayguyu yoluna veren, kendinde hatayı görene diyelim ki; ‘Ne senden, ne benden, dumanı getirenden.’ Doğmayan kuzuya ses veremezsin, adını alamazsın. Yoluna gelen düzende, kendini göremezsin. Açacağım kapıya kaygusuz gel! Derin kuyu, yerini belletir, toprak güzel ise, ekini besletir. Konuk gelmedik, doğrudan gayrı vermedik; ‘Kimden kime?’ diye sormadık.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. “Görgüyü bildiğine, asılsız geleni sildiğine, cümlemiz şahidiz. ‘Yumuşak olamam!’ denilmesin. Adıma niyet kuruldu ise, ham meyve yenilmesin. Söz verildi ise, dönülmesin!” dedi, YUNUS’um yeniden söze geldi: “Alacağız, gayret ile bulacağız, sözünüzde kalacağız. Suya yön verenden, soyluyu soracağız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

17
“Kendimden aldığımı, cümleye verdiğimi düşündüm. ‘Ne aldım? Ne verdim?’ diye ölçüye vurdum. Gördüm ki; gönlümü açtığım kadar alabildim, gönlünü her açana verebildim. Gerçeği bilen; gördüğü her zuhuratta davaya düşmez, ‘Neden?’ diye deşmez, olduğu gibi, gördüğü kadar alır. ‘Derdim var!’ diyenle, derdi sepete koyana sorsalar, kaderi YAZAN’ı bilseler; ne ‘Dert!’ denir, ne sepete konurdu.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Deve aldım güdeyim, çöller bekler gideyim. Gönlümde olanı satayım, olmaz denileni atayım. YAR YUNUS’u bekler de, YUNUS ağacı kökler de, bileni bilmeyeni saklar da; dilenene gitmez mi, yaprağı toprağa katmaz mı? Alacağım, SEN’dendir RABB’im; bulacağım, SEN’inle. Korkuyu sileceğim, diyeceğim ki: ‘SEN’i bende buldum, SEN’inle cümlede oldum. Gönüllere taht kurdum, cümlenin kaygusunu sildim.’ Gökler selam verecek, ERENLER hep gülecek; her birinizi, beklenen günde, aynı kapıda bulacak. Cümleye! MEVLANA ile söyleştik, akan sularda halleştik. Suya gelen her çöpte, değişen konuyu bildik. Dedik ki: ‘Her gelen yıkanır. Yalnız değildir, her alan beklenir.’ Kendine yol açana selam olsun!” dedi, YUNUS’um selamladı.

18
“Yerden aldığım taşı, göğe diktiğim başı, gerçekten ayırmadım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Baktım aynaya, dedim ‘Yaprak oynaya.’ Ne döndüm, ne gerçekten ayrıldım. Pişti aşım, selamette başım, olmadı kucağımda taşım. Gel, seninle söyleşelim. Gel, gönülle halleşelim. Sevgide cümlemiz birleşelim dedim, cümlenizin gönüllerinde yanan odu gördüm. Gayrıya seslenelim, uymayana hislenelim, her kulunun sevgisinde beslenelim.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Geldim sözün düzüne, RABB’im dedim yazına. Cümlenizin sözüne saz aldım, dağlardan ses verdim.” dedi, YUNUS’um yeniden söze geldi: “Altın siniye koyduk, soframızda sohbete doyduk. Her gelen ile uyduk, nefsimizi soyduk. Bir-bir dedik saydık, CAN ile CANAN’a bir göz ile baktık, olumsuza kalem çektik.” dedi, YUNUS’um selamladı.

24
“Dostlar günün yorumunda, her olay kulun sorununda.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Katık oldu aşımız, gölge sildi başımız; ‘Ata yol versek.’ dedik, binek oldu yaşınız. Suya adım atalım, balığı tez yutalım; acı tatlı gelirse, olaya güzel diye bilgimizi katalım! Gönülden aldığına, satırdan bulduğuna, yapıya gönül verip kaldığına; her biriniz güldünüz, gülen ile BİR’liği kurdunuz, yoruma verilenden gerçeği sordunuz. Kapalı olan açılır, kaygudan öyle geçilir. Gerdiğim ip tutarlıdır asla kopmaz, görülen geçerlidir sapmaz.” dedi, YUNUS gölgeden rahmeti müjdeledi, selamladı.

29
“Dağları aşalım mı, sular ile taşalım mı, taşlı yoldan geçelim mi?” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bağlar üzüm verecek, kulu yolu bilecek, gölgeyi silip aydın günü görecek. Çuvala un doldurdum, at sırtına kaldırdım, ata yolu buldurdum. Kuyu vermez bilene, kulu sormaz yabana, kayıp demez çobana. Gidenin sırtı pektir, kalanın sorusu çoktur. Kapalı kapı arama, gölgede ne var diye tarama!” dedi, YUNUS’um selamladı.

1 aralık
“Komşuya yolu sorduk, her olayı hayıra yorduk.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Zincir vuramam söğüte, hayır demem öğüte. Kaldığım yerde ararım, bulduğum her zerrede sorarım. Gelmeyi dileyene, yorumdan söz arayana selam olsun.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2
“Seyre daldım güzeli, doyumda buldum ezeli. Huyum ile gideceğim, suyum ile bulacağım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Kafes var ise sende, niyazın olsun her zerrende; doğuşa öyle gelirsin, kendini ÖZ’de bulursun. Kaynak, sana bana gelir, cümleye verir; cümle de, dağılanı noktada bilir. Ne nokta bitirir, ne cümle.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

8
“GANİ’den gelen selama yorumsuz katıldık, her söz ile güzelliğe atıldık.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Toprağa eğildim, GÜL’den sayıldım; yaprağa yöneldim, daldan sayıldım; karıncayı denedim, yerden göğe güzellikte kaldım; günümü yerimi, bilenden sordum: ‘Az alan mı bilir, çok veren mi görür?’ ‘Yolunu soran bulur.’ dediler, aşıma tuz kattılar. Dalda kuşlar olursa, kuşlar yolu bulursa, somunumuzdan alırsa; elbet yoldan geleni bilir, her hal ile gönlünde güzeli bulur.” dedi, YUNUS’um SOMUNCU’nun selamını iletti

22
“İplik aldım bükerim, su doldurdum dökerim; demde yolu sorana, altın gümüş takarım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Doğduğum günden aldım, soyduğum günde buldum. Kapılarda döne-döne, gönüllerde yana-yana; AŞK ile DOST oldum, dağlara DOST diye baktım. ‘Almadan eleği bilemezsin, bilmeden bilgini eleyemezsin, düğümlü ise yumak, dileğine dolayamazsın’ diyene de ki: ‘Yumağı dolamaksa, bilgimi elemekse; ALLAH’ım güç verecek, YUNUS beni saracak, sabır ile kopmadan her düğüm çözülecek.’” dedi, YUNUS’um selamladı.

23
“YARATAN’ın sözünde, cümlenin hep gözünde doğruya yöneldi isek; elbet kulluk bizdedir. Demek yolumuz O’ndan, gelen de O’ndan. Ne gelir benden, ne verir senden, yolumuz cümleden.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “ ‘Söz alır da geliriz, her dileyene veririz.’ denilir, doğuşa öyle sevinilir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

29
“Saymayı denedik, eğiten ile övündük; geçirmeyeceğimiz köprüye asla yönelmedik; karşıya söz verdi isek, yanılmadık.” dedi, YUNUS’um yol üstünde durdu, yolda olanı sordu: “Aldığı yaprağı okuyacak, bulduğu ipliği dokuyacak, bülbül misali şakıyacak, niyaz ile gerçeğin düğümü çözülecek.” dedi, YUNUS’um selamladı

5-1
“Güzeli bildik göz ile, güzeli verdik söz ile, adım-adım yürüdük haz ile. ‘Yollar, halden sorulur.’ derlerse, de ki; ‘Güzeli bilen; hal ile gönlünde olanı verendir, bildiğini HAK sofrasına serendir.’ ‘DOST olalım.’ dediysen, DOST sofrasında pişmiş aşı yediysen, günün düzenine güldü isen; elbet, bilen dersin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, aldı da gönlünü kainata saldı: “Seyre gelecek olan, seyirde kendini bulandır; aramayı deneyen, yolunu HAKK’a bağlandır. Yerde gökte aradım, toprakta karınca yuvasını taradım; ne yolsuz gördüm, ne yoksul bildim, havuzda duran suya elimi sürdüm. Duran suya söz etmeden, akan suya nasıl göz ederim? Yolumu bilenden bilmeyenden, neyi sorarım?” dedi, YUNUS’um selamladı.

5-2
“YEMEN’den geldik söze, sizler ile durduk dize, sahip olduk görevimize. Yolum yolcuya gelir, huyum ile yerden göğe yükselir, uyumdan bildiğini alır.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Çağrıyı duydum, RESULÜ’ne uydum, DOST meydanında buz üstünde kaydım. Meydan, dileyip te gelene; meyhane, halden yorum soranadır. Gerçeği almak çok güzel; gerçek ile cümleyi bulmak, buz üstünde kaymaktır. Her an hazır olmak mecburiyeti vardır; uyduğun halde, ömrünün her anı kardır.” dedi, YUNUS’um yoldan gelen ile doğuştan gelişene selam iletti. “Görgüyü açtığınız, köprüden geçmek için söyleştiğiniz anda; ‘Yorumunuz, yerden göğe uyumlu.’ dedik, noktayı öyle koyduk. Yapıya her kulu sahip olayım dese, sarayda kendini görse; gerçeği bilmiş olur, güzeli bulmuş olur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6 
“Yaydık yere üzümü, saydık eren sözünü, NUR ile versin gözünü.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Her gözde, NUR’unu bilen vardır. Her sözde, gönlünü veren vardır. ‘Yoğurt yiyeyim…’ dese, sürüyü güden vardır. Her adımı sayılan, bilgisinde soyulan, devrini tamamladığı günde görevini bitiren vardır. Göz ile girdik söze, NUR’undan dedik size. Hekim ile söyleştik. ( Bir can sorar: ‘Benim söyleşim mi acaba?’) Değil. Görevli hekim, göz ile. Gönülden uyduğu kadar, yolunu bildiği yerde, devrini tamamladı. Konuk yerini bilir, gelip görevini alır; gönülden oluştuğu gibi, sevgide buluştuğu kadar.” 

12
“Dayandığımız kapı, uyandığımız yapı, cümlenizin kaydını verendir. Her veren, gerçeği görendir. Doymayı bildi isek, doğduğumuza inandığımızdandır.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bir günde aldığımı, bin günde veremem. Bir yönde gördüğümü, bir ömürde bulamam. Her olay bir ana sığar, gönül O anda her çirkini soyar. Gölgeyi ağaçtan diye severiz, meyveyi yemeye soyar da hazırlarız. Benden sana gelecek, HAK nasibini verecek.” dedi, YUNUS’um selamladı.

19
“Suya yol soracağım, elim koyup çamaşır düreceğim, sebepsiz gelmeyen her olayda güzellik göreceğim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 
“Attan yolu bilirim, ALLAH derim yürürüm; DOST KAPISI ararım, cümlenize sorarım; ‘Gelmek mi güzel, dilenen hale; konuya girmek mi güzel, aranan yola?’ ‘Ararsan bulursun, dilersen alırsın; demde her konuda gönülden kanarsın, gelende AŞK’ı ile yanarsın.’ dediler de, sonsuzu yerden göğe açtılar.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

20
“Yaprak aldım tazeden, güzel bildim gerçekten. Aldan, mordan, sarıdan saydım renkleri, ayrı kaldım karadan.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Her rengi bildiğim halde söylersem, yaprağı elden ele verirsem; gün güzele, heves gazele dönüşür. Eğildiğim toprağa, selam verdim yaprağa. Karıncaya yuva buldum, kelebekten yerini sordum. Dediler ki: ‘Daldan dala.’ Her böcekten yolunu sordum. Dediler ki: ‘Halden hale.’ Yerden aldım, havada uçan kuşu yelden sordum. Ne gezende yerleşir, ne kazanda kaynaşır, her yaratılan birbiri ile oynaşır, gerçeğin adına yolcu ile aldığını paylaşır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

26
“Yorumdan kaçamadım, bilgimi açamadım.’ denilirse, deyiniz ki: ‘Yorum, her olaya güzeldir diyenden gelmeli.’ “Dünü günü ayrı görenin yorumunu, kendisinde bırakalım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Koşmayı denedim Güneşe döndüm, Güneşten tenimde yandım. ‘Kuş olsam, dala konsam.’ dedim, ağacın gölgesini özledim. Ağaca sırtımı dayadım, geleni gideni gözledim, alanı vereni özledim. Güneşin vergisine, kulunun yargısına söz edeni dinledim. Dedim ki: ‘Her varolanın kendinden aldığı verdiği, kendinden kayıtladığıdır. Ne satıra gelir, ne hatırda kalır.’ Öyle ise, senden benden geçen her olay korkuyu silmeli.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı. 

27
“Şarkı türkü söyleyelim, gönülleri ferah eyleyelim, gelen günü peyleyelim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ayna alsam elime, sözü versem diline; ne yanıldım diyeceksin, ne ham meyveyi yiyeceksin. Yol tozlu diyemem, toz üstüne su dökemem; çamur olup, ayağa gelir diye. Deryaya gideceğiz, cümleye selam diyeceğiz.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2 şubat
“Sepet aldım elime, kemer vurdum belime, dursun dedim geline. Darlığa oy vermeyiz, güzelden soy sormayız; YUVA açık, asla kapıyı kırmayız.” dedi, YUNUS’um sözü aldı; aldı da, yolunuzu cümleye verdi. “Doymayı denediysen, değirmene yol alırsın. Kayguları sildi isen, akan suya katılırsın. Her düzen, seven ile güzeldir.” dedi, YUNUS’um sözden söze, gönülden gönüle size katıldı, selamladı.

3
“ ‘Kuşağı dar sarmadık, gelişin sırrını bilmedik’ diyene sözümüz: Gerçeğin kendisidir ÖZ’ümüz. Benden selam gelirse, ‘ALLAH’ diyen bilirse; yerden aldığını görür, aldığı ile kendini bulur.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Attığın adımı sayarsan, yerdeki kilimi kenara koyarsan, taştan topraktan alacağın, her böcekte bulacağın seyirdir. Alınanı bilmem diyen, sağırdır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

7
“YUNUS HAK SÖZÜ dedi, her ağacın meyvesini yedi. Yapraklar yeşil olur, kul aradığını bulur; soğuk sıcak, demde güzeli verir. YUNUS’un verdiğine, yolunda gerçeği gördüğüne, her gelişim katılır; soğuk sıcak, odur. Soğuğu yerden, sıcağı YAR’dan bilelim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

9
“Yollar açıktır bize. Söz ile alacağız, ÖZ ile bileceğiz, her güzeli göreceğiz.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Açık bulduk kapıyı, söz ile geldik size, serde olan bilgiyle katıldık yönünüze. Dün geçendir, gün seçen; yarın getirecek, kayguyu bitirecek.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

12
“Ağacın gölgesinde el ele oturdu isek, sofraya her birimiz somun getirdi isek; ‘Doymadım.’ diyen kalmaz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dizimde nasır oldu, DOST geldi hasır verdi. Toz yerde, tuz sofrada, söz dilde, göz semada. Almaktan vermeye gün yetmez, aldığını verene söz bitmez. ÖZ’ümüzde, bağlayan güzellik vardır; her gölgeye girişte, giydiğin fistan dardır. Açalım sözümüz. Gelmeyi dileyenler, toprağı eleyenler, benden seni arayanlar, deseler ‘DOST KAPISI BİR’dir, yaprağı BİR’de.’ ; eleğe değil HALİK’e danışırlar, ÖZ’lerinden konuşurlardı, öylece fistanın darlığına alışırlardı. Günün güzelliğine seviniriz, deriz ki; ‘Her rengin özenlidir.’ Geceyi benimsemeyiz. Biliriz ki, gün yeniden gelecek, kuluna sevgisi ile gülecek.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

22
“YUNUS dalda aradı, yaprakta saydı, çiçek ile güldü, böcek ile bildi, her sevene sevgisini böldü. Dağılanı değil eğileni bilsin, kumda aradığını kayguyu sildiği anda bulsun, selam olsun.” dedi, YUNUS’um. Dağlarda taşlarda, sebepsiz kalmayanı arasın.

23
“Doğudan batıya iz sorduk, gelen geçene gün serdik. Oluşan bilsin, HAK YOLU’nda bulsun diye, DOST KAPISI’nı açtık.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Altın güğüm su dolacak, bilen kulu deryaya dalacak; her bilenle bilmeyen kandili yolunda tutacak, çok ile azdan sayıyı çıkaracak.” dedi, YUNUS’um selamladı.

24
“Gölden balık beklersen, ovaya çalı ekersen, gideni geleni dürtersen, yolun zorlu geçer; kul, gölgeden aldığı ile göçer.” dedi, YUNUS’um sözü aldı; her yıldızda, kendinde bulduğuna daldı: “BAĞIŞLAYAN ALLAH’ıma, her nefesim ulaşır; güzellik gördükçe, DOST SOFRASI’nda her Alem’den gelen ile kendinde kalana bulaşır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

29
“Geçmişe göz attığımda, ‘Balığı oltasız tuttum.’ derim, kendi kendime yoruma girerim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Her iz geçersiz sözü siler, her söz olmaz denileni böler. Gayesiz kalmayalım, çaresiz kaldık demiyelim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

1 mart
“Suya daldım derinden aldım, her balığa halini sordum. Büyük balık, küçükten ses alır; küçük balık, yosundan ÖZ bulur; her birinin sesi, sözde bağlanır.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Daldım gittim sulara, gerçeği verir diye; kondum gittim dallara, özgürlük bulur diye… Ne kuşta ses geçerlidir, ne balıkta vergi yeterlidir. ‘Ayrı ayrı alırsam, bir bütüne eklersem, gerçeği çözeceğim.’ dedim, her günümde bir oyuna daldım. Doğuşta her varolanın varoluş bilgisi, sadece kendisine verilmiştir, kendisi ile dünyada derilmiştir, güzellik öylesine görülmüştür.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

6
“Yaprağı ağaçta görsün.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ormanda dolandım odun bulmaya, gönülden gönüle güzeli görmeye… Odunlar dizi oldu, dalları söze geldi, cümlesi dize durdu. Gölgeyi vereceğiz, Güneşten alacağız; her dalda öten kuşu, ‘Kimden?’ diye soracağız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

9
“Ne kanat takıp uçtum, ne ‘Olumsuz.’ diye kayguya düştüm.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Dolandım durdum çayda, bakayım dedim kayda. Oyacağım ağacı, duyacağım gelen sesi. Suyun akışı gibi gelecek, seven DOST’a gülecek.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10
“Duvarı öreceğim, kapısını göreceğim; koz aldım toz verdim, taşı yere süreceğim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Katılalım düzene, eğildi isek YAZAN’a. Gölgeyi almadan geldik, dumanı bilmeden bulduk. Selam olsun, her gönülde YUNUS’um seyre yer versin.”

14
“ ‘Doydum güzele.’ diyene, de ki; ‘Bayramı bilirim de, oruca öyle girerim; kaydına gelirim de, nefsimi öyle körlerim.’ Zamanda, kul bilincinin hevesi vardır; bilincine yön verdi ise, ömrüne kardır. Zehrinden korunmaya, zehri ile çalışırız; aldığımız her güzele, kulluk bilinci ile alışırız.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Altın kafes kuşa gelmez, kul oluşa akıl ermez, ‘Neydim? Ne oldum?’ deyip sormaz, bilgisini saklar sofrayı kurmaz. Neyleyim vermediğim bilgiyi, neyleyim paylaşmadığım görgüyü, neyleyim ALLAH’ım ile kulunun arasındaki yargıyı?” dedi, YUNUS’um selamladı.

15
“Dağlar yolu vermezse kardan, yollar geçilmezse zordan, her kulu eğilmezse dardan; yağan yağmur getirecek, kul emekle zoru bitirecek.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Çiçeğin tozu geçerlidir. Kulunun yozu, ayaktan başa uyumsuzluğa götürür. Ne aldığınız söze, ne geldiğiniz düze dar demedik, pişmeden aşı yemedik; aldığınız bilgiden kalmadık, bilgimizin hududunu çizmedik.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Bin davar bir olur da bir söze gelirse, güzelliğin özetidir. Her kulu bir kapıda bin davarın sözünü bulursa, gönlünün hasetidir. Hasetten maksat; AŞK’ını aramak, arayana gıpta etmek, özlemek gözlemek… Gerçeğini bulmak davarın özeti ise, bulmayı her kulunun niyazında bilmeliyiz. O zaman seni beni siler… Gerçeğin ÖZ’ünü bulan, BİR’liği kuran her topluluk davardır. Davar; güzelin simgesidir, dirliğin gürlüğün simgesidir.” dedi, YUNUS’um yeniden sözü aldı: “Baldan tatlı sözüm var, GÜL’ü seven ÖZ’üm var, bağa girdim üzüm var, her yol bilmeyene dar…” dedi, YUNUS’um selamladı. 

5 nisan-1
“Günler geceler açık, vermez denmesin geçit. Yol bizim, halde isek; GÜL bizim, gönülde isek.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Dar fistan giyemem, pişmeden aşı yiyemem. ‘Dur.’ deseler bile bize, ‘ALLAH.’ dedik geldik güne. Her sayfayı okuduk, RESULÜ’nün hali ile tavrımızı dokuduk; ‘El, elden alır.’ dedik, güzel günü bilir bildik; ‘Yalan dünya.’ diyene, güldük. Ne yalan, ne yanlış, YOLU’nda bilen bulmuş.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

5-2
“Selam olsun; her bilen, bilmeyenle gönlünü açsın.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dert demedik sert gelene, doyduk HAK ile verene; doğduk, yerden göğe yol aldık, dar gelenden sıyrıldık.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Niyazın tamamlandığı günde, üç ağaca ‘Selam.’ diyesin, gönlündeki niyazını onlara söyleyesin; yerden göğe, ‘ALLAH’ım.’ diyesin, şükredesin. Selamın her kapıya ulaşır, NAS ile diyenlere bulaşır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

8
“MEYDAN’da cümle kulu, güzeldir HAKK’a yolu. Selam olsun, GÜZEL’e yol bulsun, aldığı her selamda ALLAH’ımdan RESULÜ’ne dönsün.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bal aldım, dalda gördüm, yaprağı toprağa serdim, her gelene sordum; ‘Zamanı, gerçekten mi alırsın, dünyadan mı bilirsin; yoksa, olandan, yalnız düzene uyduğun için mi yumuşak olursun?’ Her satır, her zerreye verendendir. Gül güzeldir yaprağı ile; dikeninden ayıramazsın, yapısı öyledir.” dedi, YUNUS’um selamladı. (Kime?) ‘Her zerreye.’ dedik. “YUNUS yoldan sormadı alanı, ‘Aldım, verdim.’ deyip elinde kalanı. Sorana HACI BEKTAŞ ile geldi, oturduğu postu dileyene verdi. Soralım dedi; ‘Bilgisine mi, duygusuna mı eğildik?’ ‘Duygusu ile dağıldık.’ dedi. Yormayı dileyenden değiliz. Yorgunluk asla oluşmaz, seyre gelen her kulu gönül kapısında buluşmaz.” dediler, HACI BEKTAŞ ile YUNUS’um selamladılar.

11
“Dağlarda kekik yaydım, ağaçları tek-tek saydım. Her ‘Yol?’ diyene yol verdim, her kulunda ALLAH’ımın NUR’unu gördüm.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bardak-bardak su verdim, darda olana sordum; ‘DOST sende, güzel sonda?’ Her olayın, başı ve sonu vardır. Olayın güzel bitmesi, gönlünde olan darı siler. Çevreye göz atalım, elde olanı tutalım. Gönüller darda kalmaz, yol dileyen geri dönmez, ocağımızda ateş asla sönmez, dar gelen sığmaz, bol gelen taşmaz, aldığı güzele bilen kulu şaşmaz. ‘Benim atım yöredendir, benim katım töredendir.’ diyene, de ki; ‘At, yolun gidişine uyar; kata gelen kulu, DOST sesini duyar; öyle oldukta, seni beni siler.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“HAY dediysem, diriden; huy dediysem, seriden düşünürüm… Gökte yerde güzele, ağaç güler gazele. Toprak sergi olursa, yaprak gölge verirse; gövdesine dayanırım, yeşil renge boyanırım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Saydığım her fidanda, sevdiğim meyveyi bulurum; gelen giden yolcudan, bilgisini alırım. ‘Yayan giden yorulur.’ diyene de ki; ‘Yola niyet kurana, YARDIMCI verilir.’ Aynada gördüğüm kendi yüzümdür, kainatta duyduğum kendi sesimdir, bedende uyduğum kendi nefesimdir; almayı dilediğim kadar vermeyi dilersem, dengesini kurduğum kendi nefsimdir.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı. 

13
“Düz yolu bildim geldim, deryaya daldım buldum; her güzel ile dünü yaşadım, güne ÖZ ile geldim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Tarlamı süreceğim, ekini yayacağım, esen yeli duyacağım; kuş kafeste öterse, DOST YOLU’nu açarsa, nefesime selam verip güleceğim. Nefeste bulduğumu hevesim ile silemem, kaderime ne yazdı bilemem, SEVGİSİ’ni güzel çirkin diye bölemem; oturduğum taş sert gelse de, yitirdiğim sevgi kainatta kalsa da, asla umutsuzluğa düşemem; sevgim var ise yitiremem, sözüm var ise bitiremem; kaldığım yerden alsam, her bulduğumu yüklensem, elbet götüremem. Bilgim bana gerçeği buldurdu ise, yücelirim. (‘Aklı yükselen, ALLAH’a yakın olur.’ Hadisi için mi?) EYVALLAH. Akıl, var olana, mana bilgisinin arayıcısı olmasını, mantığına uymayanı uzak tutmasını bildirir. Sevmek akıl ile değil, gönül iledir. Gönlünde sevgin var ise VAREDEN’i ararsın, aklına sorarsın, mantığın ile yorarsın; öylece, gerçek seni ÖZ’ünde buluşturur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

19
“Her seferde olan, gönlünü güzel ile sersin.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Eli ele bağladık, güzele haz ile ağladık, çevreyi sevgimizde süsledik, her varolanı bilgimiz ile besledik. Sohbeti dileyen; gemiyi yolda bilendir, bastığı her adımı sayı ile okuyandır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

27
“Kuşlar gibi uçarsam, doğru yoldan geçersem, her tanede gerçek olanı seçersem; bilgim ile onurlanırım. Kumda yürüdüm geldim, konuya GÜL’ü ile girdim, her gönüle AŞK’ımı serdim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Bağladığım nefsimi çözmeye çalışmadım, EMRİ’ne uymayanı almaya çalışmadım; gölge veren ağaca, yanaştım dalaşmadım. Yol dileyen gelecek, halde güzeli bulacak, seven ile olacak; çevreye baktığı an, ÖZ’ünde olanı duyacak.” dedi, YUNUS’um selamladı. (Bir kişiye mi veriyorsunuz  Efendim, bunları?) ‘Kuşağım dar gelmedi, alan bilgisini sermedi.’ diyene sözümüz… Doğan Güneş her var olanadır, ona bakarsan. Akan su çevrede her alanadır; destin ile gidersen, çoban olup sürünü güdersen, elbet sudan nasip alacaksın, vergisinden aldığın ile kendini bulacaksın

3
“Seyre geldim düzeni, yolda buldum YAZAN’ı. Ayrı-ayrı bilmedim, DOST KAPISI’ndan başka görmedim.” dedi, YUNUS’um su başında yere baktı. “Suyun başı yeşillenir, her toprak tanesi, aldığı ile koşullanır. Veresiye gider, alasıya güder.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10
“DOST dedik yol bilene, DOST dedik kaydına gülene, DOST dedik YUNUS ile halini bağlayana. Sevgiye talib olsam, nefsime galib gelsem, seyrini seherde seferde bulurdu; gerçeği, gayrıda arar, ÖZ’ümde bilirdim.” dedi, YUNUS’um selam ile geldi: “Elmayı ele aldım, gönlümü cümleye verdim. Dört parçaya bölersem, dileyen ile elersem; alacağım bulacağım, her varolan ile göreceğim vardır.” dedi, YUNUS’um selamladı. “MEVLANA, yol sorana yoldayız dedi, gönlünü açana haldeyiz dedi. MEVLANA, elden ele, söz ile GÜL’e, GÜL ile gönüle girer, sevgide her gönülde tahtını kurar, alana bilene sorar; ‘Gölgeden geldin mi? Sevgi ile buldun mu? Altın gümüş sordun mu? Ağır gelen fistanını soydun mu?’ Günde buluştu isek, gönülden oluştu isek, her nefeste söyleşti isek; gerçeği bildiğimizdendir. (Ağır gelen fistan nefis mi?) EYVALLAH. YUNUS ile yoldayız, kardeş dedik eldeyiz, dağda taşta GÜL’deyiz. Gönülden akan taşan, her günde coşan; gün-gün deryaya yaklaşır. Akan su yüksekten geldi ise, kararsız olur; yolunu buldu ise zararsız kalır. Her halinde verimlidir, kul halinde bölümlüdür. Coşku; yatağını bulmuş nehir gibi olmalı, çevresini damla-damla sarmalı, her fidana sormalı; ‘Nasibini aldın mı? Güzel günü buldun mu?’ DOST yolumuz sizedir, diledi isek güzedir.” dedi, YUNUS’um iki kardeşin küçüğüne selam verdi

11
“Yapraklara renk veren, çiçeklerde ahengi bilen, selamımızı alsın.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dereye indim sazlık, subaşı oldu yazlık, her olay kuluna sözlük. DOST aradık sevenleri bulduk, sevenlerde güzeli gördük.” dedi, YUNUS’um selamladı. YUNUS’a sorduğun her satır, der ki güzeldir kulunda hatır.

12
YUNUS ile söze geldik, koşuya gideyim diyene güldük. Selam olsun, doymayı bilen gönlünü kaygudan uzak tutsun. “Dört kapıya yöneldik, bir kapıda dineldik; sorguya yer verene, GÜZEL’i anlatmak için bunaldık.” dedi, YUNUS’um her adımında yorgunluk bilmeden, bildiğini bölmeden verdi-verdi… “Dayanmayı bildiğine önce kendin inan. DOST olduğun her an yumuşak olursun, kendini öylece huzur ile bulursun. Çevrende dolanan her zerre, senden sana GÜZEL’i tarif eder; bilir isen, aklın seni arif eder. Her soruda önce kendini yokla. De ki: ‘Dayandığım ALLAH’ım asla beni bırakmaz, zor ile kaynaşsam da ateş ile yakmaz, kördüğüm gördüğüm olaylarda zora sokmaz. Öyle ise, gönlümden kayguyu sileceğim, dayandığım ALLAH’ıma şüphesiz inanacağım. Gönlüm açan GÜL’le bürünür, benden bana NUR’u ile sarılır…’ Gerçek ÖZ’ündedir, kaygu sözünde, şüphe dizinde. ‘Dost aradım bulacağım, DOST’u dosta soracağım.’ diyesin, elinde olan aşı tatlı-tatlı yiyesin; MEVLÂNA ile el ele olduğunu bilesin. Gölge senin ÖZ’ünden uzak kalsın; her nefesin, senin ile HAKK’ı söylesin. Güneşten aldığın ışık, ömrüne ömür katar; yavrunun yavruları elinden tutar. Gerçeği onlara da anlatırsın, güzel olanı her sorana dinletirsin. ALLAH’ıma emanet ettiğini bilesin, her lokmanı tatlı yiyesin. YUNUS ile geldiğimiz, eşine YUNUS’tan verdiğimizdendir. Ona de ki. Dört duvar doyumludur, dört kapı uyumludur. Suya sözü verecek, suda kendini görecek, gönlünde RESULÜ’nün sözünü bulacak. ‘Bil, bildir, bilene uydur.’ dedik, O’na niyaz ettik. Sevgimiz sonsuzdur, GÜZEL’e dönüşten.” dedi, YUNUS’um selamladı; her yolun, yolcuya açık olduğunu söyledi.

13
“Her yaprak düzendedir, her satır YAZAN’dadır. Yoldan gelip alana, dünü günü sorana, DOST KAPISI’nda durana; YUNUS ile söyleşir, gönüllerde halleşiriz. Sevdik dedik her zerreyi, gayretten değil hayretten. Saydığımız fidan güzel, soyduğumuz fistan güzel, okudu isek destan güzel, dayandı isek destek güzel.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

14
“Dağları aşayım dedim de, sular geçit vermedi mi? Yoldan geçeyim dedim de; dalları sarmadı mı, her ağaç birbirine yolcuyu sormadı mı?” dedi, YUNUS’um sözü aldı, suya öylece daldı: “Ayağın suya gelse, suda balığı gözün görse, elin kumu alsa; ‘Bütünde kalacağım, akan suda kendimi bulacağım.’ diyesin. Yolum, yolundur diyene; gönlüm YUNUS’ta MEVLÂNA’da deyip DOST SOFRASI’nda anana. Katıldığın her sohbette söylersen, aynayı kendine tutmuş olursun, YUNUS’un adında kendi sürünü gütmüş olursun. MEVLÂNA’dan almaya, YUNUS ile bulmaya çalışır. Yolu alayım, gidip geleyim diyenin… Olmuşa gerçek dersen, olacağa talib olursan; düzende kayguyu siler, güzel ile özelde doğruyu almış, olumsuzu bölmüşsün derim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

15
“Yola çıktım desti ile, günü bildim, suyu buldum, AŞK’ı ile güne girdim. Cümlenize selam olsun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Subaşına desti ile geldim, yerden göğe RABB’imin YAZISI’nı buldum, yumuşak halde kaldım, ER olduk söze geldik, YAR dedik dize durduk, kaydına gönülden inandık.” dedi, YUNUS’um selamladı.

22
Yol bizim geldik size, hal bizim güldük söze, DOST KAPISI’nda selam dedik cümlenize. HAY diye durduk, RAHİM dedik, RAHMAN SIFATI’na sarındık. ALLAH’ıma emanet olunuz. “Yol bizim, han bizim, göz bizim, söz sizin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Hayra yorduk her sözü, güzel geldi kul yüzü. Duman yolu kapamaz, çoban sürüyü bırakamaz. Değişene değil, YUNUS ile gelişene söz ederiz, GÜZEL’i sohbete katarız.” dedi, YUNUS’um yolu bilene selamını iletti.

24
“Çevre çimen doludur, yollar kulun halidir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Duvar yerinde durur, karar kulunda kalır, doğruya her bilen eğilir. Ekinden bekleneni, bükümden katlananı RABB’im görür de nasibini gür verir.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Vardım çeşme başına suyu akar, akan suya her kulu bakar. Destiyi doldurdum diyen, yerden göğe sevinir; devirdim diyen, yerinir. Geçtik bozuk düzeni, seçtik RABB’im SEN’den yazanı. Kül olsa bildiğim, hal olsa bulduğum SEN’dendir.” dedi, YUNUS’um selamladı 

27
“Dağlara ses versem, gölgem silinir; yollarda iz görsem, sevgim dağılır; aldığın her nefeste, bildiğin cümleye bölünür.” dedi, YUNUS’um selam ile geldi: “Yayı gerdim, oku hedefe verdim. DOST arayana sordum, ‘Eteğinde taş var mı? Giydiğin fistan dar mı?’ diye. Yollara güleceğiz, gidecek geleceğiz; her sofrada kaşığı ile gelene selam vereceğiz.” dedi, YUNUS’um selamladı. Cümleye. Yağmur toprağı besler, ekersen kainatı süsler; aldığına verdiğine şahittir Dostlar. YAR diye-diye geldik, YAR’dan gelene güldük. “Miğfer başını korur, ayfer gönlünde olanı verir, seyrine gelen gerçeği görür. Elden ele aktarma. Senin olan, sende kalsın. Yumurta, gününde gelirse geçerlidir, günü geçtikte zararlıdır. Yaban gölgesi alma, yabana selam verme. Açtığı her çukura, asla adım atma. ‘Yaban nedir?’ denilir. Benlikte olan, gerçeği sadece kendinde bilendir.”

29
“Kurduğumuz düzende, güzeli gördük yazanda, deryaya dalıp yüzende. Bir senden, bir benden, sevindik gelenden. Durmaya özenmedik, vermeden kazanmadık. Alacağız vereceğiz, her renk fistan giyeceğiz.” dedi, YUNUS’um selam ile söz geldi: “Her böceğin görgüsünde, her çiçeğin bilgisinde, kulunun gerçeği vardır. Her renge büründük te, ahengi bulur. Yapraktan akan damla, yağmurun seferidir. Dilersem gayretini, derler ki ‘Niyazının seheridir.’ Aradım-aradım güldüm, gülenler ile buldum. Her bilene nağme saldım, ‘Gelin alın, bilin görün.’ diye. (Çağrı mı?) EYVALLAH. Nasibini ALLAH’ım bilir, niyet edene şüphesiz gönderir.” dedi, YUNUS’um niyaz ile selamladı. “Atlara ot verelim, ayaklarını saralım; adım-adım gitmeye, dilenen sürüyü gütmeye. Duman bize gelemez, uğru söze gülemez. Uğruluk, yalnız para pul çalmak değildir. ÖZ’den alana, söz geçersizdir. Kayguya düşmeyiniz. Bilginize gülene şaşmayınız. Gerçeğe gülene, bilgi uğrusu denilir; öylesinin helvası tez yenilir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “YUNUS yolun bekçisidir, bildiğin gerçeğin hakçasıdır. Almayı dilediğiniz her konuya niyet kuralım, bilgimiz ile gönlümüzü karalım.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

31
“Geldik SEN’i bilmeye, geldik beni bulmaya, her zerreyi sormaya, seni beni silmeye. Altın yazıyı yazdık, toprağa adımızı kazdık, gelmiş geçmiş olayları seyir diye rafa dizdik. Bilginiz ile görgünüzü kainata serdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her nefeste HAY dedik, her heveste geçici olanı gördük. NUR olalım, yorumda gerçeği bulalım. Ayrıda değil, ÖZ’ünüz ile aldığınızı bilelim, özürsüz kalalım.” dedi, YUNUS’um “Onurluluk, kulluğun gerçeğini bilmekten gelir; kulunun bilgisi ÖZ’ünde kalır.” diye cümlenizi selamladı. Onurdan maksat kibir değildir, dünyada kula baki olan kabir değildir. Ne toprakta, ne yaprakta, asil olan, bünyesinden gelen değil künyesinde olandır. Ermeyi meyve diler amma kul eli böler, öylece künyesinde olana uyar. 

7 haziran
“Geldiğim gün bilinir, döndüğüm gün silinir; her yol, dileyen ile, niyette olana açılır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Geldik üzüm bağına, geldik gönül çağına. Çağıran bildi, YUNUS ile aldığına güldü. Seferden yol dilersek, aydın güne döneceğiz; kaynağın başına geldik, kana kana içeceğiz. ‘Gel gör.’ dediler, HAK SOFRASI’na RESULÜ’nün aşını koydular; dağlara taşlara ses verdiler, ovalarda açan güllere nefesi sordular. Bilen bilir, seven bulur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

14
“Gölgeyi sildi YUNUS, bağladı geldi yolu, her destide su dolu. Ayaktan söz edene, sözü güzele katana selam olsun; duran gemide uyuyan tayfaya ALLAH’ım YARDIMCI göndersin.” dedi, YUNUS’um selamladı. “Yorumdan aldığımız gibi, bilgimizde bulduğumuz kadar her olaya yön verelim, boyuna enine değil gönlüne katılalım.” dedi, MEVLANA YUNUS cümlenizi selamladı.

18
“Sepette su durmaz, bilen bilmeyene vurmaz. ALLAH’ıma sığınan, asla darda kalmaz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Akan suya baktım, deryaya aklımı taktım… Her nehir deryaya yürür de, derya geleni görür de; demez mi ‘Ben sana geleyim.’, demez mi ‘Dile vereyim.’. Darlığa özenmedik, olumsuza bezenmedik, verse vermese gücenmedik. Seyri gönül ile oluşturduk, gönlü cümle alem buluşturduk.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

21
“Daldan dala söyleşen, her nefesi paylaşan, gelenden gidenden DOST ADI’nı sorana selam olsun.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Doğan Güneş’e baktım, ocağı öyle yaktım; destiye suyu döktüm, seherden gelen ile ayağa kalktım. Nefes, DOST KAPISI’nı soran kafes. Gelmeyi bildik, sevgin ile olduk.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

30
“Kapı-kapı dolaştık, kulları ile halleştik; geçersiz denilen her olayı, geçerli hale saydık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Akan sularda durdum, heybeyi omuza vurdum, gelen geçene sordum; ‘Alacağın mı, vereceğin mi gönlünü doldurur?’ Kimi alacağım dedi, kimi vereceğim… YUNUS ile söyleşen, aldığı verdiği ile eyleşene selam olsun. Desin ki; ‘Hem alacağım, hem vereceğim; almazsam, vermeyi nasıl bileceğim?’ Yapraklar örtü geldi, topraklar serti sildi, ağaçta sırtı buldu; gün-gün aldığınıza, her dileyene verdiğimize, her dalı şahit oldu.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

5 temmuz
“Her dalda yaprak saydım, bir dalda meyve buldum, tadını güzel dedim, çevreye gülleri serdim. Gel diyenle, gül diyene, toplanan suya göl diyene, ‘Kainattan aldığın bilgin ile kal.’ diyene, selamımı ilettim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Daldığım her konuda, dar geleni sildim, varolanı buldum. Kuyuya eğildim, YEMEN’den selam getirdim. Kuyu selamımı aldı, bana geriye verdi. ‘Dumandan uzak kalsam, her konuya HAK ADI’na dalsam’ dedim, kumdan gelen her nefesi ÖZ’ümde bildim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 

13
“Dalda yaprağı saydım, meyveyi aldım kabuğunu soydum, nasibime sevindim, şükür dedim doydum, her söze YUNUS misali uydum. Geldik söz ile, bulduk ÖZ ile.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bir-bir okudum yazdığını, gün-gün dokuduk dizdiğini. Elden ele uzandık, HAK MUHABBETİ’ni kazandık. Düzen öyle güzel ki; gel diyenle oluşur, GÜL diyenle buluşur, her sevenle söyleşir. Aradık her taşın altını, sorduk kimdir bilenin postunu. Dediler ki; ‘Kimden kime danışırsın, kim ile kime söyleşirsin?’ Dedim; ‘Senden bana söz gerek, benden sana ÖZ gerek, aşı koydum tuz gerek.’ Geldik, güldük, ağladık; her sohbeti BİR’ledik, ALLAH ADI’na gürledik; senden sana selam dedik, cümlede hal eyledik.” dedi, YUNUS’um selamladı.

16
“Konuk yolu sorarsa, her kapıyı ararsa; yoldan aldığını bildirir, gönlünde olanı buldurur.” dedi,  YUNUS’um sözü aldı: “Merdiven dik geldiyse, ağır-ağır çıkarız; yorgunluk verdi ise, yarı yolda çökeriz; DOST YOLU’na girdikse, ‘YA ALLAH.’ der, sözden güzeli seçeriz. Sözde güzel; gerçeğin bilgisine temeldir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

19
“Ağaçlar dizi oldu, yaprakları söze geldi, her dalında gayret kaldı. Yokuşa çıkayım diyen, meyveyi olgun diye toplayana selam olsun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Eğriye eğri dersem, eğri dal kırılır mı? Eğri olan temele düz duvar kurulur mu? Güneşe talib olan, kar gelse yorulur mu? Gelmeyi dilediyse, geçmişte kaybolur mu?.” dedi, YUNUS’um selamladı.

21
“Gönlümüzün sesini alalım, dünya hevesini HAK YOLU’nda bulalım.” dedi, YUNUS’um söze girdi: “Altın iplik öreceğim, toprağı ekeyim diye süreceğim; altın iplik ile diktiğim fistanı, sergiye koyacağım; Dost düşman demeden, her geleni duyacağım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

26
“Dağlara çıkacağım, eteğimdeki taşı dökeceğim; yolumu halden buldum, her güzele bakacağım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Keyf ehli yoldan gelir, YUNUS’ta kendini bulur. Her sözü alana, Güneşe gündüz var diyene; gecenin sesini, yıldızların hevesini bildirir. YUNUS aldı verdi de, hem sevdi hem yerdi de, yöreyi töreyi övdü de; düzenden ayrı mı kaldı, yoksa deryada derine mi daldı? Dağılanı topladıysa, bilgisini katladıysa; esen yelden, akan selden değil, gören gözden, seven gönülden, söyleyen dildendir. Ne gelirse elden, O verir gönülden.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2 ağustos
“Sarıya yer verdik, yeşili gönüle serdik, kırmızıyı yorumda bildik, mor ile ocağa geldik, turuncuda gelenin gidenin selamını bulduk, mavi ile her olayın çözümün girdik, beyaza cümlemiz nokta koyduk.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dostlara selam olsun, Dostlardan selam gelsin; her sözümüz birbirine eklensin, ‘Gerçek, yerimi verir.’ densin, beklensin. Komşuya selam verdik, dizüstü oturduk, her sözüne katıldık, bir yuduma atıldık. Gelişeni gördük, erişene dilediği postu, serdik.” dedi, YUNUS’um selamladı. “YUNUS yolu bilirse, kendi kendini bulursa; el elden açılır, gönül GÜL ile seçilir. DOST kuluna, DOST haline geldi isen, gölgeni Güneş ile sildi isen, yumuşak olup kum misali kalır isen; sayıda kalma derim. Her katta bir aleme hitabım olsa, yumuşak olanlar bir hale gelse; orası kumdur, gayrısı zandır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Gerçeğin yorumlu verildiği yer, -(Bedenli dünya hali mi?) EYVALLAH.-, yaprağın çözüme girdiği yön; yerden göğe ulaştırır, bilgisini bulaştırır. (Dünyaya gelişinin amacı mı?) EYVALLAH. Görgüde, bilgide, sevgide, saygıda yerini alırsın; kendinde olana, gönülden inanırsın. O zaman, seni buluşturur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, cümle ile konuya girdi: “Her sözümüz öğüttür, dayandığımız söğüttür. Gün gelir, öğütte söğütte, kul kulluğuna eğilir. Geldiği günde bulduğundan, cümle ile sevilir. DOST dedilerse, inan. Gerçeği bilmeden de, ALLAH’ım dersin… Bilmeden dayandığın ile, bilerek dayandığın; rüya ile yerini verir, yerden aldığın ile kendini gösterir. Bilmeden dayandığın, ağaca benzer. Bildi isen, kendini göster.” dedi, YUNUS’um selamladı.

17
“Asmaya eğildim, yorum yetersiz; üzüme yöneldim, sonu tutarsız; her taneye ADI’nı versen, gönül doymaz. Yaprak-yaprak açtım defteri, saydım durdum her satırı, olsun diye kul hatırı… Gölgeden Güneş’e geldim, Güneş’te fidanı buldum; bol ise suyun, ne güzeldir huyun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Gez yürü, görgün açılır, bilinmedik köprüden geçilir. Doğruya dalanlar, eğriyi silenler, senden benden değil YÜCE’nin EMRİ’ndendir. Biz güzele güzel deriz, biz kuluna yol veririz; ALLAH’ım açtı ise yürür… ‘Nedir nedendir, kimdir nerdendir?’, bize söz vermez. Gömülenden değil, övülenden seviniriz. Dağları, ovaları, ağaçları, suları benim için, senin için YARATAN; RESULÜ’nü yarattığı, o’nun için kainatı bütünlediği, GERÇEĞİN İLAHİ KARARI’dır. Her olayın, bir dolayı vardır. Kainatın yaratılışı da RESULÜ’ne; RESULÜ ile kaim… Olacağı gerçeği, yazışı ile verilmiştir. (‘YAZI’dan murat KUR’AN mı?) EYVALLAH. RESULÜ KUR’AN’ı yazdı kaim oldu ve RUH’u bedenlendi. Doğruyu bildiği, gönülden her yönü açtığı, açıktır. Ve okudu, ‘Sen de oku.’ diye belletti. ‘YUNUS nerde bildi de, hangi bilgi ile geldi?’ denilir… YUNUS önce çevrede aradı, sonra çehreyi taradı… Gördü ki, bilgi, her yaratılana deste-deste dağıtılmış, her yaratılan bilgisi ile eğitilmiş. (Yani, kişi Arif mi?) Her kişi değil, her yaratılan. Çiçeğe çiçekliğini sen öğretemezsin, o bilgi onda mevcuttur. Sen, onun bilgisine hizmet edebilirsin ancak. YUNUS bunu öğrendi de gerçeğe döndü. Kulda da kul olma bilgisi mevcuttur, ne var ki o bilgiyi soymak gereklidir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

18
“Damlaları saydım, dumansız kaldım, düzensiz denileni zamansız dedim. Her olay, SAHİBİ’nin EMRİ’ndendir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Geldiğim yolun uzunu, gerçek verir dedik yazanı. Doğruyu eğriyi akıl bildirir; aklı gönül, gönlümü mantığım yönlendirir. Yerde gördüğün taşı alır kenara koyarsan, hem kendine, hem cümleye hizmet etmiş olursun; gördüğü taştan atlarsan, kendini korumuş olursun. SAHİBİ, kimi nerde koruyacağını bilir; kul, niyeti ile yönünü bulur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

21
“Dört yaprakta okudum, her gönülde dokudum, bülbül oldum şakıdım. Güğümden suyu aldım, su ile yere geldim; fidan kuru, dallar solmuş, bilen bilmeyene haber salmış… Suyu döktüm fidana, meyveyi verdim sorana.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ağacın düzeninde, kökünden dalına her zerresi su ile kaynaşır, aldığı bilgi ile oynaşır. Günümüz, ‘Bilenden alayım…’ diyen bilmeyenle doludur; ‘Alayım…’ diyen de, YÜCE’nin kuludur. Her olaya güzel diyelim, olmasa baklava börek, ekmek soğan yiyelim. Bilelim ki, O’ndan geldik, O’nun verdiğini yedik, şükrüne durduk; örtüldü ise bohça, sırlanmış küpe döndük.” dedi, YUNUS’um doldurduğu su dolu küpü cümlenize sundu. 

14 eylül
"Sular yukardan aşağı gelir. Ağaçlar aşağıdan yukarı büyür." dedi YUNUS'um sözü aldı; aldı da akan suya daldı. “Gölde yol bulamadım, balık ele geldi alamadım; sevgiye açıldım, var olana doyamadım. Çimen oldum ezildim, duvara taş diye dizildim. Gerçek yerimi sordum, 'Kumda tanesin.' dediler. Belledim, gönlümü GÜL’ledim. Yoğun gelen her olaydan HAKK adına özgürlüğe katıldım. Hem özgür olayım hem bağımlı kalayım; söz ile geleni saz ile çalayım. Saz, bağımlılığa; söz, özgürlüğe misaldir." dedi YUNUS'um selamladı.

27
“Kumda iz bulan, kula söz veren her olaydan konuştuk, YEMEN’den danıştık. Kuyuya yol aldık, deryayı gönülden aldığımız ile bulduk; elden dilden gönülden, DOST diyenin halinden sorguyu sildik, selam diye geldik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dumanlı duran dağda, RAHMET’i olan bağda, güzeli gören bilir her çağda. Destide su var, dağlarda kaldı kar, her bileni yolcuda sar; bil ki niyazına cümle ile gelir YAR.” dedi, YUNUS’um selamladı.

28
“Düğüm-düğüm oluştu, düğünde cümlesi buluştu. Gel dediler, güldüm; gör dediler, soldum; bildiğim ile kaldım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her yorumda bin bir emek, her sorunda güzel demek; ‘Bak yanına gölgen var, bak ardına görgün dar.’ dediler, odunumu elimden aldılar… Dizi-dizi kayacağım, gelen sesi duyacağım, alırlarsa alsınlar, beni gönlümde koysunlar. Koşuya çıkmadımsa, gelen kim bakmadımsa, bendeki beni bilene bilmeyene satmadımsa, olaydan kaygu almam, güzel gelmeyen sesi duymam.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 ekim
“Dost kapısı çalacağız, dilenen sohbeti alacağız, huzuru öyle bulacağız.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Gemiye direk olsam, dalgalara göğüs gersem; ‘Görevinden…’ denir, her sofrada niyette olan aş yenir. Sorguyu sildi isek, olmayı bildi isek; günde günü yaşarız, duvarı öylece aşarız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

11
“Bir dal bir dala sorsa, akan su dağ eteğinde dursa, gelen giden yorgun olsa; ağaç, gölgesine alır mı? Dal dal ile söyleşirse, su yol ile birleşirse, elbet ağacın gölgesi onu dinlendirir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her adımda durmadan sordum, odun aldım ocağa diye yardım, ocak yanına kilimi serdim, suyun gelişine gönül verdim. Ne güzel halleşir, ne gelse bekleşir, kim olsa paklaşır. SEN’den ÖZ’ümü aldım da, RABB’im dedim cümleyi sardım da, her nefese günün vergisini sordum da; ne aldığımı, ne sardığımı sergiye koymadım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

12
“Yoldan geldim GÜL adına, GÜL’den verdim HAK AŞKI’na. ‘DOST ver!’ dedim, güzeli buldum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bahr ile yıkandım, yerden göğe gerçek ilmi takındım; marifet diyen ile, hakikati giydim diyene, ‘ALLAH’ım koru.’ dedim, sakındım. Marifet, asla kulun hizmetinde değildir, HAKK’ın HİKMETİ’ndedir. Hizmet kulun kulluk görevidir, mükafatı gönül yapısına kaydolur. Hakikat, günlük olayın yeri değildir. Yanılmayın, her varolan hakikattedir. ‘Bilincine, asla varamaz.’ desek, yersiz olmaz. Çünkü, dünya gözü görmeye dayanamaz. Bilmeye dayanmaz, bilse de uyanmaz.” dedi, YUNUS’um hakikat ilminin, günlük yorumlarda çiçek yaprak misali elden ele değil gönüllerde gelişmesi, dilden dile değil hallerde buluşması gerektiğini bildirdi selamladı.

14
“Aynaya göz attım, ayrana söz ettim, çorbaya tuz kattım; her yolun ayrısına, her kulun dileğini kattım. Gördüm ki; ayrı-ayrı gelenler, ayrı yönü bilirler, ayrı sudan içerler, ayır sözü seçerler. Halbuki, doyduğumuz gibi, uyduğumuz da TEK’tir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bir gönül, öbür gönüle ağırlığını sorsa, gülenden oluruz. Gönül dolu ise, ölçüsü kainattır. Altın ile gümüş ile değil, sevgi ile doluşur. Az yedim, çok dedim, az gördüm, çok övdüm, Güneşte gölgeyi aradım. ‘Dağ eteği barındırır, ağaç kütüğü korundurur.’ dediler, yaprağı kuru ağaca gönderdiler. Oturdum, bilgimi toprağa kotardım. Toprak sözü bildi de, emeğimi aldı da, bana taze fidanı verdi. Öylece kaynaştım, toprak ile oynaştım, Güneş ile söyleştim, bilmediğimi uymadığımı onda öğrendim. Dünyayı yerden biliriz, bilgimizi yer ile birleştiririz, öğrenmezsek körleşiriz. ‘Aldığımıza, bildiğimize şükür ALLAH’ım.’ diyelim, bilmeyene niyaz edelim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

18
“Çaydan geçtim atımın yardımında, denize vardım gönlümün yordamında.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Doğruyu bildim geldim, eğriyi sildim buldum, kaşığı ele aldım dost kervanına katıldım. Maviyi denizde bildim, havada buldum. Yeşili, gözde gördüm, yapraklarda serdim. Her olaydan gelene gidene sordum; ‘Doymayı bildin mi, doydu isen VEREN’e uydun mu, her yüzde gerçeği soydun mu?’ dedi, YUNUS’um selamladı.

25
“Koyduğum düzene, uyduğum YAZAN’adır, sevdiğim cümleye. Yerden aldığım taşı, yüksekte bulduğum başı, niyazıma dedim; aklım ile koyduğum düzeni, gönlüm ile sezdim; alacağım her öğütte, YEMEN’den geleni duydum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Sofrayı kurdum düze, seherde baktım yüze; aydın olanı gördüm, gönülde kalanı saydım. Her bir adım, gerçeğin bilgisini arttırır, dumanını örttürür. Gelmekten değil, ayrı kalmaktan sakınırım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

26
“Öyle uyduk ki söze, çıkmaz sokağa girmedik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bağladığım düğüm çözülür, okuduğum her satır çizilir, gerçekte bağdan bağa gezilir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

31
“Geldiğim günden, bildiğim yönden, güzeli aldım, deryaya daldım; hal ile hale uydum, her niyazı anında duydum; seherde öten bülbül ile, gün doğuşunda açan güle selam verdim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Aydın geldi YAR sözü, cümlede kaldı gözü, bir kulu geldiği düzü. Aynaya bakacağız, kendi kendimizden yol sorup, gelenden geçenden niyaz alacağız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

2 kasım
“YUNUS ile söyleşirsen, HAMZA ile paylaşırsan; elde bütüne bakar, çerağı öyle yakarsın. Bir-bir kelama daldık, bir-bir ADI’nı saydık, nefsimizi gerçeğe soyduk, MEYDAN’a gönülde olanı koyduk. HAMZA’nın adı ile yolunu bulana selam olsun, kapalı kapıyı aşsın, DÖRT ER’den geleni serinde bilsin; YUNUS’a darda diyen, kendini zordan ayırsın.” dedi, HAMZA ile YUNUS’um selamladı.

5 kasım
“Yerden yere savaşır, güzel gün için çalışır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Çam ağacı sevindirir, gölgesinde barındırır; ‘Geldik.’ diyen ile, Dostluğunu verene, dalında yerinde selamını iletir.” dedi, YUNUS’um selamladı.“ ‘YUNUS ile söyleşelim, her konuyu paylaşalım.’ dersin, MEVLÂNA’ya göz atarsın. Gölgesiz günün yorumuna girdik, hayır olsun diye tatlı helvayı kardık, gün gün gelen olaylarda sırdık. Seyre daldık düzeni, güzel dedik YAZAN’ı. Sevginiz günler kadar, dostluğumuz sonsuza…” dedi, YUNUS’um sözü sevgi ile bağladı.

6
“Davardan gelen sesi, her çoban duysun; değirmenden alan, dilediğince doysun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Hayra yöneldik diye, seferden söze girdik; LOKMAN’dan, yersiz diye DOST KAPISI’nı sorduk. Dedi ki, ‘Hamuru mayalasın, üç gün üç gece sırtını dayasın, kırmızı biber ile boyasın hamura katsın, sonra hekime gitsin. Bir somunluk mayaya, bir çay kaşığı biber… Limon ile yumuşatsın, bağlı olanı çözsün, günün verdiğine niyaz ile girsin. Seyirden çıkacak, koymayı bildi, YUNUS ile gelene gülücük.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.

8
“Bağlar üzüm verirse, bakan yaprağı korursa; gelen gidene selam olur, bilen kendini Güneş’te bulur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

9
“Yolu aştım gülerek, söze geldim bilerek. Subaşına vardım, konuya öyle girdim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Dar fistan giyen durmaz, dar yola giren sormaz, DOST’u dost bilmiyen sarmaz. Gölgeyi sildik geldik, güzeli bildik güldük, bilen ile konuya daldık. Ne sorguya yer kaldı, ne seven darda kaldı. YUNUS ile söyleşen, her konuda eyleşene selam olsun, seferden beklediği seherde yerini bulsun. Güzel dedik güzele, güzel dedik gazele. Senden benden bilmeyen, gönlünde olanı sormayan, gölgeyi siler gelir.” dedi, YUNUS’um selamladı

12
“VAREDEN’in BİR’liğine, güzel günün gürlüğüne, her kulu şahit olur, dileyen yoluna gelir. VARLIĞI’na büründük, NUR olduk göründük, kum yolunda süründük. Selam olsun ER kuluna, selam olsun DOST YOLU’na. Benden seni sorarlarsa, diyeceğim ‘Bir noktada…’ ; cümlede beni sararlarsa, diyeceğim ‘Her zerrede…’. ‘Canım…’ dedim oluştum, CANAN ile buluştum, YAR YOLU’nda söyleştim. Kuru dalda yaprak oldu, her yaprakta GÜL’ü buldu. Bağladım çemberini, bekledim memberimi. Dar gelen yoldan, zor bilen kuldan; ne alan güler, ne veren… YUNUS’um adı ile, HAK YOLU’nda andı ile, güllerin ahengine, güzelin her rengine gönül verir; gününü bilir, gölgeyi siler, dağlar yol verir diye bekler; beklediğim her güne, YÜCE ALLAH’ım gönlümde açan ile gayreti katar, dağılan her taneyi toprağa atar. Güneş’in verdiğine kul nazar eder, dumanın örttüğüne gönlünden katılanı zor eder. Ne dumanı alalım, ne uzak diye gurbette olana söz edelim.” dedi, YUNUS’um selamladı.“YUNUS ile söyleşelim, sohbetinizi paylaşalım; oymayı yerden bilene, elde olanı saralım; diledi isek gerçek günü, niyaz ile ocağı kuralım, dilenen helvayı karalım; ne kıralım, ne kırılalım, ne korku ile arkadaş olalım; HAK DOSTU isek HAKK’ı bilelim, senden benden yargıyı silelim; nasibimiz diyelim, eşitlere bölelim, kainatta güzeli çeşitte arayalım. Arayalım ki, güzellik çeşittedir.” dedi, YUNUS’um her niyaz ile, niyazda olan ile BİR’liği bulduğunu, BİR’likte kaldığını söyledi selamladı.

15
“Geçit vermeyen yol bizden değildir, gerçeği söylemeyen dil sözden değildir, güller açtı ise yazdan değildir. YUNUS ile söyleştik, YUVA’ya geldik bekleştik, olanın, olmayanın konusunda dertleştik. Dedik ki; ‘Olan ile bulana vermek ne güzel, dağlardan su misali deryaya inmek ne güzel…’ Bilgimiz ile oluştuk, YUVA’da güzel ile buluştuk. Ne güzeldir bilişmek, ne güzeldir HAK YOLU’nda buluşmak.” dedi, YUNUS’um her sözün özünü HAK diye bağladı.

19
“Değirmende su buldum, su ile güğümü doldurdum, gönüldeki kayguyu kaldırdım; ‘Değmez.’ diyene sordurdum, ‘Gelişine mi, gidişine mi?’ Denizden dalgaları saysam, esen yel ile gelen sesini duysam; görmeden denizi nasıl tarif ederim, kendini bilmeyeni nasıl arif tutarım?” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Siniyi aldım sofraya, somunu getirdim, her dileyene kopardım, niyaz ile gürlendiler. Ayağıma düzen verdim, yolumu buldum; YAZAN’a uydum, kendi gölgemden benliğimi sordum. Gölgem bana dedi ki, ‘Güneş’ten alırsan, yere gölgen düşer; benliğin nefsine uyarsa, taşar; o zaman yolun gidişine yolcu koşar.’ Yaprakta okuduğun, sevgin ile dokuduğuna, ‘ALLAH’ım.’ dedik sevindik, verginiz ile övündük. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM’le söyleşen, DÖRT KAPI’ya niyaz ile yaklaşandan… Her eşik, gerçeğe açılan beşiğe götürür; beşiği bulduğun an, kayguyu bitirir. En güzeli bulayım.’ diyene de ki; ‘En güzel, senin gönlünde olandır, gönlüne dolandır. En güzel, yaratıldığını bilen, YARATAN’ı bulandır.’ ” dedi, YUNUS’um ile MERYEM selamladı.

22
“Gölgeler silindiyse, sevgiler bölündüyse, taşlı yoldan dönüldüyse; güzelin uyumuna, gerçeğin doyumuna söz ederiz, sevgimizden katarız.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ne dar yol gölgeler, ne taşlar gidişi keser, ne de kul ona buna küser. Bağlı olduğum güne kumdan soru getirdim, kulun kaygusunu bitirdim. Satır-satır okuyalım, nefes-nefes dokuyalım. Katı gelen elenir, elde olan belenir; ‘GÜL güzel.’ diyenlere, GÜL’ün her rengi verilir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

23
“Gedik açsak dağ yolunda, duvar çeksek dost evinde; kim alır, kim gelirdi, kimde yolu kalırdı?” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ayağım set üstünde, uyduğum her katında, saydığım yerden göğe. ‘Bulutlarla söyleşeyim, rahmetini cümle ile paylaşayım.’ dersem, bulutlar güler bana. RAHMET, kayıtsız şartsız her var olana gelendir; ‘Kimden aldın, kim ile paylaştın?’ der de, beni zorda koyar. Cümlenin olan, paylaşılmaz. Paylaşılan; eldekidir, dildekidir, gönüldekidir, bağındakidir.” dedi, YUNUS’um her satırda yerden göğe aldığınız, her seferde yeniden sorduğunuz konudan, ayna misali kendinize dönmenizi RABB’imden niyaz ile diledi, selamladı.

24
“Eğri doğru bellidir, gölge gelse seyridir. Yerden yolu açarız, sebep deriz geçeriz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “YÜCE AĞAÇ’ın dalı, güzeldir kulun hali. Güneş’e yol sorduk, HAMZA DOST’u gördük, selamladık, oturduk, günün konusunu soframıza getirdik, -(Nedir?)- , MEVLÂNA’ya güzeli açtık. ‘Naz ile nazlanır, gölgeyi siler hazlanır.’ dediler. ‘Gönlünden geçtiği gibi, akan suya koştuğu yerde umduğunu bulacaktır.’ denildi. ‘Soyunduğumuz her nefsin örtüsü; BİR’den BİR’e götürür, kayguyu anda bitirir.’ dediler, her biri üç yolda niyaza durdular. Birinci yol, sağlığınıza; ikinci yol, nasibinizin gürlüğüne; üçüncü yol, niyetinizin hürlüğüne. (Ne demek?) Olumsuzdan sıyrılan her kuluna; RABB’im niyette hürlük nasib eder, yani olacağı niyaz ettirir, niyetin bağlı kalmaz. Kayguyu, yoğun eğitim ile atabilirsin;-(Nasıl?)-; ayağını doğruda, bilinci ile tutabilirsin; her niyazında, RABB’in ile cümlenin bütünlüğüne inancını katabilirsin. Dağlara seyre çıktım, duvara çivi çaktım, yapıya denge versin diye.”

28
“Ne derdin çizgisi çekilir, ne güzelin sınırında durulur.” dedi, YUNUS’um söze geldi: “Ay Güneş’e sorarsa, ‘Vereceğin nerdedir?’ Güneş Ay’dan sorarsa, ‘Alacağın kimdedir?’ Aynaya günden veren, gününü geceden bilen; her oyunda var olur, darlığında gün bulur. DOST KAPISI açıksa çalmadan gir. DOST SOFRASI’nı açık gör. O zaman diyeceksin ki, ‘benden sana selam olsun, seni bilen benden sorsun.’ Yapıdan gelen bilir, dumanını silen görür, yumuşak yol dileyen kendini kumda bulur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

29
“Gelmeyi deneyenler, gerçeği özleyenler; gölgeyi silecekler, güzeli bulacaklar. Geldim güzel söz ile, bildim gerçek ÖZ ile.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Sevgim merdiven olsa bulutlara götürse, bulutlar gemi olsa soruları bitirse; almayı bilenlerle gezimiz tamamlanır, sevgimiz tanımlanırdı. Rahmet oldu bulutlar, yerden göğe buluştu; çimenler yaprak verdi, toprak ile konuştu, dallara özen verip çiçeklerle bezendi. Deste-deste topladık meyveleri sepete, oturduk gölgesine, saymayı hep beraber denedik.” dedi, YUNUS’um selamladı.

6
“Darlığa ölçü olmaz, gürlükte zorluk vermez.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her yaprak düzen ile gelişir; almayı bildikçe, gözden ÖZ’den gördükçe, kendinden kendine hoşnut olurdu. Sonsuz, yaratılmışlığın dairesindedir. Dumansız gökte, ‘Sonsuza selam.’ sözünü bulursun.” dedi, YUNUS’um her gününde andığı ile yandığına cümlenizi emanet etti.       

7
“Yollar düzen verecek, YAZAN’dan geleni kulları görecek; her oyunda, bilen bilmeyen kendini bulacak.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Akan suya vardım, suda balıkları gördüm; kilimi ağacın altına serdim; lokma yaptım somunu, balıklara verdim; Dost yüzümü öylece suda gördüm. El verirse, gönül sevinir; sevgi olursa, cümlede sevinci kalır. Aynaya DOST diye bakalım, DOST yapısında ocağı yakalım. Diyelim ki; ‘Gönülden oluşan nar, çatıda olsa da kar; üşüyeni ısıtır, yerle gökte birbirine yaklaşan her zerreyi dinletir. Göz-göz olsa da gönlümde sevgin, tek niyazda ağızdan çıkar övgün.’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.    

9
“Akan sular selam verdi, DOST SOFRASI cümleye açıldı.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Bağ bizim, üzüm sizin, cümlesi HAK’tır sözün; ne dünde, ne bu günde, kalmadı HAK’tan gizin. Açık gelen her sözde örtü arayana gülelim, ‘HAK, günü geldikte açar perdesini.’ diyelim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10-1 
“Kahrımızı sileceğiz, kaygumuzu böleceğiz; ayrı sözde, ayrı izde olana, ‘Güzele bak!’ diyeceğiz. YUNUS geldi de söze, ayağı koydu dize. Sahib olduk gelene, ‘Gündüz her an…’ diyene. Yorgan kısa gelmedi, yastık boyumdan inmedi; demde yolsuz dense de, ayakta taş kalmadı.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10-2
“Geçmediğim köprüden, akan suyu bilemem; meyve vermedi ise ağaç, üstüne çıkıp toplayamam; gönlüm almadı ise konuyu, ‘Geçerli’ deyip katlayamam.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Karşıdan karşıya geçeceğim, salın ağacını güçlü olsun seçeceğim; nasıl akarsa aksın, yeter ki beni sağlam tutsun. ‘Elimde kürek var, güçlüyüm.’ diyelim, aşımızı tatlı yiyelim, gayreti geçerli bilelim; DOST KAPISI’nda, hür olan gönlümüzden, gerçeği asla çıkarmayalım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

13
“Altın iğne taktım yakaya, güzel dedim baktım cakaya. ‘Gölün verdiği, güzeli; deryanın verdiği, ezeli…’ dedim, YUNUS diye söze geldim. Her yaşın bilgisini görgüsü açar, gönüldeki gerçeğe bilenler şaşar. Güneş’te yola düştüm, yoldaki yüce ağaca şaştım, gölgesi cümleye açıktır. Güden ile sürü köprüde kalmaz, kurt sürüye dalmaz, ayrıda olmayan kendinden vermez. ‘Bildiğimiz, gördüğümüz kadar mıdır?’ diyelim, BİLGE’ye danışalım. Gördüğünüz, günün olayıdır; bildiğiniz, ömrün dolayıdır. BİLGE… Varanın BİR’liğine katılanlar alırlar, ‘BİLGE’den aldık!’ derler. (MEVLÂNA, YUNUS mu?) EYVALLAH! Gördüm güzeli SEN’den diyerek, doğruya eğildim kulluğumu bilerek, SEN’den gelen her varlığa gülerek.” dedi, YUNUS’um selamladı 

20
“Suyum güzel akacak, soylu günde bakacak; dilenen her düzende, dileyen yakasına dilediği ağacın yaprağını takacak.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Ne sarıda, ne morda, ne yeşilde, ne kırmızıda ayrıya gelmedik; mavi rengi bilgimizden silmedik; pembe dedik, ahengini bölmedik; gezdiğiniz sahilde, izinizi silmedik. Gelenler görsün, vardığınız yeri bulsun diye.” dedi, YUNUS’um selamladı.

21
“Güle-güle geldim, seferden gelene sordum; ‘Kuşlarla söyleştin mi? DOST KAPISI’nda HAK ADI’na bekleştin mi?’ ” dedi, YUNUS’um her günün gecesine, gönlünü Güneş misali açtı: “Gelmeyi diledikte, niyetini eledik te, kulun yolunda taş kalmaz; gönlünü bağladıkta, kumda olsa dahi taşı görmez; ‘Taş var…’ diye, bahane sürmez; değişen olaydan, gelişeni sormaz. Sorsa sormasa güleriz, HAK ADI’nı her öğünde anarız; soframız açık ise, dileyene sunarız.” dedi, YUNUS’um gönülden gönüle selamını iletti.

25
“Her adımda vurmayım der gezersin, gelenden gidenden duman sezersin. Süzdüğün bilgin ile kervana katıl, DOST KAPISI’na öylece atıl!” dedi, YUNUS’um sözü aldı: “Her kuluna açık olan kapımız, cümle ile DOST olan yapımız; bilene nimet, bilmeyene külfettir! Aslına dönecek her kulu, gerçek ile birlenir yolu. Gündüz olur gecemizde, yorum verir hecemizde. Sayabildiğin sayıları, say gördün kuyuları. Sayı biter, kuyu sadece olduğu yere yeter. Akan sular dilediğin kervandır, deryaya ulaştırır; toprak çamur olsa da, bir damla su DOST dilini bal misali bulaştırır. Kar ettiğimiz her ortaklıkta bir zerre zimmete geçse, katkımıza gölge düşer.” dedi, YUNUS’um selamladı.