Beni YARATAN’ım yarattı, suyundan nasip etti. Şükürler ederim. Dayandır beni YUNAN’ıma. Mani değil muradım. ADI’na YOLU’na, gönül verdim ALLAH'a. AŞKI’ndan bana da verdi ALLAH’ımın yarattığı, dünyada yaşattığı, yüzden yüze baktığı, her kuluna NURU’ndan kattığı görülür; İNCE HESABI’na akıl takılır, AŞK öyle başlar. Başlar, kulu haşlar. Haşlanan kul yanmaz, dünya malına dönmez, duman gönlüne koymaz. Ne YÜCE’dir ALLAH'ım, yol incedir ALLAH'ım. ALLAH AŞKI, ALLAH’a olan hasret. Yakmaz, kulu yolda bırakmaz. Ben de ALLAH’ımın aciz bir kulu idim, O’na vardım, ‘ULU’ dendim. ‘Varmak için ne yaptın?’ derseniz, ALLAH’ıma aşık oldum. Olay bu! AŞK yalnız ALLAH’ıma değil, verdiği, NURU’na erdirdiği cümle yarattıkları içindir. Yarattığı canlıdan, yarattığı cansızdan çirkin görmedim, yolunu çevirene ‘Kötüsün’ demedim. Demem, çünkü yarattığında kötülük yok, dönüklük var. Dönüğü çevirmek gerek, ALLAH’ımı bildirmek gerek. ![]() Korku ALLAH’ıma olan AŞK. AŞK’ı olmayan korku bilmez, ‘AŞK’ıma cevap gelmez’ diye korkar. Bilesin senin AŞK’ın az gelir ALLAH’ımın SEVGİSİ yanında. Düşün ki neler verdi kuluna. Kul ne verir ALLAH’ına? Karınca kararınca, bir damlacık gönlünce. Olmuşum evvel günde, ALLAH’ımı andığım anda. Olmuşu bilmişim, dünyayı silmişim. Tadına ermişim, sonsuz sevgiye düşmüşüm. ALLAH’ımın BÜYÜKLÜĞÜ’nü yarattıklarında gördüm. AŞK’ımın sırrını böylece çözdüm. YUNUS ![]() EVLİYA olmak için, fakirlik değil AŞK gereklidir. ALLAH’ımın AŞKI yakmaz, üstü kül tutmaz, yanmaya başlayan sönmez. Müsait yunuldum, günümde anıldım, saadeti ALLAH’ıma olan AŞK’ımda buldum. ALLAH’a olan AŞK’ınız, sizin de malumunuz. Günden güne arttığını fark etmez misiniz? Her olaya ‘ALLAH’ımdan’ deyip katlanmaz mısınız? Bundan olgun delil mi olur? ‘Vermek’ dedim, açayım. Neyin var, kime veresin? Vereceğin ALLAH’ına. Kuldan kula ne geçer? Bağımsızlık değil. ‘Canım SEN’in ALLAH’ım, AŞK’ım benim. Onu da SANA verdim’ Vereceğin budur Sevginin ölçüsü yoktur. ‘AŞK’ dediğin, kulda aradığın günlük olaydır. Sonsuz AŞK ALLAH’adır. Bulana değil, arayanadır; sönene değil yananadır. Sevmeyi deyim, AŞK’ı anlatayım. AŞK, ALLAH’a götürür; sevgi, verdiğini bildirir. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni seversin. VARLIĞI’na inandığın gün, AŞK’ını anlarsın. Gençlik farklı değildir AŞK için. AŞK’ın mevsimi olmaz AŞK yolunu sen ara, o seni bulur. Saadet, kulun kendi güzel duygusudur. Dünya aşkı, ALLAH AŞKI’nın küçücük bir misalidir. Gün geçer, dünyanın masalı olur. Amma ALLAH AŞKI, asla masal olamaz. Yerle bir olsam bile, yaratılanım, ALLAH’ımdan gelenim. AŞKI ile yandım, AŞKI’na vardım da kandım. Dünyada AŞK’ımı ilan ettim, MESNEVİ’yi verdim. Vardım, geldim, size ateş verdim. AŞK’ımın ateşi nedir? ‘Sönmezse’ demeyin. Ne bende, ne sende, ne cümlede sönmez kâinat, bize verdikçe ![]() AŞK umulduğu zaman değil, alındığı zaman senin olur. Ben yerden değil YÜCE’den geldim, YÜCE’nin VERDİĞİ yerden doydum. Doyduğum yulaf-buğday değil, O’nun verdiği AŞK idi. Dünya beden için, AŞK bedenden ötesi için. ALLAH’ımın yarattığına, AŞK’ım müsaade etmez kızmaya. AŞK’ım o kadar yüce ki, gücüm yetmez yere sermeye. Aşık olana AŞK, denizde yıkanmaya benzer. Aşık olan aşık olduğunu, ancak O'na kavuştuğu zaman bilir. Sevincin hududunu çizmek, düzü görmek demektir. Düzü gören, kendini AŞK’a verendir. ![]() ALLAH AŞKINA söz edene, kimse yanaşmaz. Yeter ki sen ‘ALLAH’ım’ de, sığın, ALLAH AŞKINA söz et. ALLAH’ım; ADI’nın anıldığı, gönüle konulduğu yerdedir. ADI’nı ananın, gönüle koyanın YARDIMCISI’dır. ALLAH’ımın ADI’nı ticaret yapmaya çalışana, ALLAH’ım yardımcı mı olur? Şarabı, AŞK’ımızı kırbaçlasın diye içeriz; AŞK yok ise, versin diye değil. Aşığım CANAN’a CAN’ımdan ötürü, aşığım CANAN’a aymayı bildiğimden beri, aşığım CANAN’a cümleden ötürü. AŞK, daima yüksekte duran sıcak havaya benzer. Unutulmasın, soba mevsimi geçende, her yerde sıcaklık aynı mıdır? AŞK ta, kulun mevsimine göredir. Gençlikte bir sobalık AŞK, yaşlılıkta kainat AŞK’ı. Unutma ki hava ısındı mı, sobanın sıcağı lüzumsuz görülür. Güzellik, ne tahtta ne de taçta. Güzellik, gönüle konan AŞK’ta. AŞK ta; gönüle konmaz, doğar, büyür. Bedene ölüm gelir, gönüle asla. AŞK şarabından içen, bir daha ayılmaz. AŞK diye yandım, deryaya vardım, varmayı dileyenlere nehir oldum. Geldiniz, ağacımıza yaprak oldunuz, yanan kullara gölge verdiniz. AŞK ile AŞK’ın tadını bulursun. Aşık olan aşığı tanır, aşık olan aşığı bulur. ‘Nerden geldin?’ denilmez, zengin-fakir bilinmez, güzel-çirkin ayrılmaz; yumak düğümlü de olsa, şikâyet edilmez. ‘Cemal’ dendiği zaman, güzellik zannedilir. Güzel yüz, çirkin yüz aramayın. AŞK’ın adını arayan, mecnun olup yola koyulan; yolda aramasın, gönüle baksın. AŞK dünyayı silmeye değil, güzelliği görmeye yarar. Aşık dünyayı görmeye değil, AŞIKI’na varmaya çalışır. AŞK’ımı deseydim, dışarı vursaydım; kainat ateş alırdı, bedenim kavrulurdu. Yumuşak yol üstündeyiz, ALLAH’ımın EMRİNDE’yiz. KUR’AN yolumuza, AŞK’ımız gönlümüze NUR verir. ALLAH’ım ateşini yakmaz. Ateşin, senin malın. Ateşini yakan ULU’ndur, ULU’nu bulduran yolundur, yolunu bulduran gönlündür, gönlünü yoluna bağlayan AŞK’ındır. Hepsi zincir olur, aynı daire içinde döner durur. Güzellik AŞK’ına vesile değil, AŞK’ın güzelliğe vesiledir. Güzel olduğu için aşık olunmaz, aşık olduğu için güzel görülür. Mürşidin verdiğini; yumağına sardıkça değil, sevgin arttıkça bulursun. Mürşit; yolunu gösterir, yürümeyi öğretir. AŞK’ını, gönlün yaratır. Ahiret; her dileyenin, yolunu bilenin, ‘Gidelim’ diyenindir. YARATAN’a varmak, O'na aşık olanındır. O'na yakın gönüller, yola yakın bakan gözler. Bakmayı dileyenler, el-ele versinler, ‘Cümlemiz gidelim’ desinler ki, ALLAH’ımı bulsunlar. Aşığı aşığa sorarsan, gül kokusu alırsın. ahiret için yol gerekli ise de, dilenen yere varmaya AŞK gereklidir. AŞK’ı gönülde buldu isen, sorma nerdendir. Belki çiçekten, belki de arıdandır. Her kulun AŞK’ını ateşleyen, YARATAN’dır. Ne var ki, dilersen, ‘ALLAH’ım’ der, ADI’nı anarsan. Diledik, andık, AŞKI’na yandık. Yandık, sanma ki kül olduk. Kulu olduk. ...sevmek başka, AŞK başka. Sevmek, gönlün alabildikçedir; AŞK, CAN’ın verebildikçe. DEDE anlar, çünkü AŞK ile yandı. AŞK, ne küçüklükte ne büyüklüktedir. AŞK, kainatı gönüle koyabilmektedir. Sahip olduğumuz AŞK’ımızı, semaya serdik. Yumuşak yol bilenle, ‘O'na varalım’ diyenle; AŞK’ımızı sergiledik. Oluşun değeri O'ndan, AŞK’ın değeri kulda. Yolumuz, AŞK yoludur. AŞK’a, sohbet ile dalınır. Güğüm dünyaya, gönül YAR’a. YAR; yumuşak yol alana, O'nu gönülden anana dönüktür. Her yangın zarar verir; yanlız ALLAH’ımın AŞK yangını, güller yeşertir. ALLAH’ımın ADINI AŞK’ında arama, AŞK’ın zaten ALLAH’ımdır. Sevmeyi bilmek, VERDİĞİ’ni görmekledir. Görmek, AŞK değildir. Önce göreceksin, seveceksin, gördüğünü sileceksin; AŞK odur. Suyun akışından, kulun bakışından, gönül perdesi bilinir, dilediği yöne aralanır. Yol dileyen, yoldan yürür; AŞK dileyen, gönülden bağlar. Kul kula ders verir, yol gösterir; ne var ki, AŞK’ı kul kendi bulur. Ne cennet ne cehennem, gayemiz NURU ile hemhal olmak, varlığımızı AŞKI’nda eritmek. Mürşit odur ki; AŞK’a meyyal olanın AŞK’ını ateşlemek. Kuş uçmak için kanat çırpar, balık yüzmek için suyu süzer, kul bulmak için AŞK’a düşer. AŞK’a düştüm, SANA vardım; SEN’den aldım, kula verdim. Verdiğim sözdür, geldiğim ÖZ’dür. Yemeğe yol açık, eğer ki İZİN varsa; görmeğe gözün açık, eğer ki İZİN varsa. Ağız aş için, gönül AŞK içindir. Nasibin varsa; aşı da yersin, AŞK’a da düşersin. Kaleden bakarsan ne görürsün? Elbet ‘Hepsi benim’ dersin. Halbuki, senin olabilen sadece AŞK’ındır. Ona sahip olamadı isen, kulluğundan yerinmen gerek. Yerinmekten maksat, ALLAH’ımın verişini şikayet değil; kendi alamayışına hayıflanmak gerek. OSMAN Dolu gönül, dünya tamahına yer bulmaz; çünkü gönülde, AŞK’tan yer kalmaz. Kul zikir ile de varır. AŞK ile varmak, sonsuz sevmektir. Kolunu kırana, ‘CANAN’ın EMRİ’ dersen; gönlünü kazanmış olursun. Bağını verenin, üzümünü deren ol; şarap diyene, bağını açan ol. ‘Benim değil, senin’ de, bağını dileyen ile paylaş. Unutma ki, bağ da O’nun, yalnız AŞK’ın senin. O’na verebileceğin yalnız AŞK’ın vardır. Aydın gönüller; aynayı aydın görür, bulutun üstünde yürür. Aşık olan her kul, AŞK’ın bağında olan kullar ile gönül aleminde buluşur. sevgi AŞK’a döndümü, sonu bulunmaz. “Gönülü eğledik, bohçayı beledik.” diyen TABDUK’a, ‘YUNUS’umu eğittin, gayretine yer ettin. Kazancın senin mi, onun mu?’ dedik. Ne dedi, bilir misiniz? “Ben, benden; YUNUS, YUNUS’tan kazandı. Ne var ki YUNUS’u bilenler, ‘ALLAH’ım!’ diyenler de kazandı. YUNUS’u, YUNUS diye gönderen ALLAH’ım; kulunu düşündü, rehberini gönderdi. YUNUS’uma sorsan, kim kazandı desen; “AŞK’ım” der. Kazan örneği kaynadı, cümle dileyenlere dağıldı. Ne kazan boşaldı, ne gelen eksildi... Bir tek AŞK’ını verebilmen, O’na kavuşabilmendir. Sen götür, ‘Sundum ALLAH’ım’ de. ‘SANA verebileceğim AŞK’ımı getirdim’ de. Sorgun orda kalır. Ne var ki, o AŞK gönlünü kor haline getirebilmeli, cehennemi dünyada silebilmeli. AŞK’ına şahit arayan, kopya arayandır. AŞK şahit istemez, çünkü ALLAH’ımdan başkasını görmez. Yolum O’nun AŞKI idi, dilim GÜL’ün Meşki idi. O dedi, ben bildim; O verdi, ben gördüm; aşığım, O’nu buldum. Kula kul olmak, önünde eğilmektir. AŞKI’na kul olmak, AŞK’ını vermektir. Bende gördüğün AŞK, sende de olur. ‘Olanın O’ndan geldiğini bilmektendir’ derim. AŞK’ı kazanda aramadık, dünyayı YAZAN’dan sormadık, suyun aktığı yerde taşı vurmadık, ipin üzerine unu sermedik. Oldum olasın, bildim bulasın, sevdim yanasın, AŞK’ım dönesin, pervane misali O’nda kalasın. Gücüm görmedim, çirkin bulmadım, hayal etmedim, derde düşmedim. VERDİĞİ’ni aldım, AŞK ile doldum. Doldum boşaldım, yeniden aldım, aldıkça açlığımı bildim. Kanmaktan geçtim, yanan ağaç misali otları da yaktım, hepsini bir alev aldım. Büyük ateş, küçük ateş yok, hepsi bir. Her ateş veren PİR. Yandım yanasın, dilediğin AŞK’ı bulasın; susuzluk nedir bilmeyesin, AŞK’ımı misal almayasın, kendi AŞK’ını kendinde bulasın. AŞK ateşi dağlamaz, kulu dünyaya bağlamaz. Gücümüz O’ndandır, AŞK’ımız bizden. Ben yanarım, sizleri de ateşime alırım, aldıkça büyürüm desem yersiz, büyürüz. ![]() Her kul dünyayı sildiği zaman, AŞK’ı gönlüne kazılır. Gönle kazılan AŞK, ne saray ile ne hazine ile silinir. Hatta sevene bile verilsin diyemez, kulu dünya ile değişmez. Hiçbir kula, ‘Köşkün sarayın olsun’ diye duacı olmayınız. ‘ALLAH’ım imanını tazelesin, AŞK zengini etsin’ diye duacı olun. ![]() Kuşun aradığını, sen aramazsın. Senin aradığını, kuş aramaz. Ona uysam kanat açsam, desen bile, kanat seni götürmez. Götürecek AŞK’ındır, AŞK’ın gönlünün kanadıdır. YUNUS’um der ki: “Ne fistan benden, ne destan senden, her verilen O’ndan.” Dünyaya gelenden, adını bilenden, anarak dönenden kalan nedir? Ne mal, ne mülk; sadece anılan adı. ‘MEVLÂNA’ dendi, günde anıldı, neden? Dünyada bıraktığı adından. Adını alıp beraber gidenler, bir nesil sonra unutulanlardır. Adını bırakan, AŞK’ını götürendir. AŞK’ını dünyada bırakan, adını götürendir. Bir kuluna değil, cümle kullarına aşığız. AŞK’ımız, birine oldu mu öbürünü inkar etmiş sayılırız. Ayıran, kulluktan uzak kalır. Manayı açmak AŞKI’na düşenin sırrıdır. ‘CANAN’ diyen her kul; CAN’dan geçendir, ‘CANAN’ı ile CAN’ı BİR olduk’ diyendir. Kucak ile alan, kucak ile döker. Döküleni nasibi olan toplar. Kucağım ne ile doldu ise, elbet onu dökerim. AŞK’ımı O’ndan aldım, O’nu CANAN’ım bildim, gönül dolusu sundum. Huyun en güzeli, dumanda dahi dengini bulandır. Huyun en güzeli; CANLAR’ı birbirine bağlayandır, AŞK’ını cümleye bildirendir. O’nun EMRİ’ne karşı çıkılmaz, “OL!” dediğine ‘Dur’ denilmez. “GÖR!” dediğine göz kapanmaz. AŞK bağına girildikte, dönüş yapılmaz. Çünkü o bağ, her kuluna açılmaz. Kulun oluşunda hata aranmaz, görünüşe perde çekilmez. MEVLÂNA olduğum, adımı dünyada bıraktığım malumunuzdur. Dünyayı adım ile terk etmeyişim, YARATTIĞI’na YARATAN kadar aşık olduğumdandır. AŞK’ta aradığımız nedir? Bedenden sıyrılmak, beden ile bulamadığın sonsuza varmak. “Yemeni giysem mi, SEVGİLİ’ye yürüsem mi, her güzele sarılsam mı?” dedi YUNUS’um geldi: “ ‘Gücün yeter mi?’ dersen, ‘AŞK’ım biter mi?’ derim. AŞK’ımın sargısı, kainatın üç dolayıdır. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Kainat; AŞK’ınızı oldursun, nefsinizi soldursun, benliğinizi kaldırsın, ‘ALLAH!’ dedikte yangına düşürsün.” Dünyayı sevdi isen, SIFATI’na AŞK ile bağlan. Daha önce dedim, sevgi ayrı aşk ayrı. Sevgi gönlün alabildiğince, AŞK CAN’ın verebildiğincedir. YUNUS’um sevdi ise, topyekun sevdi. Sevgide AŞK’ı buldu. Çünkü sevgi, AŞK’ın tomurcuğudur. Yoksa sevgi de aşk da, aynı kökten beslenir. Kök; gönlün, bahçene ekilen GÜL fidanıdır. Ne kadar bol su verirsen, verimi güzel olur. Ne var ki, aşırı su da, fidanı çürütür. Yumuşak toprağın, fidanı da yumuşak olur. Suyunu karar ile alır. EVLİYA daima fakir-sefildir. Fakirlik, dünya malından sıyrılmadadır. ‘Benim’ deyip mal etmemek. Senin olan, senin ile gelir. Seninle gelmeyen, nasıl senin olur? Seninle gelecek olan, sadece AŞK’ındır. YUNUS Zengin olsam sofra açsam, kaç kulunu doyururum? AŞK’ım desem sözünü etsem, kainata duyururum. Aşk odur ki, O’nun için canından geçebilesin. Can O’ndan, kan O’ndan, beden O’ndan. O’ndan olmayan ne vardır? O’na verebileceğin sadece AŞK’ındır. Yeniyi almak için, eskiden geçme. Yeniden aldığın nedir? Düştüğün AŞK, doyulmayan HAK AŞKI. Eskiyi atma dedim, sevgini söyledim. Sevgi, kainattır. Sevginin bittiği yerde, AŞK başlar. AŞK’ımız O’ndandır, yolumuz O’na. Sevgi sonsuzdur elbet. Ne var ki hududu, gene de çizilmiştir. Sevginin dönüştüğü yerde, AŞK başlar. Sevgi ölesiye kadardır, AŞK varasıya. BEZM-İ EZEL’de kulun kaderi yazılıdır, AŞK’ı değil. AŞK’ı oradan yazılaydı; ne HAZRETİ MUHAMMED mağaralarda olur, ne İSA çarmıhta görülür, ne MUSA tur dağına varırdı. ‘AŞK O’ndan, meşk O’ndan’ der otururdu. Halbuki hepsi O’nun AŞKI’nı aradı. En son aradığını gönlünde buldu. Mademki her kul O’nun NURU ile gelmiş, aynı şartlarla bezenmiştir. PEYGAMBERLER elbet bunun üstündedir. Çünkü onlar da kulları için vazifelendirilmiştir. Oradan yazılı gelse; ne PEYGAMBERLER’e, ne EVLİYALAR’a gerek görülmezdi. Sahibi olduğun nedir? Canın mı, tenin mi, yoksa dünyadaki malın mı? Sahip olduğun tek şey, ALLAH’ına olan AŞK’ındır. O’na vereceğin sadece odur. AŞK’ını besle ki, ‘ALLAH’ım!’ diyebilesin, vardıkta O’na sunabilesin. ‘AŞKI’na ağladım’ dersen; ‘Neden?’ derim sana, gülmen gerekmez mi? ![]() AŞK; dünyanın değil, CAN’ın ötesindedir. ‘CAN’ım kalsın, CANAN’ım bilsin’ diyebilir misin? İşte AŞK odur. CAN’ım O’nda, CANAN’ım bende, BİR OLAN cümlede. ![]() Sadece AŞK, seni cümle dinlerin üzerine çıkarır. Seni dine davet eden PEYGAMBER’in, hangi kuvvete dayandı? ALLAH AŞKI’na. O’nu gönlüne alan, dinlerin üzerine çıkandır. ALLAH AŞKI, mutluluktur. MERYEM Yeşilden aldığını, mavide buldun mu? Yuvada gördüğünü, sahilden sordun mu? AŞK, kulun dünyadaki en son mertebesidir. Dünya halinde AŞK’a düşen; ne yeşili görür, ne maviyi bulur, ne yuvada kalır, ne sahilde arar. Çünkü o, hepsinin üzerinde olanı bulmuştur. (Şeriatın bütün olarak hazmedilmesinden sonra mı AŞK başlar?) Şeriat mekteptir, okudukça öğrenirsin. Bedeni eğitir, gönlünü öğütürsün. Ne var ki AŞK; ne kainata sığar, ne şeriata. ![]() Han, su ile yıkanır; yol, rahmet ile paklanır; kul, AŞK ile hallenir. Ced, adı ile andırır; ceht, aşkına düşürür. ‘AŞK’ım büyük’ diyen, ölçüyü nerde bulur? AŞK’ını bilen var mı? Yolunu aldıysa, kendini sildiyse; ‘Aşığım’ diyen, AŞK’ına sınır koyandır. AŞK’ın sınırı yoktur. Sonsuzu bulabilir misin? YUNUS’a dünya gününde sormuşlar: ‘Ölenden misin, kalandan mısın?’ ‘Öldük gayri’ demiş, ‘Kalanı gömdük’ (Kalan nedir?) Bohçası. Dünya bohçası. Bir takım çamaşırı. ‘Yedik içtik, günü geçtik. Ar ile piştik, AŞK ile koştuk, biz de bu işe şaştık’ demiş. (Resim verilir: MERYEM ve kundakta İSA) Sahrayı geçtikte, dağları aştıkta; hem düzü, hem sözü bilirsin, yozu görsen de silersin. Vergiyi bildikte AŞKI ile erirsin. Dönük söz, sönük ateşe benzer. Dilediğin kadar yaklaş, ısıtmaz. Gönül sende, gönül bende, AŞK cümlede. Neden ısınmayalım? Gülden sorulur, ‘Bülbüle ses verenden misin?’ Bülbül, ‘Bilenden olun’ der. Kelebek te arı da bilir. Kimi süs olur, kimi balından alır, bülbül aşkını bağırır. AŞK yanlız söyleyenin değil, dinleyenindir de, düşünenindir de. Sevginin kulda başladığı, AŞK’a dönüştüğü bilinendir. Bilinmeyen, zemini ve zamanıdır. NEYZEN der ki: "Gölde balık avlamadım, aydan yolumu sormadım. Üfledim nefes verdim, nefesle canları sardım. Canım dedim, yalvardım. Gecede düşmem yola, AŞK sofrasında geldim bu hale..." AŞK odur ki; 'Aldık aldık vereceğim, göreceğim, beraber olacağım.' diyesin. Teklik ile değil, çok ile tek olup bulasın. Ayırmadan sevesin, 'Seven ayırmaz.' diyesin. ![]() AŞK; masal değil, hakikattir. O’nu bilmeyen dilemez. Diledi isen aşıksın. Çamura maya salsan, maya kaybolur. Hamura maya salsan, hamur ile kalbolur. Çamur toprağın mayasıdır, AŞK kulun. AŞK noktamızdır. Söz onda başlar, onun ile son bulur. Kul, AŞK ile yön bulur. AŞK’ımız noktamız olsun, sorgumuz noktada kaybolsun. Çiçek açar solandır, AŞK’a düşen kalandır. (Baki olan mı?) EYVALLAH. Meydan bulan, ‘Daim’ diyen, ’YA ALLAH!’ dedikte, kainat gönüle doldukta; kalandansın, sağ ile solu, yol ile hali, birbirine dürendensin. Niyaz ettiğin her an, yolunu açtığın andır. Niyaz oldurur, AŞK buldurur. El ele verdikte, gönüller bir oldukta, halkalar seveni sevilenle kavuşturur. Dumana yer veren, bacaya örtü koyandır. Doğuş bilişin başıdır, sevgi kulunun aşıdır, AŞK kainatta yoldaşı. Gül ile bülbülü AŞK'a örnek alsan, yağmur ile toprağı nasıl izah edersin? AŞK; bulut gibi gelir, yıldırım gibi çarpar, yağmur gibi akar, RAHMET olur toprağı yaprağı yıkar. ALLAH'ıma emanet olunuz, YUNUS misali AŞK'a düşünüz. Günün yorumunda MEVLÂNA söz alır, AŞKI'ndan ÖZ verir. Düzende bulduğum, özen ile verdiğimdir. Özen ile verdiğim, cümleye serdiğimdir. Sadece dünya günümde AŞK'ımın kökünü bulamadım, kimden geldiğini bilemedim. ŞEMS'i gördüm, ondan sandım. Çiçek ile böcekten bildim. Kuyu ile havuzu gördüm, 'Yolum oradan mı?' dedim. Dolana-dolana deryayı buldum. Deryayı buldukta, katreyi dahi sarmaktan uzak kalmadım. Yeni'den aldığımı, günümüze verdiğimi OMAR'dan bildim. Öylece onun AŞK'ı ile AŞK'ımda eşitlik buldum. Delice yazdım, delice söyledim, doluca sevdiğimi gönlümce dedim. Ne yazan ne çözen yetmedi, nefes kesilene dek sözüm bitmedi. Nefes kesildi, yıllar geçildi, hala söze söz, AŞK'a AŞK katıldı. 'AŞK'a AŞK nasıl katılır?' denilir. AŞK'larınız AŞK'ıma katılandan değil mi? Ne yerde ne gökte, AŞK her gönülde oluşur. MERYEM'in kainatta AŞKI'na ölçü yetmez. MERYEM Varolanı seveceğiz, AŞK’ımızı VAREDEN’e çevireceğiz. AŞK tarif edilirse başka, yaşanırsa başkadır. AŞK'ımız, oluşana değişene değil, gelişene verir. Serzeniş değil, derman diledim, kulu ile gönlümü bağladım. AŞKI'nı ÖZ'ümde buldum, dünyayı gözümde sildim. YUNUS "...ALLAH'ım affedicidir. AŞKI ile yananı görücüdür." dedi, ALİ en son mekanı AŞK'tır. ![]() AŞK, ne dinde ne imandadır, kulun bilmediği zamandadır. YUNUS İçmezsen AŞK ŞARABI, yerini ne sorarsın? CAN’dan alalım, CAN’lı bilinelim, kulluk edelim. RUH’un CAN süzgecinden geçmesi gereklidir. (Üzümün şarap olması için mi?) Gönlünü oluşturması için. Yani, sevginin formülü, CAN ile CANAN arasındaki filtresi, AŞKI oluşturur. MERYEM ![]() "...Aşk O’ndan O’na." dedi HALLAC'ım. VAROLAN ile VAREDEN BİR’liğine çağırdı ise, GÜZEL’e yönelelim, mutluluğu her bir zerremizde arayalım. Çünkü, sevgi de, bilgi de, her kulunun yaratılmışlığında mevcuttur. ‘Ocağımızda kömür var mı, yok mu?’ demeyin. Her gönül yanmamış kömür ile bezenmiştir, bir kıvılcım yeterlidir. Geldiğimiz günden, o kıvılcımı vermeye çalışırız. Mevcut olan AŞK’ı, SEN’den sana üfleyen O’dur, mevcut eden de O Açık gelse sözümüz, nasıl kalır izimiz? Akıl sende, mantık sende, gönül sende, bir AŞK’ı var bende. HACI BAYRAM |