
RUH yapısı, kulun ALLAH'ı ile arasındaki oluşumdur.
Anların dahi değiştiği kainatta,
RUHLAR’ın tekrar-tekrar gelişini nasıl ikrar edelim?

Havada, suda her an akım mevcuttur.
Asıl olan, akımdan RUH’u ayırandır.
RUH enerji yüklüdür.
Ne var ki elektrik denilen değil.
Beden, RUH’un
kablosudur.
Nakil değil mekandır,
kainata imkandır.

Vazifemiz gönül eylemek, fal bakmak değil
yol göstermek.
ALLAH ona bir
RUH’u vazifelendirip gönderir,
onun yolunu-gününü ALLAH tayin eder
bildirir,
kulu şaşırtır.
O da ya vazgeçer,
ya da ALLAH YOLU’nu seçer,
yolunu bulur ve yolunda
ışıklanır, aydınlanır, aydınlatır.

Kötü nesiller dejenere RUH’lu kullar,
çok kötü durumlar yarattılar.
Gününe göre haram yedi.
Kul, RUH’unu ayara alırsa, günahı olmaz.

büyük RUH’un yeri de büyük olur.
Sen de büyük yer dilersen,
sözün olmuşu ağızdan çıkar.

Gönül, RUH’un gülü.

Dönük RUH soruldu.
Dönüksen uyar sana,
gönlüne göre gelir, telkin
verir.
Gönlünce düşünmek değil,
gününce değerlendirmektir makbul olan.
YUNUS

Kemik, toprağın malı.
Ha orada ha burada;
RUH her yerde, her yer gönülde.
‘Şahsiyet’ dersin, bedene görev yüklersin.
Beden dünya malıdır.
Olayın
oluşu kulun gelişidir.
Kimliği, bedene girişidir, RUH’un varlığı.
Adını
dünyadan alır, ahirete varlığı gider.
Varlığın ağırlığı derecesindedir.

Asmanın yaprağı üredi,
türlü kulları türedi.
Soralım ‘RUH’un
tekrar-tekrar bedene gelir’
diyene, sor onlara.
RUH mahdut ise, beden
nasıl çoğalır?
ADEM bir idi, milyarı buldu.
Beden çok oldu, her bedene
RUH verildi.
Yanlış derler, yolu şaşırırlar.
‘RUH tekrar dünyaya
gelir’ dendiğinde,
beden sözü edilmez.
Ama dünyayla RUH’un ilgisi
kesilmez.
Olmaz derim.
Başka alemde bedenlenen RUH’un,
dünyada işi
nedir? Yanlış hayal.
Bedenlenmek bir defa olur;
ölçüsünü alır, döner
yerini bulur.
Başka türlüsü olmaz, olamaz!

Ay ışığı misali NUR’un inmesi hakikattir.
Değerini bulduğu yerde,
bedenin girdiği yerde; mertebesini bulmuş RUH’un, bedenini ziyareti.

Ayağını çekersin, ‘Çimeni ezmeyeyim’ dersin;
o andaki düşüncen, senin
RUH’unu niyetini bildirir.
Yoksa günde yüzlerce defa çimen ezersin.

Uykuya yatarken de ki:
‘ALLAH’ım SANA sığındım,
RUH’umu YÜCE KATIN’a
emanet ettim.
SEN’den başka düşünmem,
dünya diye yakınmam.
Yolumu
dilerim,
yönümü isterim ALLAH’ım’ de,
uykuyu bekle.
Düşünme dünyayı.
Uyu-uyan, kendini yokla.

ENBİYA nerde mi?
ALLAH’ımın HUZURU’nda.
Yerine değil, RUH’una duacı olun.
RUH’unu yardımcı alın.

Nokta nedir bilir misiniz?
Gelmiş geçmiş cümle kullarının
RUHLAR’ının
pres edilmiş şekli.
ÇAKIR sormuştu, ‘RUH’u anlat’ demişti.
‘Günü
bekle’ demiştim.
Düşünün; balık yumurtası, bir tek yumurta;
milyonlarca tane.
Benim dediğimi al ve düşün.
Bir anda ALLAH’ımın
HUZURU’nda bir tek;
bir anda emir alanda,
bütün kâinata yayılabilen bir
NUR düşünün.

Kader değildir, yumağın masalı.
Aynada hakikat görülür,
rüyada masal
yaşanır.
Rüya da özentili bir yaşamdır.
Gündüz kuvvetini harcarsın,
öyle yaşarsın.
Gündüz beden için, gece RUH’un için yaşarsın.
RUH’un
ispatı biraz da rüyadadır.
Kulun rüyası da gönül yapısını gösterir.

Geldiğimiz yerden, NUR olarak geldik, bedene girdik; dönüşte bedeni bıraktık, NUR olarak döndük.

RUHLAR akıma tabi olurlar.
Bazı RUH az akım alır, bazısı çok.
Ayrıdır, her kul kendi akımını kendi alır.

RUH’un varlığı, bilmez darlığı.
Neden doğanla ölene kırk gün hesap verilir,
neden türbeye gidilir mum
yakılır?
İnandığın bir şeyi yapmak, neden günah olsun?
Sayılan gün,
gelenlerle beraber olunan gündür. ALLAH’ımın NURU değil midir verdiği
yavru?
NURU’nun bekçisi değil.
Emaneti hatasız almak için beklenir.
‘Hata nerde?’ dersen,
önce ana korunur,
sahip olduğunu sandığı yavru
adına.
Gayesiz dolaşan
meşgalesiz gezinen RUHLAR’dan.
NUR olan, alımı
tez olur.
Onun için korunur.
‘Kim korur?’ dersin.
Elbet ALLAH’ımın
MELEKLERİ.
Meşale yakmayan RUHLAR.
Dedim, karanlıkta kalan RUHLAR.
Göçün neticesi de aynıdır.
RUH’un bedenden irtibatı kesildiği için,
etrafı kalabalık olur.
Nasıl ki bir gemi,
limana yanaştığı zaman
meraklı çok olur,
nasıl ki meydanda sis her tarafı sarar.
Kulun da
RUH’u öyledir, şekil nerede ise öyle.
Sonunuzun hoşluğu, kâinatın
boşluğuna eşittir.
RUH mu imal edeceksiniz?
Beden, dünya malıdır;
RUH,
ALLAH’ımdandır,
onun için tarifi yapılamaz.
Yalnız, ne hücre ne kan,
ayrı değil hep beraber.
RUH, her yeri kaplar.
Ölüm, RUH’un bedenden
ayrılmasıyla.
‘Ölüm’ dersiniz, sözü kapatırsınız.
Ölüm yok derim size.
Sözün münakaşası olursa, neticeye varılır.
Üzüntü edilmesin, ‘Sıkarsın’
denilmesin.
RUH’un ağırlığı mevcuttur.
Yalnız bu ağırlık, enine mi
boyuna mı olduğu,
kulun ölçüsüne göredir.
Manevi değer o değil midir?
Kulun merakı yerindedir, ÖZ’ünü sorar.
RUH döner mi?
Hapisten çıkan bir
daha girer mi?
Ne var ki düşündüğümüz manada hapis değil.
Ölümün
yerinde, göçün olduğu bilinir.

KUR’AN’ın yazdığı kulca tam açılamaz.
Çünkü doksan dokuzu ahirete, biri
dünyayadır.
Onun için ölüye doksan dokuzu okunur.
YASİN, doksanı içine
alır.
Onun için ölünün dileği YASİN’dir.
KUR’AN’ın dediği şudur;
‘ ‘Öldü’ deyip yanan yakılan,
matemi gönlünü
isyan ettiren’
Elbet kul yakınına ağlar.
Amma ağlamayı
gönlünü
karartmak derecesine getirirse,
RUH’u rahatsız eder.
Eğer RUH’un her an
yanında olduğunu bilse;
ne o kadar yakınır, ne gönlünü karartır.
Aşırı
matem,
kul ile RUH arasına duvar örer.
SAHİB’imizden geldik, O’na
döneceğiz.
Olmasını dilediği gibi olmaya çalışır,
elbet orda da eğitim
görür.
Mertebe; niyaz ile değil, gönül ile alınır.
Dünyaya gelen
RUHLAR’ın bir kısmı,
öyle eğitim görür.
Daha önce konuştunuz,
‘Fal?’
dediniz sordunuz.
Ne indir, ne cin.
Gelen, eğitime tabi tutulan
RUHLAR’dır elbet.
RUH’un varlığı, kainatta darlık bilmez dedim.
Elbet
ALLAH’ımdan dilerler.
‘Aydınlara aracı ol’ derler.
ALLAH’ım onlara
dünya kapısını açar,
eğitilmiş RUHLAR’ın himayesinde.
Eğitilmemiş
RUHLAR’ı bilse,
doğruyu görse;
‘Yolun eğridir’ demez.

Kâinat, kul için yaratılmıştır.
Boşluk senin bildiğin.
Bizlerin varlığı
nedir?
Gelişim görülür mü,
kimler var bilinir mi aranızda?
Kâinat da
öylece doludur.
Senin gelmene ne lüzum olduysa,
RUH’un varlığı da, aynı
hizmete var oldu.

ŞEMS’i bilmeden boş idim,
taş-toprak dahi değil idim.
Madem ki tekamül
için geliniyor,
HAZRETİ ALİ neden HACI BEKTAŞ olsun.
RUH ile buluşur,
BEKTAŞ ile konuşurdu.
Ama beden, asla.

Beyin, alıcı istasyon.
‘RUH’ dersiniz, gelir, aranızda olur,
sizlere
çok şey verir.
Bunu bazen bilirsiniz,
bazen aklınıza güvenirsiniz.
Aslında her şey RUH’ta toplanır.
Alıcı ve bedene mal edici.
RUH’tan
alır beyin.
‘Şeytanı görmedim’
Onu gören, varlığını kutsal bilen;
dünyaya inmeyen
RUHLAR’dır.
‘Cinler’ denilir.
Değil, bedenlenmesi yasaklanan RUHLAR.
Kimler mi gelir?
Her kulun gönül dalgasında olan.
Bütün RUHLAR, sevinç
ile gelir, geleni karşılar.
Onun için dualar edilir, ölenin yanında.
Gelen yavru,
yalnız İSA’nın RUH’u ile teması temin edilir.
Bilecek, tanınacak.
Kul yanlış çözer, ‘Tekrar doğuş’ der, asla.

Dünyaya niçin geliriz?
Az zaman yumağın, çok zaman RUH’undur.
Gönül
gözü açılan fark eder.
Sizler bilmez misiniz?
Yüce varlık, gelen midir,
yaratılan mıdır?
Yaratılandır elbet!
Gelen de, yaratılan da; hizmet
için gelir.
Demek yaratılan layıktır ki, ALLAH’ım gönderir.

Hayvanın RUH’u olmadığını, daha önce dedim.

Avucuna su dolmuş, ayağı çamur olmuş.
Yıkarsın, geçer.
Geçmeyen gönül yarasıdır, RUH’un karasıdır.
Geceyi, ay ile yıldız ile süsler,
RUH’unun gönül yolunu besler.

Aslını bilen, aslına varan birdir;
bedene girenle, dünyaya düşen bir değil.
RUH’unun aldığı, gönül dediği;
AŞK ile beslenir.

AYET-EL KÜRSİ okunan yuvaya;
kötü, ne kul, ne de RUH girer.
Gelene, ALLAH’ım İZİN vermez.

Zaten dünya, misafirhane.
Gelen gidene el sallar.
Gidenin arkasına
baktığı görülmemiştir.
Ne var ki, bedenin kaldığı yerden,
RUH yürür
gider.
Beden RUH’un yuvası, dünyadaki hanesi.
Hane viran olmasın, kula
zorluk vermesin.

Beden dünyaya aittir, RUH kâinatta dolaşır.
Elbet bedenlenmez.
Daha önce dedim ya,
RUH kafesten bir defa çıkar.

Beden dünyanın malı, RUH’un kafesi değil mi?

‘Hayvanlarda da RUH var’ diyene de ki;
‘Kul hayvan için değil, hayvan
kul için yaratıldı.
Kuluna beslensin diye verdiğine,
YÜCE ALLAH’ım RUH
vermez.
RUH sadece kulundur.
Kulun RUH’a, duadan başka ne vereceği olur?

Kalıp nedir? Beden.
RUH nedir? NUR’dan.
Güzel nedir? NURU’nu bilenden.
O'nun NURU’ndan olduğunu bilen,
NURU’na leke düşünmemeye çalışır.
Aslında NUR leke almaz,
NUR ile RUH arasına perde koyar.
‘RUH NUR’dan
dedin,
arasına perde koydun’ derseniz;
RUH, varlıktır; varlığı, NURU
ile besler.
Adımını büyük atan, gideceği yere çabuk varandır; dumana
yer veren, kendinde olanı görmeyendir.
Yuvaya niye pencere yapılır.
Işık gelsin diye elbet.
Pencere kapalı olunca, ne ışık, ne hava.
Yuvada
ne olur?
Hem karanlık, hem havasızlık.
Kulun yaşantısı bozulur.
RUH’un
da beslenmesi ALLAH’ımın NURU’ndandır.
Gönül penceremizi açalım ki,
beslenelim.

Yoğurt yediğin, mideni dinlendirdiğindir;
süt içtiğin, duvarını
sıvadığındır;
muhallebi, mide yollarına hizmettir.
Hepsinden yemeli,
bedeni dinlendirmeli.
Amelin, bedenle RUH'unu da dinlendirmek olsun.
Dayandığın dumansız duvar olsun ki,
bedenine sıvanmasın.
Aydın olan her kul, aydın yolu açar;
aydın olan kul, karanlıktan kaçar.
Aymayı bilen, karanlığa girmez.
Girmez, çünkü olaylara şüphe ile bakmaz
ve RUH’unu karartmaz.
Yorgunluk bedenedir, bedensiz var olana değil.
Bedenden kurtulan, sanmayın örtülür.
Duamız, toprak altına girene
değil,
bedensiz aramızda dolaşana olsun.

RUH’un varlığı, kainatın üstündedir.

Soylunun soysuzdan farkı, dünyadadır.
Nasip olana soylu denir, paye
verilir.
RUH yapısı; ne soy, ne ana, ne baba vermez.
Hoca da eğitmez.
Kul kendini, kendi eğitir, ÖĞÜTEN yine ALLAH’ımdır. Sarmaşık ağaca
sarılsa;
boy verişi kolay olur, sağlam destek bulur.

varlığımız O’ndan, O’nun verdiği RUH’tan.

RUH’unun her an bekçisi misin?
Bedenin kafesinde olduğu müddetçe,
RUH
akışını bilemez.
Yeter ki bedeni ortadan kaldıracak
AŞK’a malik
olabilesin.

RUHLAR daima beraberdir.
Ne var ki, senin ölçemeyeceğin kadar
kısa
fasılalarla beraber olup ayrılırlar.
Kulda devamsızlık, bizde her an.
Anda bizle, anda bedenle.
Bedene girdiği an, bizden perdelenir.

RUHLAR ferahlık bulur,
dünya kulunun aydın RUH’undan.

Soyunuza değil, yolunuza hizmetteyiz;
bedene değil, RUH’una hizmetteyiz.

Unutma ki,
iş yerine kasa alan onu doldurmaya çalışır.
Elbet boş kağıt
değil.
Madem ki gönüllerimiz de RUHLAR’ımızın kasası;
onu altın ile
dolduralım, değerini bulduralım

VEREN’in ALDIĞI, sana VERDİĞİ’dir.
VERDİĞİ nedir? Senin RUH’un.
O RUH’u
verdiği gibi teslim et ki, yerine varsın.
‘O’nunum’ diyebilmek için,
O’ndan GELEN’i harcama.
(HAZRETİ MERYEM ve HAZRETİ İSA’nın
YÜCE’ye beden ile çıkışının
söylentilerine dair
sorulanın cevabı)
Beden ile çıktı denilen;
dünya
gününde ölmeden öldüğünü,
RUH ile vardığını bildirir.
Daha önce verdim;
her kul anda gider-döner.
CAN’ımı RUH’um ile besledim.
(Bir kul, yaratılırken CAN, RUH, beden.
Hangisinin daha evvel
verildiğine dair soru cevabı ) ‘CAN’ım’ dediğinde;
olmuşu bildin,
CAN’ına RUH’unu kattın m?
Olmuşu bilirsin.
CAN her kulda, RUH ile CAN
has kulda.
CAN’ını ne yapsan harcayamazsın,
RUH’un ile beslersen
yumağını çözersin.
RUH’un harcanmadığı bedenin CAN’ı, CANAN’a aittir.
RUH harcanır mı dersen, NUR’dur derim.
‘CAN’ım’ dediğinde, neyi
kastedersin?
‘RUH'suz kul’ dersiniz,
amma cansız dediğinde ölmüş
olduğunu görürsünüz. RUH’suz, ALLAH’ımın VERDİĞİ’nden uzak kalandır.
‘Dumansız olsun, kul açığı bulsun’ dedik.
Önce CAN verilir, sonra
beden, en son RUH.
Ana rahminde CAN, evet.
Ana rahminde RUH, hayır.
RUH, doğar doğmaz.
Daha önce dedim ya; bebek doğuşta ağlar.
Kafese
girdiğine RUH isyan eder.
RUH’un ilk isyanıdır.

Bedenin verdiği, RUH’una sınav kapısı açtığıdır.
CAN bedeni, RUH CAN’ı uyarır durur.
Evrene döndürür, ALLAH’ını buldurur.

Sabah yuvandan çıkarsın, akşam dönersin.
Dönüşe uyuş değil midir?
Dönmezsen ayrılık olur.
Kainatın dönüşü de öyledir.
NUR olan
YARATAN’ımın etrafında dönüş,
RUH’un birleşimidir.
(RUHLAR üç bölüm müdür?)
Onu verdik ya.
NUR’unu harcayan,
harcamayan,
iki alem arasında kalan.
Nefsin.
Zaten şeytan RUH'una, asla tesir edemez.
Anlatalım; RUH sadece
ALLAH’ımın NURU’dur.
Onda hiçbir katık yoktur.
Nefis, beden
yapısındadır, mantığına bağlıdır.
Mantığını RUH’unun ölçüsüne uydur ki,
nefsini çiğnemiş olasın.

Gönül hem yanar, hem de yakar.
Yanan gönlün etrafında olanlar da yanar.
Nasıl ki ağacın biri yandı mı, hepsini alır götürür.
Kalan nedir?
Hiçlik.
Kul dünyada, alev semada.
Gönül yandıkça, ‘ALLAH’ım’ dedikçe;
kulunu eritir.
Beden değil RUH’un erimesi.
Bedenden açılmasıdır.
RUH
eridikçe darası genişler.
Bedendeki kabı.
RUH’ta giriş-çıkış kabiliyeti
kolaylaşır.

Olduğumuz yere,
yumuşak yol bulmamış RUHLAR dahi gelemez.

Alanın aldığına sahip çıkması, kulluğundandır.
Böcek; şarap aldım
demez, aldığına sevinmez.
Onun aldığı, sadece bedenine gerekli olandır.
Kulun aldığı RUH’unu besleyendir.
Şarap oldu, kullarına sunuldu.

YEDİ KAT ARŞI’na,
ONSEKİZBİN PERDESİ’ne, anında geçtik.
Beden perdeler, RUH aralar.

Önce RUH bedene hükmeder.
RUH olgunlaştıkça, bedenden hükmünü kaldırır.
Kendi aleminin derinliğini bulur.
Ondan sonra bedende; ne sorgu arar,
ne yargı.
Adeta yarı mecnuna döner.
Aslında mecnun denmez,
‘Aşık’
denir.

Hurmayı yaratan, zeytine yağını katan;
kulunun hatasını,
pişmanlığı ile
örten YÜCE ALLAH’ım.
Yumurtada can bulan, sirkeye can veren,
kuluna kan
veren,
RUH’u beden yolu ile imtihan eden YÜCE ALLAH’ım.

Kulluk; her yaratılana nasip olsa;
dünyanın değeri kalmazdı,
kul dünyayı terazi bilmezdi
dünya terazidir bilelim.
Dünyaya gönderilişin sebebini merak ettiniz.
RUHLAR’ın ayrımını terazisiz ayırdıkta,
ADALETİ’nden şüphe edilirdi.
RUH’un tekamülü diye avunan,
‘Tekrar-tekrar dünyaya gelip,
nasıl olsa
bulacağım’ diyen;
gafletin girdabına girmiş olur.
Bilirsiniz girdap,
denizin kuyularıdır.
Çıkışı olmayan kuyu.
Dünyaya geliş birdir, çünkü
yaratan YÜCE’dir.
O kulunu bilir, kuluna KENDİ’ni bildirir.

Bizim verişimiz kesintisiz olur.
Dünya mürşidi, ölçüyü bedenden gözler.
Bizler gönülden.
Doğrudan doğruya, RUHLAR ile buluşur,
YÜCE’nin verdiği
ölçüler içinde konuşuruz.
Olgunluğu; beden ile değil, gönül ile
tartışırız.

Sunulan her bardakta,
DERYA’nın RUHU vardır.
Bir yudum dahi olsa, kuluna kardır.

Cesette ne ararsın, CAN olmayınca?
RUH’ta ne ararsın, AŞK olmayınca?
Yanarsan O’na yan, AŞK’ın SAHİBİ O’dur.
Dönersen O’na dön, RUH’un
SAHİBİ O’dur.
OLDURAN O, DOLDURAN O,
DÖNDÜREN yine O.
dünya sadece şekildir.
Eşyanın aslı, RUH’udur.
Ceset de, RUH’un eşyası
değil mi?
Asıl olan nedir? Elbet RUH’tur.
Ne var ki RUH da gelişe
bağlıdır.
Huyunu aldı ise, eşyanın yerini bulabilirsin.
Huyunu almayan
eşyaya, yerini veremezsin.
Huydan maksat, her eşyanın yapısıdır.
YUNUS

Unutulmasın, VARLIK BİRLİK’tir,
‘RUHLAR’ denilirse ayrılıktır.

Yemeden ölürsen, mideni dünyada bırakırsan,
RUH’un aç kalır mı?
Unutma
ki midenin açlığı, gönlünü doyurur.
RUH’unun açlığını, benliğini
bulmadan bilemezsin.
Amma, miden aç kalmadan,
O’na yönelemezsin.
YUNUS

Yaşamak beden ile değil, RUH iledir.
Bedenin ayırdığı nedir?
Dünya
yaşantısı.
RUH’un niyeti, bedene diyetini ödetir.
Olmayacağı niyet
edersen,
yürüdüğün yoldan dön derim.

Adı bilinmedik ulular,
dünya ile kıyamet arasındaki RUHLAR’ın
yardımcısı olurlar.
YUNUS

Gurbette olur mu?
RUH her an aranızda.
Gurbet, madde olan alemdedir,
bedenden ayrılandır. Kulun RUH’u da her an aramızdadır, ayıran bedendir.
HAY VASFI’nda kulunun gönlünü,
bedeninden sıyırmayı anlayalım.
‘Nasıl
sıyrılır?’ derseniz;
bedene tabi olan CAN,
manadan nasipsiz kalır.
Beden ile RUH’u birbirinden sıyırmak,
yani RUH’u canlı tutmak.
BAYRAM

‘Çiçeğin en güzelini koparayım,
hayvanın en güzelini besleyeyim,
aşın
en güzelini yiyeyim’ dersen,
bedenine hizmet edersin.
Halbuki
beslenecek olan RUH’undur.
Seni ebedi yaşatacak, sadece odur.

Cevizin çetini taşla kırılır.
Elle kırılanı da, taşla kırılanı da
aynıdır;
fark kırılıştadır.
Cevizin içi, RUHLAR;
dışı, nefis-niyet.
Bedeni diri tutan, RUH ile CAN.
CANAN RUH’undur, dolayısı ile O.
CAN
ile CANAN, BİR;
bedeni buldurur, bedeni siler,
KENDİ’ne götürür.
İdrakten önce, sadece CAN ve beden vardır.
İdrakte beden silinir, CAN
ile CANAN buluşur.
Hakikate erişte, sadece O kalır.
CAN’dan da,
CANAN’dan da öteye geçilir.
Çünkü CAN da CANANI da, maddeleşmiş halidir.

ALLAH kuluna; kendini buldurmak,
kimliğini bildirmek için gönderir.
Tövbekar olan kulun hatası, affolur.
Dersin ki, ‘Yazı değişir mi?’
Doğuşun değeri, odur.
Tekamül denen, orda buluştur.
RUH’u bölüş,
kainata serpiş, arıtıp tekrar dönüş.
Dönüş nereye? Kendine.
Önce
kendine, sonra arı gönülle HAKK’a.
CAN’dan aranan nedir? Arılık.
Her
yaratılan gelir, dünyaya uyar.
CAN’da bulamazsa, CANAN’da arar.
Kendini, ne olursan ol buldurur.
Yazı odur.
Ezelde, RUHLAR
yaratıldıkta,
düzenin dışına çıkana ‘GEL!’ dendikte;
gelişe uymayan asi
RUHLAR’ın,
dünyaya gelişte de asi olacağı, elbet yazılıdır.

RUH yerini buldu mu, düşünmeyi dünyada bırakır.

Enerji denildi, madde ile hapsedildiği söylendi.
Elbet her RUH,
enerjinin ta kendisidir.
‘Nasıl?’ denilir.
Niyazın seni nereye götürür,
neden RUHLAR beden ile örtülür?
EMREDEN’in; yenmesini dilediği,
güzelliğini bildiği, yerini yerliye verdiği,
‘OL!’ denenin olduğu gibi.
‘Açık değil’ denilir.
Anılmadık sohbetin, bilinmedik sözünü verdik.
Bedenini neden sakınırsın?
Gelecekten elbet, gidecekten değil elbet.
Halbuki, bedeninde
kaynayıp duran enerji yüküne inanabilsen,
gelecek
seni asla korkutmaz.
Çünkü o her şeyi yenmeye muktedirdir.
Sen onu
uyutursun, bedenine güç verirsin.
‘Bedeni sil’ denen odur.
‘Ölmeden
öl’ denen odur.
O nedir.
Sana, KENDİNDEN üfleyen,
bedenine NURU’nu
katan.

Dünyada tekamül, üç yöndedir.
Kanda, CAN’da, tende.
RUH’un tekamülü geliştedir,
HAKK’ın ‘OL!’ dediği anda oluştadır.

Ermek; tekamül etmek midir,
yoksa gömleğinden sıyrılmak mıdır?
Gömleğini sıyır ki göresin,
RUH’un açıklığına eresin.
Her kulun RUH’u
paktır,
çünkü onu veren HAK’tır.
Alacağın vereceğin O’nadır,
ereceğin
göreceğin O’dur.
O’ndan geldik, O’na döneceğiz.
Sıyrıldı isek; dünyada
öleceğiz, ölmeden bileceğiz. Bileceğimiz nedir?
O’nun SIRLARI değil,
kendimiz.

Gelenin gönlünde, binanın himmeti vardır.
‘Binanın himmeti olur mu?’
dersen,
RUH’un varanda, beden bina olmaz mı?
Bina dünyada kalmaz mı?

Ağızdan dile, dilden mideye,
baştan ayağa alınan nedir?
Bedeni diri
tutan.
Elbet CAN.
CAN, yaşayan beden demektir.
RUH değil.
Gizli olan;
yaşayan değil,
yaşadığı halde bilinmeyendir.

Akım almayan RUH uykuludur.
Dünyaya geliş, akım alıştır, uykudan
uyanıştır.
RUH’un bedenden ayrılışı, akımın ötesine geçişidir.
Ne var
ki, artık her RUH, akım ile yüklüdür.
Uyumak bilmemektir.
MELEKLER, uyumayan RUH'lardır.
Onun için kullarına
vazifeli gelirler.
‘Nasıl uyanılır?’ denir.
Geliş ile dönüş arasında,
yumuşak yol çizilir.
Bilmek için, uykudan ayılmak gerekir,
akım ile
yüklenmek gerekir.
Kulunun MELEKLER’den üstünlüğü,
akıma gerçek diye
baktığındandır.
Verilen akıma RUH, bedensiz olarak dayanamaz.
Onun
için, bedeni sildim diyen;
AŞKI ile kavrulandır, yandım diye bağırandır.

Dünyaya gelişten önceki hal sorulur,
RUH’un şekli yorulur.
Suda arayın,
şeklinde bulun.
‘Uyuyan RUHLAR’ dedik, suyun bulut halini verdik.
Bulut yağmur olur, tane tane dökülür,
dünyada hemhal olur,
güneşe
uydukta, kendini bulur, özüne döner.
'Hemhal olmazsa,
güneşten bulmazsa
ne olur' dendi.
Ne olacak, buz.
Ne olursa olsun, gene de güneşten bulsun.

‘Kulun toprakta kaldığı,
RUH’un yolunu aradığı doğru mudur?’ denir.
RUH
bedenden ayrıldıkta, hakikati idrak eder.
‘Beyin olmayanda idrak var
mı?’ denildi.
İdrak, beyinde değil RUH’tadır.
Beynin idraki, RUH’un
verdiğidir.

Dünyaya gelmiş RUHLAR’ın,
daha önce uyuyan RUHLAR olduğunu söyledik.
Cüz’i irade bedende.
Bedende olan, bedenin yolunu verendir.
Kül’li
iradeyi RUH’a veren nedir?
Yanılma yok.
Hatasız YAZAR, yudum-yudum
süzer,
her olacağı bilir.
Çünkü, YAZAN’dır.
Bedene geldikte, dünyaya
girdikte;
bahçe misali açılır.
Bilinen nedir?
RUH’un oluşu değil, nefes hiç değil.
Olan, oluşan
enerjidir.
Öyle bir enerji ki;
kaynağı da kendi, verici de.
Asla
tükenmeyecek, eksilmeyecek.
Yumuşak olan her kulda,
enerji çokluğu
görülür. Neden?
Oyun değil, denilen gerçektir.
Enerjiyi kendinde idrak
eden,
neyden ses alana benzer.
YM. diyelim, sohbetin yorumunu misal ile
verelim.
Atların halinden verelim.
Uslu atın bakanı çok olur. Neden?
Sevildiğinden.
Huysuz at enerjisini bedeni ile harcar;
olmadık, hizmet
vermedik yerde.
Uslu atta enerji yok mu? Elbet var.
Ne var ki,
gerektiği yerde, gerektiği zaman.
Kulun da vergisi aynıdır.
Ne var ki,
kulun cüz’i iradesi onu,
eğitim ile, yerinde yolunda kullanması
gerekir.
Çok coşkun kul,
bağıra çağıra AŞK’ını söylemesi
ne kadar
yersizdir.
Yok olan anılmaz, var olan inkar edilmez.
Verdik. O her kulda var.
İdrak edebildiğin kadar,
cüz’i iradeni kullanmış olursun.
O senin
kulluğundur.
Elbet RUH O’ndandır.
Kendi halinde O’nu bilir.
Beden ancak
idrak edebildiği zaman ölmeden ölür.
EYVALLAH.
YUNUS’um der ki:
“Kül’li iradem yanar tutuşur,
cüz’i iradem arar
koşuşur.
İdrakte ancak ikisi buluşur.
Beden ile RUH, ancak o zaman
kavuşur.

Dağda yukarı attığın her adım,
sana daha geniş görüntü verir.
RUH'lar
hafifledikçe yükselir-yükselir.
Elbet en yüksekte olan diğerlerini
görür.
ALLAH'ımdan aldığı kadar verir amma,
cümle sırlarını değil.

Asil RUH aslına döner.

uykuda RUH bedenden ayrılır
amma tamamen kopmaz.

’Bedenin yükü neden RUH’a yüklenir?’ denildi.
Gelişin nedeni, RUH sürer bedeni.

Ağacın kökü değil, dalı yeşerir.
Kulun bedeni kaybeder, RUH'u buldurur.
Bulacak ki olacak.

mahzen kuldur, şarap RUH.
Mahzen, dayanan olursa;
şarap, yerini bulursa;
bekleyiş kazandırır.

Hataya talib olmıyan,
her hal ile huzurdan uzak kalır.
Sahifeler
okuna-okuna bellenir,
ancak öyle aynı hatadan uzak kalınır.
Şekilde
değil hata, RUH'tadır.
YUNUS

Yanan her mumun eriyip söneceğini bilelim!
MEVLANA daha önce verdi, 'Uyuyan RUH'lar.' dedi.
Uyuyan RUH, yakılmayan mum misalidir.
MERYEM

Her kul belirli olduğu halde,
-beden düzeninde- bilemediği ölçüde RUH'u
ile dolaşır.
Ne var ki, gezintiler,
aynı akıma uyan RUHLAR'la
buluşmadır.
Beden, hali ile duyamaz.
Ancak, RUH'un yabancısı değildir.
Gönül, aldığın sevginin verdiğinden ötesini
kendine mal eden,
kendi
bünyesinde kendini besleyen,
verdikçe büyüyen, dağıldıkça çoğalan.
'Bünyede nasıl var olur?' dersen,
RUH'un yapısına mal edilmiştir.
MERYEM

'RUH?' denilir, açık sözü istenir.
O, BİR'dir! O'ndan gelen ayrı
kalmaz,
güneş ışığını yaymakla birliğinden kaybetmez.
O'ndan gelen
O'nundur!
O'nun denilen, sadece O'dur!
BİR OLAN'ı bölemezsin,
O'na
'O'nlar' diyemezsin.
'Uyuyan RUHLAR.' dediğimiz,
bileni bilmeyenden
ayırdığımız odur.
Dağılan, dağıldığı yeri görene,
orda kendini bulana
de ki:
'Geldin uyanmaya, O'nu bilip dayanmaya.'
Neden O'nu bilen güçlü
olur?
Çünkü, aslını bulur.
YUNUS
MELEK nedir, RUH kimdir?
Kimden maksat, asıl olandır.
RUH'un var ettiği
MELEK'tir.
O'nun üflediği RUH.
VAREDEN, VAROLAN!
VAROLAN elbet var
eder,
var ettiğini cümleye bildirir.
Kimini dünyaya gönderir,
kimini
kainatta görevlendirir.
(Yani onlar dünyaya gelmezler mi DEDE’ciğim?)
Aslına dönmek,
RUH'un malik olduğu en yüce makamdır
YUNUS

Bağımsız olan her RUH,
asla birbirini sorumlu tutmaz.
Kendi hatasını başkasından bilmez.
Düşünülen hal, bedendedir.

CAN bedende oluşur,
RUH gidende gelişir, gittiği yerde bilişir.
Değişen
olmadıkça,
RUH ayrıya geldiğinin idraki içindedir.
Ne acele eder, ne
çekimser kalır.
Gördüğü aydınlıktır.
Doğruyu görür.
'Ne demek?' dendi:
Her yaratılanın varacağı yeri idraki,
dünya perdesinin örtüldüğü anda
başlar.
DOST dediği, var edilenle BİR'liğe gelir.
Varolanın idraki,
gölgesiz ölçüsünü bulur.
Onun için, uzun yatanla kısa gidene dert
etmeyin.
Örtü elde olaydı, dileyen açabileydi,
kısa güne talip olurdu.
Her kul kendini eğitirse, ununu öğütür.
(DEDE’ciğim undan murat nedir burada?)
Nefsini, RUH'unun kafesini, yapının hevesini.

Yokluk değil varlığa katılan kuluna,
'Nehri buldun!' deriz.
'Yokluk
nedir?' diyene:
Değişeni bilmeyen,
bedenin aldığını RUH’una mal
etmeyen,
yokluktan bahseder.
Bedeni silebilsen, RUH’unu görebilsen.
O zaman derim ki O'ndansın!
Sen
O'ndan, ben O'ndan, ayrılık neden?
(Zamansızlık kimin içindir?)
RUH
için.

‘Her gönülden geçen, olumlu mudur?’ dersin.
Elbet değil akıldan
süzülmedikçe.
Önce akıldan süzmeyi öğretiriz.
Gönül; akılla RUH’un
kapısıdır.

Beden, kafestir,
RUH, nefestir.
RUH, bedende tekamül etmez!

Eşyanın sesi asıl sesin örtüsüdür.
(Asıl ses ahiretteki ses mi?) Evet.
(RUH'un da bir sesi var?) Elbet.
Konuşma her tuşun aksine yazmasıdır.

Genler, RUH’un dünyadaki muhafızıdır.
(RUH önce dünyadan mı geçiyor?)
Evet.
(İlk basamak dünya o zaman?)
Evet.
(Dünyanın seçilmiş olmasından mı
yoksa en aşağı kademede bir konut olduğundan mı
ilk basamak oluyor?)
Dünyada nasıl her olay
birbirinden ayrılmayan halkalar misali
gelişiyor ise, kainatta da dünya, halkanın bir parçası oluyor.
(İtibar veya itibarsızlık değil?)
Asla!
(Noktaya çemberi çizdirmekten bunu mu anlıyoruz?)
Dünya kendi içinde bir halka.
Kainat zincirinde de o halkaya tabi.

RUH’un zerreleri;
bedendeki her zerreyi döllendirir,
bildiğince yollandırır,
yandığınca küllendirir.
ALİ

RUH’un, CAN süzgecinden geçmesi gereklidir.
(Üzümün şarap olması için mi?)
Gönlünü oluşturması için.
MERYEM

Beden, RUH’un verdiği ile gün-gün yansıma yapar.
Her an değil.
Asılda
her an da olabilir,
ne var ki, kulun nefis kapısı kapanırsa
çevresinde
oluşan yoğun yansıma açık görülür.
(Aura’dan söz ediyorlar) EYVALLAH!

ÖZ’den ÖZ’e nefes ile değil,
yumuşak halde kaldığınız gibi,
RUH ile varlığınıza O’ndan katılanı biliniz.

RUH'umuz O’ndandır, ‘OL’ dediğinden.
‘BUL’ denilen, örtünün altındaki
‘OL!’ dur!
Bilmeyi dilersen, benliğini sil;
görmeyi dilersen, kimliğini
sil;
varmayı dilersen, ‘OL!’ dediği halde kal!

Sendeki senin ile oluşur,
benliğin ÖZ’ün ile buluşur,
aklın RUH'un ile çalışır.

Uyumadım geceler.
‘Ölmek’ dedim, kendimi denedim,
her satırda yokladım,
her seferde bekledim.
Denildi ki:
‘Beden sende kaldıkça,
sen kendini
buldukça yoğun yükünü atarsın’
Sordum, ‘AZRAİL ile sohbeti nasıl
tadarsın?’
TABDUK dedi ki:
“AZRAİL, can almaz, göbeğin keser.”
(Yeni
doğuş için?) EYVALLAH!
Dedim, ‘RUH'ta göbek var mıdır,
dünya bu kadar
dar mıdır?’
Dedi ki: ‘Bildiğimi söyledim.
Uykunda gezdiğin yerden,
bağın seni döndürür, uykun seni kandırır’
‘Göbeğimi makas ile mi,
kama
ile mi keser?’ dedim;
‘Akım ile keser’ dedi.
YUNUS

Soru: İnsanın gerçeği de,
ÖZ’ü -yani RUH’u- oluyor değil mi?
Ben, RUH’un gerçeğini aramıştım.
GARİP: RUH’un gerçeği orda (ahirette), burda derilmez.
Soru: Derilmekten maksat, idrak mi?
GARİP: RUH’un gerçeği konuşulmaz.

RUH, senliği benliği siler.
RUH aleminde kadın erkek yoktur.

RESULÜ’nün hırkası, RUH'unun kablosudur.
Onu giymeden, asla gerçeğe ulaşamazsın.
YUNUS

‘DOST olalım, DOST kalalım’ derlerse,
diyelim ki: ‘Dostluk söyleşte
değil, ÖZ’dedir!’
Ne aldın ne verdin?
Ceset ile RUH'u nasıl birledin?
Nefsini nasıl körledin?
‘Ceset bende!’ dersen, RUH'un kimdedir?
‘Sana
bana!’ dersen, sözün kindedir!
Ne orda ne burda kaldım,
ne ceset ile RUH'u birbirine kardım.
Biri söz, biri ÖZ, her adım göz;
RUH, ÖZ; beden,
söz.

beden sana emanettir, RUH asla değil!
BEHLÜL

‘Gedik, nedir?’ denildi.
Gerçeğe açılan kapı.
‘RUH'tan haber aldık
mı,
bildiğini sorduk mu?’ denilir.
RUH'un bilgisinde kainatın gerçeği
vardır,
ne var ki, vergisi ALLAH’ımın EMRİ kadardır.

Akıl ile, beden ile, RUH'unun emrindesin.
O RUH ki, kayıtsız şartsız
uyumdadır.
Nefsin isyan etse de, düzeni birbirine katsa da;
gün gelir,
BİR’de olan ile BİR’liği bulur.

Dağları, ovaları, ağaçları, suları,
benim için, senin için YARATAN;
RESULÜ’nü yarattığı,
o’nun için kainatı bütünlediği,
GERÇEĞİN İLAHİ
KARARI’dır.
Her olayın, bir dolayı vardır.
Kainatın yaratılışı da
RESULÜ’ne
RESULÜ ile kaim…
Olacağı gerçeği, yazışı ile verilmiştir.
(‘YAZI’dan murat KUR’AN mı?) EYVALLAH.
RESULÜ KUR’AN’ı yazdı kaim oldu
ve RUH’u bedenlendi.
Doğruyu bildiği, gönülden her yönü açtığı,
açıktır.
Ve okudu, ‘Sen de oku’ diye belletti.
YUNUS
RUH, yaratılmışlığın kutluluğudur.
Maddesini bilemezsin;
ne uçucu ne
kaçıcıdır, ne de geçici…
Vardır, var olacaktır.
Katılaşmadığın her
anında,
her zerrende dağılmaz.
Lambayı yaktığında etrafı ne kadar
açıksa,
o kadar ışık verir;
ne kadar kaparsan, dar yerde kalır.
Işık
vardır mevcuttur, el ile tutamazsın.
RUH vardır, göremezsin tutamazsın,
atamazsın satamazsın.
Sen onun hükmüne girersen,
yerden göğe bilirsin;
o senin hükmüne girerse, yer ile göğü silersin.
Olay budur.
Senin
RUH’unun hükmüne girmen…
Çünkü RUH, gerçek bilginin sahibidir;
bedenin
her zerresinde konuk değil;
konuk olan bedendir.
Fistan gibi giyer.

Kat-kat açılsa gökler, her biri ayrı bilgi saklar.
Giden, geleni
bekler;
‘BÜTÜN olayım, güne dolayım’ diye.
(‘Giden, geleni bekler’
cümlesini açıklar mısınız?
‘Giden’ kim, ‘Gelen’ kim?)
RUH, zerreleri
bekler.
(Zerreler RUH’a mı ait, CAN’a mı ait,
ya da ikisi arasında
başka bir şeye mi ait?)
Hepsi BÜTÜN’e ait.
(Ölümden sonra, zerreler RUH ile ne zaman birleşir?)
ERMİŞLER’de hemen;
diğer kullar için zaman içinde.
(İnkarda olan biri için, durum nasıl?)En geç altmış dört yılda RUH’la birleşirler.
(Bu altmış dört yıl, onlar için uzun bir zamandır elbet?)
Evet.
(Bu altmış dört sayısının bir manası var mı?)Evet.
HAZRETİ MUHAMMED’in yaşam süresi;
ana rahminde ve dünyada.
(RUH ve zerreler birleşince, ne oluyor?)NUR KABE’si.
NUR sofrası.
(Biraz daha açar mısınız? KABE nedir, sofra nedir?)KABE; ZATI,
SOFRA; SIFATLARI.
Kristal avize düşün;
Ortasındaki ışık; NUR,
çevresine yedi rengi verir.
RUH ve zerre,
ALLAH’ın SIFATLARI’nı alıyor.
(Yedi renk, ne manayı alıyor?)Yedi kademe ve onsekizbin alem.
Bu kademe ve alemlerde idrak,
tekamülüne devam ederler.

RUH'un, araca ihtiyacı olmaz.

KAYGUSUZ söze girdi:
"Bayram seyran hevestir, namaz oruç nefestir.
RUH’unun nefesi..."

RUH’un dini yoktur!
Her RUH
dünyaya Müslüman olarak gelir
(doğar),
Müslüman olarak gider
(göçer).

RUH gerçeğin bilincinde,
maddeye bağımsız.
Kuzuyu bağlarsan, istediğin
yere gidebilir mi;
beden maddeden kopmayınca,
RUH yerine varabilir mi?
(RUH'un ve bedenin zerreleri ayrı-ayrı mı?)
RUH'la bedenin zerreleri birbirini tamamlıyor.
Ayrı, ayrı değil.
RUH gerçeği idrak etmeye çalışıyor,
fakat bütünlenmezse bedenle,
orda
cehennemi yaşıyor.
(Cehennemi diri iken mi yaşıyor?)
Göçünden sonra.
Sorgun kendi zerrelerinden oluyor,
‘Sen bunu niye tamamlamadın?’ diye.
SORGU MELEKLERİ, zerrelerindir.