![]() Benim rahatım iyi. 'Yerimi bulmadım, adımı almadım, yanımdakini bilmedim. Gelecek günüm göreceğim, yerimi öğreneceğim, yanımdakini öğreneceğim.' ALLAH yününün çilesini kısa vermiş, kaderi öyle imiş. ![]() Sizden buradakilerin tek dileği, YASİN’dir, KUR’AN’dır. Onunla onları anın. Yumak muadildir hayata. Giden yok; dünya bir alem, alemler aynı. Yandık, ömürden geçtik, ahiret dedik gördük, murat aldık. ALLAH, sizlere de nasip etsin. YARATAN’a sığınan bulur, yanına varır. OMAR der ki: “Anasının duasını almış mı, dünyada hoşnut etmiş mi; bin kulun duası yetmez, ananın duasını alan, komşu kapıya gitmez.” ![]() Ölüm size acı gelir; bilseniz, doğumdan tatlı gelir. ![]() Annenin duasını, duasına gayesini de dile. Duasını al ki gülesin, iki alemde olasın. Duaların en makbulüdür ananınki. Yolun bitende hesap sorulanda, muhakeme kurulanda sorulur; ‘Ana duası alanı, yüzünü güldüreni ayırın, öyle kulu kayırın, hesabından düşürün, ahireti gösterin’ Dünyasının son günleri, sözde uyku da geçti. Bedeni uykuda, gönül duada. ALLAH’ımın mümin kulları, duadan alındı nasipleri. Her dua eden kul, duasının karşılığını aldı. Gidene duacı olanlar, YASİN okuyup üfleyenler, başında el açanlar; elleri boş dönmedi. Aya yayan gidilmez, göç duasız varılmaz. Alanlar verenler, helal suyu içenler; ettikleri dualar kadar sevaba sahip oldular. ![]() Dünyadan gelmek kolay nefes işi. Nefesi veren kişi; dumana yol vermişse, duasını etmişse, ALLAH’ını bilmişse, kul gönlü etmişse; sanmayın hesap verir, yolu dirhemle sayılır. Maniyi kaldıran, nefsini öldüren; rahatı bulur. Dünyada bulur, ahiretini kazanır. Dünyaya işkence için gelinmez. Dünyadan göçmek kolay, bir nefes yeter; gelmeye-varmaya yüz surat ister. ![]() ölüm yok göç var. Ölüm değil doğum var. ![]() Ölüm yok, göç var. Arandığı yere elbet gelir. Çünkü ALLAH’ına varan, dünyadan göçen; anıldığı, arandığı yere gelir, her olaya şahit olur. Olaylara üzüntüleri şöyle olur. Dünya derdine kapılıp, ahireti unutan yakınlarına üzülürler. CAN’dan geçeriz, yoluna göçeriz. Varalım SANA, duralım DİVANIN’a. ![]() (Deprem için) Olay umulduğundan güçlü. Dünyanın nimetidir, amma bir çok kulun göçüne sebep olur. ‘Göç nasılsa olacak?’ dersen, göçten göçe fark vardır. Eceldir, kaza değil; o yerin toptan silinişi. ömür uzunluğundan maksat, sıhhatli-huzurlu günlerdir. Yoksa yumağın ölçüsü değişmez. Ömür, neşeli gün. Duanı öyle gün yap, yoksa çok yaşamak için deme boştur. Uzasa ne dilersin? O da geçer bilesin. Ölüm-doğum karıştı. ULU’nun doğuşu, ALLAH’ını görüşü, vardığını bilişi, dünyadan sözde el çekişi. Sizce görünmek olsa, ALLAH’ım İZİN verse, ölmüşü ayırmazsınız. Günün olayı, yaşamanın kolayı bulunmadı, ‘Ölüme çare?’ dedi çözülmedi. Çözülse ne olacak, kula ne verecek? O zaman, kul ölümü özleyecek, çünkü aranacak bir şey bulunmayacak. Ne var ki, ALLAH’ım İZİN vermeyecek, kulun gelişine kilit vurmayacak. Dünyada kalan yok. Gidene bak. Layık olduğu gün gelir, vazifesini alır. Doğuş-ölüş insanlarda, canlılarda, canlının her zerresinde. ALLAH’ımın EMRİ’ne söz edilmez, giden gelmez, gelen kalmaz, varan üzülmez. Ayılmak niyetine dünyaya geldik ALLAH’ımın HUZURU’na varabilmek, dertop olabilmek için yücelmek gerek; yücelmek için hafif olmak gerek, dünyadan hayırla anılmak gerek. Dünyadan kahırla anılmak, boynuna ip geçirilmiş ite benzer. İti ipinden çekersen yürüyebilir mi? RUH’u da dünyadan kahırla anarsan, yücelebilir mi? Ne olursa olsun, ölmüş kulun ardından kötü söz edilmesin, mümkün ise affa gidilsin. “KULUMUN AFFETTİĞİNİ BEN DE AFFEDERİM.” der ALLAH’ım. emir gelmeden göç olmaz. Yalnız dualarınızı yarın ölecek gibi edin, tövbelerinizi sona bırakmayın. Sonun hududu yok ki. ‘Gelenler ne yapar?’ dersin, merak edersin; boşluk yok, vazife var, vazifenin başında ALLAH’ım var. Burada eğrilik yok, çünkü idrak var. Kalmaya gelmedik dönmeye geldik, doğuştan mukaveleyi imzaladık. Misafirlik uzarsa, ev sahibine sıkıntı verir. Kâinat, hepsi sana kusursuz hizmette. Kalmak istersen, ‘Dayatayım’ dersen; men edilene asıntı olursun. Ölüm yumağın bitişidir, nüfusun ayarlanışıdır. OSMAN HAZRETLERİ der ki: “Nerden geldiğimizden çok, nereye varacağımızdır mühim olan. Geliş, nasılsa ALLAH’ımdan. Ne var ki, gayene uymayana gönül koyarsan, gidişe yol bulamazsın. Anlatayım, hızın kesilir. Ne kadar hafif olursan, o kadar yükselirsin." Gelene gelmeyene, sevene sevmeyene; gönül kapımız açık. Yolcu-hancı misali. Gelen geçen, kalan göçen. ‘Kalan var mı?’ dersen, ‘Giden yok’ derim. Giden; yerini bulan. ![]() Her olay, göçte yerini alır. Hak yiyenle, hakkını yediğini; ALLAH’ım göçte buluşturur, hakkını ödeştirir, dünyadan getirdiğini, aralarında bölüştürür. Cimrilik sevilmez, ALLAH’ımda hoş görülmez. Göçte yardım diler. Ne var ki, dünya yolunda yardımdan uzak olan, göçte de uzak kalır. Ona sonsuz üzüntü verir. Dileyip yapamamak, geç kalmak. Yıkmaya değil, yapmaya bakın; kırmaya değil, tutmaya bakın. Kulun vereceği kulu öldürmez. Benden beni sorarsan; hamlığı geçtim, erginliği seçtim. ALLAH’ımdan sorulmaz. Ne var ki, yerime baktım, merdivenin üst başında kendimi buldum. Bulmak, her kula nasiptir; yükünü atarsa. Merdivene çıkmaya güçlü olmak gerek, yüklü değil. Merdiven, her kulun önünde. Kendinde güç bulan, gücünce çıkar. Ölümde her kul, ALLAH’ıma olduğu yerden bakar. Çıkmaya çabalarız. El-ele, kol-kola. (Topluca mezara gömme konusunda sorulur) Konsa ne olur, şehit şüheda ayrılır mı, olmasa ALLAH’ım denk getirir mi? ‘Ayrı anılması?’ dersen, topraktan mı anarsın. Gönülden anılsa olmaz mı, yerini bulmaz mı? Neden bozulmaz? Bedenin aldığı akımdan. Elbet lütuf. Akıma gönül katılır, beden akımla yoğrulur. Onun için ALLAH’ımın EMRİ olmasa, İZNİ de olmaz. Pantolon giyenle, etek olan ayrılmaz. Güzeldir, görürsen güzeli; güzeldir, bilirsen gazeli. Sevdi isen, hem güzeli hem keli; sevdiysen, hem akıllı hem deli; o zaman derim sana ‘VELİ’. Sevilir, olmasa da güzel; sevilir ağaçtan dökülen gazel; sevilir, yerdeki çamur; sevilir, eldeki hamur. Yolunu almak için, merdiveni çıkmak için sevmek gerek. Seveni de yereni de, yolunu çevireni de seversen, yüksüz gidersin. ![]() Yola çıkmak için bavul hazırlarsın, boş gitmezsin. Göçe hazırlık da elbet gereklidir. Kul kula ne verir ki? Sadece sebep oldurur. Ne kul kulun ömrünü kısaltır, ne ölümüne sebep olur; eceli gelen ölür. Denmesin ‘Dert ettim, ölümüne yol açtım’. Elinde mi ki senin ömrünü kısaltsın? Yazın yazılmış, planın ölçülmüş, ömrün verilmiş. Yumağın kopması da, ALLAH’ımın EMRİ’dir, kulun hayrıdır. (Çocuk doğuyor, kısa bir ömür sürdükten sonra ölüyor. Mademki dünyaya gelmesinde bir sebep var, neden çok küçük devrede ölüyor?) Olay şudur. Gelen, ölçüsünü alır. Yavru değil, onu kaybeden. Ölüm, RUH’un bedenden ayrılmasıyla. ‘Ölüm’ dersiniz, sözü kapatırsınız. Ölüm yok derim size. Ölümün yerinde, göçün olduğu bilinir. ![]() O aleme göç edene, ne ikram edilir? Elbet YASİN. Planın dahilinde olan çizgilerdir; doğum-ölüm-evlenmek. Kulun alacağı, ‘Kaderim bana verdi’ diyeceği, doğum-evlenme-ölüm haricinde. Kiminle evlenecek yazılıdır. Doğuşu yazılı dedim. Elbet yazılıdır, doğacak olan. Yaştan baştan dilesen, ömür boyu yalvarsan; ne günün geçer, ne dakikan uzar. Neden deliye gülünmesi günahtır? Kulun gayesi varmak ise; ne deliye gülünsün, ne ölüye matem derecesinde ağlansın ![]() Ecel gelmeden ölüm olmaz, ölüm gelince kul önleyemez. ![]() Gelen, göçer. Göç vardır, ölüm değil. Yumak sararsın, çileyi çözersin ‘Bitti’ dersin. Çile biter, yumak değil. Yumağı türlü şekle koyarsın, kulun ömrüdür bu. Çoğalmak, ALLAH’ımın EMRİ ile olur. Çoğalmayı dilemeseydi, durdurmaktan aciz değildi. Zaten nüfusu ayarlayan YÜCE ALLAH’ım. Muayyen olan şudur. Dünyanın hesabı edilmiştir, ayarlanması şöyledir. Hastalık, harpler... Doğum elbet ölümden çoktur. Ölüme ne kadar çare aransa da; doğum azalacak, ölüm çoğalacak TANRI’ya varışın istasyonu yok. Kimler mi gelir? Her kulun gönül dalgasında olan. Bütün RUHLAR, sevinç ile gelir, geleni karşılar. Onun için dualar edilir, ölenin yanında. Merdane yol almak, mert kulun gücüdür. Mertlikten ayrılanın korkusu, göçüdür. Göçten korkanın mertlik iddiası, gönlünün hayalidir. 31 mayıs 1971-2* ölene ağlanır yürekler dağlanır başlar bağlanır dualar edilse allahım denilse vardığı yer bilinse bana da tez gelse denir ![]() Çeken sen değilsin, beden; göçen beden değil, sensin. Geçtiğin kadar git, geriye dönüş yok. Aldığın kadar iç, ömre ölçü değil. ![]() Hayatın, öncesi sonrası yok. Doğum ile ölüm, birdir. Çamın verdiğini küçük görürsün, bedenine yakıştıramazsın. Yakışanı sen bileydin, dünyaya gelişin önemi kalmazdı. Uzun ömürden maksat nedir? Her verilenin, en uygun olduğuna inanmak, niyetine uymasa bile. Her olay, ALLAH’ımdan gelir. Kul, kulu suçlar. ‘Kulun yönetildiği’ denirse de, dünyadaki hatasının vergisidir. Ölenin de, dünyada görgüsünün kesintisi. Yumağın kopmasından maksat, görmekten ümidi olup aniden göçü. Göçün de türlü tecellisi olur; kul, bilerek göçer, kul, elden göçer, kul, kazadan göçer. Her göçün, türlü merhalesi olur. Dünyada söz vardır, ‘Eden bulur’ Hayır. Elden göçenin, ettiği veya edeceğidir. Tecelli eden elbet. Hangisi ALLAH’ımın YAZISI değil? Öldüren yok. Zaten o, cezasını görür, her olay yerini bulur. HİKMETİ’nden sual olunmaz. ALLAH’ımın YAZISI, kuluna açmak düşmez. Ancak, her olay yerli yerindedir Sağlık size, varlık bize. Gelen her kulun, dönüşü dilemediği görülür. OSMAN ![]() Kul, kul için üzülür, ‘Kaderi kısa’ denir. Yanıldığını bilse, ömrünce dövünür. Kulun kaderini kul bilemez, kimse kimseye ölçü veremez. ALLAH’ımın ADALETİ’nden şüphe edilemez. Her gelen birdir, varmasını bilen de hep bir. Geldiğin gibi dönebilirsen, ne mutlu sana Gidenin yeri, daha belli olmaz. Her kul anında gidişte mertebesini almaz. ‘Dünyada hazır değil mi?’ derseniz, sorgusu suali bitmeden yerini almaz. Müstesna kullar ayrıdır. kaderine yazıldığı gün göçülür. YAHYA PEYGAMBER der ki: “Kul göçünü özledimi, bil ki yoluna altın serpilir; dünya bağı çözüldümü, sırtına kanat takılır.” Göçünü özledin mi, dünya sevgisine rağmen? Göçü özlemek, dünya kahrından ölmek değil; dünya sevgisine rağmen, O’na varmak özlemi. Özlediğim, O’na varmaya arzu duyduğum gün; erdiğim gündür. ‘Kalbimi yoklasam’ dersin, bedenine eza edersin. Göçün ne erkeni, ne de geç kalanı yoktur. Onun için ölümden sakınmak için tedbir yetersizdir. Kafesten kurtulduğum anı, andaki heyecanı kula verebilseydim; zerresini vermez, NUR’unu harcamazdı. Doğuş öyle bir an ki; yaşamayı öğrenmek işte o anda bilinir, var olmanın çözümü o anda görülür. Doğuş, dünyanın dönüş kapısı. Dünyayı dumana boğan, kulun gafletidir. O’nun AŞKI ile ölmeden ölürüz, göçtükte O’nu buluruz; ‘Biz SENİ, dünyadan da bilmiştik’ deriz. OSMAN Doğuş, alemleri bağlayıştır; göç, düğümleri çözüş. Niyet edenin, göç anında hataya düştüğü görülmemiştir. Hangi istasyondan binsen, aynı sona varırsın. Yeter ki o trene yetişebilesin Benim yazdığımı, uyuyanın yerine göçenin aldığı da görülür. Dünyada gaflete düşen, göçünde almaya çalışır. Göçene ışık vermek, ALLAH’ımın GÜCÜ’nde. Dünyadan göçenin, bizden alışı kesilir. ‘ALLAH!’ dediğinde; kainatı sarabiliyor musun, gönlünü göçene kadar O’na bağlayabiliyor musun? Hiçlik doğuştadır, ölüşte değil. Kafeste kuş, kuş mudur? Kuş demek; sonsuzda kanat açabilen, dilediği yere konabilendir. Kafese giren, kendinden geçendir. Kendinden geçene, hiç denir. Kuş kafese girdikte, senin esirindir. Senin için öter, kendi için figan eder. ‘Yiyeyim-giyeyim, dünyayı yaşayayım’ diyen, yaşadığı yeri bilmeyendir. ‘Yaşayacağız’ diyeceksin. Günde değil, göçte yaşamak başlar. Günde ancak imtihan vardır. Göçte yaşaman için, imtihanı vermen gereklidir. Çünkü O’nsuz yaşanmaz, O’nu dünyada bırakırsan, buraya O’nsuz gelirsin. O kimdir? ALLAH’ım. Soluğun sayısı artsa diyemezsin, artışına yardımcı olamazsın. Sayı ile verilir, sayı ile alınır. ![]() Ölüm bildirmek, vazifem değildir. Ölüm korkusuna düşenin, korkudan öleceğine inanmak, yazılanın bozulduğunu sanmaktır. Günü gelmeyen, ne korku ile ne kargı ile göçmez. Eceli kaza dediğimiz nedir? Yazılanın dışında kalan mı? Daha önce verdim. Doğum, evlenme, ölüm; binanın planındandır. Dışına çıkamazsın. Zelzele, eceli kaza mıdır? Zelzelede ölümü, eceli kaza görürsen yanılırsın. Eceli kaza; vakitsiz, sebepsiz ölüme telmihen söylenir. (telmih: söz arasında başka bir şey kastedilerek manalı söyleme, açık söylememe.) Sözün, evvel bitime yok. Ölüm mukadder olduğu anda, intihar eder sabırsızlığından. Her yazılan ALLAH’ımdandır. Aldığı yer de, dünyadaki ölçüsüne göre değil midir? Her olaya sabırsızlık gösteren, ölümünü de aynı ölçüde verir, ondan sonra gelenlere örnek olur. ![]() Bedene ölümsüzlük olamaz. ![]() ‘Kuş olsam, dilediğim yerde konaklasam’ dersin. Kuşa sorsan ‘Kul olsam; imtihan görsem, ebedi yaşasam’ der. Kuş dünyada sorgusuz uçar. Kul dünyadan sorgusuz göçtü ise, kuş misali dilediği yere iner. Her göçen dünyaya döner, ne var ki dönüş RUH olaraktır, beden asla. Manada güzellik, VEREN’in; maddede güzellik, görenindir. Manayı görmek, ölmeden ölmekle olur. Maddede güzeli görmek, O’nu bilmekle olur. Nasibi olmayan, burada da bulamaz. Vaktine zam olsun dersin, ‘Uzat’ diye duacı olursun. Ne uzar, ne kısa kalır. ![]() Kaydı silinen, dünyasını değiştirir. Gelen göçeni bilmez, göçen dünyada kalmaz, göçende dünyada bıraktıklarına yanmaz. Ne var ki göçmeden, alacağını-vereceğini bilmez Güçlük gidende değil, gitmeye hazır olmayandadır. Hastalıkta ölümü aramayın. Ölüm geldikte, dünyayı sildikte; hastayı iyiyi aramaz, kaydı silineni bulur. Niyeti kurmanı beklemez, niyeti bozanda da gelmez. Arap yolunda durmaz, AZRAİL’den güzel MELEK olmaz. Gidenden şikayet gelmez. O’nun HUZURU’na varan, dönmeyi düşünmez. O hata, sadece dünya gününde olur. Gidişte hürriyeti buluş vardır. Her kul ‘Kuş olsam, uçabilsem’ der. Göçünde, bu dileğini olmuş görür. ![]() Cesette ne ararsın, CAN olmayınca? RUH’ta ne ararsın, AŞK olmayınca? ![]() ‘Doğuştan ötesi nedir?’ denirse, ‘Hakikati biliştir’ derim. Çünkü doğuş, dünyayı terk ediştedir. ‘Dünyanın en güzel meyvesi nedir?’ denirse, ecel meyvesidir. Ecelin açık manası nedir bilir misiniz? ALLAH ile kavuşma. ![]() Dünya halinde O sende, göçünde sen O’nda. ‘Dünyayı sileyim mi, SANA geleyim mi?’ dersen; “GÜNÜNÜ BEKLE, GÖNLÜNE AŞKIN SONSUZUNU EKLE.” DER. Hak olan idrak, göç ile başlar. Dünya idraki, mantığın alabildiği kadardır. Zaman benden geçmez, ben zamanı geçtim, günümü dünyada seçtim. O’nu bilişte, dünyadan göçtüm. O’nu buluşta, doğuşu bildim. Doğan, bilendir; bilen, ölendir; ölen, gülendir, GÜLÜ ile BİR olandır. GÜLÜMÜZ gönüllerimizde, AŞK bahçelerimizde. Gözümüzü dünyada, gönlümüzü hakikate açalım. ![]() Usanmadım dünyadan, gocunmadım göçümden ![]() Göçünden kıyamete kadar olan zamanın, sana cennet veya cehennem olur. Un beden, su iman. Vermezsen duman, gelişin yaman. ![]() Kul; dönüşe en yakın anda diye hazır olursa, durmaya değil varmaya niyetlenir. kul, sadece RUH’u ile döner, dönüşte her hali siler. ![]() Ölsem dedikte, ölemezsin. OSMAN ![]() ‘Ölüm de güzel mi?’ derseniz. Ölümün doğuş olduğunu bilseniz; çirkin demezdiniz, gözyaşı akıtmazdınız. Unutulmasın, doğan bildiğine ağlar; ölen öldüğüne, ölürken gördüğüne güler. Doğanın güldüğü, ölenin ağladığı görülmemiştir. Yılın uzununa değil, ömrün uzununa bakınız. ![]() Kanser denildi, şifası müjdelendi. Ne var ki, ‘Ölüm son buldu’ denilmedi. Verilen, huzurdur. Yoksa her kulu, ölüme hazırdır. ![]() Ömür, HAK’tan bilinenin, bilinen günlerin olduğunu demedim mi? Uzun ömürlü odur. Yılların uzunu değil, bilinen günlerin çokluğudur. Sıyrıldı isek; dünyada öleceğiz, ölmeden bileceğiz. Bileceğimiz nedir? O’nun SIRLARI değil, kendimiz. Durağımız elbet yok. Çünkü durmak, bitişe nokta koymaktır. Bitiş asla yoktur. Geçiş vardır. Geçmekten maksat, elbet göçtür. Ne var ki, göçte boşluk olmaz. ![]() Dörtten sorulur, yönden denilir; kulun ölçüsü öyle görülür. Yön denildi. Kainatta yön de yoktur; sadece dönüş vardır. Giymeyi soyunmayı bildik. Geldik, aldık, bildik, döndük; dörde öyle vardık. Gerçek budur. ‘Olmazsam’ diyene sözüm. Olmazsan niye geldin, geldinse neyi bildin? Geldiğin O'ndan. Ne var ki, bildiğin senin yazılandan önce ölemezsin. Vakit gelmeden ölmezsin. HAK diye geldiniz, HAKK’a varınız, göçmeden biliniz. ![]() Ömür nedir? Hayatın bitişi değil, nefesin tükenişidir. ‘Yedekten gelmez’ dedik. Yedek nedir? Yardım vereyim, el-ele geleyim diyendir. Ne var ki, sadece yolda el-ele gidilir. Gidişte her kul yektir. Sevmese de sevilecek, görmese de verilecek, alasıya derilecek, ancak öyle dirilecek. Dirilmekten maksat, uyanacak. YUNUS Her gelen, adını dünyaya bildiren; ancak göçüne kadar tanınır. Göçünden sonra adı ile anılır. RUH O’ndandır. Kendi halinde O’nu bilir. Beden ancak idrak edebildiği zaman ölmeden ölür Kuşku ömrün karanlık günüdür. ![]() Ne giden, ne dönen var. 'Geldik.' dedikte, buluştuğumuz anı söyleriz 'Dört nedir?..' diyelim mi? Ağacı kökten alalım mı? Dördün yorumu kainatın durumuna denktir. Bildim diyen, sevendir; gördüm diyen, uyandır; uydum diyen, arayandır; oldum diyen, dört'ü kendinde bulandır. Dört'ü kendinde bulan, elbet beşi arayandır. Beş, öyle oldukta, aranandır? 'Aranan nedir?' dendi. Aranan, kainatın dört'ü, dört'ün oldurduğu ölümsüzlük. ![]() ‘Doğuşun dengi nedir?’ dendi. Doğuş çokluğa dönüştür, dönüşte buluştur. Geceyi açabilir misin, akıl gücün ne kadar üstün olsa? Asayiş senden gelir sanma. Düzeni buldukta, dumansız kaldıkta tekamül; bedenin yapısına hüküm verdirir, kapısına değil. Tekamül bilimdir, İLMİ’ne uygun. İlim nerden gelir, nerde bulur, nerde kalır? Aynayı eline aldıkta, ‘İlimde gördüm’ der misin? İlim kula buldurur, kulu oldurur, doğuşa götürür. Doğuş; kendini, ÖZ varlığını buluştur. ÖZ dendikte söze yer yok. Dünya sözdedir, dünya gözdedir, dünya bizde değil sizdedir. Biz ÖZ’de, siz sözde. Ne var ki söz ÖZ’e getirir. ![]() 'Ölmüş YUNUS.' dediler, beni toprağa gömdüler, toprak üstünde durdular, YUNUS diye adımı andılar. Yersiz kaldım durmadım, söze geldim dayanamadım. 'Nasıl geldin?' derseniz; ölümsüzlüğün gerekliliğidir, geliş veriş. Doldu boşaldı, YUNUS baş aldı, güzellik yaktı, gerçeğe baktı, can dedi CANAN'da kaldı. Doğuş, gelişin özüdür; yersiz söz, yalanın çelişidir. YUNUS Doğuşun durağı yoktur, varışın olduğu gibi. Varışın, YUNUS’un sözünde olduğu gibi. ‘Gelişin yeri belli değil’ denirse de, herkes olduğu yerde, olduğu gibi. Ne var ki, oluşu oradan öte gider. Bulduğu an, vardığı andır. Doğuşun sınırı yoktur, varış tektir. Yağmur; gökyüzünden her damlası aynı düşer. Ne var ki düştüğü yerde şekil alır. Deryaya düşen deryada kaybolur, göle düşen gölle bir olur, toprağa düşen, toprağın canını besleyendir. Toprağı besleyip, çiçek ile süsleyendir. Kulun göçü de öyledir. Yerini bulur. Yerini orada değil elbet, burada oluşturur. YUNUS Ölüm, göç değil midir? Ne var ki, bu göçte bavulunda götürdüğün, işlediğin hayır ve şerdir. Nasıl ki seyahatinde bavulunu kendin açar, temizi kirliyi kendin ayırırsın; göçte de öyledir. Göç gidene tatlı, kalana acıdır. YUNUS 'Koskoca dünya' denilen, kainatta nokta diye görülen, gelen ile gidenin görüşüdür. 'Nasıl?' denir. Gelen, dünyayı olduğu yerde, olduğu kadar görür. Giden, kainatta yürür-yürür. Öyle oldukta, dünyayı nokta diye görür. ![]() Her doğan bebek bir gün evvel doğandan daha aydın doğar. Aydın olmaktan maksat; bilgi yükü ile. 'Nasıl?' denilir. Her an yenilenen kainatta doğanın da yenilendiği unutulmasın. Doğum ile ölüm, ilim ile bilimin anahtarıdır. ![]() Gömülen geri gelmez YUNUS ![]() Çeyrek ömür geliştir, öbür hali biliştir, 'Bitti' dediğin yerde kainata doğuştur. Dünya kula koğuştur. Gelen bilmez, soran durmaz, varan asla silmez. YUNUS Her var olan dedik. Daha önce verdik. Doğar, yaşar ve göçer. Göçtüğü anda gideceği yer; dünya gününde aldığı verdiği, gördüğü bildiği ve uyduğu kadar gideceği yeri kendine konut seçer. (Gidenlerin, 'Yerim neresi?.' diye sorduğunu, bazı tebliğlerinizde verdiniz. Ne demektir?) 'Yerim neresi?' dedikte, hangi konutta kalacağını sorar, yani hangi gezegende olacağını öğrenmek ister. (Ölüm de bir ışınlanma yani yer değiştirmek midir?) EYVALLAH! Ne var ki, kiminin bekleyiş müddeti vardır, kimi anında yerini alır. Onun için denilir; her göçenin arkasından niyaz ediniz, hatalarını affediniz. Çünkü hiç bir gezegen başka gezegende olanın bağlantısı ile göçeni almaz. Çözen, kendi çevresini çözer. Ömrü, çizgisine teğettir. Aymayı bilirsem, bileni bulursam; yerimi dünyadan almış olurum. Yerini almak başka, ölmeden ölmek başkadır. Her hale uymak, kulluktur! Her hali duymak, duyanla hemhal olmak; dünyayı seve-seve silmek, ölmeden ölmektir. 'Dört dört' dedik, yorumda duranı gördük. Her varolanın bildiği, uyduğu dört haldedir. Düzen, bilinen dört yoldadır. 'Dört hal nedir?' dendi: Doğduğun, bildiğin, uyduğun, öldüğün. Doğuş da dört haldedir: Döl hali, görgüye dönüş hali, -doğuşta- iki aleme bakış hali, (Doğuş esnasında mı DEDE’ciğim?) EYVALLAH, dünyaya bakış hali. Öyle oldukta mana aleminden sıyrılır, yani perdelenir. 'Gerçeği nasıl bilir?' dendi. Ruhun aynaya bakış halinde, gönülden uyduğu her olay. Dört-dört denilen; 'Gelişimi bildim, dünyada buldum, yaşarken uydum, sildiğim an duydum' denildikte açılan kapıdan girilir. Denildi ki: 'Ya, doğmadan düşen?' O da iki halde oluşandır. YUNUS Güldüğün gün, öldüğün gün olacak, ALLAH'ım VARLIĞI'nda cümleyi erdirecek. Yolda kendimi buldum, bildiğim günde kaldım, öylece oldum, sandım ki öldüm. Ölen O'nu bilendir, ölen nefsini bölendir, ölen her türlü kaygudan uzak kalandır. YUNUS 'Göçen gelmez.' diyene sözüm: İnkar edene gelmez! YUNUS ![]() Her yaşayana ölüş gereklidir. Göçte kaybolmazsın, kalb olursun. Her zerrede dünyada iken verdiğini bulursun. İşte o zerreler sana hizmettedir. 'İyiyi götürün' dediğimiz odur. Her iyilik zerreler halinde kainata yayılır. Göç anında gelir seni bulur. Ne katı ele gelir, ne satır yerde kalır. Bilen bilmeyenle kendini bulur. Tende oluşan, kanda doluşan, canda buluşan, göçte; yerden, gökten, sudan, havadan değil, RUH’undan yer bulur. Ceset, nerde olursa kalır. Geliş ve dönüş aynı kanaldan. Sudan geldik, su ile döneceğiz. Her şey bir damlanın içinde! Gönülden silinmezsen, her var olan seni anar. Uzun ömür odur! ![]() Kapılar hep açılır, dilenende geçilir, yazılanda göçülür. "...Soğuk suyu paylaşırsan, mideye; sıcak suyu paylaşırsan, maddeye; akan suyu paylaşırsan, manaya hizmet edersin. ‘Edemem, yolum değil!’ dersen; elbet ALLAH’ım hizmette olana yer verir, sana başka hizmetler gösterir. Unutma ki, her kulu hizmettedir! Bildiğin hizmet, bilmediğin getirir; ‘Kaçayım’ dersen, seni ona götürür. Asla kaçamazsın, hizmetin bitmeden göçemezsin! Her göçen, hizmetine de nokta koyandır." dedi, YUNUS’um DOST KAPISI’nı bulanın, dost hamuru yoğuranın; geldikte yeri elbet GÜL bahçesidir. Umudunuz o olsun ki, sizler de orada beklenirsiniz. Orada O’nu bilen, RESULÜ ile bilişen kulları oluşur; her biri alacağı görevi bekleşir. Ne aldın ne verdin? Ceset ile ruhu nasıl birledin? Nefsini nasıl körledin? ‘Ceset bende!’ dersen, ruhun kimdedir? ‘Sana bana!’ dersen, sözün kindedir! Ne orda ne burda kaldım, ne ceset ile ruhu birbirine kardım. Biri söz, biri ÖZ, her adım göz; ruh ÖZ; beden söz. “Kafes SENİN, nefes SENİN, heves benim mi? Gönül SENİN, güzel SENİN, çirkin benim mi? Ne yarattı isen SEN’den, sadece ÖZ’ümde olan bilgi benden. Doğuş odur; ÖZ’ümde olan bilgiyi bulmak. Bulduğum an SEN’den geleni, SEN’de kalanı; ÖZ ile gözde düğümleneni bilmek bana aittir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ![]() Dünyayı çember biliyor isek, çemberi aştığımızda yani göçümüzde sonsuzun idrakine varmış oluruz! Varmış olsak da, kendi yapımıza uygun yerde durmuş oluruz! Dengeyi bozacak hiçbir zerre yoktur! ![]() Ölümsüzlüğe, imzayı, her bilen atar. YEDİLER ‘Doğduk bilsek bilmesek’ denilmesin. Doğduk, ÖZ’ümüzdeki gerçek ile. Gölgeyi silmeyi diliyor isek, ÖZ’ümüzdeki gerçeğe dönelim. Doğan ile ölenin farkı; biri gerçeği bilmeye, öbürü gerçekte olmaya ilk adımdır. ![]() Doğandan olduk. Bildiğimiz, her doğan göçer. YUNUS "...Doymayı, duyandan bilelim; doğmayı, uyandan." dedi, YUNUS’um Gelmeyi diledik mi, dönmeye söz vermedik mi, dünyada haz almadık mı, gerçekten koz bulmadık mı ![]() "...DOST; doğduğun gün yanındadır, doyduğun an yönündedir." dedi, YUNUS’um |