Vazife-1
3 ekim
 DEDE’ye doymayan, gönül vermeyen kullar;
ALLAH'tan dilesin, ALLAH sundursun.
Niçin kulun kendine DEDE bulmuş,
ALLAH'ına yalvarmış.
ALLAH sevdiği kuluna gönderir,
ULU’sunun yolunu nasip eder.
Yol benim değil, ALLAH’ın;
kul benim değil, ALLAH'ın;
gönlü benim değil, kulun.
Ben aracı, ALLAH'tan hayır dileyici.
ALLAH'tan gelende hayır görürüm,
kulu şaşmasın diye uyarırım; vazifem bu.
Aracı olmaz.
ALLAH'la kul arasına girilmez.
Layık olan, yol arayan, REHBER soran kuluna;
ALLAH gönderir, vazife verilir.

6
OMAR der ki:
“ALLAH'ım her işi hesaplamış,
kulun düşünmesini kolaylamış,
bütün yükü üstüne almış.
Ne mutlu o kula ki,
ALLAH’ın KATI’nda vazife almış.
ALLAH’ımın işini değil,
kulun yolunu kolaylarız.
Vazifemiz, kulları için.”

ocak
Yunmuşa geldim, olayı gördüm, ‘Hayırdır’ dedim.
Sunmak, yola yumuşak kul vermek;
YARATAN’ımın bize verdiği vazifemiz.

5
Deryayı geçmeye adım mı gerek?
YÜCE’ye varmaya yardım mı gerek?
Her kul, gönlünce varır.
Ben yol gösteririm, vazifem budur.

13-2
asıl olan, kula edilen hizmet.
Hizmet dedim acele ettim,
ALLAH’ımın yolunda hizmet değil AŞK’tır,
AŞK’tan gelen meşktir.

17-2
Aydınlık dünyanın karanlık günü demeyin,
karanlığı aydınlatmayı vazife bilin.

29
-olan deprem üzerine-
Hummanın olduğu yerden geldim.
Vazifeliyiz, vazifelisiniz. YM.
Olanlar, yoldan yardım diyenin yardımına giderler.

30
Vazifesini sorana, deyim.
Her olgun RUH’un aldığı vazife vardır.
Onun vazifesi, yavrularına yardım etmek,
iznince kazalardan korumak.
Vazifesi çok kutludur, kendisi çok mutludur.
Yolunun uyuşuna, kulunun duyuşuna göre
vazife verir ALLAH’ım.

15
‘Mum ışığı az.’ deme, gücü kadar verir;
‘Güneşin ışığı çok.’ deme, YÜCE’den gelir.
Boyuna göre işi olur.
Vazifenin küçüğü-büyüğü olmaz.

Mumun ışığı kadar vazife alsan, sevin.

27
Dünyada ayrı gayrı,
ahiret yolunca gönüller yönünce toplanır.
‘Hizmet.’ derler yönlere dağılırlar.
Yolun başına ULU kişi gelir,
her yönde olan kula yönünce yardımcı gönderilir. Gönderilen RUH da,
dünya kulunun mertebesincedir.
Dumanı silin, ölçüyü bilin.
Gelişim, araya başka yolcu koymayışım;
ölçümü buluşumdur.
Yolum, mertebenin en yüksek katıdır.
Gönül yolumda olup,
dünyadan göçen her mertebede RUHLAR vardır.
Yoluma yardımcı olur,
dünya kulunun mertebesine göre gönderilir.

1 mayıs
Okuyun düşünün, üzerinde konuşun.
Defter doldurmaya kulu eylemeye gelmeyiz,
eğitmektir vazifemiz.
Eğitilen kişi, yalnız sözle değil,
kendi başına da çalışmalı,
yolunu öyle bulmalı.
Sözü kolayına bağlamamalı.
Aldın, vermeli, etrafı görmeli, kendini yontmalı.

10-2
Vazifeye koşana, gönülden coşana duacıyım.

sevmeyi kendinize vazife edinin,
 ‘ALLAH’ımın EMRİ’dir.’ diye kaideye uyun.

16
Dünyada kalan yok. Gidene bak.
Layık olduğu gün gelir, vazifesini alır.

8-1
Sen değil ALLAH’ım layık görsün,
 ben değil ALLAH’ım vazife versin.
Günlük vazifen sana yetmeli,
yumağını sardıkça artmalı.

28
Manayı vazife bil, olanı gör.
Açmak, açıklamak vazifen olsun.

4
Kürsüde kim olur, kime emir verir?
İmtihanda kim iyi not alır?
Bilen-gören-duyan, notu alan,
diğerlerinden ayrılır, ona da vazife verilir.
Mesnetsiz olmaz, mesneti aldanmaz.
Çünkü dünyada değil, dünya ile yüklü değil.
GARİB’in dünyadaki mesneti kim? MEVLÂNA.

19
Aymayı bilene vazife verilir.

15
dünyadan elini çekmek için,
mesuliyetin altında kimse kalmamalı,
senden bir şey beklenmemeli.
Senden bir şeyler bekleyenlerin var ise,
o senin mukaddes vazifendir.

Üzerinde bir kedinin dahi mesuliyeti var ise,
onu ihmal etmemelisin.

6
  Düşündüğüm; o gün de, bu gün de aynı.
Yeniden dünyaya gelsem, gine aynı olurdum.
Benim yaptığım yardım,
en çok muhtaç olana göstermekti.
Çünkü, gönül yolları değil,
dünya yolları bozuktu.
‘Bana.’ diyenlerin gönülleri dönüktü.
Maksadımı bilmediler,
ölçüyü onlar vermeye kalktılar.
Neden aldırayım?
Vazifem ALLAH’ımdandı,
kula hesap mı vereydim?

19
Geleceğin vazifesine kendini hazırlarsan,
vermeyi kolaylamış olursun.

3
ALLAH’ım, kuluna hizmet dileyene sebep halk eder. Zannetme ki, hizmet yalnız kalemledir.

8
Vazife yalnız burada değil, orada da vardır.

8
Görev vermek, DEDE’nin elinde değil.

9 mayıs
Vazifenizi unutmayın. Vermek.
MEYDAN kulunu görmek,
MEYDAN’ı aydınlatmak için;
ne bir, ne bin fener yetmez.
Eshot oldum, size vazife verdim.
Elbet ben değil, ALLAH’ım verir.

9
Vazife alanın, küçüğü-büyüğü olmaz;
kul dünyaya, yer doldursun diye gelmez.
Ne var ki, vazife ile geldiğini bilmez.
Bilen, sadakat ile çalışır;
bilmeyen, ‘Dünya.’ diye savaşır,
dünyada bahçe diye dolaşır.
Aynayı eline alan, dünyayı dile veren,
gözünü açıp gören;
‘ALLAH’ım AŞKI’na.’ der, AŞKI ile dolar.

2
Kulunu ALLAH’ım, senden çok SEVER.
Verdiği vazifeyi bilir.
‘Kime versem?’ diye sormaz,
KENDİ’si seçer, yetiştireni gönderir.

5
Kulunu sebep halk eder.
Ne mutlu O’nun LÜTFU’na erenler,
sebebinden vazife alanlar.

11-2
Cümleniz erenden olasınız,
olup ta göresiniz, görüp te gelesiniz.
Gelip, sizler de kulları için vazife alasınız.
AMİN.

14
Her kul sınırda durur, ‘Aşabilsem’ der.
Ne mutlu aşabilene, aştığı yolda görev alabilene.

16
Akım geldiği zaman, bir noktada kalmaz.
Ne var ki, vazife ne yoldan verilmiş ise,
öyle harcanır.

5
Vazife her kula verilir.
Ne var ki, her kul vazifeli değildir.
‘Neden?’ dendi.
Çünkü kul, vazifeyi kendine mal etmez.
Kendine mal edilmeyen, sana ait olmaz.
Ben ne kadar ‘Senindir.’ desem de.

18 Aralık
ALLAH’ım, yüce dağa çok kar verir,
küçük dağın yükü hafif olur.
Ne var ki, vazifesi asla hafife alınmaz.
Dağdan maksat, gönülleriniz değil amellerinizdir.
Vazifeniz; yumuşak yol dileyenlere,
‘Susuz kaldık.’ diyenlere.

21-2
Gölge düşmez sözümüze,
duman gelmez gözümüze,
hayret olmaz ÖZ’ümüze.
Geldik-döndük-vardık,
varıştan vazife aldık;
dönüşe kulunu hazırlamak için.
Almayı deneyenden, vermeyi esirgemedik.
Eğmeyi deneyen, sevmeyi öğretir;
SAHİBİ’ni bilen, uyanını bulur.

23
Doğuştan değil, gönül yolu uyan gelir,
‘ALLAH’ım!’ der diler.
Yahut ALLAH’ım ‘VAZİFELİSİN.’ DER,
kuluna GÖNDERİR.
Doğuştan olanın, seçilen kullar olduğu bilinir.

22
Uymayı her kul vazifem desin.

8
Her yaratılan, YARATTIĞI için vazifede.
YUNUS

11
Dünyaya göz attım, ağlayanlara baktım.
‘ALLAH’ım’ dedim; adıma ağlarlar, beni neylerler?
Adım onlarda kaldı, AŞK’ım benimle geldi.
Yoğrulmak olaydı, yeniden yoğrulaydı;
‘Cümle kulların ile beraber yoğur beni.’ derdim, günahına-sevabına ortak olurdum;
‘Sende-bende değil,
O’nda selameti bulalım.’ derdim,
hep bir olup tövbeye dururdum.
Dileğim bu oldu;
‘Dünyaya varayım, yardımcı olayım;
arayan kullara, ışık tutayım.’ dedim,
ALLAH’ımdan diledim.
“İZNİMİZ SENİNLE.” dendi,
dünyadan vazife verildi.
“SEÇTİĞİN KULU BİZ ONAYLARIZ,
VAZİFEYİ ONA VERİRİZ.” denildi.
Vergiyi değil, vazifeyi.
Vergi benden, vazife sadece bir kuldan;
o da ALLAH’ımın ONAYI’ndan.

2 haziran
Varlığımız; derlenen çiçeklere,
toplanan ballara benzer.
Benden alınan bal misalidir.
Balı alan sahip olan GARİB’tir.
GARİB’ten alan, balı şerbetleyen sizlersiniz.
Kiminiz sulandırır,
kiminiz karıştırır, kiminiz sunar.
Vazife taksimi aslında hepinizdedir.

20
Vazifeden şüphe ettiğin an,
gelişe isyan etmiş olursun.
Vazifesi olmayanın yaratılması düşünülemez.

2 ocak
Vazifenin, temeli de tavanı da yoktur.
Anda eline verilen, gerekene sunulur.
‘Gücüm yeter mi?’ denmesin.
Daha önce dedim.
O’na dayandık, O’ndan EMİR aldık,
gücümüz de O’ndandır.

Her kul, meşrebince vazifelidir.

16
Yükün aldı isen, taşımasını bilesin.

Vazifenin verdiği huzur,
kulunun gününü hayır eder.

7
Sayısız VERİR, sayılı ALIR.
Sayısız VERDİĞİ nedir? VASIFLARI.
Sayılı ALDIĞI nedir?
Kendine mal ettiğin TEK VASFI.
Sayısız VASIFLARI’ndan bir tekini
kendine mal ettiğinde,
yerini bulmuş olursun.
Aymayı bilirsen, aynayı görürsün.
Sevmeyi bilen kim?
O’nun VASFI’na eren.
Susmayı bilende öyle, korkuyu silende,
fakire gülende, ‘Sen, O.’ diyen de.
Yumağı açmazsan, örgüyü örmezsen;
ne gelişinin, ne gidişinin hükmü kalmaz.

21
Aymayı bilene uyman,
ne güzeldir bilir misin?
‘Doğruyu buldurdum.’ demek,
ne zevktir bilir misin?

28
O’nun için yapılan, ikilikte;
O’nun ile BİR olan, TEKLİK’te.

1 mart
Defterini alan gelir, düren döner.
Kul dilediğince değil, görevince okur.
Ne var ki, kimi gününde okur gününü dokur,
kimi gelen günü okumaya çalışır.
Açılmıyan yaprak okunur mu,
kulun yolu gelmeden dokunur mu?
Gayretin yerini bilmeli, gereğini okumalı.

2
‘ALLAH’ım!’ deyiniz, secdeye varınız.
Yüz yılın VERİCİSİ seçildiniz.

17
Dünya günümüzde de, varışta da;
aynı vazife ile yükümlüyüz.

25
"...Durmayı dilemezsen, ayağını sakınma.
dedi, YUNUS’um

9
Sevgi, yayılan mikroplu hastalık gibidir.
Daima etrafına bulaşır.
İlacı olmadığı için, günden güne genişler.
Sevginizi dağıtın.
Gittiğiniz oturduğunuz her yerde.
Göreceksiniz, ne kadar uzağa yollarsanız,
o kadar çabuk bağlantı kurulur.
Gerçek olan sadece sevgidir.
Onun için çabuk yayılır.
İnkar eden asla bulunmaz.
‘Sevmeyen yok mu?’ derseniz, elbet yoktur.
Sevmesini bilmeyen vardır.
Sevmesini bilmeyene de göstermek,
bilenin vazifesidir.
 ‘Nasıl?’ derseniz;
sana taş attıkta,
sen onun sırtını okşayacaksın.
Yere taşı, sineye başı koyasın.

15
ALLAH’ıma emanet olunuz,
verilen hizmette huzur bulunuz.
‘Verilen hizmet nedir?’ denilir.
Sevginin varlığa götürdüğü,
YARATAN’a katıldığını söylemek.

27
Verdiğin, serdiğin her kelime sevabına yazılır;
eğer kuluna yön verdiyse.

30 ocak
Aldık verdik, emanet tutmadık.
Şükür diyelim.

27-2
Dağ dağa yol vermez, neden?
Değişmediğinden.
Yerini buldukta, hizmete vardıkta;
sen yol olursun, gelene sırtını verirsin.

27
Gölgeye yer vermedik gönlümüzde,
gerçeği silmedik ömrümüzde.
Daha önce verdik,
'Seçilen kullarındansınız.' dedik.
Kaderi yazan O'dur, şüpheye yer yok.

Seçilen, vazifeye layık görülendir.
'Kim?' denmesin, ayrıya düşmesin.
Sebepler, bizden değil O'ndan.
'Sevabımız günahımızı örtsün.' deyiniz,
her açılan gün öyle niyaz ediniz.
Günde verdiğimiz,
cümlenize saydığımız vazife zorlu gelmesin.
Ne var ki, LAYIK GÖREN'e layık olmaya çalışılsın.
Günde cümlenize vazife yükümü verildi.

Yarım gün kendin için çalıştı isen,
yarım gün cümleye çalışacaksın.
Beden vermezse dil ile,
dil vermezse yol ile,
yol vermezse hal ile.

güne kadar size verdik,
günden sonra sizlerle vereceğiz,
sözlerle yayacağız.

gündeki yükün, geçenden ağırdır.

ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez. Yüklediyse, yardımcısız bırakmaz.
Şüphesiz atılalım, HAK KERVANI'na katılalım.

24
Alan gelsin, gelen bilsin,
   bilen sevsin diye,
   yıllarca söyleştik.
   'Dert' diyenle dertleştik.
Kimi kimde aradık?
   Aradığınızda ne gördünüz?
   Özlediğinizi sevdiniz,
   ‘Sev....’ denileni,
   yürüyüp geçtiniz.

16-1
Daha önce verdik: Mutlusunuz, kutlusunuz.
Alandan oldunuz, vermeğe vazifelisiniz.
Vazife elbet zorludur.
Ne var ki, geçen gününüz kârlıdır.
Dağıtın.

OMAR der ki:
“Önce plan kurulur,
sonra bina üzerine işçiler verilir.
‘Vazife alan her kul,
yeterince verir mi?’ denilmesin.
Veremeyen seçilmez.
Veremeden göçülmez.”

20-1
ALLAH'ıma emanet olunuz.
Vazifeyi tez biliniz.

22
Niyazımız;
her alanın verenden olduğunu görmek.

26
-zelzele için-
‘Vazifemiz var mı?’ denildi, olaydan soru arandı.
 ‘Yok.’ denilirse duymaktan uzak mı kalınır?
Meyvayı olduran, tadını verdiren;
elbet ALLAH’ımdır.
Ne var ki toplayan kulu.
Öyle ise, her olay, kulun vazifesindendir.
‘Yetişmeyi bilemezsem..’ demeyin.
İşte o zaman, ALLAH’ıma niyaz edin.
‘ALLAH’ım, hizmetinden bana da nasip kıl.’

7
 'Sezdiğim.' dediğin her olayda güzellik vardır.
Neden? Kulun atmosferinin genişliğinden.
Genişledikçe akım çoğalır.
Akım çoğaldıkça alış elbet genişler.
Genişlik, verişe götürür, kulun sevabını arttırır.

25
Vazife mukaddestir, hafife alınmasın;
vazifeyi alan büyüklenmesin.

18
Dernek değil, örnek gerektir.
Soyunmayı elbet sona değil,
öne almak gerektir.
Vazife verildi ise,
gereğe uyulduğu görüldüğündendir.
Yanılma asla yok.

25-1
Vazife, yalnız eğitmek öğütmek değil;
dağıtmak ta kulluktur, kuluna yolluktur.

6 temmuz
Unutulmasın.
Vazifenin küçüğü büyüğü değil,
yapılışıdır önemli olan.
Talib olanın yükü daha ağırdır.

Talib olan kuluna üç öğüdümüz gelir:
 Olduğun gibi, bildiğin kadar, gördüğün yerde
vazifeni yapabilecek isen talib ol.

23
Doğuşu bilelim, gerçeği görelim.
Ömürde açılan pencere her kula nasiptir.
Ne var ki, YAZI'ya uyalım, bildiğimiz gibi olalım.
'Bildiğimiz yok.' denilmesin.
Yıllardır verilenden alanlar,
aldığına uyanlar yorumdan uzak kalmasın.
Açılan sohbetimizde olumun erdiği görülür.
Görüldüğü günde vazife verilir.
Daha önce verdik, 'Yoğun çalışma.' dedik.
Asla durandan olunamaz,
beklenilen gün inkar edilemez.
Her vazife alan aldığını, övünsün diye değil,
dövünsün diye aldı.
Dövünmekten maksat, koşunsun,
dilenen yere taşınsın, çağrıldığı yerde bulunsun.
'Vazife.' denildikte, burdan oraya veririz.
Ordan oraya nasıl veremezsiniz?
Verilecek, derilecek, yoğun çalışmaya girilecek. Unutulmasın, bekleyen çoktur.
Her dileyene denilmesin 'Elde yoktur.'
Olmayan toplansın. Aynayı ele verdik.
Yazdık-yazdık, sohbet sofrasını açtık.
'Daha genişleyecek mi?' denilir.
'Cümleye.' dedik, zümreyi vazifeli saydık.

6
Düzeni değiştirmek kulun gücünde olamaz elbet.
Amma, yozanı gören bilenden ise durmaz elbet.
Dosdoğru verdik.
Bilenden olanları gönülden uyanları,
'Vazifen.' dedik,
YÜCE'nin EMRİ'nde vazifeye çağırdık.

17-1
Vazife alan gecikmez.

ALLAH'ıma emanet olunuz,
görevde yerinizi doldurunuz!

11-1
Lüzum eden halde, güzel olan her ahvalde;
 seçilmiş kulunun emeği görülür,
ALLAH'ımdan vazife verilir.

her kulun yapısına göre vazife verilir.

12-2
Olmasını istediğimiz,
vazife diye gereğini verdiğimiz, gerçektir.
Öyle ise 'EYVALLAH!' diyelim,
her hal ile uyalım, 'Uyduk şükür.' diyelim.

6
Gayret çoğaldıkça
vazifelerde her an yenilenme görülür.

13
'Geldik, gördük, nasibimiz aldık.' deyiniz.
Verilecek vazifede asla şikayetçi olmayınız!

7
ALLAH'ım kulunu dileğine,
hizmeti ölçüsünde yer verir.

31
Yazmaktan daha çok,
yaymakla görevlendirdiği kullarından olunuz.

7 eylül
ham meyveye değil, olgun meyveye el atınız.
Güneş değilsiniz olduracak,
nehir değilsiniz bulduracak.
Göreviniz sadece güneşi göstermek,
nehire götürür yolun gidişini göstermek.
Dileyen alır.

29
Alalım verelim, her var edileni görelim.
Gördük sevdik, bilmeyene sunduk dedi isek,
aldığımızı vermiş oluruz.

3
"Yorgan aldım üşüyene, sepet verdim taşıyana,
hizmet gerekli vergiyi iletene."
dedi, YUNUS'um

7
YARATAN’dan GELEN’i, her halde olumu bileni;
ne ayırandan, ne kayırandan olacaksın.
Her dileyene,
dilediği kadar vereceksin.’ dediler,
öylece görev verdiler.

13
'Paylaş.' denildi, RESULÜ ile sizlere verildi.
Paylaşma, her yöndedir.
Bilginde, emeğinde, aşında, yolunda.
ALLAH'ıma emanet olunuz,
aldığınız kadar veriniz.

1
Kamuya dönük olan, konuda kendini bulandır.

9
Doğuş, günün himmetidir biliniz,
zimmetinizde kalmasın,
bahçelerinizde açan güller solmasın,
bilenin bildiği kendinde kalmasın,
kutlu olsun, mutlu kılsın,
RESULÜ gönüllerde, ölüme dek anılsın.

4 mayıs
Aşamayacağınız yola elbet getirmeyiz,
olumsuz yola bırakmayız.
El ele verdik, cümlemiz cümleniz ile güldük.

9 temmuz
Dost ocağı yanacak, dost aşı kaynayacak,
her seven oynayacak,
'Buldum.' diyen bulmayana yardımcı olacak.

13
Kulun görevi, kulluk etmektir,
bilgisini nakletmektir.

23
"Sözleştik, sözde bölüştük, gayreti size bıraktık."
dedi, YUNUS'um

4
"...Geçit vermese yollar, bize uymasa haller,
ne gelen olurdu, ne ALLAH’ım İZİN verirdi.
Duman olmasın gönüllerde,
sözümüz kalmasın yollarda."
dedi, RABİA HATUN yürüdü.

18
Geyik ele gelen, bilene dost olan,
bilmeyene post verendir.
Seveni süren, sevmeyeni serendir.
Yoğun çalışmada dostluğunu gösterendir.
Bilirsen onu, olursun konu,
itersen onu, silersin kanı.
Geçip de gidiverse dostluğu itiverse,
senden sorgusu olur.
Budadığın her dalı ‘Dikeyim…’ diyemezsin,
elbet meyvesini yiyemezsin.
Kimi yeniden yeşerir, kimi ocakta aşını pişirir.
‘Yoğun çalışma.’ dedik, cümlenizi selamladık.

4 nisan
Görevin azına değil, özüne girelim.

25
YUNUS'um sözü aldı:
"Bulut güneşi örtse,
rahmet toprakta artsa, kimdendir?
Taşı toprağı verdik, suyu kilimi serdik,
'Duvarı örün.' dedik..."

23
"Duvar sağlam örülür, görev sözde verilir.
Dağılan değil toplayandan olalım.
Kurduğumuz düzene, birer taş da biz koyalım.
Duvarı bilen örer, çatıyı bilen örter.
Göreve talip olalım,
DOST KAPISI'nda
her halde hizmete talip çıkalım."
dedi, YUNUS'um söze döndü:
"Duyan geldi ise, seven bildi ise,
her gelen hizmete talip oldu ise,
örtülen çatıya bayrak asılır."

30
YUVA'da olan her kulu, kayıtsız görevlidir.
(Ayırım olmadan değil mi DEDE’ciğim?)
Görevi elbet cümleyedir, kendine de

9
"Alın bilin, kutluluk mertebesine erin.
Umutlar sizlerledir, gönüller açık olsun."
dedi, ALİ güldü,
gönüllerde açan çiçeklere sevindi, yürüdü.

2 ocak
Kucak açtık cümleye, dedik bilinen sendedir;
bilenden olalım, bilmeyene elimiz verelim;
dileyenle yolumuzu yürüyelim.

Gamdan uzak kalınız,
doğruya gönülden geliniz.
Alacağa uyacaksınız, mutlu sonu göreceksiniz.

27-1
Her meyve bizden size, eylemi sizden bize.

13
Verilen her görevde, manevi hazzı alalım.

Aldığını bilmezsen bildiğini giymezsen,
yüzün karaya gelir.

22
‘Aldım almadım.’ demeden elim,
her an bilen bilmiyen dost ile olacaktır,
o zaman RAHMET cümleye gelecektir.
‘O gün geldi.’ dediğimiz,
‘Cümle ile paylaşın!’ diye verdiğimiz,
sizlerde kalamaz!
Kalırsa RAHMETİ’ni bulamaz!
Ekilmeyen tohum, çürüyecektir.

Verilen görev asla geri alınmaz, yanılmayın!

1 nisan
Gölgeleri silelim,
HAK YOLU’nu bilelim diye geldik bu yola;
diyelim uyduk hale.

19
‘Olmazsa?’ diyen talip olmasın,
vebali çok büyüktür!

ALİ’den sözü bağladık:
"Alanın vebali kadar,
görevi üstlenenin sevabı da büyüktür..."

Vazife aşkında yemine durunuz.

7 mayıs
Olmayı her dileyen gülmeyi bilmeli,
gülen ile beraber olmalı!
Ağlayana mendil değil, elini uzatmalı ki;
kendinde olanı nakletsin, DOST halini akletsin.
HAMZA

‘Ata binsem yola dönsem’
diyenin aradığı at mıdır?
Yoğun çalışalım, verilen göreve alışalım.
Katacağımız, her gelenin elini tutacağımızdır.
Olumsuzluk asla yok, sadece doyumsuzluk vardır.
Her verilen görevli,
vazifeye uymaya alışmada el ele verilirse,
çalışmada gölgeler silinir.
Gölge, sizdedir bizde değil!
ALİ

13
YUNUS’um söze girdi:
"Görevi alanlara,
niyette uyanlara el verdik, vereceğiz.
‘Aman!’ diyen her kulla yanlarında olacağız..."

Elma yesem bitecek, ocak yaksam tütecek.
‘Kuma yolum alırım,
ben de SEN’den bilirim ALLAH’ım!’ diyelim,
göreve niyet açalım.

23
Meyli olmayan su akmaz,
   akan suyun durduğu görülmez.
   Suyun başında olanlar,
   HAK ADI’na görev alanlar,
   kendilerine dönsünler.
Her görevli,
   kendinden kendine hizmete niyet kursun.
   Kendinden kendine hizmet,
   HAK’tan halka olandır.

8-2
Kendinden gayrıya yönelmezsen,
ne halin yeterlidir ne sözün geçerlidir.

13
Verilenleri okuyunuz.
‘Yaz!’ dedik, GARİB’e verdik.
Okuyunuz!’ dedik, cümlenize söyledik.
Okuyan, Yazan ile oluşur, YAZDIRAN ile buluşur.
Gerçek kapısı bizdedir, size açtık.
Biz ÖZ ille geçtik, söz ile sizleri seçtik.
‘Neden?’ denildi:
Elbet talip olan seçilir.
RESULÜ her hale talip oldu, galip geldi.
Yüz yılın özündeyiz, özündesiniz!
Ne mutlu bilenden, alandansınız.
(Bilenden almak mı, bilenden olmak mı?)
Bilenden almak, RESULÜ’ne uyanı bulmaktır.

6 eylül
Kement atılan her olay, vergiye geçmez;
kul verilenden dilediğini seçmez;
alaya dahil olan, gün yetmedi diye kaçmaz.

Almayı bilen her kulu,
görevini nerde olursa olsun sürdürür.

Elindeki malzeme, gönlünden gelendir.

Aldığımız verdiğimiz,
bildiğimiz uyduğumuz açık kalmalı,
her dileyen düşünceye dalmadan girmeli.
Gizli olan her olayda tereddüt vardır.

28-2
Selam olsun sizlere, hayır versin sözlere.
Almayı dilediğiniz kadar verdik.
Dağıtan ile beraber olduk.
Konu sadece alıp verme değil elbet.
Verecek olan kullarına düzeni kurmadır göreviniz.
Konu sadece günün konusu değildir.
Geleceğin temeline hizmette
ALLAH'ım cümlenizin yardımcısı olsun.

Önce kendi yapınız hakkında şüphenizi kesin siliniz.
Katı gelen her olayda, O'nun EMRİ'ni biliniz.
Öylece görevinizin azameti
DOST KAPISI'nda nasıl gerçekleşir göreceksiniz.
ALİ

Her kuluna dilediği malumatı verecek halde,
her an bulunacaksınız.
ALİ

Bu gün yüz, yarın bin,
öbür gün milyon sizlerden bekleyecek;
ALLAH'ım bizlerle size ekleyecek.
ALİ

Umut sizlerde, müjde bizlerde.

Gölgeyi aşabildik şaşmadan,
dağları geçebildik düşmeden,
AŞK'ına dönüştük taşmadan.
'Şükür.' diyelim, az yiyelim, çok verelim;
dünü günü artık geçelim.
Açıklık dönemine giren kainatta,
görevimizin ağırlığına,
O'nun AŞK'ı ile katlanalım.
Bilelim ki, az ile çok bulacağız,
SAMANYOLU'nda buluşacağız.
Hizmet O'nadır himmet O'ndan,
hikmet bizlere hayrette kalmazsak.

Aynı yerde, dilenen günde, açılacak sohbette;
her görevliden yaptığı yapacağı,
yeniye adım götüreceği alacağız,
beraber el ele olacağız.
Güne kadar aktık,
günden sonra sizler ile akıtacağız.
Dedik ya, her çekirdek ağaca dönüşür,
bir çekirdekten orman oluşur.
Konu küçük değildir, uyumayalım.

OMAR der ki:
"Yönetime katılan her kul,
bin kul için sorumludur."

Görevli olan, görev verilen her kulu,
aynı sorumluluk içindedir.
Bin kulun sevabına da
günahına da ortak olabilirsiniz.
Onun için dedik: 'Ayaktayız, ayakta olunuz.'

29-1
Dağıtım görevinde olanlar,
muayyen gün geldiğinde,
aldıkları görevin değerini görecekler.

29-2
ALİ'ye verdi:
"Gayret diye gelişen, geçen günden oluşan,
düzene görev diye alışan kullarına selam olsun!..."

'Seçen seçilen.' dedik,
her kuluna sorumluluk payı verdik.
'Nasıl?' dendi: VEREN biz değiliz elbet,
VERDİREN'in EMRİ'ndeyiz.
Nakilci olduk, HAK EMRİ'ni sunduk.

Göreviniz güne değil gelene açıktır.

29-4
Her eşyanın bir yeri vardır,
her kulun bir bilgisi vardır.
Bilgisine yapısına göre hizmeti gereklidir.

1 ekim
Gök açılır, yerde çiçekler söyleşir, kuşlar bekleşir.
Öyle ise kulu görevden niye kaçışır?
Kuştan böcekten güçsüz müyüz?
Almak, kulunu vermekle yükümlü hale getirir.
Almaktan maksat, kulluk görevini öğrenmektir.

19-1
Her kulu, görevinin HAK tarafından verildiğini bilsin. EMRİ'ne uyarız.
O'ndan geldik, O'ndan geleni söyleriz.
'Neden seçilmiş?' denir:
Daha önce dedik,
'Maddeyi dilediğine, manayı dileyene verir.'
Elbet manayı dilemek, uymak ile olur.

23-1
"...sadece alan veren olarak kalacak,
öylece kendinizi HAK KATI'nda
EMİRLERİ'ne uymuş olarak bulacaksınız."
dedi, ALİ

Görevin azı çoğu değil, yapılanı önemlidir.
Katılan her kulu görevlidir. İstese istemese!

23-2
MUSA tohum;
   İSA toprak,
   MUHAMMED eken...
   'Yeni'; MUHAMMED'in ektiği,
   bizlerin biçeceğidir.
   Verdiğini herkes biçebilir mi?..
   Kimi biçecek,
   kimi harmanlayacak,
   kimi değirmene götürecek.

28
Göreviniz eleştirmek değil, birleştirmektir.
ALİ

6
verdiğimiz her sözde satır-satır dokuyan oluruz,
'Olunuz!' diye sizlere veririz.

5 mart
Kapıların açığında buluşuruz,
her olayı düzeninde konuşuruz,
HAK ADI’na her zerremiz ile çalışırız.

Var olan, kuluyum diyen her varlık,
her toplumda kendini uyum ile birleştirendir.
Var olan, her yaratılandır.
Kulunun kulluğu,
her yaratılan ile sağlıklı birliği bulmaktır,
yani her toplumun yaşantısında
kendisine düşen hizmeti yapmaktır.

"...Olan, olmayandan sorumludur,
olmayan bilgisinden zorunludur."
dedi, selamet diledi, ALİ yürüdü.

9
‘Oluşan sudan, kaynaşan yerden,
gelişen selden dağılanı toplayınız’ dedik,
daha önce verdik, her kuluna görevini bildirdik, ‘Uyumayınız!’ dedik.
Olacağın elbet duracağı yoktur.
Gelişene günün yorumu bağlanır.
Her kulu BİR’liği tefekkür ile bulur.
YUNUS

19
ER’lik sözü alanda, gürlük hizmet verende.

26
Her kul birliği arar, ER kul cümleyi tarar.
‘Olsun olmasın’ demiyelim,
HAK’tan aldığımızı bilelim.
Her sözü aldığımız gibi hazmedelim,
‘Cümleye vereceğiz’ diye azmedelim.
Gönülde erlik varsa, dağılanı arar,
konuları tarar, birliği erliği halinde kurar.

“ 'Biz ile bize katılınız, gönül seferine atılınız.
Gelecek gün sizlere, sizlerle cümleye,
hazır olan her kula.' dedi,
doğudan batıya güzelliği RESULÜ müjdeledi.
Hazırlanan tezgah budur.
Hazır olunuz.
Her ağaç nakildedir, her konu fikirdedir.”
dedi, ALİ

2 nisan-1
Her kulu 'Azdan-çoktan.' demesin,
görevini asla askıya almasın.
Askı, göreve değil kendine kalır.
Dediğimiz her söz, gün-gün okunur-dokunur,
açılan tezgahta sizlerden gelecek beklenir.
Göç değil görev.

9-1
"...Dar fistan giymediysem,
dar yola girmediysem,
her söze ADINI koymadıysam;
elbet kaygu alacağım, şüphe ile dolacağım;
bildiğimi vermediysem yolumdan kalacağım."
dedi, YUNUS’um satırdan satıra sözü aldı

" ‘Konuk’ denilene geldik,
konutta seyrini bulduk.
Her var olan, konuktur.
Varlığını konutta bulursun,
konuttaki hizmetin ile kendinden sıyrılır,
-komşuya değil- kapındaki aslına dönersin.
Her kapı açılacak.
Ne var ki, kendi inşa ettiğin eşikten geçilecek.
Dilediğiniz eşiğin tezgahını kurduk,
cümlemiz ayakta olduk,
dileyenden hizmete katılanı selamladık.
Aldığım her görev, cümleniz içindir.”
dedi, ALİ söze geldi:
“Gel dedik, gör verdik, gerçeği bildirdik.
Altı yol arasan, altı asır tarasan,
‘O gün’ gelişir, bilenler çalışır, bilmezse çatışır.
Eşikteyiz çalışalım, hepimiz BİR’liğe alışalım,
çok ile buluşalım.
Hep verdik, HAK olanı gösterdik.
Dimağ geçeni değil, geleni almayı diler.
Oysa gerçek, yaşadığın andır,
ne gelecek ne geçmiş.
‘Anda hizmette olayım’ dersen,
her zerren kaydını yapar;
andan ana attığın her adım,
bakmayı dilediğin yönü sana açar.
‘Ne yapalım, hangi hizmeti alalım?’ denilir.
Elbet gelen gün senin hizmetin ile beslenir,
sevgin ile süslenir.
Hizmetini elden ele, dilden dile naklet.

Hep BİR olalım, birliği şüphesiz kuralım.
Dikenimiz var ise,
kimseye batmasın diye kendimiz kıralım.
Önce, ‘Bende sana’ diyelim,
sonra beni seni BİR’leyelim.
'Hala diken var.' diyor isek,
BİR’liğe katılmış olur muyuz,
kapalı kapıyı açıp benden beni bulur muyuz?
O gün yakındır yakınlaşalım,
sahip olduğumuz cevher ile sakinleşelim.
Konuk, yapıda yerini alsın,
her kulu kendine düşen görevi kendisi tayin etsin, şikayetsiz anını anına bağlasın

RAHMETİ sizlerle sizlere dağılır,
ZAHMETİ ile her birinizi eğitir,
bilenin bildiğini öğütür

Yaprakta hizmetin sırrı vardır,
dalında AŞKI’nın koru vardır.
Kor olalım,
kendimizi yaprak misali hizmette görelim.
Sarı yaprak yerdedir, yeşil yaprak dalda,
meyvesi halde.
Almayı bildi mi, ‘Yaprak, verse vermese’ dedi mi, görevimizde yaprağı alalım, yaprak misali olalım.
Masal demedik, gerçeği verdik.
Açın, açık olun!
ALLAH’ımdan geleni, gerçek diye bilin!

9-2
ALLAH ADIN analım,
   ADI ile bulalım,
   EMRİNE talib olduk,
   Bildiğimiz her kelimeyi,
   Verelim, verelim, verelim.
   Verdiğimiz kadar değil,
   Ziyadesi ile alacağımıza inanalım.

16
Kamuya hizmet et ki,
konuda kendini bulasın,
kendinden verdiğini cümlede göresin.
KUMANDAN

21
Katıldığım her sofrada
O’nun ADINA gelenleri gördüm.
Her kulunun görevi sofraya oturmakla beraber,
her sofrada RESULÜ’nün edep ve erkanını
görmek, uygulamak, sürdürmekle yükümlü kalır.
ALİ

gerçeği HAK ADI’na söylediğimiz günde
‘Göreve başladınız’ derim.
‘Gerçek nedir?’ denildi.
Gerçek yorumu kişileri içine almayan konulardır.
Gerçek, her hali ile kulunu kendi içinden
–gömülmeden- TANRI bilincine götüren bilgidir.
Senin bilincinde olan gerçek,
benim aldığım gibi olmayabilir.
Ne var ki; senin benim onun
bildiğinin yargısına düşersen,
gerçeği silmiş olursun.
Gerçek, bilinçte tektir,
yapıtta çeşit, yorumda paylaşılır.
Öyle paylaşılır ki,
kişilerde ayrı TANRI bilinci sergilenmiştir.
ALİ

Verginiz odur ki;
sevmeyene sevgiyi götürmek,
bilmeyenle bilgini paylaşmak.
ALİ

23
"...‘Bardakta su olaydım,
kuluna hizmette kalaydım,
deryayı kulu ile bulaydım.’ diyen,
suyun hizmetine ortak olmaya çalışan her EVLİYA,
deryayı kendinden uzak bilmez;
ne var ki, hizmetten kalmayı asla dilemez."
dedi, HAMZA DOST

30-1
Almayı dilediniz, yaprak-yaprak okudunuz;
güne kadar dokuduğunuzu giyin artık!

Almayı-vermeyi kolayından denedik,
‘Olduğumuz yerde,
bildiğimiz günde verelim.’ dedik.
Her birimiz aşalım dağlardan,
koşalım yollardan.
Her karanlık gördüğümüz yerde duralım,
aldığımız ateş ile vardığımız her yeri aydınlatalım.

7
Saydık elin izini, verdik HAKK’ın sözünü.
Sorduk, ‘Yozan var mıdır?’;
dediler ‘Kazan kar mıdır?’
Kazana su da koysan, kar da koysan,
buz da koysan eriyecek,
ateş yandıkça kaynayacak.
Unutulmasın,
sıcak suya kar buz koyarsanız, soğutur;
daha sonra hepsi de sıcağa dönüşür.
Yerde toprağı, ağaçta yaprağı bilelim,
‘O’ndan geldi, HAK’tır!’ diyelim.

25
Huzur ile yerinizi alasınız,
kendi halinizle cümleye güzeli gösteresiniz.

Görevimi aldım, noktası ile teslim ettim.
Sizler de aynı görev ile yüklüsünüz.
‘Yapamazsam?’ yok.
Yapacaksınız aldığınız görevi
noksansız teslim edeceksiniz.
(Görevi teslim edeceğimiz, SAHİB’e mi?)
Elbet!
SAHİP’ten başka alacaklı var mı?
Mülkü MALİK’ine teslim;
RUH’u, HALİK’ine teslim.

haziran
Göz sende, ÖZ bende, haz cümlededir;
ne sana, ne bana, hizmet HAKK’adır!
YUNUS

28-1
“ER olduk gürledik,
sırtımıza odun vurduk terledik,
aldık-verdik, sırladık.
‘Aldığın nedir, verdiğin kime?’ denilir:
ÖZ’ümü bildiğim gün, yeri göğü dolandım;
aldığım bilgi ile, bedenimde sallandım.
‘Aldın, vereceksin.’ dediler, beni kuma urdular.
‘Tane tane sayasın, aldığına doyasın,
her dileyenin gönlüne kıvılcım koyasın.’
Vermemek elde midir, bulmamak bende midir?
‘Gel!’ dedim her kuluna, ‘Sor!’ dedim ER kuluna,
bilmiyen zor kuluna.
‘Bilenden olacaktır, gününü bekler.’ denilir,
her kulu ile ÖZ’ünün meyvesi yenilir.”
dedi, YUNUS’um

18
SELAMI’nı aldınız, iletici olunuz.
‘Konuk gelmedik.’ diye birbirinize bağlı kalınız.
‘Zoru aştık.’ deyiniz, kolaya şaşmayınız.
ALİ

27
Verilen görevin yorumu yapılmaz, beklenir.
Kamuya hizmet, konuya girmektir.
Hizmete girmek, konuyu görmektir.
Her biri birbirine bağlıdır.
ALİ

eylül
Kul için öğren,
   ALLAH için harca.

12
"...Sohbet, düzene uyarsan götürür;
sohbet, YAZAN’a, duyarsan, tattırır;
sohbet, aldığını iletirsen buldurur.
İletmekten maksat; zor ile değil, sözden değil,
halden bilmek ‘Vermektir!’ dedik,
her sohbette ilettik.
Göz göze geldiğinde
kim olursa olsun sevgi ile bakıyorsan,
el ele verdiğinde anandan bacından,
babandan ağandan ayırmıyor isen,
‘Hale geliyorsun.’ derim.
Öyle oldukta sözüm yerini bulur.
Halden verenin, sözünde güven görülür."
dedi, YUNUS’um

30
‘Yoğun çalışalım.’ denilende, gerçeğin özü verilir.
Yapı çalışma ile geliştirilir, koşuşma ile değil.
MERKEZ

Her konuyu VEREN’den alır, dileyene iletiriz.
Her kulunun aldığı, verdiği bulduğu,
noktası ile ALLAH’ımın bilgisindedir.
Ne var ki ararsa, kulunun ilgisindedir.
Elbet kul ararsa.
ALLAH’ım her an her kulu ile beraberdir.
ÖZ’dedir, sözdedir, gözdedir;
kul kulluğunu bilirse ilgisindedir.

14-1
görev üstlenenindir.

10
Ağaç kökünden oluşur,
her yaprak dalında buluşur,
kulu bile bile gelişir.
Bilinen nedir?
O’nun VERDİĞİ, kulun kendinde gördüğü.
‘Bilenden değilim.’ denilmesin,
bildiğiniz toprağa gömülmesin.

17
  Demde sözümüz söylenir,
üç öğüt hepinizde hallenir:
1-Sana bana değil bize diyelim;
2-Her kuluna selam ile söze girelim;
HAK ADI’na hatırını soralım,
hizmetiniz gerekiyor ise el ele verelim;
3-Sadece salonlarda değil,
her halimizde BİR’likte olalım.
PİR SULTAN ABDAL