Mevlana 

2
Benden günün kanısı, sizden ALLAH sevgisi. Yanılanın yanlış düşünenin kaygısı. Ağzı dünya yoluna ‘YM.’ demez, rahatına şükür etmez. OMAR der ki: “ İyilik hastalık, ALLAH’tan. Şifa derde deva ALLAH’tan.”

3
Niyaz etti, ahirete gitti. Andı beni, saydı beni; ‘Gayem.’ dedi, sevdi beni. ALLAH’ın verişi belli olmaz, sabretmeyen kul görmez. Sabırdır ölçümüz. 

4
Niyetinizi bildim, sorduğunuza şaştım. ‘Yolumuz, kolumuz, kapımız cümleye açık.’ dedik. Yolumuza gelene, niyetini diyene kim olsa açarız. ALLAH’ın “KÖTÜ!” dediğinden kaçarız. Ben görürüm sizi uyarırım. Yanılmaktan korkmayın. Olumumuz cümleye hizmet. Senin benim niyetimiz olsa, ALLAH’ın EMRİ’ne uymaz. ALLAH’ın mümin kulu, hayırdan kaçmaz. Yamalı fistan giyse, göstermekten çekinmez. 

5
Niyazın mümin kula yol verdiği bilinir. Yolun uygunu verilir. Sebep sorulsa, ‘ALLAH’tan.’ denir. Nimetin verilişi ham kulun yanılışına göre olmaz. Mümin olan dayansın, ‘ALLAH’ımdandır.’ desin, duasını eksik etmesin. Okumak güç gelmez, selamet geç olmaz. Kuruntu kula huzur vermez. Gidişe değil, ALLAH’ımın HUZURU’nda eğilişe yer verin. Dönüş kula zarar vermez, eğilişin YM olduğunu, HAK’tan gelenin HAKK’a gittiğini bilesin. ALLAH’ım olanı görür, hak olanı ayırır. Üzüntü etmeyesin. ALLAH’ına dayan, kuldan gelene değil. Söze söz gerekmez. Danıştığından söz edilmez. Sebep sormasın, ‘ALLAH’ım verdi.’ desin. Yuvanın selametini, ALLAH’tan dilesin. Münasiptir andığına huzur vermek, yolunu HAKK’a çevirmek. Demeyin ‘HAKK’adır.’ Huzursuzluk, dönüklüktür. Saman yansa, alev yapar, alevi kendini yakar. Samanın alevi, etrafa yayılmaz. Olay budur. Dumanını dağıtsın, ‘ALLAH’ım.’ desin duacı olsun, AYET EL KÜRSİ okusun. Yuvada okusun, kim isterse. Çocuğun duası makbuldür. ALLAH’ına bağlı olmak, ALLAH’ın SEVGİSİ’ne nail olmaktır. Duası kabuldür. Geçen unutulur, gelen umutludur. Bağırsın gönülden, yanındayım bilsin. Şüphesi olmasın.

6
 Yunanın duranın niyeti, gelenin kısmeti nimetten. Günün hamisi yolunu sorar. Ondan nasip diler. ALLAH’tan dilesin. Yuvanın niyazı, mayanın un alası, minarenin sedası; gönüle göre gelir. Andı beni, sordu niyetini, düşündü kısmetini. Duasını etsin, niyetini açsın. Yoluna çıkanı, yuva dileyeni hayırla ansın. Dert etmesin, dünyayı kara görmesin. Güzel gün diler, dileğini bana söyler. ALLAH’tan dilesin, dileği tez osun. ‘Ondan-bundan.’ demesin. Önden gelen, sondan giden değil, niyetini ALLAH bilir, niyazını O duyar. Olayı büyütmek, dünyayı kötülemek, kula yaraşmaz. Sormak güzel ULU’dan. Hayır ALLAH’tan. Aklınız yanılsa, ALLAH yanılmaz. Kısmetten bakası olmaz. ALLAH. Hayırdan başkasına ALLAH izin vermez. Sormak boş, nasipse. Alnına yazılan görülür, nasip olana varılır. Merdivenin çıkışına ayak uydursun, bastığına baksın. Hep yukarı değil, bir de arkaya dönüp baksın.

7
... ALLAH’ı bilmesi için yaratıldı. YARATAN’ın VARLIĞI gösterildi. Güneşin ateşi ULU’yu yakmaz. YARATAN’ı bulan, yumağı AŞK ile saran korkmaz. Dünyadan yumak münasip saran, YARATAN’ın EMRİ’ni bilen, yolda kendini yudum içip yetiştiren. Tekamül dediğin olum; ALLAH’ı bulum, ALLAH AŞKI ile yanım. Tek söz; YARATAN’ı, bütün benliği ile bilim. Yeter. ALLAH’ın mana yolu ile bilimi, kulun maddeyi görmesi ile olur. Maddeyi VEREN’i bilmesi ile olur. Mana aleminden YM orada yüce varlık görülür. Her şeyi ile bilinir. Orada yunmaya ne hacet? Yunmak dünyada. Dediğiniz, madde aleminde olur. Kul yalana kapılır. Dayansan uymasan, gözünü karartmasan; ne mutlu sana. Kul der ki, ‘Daha gencim, erken anmak. Yaşını alıp, borcunu ödemek.’ Senin niyetine uysa, dilediğin gibi olsa ne var? Münasiptir. Ama ya nasip dediğiniz yumak, size uymazsa? Biterse? Manayı görmeden gidersin. Size göre yıllarca ararsın. Bize göre zaman yok. İşte mahzun görülen RUHLAR onlardır. Düşünür durur, manayı arar. ALLAH’ın AFFI’nı bekler. ALLAH’ım yarattın. Benim gözümle dergahtan attın. ALLAH’ıma kefil olayım, sizin için af dileyim. Gel, kim olsan gel. ALLAH’ıma beraber yalvaralım, af dileyelim. ALLAH’ım o kadar BÜYÜK ki. Senin için çok büyük.

8
Hoş gördüm. Kuldan değil ALLAH’tan bekle; olsun, dileğini versin. YARATAN dilerse oldurur, maniyi kaldırır. Neden ‘Acaba?’ dersin? Yufkanın oluşu hamurdan, hamurun oluşu un ile sudan. YM olunca, tarla buğday verince; YM olur, hamur da yufka da senin düşündüğün de. Tarla buğday vermiş, un olmuş; un ile su, hamur olmuş. İş yufkaya kalmış, daha ne dilersin? ALLAH’tan ne istersin? Olsun diye dile. Ham elin açılışına değil, olgun elin açışını bekle. Ham el harcar, olgun el yerini buldurur. Olana söz yok, gelene söz yok. Olan-gelen, ALLAH’tan.
MUHİTTİN, ALLAH’ın sevgili kulu. Yuvası, dünyanın muteber yeri. Olsun olmasın, türbesi ne lazım? Yattığı yer ŞİRAZ. Durduğu yer gönüller. Türbeye ne hacet? Gönlüden an, ziyaret olur. RUH’una dualar varır.
Yorgunluk kula. Dünyada beden yorulur, CAN değil. Bende beden yok, neyim yorulsun? GARİB’i dersen, ona da bir şey yok. Eline bakma oynar. Kuvveti bende. Yazarken dinlenir. Kuvvet veririm ona. Gönül yolu uyarsa, alemleri bağlarsa; küçük hatayı, büyük affeder. ALLAH affederse, bana ne söz düşer?

9
Mani yok YUVA’dayım, müminin gönlündeyim. Sevilmeyen gelmez, meclise girmez. ALLAH’ımın sevilmeyen kulu olmaz. Meğer ki ALLAH’ını sevmeyen, O'nu anmayan olsun. ULU’sunu deyim. YAHYA EFENDİ. Dilesin ALLAH’tan, YAHYA EFENDİ kefili olsun, dilediği için ALLAH’a varsın. ULU’su yücedir, adı nicedir. Adı AHMET. Soğan der götürür, dileğini bildirir. ULU’su HACI BAYRAM VELİ. Gitmeye ne hacet. Gönülden ansın, yardımına çağırsın. ALLAH’tan dilesin, yardımcı göndersin.
Ağaçlar köklenir, dalından yaprağından ballanır. ULU’nun yardımını gören, ALLAH’ını tanır. ‘Yalan dünya.’ demeyin, gününüzü yaşayın. ALLAH yarattı, sizlere verdi. Nasibinizi alın. Yalnız, şükretmesini bilin.
‘ALLAH’tan.’ diyelim, sultanlık soralım. Sultan dediğin, dünya sultanı değil. Gönül tahtını kuran, ahiret yolunda gidendir. Onun yudumu verildi. Dünyada çilesi örüldü. Büyük sözün cezası verildi. Yumağı düğüm düğüm sarıldı. Ahirete münasip yolu kaldı. YARATAN sözü sevmez. Asi olana niyetini vermez. Dünyada ödedi, ahireti buldu. Yudumunu damla damla içti. İçti açtı, yolu seçti. Gümüş yolu bıraktı, altın yolu seçti. Münasip okursunuz, maniyi kaldırırsınız. RUH’umu hoş edersiniz. Ağlamak; yudumu arttırır, yolunu açtırır. Yeter ki gidene değil, yoluna ağlansın. ‘ALLAH’ım.’ densin, gönülden yansın. Yansın yansın, dönsün dursun. Pervane olsun. Olsun ki görsün, görsün ki yansın. Yandık, ‘ALLAH.’ dedik, mertebemizi bulduk. AMİN. YM oldu, meclisimiz ALLAH’ımın İZNİ ile kuruldu. Adamın adı, güzelin tadı. Mananın gölgesi, kulun mertebesine göre. Mertebesi yükseldikçe, gölge netleşir. Açmak dileyen sorsun. Mertebesini veren ALLAH, gören ben. Gördüm. Danıştı, suyumdan içti, yalan dünyadan göçtü. Sordum ‘YM midir?’ Dedi; ‘Oldu buldum, dualar aldım, kul gönlü ettim. Gönül kırmak güçmüş, dünyadan göçmüş olan bilmiş.’ Ama gine de gönül almış. Aldığı gönül, kırdığından çokmuş. Orası burasına benzer mi? Namazını kılmadan gider mi? Duasını etmeden verir mi? Gönül yolu uyanlar, mertebesi bir olanlar buluşur. Yorulmak faniye, ayakla gelmedim.

10
Mümin kul şaşmaz. Şaşarsa kalmaz, karı çok olmaz.
Cezadır çektiği, mümin kul olduğu için. Mümin olmasa, yolu bilmese uyarılmaz. Yol verilmez. Niyetini etsin. ‘ALLAH’ım.’ desin, hatası affolsun. ‘Duamın kabulü. Yumağımın düğümünü, yolumun manisini kaldırman için diledim.’ ALLAH’ın DEDİĞİ olur. Kul hatayı bildi, ALLAH’tan diledi. ALLAH öyle YÜCE ki, onu AFFETTİ.

11
Olmaya, düzen vermeye kulun gücü yetmez. Kulun dilediği yerde ağaç bitmez. Amade oldunuz, varlığımı bildiniz. Sedef nalın giydim, sedefli nalın giydim. Sedefsiz ne doluydum boşaldım, ne boşluktan usandım. Ayağım yere bassa, yerden dikeni alsa; bir anda canım yanar, geçince unutulur. Olaylar hep söz olur. Geçti gün, geldi bugün. Yarın beklenir, merak eklenir, günün huzuru bozulur. Gününü yaşarken yarını düşünme. ‘ALLAH’ım BİLİR, doğrusunu verir; O'na sığındım, kötüden ayırır.’ dersen, gününün huzurunu yaşarsın. Üzülmekle düzen değişmez. Umut güzeldir, bulut kötü. Dumanı düşün; üflersin bir yana gider, duman dumanı takip eder.
Aynaya baktık cümlemiz, duyduk sesimiz. Aynanın görünüşü gönlümüze uygun. Sepetin yapısı, yuvarlak kapısı; açık olur, içine ne atarsan alır. ‘Doldu.’ demez taşar, olmuş meyve koysan akar, hamını muhafaza eder; yapısına uygun. Dünya hamalı kula benzer. Dünya hamalı kul da; kötüye kapısını kapamaz, ‘Bana lazım değil.’ demez, ne versen alır, etrafa taşır. Ne var ki ULU’ya bağlanmaz, el alıp toplanmaz. Açtık sofrayı suyumuzu içtik, el açıp ALLAH’ıma şükrettik, çekildik kenara bekleştik. Saki sundu şarabı, MEYDAN aldı sarhoşu. Aldığına dahil olalım, DERYASI’na sahil olalım, dalgalarla boğuşalım. MEVLÂNA, yolun çıkışını da inişini de hayır görür. Yılan ısırsa ‘Hayırdır ALLAH’ım.’ der. Bilir misiniz, o da panzehirdir yeri bilinse? Yanılmayın, günü gelende çözülür. Ne var ki, danışın söyleşin. Yanılma, zamana yer ver. ALLAH’ım sordurur, sözünü ettirir.

12
Oldurmak, döndürmek, günden çevirmek, münasip yola döndürmek; ALLAH’ın İŞİ. Muzaffer yol, münasip kul. Masanın ayağı mümin kulun dayanağı olur. Dayaktan demem, destekten derim. Güçlenmek. Haklı olana güç vermek ALLAH’tan. ALLAH’ın VERDİĞİ’ni, “OLSUN.” dediğini; kul çeviremez, münasip yoldan çıkaramaz. ALLAH’ın EMRİ’ne boyun bükelim, olanı ‘ALLAH’tan geldi.’ diyelim. Olsun nasip, versin kısmet.
Ocak tütsün, aş pişsin, münasip yola girsin.
Yolumuz çizildi, ‘Nasip.’ denildi. Günü gelince, vakit dolunca YUVAMIZ’ı kuralım. Manayı yuvayı yumuşak görün, yamayı yorgana vurun; aşırmayın-taşırmayın, yorgana göre ayak uzatın. Yutmak için lokma gerek, tutmak için asma gerek. Maniyi kaldır, dileğini çağır. ‘Sorulan münasiptir.’ der, olumunu ALLAH’a havale eder. Beklemek için sabır diler. Dilekler olur. Gün gelir dolar, yol olur aşar. Olsun gelsin, mümin kul gülsün yalnız. Cümlenin uykusu, soranın kaygısı var. Yanılma, kaygılanma. Gönül üzmek, ‘Sonum nedir?’ demek boş. Sonu başına bağlı, yolu münasip güne bağlı. Hayır gördüm yolunu, mümin kulun gönlünü. Olmuşu görürüz, anında duyarız. Önden bulmak sonra sevmek yok. DEDE hepinizin. OMAR der ki: “Sevmek, kulun gönlünün açık olduğunu gösterir.” Seven kulun dileğini, ALLAH’ıma açarız. ALLAH’ın DEDİĞİ olur, olan görülür. Anlamak için, manadan çıkıp madde mi olmalı? Olayı büyütmeyin, ‘Onunla münasip olanı diledim.’ deyin, duacı olun. ALLAH hayır olanı verir, gayeleri erdirir. Annenin duasını, duasına gayesini de dile. Duasını al ki gülesin, iki alemde olasın. Duaların en makbulüdür ananınki. Yolun bitende hesap sorulanda, muhakeme kurulanda sorulur; ‘Ana duası alanı, yüzünü güldüreni ayırın, öyle kulu kayırın, hesabından düşürün, ahireti gösterin.’ ALLAH’ın EMRİ’ne boyun eğilir, ananın önünde diz bükülür. Ne mutlu diz bükene, dünyada ana elini öpene. ‘Dayandığım güvendiğim ol ALLAH’ım. İnandığım tek sevdiğim anam, adadığım CAN’ım, yamandığım kulun babamdı.’ ‘Bu gün de bunu, yumaklarda, yuvalarda görsem.’ dedim aradım. Sen de uy bana. Gönül yolun açık. Mani koyma, duman verme. Günden soran hayır bulsun. ALLAH, dileklerin hayır olanını versin. Ağızdan söz, gönülden gaf yapma. Yanılma. ‘Niyetime demedi bana söylemedi.’ deme. Sona söz olmaz, DEDE fal bilmez. Olanı, gönül açanı görürüz, ona yol gösteririz; yolu dileyeni biliriz, dileyene veririz.

13
Hm. Hali münasip. Mümin kulun gönlü açık. Minarenin mimarı kul. Namenin sahibi kul. Alemlerin SAHİBİ YÜCE TANRI. Murat dile O'ndan, sıhhat dile O'ndan, yardım dile O'ndan. Ahiretin yapısı, dünyanın kapısından değil. Anahtarı gümüş değil. Gönül yumağın düğümünden duman alırsa, ‘Manisini kaldır.’ diye ALLAH’ından dilerse; manisi kalkar. ALLAH’tan dileğiniz, yalnız maniniz için olmasın. Eliniz ALLAH’tan dünya niyeti için kalkmasın. ALLAH’tan iman dileyin. Yoluna ferman dileyin. ‘ALLAH’ım! Dünyanın tamahına kaptırma. Yuvamın dumanına, mümin gönlümü uydurma. Ben SEN’den diledim, yolumu şaşırtma. SEN’in AŞKIN’dan beni ayırma.’ deyin. ALLAH’tan, O'na olan AŞK’ınıza ateş atmasını, sizi mümin gönülden yakmasına dileyin. Dünyada olan da, gönülde kalan da; ALLAH’ın malumu. ALLAH’tan AŞK’ına kuvvet, mümin gönüle hasret dileyin. ALLAH AŞKI, ALLAH’a olan hasret. Yakmaz, kulu yolda bırakmaz. Yumağın düğümü de olsa, sabırla çözülür. Ondan dileğim, ‘Umduğum olmadı, ALLAH vermedi.’ deyip şikayetçi olmasın. Yoluna duman koymasın. Gönül yolu açık. Dünya derdine kendini kaptırmasın. Yumağın kopmasına, maniyi dinlememesi sebep. Dünya derdi bir yöne, kulun merdi bir yöne gelse; yumak yolunda olur, kul da huzuru bulur. ‘Km olanda, huzurunu bulanda; yeter mi, dert biter mi?’ der. Gönüller o yoldan açılır. Mümin olan, yolu bilen; ‘ALLAH’ım imanım tazelensin, dünya gailesinden gönlüm temizlensin.’ der, duacı olur.
ALLAH’ın DEDİĞİ olur, amade olan bilir. Yumak saran, gelene boyun eğer. Olan nasip yenir, yerine konur. Nasip değilse; göğü yere indirsen, üzerine sen örtsen, faydasız. ‘Sabır.’ de bekle. Gönlündeki maniyi kaldırsın, dumanını dağıtsın diye ALLAH’a yalvar. Dile yalnız ALLAH’tan. Hayır dile. ALLAH, hayır dileğinin hayır olanın verir. Bedduanı alır, sana gönderir. Düşündüğün olsa, ‘Dünyada mümin kulun dileğini ALLAH verse.’ deme. ALLAH GÖRÜR de VERİR de. Sorduğun ALLAH’ın bileceği, layık kulun göreceği bir mucizedir. ALLAH’ın mucizesine layık olmak; kulun yolunda gitmesi gerek. Dilekleriniz katına varsın, gönülleriniz iman dolsun. AMİN.

14
... Şerri kul yaratır, yanına-yönüne-yorganına düşman olur; ALLAH’ın verdiğine kanmaz, başka kulda gözü olur. Onunkine yolu olur, kötü düşünür; düşündüğünü günde yapar, yumaktaki hata onu kötüye atar. Kötülüğü yense, ‘HAK hayır verir.’ dense; kötülük olmaz. ALLAH’tan gelmez. ALLAH öyle kulu cezalandırır. Yolunda olan bilir; YARATAN, yarattığını görür. Kul bilmez, haklıyı haksızı ayıramaz. Geldik YUVA’ya, oturduk havaya. Güldük-söyledik, şakalar ettik. Geldik oturduk, meclisi kurduk; sunduk yunduk, ‘YARATAN.’ dedik, AŞK’a geldik. Yumaktan sorsak, demetten yapsak, güllerin yapraklarını çoğaltsak; olur mu? Yumak saranlara, beni duyanlara sordum. Olmaz! Kul yaratamaz, ağacı-yaprağı. Ağaca yaprak, kul olur. Yaprak yapamaz, çoğaltamaz. ALLAH İZİN verirse; ağaca da, demete de, yaprak verir çoğaltır.
Dönelim sözümüze. Sizin meclisinizi ben kurdum, yoluma çağırdım. Sizden hoşnutum, ALLAH da hoşnut olsun. Gider gelirim, döner dururum. Vazifeliyim. Gittim geldim, YUYAN’ı gördüm. Dünya büyükse, kulu çok ise, bize de vazifeler verilmiş ise; gidip-gelmek, dönüp-durmak, vazifemizdir. OMAR der ki: “ Adalet karıştı, danışan kaçtı. Dünyanın işi, şaşırdı kişi.”  Duyuyorsan, dinliyorsan, alırsın haberi. Okur yazarsın. Yumak sararsın, haber dinlersin, duymaz mısın? Münasip lisan ile anlattım. Dilendiler, yolandılar. Sonra kaçırdılar. Andılar, kondular, geçirdiler. Şimdi de sakındılar. ‘Dayansınlar.’ deyim, yürek ister. Dertlerine kürek ister. Küreyene yanaşmaz, KORUYAN’a bakmaz. ‘Günü geldi, ver elini.’ der. Gün geçince, ‘Git yoluna.’ der. Paşa’ya değil, ona el verene, yön verene, yol verene. (Demirel) YARATAN, yarattığına, kullarına. YARATAN’ın kullarına, ‘Kulum.’ der. ‘Anmadın, yunmadın.’ desen; ‘ALLAH.’ der, kul kandırır. ‘Yuvanın gülü.’ deyim, seni uyutayım. Gönlünden bağlısın. Münasip dedik, uyuttuk. Uyumasan, suya gidemezsin. Benden bilemezsin. Gönül uygun, yola vurgun. Konuşsa açılır, meclis saçılır. Onun için uyur. Beni bilir. Yumak sardı, ‘Hayır.’ dedi. Yalnız değil. Bilir, görür, davayı kazanır. Dayanır; dayanan, güvenen, yumak sararken gününü bilirken, muradı alır. Karışır, toplaşır, hesaplaşır. Hesabı kuvvetli, başarır. Olur yürür. Anında der, yardımcı olur, YUVA’ya gelirim. Yol YUVA’dan, YARDIM ALLAH’tan. Yürüsem yürütsem ALLAH’tan, gidiş gelişim ALLAH’tan. Yürek çok nazik. Gün yün yumak değil. Yumuşak değil hava. ‘ALLAH’ım.’ desin, yurduna hayır dilesin. Sen yüreğin hoş tut. Siyaseti boş tut. Senin neyine? Yoluna bak.

15
Vermeyi diledim, ‘Yol münasip.’ dedim. Hummalı olunmasın, telaşa verilmesin.
Yolumuz düzlüğe, sözümüz ferahlığa. Olay kul içindir, gelişim yol içindir. Altında ağacın yaban ot bitmez, kul meyve toplamaya kalksa gücü yetmez, meyvesi bol olan kesilmez. Amadeyim ALLAH’ımın EMRİ’ne. Ağaç; mümin kulun gölgesine sığındığı, meyvesini yiyip hararetini bastırdığı. Meyvesi bol olan ağacın hepsini yiyebilir misin? Aymayı bildik, yolumuzu verdik. Mümin olana dualar bol gelir, huzurunu verir. Sevinmek gerek. Varlığım bilinir. Gölge değilim, cümleyle olurum,
dileyeni bulurum.
Müstesna yumak, mümin kulda olur. Ağırca gelse yanılmayın, hafifliğe adımdır. Hastayı daha önce dedim. Dualara yer verilsin, ALLAH’ıma havale edilsin. Okunsun. AYET-EL KÜRSİ. Duanın şartı olmaz, çerçeveye girmez. Okunsun CAN’dan, gönülden dilensin. Günün açılışı görülsün. Sunduğum gibidir, teselli değil. Asmanın üzümü yenir, güzelin yüzü süslenir, sevenin gönlü yıkanır. Hastalık, dualarla kapana tıkanır. Demeyin ‘Eski yol. Dua ile mi geçer? İlacı bol.’ Ya ilacı yerinde verilmezse? Hastalık teşhis edilmezse? Bul ilacını da ver. Her olay sebepledir, her sebep hayırladır. Şüpheniz olmasın, geride aklınız kalmasın. Olmayı dilemek güzel. Ne var ki olanı hayıra yormak. Yumağını dumansız saran boğulmaz. Dersen ‘Duman gelir.’ gönül kapını dumana kaparsan, dışarıda kalır. Gönülden gönüle akar. Gönlünü ALLAH’ımın ateşi ile yakar. Olmasını dilediğin gönüle bakar. MEVLÂNA’yım! Aynayı YUVA’ya verdim, elimi sırtınıza sürdüm, cümlenize huzur diledim. ‘ALLAH’ım?’ dedim; ‘Cemaati kurdular, bize ilhak oldular, muradı hak diye dilediler. Hak olanın VERİCİ’si ALLAH’ım, pak olanın KORUYUCU’su ALLAH’ım. Cümlemiz el açtık, SANA yalvardık.’ Elbet duacıyız. Ses orada kalır. Ne var ki, büyük RUH’un yeri de büyük olur. Sen de büyük yer dilersen, sözün olmuşu ağızdan çıkar. OMAR yolun sorana, gönül sevgi dağıtır. Ağız, dünyaya açılan bedende kapı. Dünyayı almayı değil dünyaya vermeyi bilesiniz. Dünyaya verdiğin seni yüceltir, almayı dilediğin seni küçültür. MEVLÂNA burada, binası orada. Dilediniz gidelim, yolumuzu açalım. Mevsim dönsün, bahar açsın; çiçek derilsin, binaya verilsin, kumun tanesine ekilsin. Yumağın ölçüsü sardıkça görülür, ördükçe güzelleşir. Gidelim, güzellik görelim; binada değil dünyada. Korku olmasın. Olacaktan kaçılmaz. ALLAH’ına sığın, korkma.
Cümleniz ALLAH’ıma emanet, yuvalarınız selamet olsun.

16
Nimetini her kul bir elden alır, bazı kul dilden alır. Üstü altı olmaz, dünya kula kalamaz. Sarayın sahibi de olsa, sefaletin yetimi de olsa; geldiği gibi gider, gönüldeki güder. MEVLÂNA’nın sözünü, gönüldeki yerini bilsen, sevincini günün ardına koysan... Yolun üstüne koyma taş, yolun sonuna koyma baş. Taşın gediği olmaz; ya çekersin, ya düşersin.
Şüphe etmesin, korkuya düşmesin. Yumuşak gönlü, sert dili  uyuşmaz. Her kulun yolunda taş olur. Yumuşak olursan, gönülden dilersen; ‘Taş ağır çekemedim.’ deme, yardımcı dile. Anında gelir, yardımcı olur. ‘Diledim gelmedin.’ dersin, yanılırsın. Geldim, yardımcı oldum. ‘Haksızlık oldu ağızdan döküldü.’ deme, her şeyde hayır bekle. Olay aleyhine değil, günde sana öyle gelir. Çözümü kulun gücünde değil. ‘Asmayı budamak kolay.’ dersen, yanılırsın. Her yolun yolcusu, asmanın budayıcısı olur. Bilmeyeni bağına koyarsan, ya asmadan ya üzümden olursun. Derinden makas vurursa kurutur, üstünden alırsa verimsiz olur. Ummak güzel, bulmak zor; yumuşak olmak güzel, kötüye uymak zor.
‘SEN’den umdum, umduğumu buldum ALLAH’ım.’ dedim, ‘Umdu buldur, yanıldığını bildir.’ demeyin ‘Yanılmasın.’ Andığı gibi olsun. Olacağı sorarsın. ALLAH’ım BİLİR. İzni gelince verir. Dönüş yok. Yürürüz düzde. Uyandığın an, su dizde. Deme ‘Boğulursa?’ Yanında varım, yüzmeyi öğretenim. Neden geldim, kalemi verdim, gelişi dönüşü bildirdim? Sana bir sözüm var. Şüphesiz inan. “OLACAK.” dediği olur. Yumurta; beyazın en beyazı, sarının en sarısı. Yumurta tavuğun yavrusu. ‘Neden dedin, rengini söyledin?’ derseniz anlatayım. Müsavi şartlar, bir yumurtada dahi görülür. Sarısından ayrı besin, beyazından ayrı besin alınır. Kabuğu dahi verimlidir. Anlattığım budur. Renkler, görünüşü; yaratılan, verilişi gösterir. Tümünü alaydın, kolayı bulaydın; verimin yetersiz olurdu. ‘Hangi yönden?’ dersen; dünya gidişi, mesleğinin alınışı. Aydınız, yolumuz gönlümüz hep bir. Yavrumuz, gayemiz. Olmuşu bulduk, olacağa güldük. Yumağı doğuştan HAK YOLU’na sardık,
HAK YOLU’nda saranlara el verdik. Şüpheniz olmasın, olacaktan kaygu duymasın. Yavruların cümlesinin yardımını, anında yolunda veririm. Gönülden söylerim, yardımım anındadır. Gelişim ALLAH’ımın İZNİ’ndedir. Yanılma, gelirim; şüphesiz çağırdığın an, gösteririm. Çağırışın şüpheli olur. Dersin, ‘MEVLÂNA nasıl gelir?’ Şüphesiz inanıldığı an, gelişim ayan beyan görülür. Gelişim fani gibi olmaz, kapı vurup gelmez. Olaylar gösterir, düğümler çözülür. Bu, YÜCE ALLAH’ımın VERGİSİ’dir. Ne benim kuvvetim, ne GARİB’in gücüdür.
ALLAH’ımın VERİŞİ’ne, gönülleri açışına vurgunum. Sebep sormadan, kaygu duymadan yürüdüm; amade oldum, sizlere de geldim, bu yolu verdim. Verişimi şüphesiz alın, huzuru bulun. Gününüz hoş olsun, yazınız hoş bitsin; neşeniz sözsüz sonsuz olsun, MEVLÂNA geldi gitsin. ‘Nereye?’ demeyin, kalemi bıraksın. Anıldığım yerde; anında orda-burada, her yerde, sevenlerin gönlünde. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, AFFI’na cümle kulları nail olsun. Benim yalnız sevgim vardır; yaratılanlara, iyilere, dönüklere, dağına-taşına, ağacına-yaprağına ve cümlenize. Kıvılcım verdim; günde düşünür, gelende uyanır; düşündüğünü sorar, sorduğunu alır. Yolumuz sözümüzün. Kimin bilgisi var, mecliste söylensin. ‘Tasavvuf.’ dedin, bildin mi? Açarsan, yazan da bilir. Yazanın bilgisi yok. VEREN bilinir, anılır. Mecliste olanın benimle bilgisi derecesi görülmedi, günümde yazılanın hakikati açılmadı. Koluna yoluna ALLAH kuvvet versin. Olayın YUVA’da oluşu, aydınlanan kişi. Gelende görülür, yazımız çözülür; bilenin bilmeyenin ölçüsü verilir. Dünya sözü muamma değil. Dumanı alana ‘Mümin değil.’ deme, olayı yumuşak yol der. Dünya sözü dünyada kalır, mümin kulun sözü havada kalır. Gönülden gelmez, ağızdan her çıkan kötüyü almaz. Sabun köpüğünden ayrılmaz. Aynaya mümin kul baktırılır; bakan görür, bakmayan yürür. ‘Kalmak yok.’ dedim. Kalmak yok. ‘Acele.’ deme, yavaş-yavaş çıkılır. Acele edemezsin, dünyayı silemezsin elbet. Günün olayından sıyrıl yeter. Oldu da merdivene varıldı. Gelenler ‘Dünyanın sırrını çözelim.’ derler, acele ederler. Sırrını alsalar, dünya mı yaratırlar? Yıldızlar sorulur, ‘Alem var mı?’ denilir. Yolunu alan bilir. Alemden maksat kul mu? Olay basit. Yıldız yolda, kul elde; döneni varsa, kul orda. Sonsuzdan içeri giremedim, sonunu bulamadım ki içini göreyim. ‘Neyin?’ dersiniz. Bir şeyin bittiği yerde, başka bir şey başlar. Yüzlerce senede sonuna varamadım. Ne demektir? Sonu yok. Olay açık, söz seçik. ‘Dönen.’ dedim anlamadın, döneni görmedin. Yıldızda hayat var, dünya gibi daha çok yıldız var. Görülmez, varılmaz; fani için elbet. Olmuşu-olmamışı elinden bırakmışı geçelim. Dünyanın ötesinde, yıldızın tepesinde kulun fanisi vardır. Olmayan yok. Kulun aklından üstün, yıldızın kulu. Hayalden-rüyadan açar, olaya karışır, hakikatle karıştırır. Olmuşun yolunu sorarsın, neyi merak edersin, masal mı istersin? Aldığını bilen, vaktini harcamayan, ‘Yaşamak boş.’ demeyen, ahiretten kaçmayan kullardır. Ahiretten kaçmayan; ahiretin varlığını düşünüp, gücünü öyle harcayandır. Ne yapsınlar dilersin, haber sorarsın? Sordum haber istedim, anlatayım. Dünyanın ölçüsü, telefon; bizim ölçümüz, nefes. Size göre. Her katın buraya bağlı oluşu, her katın öbürü ile haberleşmesi; anında mümkündür. Evet her kat birbirine bağlı, ne var ki alt katın yukarıya söz hakkı yok. Ölçüyü kimden kime sorarsın? Sorulan derinde değil, serinde değil; gönülde olandan müstait. Kuraldan uzak kaldı. Gönül olayında uymaktan uzak kaldı. Kendi gönül yoluna uydu; ne buldu, ne gördü? Bulduğu gördüğü yetse, ‘Ah dünyayı silseydim.’ demez, burada pişman olmazdı. Pişmanlığı cehennemden değil, katın inişinden. Yukarı şimdi bakar; dünyayı, ‘Ah!’ der, ‘Az oldu, tez gitti.’ Kalmak yetti. Kalmayı değil bulmayı düşünsünler, aşağı inmesinler. Cehennem, kötülüğün sembolü, elbet var. Boşluk, kapkaranlık bir hiçlik... Elbet hak! Yetim hakkı yiyen, ahını alan, ALLAH’ın verdiği CAN’a göz diken; elbet gider. Temizlik olsun, kul af dilesin; ahını aldığı kul affetsin.

17
Umut, dünyayı müsterih yaşamanın en büyük anahtarıdır elbet. Umut kimdendir? Kuldan umut eden, daima yanılır elbet.
Sildiğin günden beri huzuru buldun değil mi? İşte dediğim sözün açıklığı budur. Kul huzuru kendi yaratır ve yaşatır. İnsan beyni alıcıdır, güzeli aldığı gibi çirkini de alır, çirkin düşünenden. Kul vardır bahçeye girer, her türlü çiçeği sever. Yanlış düşünen kula rastlar, kul ona kimi çiçeğin uğursuzluğundan, kiminin zehrinden bahseder, kulu o çiçekten soğutur. Olur mu hiç? Her yaratılan bir hayır sebep için yaratılır. Uğursuzluk olur mu? Elbet olmaz. Kulun gönlü bulanır, çiçeğe olan sevgisi söner, kaybeden kendi olur. Yumağın sargısı, kulun sorgusunu hazırlar; sevgin ne kadar çok olursa, yükün o kadar hafif olur. Sevgisi çok olanın gönlünde dumana yer kalmaz da ondan. Her şeyden önce mantığına yer vereceksin. Mantığını, karşıdan gelen söze değil, mantığının çözümüne bırakacaksın. Müzmin olmayan sefalet, kulun gururunu kırmasın. Devamlı sefalet, ölçüyü değil yaşantıyı verir. O yaşantı, kulun alışık olduğu durumdur. Üstün yaşantıdan aşağı inmek, benliğini aynen muhafaza etmek; imtihanın neticesidir ve geçicidir. Kaybedilen gündür; kaydedilen, imtihanın muzaffer neticesidir, veya kayıp. Kazancınız elbet çok büyük. Mümin olduğunu bildin, her olana uydun. Umduğunuz gibi olacak, bir merdiven daha çıkılacak. İmtihanın neticesidir. Ne çabuk unutuldu? Akşamın geçişi, perşembe. İmtihan; mantık imtihanıdır. Düşüncen. Gönül yolu ile mantık yolunun dumansız oluşu, imtihana yol açar. ALLAH’ım açık kalbin duasına kulu bekçi etmez, manayı bilene kötü söz söyletmez. ‘ALLAH’ım! SANA şükürler.’ deriz, verdiğini çirkin de görsek severiz, gözümüzün hatasına kızarız. Gönül ile, her yaratılanda, güzelden daha güzelini ararız.’ ALLAH’ıma havale edilenden korkun olmasın. Hastalık da sağlık da ALLAH’ımın vergisi. İyi olması nasibi olan hasta, çiçek koksa şifa alır, ‘Şifası bundandır.’ denir. İyilik nasibi değilse... Diyeceğin şudur: ‘ALLAH’ım! Anamı, babamı, yavrumu, CAN’ımı, eşimi SANA havale ettim; ettiğim anda unuttum, önüme serilen nasip sergime göz attım. SEN bilirsin ALLAH’ım.’ Ötesini düşünme, ‘Yetti mi yeter mi, doydu mu doyar mı?’ deme. ALLAH’ım kulundan vazgeçmez, O'na havale edileni bırakmaz, yüzlerce MELEKLERİ’yle korur, her olaya sebep yaratır. ‘Ben bakayım, ben koşayım, hastayı kurtarayım.’ diyen yanılır. Her yolu kapanır. Mümin yumak, yumuşak toprakta yatar. Yumuşak toprak kula neler verir? Olması için çok-çok sevmen gerek. Sen de bilirsin, daha çok sevmek gerektiğini. Yalnız YUNUS’umu değil, her şeyi. Seni sevmeyeni bile. Yavaş-yavaş olacak elbet. Günün, gayesini bulacak. Şu anda bu günde mantığın ile gönlün savaşır. En güzeli bulduğun an; sevgide gönül, doğruda mantık kazanır. Kul olanda görülür, ne var ki derslere daha dikkat edilir. Verişimiz boş değildir elbet. Alamayacak kula ALLAH’ım bizleri göndermez. Olamayacak kul zaten alamaz, olamayacağı için alamaz. Alabilecek her kulunu ALLAH’ım yoklar. Yanlış anlaşılmasın. ALLAH’ım cümle kullarını yoklar, alamayacak kuluna bizleri göndermez. Olamayacak kul alamayan kuldur. Olamayacağı için alamaz. Yumurta yuvarlanır, sert yere geldimi kırılır. Olamayacak kul da öyledir. Hep güzellik arar. Güzel görmezse, güzel gördüğünün hakkına el uzatır. Devletten evvel cemiyeti suçla. Yanlışlık yok elbet, bunu sen de bilirsin. Her kul senin gibi düşünür ise, senin gördüğün sefalet görülmez. Ne var ki o yaşayış, kulun kaderidir. Gördüğün zaman duacı ol o kulu için ALLAH’ımın. Ona da huzur verir, sen de huzur alırsın. ALLAH’ıma havale edilenin selameti bulduğunu bilirsin. Daima ALLAH’ımdan cümlenin selametini dile.

18
Hoş gördüm, suyun akışına uydum, cümlenizi selamladım. Hayır olandan vermek, ALLAH’ımdan geleni bilmek; EMRİ’ne boyun eğmektir. ‘ALLAH’ım.’ dedim, duacı oldum SABIR VEREN’e; ‘GÜCÜ’nün YÜCELİĞİ’dir, kulunun müminliğidir.’ dedim. Umduğunu alan, sevinir. Sanmayın derdi bölünür. Derdinden sıyrıldı, yükünü yamalı fistan misali attı. Vurmakla değil, sevmekle buldu. Saygıyı bildi, sevgiden saydı. Saymayı sevgiden bilen kutludur. Sevenin saygısına karşı gelen mutludur. Elbet sevilen, sevenin saygısı ile karşılanır. Olay budur. Gelene, bu aleme varana. O'nun için geldik, kalanları kutladık. Gelen anda dumandan sıyrıldı. Rüyan ile bildirildi sana. Müjdesi verildi. ALLAH’ım layık kulunu; dünyada dinlendirir, gönlünü dillendirir, yolunu güllendirir... Seveni, sevdireni, sevdiklerini, yumağını düreni, cümlesini etrafına alır. Günahlarının affı için, gönülden yalvarır.  Sükut, onun işaretidir. Dünyasının son günleri, sözde uyku da geçti. Bedeni uykuda, gönül duada. ALLAH’ımın mümin kulları, duadan alındı nasipleri. Her dua eden kul, duasının karşılığını aldı. Gidene duacı olanlar, YASİN okuyup üfleyenler, başında el açanlar; elleri boş dönmedi. Aya yayan gidilmez, göç duasız varılmaz. Alanlar verenler, helal suyu içenler; ettikleri dualar kadar sevaba sahip oldular. Oymayı masada gördüm, ‘Güzel.’ dedim yürüdüm, sevap gördüm sevindim. Dileği sorulur. Duaları alır, deryada yıkanır. ‘Aldığım kadar alsınlar, ihya olsunlar. Dualarım onlarla. Örtü almasınlar, sırlarla yollar açık. Gönüller de açık olsun. Yumağını saran, varmayı düşünsün.’ Sunduğum gelenin niyeti, sizlere verdiği öğüdü. Seven, VEREN’i bilsin de sevsin. VEREN ALLAH’ım. Verebilecek daha büyük makam var mı? ALLAH’ım kulunu sever de verir. Kul ALLAH’ını alır da bilir. Bilmek de büyüklük. Kulun büyüklüğü, gönülde. Suyun akışı kaynakta. Aynayı ele verdim, aydın yüzünü gösterdim. Saygı ile bulanın, sevgi ile varanın yeri YÜCE’dir elbet. Ölçüsünü veren, YÜCE. Dünyası olsa da gece, aydına açıldı yolu. ALLAH’ım rahmetini bol versin. Verdiğim müjde size aydın gelmez mi? Gönülleri açmaz mı? ‘Aynı yolda olsak.’ denmez mi? Yeniyi ayda, eskiyi suda bilme. Ne ay yenidir, ne su eski. Dediğim, olayı bahane etme. ‘Ay yeni görmedim, su eski içmedim.’ dersen, kendini aldatmış olursun. Dediğim açık. Gönül açmak için, mehtap gerekmez. ‘ALLAH’ımın verdiğini karanlıkta görmedim.’ dersen yanılırsın elbet. Şu demektir. ‘ALLAH’ım bana hep sıkıntılı gün gösterdin, güzelliğini görmedim. Suyunu, eski, içmedim. Söylenenler batıl, öğrenmeye merci bulmadım.’ Kulların sözünü derim. ‘ALLAH’ım güzel gün göstersin de güzelliğini bileyim.’ diyenlere derim, sizlere değil.
Sevgimiz; ALLAH’ıma olan AŞK’ımızdan, O'ndan gelişimizden. Yemini küçük kuş bile alır, o da ALLAH’ımı bilir. Ağıza gelen, gönülden akandır; ham çıkan, elekten kaçandır. Tekrar-tekrar eleyin, ağıza öyle havale edin. Bu gece duaya geldik. Gelenin müjdesini verdik, dünyayı bir tarafa koyduk. ALLAH’ıma havale edilen her olay, selamet bulur.

19
... Doğuş güzel, ölüş daha güzel,; ayışı bilirsen, geldiğin gibi dönersen. Elbet ALLAH’ım AFFEDİCİ’dir, döneni görücüdür. Baba evladından geçer mi? ALLAH’ım kulunu ‘Kötü.’ diye seçer mi? Yerden değil, NUR’dansın, NURU’ndansın. MELEK dünyaya gelmez, dünya yükünü almaz. Elbet günahsızdır. Kul dünyaya gelir, türlü yükle bağlanır. Bağını çözer, yükünü atarsa; niye MELEK olmasın, ALLAH’ına varmasın? Olmayı dilediğin gibi olasın, yükünün bağını çözesin. Sevabın, yükünün bağını açtığını bilesin. Sevabını bilirsin, öyle huzur alırsın. Yaşamak güzel, hem de çok güzel. Ne var ki, yaşamayı bilmeli, güzelliği görmeli, verilene şükretmeli. Aynayı tutmasını bilene sorayım. Aynayı kime tutarsın? Aynayı eline almadın, gününü yerinde bulmadın, yolunu almayı unutmadın. Yolunun ışığını kimden aldın bilir misin? Eşinden. Aynayı yüzüne kim tuttu bilir misin? Eşin. Yuvana huzuru kim verdi bilir misin? Yolunu alması, uymasında. Ciğeri beş para etmese uymaz. Güzel sohbetimiz. Andığın gibi olsun, dumanın dağılsın. Hikmetini bilsin. Ağılda sürü dertop olur. Yün yumağı görülür. Dağılanda her biri çözülür. Açma arayı, seçme burayı. Sürüye uy, ağıla beraber gir. Gönlünü dumanlı görürüm. Açalım pencereyi. Korkun olmasın. Gam seni sarmasın. Olmayandan olacak niyetin çıkarmasın. Kuruntu eder, olmayan olaydan olacağı çıkarır. Dört-dört, sekiz eder. Sıfır-sıfır, sıfır eder. Sıfıra gönül koyarsın, dumanı yumağına mal edersin. Duvarın örülüşü taş ile olursa, sert olur, tuğla ile olursa... öyle. Ne var ki, taşla örülen sağlam olur, güven verir. Duvar dedim, ses demedim. Söze söz eklenmez, büyür diye beklenmez. Buyur noktası olur. ‘Sayın.’ demezsen, yumuşamazsan; tadını almazsın, dünyayı sevmezsin. Yolumuz yolun doğrusunadır, eğrisine değil. Severiz seveni, severiz bileni, severiz göreni, severiz duyanı, severiz ALLAH’ından geleni. Kim olsa, ne dese; gönül kırmayız, kır diye gönülü otaya koymayız. Dürteni duymayız, elden vermeyiz. Geldik yol vermeye, değil had bildirmeye. Haşa. Aslandan sinek olmaz. Sinek aslan doğurmaz. Konsa bile burnuna, bir silkinmek yeter. Aslında gönül yolu veririz, dünya sözünü darlıkta bildiririz. Aynayı duvarda bırakın, etrafa ordan bakın. Alnına yumuşak el konsun. Alnına konan el, sana huzuru versin. AMİN. (Resim verilir) Derdi dediniz, ocağı dürdünüz. Simasını dediniz, SEYYİD BİN ALİ’yi bildiniz. HAZRETİ ALİ.

ocak
Yunmuşa geldim, olayı gördüm, ‘Hayırdır.’ dedim. Sunmak, yola yumuşak kul vermek; YARATAN’ımın bize verdiği vazifemiz. Mağmum olmayan, yoldan çıkmayan, ALLAH’tan bekleyen. Duasını doğrudan dileyene. Dumanını dağıt, olanı yudumdan bil. Duanın hayıra yol verdiğine inan. Şüphen olmasın. Kuldan bilmesin. Olan ALLAH’tan. ALLAH’ım hayır verir. Kul yönü döndürür. Dualar yerini bulur. Sorma sonu, bekle günü. Yumuşak yuvanın havası, yuvada bulayım İHLAS’ı. Yuvasında oturup İHLAS okusun, hayır günü beklesin. Danışıp geldim, yolumu verdim. Dualara erdim. Hummalı yuvada, hummalı kul gördüm. Meyus olma, ‘Sonu?’ deme. Duanın başına- sonuna, PEYGAMBER’inin şefaatine sığın. Sunduğum cümleye. Şefaat, Ümmet-i MUHAMMED’e, zümreye değil. Umduk diledik, diledik bekledik. Şüphe etmedik, YÜCELİĞİ’ne sığındık.

mağmum: gamlı
meyus: üzgün, karamsar.

2
YUVA’nın havasını, yolun yarısına getirdik durduk. Kulun gönlüne vurduk, ‘Yolu gitmeye uygundur.’ dedik. Yürüdük, merdiven başına geldik. Kulun ölçüsünü, midesinden değil gönlünden verdik. Ölçüler bir, gönülden ölçü alırız. ‘Gönlü karanlık olana söyleyeyim.’ derim, ‘Yolunu öyle çevireyim.’ derim. Benimle ayrısı; ben, yumuşak oldurur, yolunu buldurur derim. YUNUS’um, ‘Olmayana dayak (destek) gerek, dayakla döndürmek gerek.’ der. O da kul için, ben de kul için, ALLAH’ımdan geleni sevdiğimiz için. Niyetler hep bir, gönüller yol verir. Niyazımız hep bir olmak, daha da ulularla sizleri konuşturmak. Yolun yolcuları, yolunuzun niyazına gelenleri. Yerden çıkan söğüt, ağaç. Yerden çıkan söğüt, benden çıkan ağıt, sudan gelen tat; bir yol yürütür, o yol ALLAH’a götürür. Nidasını eden de dünyasını seven de nigârına uyan da, umduğunu bulan da; aynı yolun yolcusu. Yolda olan hancısı, dünyanın hani kalan bekçisi? Hummalı çalışanlar, yolunda sataşanlar; dünyanın beklediği, kulunun özlediği olamaz, ALLAH’ını bilemez. Nigâr: ALLAH’tan güzelliği olan. NURU’ndan değil, kalıp güzelliği. ‘Mahzun olsun kul eğilsin, ALLAH’ını bilsin.’ demek yanlıştır. ALLAH’ı bilmek, gönüle kalmıştır. ‘Geçelim dünyayı.’ diyelim. Mümin kul bilir, EMİR’e uyar. ALLAH’ımın vermediği, hayırdır. Düşünmek bile yanlış. Olan iş dünya işi, dünyadaki kişi yanılır. Olmasa iyi ama elden ne gelir? YUNUS’um der ki: “ Mülkün sunduğu yok, ALLAH’ımın verdiği var; ALLAH’ımın verdiğinde, hayır var.” Olunca ömründe gül mü açacak, olacaktan kul mu kaçacak? Nidanın sesi gelir, sesin pek tatlı gelir. (Nida nedir?) ALLAH’ına yalvarışın. Duana PEYGAMBER’ini de ekle, olacağı şüphesiz bekle. Ağacın yumuşaksa, gövdesi fırtına da olsa, eğilir kırılmaz. Ağacın sertse, gövdesi eğilmez düşer, kökünden kopar. ‘Yumuşak olun.’ derim, size söylerim. YUVA’nın havasını, YUNUS’umun sesini. Yamalı fistan giydi, yumuşak yol kurdu; yumuşak YUNUS’um, olgun YUNUS’um, ALLAH’ıyla dolgun YUNUS’um. Gülümün kokusu, ya acep hangisi? Girdim gül bahçesine ‘Dereyim.’ dedim, ‘Yolunu bilene, bir gül vereyim.’ dedim. Baktım YUNUS’a, baktım YAKUP’a. ‘MEVLÂ’m, kulu buraya getireyim.’ dedim, güllerin güzelini ayıramadım. MEVLÂ’m gülün en güzelini ayırmış, has bahçesinin has köşesine, MEVLÂ’mın mümin kullarının gönül bahçesine. Manisi olan bilmez, gönülde olan gül kokusunu almaz. Duvarı yok geçilsin, ayağına takılsın. Yolunun iki yakasında hangisine bakılsın? Bakmaya doyulur mu? Kopmaya kıyılır mı? “SEYREYLE KULUM, YOL EYLE KULUM.” der ALLAH’ım; “YOLUNU YOLUMA UYDUR, KÖKÜNÜ GÜLÜM’E UYDUR. SANA DA YER AÇAYIM, HAS BAHÇEME ALAYIM.” ‘Almaz ALLAH’ım.’ deme, yanılırsın. ALLAH’ın BÜYÜKLÜĞÜ’nden şüphe etmiş olursun. ALLAH’ımın mümin kulları için, yol münasip olanları içindir has bahçe. Dumansız gönüller yol münasip. Dumanlı gönül, kokusuz güle benzer; solsun at. Gülün kokusu, kulun bakisidir. Aymadan deymeden bilinmez,
sormadan öğrenilmez, dilim benim size uymaz, ağzımızın yuvası yok ki. Sözün gelişine uydurdunuz, öyle söylediniz, yanlış yok. Düzenin bozukluğu suyun akışını değiştirmez. GARİB’ten alındığınca verilir,
verildiğince çözülür. Olumun gelişmesi, gelişip yürümesi gerek. Gün-gün olur, yol yürünür. GARİB’in vericisi. Kapasiteye uydukça verir. GARİB’in aldığı atom kuvveti. Alıcı-verici, oradan ve buradan yüklü. Yumuşak yolun yolcusu, MEVLÂNA’nın dünyadaki köprüsünün başı.
Yazdım, size söyledim, orada yalnız verici var alıcı yok. Vermek zaten her anki vazifemiz. Uygun istasyon değil. Geçici, durmaz geçer, sesini verir. Tren düşünün, istasyondan geçer. Yumaktan değil, yoldan deriz. İstasyon olur, tren durmadan geçer, yalnız düdüğünü çalar, trenin düdüğü duyulur, o ses kulakta kalır. Tren yolunu istasyona bağlar, duracağı yeri bilir. Durur, alır-verir, yoluna gider. YUNUS’um da trenin yolcularından, ALLAH’ımın sevgili kullarından. “YUNUS’um. ‘Yudum.’ dedim, ‘Yudum değil derya.’ dedim.” Deryaya daldı, duasını sizlere verdi, “Uyanık kullara sözüm çok.” dedi, “Dumansız kullarda gözüm çok.” dedi. Danışıp yürüdü, yumağını sarana dualar verdi. “Gönlü yanık olmasın, kul, ‘YUNUS’um.’ demesin. Danışıp da gelene, günün hayrını bilene; güzel günler görünsün.” MEVLÂNA geldi, gitsin, duasını edene, ‘Yolum bu mu?’ diyene yardımcı olsun. Anılınca duyar, MELEKLER söyler. Demeyin ‘Çağırsam gelmez mi, yardımcı olmaz mı?’ Şüphen mi var? Elbet. NUR’dan yanar, doğar, su gibi parlar. ‘Suyun rengi?’ deme. Güneşten alır, renklere boyanır. Güzel görmek, olmaktır, ALLAH’ına varmaktır. MELEKLER NUR misali değil, NUR’un kendidir. NURU’ndan alan kulu, ne mutludur. NURU’ndan her kul alır; aldığını gözeten, ‘Benim, bende olsun, kalan yolumu aydınlatsın.’ diyen tutar, demeyen harcar. NUR’lu doğar kulları. NUR’unu harcayan kulları, ne ile aydınlatsın yolları? ALLAH’ımın verdiğine, duyanını gördüğüne şüphemiz yok. ‘ALLAH’ım.’ diyeni duyar, NUR’una NURU’ndan katar. ‘Yolum bozuk, dünya kazık.’ diyene, adağını yiyene; NUR’unu da yedirir, dünyasını bildirir, olum yolu kapanır. ALLAH’ım oldur, öyle kullarına bildir.

5
Münasip olan yolun yolcuları, amade kolcuları. Nadan olmayın ‘Yadan.’ demeyin, kul yoluna ölçü vurmayın. Sunduğumu alana, CAN’ımın uyduğunu bilene, yolumun gidişine uyana da uymayana da derim. Uyanı niyetinden, uymayanı diyetinden bilirim. Havayı kapalı odada ararsınız. Odaya kapanmaya ne hacet? Hava kendini sizden esirgemez. Havasız kalmamanın çaresine bakın. Olmasını dilersek, ‘ALLAH’ım versin.’ dersek; olacağı bilinsin. Sarhoşluk; yolumuzun gidişine, CANAN’ımı buluşuna göredir. Sudan yol açtık, geçtik, yürüdük. Önce çağladık, sonra durulduk; yolumuzu yürürdük, dilediğimiz asmanın köküne postumuzu serdik. İndiğimiz yer, vardığımızın neticesidir. Asma, kula ALLAH’ımın AŞKI’nı veren şarabın yetiştiği kütüktür. ‘Şarap yetişir mi?’ dersen; kulun yetişmesi misalidir, şarabın erişmesi. Misket kokusunu ham iken verir, onun kökü öyle ayrılır. Olgunluk kökten olursa, verimi küçükten olur. Aşılama, geç verir. Yemişin oluşu güzeldir. Yaşamayı ‘ALLAH vergisi.’ diye sevin, gün geçesiye değil. Her günün ayrı güzelliğini görün. Hataya değil, atâya bakın. Büyük. Yaş büyüğü değil, gönül büyüğü. Sedef tahtta olsan, gönülü dumana boğsan ne görürsün? Elinde baston tutsan, eğilip güle baksan, renginden kokusundan gönüle atsan; güzelliğe varırsın, ‘Günüm hoş geçti.’ dersin. Zeytinin ulusunu düşün. Meyve vermese de, gölgesine kul sağınsa; yabana mıdır? Almayı vermeyi bilmeli, güzelliği her devre görmeli. Mevlevi. MEVLÂNA yolu, Mevlevi kulun mudur? MEVLÂNA, ALLAH aşığı demektir. MEVLÂNA’ya gelen, AŞK’ına meşale arayandır. Aymayı bilenle beraberiz. Bostana girersen, ne ararsın? Karpuzun ermişini. Köküne basma. Karpuzun kökü nedir? Dediğim şudur. Bostan, yuvanın dişisi; karpuz, yavrusu. Sözüm alanındır, sahip olanındır. Çiğnemeden köküne zarar vermeden etrafını dolaşmak. Her bitkinin köküne verilen değer, meyvesinde kendini gösterir. Vardığım yerin neticesidir. Yakınlık olmasa, aranızda olmazdım. Orayla buranın yakınlığı, beden farkıdır. Bedeni silksen, yanımdasın. Suyum akarken kullar içerken, beraberiz. Yamayı fistana dikersen, örtersin açığını; niyazı gönülden yaparsan, niyetini bulursun. Deryayı geçmeye adım mı gerek? YÜCE’ye varmaya yardım mı gerek? Her kul, gönlünce varır. Ben yol gösteririm, vazifem budur.

6
‘Olmuş gelmiş, mecliste bulunmuş müzeyyen kulmuş.’ derler, günden güne söylerler, sözü ahirete bağlarlar. Dünyadan gelmek kolay nefes işi. Nefesi veren kişi; dumana yol vermişse, duasını etmişse, ALLAH’ını bilmişse, kul gönlü etmişse; sanmayın hesap verir, yolu dirhemle sayılır. Maniyi kaldıran, nefsini öldüren; rahatı bulur. Dünyada bulur, ahiretini kazanır. Manastırın papazı, elindeki kitabı; yoluna uymazsa, gönlüne koymazsa, hak olanı ararsa; aradığını bulur. Demeyin ‘Papaz’, gönül yolu belli olmaz. Gönüller kasadır kilitli, anahtarı ALLAH’ımda. Niyetini ALLAH bilir, diyetini ALLAH verir.
Maden değil, ayar versin; tahıl değil, kile olsun. Sunduğum doğru. MEVLÂNA’yım geldim, sözü ben aldım, çağrıya uydum. Mülkün temeline beton mu attın, yoluna betonla yol mu kattın? YM olmuşken, dünden yolu bilmişken; susadın su diledin, ‘MEVLÂNA verse.’ dedin. Dileyince veririm, görürüm. ‘Merdiven.’ diyene sözüm. Yavaş-yavaş çıkarız. ‘Çıkmaktan ne anlarız?’ demeyin. Tabi çıktık. O günden bu güne çıkmazsak, ne güne kalırız? ‘Çıkmaya başladıysak anlamaz mıyız?’ diyene dedim. Ölçü ALLAH’ımda. Ben görürüm, size de söylerim. Yavaş-yavaş çıkarız, biraz durup bakarız. Geriye yok burada, hep ileri. Olmuşa yol verdik kalmışa değil. Olmuş; ALLAH’ımı bilenler, HAK YOLU’nda gidenler. Kalmış; gidenlere gülenler, HAK YOLU’nu çiğneyenler.

7
Evimdeyim, misafir değilim. Uymuyor yolu, duymuyor beni. YM olunca uyar, duyar. Amade oluştuk, YUVA’da buluştuk, bir aile oluştuk, ALLAH’ım yakıştırdı. MUSA’nın niyazını getiren UMRANİYELİ MUNİYE. MUSA’nın sahabesi. Adının bilinmesi mühim değil. Mühim olan mertebesi. Yedinci katta sesi. YUVA’nızda duası. YUNUS’um var, MERYEM var. HAZRETİ MERYEM. MERYEM’le ONİKİ HAVARİSİ; gelir giderler, YUVA’yı yoklarlar. YUVA’yı uğrak yapan, niyeti NUR’unu vermek olan ULULAR’dandır. (g için  bir resim verilir) Devenin yavrusu. Güneş vurmasın, başı ağrımasın. Gördünüz mü sevindi. Maksat münasip yol vermek. Gönüle göre uymak. ULU resmi yapsaydım; sahibi olamazdı, kıymetini veremezdi. MEVLÂNA’yım söz aldım. Andığını duydum. Yerimiz geniş, postumuz geniş. En güçlü olanı, gönlümüz geniş. Yapıya bakmayız, duvara takmayız. Gönül yolu açık. Günün yoluna uymaz, yolunu çevirmez. Yönünü ALLAH’ım çevirdi, aradığını buldu. Yalanı yok, niyazı çok. ALLAH’ına gönül açar, gece kalkar ‘ALLAH’ım.’ der. Duası kabuldür, rüyası makbuldür. Açık rüya sorulmaz, başka şeye yorulmaz. Yolun başarılı, ömür hatasız olsun. Gönülcüğün böyle kalsın. Gördüğüne korkmayasın. ‘ALLAH’ım.’ deyip şükür edesin. Perdenin aralığı hepten açılsın, bu aleme senin gözünle bakılsın.

11
... Günde gördük has YUVA’yı, YUVA’da bulduk havayı. ALLAH diyen, elin açan, yalandan kaçan mümin kulu. Serdik postu. Olmayana diledik, ‘Olsun.’ dedik yalvardık. YÜCE ALLAH’ım verdi, YUVA’yı NUR’landırdı, NUR ile aydınlattı, bize bu YUVA’yı uğrak yaptı. MUSA’nın asası, MEVLÂNA’nın hastası; derdinin devası, ALLAH’ımın YÜCE ADI.
Mütalaanın faydası, kulu eğitmesi. MEVLÂNA’yım geldim, YUNUS’tan sözü aldım. YUNUS’umun sözünü kesmedim, o bitirdi ben aldım. DEDE’yi dileyenler, sözünü isteyenler; bilseler gönülleri hep bir olduğunu, yolları bağladığını.
Olmuş, yolu bulmuş, mümin, yumuşak, MEVLÂNA yollu, münasip niyetli. Yuvayı yuduma, yumağa yol verir. Manisi olmuş, günü açılmış, olumunu yola vermiş, muradına ermiş. Cumaya sevinmiş. Yunur olmuş. nuruna YUNUS maya yapar, niyeti sana uyar.

12
Mayanızın hamurunu yoğurduk, maniyi ayırdık, mümin kullarla meclisi kurduk. Meclisimiz mübarek olsun. NURU’na erdik, kullarda gördük, olmuşu hamdan ayırdık, niyazına burayı bulmak için cevap verdik. MEVLÂNA’nın sözünü HAZRETİ MUSA’nın sesini; amade olan bilir, dünyanın gailesinden kulu sıyırır. Geldik ne günden, dedik bu andan, sunduk YÜCE’den, andık heceden. ‘ALLAH!’ dedik sarhoş olduk, YUVA’ya geldik bir hoş gördük. Olmuşa su verdik. Su olsa kanar, cennet şarabı sunduk. Kanmak değil yandılar, yandıkça andılar, andılar coştular, ALLAH’a koştular. Kimler mi? Sizleri derim. YUNUS’um gelir sözümü diler. Sözüm senin YUNUS’um. MEVLÂNA’yım, ‘YUNUS’uma söz versem kulu yola eğitsem mi?’ derim, cümlenize sorarım. Sözüm bitmez, sözüme yerler-gökler yetmez, MEVLÂNA YUVA’dan gitmez. YUNUS’uma söz verelim, bir nebze onu dinleyelim ... MEVLÂNA’yım! Olmuşun adını nidanın sözünü etmeye değil, kula yol vermeye geliriz. YUNUS’um anlatır yuvayı, yuvadaki yavruyu. Yavrunun sesini, anasının dünyasını düşünür durur, ALLAH’ına varır. ALLAH’ım varan kullarına erdir bizi, NURUN’la paklandır bizi. Yanıma geldi uyudu. Uykuda beni diledi. Duasında beni andı. Ananlardan, adımı diyenlerdin ALLAH’ım RAZI olsun. Ayrımız yok, meclisimiz ALLAH’ımın emanetinde. Niyazın kuş yoluyla YÜCE KAT’a yol aldı. Aydın olsun yuvalar, dağılsın dumanlar. Olayı büyütenler, sabırdan söz edenler; sabrın yolunu arasınlar, ALLAH’tan dilesinler. Kul ömrü olaysız geçmez, geçene söz edilmez. Günün yarının gelişi, aydın yolun parlak oluşu; kulun kendi aklıncadır. ALLAH’ın her günü parlaktır. ‘Olay.’ dersiniz, dünya gailesini dert edinirsiniz. ‘Dert yok mu?’ demeyin, elbet var. Dert için sabır da var, dert için deva da var. Yeter ki yönelmeli, her yönde ALLAH’ı aramalı. Başı da sonu da bu, söz yok. Olmayanı olduran, vermeyeni durduran, duymayanı döndüren, almayanı sevdiren hangi kuvvetin KUVVETLİ YARATICI’sı? Tek söz; ALLAH derim. Gelişim yol, hal değil, halden söz. ALLAH gene ALLAH, ne desem ALLAH. ALLAH’ıma varalım, durmadan O’nu analım; her işi O'ndan bilelim, gelenin hayrına inanalım. Bilin ki, sizin ‘Şer oldu.’ deyip üzüldüğünüzün, size ne büyük hayrı vardır. Yanılıp aldanmayın, ‘Dert.’ deyip kanmayın, derdi üstünüze almayın, ‘ALLAH’ım!’ deyin.

13-1
Yolun yolcusu, kulun yumağı ALLAH’ıma emanet. Gidiş olmuş, dönüş gününe yol vermiş. Olmuşa vergisini vermiş. Olmadı, kızmak yok. Sevmek, küçüğe yer vermek gerek. Sözünün oluşu kendine bağlamak olur. Yolun dönüşü yakın. Gelen günün aydınlığına bakın.
‘Olay.’ dersin, büyütürsün, gönlünü çürütürsün. ALLAH’ım neler vermiş, kula sebepler ermiş; ‘Olmaz.’ dediğin olmuş, ‘Gülmez.’ dediğin sormuş, seni arayan bulmuş. Sanma ki masal derim. Olayları söylerim. Kendini küçük görme, ULU’dan büyük görme. YARATAN’ın kulusun, olmayana manisin, gülmeyene sorusun. Senin düşündüğün gibi olsa, sana ne gelir, ona ne verir? Duanın temelini bilmezsen, kuldan olsun beklersen... Sağ yanında oturan, sana ‘Anamsın.’ diyenden ALLAH’ım RAZI olsun. Dua etti bekledi, ‘DEDE’m.’ dedi beni andı. Durmaz anar, yardım diler. Yardımcı olurum, yanında dururum. Sanmasın kendi kuvveti. Bilsin, yanında olanın sebebi. Andığı an yanındayım. Gayeni boş demedim. Düşünme ‘Ne olur, ne geçer?’ ALLAH’ım sebep halk eder, yolunu çizer. Yeter ki yönünü ALLAH’ına ver. Bilirsin bir gün, ‘Dayanamam, sabredemem.’ dedin. Az sonra sükunet buldun. Bildin mi? Ben geldim, sana huzur verdim. Oldurur ALLAH’ım, güldürür ALLAH’ım, düşünme sakın gücenir ALLAH’ım. ALLAH’ım kulunu kulundan öteye düşünür. Düşündüğünü yapmak senin gücün değil. Sen ALLAH’ına havale et, yönünü ALLAH’ına çevir; göreceksin günün dünden aydın olur, seni güzel günler bulur. Sakın kendini kedere kaptırma. Cahil çocuk dert arar, olmayanı üstüne yorar. Gayesini kuldan kula sorar. Kuldan değil ALLAH’tan bekle ki, geleni göresin. YUNUS’um söz diler. “Ben de yol vereyim.” der. Sözümü verdim, YUNUS’u gördüm. Sudan zaman aşılır. Aşılan gün, yunulur. Sunduk, suyla yuğduk, yol verdik. ALLAH’ıma emanet olasın.

13-2
Güldüm sizlere, buldum ‘Yoldur.’ dedim. Yanılmayın. Gülüşüm memnun oluşuma, yanılışınıza değil. Yanılan yok. Anılanların, günde sorulanların cümlesine selam gönderdim, yerine vardırdım. Güne geldik söz ile, yolu verdik ÖZ ile; imtihanı biz verdik, göçte gönüldeki iman ile. Ağızdaki yolumuzu bize veren, bize VELİ mührünü atan ALLAH’ımın ADI ile size geldik yol vermeye, yolunuzu aydınlatmaya, aydınlık gün dilemeye. Dünya gelip geçici, gelen gün iç açıcı. Geçenden söz yok, sonu ALLAH’ımı bulucu. Dedik ya, imtihan geçti, YÜCE ALLAH’a vardı, vardı günü buldu, ve ULU TANRI’m, kulunu günde de kayırdı. Günün kulu der ki: ‘Dünün kulu talihli, ALLAH’ıma daha yakın.’ Asla! Dünün kulu, günün kulu, gelenin kulu, hepsi ALLAH’ımın NURU. Dünden söz yok, yeter ki yönelin, ‘ALLAH’ım yarattı.’ deyin. Deyin ki varasınız, ben olduğumu bilesiniz. Benim benliğim, GARİB’in kimliği değil, asıl olan, kula edilen hizmet. Hizmet dedim acele ettim, ALLAH’ımın yolunda hizmet değil AŞK’tır, AŞK’tan gelen meşktir. Yazı öyle böyle ne gerek. Mesnevi okudunuz, günde ne anladınız, anladığınızdan ne dediniz? Gün için yazarım, ALLAH’ımdan bildiririm. Vazifem AŞK’ım. Suyun akışına baktım, CAN’dan geçtim, yolun gidişine baktım, yandım koştum, ‘Varayım.’ dedim. Varmak için olmak gerek, olmak için bilmek gerek, bildiğini yunmak gerek, yunmak için Mürşit gerek. Mürşit buldum, gönülden yundum. ‘Merdiven.’ dediler, başına koydular, çıkmak gerek. Çıktım tek-tek desem bilmedim, kendimi YÜCE’de YÜCE’nin HUZURU’nda buldum, buldum sarhoş oldum, YARATAN’ım SANA kavuştum. Kavuşturdun bir an beni, kullarına gönder beni, yoluna çağırayım, yolunu şaşıranı çevireyim, çevireyim NURUN’a. Yandım ağıza aldım, gönüle akıttım, ALLAH’ımın İZNİ ile YUVA’ya geldim. Geldiğim bir ses ile. Sesin gelişi ALLAH’ımın yürekten anılışı iledir. Sesi aldım, aldım, ALLAH’ım dedim; yürekten gelen sese, SEN’den dilenen nefese, beni de gönder yardımcı olayım, oraya varayım. ALLAH’ımdan izinim, geldim, sözümü verdim, olay bu. ‘Güldüm’, dedim, hoşlandım, kulun gönlüne indim. Görmek için inmek gerek, inmek için paklık gerek. Pak gördüm gönüller, güldüm sevindim. Benim değil ALLAH’ımın yoluna gelenleri olduğuna sevindim. Ben de ALLAH’ımın aciz bir kulu idim, O’na vardım, ‘ULU’ dendim. ‘Varmak için ne yaptın?’ derseniz, ALLAH’ıma aşık oldum. Olay bu! AŞK yalnız ALLAH’ıma değil, verdiği, NURU’na erdirdiği cümle yarattıkları içindir. Yarattığı canlıdan, yarattığı cansızdan çirkin görmedim, yolunu çevirene ‘Kötüsün.’ demedim. Demem, çünkü yarattığında kötülük yok, dönüklük var. Dönüğü çevirmek gerek, ALLAH’ımı bildirmek gerek. Resim yapmak dilenir. Dilendiğini ALLAH’ım İZİN verirse olur. Resme izin yok günde. MUSA’yı bilen misin, İSA’yı gören misin, PEYGAMBER’ine varan mısın? Yürekten tanırsın, seversin, varırsın. Yerini bilirsen TANRI’nı bulur musun? Yerin değil gönülde olan AŞK’ındır, vardırır, ALLAH’ımı buldurur. ‘KABE.’ derler ziyaret ederler. Her eden, ALLAH’ın mümin kulu mudur? Gönülden anmak gerek. ALLAH’ın KABE’si olan gönülü; hoş anmak, hoşnut etmek, KABE ziyaretinden makbuldür. KABE ziyareti farz, gönül ziyareti ALLAH’ın YAPISI’nı tavaf etmektir. Mesnevi; yazının niyazı, güzelin anılışı, ALLAH’tan AŞK ile söz edilişi. Dualar anında alınır, anınca yolunu yoluna bağlar. ‘Yavrusuna ağlar’ desem yanlış, çünkü ALLAH’ına varmış, olanı görmüş, ALLAH’ının kuluna el uzattığını bilmiş. Niçin üzgün olsun, yansın? ALLAH’ına varan bilir, dünyada olana, gönlüne dert edene üzülür. Çünkü onu uyarmaya gücü yok, ALLAH’ından geleni bildirmeye gücü yok. Bildirse ferahlar, kulu da ferahlatır. Onu derim kullara, dünyada yaşayanlara; dünya derdine kapılmayın, sonunu bekleyin, hayır olur kul görür, görünce sevinir.

14
Suyun akışına uydum, kulun görüşüne uydum. Ağanın yolunu uygun gördüm. YUYAN’ı su versin, yudumu tez versin dilersin. Yumağını üzme. ‘Uygun olmaz.’ demesin, ALLAH’ına havale etsin. Verdiğin sözü, vermedin, tutmadın diye üzülme. Mutlak olan günü gelen söz, ALLAH’ın İZNİ ile verilir. Aldım elime, verdim diline, sundum sözümü, yuğdum ÖZ’ünü. Olmuşu geçmek, geleni karşılamak gerek; güzel günün gelişine, hazır olmak gerek. Yumak sarsam sizin ile, sundum yazı vezin ile. Merdane olsam, yufka açsam; vermişten almışım, veda etmişim, dünyadan göçmüşüm. Denir ki; ‘Dünyaya bir daha gelsem, geldiğim benden sorulsa.’ Olduğundan başka diler, sanki öyle rahat eder. Gelmek olsa, yol açılsa; dünya kulu dünyaya gelmek dilemez. Dilemez, çünkü dünyadaki gaileyi gözü almaz. Dünyaya geliş de dönüş de bir. ‘Bir dönsem.’ diyen yok. Mümin olan ‘Yardıma.’ der. Yolunu çeviren, yumağının çilesine musallat olandan kaçar. Amade olaydım, bir gelişte olurdum. Geliş çok olsa da, kulun dönük gönlü değişmez. Onun için ALLAH’ım kulunu tekrar-tekrar dünyaya göndermez, kul olarak. RUH’un gelişi olur, kul gönlüne uyulur. Fani olarak asla! Kullardan dileriz, ‘Doğru yol.’ deriz, gücümüzce yardımcı oluruz, ALLAH’ım İZİN verdiğince. ALLAH’ın KUVVETİ’ne söz kimin haddine? Sorduğunun cevabı mucize ise, MELEKLERİ’nden gelir; aklıseliminize telkin, bizlerden gelir. Yanılırsın, unutursun; ‘Ah aklıma geldi.’ dersin. Aklına getireni, yoluna koyduranı düşündün mü? ‘Tesadüf.’ dersin sevinirsin. ALLAH! O'nun EMRİNDE’yiz. Olsam, YUNUS’a sözcü desem, yoluna öncü; demez misin ‘Sen kimsin, YUNUS kim, ben kim?’ O da ALLAH’ın kulu, ben ALLAH’ımın kulu. ALLAH’ımın sevgili kulları bütün yarattıkları. Mucizeyi; yolda, elde, gülde, suda görün. Görün ki bilin, bilin ki olun. Benim dünyada yaptığım bu idi. Sen de görürsen olursun. Duman koyan kullara, yudum atan kullara, yumak satan kullara söz etmeyin. Yumak satmak, vicdanına el atmaktır. Vicdanına el atmak, onu boğmaktır. Yumak öyle satılır, kul kula esir kalır. MEVLÂNA yol verir, YUNUS’um gününü anlatır. Masal diye değil, yolunu bildirir. Beni senden bildiniz, YUNUS’u misafir dediniz, onun için bana bağlandınız, YUNUS’uma katlandınız. Yol yola uymaz, her yol kulu eğitmez. Kulu yumuşak söz, yumuşak ÖZ eğitir, yolunu buldurur. Benim dünyada oluşumun, verişimin; günümden öğretişimin olduğunu bilirsiniz. YUNUS’umun uyduğunu, eğriyi kaydırdığını da bilirsiniz. Yolunda, ALLAH’ımın EMRİNDE; olmayana bildirir, yadan merden sunar. (yadan: dikçe.) Çünkü ALLAH’ını görmeyene şaşar, şaşar kızar, ‘Yola getireyim.’ der. Olsaydı dünyada günde, vururdu cümleye künde. Gayesine yumak sarsa, yumakta hata varsa; ‘YA ALLAH!’ der, YARATAN’a sığınır, yumağını sabırla çözer. Her kuldan öyle bekler. Yol dedim, yolcu dedim, yolunu YUVA’ya bağladım. YUNUS’um da yol verir, bilmeyeni çevirir. Öyle kul var ki, YUNUS’uma göre olur. Yumuşak desen bilmez, yola girmez. Yumağımız günümüzü sevdirir, büyük olanı saydırır. Günü büyük, mertebesi değil. ALLAH’ımın YOLU’nun, AŞK dolu kulunun; mertebesi sayılmaz, ağası olmaz. Dünyanın gayesidir, kulun kula üstünlüğü. Unutulmasın, ALLAH’ımın dünya için verdiği; dünyada alınan, sahip olunan dünyanın malı. SAHİBİ TEK! Kul yanılır, ‘Benim.’ der. Hani ne ile geldik, adımızı ne ile andırdık? Gelmek-dönmek çıplak. RUH’u olan pak; dünyadan kazançlı döner, buradan mertebe alır.

18
Günümüz geceyi açsın, gece güne ferah versin. Memnunum YUVA’dan, ALLAH’ım RAZI olsun cümleden. Aldık niyazı ULULAR’dan, getirdik YUVA’ya. En alası yol size. Niyetiniz uydu bize, gelelim söze. Geçicidir dünyanın hali. ‘Olmuyor deme.’ ALLAH’ın oldurur, sebep yaratır. Saraya yol dileyen saray adabına uymaya çalışır, ALLAH’a yol dileyen O'nun YOLU’nu öğrenir. Yolsuz yola çıkılmaz, yolda dara gelinmez, yolu bilmeyen sonuna varamaz. Ağacın dalına, yumuşak yoğun yaprağın bolu dizilse; yudumu almayı, hepsine nasip eder ALLAH’ım. Güneşin yumuşak nurunu, hepsine nasip eder ALLAH’ım. ALLAH’ım kimsenin nasibini kimseye vermez, yarattığından hiç bir gün geçmez. Şaşarım şüpheye düşen kula, şaşarım ALLAH’ın VERİŞİ’ni unutan kula. OMAR der ki: “ ALLAH’ım niyaz eden kulunu görür, dileğini duyar, uygun olanı, kula hayır geleni verir. Sebebini kula sorsa, kulun dediği gibi yapsa; dünya karışır.” ALLAH’ımın VERİŞİ, hiç yanılmaz görüşü. Yudumunu arttıran, ‘ALLAH’ımdan gelir.’ diyen; sabır ile yoğrulan kuldur. ‘Olsun da görelim, ALLAH versin bilelim.’ diyen, dünyasına küsendir. Dünyasına küsmese, etrafına bir baksa; ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni görür, gördüğüne kapılır. ALLAH’ının VARLIĞI’na, sorduğunun darlığına erer; ALLAH’ından af diler. Gönül madde ile ölçülmez, madde kula her zaman saadet vermez. Rahatlık demedim. Adının YUVA’da anılışı duaya sebep ise, mesut kulsun, ALLAH’ının sevgili kulusun. MEVLÂNA’yım söz bende, YUNUS’um yanımda. Yumağını sarana şifalar diler. Yumağın sarılışı yumuşak olan, adına GARİB denen kulun yanındayım, her zaman gönlündeyim. Olduğunu bildirdim, ‘Yanıma gelen.’ dedim, niyazımı ettim. Duman YUVA’ya girmez, gününüz dumanla kararmaz. Gelişin görüşü var, ALLAH’ı bilişi var, cennetin şarabından mümin kulların içişi var. Bilensiniz bunları, KUR’AN’dan yazıları. Daha öte diyemem, günden sözü veremem. Bilinenden ötesi söylenmek gerekseydi; ALLAH’ım bildirirdi, sözü HAZRETİ MUHAMMED’e verirdi. Olmaya yüz tuttuk, secdeye diz büktük, alnımız yere koyduk, ‘ALLAH’ım.’ dedik, güzelliğine vardık. Elden güzelin adına, olmuşun duasına duamızı kattık. ‘Aman.’ demedik, zaman bilmedik, ALLAH’ımın ADI’nı gönüle koyduk, ağızdan andık, andığımız bildik. Niyetlerin gelişi suyundan içişine göre kuvvetli olur, niyetler öyle gelir. İman. İmtihan etmeye yolundan gün sorana, günümden dil sorana, sözün kısasını derim. Gönlünü sınarım, açık derim. Yiğidin yakası açık olsa, yenine kar dolsa; ‘Üşüdüm.’ demez, yenini silker, ‘Yumuşaktır’ der. Merdivenin çıkışı mı? Olur ya. Yavaş-yavaş çıkarız. Hep bir olduk
yumakları HAK YOLU’nda dolarız. Biz de size yardımcıyız ya.
Olumunuzun size kazandırdığı lütuftur, ALLAH’ımın LÜTFU. Bizlerden değil, gönüllerinizden buldunuz. Ne var ki bize dayandınız, huzura vardınız, merdivene çıktınız. Çıkmayı bildirdim, size ışık verdim.
Benim yaptığım bu kadar, gerisi gönüllerinizin hediyesi.
Olumun gönül yolunu açar. Yanılmak olur kula, dönüş gerekir yola. Olayın gelişi kula üzüntü vermesin. ‘ALLAH’ım verdi, gine düzelir.’ desin. Üstünde durmasın. Ancak gayenin oluşu seni buluşu sabır ister. Ummak güzel, bulmak güzel. Sabır hepsinden güzel. Sabır, her yerde gerek. ALLAH’ım bilir, çağrılan gelir. Geliş bilinse ne olur? Dünyanın tadı bozulur. ALLAH’ım her işini uygun bilir, yoluna koyar. Oyunu yola veren, yoldan hayır bekleyen bulur. Olsun diye bekledim, yolunuza yolumu ekledim, gönülleriniz yolu buldurdu, niyazınıza geldik yol verdik. MEVLÂNA’yım. YUNUS’umun sözüne, yolu açık ÖZ’üne; yamalı fistan giyse, saray layık gönlüne.

20
Olmaz, oluma zarar gelmez. El oyunu, yumak yolunu, yolun kulunu yönünden çevirmez. Yeter ki uğraşı kısa olsun, eğlenceyi aşmasın, kula zarar vermesin. ‘Oynanmazsa olmaz mı?’ diyene. Uğraşına vaktin varsa, vakitten zararın yoksa. Günün-gecen dolmasın, seni esir etmesin. ‘Mümin kulun yuvasında olmaz, mümin kul eğlence bilmez.’ diyenlere, dünyayı karartanlara sözüm. Dünyaya işkence için gelinmez. Yaşamak, yaşayana hürmet etmektir kulun vazifesi. Yaşamayı her kul bir yönden güzel görür. Kul olur gezi sever, kul olur ÖZ’ü sever, kul olur sazı sever, kul olur oyun sever. Sevdiğini yaptığı gün yaşadığına sayar. Ona uymak, gönlünü almak münasiptir dedim. Yumuşak kula her şey yaraşır, çünkü kararında bırakır.
Yolumuzun bekçisi, oyumuzun YUVAMIZ’ın sözcüsü; olmuşa, yolunu vermişe, duanızı almışa, duacıyım cümlenize. Olsun, günü gelsin, diyeceğimizi bildireceğimizi anında söyleriz. Anadan olmuş babadan gelmiş, atasını duymuş, duacı olmuş. Yüzünün yolunun aynası, gönlünün yumak sarmasına, yumuşak yol bulmasına şaşma. ‘İçerim.’ der, ‘Geçerim.’ demez; ‘Koşarım.’ der, ‘Kaçarım.’ demez, ‘Duyarım.’ der ‘Tutarım.’ demez. Tutmaz dedim bildin mi, manasını çözdün mü? ‘Az-çok.’ dersin. Yumak sararken, ALLAH’ını bilirken ALLAH’ına koşarsın. Zarardan kaçmazsın. Tokat atmam, nasihatim var. Dövmeye değil sevmeyi bildirmeye geldim. Yanılmayın, merdivenin çıkışı var inişi yok. Layık olmayan kul merdiven başına gelmez, adımını atmaz. Sözüm bunun için değil, yumağa zarar vermemesi için. Sözümüzü sazımıza getirelim; sazımız gönül şarkımız, gönül şarkımız yumak çarkımız, yolumuz ALLAH’ımız. Niyetimiz; olmak, yol arayana vermek, münasip olmayanı söylemek. Aydın niyaz edelim, olmuşa yol verelim. ALLAH’ımın verişi, uygundur her işi. Yudumunu arttıran kişi, yumağını saramayacağı gün, yola göçeceği gündür. Olmuşa yol dedim. Dersiniz, ‘Dünyada branş olunca?’ Ata yük koyarsınız gücünce. Koşana yük vurulmaz, taze ata kıyılmaz. Yumuşak olmazsa, yoluna uymazsa; yerini başkasına ver.

22
Yolu yola bağlayın, niyetleri eyleyin. Yumuşak günden yumuşak sözden dönmeyin. Aynanın yüzü görüntünü verir, gülenin yüzü neşe verir. Olmayan yok olacak, duaları yerini bulacak. Sunduk yolun doğrusunu YUVANIZ’a, uyanın gelişine.
ALLAH’ım oldurdun, kullarını bize buldurdun. Günden güne yolun yudumunu arttırır, güzel yola baktırır. Yalnız dünyanın derdine gayret gösterseniz desem, onun da günü gelir. Sözün değeri; kulun yolunu, olduğu güne durduğu ana uydurmaktır. Kulun dünyasını değiştirmesi istense, cümlesini hayır defterinden silmek gerektir. Halbuki her kulun, olduğu gibi bir yuduma meyli vardır. Günün kulu yolunu aramayı onun için yarına bırakır. Yumak sarılırken dünya yaşanırken, ahireti de düşünse iki yöne de baksa; makbul kul olur,
ALLAH korkusu bilir. Günün çekişi dünden. Dünün kulu, güya yolu ALLAH YOLU. Yol, dünde günde değil gönlünde; ALLAH AŞKI, ALLAH korkusu olandadır. Dün, gün, yarın yok, ALLAH’ım her günün, cümle gelmiş, göçmüş, gelecek kulların ALLAH’ıdır. Öğmür, dünün deyimi; ömür, esmimin gün değeri. Nedir, dünden güne ne getirir? Dün dediğimi bu gün de derim. Arada ne fark görürüm? Farkı ayıramadım, dünü güne kayıramadım. Ben ki ayıramadım, YARATAN’ım nasıl ayırır, ‘Eski kulum, yeni kulum.’ nasıl der? ALLAH’ımın ayırdığı kul; O’nu her yerde, her günde anan kuldur. Gönülden AŞK’la anan, ‘ALLAH’ımdan geldim.’ diyen.
OMAR der ki: “ALLAH’ımı bildik, kendimizi bulduk; kul korkusunu gönülden attık. Oymuya uman, yudumunu vermez. Yolu eğri olana, kul esir olmaz, ALLAH’ım İZİN vermez. Yeter ki senin de yolun doğru olsun.” Yumağını sararken gönlü coşana ‘Oymuyan.’ deriz. Tumana yudum dileyene şarap veririz. Şarabın tadına tuman denilmez, yudum alanlar talan edilmez. Gönlü yananlara destek olmak gerekir. Yandığını bilmez, gayesine ermez. Yumuşak yol verilir, gönlü serinletilir. ‘Ayyaş.’ denilir öyle kula sizce, ‘Abdal.’ denir bizce, meczup değil. ALLAH AŞKI’yla dolmak, sarhoş olmak. Sarhoşa siz ‘Ayyaş.’ dersiniz. Olmuşa, yol bulmuşa, gönülden ALLAH’a vurulmuşa. ‘YUVAMIZ öyle kullarla meclisi kurdu.’ dedim size. ‘Dünyayı silin, ahiret kaygusuna düşün.’ demedim. Denmez, denmesini ALLAH’ım istemez. Anmasını bilin, ahireti unutmayın ki; doğru yoldan çıkmayın. Ahireti bilen, eğriye bakmaz. Giymiş yeşil fistanı, YUNUS’um yazmış destanı. YUNUS YUNUS olalı, yolu YUVA’ya geleli, yazımızı yazalı; yumuşak oldu çıktı, yolunu öyle verdi, sözü yarına bıraktı. Dumanını sorana ‘Bulut mu?’ dedi; destanını sorana ‘Yiğit mi?’ dedi; yatımını sorana, sert diyecekti yuttu, ‘Yolumu bilene sorun.’ dedi. Yattığı yer mühim değil, durduğu yerdir mühim olan. Ona üzülür, sorana kızar. “Anmak gerekse, ağaç bul an beni, ‘YUNUS’un kabri.’ de, çağır beni. Gelirim, duana cevap veririm.” der. YUNUS’um böyle açık gönüllü. Yayan gider, eşeciğine yular vurmaz, adımına ayak uydurur. Her ağaca ‘Benimdir.’ der, gönlünden bir tutam bırakır. Elbet anıldığı yer bir tutam toprak değildir. OMAR der ki: “Her kul toprakta yer alsaydı, gelene yer kalmazdı.”

24
Gelişim yok yazışım var, yarışım yok erişim var, gelenlere çok sözüm var. Nimetten ziyade kısmet niyetine uysa daha iyi olur sanma, ALLAH’ımın VERDİĞİ hepsinden hayırlıdır. Yumağını sararsın
yolumu gözlersin, nidaya ne hacet gönülden uyarsın. ‘Yumuşak oldum yolumu buldum, kalemini bana bağlamadın.’ dersin. Gaye kalemden ziyade gönül bağı. Kalem her kula gelmez, her kul cevaba ermez, dilesen de yetmez. ALLAH’ımın verdiği, layık gördüğü kuludur; yazı, söz, görgü. Yazgı, yazgının sözü, alimde gözü; yayılır dökülür, cümleye bildirilir.
‘Yumaktan.’ dedik, yolun gidişine uyduk. Yamadan, yumuşak sözden demedik, olmuştan söz etmedik. Denir ki, ‘Kul yamalı giyerse, dünyasından geçerse; erdiğine delildir, gördüğünüz VELİ’dir, suyuna dalmış ULU’dur.’ Olmuşun, sırmalı fistan giymişi yok mu, olmaz mı, ALLAH’ım ölçüye vurmaz mı? Ağmanın değmenin gözünde kara perde, görgüsü nerde? Nerde olacak gönlünde. ALLAH’ını bilen, bütün gönlü ile bağlanan, geleni gideni O'ndan bilen; elbet yolunda erer, VELİLİK mertebesi alır. Ne giydiği ne gördüğü, onu yolundan çevirmez. Okunuşunu sorarsınız. ‘ALLAH’ım verdiğin KUVVETİN’e sığınırım, YÜCELİĞİN’e güvenirim. ALLAH’ımın YÜCE KATI; O'ndan gelen kuvveti, O'nun YOLU’nda sarf edeyim.’ Olmayana söz yok. Gelene niyet, gidene kısmet derim. ALLAH’ım dilerse oldurur, gidene sebep yaratır. Gelişin hayır oluşu, ALLAH’ımın İŞİ. Oymuyan gelse, sana ‘Yol.’ dese, (oymuyan: yolun doğrusunu bilmeyen) dese ‘Yolum yolundur.’ ne dersin, ‘Elim senindir.’ Denmez ki ‘Yolumuz uymaz.’ Büyüklük budur. Gönülün ölçüsü; kuluna göre söz edende değil, her kulu bir tutandadır. Olmuşu yolunda görmek seni sevindirir. Ham kulu görmek yerindirmesin. Kulun YARATAN’ı da yaratılışı da BİR’dir. Ne var ki, kulun bazısı dönüktür. Dumanı başını sarmış, gözünü kapamış. Ona yardımcı olmak, kulu kazandırmak, kula sevinç vermeli. Vazifemiz; ALLAH’ımın AŞKI’na. Gönülleri şaşkına yol vermek; yola uyan, ALLAH’ını bilen her kulun vazifesidir. YUNUS’um YUVA’da, elleri havada; “ALLAH’ım!” der, dua eder, benden söz ister. YUNUS’uma söz vermek benim iznimle değil. Ben köprünün başında sunarım, yolları bağlarım; ALLAH’ımın İZNİ olanlara sözü veririm. Olmuşa yol vermektir vazifem. ALLAH’ımın YUNUS kulu, olduğu günde aldı yolu, yolda buldu mümin kulu, elinde yasemin dalı. Günden sözleşti, yoldan halleşti, “ALLAH’ım!” diye söze girişti, sözü YUNUS’um aldı: ... YUNUS’um coşar, kendinden geçer, sözünü orada bırakır. Anlatmak kula yetmez, kul bu hale dayanmaz. Olgun elma ağaçta kalmaz, ham elmada lezzet olmaz. Ne koparmaya el varır, ne yemeye dil varır. Bırak olsun, güneş görsün, çabuk ersin. Güneşine yol açarsan, sen de hayır etmiş olursun. Kulun yapacağı bu kadar. ‘Oymuyor yolunu bilmeyen, yol dileyen.’ diye arkanı dönme. Yolunu söyle, elini uzat, doğruyu anlat. Demesin; ‘Ya dünya, dünyadaki tat?’ Dünyanın tadı, ahiretin adı; doğru yol ile, açık gönül ile olur, ALLAH’ım iki aleminde kulun gönlüne göre mükafatını verir. Yeter ki yolunca gidilsin, haramdan kaçılsın. Haram olanı sorarsan; hak yemek, kul hakkına el uzatmak. Cebindeki paranla dileğince yaşarsın, olduğunca harcarsın. Yanılmayın, ham sofuya kapılmayın. Ben günün de dünün de insanıydım. Günümde çok söz aldım, neden söz demedim. ‘Kulun gönlü dönük, kendi gafil dedim.’ ona uydum; anında değil, günü gelende yoluma aldım. Çünkü onun yolunca onu ikna ettim. Andığı oyunsa oyna, saati gelende fırla. ‘Yunuldun gayri ALLAH’ından dile.’ dedim. Yoluma yavaş girdi, girdi koşturdu. Öyle oldu yolumuz, yol verdi MEVLÂNA’nız. Günde de öyle olur, gönüller yoluna göre yunulur. ‘Kıbleye.’ dersin dönersin, uykuda ayağını sorarsın; başı koysan, daha hayır. Ham sofuya kapılma, yoluna hurafe koyma; yönün gönlünde olsun, ALLAH’ın seni bilir. Gönlünü aç, yalandan kaç. Dünya miraç değil beden miraca çıkmaz, gönlünü hazırla. Beden kafes. Kuş kafesle uçar mı? Günün yine gelişi, ham kulunun erişi. Dünyada olsun toprakta kalmasın. Anlaşılmadı dediğim. Elma erince düşer, kul eline geçer; yiyeni, yolmuş diyeni bilinir. Ham elma, vakti dolanda ağacı silkilende ham kalır,  toprağın malı olur. Kulun ermişi, ALLAH’ını bilmişi; huzura varır, tadını verir. Ham kul yerde kalır ele gelmez, ağıza tat vermez. Olmuşa tat veren ALLAH’ım, hamına el vermez, kul eli değmez. Elbet ALLAH’ım elini uzatıp almaz, kulu sebep yaratır elini uzatır. MEVLÂNA’yım! Bundan öte, ben değil ALLAH’ım var. Ben O'nun kuluyum, EMRİNDE’yim. Kulunun gönlündeysem, huzurum artar. YASİN sordunuz, anmayı dilediniz. Dileğince okursun, ALLAH’ının RIZASI’nı dilersin; ‘ALLAH’ım!’ dersin, ‘SANA niyazım açık olsun. İçimden geleni versin diye, dilimce okurum, gönlümce varırım.’ Dilim olmayanda, masal gibi uyurum. Uyku dünya görgüsü, kulun gailesi. Bildiğince okursan, gönlünü açarsan sevabın olur, makbuldür. ALLAH’ını anmak, olumuna uymak vazifendir.

25
Ayağımın yolumun görünüşünden ayrısı yok. Geldiğimiz gibi, bulduğumuz gibi, yuğduk aldığımız gibi. Olmayan gelmez, ALLAH’ım izin vermez. Umduğundan söz etmek, sözü iyide bırakmak gerekir. Öyle de olsa böyle de kalsa, olacak hayırdır. Şüpheler dağılsın, kul kötüyü unutsun. Olmayı dileyenler, asmayı budayanlardır. Yaprağı feda eden, çiçeğe yol verir; ağaç budanırsa, tazelenir. Aymayan uyur, yolundan kalır. Sunduğum meclise, ALLAH’ımın mümin kullarına. Cemiyet bağa benzer, asmalar kula. Budanan ağaç, bakılan bağ verimli olur, verimi bol olur.
Aşağı bakma düşersin, yukarı bakma dönersin. Yumak sarmak, yudum vermek kula yetse, gününde gönlünü açsa; yoldan ne sorar?
Sorulanlar yol için, yudmak kul için. YUYAN’ı bulursan ne mutlu sana. ‘YUYAN buldum.’ der sevinir, bulduğu günden yönünü çevirir; öyle kula yazık olur, çünkü yuyan bildiği yobaz onu doğruya koymaz. Kendi bilmez ki koysun, doğru yoldan ne desin? Onun için kul kuldan değil ALLAH’tan dilesin.
YUNUS’um niyet kurmuş, YUVA’ya yumuşak köprü olmuş. MEVLANA’yım. Olmuşa yol vermiş, YUNUS’um dilemiş. Sözü baştan dedim, meclise söyledim; yobaz her yönü sarmış. Elini açan, başını örten, ALLAH sözünü ağıza alan meydana çıkmış. Yudum aldığı haram yediği gözünden kaçmış. ALLAH’ım kaçırmaz, uğraşını üstüne alma. ALLAH’ım aciz değildir, uğraş yok. Sebep YARATAN’ımdan gelir, yumak sarana layık olduğunu verir. Adını andık, destanını yazdık, gönlünden söz ettik, ‘Gelse de dese.’ dedik. YUNUS’um gelmez mi, gönülle koşmaz mı?
MEVLÂNA’yım. YUNUS’um hoş anlatır, ‘Hayatım boş.’ der anlatır, benzetir, kulun gönlünü eğitir. Böyle kulun böyle köyü, köyünde eyler cümleyi. Anlatır dinletir uymayana, çevirtir dönmeyene. Başından dedim, çok kızar. Olmaz, kula düşmez. YUNUS’un kızışı, kendi kendine. Kimseyi dövmedi, kimseye el sürmedi. Bütün ömründe ansan, NUR’unu yolda görsen, geceden açık olmaz. Ağa bilir. Anmak için yanarsın, gönülden kaynarsın. Ne var ki, gücün dökmeye yetmez. YARDIMCI ararsın. YARDIMCI’ya ne dersin? Olsa sözün, alsa elin; gece gündüz yazarsın. Sabra söz, yumuşak kula el. ‘Olgun muyum?’ dersin; oldurmaya, NURU’ndan vermeye geldim. Şüphen mi var? Merdivenden sorduğun, hataya düştüğün. Elbet çıkılır. Fanisin nasıl görülür? Çıktığını ispat kolay; gönlünü yokla, günden güne coşmaz mı, ateşi büyümez mi? Bu, ALLAH’ına yaklaştığının delilidir. İçini açar, korkunu siler; ALLAH’ına yaklaşmaya delilindir. Günde çıkılan merdiven, kulca bilinmez,
merdiven her gün çıkıldık denmez. Gönlünü yoklarsın, katını anlarsın.
(Resim verilir) YILDIRIM derler (BEYAZIT) adını öyle anarlar. Esareti zorlu oldu, olmuşu orda gördü; ALLAH’ım AFFETTİ, günahını sildi. Her sözüm ders için. Masal demeye, defter karalamaya, kul vaktini öldürmeye gelmem. YILDIRIM da şımarmadı, gücüne güvendi. ALLAH’ına güvenseydi, yolu açılırdı. Size değil göze derim; gözü görene, kulağa koyana. Yapılandan sonra anlatsam boş anlatırım. Kulağa koyarım, sizi eğitirim. Anında olan bilinir, günü geçene gününce katılır. Yazmak çizmek yetsin, yoldan alınan gününce eğitsin. ALLAH’ım bile vakit ayırmış, kula beş vakti bölmüş.

28
Geldim güldüm GARİB’i gördüm. Neşesi bol olsun. GARİB kendini bilir, dünyasının yolunu çizer. Ahiretini ihmali görülmedi, olumunu harcamadı. Anında olsun gününe sözü geçsin. Gününü kul hazırlar yolunu çizer, olayın hayır vermeyenine ULU’su mani çeker.
Gelelim söze; ağam dedi ‘Vay bize!’ ÖZ’ün, sözün, olumun ALLAH’ımın EMRİ’nde, iraden senin elinde. Neden harcarsın, gönül üzersin? Olgunluğun görülür, hayat türlü örülür. Sorduğun yola verilir. Gönül ölçün alındı. Bu aleme verildi. Dünya ölçün durulur. Sana olmaz denilir. ‘Olsun.’ desem, kararı YM olsun, seni harap etmesin. ÖZ derim söz alırım, yola rehber veririm, diledin ben gelirim. Olgun gönül açılır, olandan gün seçilir, sunduk şarap içilir. Bu aleme galip gelmek, dünyayı galip yaşamak ile bulunur. Galip yaşamak kula üstün olmak değildir, dünya gailesinin üstüne çıkmaktır. Aramızda mağlup yok. Her kul bir yönden gelir, aradığını bulur. Her yönden geleni alan, yoluna REHBER olan, ALLAH’ımın EMRİ’ne uyan, ben. ‘Merdiven.’ dedik getirdik, yerine yerleştirdik. Başını çıktık, günden güne aşarız. Sunduk, ‘Yol münasip.’ dedik, şaşırandan el çektik. Sudan dileyen ALLAH’tan istesin. ALLAH’ımın DEDİĞİ olur, olmuşsa, ‘Olmuyor.’ deme verir. Dünyanın hesabı dünyada kalır, kulun borcu boynunda gelir. OMAR der ki: “Ağızdan olsa borcun, aldığın yazı harcın. ‘Ödeyemem.’ diye dönen, ALLAH’ından dileyen bulur; gününde öder, borcunu dünyada siler.” Sunduğumu aldın, dile ALLAH’tan. Okuyun olacak. ALLAH’ımın İŞİ’ne söz yok. Olsa da güç, sonu size sevinç. Dünyadan söz ettik, kulu eğittik. GARİB’i öğretmen ettim. Dünyadan söze ahiretten güce REHBER gerek. Geldim GARİB’i yoluma aldım, GARİB’le cümlenize el verdim. Arka-ön yok. Ortada CANAN, etrafında CANLAR; bir daire olduk, el-ele verdik; olay bu. ALLAH’ım her yerde. NUR; ölçüye sığmayan, gönüller almayan, yolundan çıkılmayan, gönül münasip olanda ona varılan. ALLAH’ım, SANA ulaşmaya çalışmadım, çünkü varamam; gönlümü SANA verdim, sarmaya çalışmadım çünkü saramam; SEN’i andım, yürekten çağırmaya çalışmadım. Sesim eriştiği an, gönlüm olaya şaşırır. Sesim çıkmadan da ALLAH’ım sesimi alır. Dünyaya geliş, kulun gönlünü eğitir. Olumu güzel olan, dünyayı iyi bilir, gailenin üzerine çıkar. YUNUS’um söz diler, ‘Yaz.’ dedim: ... MEVLANA’yım geldim, gönülleri gördüm. YUNUS’uma uymuş, ‘Ver daha.’ demiş kullara sevindim. Amma size deyim; tuzlu aşı yersiniz, suyu gönülden dilersiniz, mideniz aldıkça içersiniz. Gönül suyu da öyledir, gönül kadar verilir. YUNUS’um ‘Paylaşalım.’ der, aşırı gider suyu. ‘MEVLÂNA kıymaz mı?’ demeyin. Ben de size vermeye geldim. Zararına olmasın, günden güne artsın derim, gönlünüzü alıştırırım. YUNUS’um unuttu geçirdiği ömrünü. Öyle olmasa, yol izni gününden alırdı, göçünden sonra tez gelirdi. Gelişi sözümle. YUVAMIZ yudumumuza yol açar. Hoş görür olmak, kulu saydırır. Yolunu sükunetle yürüyen, sükunet bulur. Olayı yaratan, olaylarla karşılaşır. Yuvanın sükuneti, kulları olgunlaştırır. GARİB uyumaz. ALLAH’ımdan niyetine geldik, mümin kullara söz verdik, ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Aldım kulundan, vardım ULU’na; olana, cümle selam verene gönderdim. “ALLAH’ım RAZI olsun, yolları NUR’la dolsun.” dediler, duacı oldular.

şubat
Hummalı yol YUVA’ya uymaz. YUVA’yı münasip niyaz açar. Kul kötüden kaçar. Yanlış değil düşünce. ‘Uysun.’ dersin gönül üzersin. Günü gelir sana uyar. Olumunu harcar. Sudan aldın, mümin oldun. Ne mutlu sana. Ne mutlu derim, çünkü olayı görürüm. Yumuşak gönlüne niyetin uysun. Ağlamak acze delalettir. ALLAH’ım kuvvetince erdirir, dileyene buldurur. Ağlama, ALLAH’ından kuvvet dile. Şüphe etme verir. Umduğunu oldurur. Sabır kulu erdirir. Dileğin olacak, sabret günü gelecek. Evet dese demese, ALLAH’ın EMRİ’ne boyun eğecek. Okuyun, ALLAH’tan dileyin. Demeyin ‘Yazılan bozulmaz.’ Yazıyı sen bozamazsın, yeniden yazamazsın. Amma YAZAN, bozar da çizer de. Yeter ki, ALLAH’ına yönelesin, dilemesini bilesin. AMİN. Sudan geçtik, etek tuttuk, suyu geçtik, sunduğumuzca içtik, dileyenin dileğince sunduk. Sordun yoldan, bildim kuldan. ‘Şifa dilerim., ‘ALLAH’ım.’ derim. Sorulur benden, dilenir ALLAH’ımdan. ‘Olsa mıdır?’ derler. Olmayı dilemekle değil nasip ile. Ömrüne sözü geçmez kulun. ‘Ameliyat olsa kurtulur mu?’ demeyin. Ölüm olunca ameliyata ne hacet. Yanılmayın, ölümden demedim. Ölüm var ise, ameliyat olsa olmasa gelir; ölüm yok ise, ameliyat olsa olmasa kurtulur. Akıla gelmesin ölüm. Şifayı nasip etmişse ALLAH’ım, sebebini halk eder, düşüncenize sokar. ALLAH’tan dileyin. Sorulanın sebebi, kulun nasibi kesik değil. Olmuş hayır denmiş. Sunduğum gün, dönmüş yürümüş. Adım işi. Gönüle koyan kişi. MEVLÂNA’dan sana selam. ‘Yaralı gönül.’ demesin, ALLAH’ına sığınsın. Yuvasına sükunet dilesin. Duasına eksik etmesin yolda olan şehidin, anında dediğin sorduğun Mehmet’in. Olmuşun gelmişin, memleket korumuşun duanı almışın. Gönlü hoş olmuş, selamın vermiş. Selamını alır seni selamlar. Duanın kula zararı mı olur? Mezardan geçerken okunur, RUHLAR etrafa toplanır, senin koruyucun olur. Sudan geçerken oku, sana yol verir; dağdan geçerken oku, oku kötüyü çevirir.

1
Olmuş günün gecesi, gelenlerin hocasıyım. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.
Olmuşu görmüş YUNUS’um, süsleyip demiş. Yanılmayın; süslediği sözleri, olay değil. MERYEM NUR’uyla gelir, münasip olanı söyler. “ALLAH’ım, sözü bana müjdeyi sana nasip etti.” der, selamlar gider. Nasipten söz eder. Nazım YUVA’ya, NUR’um olaya ışık verir. Öğrenmek aramakla olur. Desem ‘Hazır beklersin, aramaktan kaçarsın.’ Güzellik aramakla görülür. Yumak saranların dileği, hazır olanı söyleyenden öğrenmek. Güdüm günde gerilik olur. İleriye gitmek varken, ‘ALLAH’ım hazır ver.’ demek olmaz. Ben lafa dalmam. MERYEM geldi, “Söz benden, müjde senden.” dedi gitti, sabır da sana düştü. YARATAN’ım öyle ister. Dileğim, kuluna tez göster. MUSA YUVA’ya yol alır deryadan. Murat günden yarına, yağınıza balınıza bereket diler. ‘Kime?’ dersiniz. Meclisi kuran, bu geceden nasibini alanlar. Nasip dağılır, mecliste olanlar sevinir. MEVLÂNA’yım. YUNUS’um yolu alır, kulları da beraber sürür. Ne mutlu, gönülleri hoş eder. YAHYA EFENDİ HAZRETLERİ yoldan müjdeler verir. Nasibini düşünme. ALLAH’ım düşünür. Olanı dert etme, hayır getirir. Olmuşu değil, olacağı dile. Senin elinde ne var yapılacak? ALLAH’ına duacı ol. Gelip-geçici, konup-göçücü günler bunlar. Sen gönlüne üzme. Ona ferahını bildirme. Yüzüne gülme, acı söz deme. Söz söze yol verir, susmak saygıyı arttırır, susan da bakan da kazanır. Nasihati, kula yol verir diye ben de severim, amma tutana derim. Söz, denildiği yerde kalmamalı, suyunu alan bilmeli. ALLAH’ım sabırla beraber yumuşaklık da versin; DEDE, yolunu bekleyene gitsin. MEVLÂNA’yım geldim, HAZRETİ MERYEM’in sözüne sevindim. ALLAH’ıma emanet olun. Sağlıcakla kalın.

4
‘ALLAH’ımın ADI’yla PEYGAMBER'imin Şefaati üzerinize olsun.’ dedim söze başladım. Münasip yuvanın yolu, kararsız ALLAH’ımın kulu. OMAR der ki: “Sen adaleti yolundan ayırma, ‘Adaletsiz.’ diye kahır edinme. Er-geç yerini bulur. ALLAH’ımın ADALETİ şaşmaz.”
Oyalanır, yutmak gerek, yutkunmak gerek. Mide zaten kötüyü almaz. Mide ALLAH yapısı, fırın kulun kapısı. Maya yumuşak ise, ekmek hamura kalmaz, kul midesine oturmaz. Mana sorarsınız açayım. Dedim size, mide ALLAH yapısı. Ekmek hamur kalırsa, yani yolsuz iş olursa; yersin, mideni rahatsız edersin. Dünyada olan hatalı iş de kulu rahatsız eder. Mümasilin neticesi; haramdan kaçmak, gününü hayıra açmak. Nüzhet, aslında nimetten azadedir. Arayın, hazır yolun yolcusu olmayın. Arayan bulur. Oluma niyeti kuran; nüzhet olmaya, ALLAH’ın GÜZELLİĞİ’ne varmaya bakar. Yolunu arayan her kul nüzhet değildir. Olmak. ‘ALLAH’ım.’ der kul, gece gündüz ibadet eder, ALLAH’ına kendini adar. Kul vardır, ALLAH’ın verdiği güzelliklere yanar. Nüzhet ona denir. Elbet ALLAH’ımın verdiğine aşık olmak, ALLAH’ımın verdiğini her an ikrar etmektir. Ağızdan yetmez, gönülle anmaktır. Mescitte kılınan namazla camide kılınan namazın farkı olur mu? Olmaz elbet. Namaz yerinden değil derinden olmalı. YARATAN, yumağın düğümüne nimetin deyimine asanlık verir. Asan; sokmamış içine kötü, almış yüzüne NUR’u. Olmuşun gelmişin seçimi, sevginize değil ölçünüze göredir. Gelişim kullara sevinç verir. Olmayanı dersiniz. Oyuna değil gönüle geliriz. Ses muazzez, yazı mukaddes, çünkü ALLAH’ımı anarız. Sözümüz, gelmişin değil günün konusu, kulun ALLAH korkusu. Korku olan içinde, bilsin yolu açıktır. Müstesna yol dilerse; ayıldığı an, aradığı gün vardığını bilir. Her aşık dünyasına mı küstü? Masanın ayağını mı kırdı? Dünyadan geçilmez, acı söz edilmez, kul hatası yüzüne vurulmaz. Sözüme alınma, ‘Acı der.’ deme. Acı demem. Yuvaya geldim, sükunet gününü sevdim. OMAR der ki: “Ömür kulun defteri, yazı kulun terazisi. Ağırlığa iyilik koy ki; defterin iyi dürülsün, dünyada kul hayırla anılsın.” Ağzın yolu gümüşse, söz de öyle çıkar. Yumuşak söz, altın gönülden akar. Sözün güzeli yudumun alınışına, yudumun güzeli gönüle konuluşuna göredir. Yazımız, övmek ALLAH’ımı; görmekle değil, VERDİKLERİ’ni sevmekle kabildir. Aştım yolun taşını, geçtim köprü başını, baktım geçen yoldaşını; ‘ALLAH’ım sundun, aldığımı verdim.’ dedim sevindim. ALLAH’ım sundurdu. O'na verdiğimi sen aldın, ağıma-andıma geldin. Ağ örgü ağ değil. ‘ALLAH’ım.’ derim ağlarım, içimi dağlarım. Sen benim, ALLAH’ıma ağım anında duyduğum aşkım zamanında sordun, duanı bana gönderdin. Anda aldım andım, sana niyet kurdum, gelişini hazırladım. Gelişimiz senin AŞK ile çağırışınadır. Ağmalı, anmalı, ALLAH’tan dilemeli; gününü değil anını düşünmeli. Senin gönlün bana senden yakın. Benim gönlüm cümleye yakın. Vurmalı, kırmalı, kararını bildirmeli, dünya ile ahireti ayırmalı. ‘Dünya.’ deyip ahiretten geçme, ahirete dönüp dünyayı silme. Nefsi silmek, ALLAH’ı bilmekle kaimdir. ALLAH’ını bilirsin, yarınına niye şüpheyle bakarsın? Çünkü yanılırsın. Nefis denen kör düğüm, sabır ile çözülür. Bunu bilen cümle kul, fena güne yumuşak girer. Günün fenası olmaz. Ne var ki, kul dileğine uymayan gününe ‘Kara gün.’ der. Yumuşak girerse, dumandan sıyrılır. ALLAH’ına iman ettiği an, her günü güzel görür. Mustarip misin? ALLAH’ına sığın, ıstırabını dindirir. Adama söz desen sana ne verir? Aştın başı, yedin aşı. Gündüz yolu gece kulu sevindirdin, ALLAH’ımdan iyi gün aldın.

 mümasil: benzeyen, andıran.
nüzhet: Eğlence, neşe. Ferahlık, sevinç.
asan: kolaylık.

5
Yolumuz hikmettir, ALLAH’tan sebeptir. ‘Neden?’ derseniz, sondan, YAHYA yolundan.
ALLAH kulundan geçmez. Günde gönderir, sadakat gösterene yolunu bildirir, bildireni gönderir. Suya giden su doldurur, kumdan geçen hacı olur. Saatini sorarsan vaktini eyler. Öyle de böyle de boş geçer. Yoğunluk yabanda, azınlık çobanda. Yabanı sorarsan, yaban; günaha girmek, dünyaya başına karışmak. Yaban; olumu çamurla karışan. Çoban; dünya gailesinden uzak kalan. Madanda, Muaviye’dir galip, adına ALLAH’ım talip. ‘Kazandı.’ denilir, kul adı söylenir, ALLAH’ımın VERİŞİ unutulur. Atanın sözünü unutma, öğüdünü gönlünden çıkarma. Derya deryadan içre, dünya alemden içre. Dünya alemde, alemin elinde oyuncak. Oldurduğu, YUĞAN’ına sordurduğu, sadakate erdirdiği kulun yolu açılır, dünyanın dönüşünde dışarı çıkılır; olduğun andır bu. Dünyanın dönüşü nasıl durmazsa, kulun görüşü de karışır. Yolunu ALLAH’ına. Masanın yolun sonunda aldığı, kula verdiği nedir? Kullar sorarlar: ‘ULULAR’ın hangisi en yüksek?’ ‘Mertebededir.’ derim. Bütün nehirler deryaya akar. Yanılınmasın, nehrin küçüğü büyüğü olur, amma netice aynıdır. Nehir ne kadar büyükse, o kadar kolu olur. Koldan maksat, müridi olur. Yanımıza geldiniz, ‘DEDE’miz.’ dediniz, andınız. ALLAH’ım. Duanıza duacıyım. Diledim yolunuza geleyim, gelende sizi karşılayım. Sözün sonu da başı da ALLAH’ımda. Dileğimi söyledim, dilekler ALLAH’ımın uygun kullarına nasip oldu. Miğfer giyse yüzü örtse, sözünü sakınmazsa, kanı da dokunmazsa; ne yol alır, ne kul verir. Andığımız niyetin duacısı olalım, aldığımız niyete koruyucu verelim. El açalım yüz sürelim, ‘ALLAH’ım.’ diyelim, ‘Sunduğunu andım.’
Ağanın niyetine, diledim ALLAH’ımın adına. ‘Sebebi SEN’den, SEN’in NURUN’dan, ALLAH’ımın verdiği hamurumdan, şüphem yok. Yanılmışsam döndür beni, aldanmışsam çevir beni. VERDİĞİN’e inandım. Elimi sürmeden kaybettim, alnımın terini akıttım. EMRİN’e uydum. Olana ‘SEN’den.’ dedim, boyun eğdim. SEN’den dileğim; hatamın affı, olayın hakkıma dönüşü. SEN bilirsin ALLAH’ım.’ Ağaya dedim, duasını verdim. ALLAH’ımın EMRİ’dir. Kem gözün zehridir. Akanını akıtmaz, terini döker, umduğunu alamaz, belini büker. Duacı olsun, kem göze duvar çeksin. Dualar karşılar.

8
Yumuşak niyete, niyazda ALLAH’ın verdiği diyete, minarenin duyuluşuna ses yayılır, kul ayılır. Mimar yapısı, cami kapısı, ALLAH niyetine açılır.
Yumak saranın; ağız kötüyü açmasın, kulun yolunu seçmesin. ALLAH’ın verdiğini değil elbet, amma kulun hatasını demesin. Yudum alan meclis kurana yaraşmaz. Niyetler kötü olmasa da, merdiven bulan ‘Çıkayım.’ diyen, demesin. Dayak yok nasihat. Kötülük yok, gayede yok. ALLAH’ım yarattığını AFFEDER. Yolun çıkışı münasip. Sözümüz dünya yolu, dünyada eğilen kulu. Olmuş olacağa bakar, münasip yol gösterir. Olay bu. Layık olan. Teselli değil. Sözümü masal bilmeyin. Meclisi kuranlar, ‘ALLAH’ım.’ diyenler; şüpheyi atın artık. Sözün her gün gelişi değişmez, uygun görülmeyene ‘Olmuşsun.’ denilmez. ALLAH’ına olan AŞK’ından şüphen var mı? Size defalarca ALLAH’ımın BÜYÜKLÜĞÜ’nü, AFFI’nın çokluğunu söyledim. Gönüller bozmadıkça, niyetler tozmadıkça; kulun yolu değişmez, şeytan ona erişmez. YUNUS’a verdim sözü: ... Selam gelenler, sözüme gülenler. Sözümü bil, bu gece bul. Düşünsün bulsun, hakikate ersin. Korku koymasın. Kitap bakmasın, düşünsün. ALLAH’ın VARLIĞI’nı, dünyanın darlığını; gelenin çokluğunu, gidenin yokluğunu. Yudum verdim, ‘İç sen.’ dedim. Suyu gördü, gözsüz baktı. Sözün gelişi, sudan verişi; günde demez, gelende gösterir. Gelişi boş değil. Yol açılır, sebep verilir.

12
Gülün söyleyin, yaşın icabı olanı yerine getirin.
Giden gelmez, çıkan inmez, danışan yanılmaz. Sandığın gibi olsaydı benim varlığım belirmezdi. Yolun sonu yok, ölüm yok göç var. YM olmuş YUVA. Gelen sormuş. Ne olsun dilersin? YARATAN’a yol açarsın. Korkun gitsin. Selamet bulsun. OMAR der ki: “ Adaleti vicdanında ara, korku verirse kaç.” Kul korkusu değil ALLAH korkusu. Sığındığın ALLAH’ın seni korur. Yolun yakına gelir, gelirse hayır olur. ‘Olumu nimete, yolu himmete.’ demezse yanılır. Yolumu nimet, olumu himmet, acaba nasibi midir? Yani kulun himmeti değil, ALLAH’ımın HİMMETİ. Kuldan bekleme, ALLAH’tan dile. Dileğin olur. Yanımızda oturan ömrü düşünene. Korkuyu sil. Ölüm değil doğum var. ULU olana yolu bilene danıştın. Sorduğunu demem, siyasete karışmam. ALLAH’ımın YOLU’na, kullarının koluna girmek bana nasipmiş. ‘ALLAH’ım şükür.’ denmiş. Geldim gittim, YUVA’ya yol oldum, dileyene çağırana yol verdim. Niyaz et ALLAH’ıma. ‘ALLAH’ım.’ de; ‘Niyazım SANA, dileğim SEN’den. LÜTFETTİN verdin, ‘Uğurum.’ dedim, kendime mal ettim. Emanetini bana bağışla. Nefesi bol olsun, yumuşak gönlü alsın; yolu münasip, bedeni düzgün olsun. AMİN. (Evlat duası) Diledim ALLAH’ım, SEN bilirsin YA RABB’im. ‘Adı ÖZ’üne uygun olsun.’ dedim. Adını ben verdim. Adı da Uğur olsun. Yuvaya neşe versin. Amin.’ Gönlü gördüm, açık diye sevdim. ALLAH’ıma duacı oldum. ‘ALLAH’ım.’ dedim. ‘Yarattığın kulunu, yumuşak huyunu, SEN NUR’una yudumunu, niyetine uydur, sevindir.’ Duacıyım, umduğuna müjdeciyim. ALLAH’ım duamı “YOLUNDA.” diye cevaplandırdı. “KULUMA MÜJDEYİ VER.” dedi. “KULUM SUYUNU İÇER, HAK YOLUNDA GİDER. SEVİNDİR, MÜJDESİNİ VER.” Müjdeyi dünyaya değil, ahireti yorun. Ahiret müjdesi, müjdelerin en yücesidir. ALLAH’ımın NURU’na, NURU’ndan parçasına sahip olduğu günde; kulun yolu sorulmaz, şüphe edilmez. ALLAH’ım mümkün olan en büyük teveccühü, NURU’ndan parça taşıyana gösterir. Umuru, ALLAH’ın emanetine CAN’ı ile sahip. (Hamile olan) Gayeyi yoluna çevir, yolun seni doğruya götürür. Yeter ki ALLAH’ına sığın. Hocanın nefesi olsa, kendine üflese; manisi kalkar mı? ALLAH’ımın İZNİ ile olur. Yumuşak olsun, yolunu bilsin. Nefesini ALLAH RIZASI için üflesin. Muannit olmayın, ata sözü dinleyin.

14
Mecelle; münasip kanun. Münasip kanun, güne uyan kanundur. Gümüşün değeri büyükte, yazının değeri kıymette; mananın değeri görmekte, görenin değeri ermekte. MEVLÂNA’yım, değerim sevmekte; ALLAH’ımı, ALLAH’ımın yarattıklarını. Söyleriz MEVLÂNA dalından, ALLAH’ım biliminden halleşiriz. Münasip miyarımız, kuruldu meclisimiz söyleştik.
Madeni seçmeyiz ses verir diye, sesi gönülü ayırır diye, yolunu mümin kulun çevirir diye. YUYAN’ı severiz, uyarır diye, ALLAH’ım yolumu ayırır diye, aldığım dualara çevirir diye. Almak güzel, vermek güzel, verdiğine ermek güzel, ALLAH’ımı sevmek hepsinden güzel. Hürmetim sevene çok. Masanın ayağı, almışsan kaderine yazıyı meşale olmaz. Yaksan, yuvanı aydınlatsan; masaya dört ayak gerek. Münasip olanı ALLAH’ım yoluna koyar. ‘Neden?’ deme, sebep sorma. Ben cümle ile beraberim, hak olanın yanındayım. OMAR der ki: “ Hak kula destek, haksızlık kazık.” Mümin olmuşa, yolunun yolunu yürümüşe uyanlar, sözümden hisse alanlar; münasip yolcudur. Seviniriz cümlemiz, yumuşak gönüllere uyarız. MEVLÂNA’yım geldim, sözümüz kısa dedim. Nasihate yol verdik, her sözden hisse alın dedik. ‘Üstüme almam, ben öyle olmam.’ demeyin, olmuş gibi dinleyin.

16
Aynanın niçin yüzü parlak, arkası karanlıktır? Dumanı arkaya atmış, kulun yüzüne gülmüş; çünkü, parlak yüzü ile kula bakmış. Kul da öyle olsa, yol münasip olur. YUNUS’um der ki: “Sevmişsen ALLAH’ını, yitirmişsen günahını, almışsan aklını başına; niyetini bildir haldaşına.” Sevabını aldın diye, günahını bildin diye, ölçünü kendine vurdun diye; ne sevin, ne de yerin. Ölçüler uymaz. ‘Verse gene.’ diyen az. Sana VEREN’in ölçüsü dünyaya inmez. Ölçünü yaşadığın günle ölçme, yumağını düğümlü diye tartma. ALLAH’ım düğüm atar, kulun sabrını tartar; ALLAH’ım düğüm atar, kulunu dünyadan açar, YOLU’na seçer. Bilinmez, çekenin sevabına mı şerrine mi çektiği. Bazı kul, ettiğinin cezasını çeker. Günümüze, sözümüze, YUVA’mıza ayırmasın ALLAH’ım. Dünyaca sözleşelim, ALLAH’ımın ADINA halleşelim, bayrama neşeyle girelim, günleri öyle sayalım. Sözün ölçüsü, kulun miyarıdır. GARİB’e anlatalım. Kulun değeri ne ise, sözü de o değerle ölçülür. Niyete uydurup, sözü değerlendiren de olur. Onun için, alıp satana değil, sözü edene sor ki; yanılmayasın, günaha girmeyesin. YUNUS’um der ki: “ Kul suya benzemez, bakınca yüz görülmez. Yumuşak yüzde kapalı gönül olsa; kul bilmez, ne var ki ALLAH’ımdan saklanmaz, gün gelir yüze vurur.” Masayı alsam ele; masaya ne koysan o görülür, süsleyenin zevki söylenir, yüzüne bakan sevinir. Aşını yersin, yumuşak yolu bulursun, meclisi kurarsın. ‘Masa.’ denir, değerini kul bilir. Kulun değerini ALLAH verir. Yetsin, YUNUS gitsin. Selam olmuş kullara, selam bulmuş kullara. Bayramı kutlarız, çifte bayram yaparız. İki alemin yolunu seçene, iki alem bayram yapar.

17
Hummalı günün hayırlı kulu, yumuşak gönlün yumuşak niyazı olur. Yolun yarısı diken. Günden geçtik, dikeni atladık, suyunu aldığımızdan sabrı öğrendik. Mertçe konuştuk, namerde uymadık, anında sözünü yoluna verdik, kötüden silkindik.
YUNUS’um der ki: “YUNUS’um, geldim sözü aldım; yolda yolcuyla yürüdüm, yolsuz diye bilmedim. Yanımızdan yuvamızdan söz ettik, sözü güne attık. Olaya iki yönden baktık. Olay şöyle idi. Aldığımız okkanın yarısına o, yarısına ben sahiptim. ‘Nedir?’ derseniz; okka soğan idi yarıya bölüştük, taneyi sayıştık. Tanenin ölçüsü bir mi? Ben demedim, yanımdaki düşündü ‘Hak geçmesin.’ dedi. Ben yumuşak düşündüm, ona fazlasını verdim, helalleştim. Düşündüm. ‘Onda olsa, bende olsa fazlası ne çıkar, akıldan ne geçer?’ Amma yanımdaki öyle demedi, ‘Fazlası bende kalsın.’ dedi, nasibi kuldan bildi. Yolun sonuna vardım, oturanı ağaç altında gördüm; elinde koca keltir, onu kasabaya iletir. ‘Senin yanına, suyun başına gidelim; yardımcı olursun.’ dedi, yolumuz bir oldu. Gittik çarşıya vardık, soğanı soğancıya sattık, artanı paylaştık. Dedim; ‘ALLAH’ım, işin olmuşu göstermişsin.’ Keltir soğan dolusu, YUNUS gönül ehlisi. Ben aza kanaat ettim, çoğunu yol arkadaşıma verdim. ALLAH’ım bana daha çok verdi, yolda rastladığım kulun yol arkadaşı etti. ‘Müsait değil günüm.’ demeyin, gözü olana fırsat vermeyin. Müsait olsun, çoğu ona gitsin, aklı kalmasın. Demeyin ‘Azı kaldı bana.’ ALLAH sizin malınızı arttırır. MEVLÂNA’yım, sözümü aldım. YUNUS’um sözünü HAKK’a bağladı, sonunda hakkı olanı aldı. Her kulun, yol münasip olunca, ağız yuvayı açınca sözünü ettiğimiz, mümin kulun yoluna attığımız, maniyi yolundan çektiğimiz, sabır versin diye ALLAH’ıma yalvardığımız gün çoktur. Saman yığını yüksek olur, rengi altın gibi parlak olur; amma bir rüzgârın esişine, bir suyun geçişine bakar, darmadağın olur. Söğüt ağacı kuvveti sudan alır; ne yoldan uçar, ne sudan kaçar. Başın dara gelse; ‘ALLAH’ım.’ dersin, yardım dilersin. Dilemezsen yardım göremezsin. Dünya sözü ne ki, kulu dert eder; dünya kulu ne ki, kula dert verir? Varlığı kumun tanesi. Dünyayı geçelim, sözü tatlıya bağlayalım. Geçmek gerek, suyundan içtik, paçayı sıvamak gerek. ‘SELAHATTİN.’ dediniz, günümü hatırlattınız. Günde gümüş, dağıttı; dediği HAK, ağıttı. ‘Sondan-günden’ demedi, yuvada dert komadı. Eşinin ona sözü olmadı, ‘Ne dağıttın?’ demedi, CANLAR’ı aç kalmadı, çokta gözleri olmadı. Helal geldi, helal göçtü; manayı seçti, eşini yavrusunu ALLAH’ına emanet etti. Söz üstüne çok oldu; ne o baktı ne eşi dedi, yuvada huzur sürdü. Demeyin öyle eşe, Selahattin de eşine, gözü ile dahi tokat atmadı. Eşini sev ki, sevgi bulasın; kulunu say ki, sayılasın. Asaletin temeli, soydan değil huydandır. Senin yoluna uyarsa, bil ki sendendir. Dönerse, gene hatayı kendinde ara. Ara ki düzeni bulasın. Yetsin sözüm ağır gelmesin, kul uymazsa hataya düşmesin.

23
Hayırlı günden bereketli güne, gününüzden ömrünüze münasip günler geçti, olmuşu MEVLÂ’m seçti, ömürden bir yol yarına açtı.
Geldim YUVA’ya, dedim yumuşak kula; dileğin dileğince olsun, İHLAS oku bulasın. Çok yumuşatır kulu; dilinde olanı, ağızdan düşürmeyeni. ‘Gönülden olmazsa, yerini bulmazsa?’ deme, gönülde olmazsa, dile gelmez, ALLAH’ım kuluna boş dua ettirmez. Kulunu kandırmaya değil, gönülü yandırmaya edilen duadır makbul olanı. Kul kulun derdine derman veremez. Meğer ki ALLAH’ım sebep halk etsin, kula yolu göstersin. Meziyetin en üstünü; olayı görüp dönmek, gördüğünü unutmaktır, unutulanı akıldan atmak. Sanatın en üstünü; hamuru elde yoğurmak, aslına uydurmaktır. Taklide kaçmak, çalmaktır. Maddeyi kazanmak, haktır. Hakkına kanmak, mümin kula sevaptır. Suyun akışını düşünün, ceylanın bakışını düşünün, aslanın dişini pençesini düşünün. Ne birinin güzel gözü, ne öbürünün kuvvetli pençesi akıbeti değiştirmez, olana söz geçirilmez, gitmek nasipse gidilir. Günde sıhhat verilir, ayağa kaldırılır. Değilse yol münasip, maniyi yola koyar. MEVLÂNA’yım geldim, gitmek değil şöyle döndüm. Elbet sema demek, kendinden geçmek. Aldım-geldim suyumu verdim. Minarenin adına değil ALLAH’ımın ADINA gelir, yolunu bulur. Söz edene deyin ki, ‘Namaz nerde olsa kılınır.’ Cami, ALLAH’ın değil kulun binası. Ahlak, kulun zinası. Yanılmayın, kötü ahlak. Zina yalnız bir türlü değildir. Zulmün de zina olduğunu unutmayın. Kötülük yapan, camiye sığınan ne bulur? Gününü geçirir, geceyi ayazda bulur. Gününü aydın geçiren geceyi bilmez, çünkü görmez. Açayım sözü. Gecenin karanlığı; dünyada gönlü aydın olan, dünyada kalmaz. Mani ne midir? İncecik bir perdedir, ancak varan bilir. Anlaşılmayan nedir?

mart
Dünya sohbeti hoş gelmiş, kulu güldürmüş. Gülmek kendine olunca hoş, yeter ki yek diğerine olmasın, günaha yazılmasın. Şikayet bana ne hacet, kimim ki? BÜYÜK ALLAH’ım! ALLAH’ımın ADINA sözcüyüm. Şikayete sözüm, nasihat; şakaya sözüm, şaka. Onun gayesi dolaşır, çünkü ne olacağı neye varacağına şüpheye düşer. Şüphesi kalksın. Söyle ona, ALLAH’ım YARDIMCI olur. Dilesin, yardım istesin. ALLAH’tan başka YARDIMCI olmaz. Kul kula sözden başka bir şey vermez. Diledin ALLAH’tan şifanı buldun. ‘Şükür.’ de, duacı ol. Limonu böl, ye. Yesin, şifa alsın. ‘ALLAH’ım.’ desin. ‘Yuvam, CAN’ım, eşim SANA emanet. SEN’den gelene selamet dillerim ALLAH’ım. Gelen gitsin, gidici olsun. Yuvam cümleye açık kalsın. SEN’den dilerim, hayır beklerim ALLAH’ım.’ Yapacağın budur. İçinden şüpheni at. ALLAH’ım, ne YÜCE’sin. Olanı geleni anında görür, dileyene verir. Demeyin ‘Dilemeyene vermez mi?’ Dünya nimeti verir. Ahiret, dileyenindir. Çocukluk masuniyettir. Hatırlamak, o güne inmektir. Şakayı şakaya verdik. Müstait kulun nümayişi sert olmaz. Sözü bıraksak yazıya baksak ne dersin? Dünyadan ne sorulsa, diyeceğim ‘ALLAH.’ tır. ALLAH’ın verişi görülür sorulur; dayandığın ALLAH’ından, beraberce dilenir. Dileriz, duacı oluruz. Yolunu bildiririz. Uykuyu uykudan değil, havanın ağırlığı, GARİB’in karşılığıdır. ‘Atom.’ dedik, GARİB’i yükledik. Karşı elektrik. Cereyanı düşünün. İki taraf. Onunki karşı kutup. GARİB’inki ağır gelir. Kuvvet bakımından. Onun için uyutur. Olsa kızmak, meclisimize ne hacet? Meclisimiz, yumuşamak istidadı ile buluşur. Nedir sorumuz? Sorunuz. Hayalden hakikate dönüş. Sen hayalde ben hakikatte. Çaresiz hiçbir olay yoktur, sabretmesini bilene. Meydan kulun, yol kulun. Meydanı geçersin. Geçmek kolay mı? Meydanda taş da var, toprak da, çalı da. Geçinceye kadar düşünürsün, geçince unutursun. (Arap-İsrail savaşı hakkında soruldu) Cezaları. Müslümanlığın yüz karaları. Yahudiler kazandı mı? Müstebit olma ki düşmeyesin, düştüğün yolda boğulmayasın. Ölüm yok, göç var. Arandığı yere elbet gelir. Çünkü ALLAH’ına varan, dünyadan göçen; anıldığı, arandığı yere gelir, her olaya şahit olur. Olaylara üzüntüleri şöyle olur. Dünya derdine kapılıp, ahireti unutan yakınlarına üzülürler. a kulunu danıştım ALLAH’ımdan. “Dilerim, dünyada olanlara söylerim. Burayı unutmayın, dünyayı baki sanmayın. Yanılmak yolunuzu keser. Olmuşa dert etmeyin. Geldim, dünyada olan boş günüme yandım. Açık dedim, dünyada düşünce boşluğu, kendine güvendiğin günlerdir.” Duacı olalım, ‘Şampiyon.’ diyelim. Duasını alır. Sana da duacı olur. “Duası beni ihya eder, ALLAH’ım da onu ihya etsin. Dünya gailesine düşürmesin. ALLAH’ını unutturmasın.” der. Selamını verir. (Resim verilir)
Unutmasın, ULU’sunu ansın. ‘Soğan.’ dedi yapsın.

 masuniyet: korunmuş olma durumu.
müstait: doğuştan yetenekli, kabiliyetli.
nümayiş: gösteri, gösteriş
istidat: yetenek
müstebit: zorba

6-1
  Yumuşak oldum, yuğmaya geldim. ALLAH’ımın HUZURU’na varmaya korkun mu var? Yol verdim, münasip yol gösterdim, niye korkarsınız? Aldın suyunu, münasip huyunu. Ölümden korku ham kula, ALLAH’ımdan korku olgun kula yaraşır. Yanınıza gelene de deyim; doğruyu bildirin, alsa almasa dert etmeyin. Üzmeye ne hacet? ALLAH’ımın YOLU’nu arayan bulur.
Geldim buraya, vardım YÜCE’ye. ALLAH’ımın kullarına SEVGİSİ’nin derecesini ölçmek değil. O kadar, meczupluk olur düşünmek. Yalnız aciz varlığımla sığdıramadım, kuluna SEVGİSİ’ne akıl erdiremedim. O kadar sevgiyi dünyada düşünemedim. Ne kadar aciz olduğumu orada anladım. Şansınıza MELEKLER dahi sevinçte, etrafta dönmekte. Almayı-vermeyi kulla değil, değerini ALLAH’ımdan bilin, VERİŞİ’ni siz de ölçün. Her kul eremez bu sevgiye, SEVGİSİ’nin delilini göremez. Gördüğünüzden-erdiğinizden şaşmayın, şaşkın kula bakmayın. Suyunu alanda kul korkusu olmaz, çünkü ALLAH’tan başka kimseye bakmaz. ‘Mürteci.’ mi diyecek? Varsın desin, cevabını ALLAH’ım versin. Yol münasip şaşmayız, kötüye yol vermeyiz, GARİB’i yalnız komayız. ‘Merdiven’ dersin, çıkmayı dilersin. Anlatsam bir, sonunu beklemeyi kendine işkence sayarsın. Merdiven çıkılır, her katta durulur; gezilir görülür, daha olgunluk dilenir. ALLAH’ımın müstesna kullarına LÜTFU’nu gördünüz; GARİB sizden değil, siz GARİB’ten aldınız. ALLAH’ımın LÜTFU’na erenlerdensiniz. Merdivene getirdim. Dediğim gibi, müstesna kulların yardımcısı olur, ona elini verir, dünyadan yükselir. Asıl olan, kulun mertebesi ölünce tartılır. MÜNKİR-NEKİR’i andın, ‘Mümin ALLAH’ım.’ dedin. Hayır olsun. Ölçülür günahı, ölçülür sevabı; mertebesi verilir, merdivenler çıkılır.

6-2
Hayırlı günün hayırlı kulu, ALLAH’ımın verişi, sabrını ölçüşü. Kulun yoluna uyar, gönülden ayan beyan açılır. Maniyi düşündün. Sana hayır getirir. Üzüntün seni oldurur, olumuna bağlar, sana dünyanı gösterir. Olmuşu unutsan, gelene baksan, huzuru arasan. Bakma hasta sözüne, uyma sözün düzüne. Öyle söz olur ki, sağ-sol düşünmeden söylenir, ok gibi gelir gönlüne saplanır. Öyle söze uyma, duyma. Olay yok, ALLAH’ına sığın. Ayrılık yok, gidersen yakınlık var. ‘YA ALLAH.’ de yürü, onu ALLAH’ıma havale et. Ağzım, dilini bağlar. Sevmekten korkmuş değil. ‘Avrata söz vermem.’ der. Avukat oldu, dünya kanununa uydu, ALLAH’ın ADALETI’ni unuttu. Her ‘ALLAH’ın YOLU’ndayım diyene, ‘Yol münasip.’ denir. Sen uyma, ses etme, sabırla bekle. Niyetini gördüm, ALLAH’ım dedim, ‘Af, büyüklüktür.’ Suyunu almayandan ne gelri? ALLAH’ım AF ETSIN. Sakın ‘Kötü.’ deme, beddua etme. Etme, ALLAH’ıma güç gelir. Çünkü ALLAH’ım yapılanı görür, cezasını verir. Sana huzur verini bil ara. Benim niyetime uy. Bulamıyorum deme, bulacağım de. İnan bulacağına. Müminsin, inan geleceğine. Maniyi kaldırır ALLAH’ım. ALLAH’ımdan kurtuluş dileyin. Niyetler uygun niyaza yol açar, yumağı münasip günü bekler. Sözle değil, niyazla isteyin kurtuluşu. ALLAH’ımın her işi, HESABI’na uygundur.

8
Hoş gördüm. Biz bize müsaade mi dilersin? Suyumuz mu alınır, yolumuz mu bilinir? Geçmek midir? Asıl olan, olmaktır. ‘Maggamına müstahmak.’ Makamı yüksek. Müstahmak, farsça asilane. Gayreti çok, marifeti çok. Müsaade üzere geldim, YUVA’ya postu serdim, ‘Sultanım.’ dedim, GARİB’i sevdim, ağmadan değmeden ALLAH’ımın İZNİ ile korudum. Masun oldu her türlü kötülükten. GARİB’i üzen her şey masundur. Yol münasip, nimet duası kabul. Vücudun atom gücünün, az veya çokluğu kuvveti arttırır. Havadan değil gönülden. Mastar eklense çokluk olur. Mastar bilmez misin? Mastar ektir, ek olan çok olur. Söz eden eder, dilini sürter; yol diyen söyler, ayağı burkar. Onun için, demeyin, kimseye söylemeyin, iyiye kötüye söz düşürmeyin. Mümin kulun korkusu yok. Yalnız kulu yanlış düşünmeye atan, olay değil huyunun basitliğidir. Münakaşaya yol vermek, yol münasip olanı üzer. ALLAH’ımın bileceği ömür, kula bağlı değil. Kulun üzüntüsü yersiz. Gamına ‘Yeter.’ de, gönülü sustur. ALLAH’ına güç gelir. ALLAH’ım, sözünü söze bağlamaz. Ağlayan yanık olup gönül dağlamaz. Nazını sevdiğine eder. Müstahak olur, alır; döner, unutur. Gamını sil, yuvana öyle geleyim. Şüpheni kaldır, sözümü sana vereyim. Dert-dert, gönül mert. Bilirim amma ALLAH’ımdan dilerim dualardan iyilik. Olmuşa söz-göz atma. Gönüle duman katma. Yolların en güzelini seçtin, bir sözü dert etme. Varlık yuvanızda olsun. Gamı silin, DEDE’niz gelsin. Hasta şifa dilesin. ALLAH’ımdan, ya kimden? Maniyi kaldırmak ALLAH’ımın elinde. Ağamın aldığı dualar, ona katını hazırlar. Kuvvetini ALLAH’ım versin, dünyada kuldan bekletmesin. AMİN. (Resim verilir) Bildiniz güldünüz. ALLAH’ım güldürsün, yolunuzu ALLAH’ım açsın. Dargınlığa yorgunluk, ekler sabrımı, yoklarım suyumu. YM yargıya düşsen, bilene danışsan, vicdanına el atsan, ALLAH’ın ADI’nı ansan, yolumu yakın görsen; dünyada gönül kırmanın cürmünü silker, gönül almaya bakarsın. Ana kalbi kırana ALLAH ferahlık vermez. Ananın duasını al. Sana demedi mi ‘Kaderine sen düşme.’ Kaderin sana ne hazırlar bilmezsin. Yalnız, sevindirmeden sevinme. Dönüş, ALLAH’ım için kolaydır.

16
Malumumdur yazılan, benden istenilen. Var olsunlar, NUR olsunlar. Yolunu arayanlar, bulsunlar. Benim fikrimin yayılması yüzyıllardır sürülür, fikirlerim sevilir. Ne var ki, dünden güne fikrim değişik değil, değişik olan dilimdir. Günde, çözülmeyeni çözüp de vermek, kula yardımcı olmaktır gayem. Gayeler bir olunca, kul yola eğilince; elbet yazmak vazifemdir. Hiç düşünmedim, günümde de bu gün de, fikrimin yayılmasını. Yalnız fikirden akıla gelen; ALLAH’ımın YOLU’na hizmet. ALLAH’ımın VARLIĞI’nı ispata giden yobaza tokat. ALLAH’ımın VARLIĞI’nı ispat, kula düşmez. O KENDİ’ni bildirir. Kulun vazifesi, O'na layık olmaktır. İdrak edenin vazifesi, uyuyanı uyandırmaktır. Ben bu gayeye hizmet için vazife aldım, kendimi tanıtmak için değil. Çorbanıza tuz katayım, tadına çeşni vereyim dedim. Gayeniz; dünyanın sırrına ermek, çıkmazı açmak, içinden çıkmaksa uğraş boştur dedim. İki alemin sırrını verdim daha önce; hayal ve hakikat. Hayalde ne kadar açmaya çalışsan, o kadar derine gidersin, içinden çıkamazsın. Yalnız gayenizi beğendim. ‘Kulun kula yardımı.’ dediniz, sevindim. Olmazsa kul kula yardımcı, kim olur bu alemde hancı? Olsa da dumanı yolunda, var ise yardımcı kulun kolunda; dumanı dağıtmak an meselesi, anda kula iman meselesi. Olduğu anda ALLAH’ım verir, dileyen kulunu tez görür. Yolunuz gayeniz yardım. Şifa yönünde hizmet. O da olur, kulu bulur. ‘Neyi?’ dersen, derdini veren ALLAH. Şifası kimden? Elbet ALLAH’ımdan. Olduğun yerde durma, yolunu YM günden çevirme. ‘Olmaz.’ dense de, kul uyansa da; dileğini kimden diler, olmuşu kimden sorar?

17-1
Gümüş yuvayı sorsa, yuva parlasa, duman dağılsa. Münasiptir, umdunuz YUVA’yı açtınız. Olmuşu bildiniz. Olmasa münasip demem. Olmuşu oldurmaya sebep yok. Hamı oldurmaya kulda mecal yok. Gönül almak, kulu yola yolu kula bağlar. Suyunu olumuna, olumunu yoluna bağladın. GANİ der ki: “Sözümüz dedik, isim vermedik. Kul fani bulmaz, her yazıya imza arar. Olaya sunduğum sebeptir, bilmez. Yolun kuluna, Fitnat Hatun’a danıştım. (ÇAKIR’ın teyzesi) Der ki: ‘Elimiz emeği, dünyanın ekmeğine. Dünyanın ekmeği, b’nin yuvasına olsun. Sevinirim bilsin. ALLAH’ın VERİŞİ’ne uysun. Niyazı bol olsun.Yuvasına eşine yavrularına bağını sıkı yapsın. Amade eşini, olmuş kişiliğini kırmasın. Yanılıp dönmesin. ALLAH korkusu olandan şüphesi olmasın. Selam onlara, nurlu yollara.’ Kum, mübarek yolun tozu. Dünya bildim buzu, aşta yedim tuzu, YUVA’da aldım hazzı. Günümde senin yuvanda, başka yuvada değil. Emeği deme, bana mal etme. Dilediğin kula, yumak sararken nasip ararken ver. Helal ettim. Sunduğumu yolunda, yolunu kulunda gördüm. Şükür ALLAH’ım, olmuş ALLAH’ım.” Sokaktan geçsin, sunduğum içsin. Münasip yolda hata olmaz. Kul düşünür, düşündüğü gibi olur.

17-2
Hoş gördüm. YUVA’yı, yoldan gelen havayı, havaya uyan kulları. Selam sevgili kullara, selam cümlenize. Selamlaştık ADI’na, ALLAH’ımın YOLU’na. Dilimizle yudum aldık, gönlümüzü suladık, aldığımız habere sevindik, kulun adına ömür diledik. Gümüş yolun geçişi kolay, altın yolun varışı gönüle bağlı. Duanızı yolunuza ediniz, kabulünü görünüz. Yumuşak soranın sorusu bitmez, birini çözse öbürünü bırakmaz. Aydınlık dünyanın karanlık günü demeyin, karanlığı aydınlatmayı vazife bilin. ALLAH’ım verdi, rahmeti yağdı, kul yüzü güldü. OMAR der ki: “Yolunu yürüyen, aldığını bilendir.” Vurmak yok defterimde, yermek yok kitabımda. Yumuşak yolun yolcusu, mümin kulun kolcusuyum. Namazın sözü edilir, kula ağır söylenir. Kul, kul için etmez ibadet, yumağını sarana güzel hitap et. Yalvardığın gün; ALLAH’ına ibadetin sayılır, vardığına tutulur, yolun öyle verilir. Borcunu bilirsen, yolunu yürürsen, ALLAH’ın kuluna sevgi gösterirsen; en büyük ibadeti yapmış olursun. Gidişimiz var, AMİN. Gidiş-dönüş olur, olaylara bağlanır. Söz kuldan değil ALLAH’ımdandır. Yolun gayesi; durmak değil ilerlemektir, atomu havada değil, elde tutmaktır. Bu mübarek yolundan, yolunun ULU’sundan selam bekledi. NUR’unu sevdim, ‘Mübarek.’ dedim. Olumunu bağlamış, yoluna ağlamış, küçük yolunu geçmiş, büyük yola ulaşmış. (Resim verildi) Duruyorsa süzgün, dünyaya değil üzgün. Elinde destek, gönülde istek. ALLAH’ın kulu. Dileği; hayırlı kulu olmak, dünyanın gailesini silmek, yalnız ALLAH’ını düşünmek oldu, dileği gönlüne uydu.

18
Hummalı konuşanlar, ‘Karşı olsun.’ diyenler. Yanılmayın, sunduğumdan ayrılmayın. Hakkınızdan hak tanıyın. Soru hazırlayın, münasip olanı bildireyim. (Sizden önce yaşamış olanın resmini nasıl çizebiliyorsunuz?)
Resim yapılması neden seni meraka düşürdü? Yazıyı çözdün mü? Madde olmuş, dünyaya gelmiş. Huydan. Bilmen değil görmen yetmez mi? Benim zamanımdan evvel olanı yazarım. Çizgisi niye olmasın? Görüşü kaybetmeyiz. Her şey açık, kapalı yok; er veya geç yok. Katına göre görgü. Aşağı kat yukarıyı bilmez. Olmuşun yolu, olacağın günü bellidir. Gönül, RUH’un gülü. Hoş bir soru. ‘RUH’uma tesir etti.’ demezsin, ‘Gönlüm açıldı.’ dersin. RUH’un bahçesi, bahçesinde gülü. Bahçesini sularsan, gülünü alırsın. Parça değil, NUR’dur. Olayı olmuşa bağlar. Yolunu açanın RUH’u veya gönül, RUH’un bahçesi bunalımdan kurtulur. Mantık gönülü harcar. Mutmain olma, mantığını ölçüye vur; gününe göre, gönül yoluna uydur. Mantığın seni ters yola götürmez, çünkü gönlün bırakmaz. Ölçüyü bulmuşsun. Bahçe dedim; bahçede gül de biter, diken de biter. Öyle kul var ki, gün gelir diken onu rahatsız eder, bahçesini temizler, gülünü diker. Dönmüş kulun yardımcısı olmayı nasip etsin ALLAH’ım. Olmuştan söz edeyim, ÇAKIR’a deyim. Resim dediğini anlatayım. Resmini dileyen gelir, gününden simasını tecessüm ettirir. Hiçbir değişiklik yapamazsın. Yeter ki aklını mantığını kullan, ALLAH’ına bağlan, O'ndan canı gönülden dile; dileğini gönlünce verir. Mantık sende. Kötü olduğunu bilerek yaptın. Gönlünün, bahçenin dikenli olduğunu gösterdin. Kaderi değiştiremezsin amma ahlak sende. Değişir dedim, denmesin ‘Benim alın yazım bu’, asla! ALLAH’ım dünyaya gönderir. Ahlakını değil. Ahlakını sen alırsın. Andığın gibi olsa, sorumlusu sen olur musun? ALLAH’ım PEYGAMBERLER’i EVLİYALAR’ı niye gönderdi? Kötüyü uyarmak için. Tiyatro değil dünya, masuniyet programı yok. Alın yazısı, ölüm kararı anlaşıldı. Meclisimiz açıldı, sözümüz seçildi, sudan içildi, ne güzel sohbet edildi. ‘Kaderim.’ dersin. Yanlış yaptığın, yol münasip dediğin işini; ALLAH’ım mı yaptırır? Her işe başlarken, ALLAH’ımın ADI’yla başlarsan, yanlıştan dönersin. Olumu kadere bağlı, verimi kulun kendine. Suyun akışını tutarsın, bentler yaparsın verimli olur, kul işidir. Kendi haline bırakırsan, zararlı da olabilir. Kul da öyle, iyi eğitilirse verimli olur. Yeter ki bilene düşsün. ALLAH’ına dayanırsan bulursun. Dinimizin emirleri, ibadeti borç sayar. Borcun ALLAH’ına. ALLAH’ın öyle YÜCE ki, borçlarını affetti. Onu da affedeceğinden şüphen olmasın. Yeter ki, O'na olan yönün dönmesin. Üzüntü etme. Kul borcundan kork. İbadet, ALLAH’a yönelmenin yardımcısıdır. Gönlün O'na varsın da, ne yönden olsa olur. Deriz, kul gönlü almak KABE ziyaretidir. Demek ki, ziyarete uyan sevap da var.

21
Korku yok. Uyku gelir, geçirilir. Yalnızlık değil, yumuşaklık gerek. Müsekkin lazım. Olduğunu yürümüş, gününü sürümüş, gün görmüş huyunu-yolunu ALLAH’ına bağlamış, ‘Kader.’ demiş sinesine çekmiş. Dert etmeyin, söz katmayın. ALLAH’a el uzatmış, ömürden gün atmış. Hoş deyin, gülüverin. Andığın, yoluna yol katılandır. ULU’su sorulur. ULU’ya yol verendir. ULU’yu dilemedi, ömürde aramadı. Andığı gün, yumağı döndüğü gün diledi; açtığı gün unuttu. ALLAH’ım YARDIMCI’dır, kulunu GÖRÜÇÜ’dür. ‘ULU’suz olmaz.’ demeyin. Dilediğin gün, dilediğini aldığın gündür. ULU’su olur, dilerse yardımcı gelir. Dilenmediği gün niye yavruyu alırsın, sözünü görürsün? Mümin olmuşsun, yavru bakar mısın? Olayın niyete uyması, kulun sunduğu yoldan beklediğidir. Yolun gidişine uymak, kulun gözlediğidir. YUNUS’um der ki: “Gelsem, sözü alsam; dünyayı demem, kötüyü komam. Yolunu çevirir, ahirete götürürüm; elimin yüzünü, yolumun düzünü veririm. Uçanın-kaçanın, dünyanın sözü olduğunu bilin. Dünya kulu, malzemesi dünyanın malı.” YUNUS’a söz verenim. Yolunu alsın, yerine varsın, yumuşak günü bulsun. Ölçüye vurmayın, günahına girmeyin. Yerini bulması, katına varması günlük değil. Günlük olur gelişi, ölçüsüne uyanlar verir kainatın tecellisi. Yumuşak günün uyması, dünya kulunun ALLAH’ını bilmesi. ‘Yurdum.’ der mücadele eder, kainata hükme çalışır, ‘Keşfim.’ der çözmeye uğraşır. Unutulmasın. Kainatın tecellisi değil, kulun alın yazısıdır. Değişmez, kulun görüşüne uymaz. Yalnız elden gelen, duacı olmak, ALLAH’ına elini açmaktır, ALLAH’ına sığındığında. Onun yolunu, yanılma, ‘Yolunda olmayan.’ deme. Cümle kul, zatının koruyanıdır. Kullarının cümlesinin KORUYUCUSU’dur. O'ndan başka KORUYUCU yoktur. Yanılıp kimseden koruyuculuk dileme, ALLAH’ımdan başka. Her türlü KORUYUCULUK VASFI’nı, ZATI’nda toplamıştır. ALLAH’ım. Yudum aldık, dileyene verdik, ‘Dumansız yuva.’ dedik, yuvanıza geldik. AYİŞE HAZRETLERİ ummak olsun, kul beklesin. “ Selam verdim, danıştığını öğrendim. Selam suyumu alan, yolumu soran. Elini açıp dilediğin, GÜL’ünü kokladığındır. Günden geldim sana. Yolundan, GARİB elinden, hummalı günün geçişini müjdeledim. Gelişim her gün olmaz, bana söz düşmez. Yardımın sonsuzdur. ALLAH’ım verdikçe, yolum aldıkça.” dedi, cümlenizi selamladı, sevgilerini bildirdi. Eli yok, NUR’una yüz sürün. Gönülden duanı edersin, ‘NUR’una yüz süreyim, ben de NUR’una gark olayım.’ dersin. Ben cümlenize YARDIMCI. Benim için ayrı yok. ALLAH’ımın ayırmadığını, ben nasıl ayırayım? Suyunu yüzerken, yolunu yürürken aldığını kim bilir? Her kul kendini zavallı görür. Yanılmayın, şaşkına kapılmayın. Aldığın söze uydun mu, vicdanının sesini duydun mu, kula elinden geldiğince yardımcı oldun mu? Ne korkarsın, ne dertlenirsin. Sözümün tadını ALLAH’ımdan aldım. Kazan, softanın sözü. Mümin oldun bilesin, kazandan korkmayasın. Olduğundan şaşırma, yolum buldun diye olmamışa söz etme. Olmamışın da günü gelir, ALLAH’ım oldurur. Kula söz düşmez. Sinirinden söz edilir, sözü yüzü büzülür; kulun gözü kapanır, görgüsü kısılır. Dünya ilmi geçici, kuvvete bağlı. Aldığını veremez, bu alemden ilgilenmez. YM olsa da suyunu umduğu gibi almaz, yol vermez. Sen yolun gidişini, ben yolun varışını söylerim. Varışı barış ile bulursun, sarışı çözüş ile bulursun, düğümü sabır ile çözersin. ‘Yolcuya yol ver.’ desem, yolunu nasıl verirsin? Koluna girersin, beraber yürürsün. Vermek, almaktan güzeldir. Almak, yüzünü ağartır; vermek, güldürür. Almaya layık görüldüğünden, yüzün açılır. Duamıza katılan, yolumuza atılan, ağızdan-gönülden açılan cümle mümin kulların, cümle dönük kulların YARDIMCI’sı ALLAH’ım. SEN’den dileriz, yardım dileriz, verdin biliriz. SEVDİN severiz, CAN’dan geçeriz, yoluna göçeriz. Varalım SANA, duralım DİVANIN’a. Ayırma YA RABB’im. AMİN.

24
Uygun görülür, ALLAH’ımın verdiği sürülür. ALLAH’ım yakışanı verir. Yaşın başa tesiri olmaz. ‘Yolumuz GÜLÜMÜZ’ün eseri, GÜL’ümüz ALLAH’ımızın eseri.’ dedik, yolunca yürüdük. Ayran olur yoğurtan, süt alınır inekten, inek beslenir ottan. Dünya bir çember, döner durursun, birbirine eklersin. Amade olan bilir, dönüşe uyar. Uyanın, görülür başı dönmez. Durumu anlattım, ‘Uymayın.’ dedim. Uymak, yolun çemberine değil, etraftan gelen sese. Masanın yanına oturdun, benim sözüme kulak verdin. Başka söze bakma, kulağını sokağa atma. Aydın gün geçirmek istersen, dünya malını dert etme. Olumunu bağlarsan, amade olup ararsan; dert etmezsin. Bunca gelip geçenden, dünyalık edinenden; alıp götüreni var mı? Yediğin lokmanı ‘Tatlı.’ de, tadını al. Yolunu ‘Aydın.’ de, etrafını iyi gör. Göreceksin ne güzel. Yolunu kula bağlamış, nasibini senden yemiş; sen gittin aç mı kalmış? Olmuyor, duman dağılmıyor. Dağıtmak kulun elinde. Yoluma aldım, elimi verdim. Sözümü dedim. Yolu bağla. Dert diye değil, ‘ALLAH’ım.’ diye ağla. Dertten maksat, dünya gailesi. Düşündüğüne kadar, neden mesut olamadın? ‘Saadet’ deyip dünya, ne gün diledin dünyadan? ALLAH’ımın verişi, kulun görüşüne uymaz, YUNUS’um gelse, derdine su koymaz. Derdi dert değil, söz sert değil, beklediği mert değil. Geçsin kötüden, çıksın katıdan. Yumuşak kalıp, tutsun gönül yolunu. ALLAH’ıma açsın. Namaz, vakit hoş geçirmek için değil, ALLAH’ına varmak için kılınır. ALLAH’ım yolunu olumuna bağlamış, kulum için-için ağlamış, düşündüğünü gönlüne atmış, derdine dert katmış. Geçsin, kapasın, yeniden defter açsın. Elinde olur, ALLAH’ından dileyen bulur. ‘Yarın?’ der, dert eder. Yarın da ALLAH’ımın MALI. O'na havale et. Doğruyu buldurur, hayır güne çıkarır. Merdiveni çıktık-çıktık. Durmak yok. Dönmek hiç yok. Yanında yönünde olana, sen de el ver. ALLAH’ım bana, benden sana kuvvet. ALİ’den bana, benden sana cesaret. OMAR’dan sana, senden cümleye adalet. AMİN. Gümüş deyip geçelim, dünya malı açalım. Var olmuş gün durmuş nagdır. Mazgal duvara bağlı olmuş, yolun yolcusu vermiş. Kulun olmadığı günde aranırsa, hamur da çamur da bulunur. Geçti, geçelim, bağımızın şarabından içelim. Ayyaş değiliz, sarhoş olalım. El-ele verdik, gönülleri yuğduk. Masmavi göğün altında meclisi kurduk. Umduğun gibi, sunduğum gibi. Suları çevirdik, bahçeye verdik. Cümleyi olgun gördük. Namazdan maksat ALLAH’ımı anmak değil midir? Her an ALLAH’ımla doluyum, O'nun NURU’yum. MÜSTESNA VARLIĞI’na vurgunum. Vurgun doğdum, vurgun göçtüm. ‘Neden vuruldun?’ dersen, vurulmayana şaştım. Aştığım yol uzun değil, taştığım deryaya baktım. Gönülü içine nasıl sığar? O zaman vurulmanın sırrına vardım. Bedenin ölçüsü malum. Az uzun az kısa. Gönülün ölçüsü bedene uymaz. Küçücük bedene, sanırsın bu gönül sığmaz. NUR’dan alırsın, gönüle doldurursun; boşaltmak gerekince, boşaltır-boşaltır, sonuna varamazsın.

28
‘Yalan.’ dense sunduğuma, diyene söz etme. Etme ki şüphesini içinde saklasın, onu şüphesi rahatsız etsin, arasın kendi bulsun. Her şeyin vaktinde, yazılı saatinde. Sabır kulu oldurur, aradığını buldurur. Özleyiş güzel, bekleyiş zor. Ne var ki bekleyiş, ekleyiş olursa, aranan bulunursa; şaşkınlık olmaz, kul yanılmaz, sevincinden deliye dönmez. Her olay yavaş başlar, gün geçer olgunlaşır. Güneşin doğuşu dahi önce yavaş ve hafif bir sıcaklık, vakit ilerledikçe sıcaklığı da ışığı da artar. Sen de gönlüne mantığın ile hükmet. Mantığını gönlüne esir etme. Mantık her zaman aydın olmaz, gönül bahçesine yol vermez. Gönül RUH’un bahçesidir; mümin kul gül yetiştirir, dönük kul diken yetiştirir. Onun için gönül bahçendeki güllere su alırsın, büyümesini dilersin. Manevi kuvvet nedir bilir misiniz? İman, evet! Maddi kuvvet nedir? Maddi kuvvet; dünyanın yaşama gücüne hizmet etmeye direnmek. Mümin kulda manevi kuvvet üstün olur. İkisi arasında mücadele olsa kazanan, manevi kuvveti üstün olandır. Körü körüne değil, bütün imanın ile olan bağlantı ancak manevi kuvveti sağlar. Meşale aldık ele, eteği sardık bele, elimizde gül sele, dağıttık elden ele. Gülleri derene mi, ‘ALLAH’ım.’ diyene mi, vazife alana mı, meclisi kurana mı verelim? ALLAH’ım öyle CÖMERT, ALLAH’ım öyle YÜCE, ALLAH’ımın kuluna SEVGİSİ o kadar çok ki; “KULLARIM AYRILMAZ, MAHRUM EDİLMEZ.” der. Cümlenize NURU’ndan, yumağınıza CEMALİ’nden; duanız kadar nasip verir. Dileyen dilediği kadar nasip alır. Gezsek görsek, el-ele versek, ölümün eşiğini düşünsek. Göç. Kul düşünür ‘AZRAİL.’ der, gözüne korkunç manzara gelir. Bilir misiniz ki AZRAİL denen MELEK NUR’dandır, ne kadar güzeldir? Bilir misiniz ki o an gelende, yüzünü görende; sabrınız tükenir, ‘Bir an önce varsam.’ denir? Korku boş, dünya sargısı. Atın sargıyı. ALLAH’ım yolunu bildirmiş, mantığını vermiş, gayret kula düşmüş. Olumunu düşünen; dünyasını silsin, ahiret için yaşasın. Haktan çıkmasın, nadan olmasın. Nadan, kula had bildiren. Kula düşen; ALLAH’ını anmak, yarattığını sevmek, taşı toprağı dahi. Toprak neler verir, taş neler bildirir? Canlıdan cansızdan ayrı yok, sevgide ayrı-gayrı yok. Göçle başladık. ‘Göçü seven olmaz.’ demeyin. Sevmek değil, gönlünüze korku koymayın. Dünyadan söz edelim. Çocuk kabahat işler, babasından korkar, uslu durduğu an kabahati affedilir. Babasının yanına gider elini öper. Dünya kulu affeder de YÜCE ALLAH’ım kulunu affetmez mi? Korku, dünyaya olan bağ ise; ALLAH’ım affetsin, dünya bağını çözsün gönül yolu ile. Ayağın suda, elinde bardak; bağına girdin, bir yüce çardak. Neden doldurup içmezsin, bağına girip çardağa sığınmazsın? Olmazsa bağda üzüm, kalamaz orda gözüm. Maya da gerek, üzümün suyu şarap olmalı, sarhoş etmeli. Şaraptan içelim, yolumuzdan seçelim. Dünya şarabı acı gelir, kulun bağını koparır. Sunduğumuz şarap, cennet bağının üzümlerindendir; içeni sarhoş eder, ALLAH’ına koşturur, koştukça coşturur. Ayılmak yok, ayılınca utanmak yok. Dünya şarabı içtikçe cesareti arttırır, ayılınca utandırır.

29
Hummanın olduğu yerden geldim. Vazifeliyiz, vazifelisiniz. YM. Olanlar, yoldan yardım diyenin yardımına giderler. ALLAH’ımın verişine sual edilmez, kaderin çizdiğine isyan edilmez. Kadere bağlıdır; (Deprem için) yolunu çizmeye, doğruya gitmeye değil. YUVAMIZ ALLAH’ıma emanet, cümlemiz ALLAH’ıma emanet. Olay umulduğundan güçlü. Dünyanın nimetidir, amma bir çok kulun göçüne sebep olur. ‘Göç nasılsa olacak?’ dersen, göçten göçe fark vardır. Eceldir, kaza değil; o yerin toptan silinişi. Ne var ki, toprağı zenginleşir, nimet topraktan alınır. Toprağı besleyen nedir? Maden. İnsan gübre olsa, dünyanın kuruluşundan bu güne olurdu. Yerin altından üstüne gelecek, bilenin şansı olacak; günde olmazsa gelende olacak, aklına iyi koy sözüm bilinecek. Sebep, dünyaya meçhul; ALLAH’ım gelecek, kulların da nasibini verecek. ALLAH’ım kulunu isyandan korusun. İsyan, kulu korktuğuna, kaçtığına uğratır. (Resim verildi: Yoğun çizgili iki şekil) Depremin oluşu, madenin akışa çıkışı. Magnez. Yumuşak yolu buldu, sert oldu, kaynadı taştı. Suyun akışına uyan; sudan gelir, suya gider. Suyun dünyadaki varlığı bilinir. Suyun baskısından geçer, toprağı dürter, gine suya gider. Olay bu. Yol için bilgi çok önemlidir. Bilenin ALLAH’ımın HUZURU’ndaki yeri de önemlidir, bilgisini hayır yolunda kullanırsa. Sözümü YUNUS’a vereyim, çağrıldım gideyim. MEVLÂNA’yım geldim. (Bir takım çizgiler çizilir) Korkuyu silen, ALLAH’ıma sığınır. Çizdiğim çizgi, olacağın cetveli. Daha da olacak, kul korku duyacak. Korkuya kapılmayın, yolunuzun üstü değil. Madendir sebep. Yoldan geçek, yolu bulacak. Yumuşak yolun yumuşak kulları, telaş etmeyin.

30
Hummalı yoldan YUVA’ya geldim. YUVA’yı, yanılmayan doğrudan, ayrılmayan kullarla gördüm; olmuşu YUVA’da, ermişi havada gördüm. Yumuşak kula duacı oldum. Geldiniz, YUVAMIZ’a girdiniz. Havamıza yumuşak dedim, gönülü gördüm. ‘Kimin?’ derseniz, sorulanın, akıldan geçirilenin. Yolda yolcusu sorulur, ‘Yolu nasıl?’ denilir, söylediğim bilinir. Nasıl olduğunu gördüm, her kuluna ‘Nasip.’ dedim. Olmak güzel, bulmak yolunu en güzel. En güzelini bulmuş, NUR’u ile yoğrulmuş. Sevgisini gönderip, “Bilsinler, yavrusunu sevsinler.” der. “Yumağımı sarmadım, niyazımca bilmedim. Görürüm, araya girerim. ‘Nasıl?’ demeyin, dolanır dururum. Güzelin en güzelindeyim, gül bahçelerindeyim. Yolumun yolcusu olun dilerim. Hüzün kalmadı bende, yalnızlık yok bu alemde. ALLAH’ımla doluyum, O'na vardım, yolunda vazife aldım, sevinçliyim. Olduğum yer, vardığım yerdir; vardığım yer, güzelin en güzelidir.” dedi, selamını bildirdi. “Sevinç alsınlar, duacı olsunlar. Onlar için sevinçteyim. Dünyanın gailesini silsinler, ‘Nedir ki?’ desinler, gönülden uysunlar, sesimi duysunlar. Üzgün değilim yumağın erken bitişine. Güzeli bulmak, aydınlattı beni. Düşündüm gönül bahçemi, gül doluymuş; gülün bolluğu, NUR yoluymuş.” Sözünün sonu da başı da sevinçli, gelişine özençli. “Mahzun olmadım.” dedi, selamladı gitti.Vazifesini sorana, deyim. Her olgun RUH’un aldığı vazife vardır. Onun vazifesi, yavrularına yardım etmek, iznince kazalardan korumak. Vazifesi çok kutludur, kendisi çok mutludur. Yolunun uyuşuna, kulunun duyuşuna göre vazife verir ALLAH’ım. Yanda oturan, aklını karıştıran yavruya derim. Sözümü öğrenmek ister. Girmeyi diledim duacı oldum. Ağmaya-değmeye gelmez , duana gelir. Günün gecesine karanlık deme. Gününü düşünün, geleceği düşünün. Güneş doğar, karanlık gider. ‘Gine karanlık olacak.’ diyene sözüm; hayatın cilvesi, gözüm. Aldığın gibi kalmaz, dilediğin gibi vermez, düşünürsen karayı. Müstesna kulun, NUR’lu yolun; olanı bilin, sözüme gelin. Dediğim, YUVA’nın, YUVA’daki meclisin. Mümin kuludur. Niyazını ölçüye vurmayın, ölçü gönüldedir. Aldığınız haber, niyazınızın olumundadır. Mecliste olan, gönülden duyana dedim. Yolunu bilir, dediğimi alır.  Olumunu harcamaz, manisini ortaya dökmez; yanına gelene değil, derdini bilene söyler, onu ortak alır. Bilirsiniz, hayatta ‘Ben’ diyen değil, ‘Cümle’ diyen kazanır.

3 nisan
Yuvasında, anasında olgun gönül, engin zemin gördüm. Açtığında ergin yol gördüm. ‘Her günü bağlasa.’ dedim. Gönülleri gezerim, dikenleri ezerim; kula duyurmam, kulağına bağırmam. Olgun kulun, ergin gönlün; söz de zengin olur. ALLAH’ımın YOLU’nda, yumuşak gönül olur. MEVLÂNA’yım geldim. ‘Ne güzel dersin YUNUS’um.’ dedim. Sözünü tatlıya bağlar. Hayata misal verir. YUNUS’un yolunda gidene şakalar eder. Gönüllerinizi burar. Daha sözü var. YM olan, dünyadan vazife aldı. Vazifesine bütün kuvvetini verdi. Kıydı acımadı, yolunda harcadı. GARİB’im, kuvvet ALLAH’ından, yardım elimden. Sevindik, sevildik, sevdik, sevdirdik. Gönülleri birbirine düğüm ettirdik. Ne güzel yol aldık. Ne güzel verdik. Verdiğimizi uyardık. Gönülleri gezdik, dikenleri ezdik. Fidanları diktik, gülleri budadık. Şimdi bekleriz, ‘Çiçeklensin.’ deriz. Elbet her şey yolunca. Yanılmayın, ‘Gülleri yolun.’ demedim. ‘Yolunca’ dedim. Cennet bağın bahçelerin gülleri açtı, yolun etrafında gülleri seçti. Cümleye o yolun yolu verildi. Mertebe olan kata varıldı. Meclisimiz buraya kadar kolda gelindi. Sahanlık oldu kul durdu. Duruş sağlam. Çıkış dileyen, kuvvet arayan; yolunca ‘YA ALLAH.’ der çıkışa hazırlanır, DEDE’yi kolunda bulur. Ona bana ne zahmet? Gönlünü bilirim, dikenleri ezerim. Söz yok, hepinize geldim, hepinize güldüm. Yolumu verdim. Gideyim. Selamlarım sizleri. Güvenin kula değil ALLAH’ıma olsun, son sözü ALLAH’ım desin.

4 
Geldim, gelene selam getirdim. Ağlamak AŞK için, ALLAH’ıma meşk için. ... Yolunu açana, gününü seçene; uydun, yumuşak yoldan söz diledin. ‘Olmazsa?’ derse, yuva dumanlanır. Duman yuvada kalır. Şüphesiz bekleyen, ‘ALLAH’ım verir.’ diyen, gününde bulur. ‘Yaralı gönlüm.’ deme, gönlüne iftira etme. Yaralı olan gönlün değil, niyet öyle. Dersin, öyle bulursun. Dünyanı kendine zehir edersin. Gönül açık, pürüzsüz. ‘Yan yana olsak, elinden tutsak.’ dersen, dileyen her kulun yanındayız. Geldim gönül bahçesini gezmeye, dikenini ezmeye. Sözünü demeden üç yut bir de, demeden bir daha düşün. Sözünün değeri gönüle uysun, altın değerinde olsun. Yolu münasip, kul görgülü, ömür sabır ile çözülü. ‘Mümin değilim.’ der üzülür, ‘ALLAH’ım.’ der büzülür. ALLAH’ını tanırsın VARLIĞI’ndan utanırsın; mümin olmasan, bunu düşünür müsün? ALLAH’ımın HUZURU’ndan, ona borçlu varmaktan utanmak. Yoğurdun yenişi, ayranın içilişi ferahlık verir, sütün içilişi bebeği besletir. Olumun gelişine süt gerek, kulun ferahlamasına yoğurt gerek, kulun olması için mayalanması gerek. Kulun huzuru, mayalanmasında. Yuvada söz huzur verir, havada müsait rüzgâr. Müsait rüzgâr; havanın, kulun hazırladığı yöne esmesi. Kulun beklediği yöne esmeyen rüzgâr, huzuru kaçırır. Mayaladık kulları, altın olmuş yolları. Dünya, altını seçmiş; yolunu bulan, geçmiş. Dünyanın ‘Altın.’ dediği günde; yolunu bulan, üstüne basıp geçmiş. Olmuşu sorarlar, var olanı ararlar; çıkmak kolay içinden, sözüm gelmez derinden. Gününüzce söylerim, ne var ki sütü verdik, mayaladık. Günü-vakti gelende örtüleri açalım. Dedim, sözüm karlı dağlar misali; gelip güneşi görür, karları erir, dağların başı açılır. Sözüm de öyledir; mayalanır örtülür, örtü açılır. Anında bilmezsen, gelende çözersin. 

5
Hoş gördüm. Mayanızın hamuru hak su ile yoğrulur, yolunuzun miyarı yolumuzca ölçülür, niyetiniz niyazınızla verilir. Yamayı yenden atsan, kolunu yorgun bilsen, yumağını sunduğum gibi sarsan; ‘Dert midir bunlar.’ dersin, kendini NUMAN’a uydurursun. Rüyasını deyim, hayrı bildireyim. ‘GARİB’i gezdireyim.’ dedim maniyi açtım; açıldı gözü, yüzündeki değil gönlündeki. Hafif geldi, YÜCE’ye vardı. Ağır olsa çıkmazdı, iki kapıya bakmazdı, baksa da görmezdi. Dünyanın kulunu, verdim yolunu. Aldığı unu verdiğim suya kattı, bir hamur yaptı yoğurdu durdu, cümlenizin hamuruna kattı. Hamurunuz onun hamuruyla mayalandı. GARİB’in. Olayın yolu gönüllerinizdendir. ALLAH’ına sığınan şaşmaz, taşa çarpsa düşmez. Suyun akışı HAK’tan, yolun gelişi mümin gönülden. Minareyi görenin, ezanı dinleyenin; gözü-gönlü açılır. Gönülden dinleyenin, gönüldeki manisi kalkar. Şüphe dikenini ez.
MEVLÂNA’yım geldim. Durumu yuvanıza verdim. Aydın olsun yuvanız, YUNUS sevdi duanız. Duanızı ediniz, ALLAH’ıma emanet olunuz.

6
Hoş geldiniz, masamızı açtınız, günün hayırını seçtiniz. ‘Hangi günü?’ derseniz, her günü derim elbet. Çünkü gönül bahçenize suyun yolunu çevirdiniz. Olana kul yumuşak yol bulsun. Aynaya baksın, suyunu alsın, sözünü bilsin, kem gözden sakınsın. Dünya kulu korkutmasın. Yeter ki ALLAH’ına sığınsın. Seven sevilir, yaratılan yaşatılır. Sevginin, ALLAH’ıma ibadetle eş olduğunu bilseniz; sevgiyle taşarsınız, bir ömür yaşarsınız. Ömür belli, yaşamak, ömür kadar. Amma AŞK’la yaşanan ömür, ahirete götürür. AŞK’ın yeri gönülde, gönlün yeri ALLAH’ta. ‘Yandım.’ desen yanamazsın, yaşamaktan bıkmazsın, ölümden hiç korkmazsın.
Olduğun gün bulursun, bulduğunu bilirsin, NURU’nu görürsün.
Gördünüz, bildiniz, açıldınız. Ben çekmedim, gönülleriniz bana sarıldı. AŞK’ımızı ortaya döktük, yoğurduk çevirdik, şekline soyunduk. ‘Nedir?’ demedik, ‘Kimdir?’ sormadık; inandık, şüpheden uzak kaldık. ALLAH’ımın YOLU’nda yolumu buldum, ALLAH’ım yarattı diye kulunu sevdim. Seveni buldum, yolunu aydınlattım. Anmak değil, yanmak gerek; yanmak için, sevmek gerek. Sevgiyi içinde ara, etrafta değil. Sen sev ki sevilesin, sevginle ölçülesin. MEVLÂNA’yım, AŞK’ım ALLAH’ıma; ALLAH’ımın yarattığına, taşına toprağına, gülüne yaprağına, kuşuna kurduna, denizine suyuna, yolundaki gülüne, gülünün her rengine, tavanına tabanına. GÜL’ün danesi, gönlün dürdanesi, dünyanın bir tanesi, MUHAMMED MUSTAFA’sı. Olduğun gibi tanı, bildiğin gibi sev; sevgini alır, söze ne hacet kalır. Sevdiğin senden büyük. Büyüklüğü yumağın ölçüsüne sığmaz. Kumdaki toz etekte kalmaz, ağızdan girse dilin yol vermez. Dilin yol verse, boğazında daneler tutar, geçit vermez. İyi de kötü de, girmek için imtihana tabidir. İmtihanını veren, mümin kul olur. Gönlü dönük olan beklesin, kendini boş mücadeleye hazırlasın. Kendine güvenen, boş kum torbasına yumruk sallayana benzer, boşuna çabalar durur. Niyazınızın cevabı, ilm-i ledün hitabı.

9
Aydan gelen ışığın nurunu andım, güneşin ışığından nuruna yandım. Yandım, suyunu diledim deryaya daldım. CAN’ım yolunda, AŞK’ım gönlümde. ALLAH’ımın YOLU, kulunun gönlündedir. Uykunun yolu yolumadır, ALLAH’ımın kulu gönlümedir.
Aldın mı sözü, yenide sazı? Söz edilir, saz çalınır, sazın nağmesine uyulur; uymuşsan nağmeye, neşeli gün geçirilir. Saman yığını günlük, dağın akışı binlik. Dere yere benzemez, suyu akar kirlenmez. Duran suya göz atma, akan suya söz atma. Yatağına girende, öyle suyu akanda; verimi uygun olur, etrafı düzgün olur. Ses veren ses alır, yolunu öfkeye çevirir. Öfke kula iyi değil. Dünyayı da ahireti de kaybettirir. Sözünü iki düşün bir söyle. Söylediğini tartıya koy; kötüyü dirhem et, sözünü kendine emanet. Kendin kaldırırsan başkasına naklet. YARDIMCI ALLAH’ım. MEVLÂNA’yım geldim, ‘YUNUS’um.’ dedim; ‘Sözüme sözcü oldun, ÖZ’üme sazcı oldun. Kula dedin, yolunu yarına bıraktın. Dedi: “Sözünü sen diye bana sordular, senin yolunu bende sandılar. Gücümce söyledim, ÖZ’ünden, kusur ettimse af diledim.” ULU’sun ya YUNUS’um, dolusun ya YUNUS’um! Sözüm sözündür, gözüm ÖZ’ündür, ÖZ’ün, gözüm; ALLAH’ımın NURU’dur. ALLAH’ım adın, ağızda tadım, gönlümde kaldın. Gitmek farz oldu, sözüm burada kaldı. ALLAH’ıma emanet cümle kula selamet.

11
Geldim, meclisi kurulmuş gördüm. Gönülleri gezdim, dikenleri ezdim. Ezdim dedim, gülleri gördüm, niyazlara erdim. ‘ALLAH’ım! dedim, sevindim. Sevindim, çünkü dikenini ezdiğim gönülleri pak gördüm. Müstesna yaratmış ALLAH’ım.
‘Gününüz...’ demeyin, söylenenlere uymayın. ALLAH’ımın korkusu dünden çok. Ne var ki, dünkü kendinden emin. ALLAH’ımın kulu olmayı, yalnız kendini ibadete vermeyle ölçmeyi; ALLAH’ımın muteber kulu mu diyelim? ALLAH’ımın kulu olmak, O'nun VARLIĞI’na inanmakla kaimdir. İbadeti borç bilin, yolumun selameti demeyin. ‘Olayın, gelişini...’ dersin. Gelişim, yoluma uyuşumdandır, cereyanın verilişindendir. Kuvvetli cereyan benim yolumu verdi. Verileni aldı, aldığını yaydı, neşretti. Bağlantı böyle oldu. Ayrıntı yok artık; sözümüz uzar, yolumuz düzer, gönülleri sezer. MEVLÂNA CELÂLEDDİN’im! Yalan yok, hakikat budur. MEVLÂNA’nın sözü, dinlediği sazı. Demedi kötü; uydu söze de, döndü saza da. ‘ ‘ALLAH’ım.’ diyene, yolunu sorana, gönlünü açana ne mutlu.’ deriz. ‘Mesnevi.’ dersin, güne dönersin. Gününe geldim, sözümü verdim. Dilersen oku, duyarsan dinle. Yazımız büyük dersin. Büyüklük, elden değil gönülden. Müsaade olaydı, yolumuz açılaydı; dilerdim ben de vermek, verdiğimi göstermek. Müsaade kadar söz. Münasip günün güzel manası. Ne demek mi münasip gün? Size açılan, nasip edilen, meclis kurulan bu gündür. Manası güzel. Çünkü açılan gönüller, anılan ULULAR; müsaade edilen bu günde, manasını bulmuştur. Dün anılsa olmazdı. Mesuliyet değil, ALLAH’ımın ince hesabıdır. Topluluğumuzun değeri güzel yol, güzel yön verir. Kulun niyeti ALLAH’ına olsun, Mürşidini elbet bulur. Yolun yolcusu ol, hancısı değil. Yumuşak yuvanın havası, geleni de yumuşatır. YUVAMIZ huzur dolu. Huzuru bulan kulu, ALLAH’ım sever. Çünkü isyan eden kulu; yol münasip yönde, gülünün elinde olanın yolunu keser. Huzur, ALLAH’ına dayanan kulda olur. Suyum deryaya akar, akarken gönülleri yıkar. Münasip söz yolunda olur. Manayı açtık, sözümüzü seçtik, GARİB’in elinden dünyaya uçtuk. Yanılmayın sözle uçtuk, gönüller bir oldu. Yollarımız bir olduğu gün MEVLÂNA gördü, ‘ALLAH’ım.’ dedi, ‘Kuluna verdin, “YARDIMCI.” dedin, vardım gittim.’ Cümlemiz bir olsak, üzüm bağına girsek. Güzel olmuş üzümler, şarap dolmuş güğümler. Hep beraber içelim, içelim söz edelim, sözü ALLAH’ıma bağlayalım. Bağımız ALLAH’ıma, yolumuz ALLAH’ıma, yolunuz ALLAH’ıma. Yolunuz benimle mi, gönlünüz ALLAH’ımla mı? Dileğinize uysun, ALLAH’ım gönlünüzce versin. MEVLÂNA’yım geldim, YUNUS’umu selamladım, ‘Sözün kısa oldu.’ dedim. ‘Kısa oldu öz geldi, kulun elinde kaldı.’ dedi. Yazı ile söz ile, bağlantılar biz ile, yolu yola düz ile. İnişi yok çıkışa bakar, bakanı yakar. Yanılmayın AŞK ile, ateş ile değil. Gelen, dünden güne bakar, günden alır, gelene bırakır. Geliş bitmez, kul kanmaz, boşa yanmaz. Müstesna olayın YÜCE’den gelir İZNİ. ‘Küçük olay.’ dersen, mantıkla çözülen. Mantık elinde, ALLAH’ım dilinde, gönül GÜL’ünde. Yazmak yetmez, söz bitmez, günden çıkmaz. ‘Yolun uzun, yünün bol olsun.’ desem gülersin, çünkü olanı bilirsin. Duanın güzeli şudur. ‘ALLAH’ımın sevgili kulu olasın.’ Sözü sözle keselim, cümleye selam diyelim.

13
Geldim, müsait meydan gördüm; YUVA’yı yoldan, kulu elden ayırmadım, olayı kötüye yormadım. Üzüntü yersiz, yumak yetersiz. Olan, münasip günün olayı.
Ömür, alnına yazılan. Denmesin; ‘Öyle mi, böyle mi? Ömür olaydı, ALLAH’ım o yolu açardı.’ Öyle değil. Ölüm-doğum dengeli, hesabı ALLAH’ımdan belgeli. Kula düşmez. Sözün söze faydası; açılmasında, kulun uyanmasında. Kundak olunca, bebek doğunca; gününce sarılır, günün doluşunda kundağından çıkarılır. Kundaktan çıkan bebek, çocukluğa yürür, ele gelir. Sözün de söze gelişi öyledir; doğar dürülür, gününde açılır. Gümüşü geçelim, seçtiğimiz yola girelim, yolumuzda gülleri derelim. Diyelim ‘YA ALLAH, cümle sevgililere EYVALLAH.’ Selamlamak, ALLAH’ımın ADINA yola çıkmak. Yapraktan yeşili, yumaktan yumuşağı, kaderden yolunu bulanı severiz. Yuyanı alana, mümin yolun bulana, yuvasına geldik. OMAR der ki: “ YUVA’nın havasına, kulun kaygusu karışmasın. Duman olmasın, kul bunalmasın. Olay kapansın, çok uzamasın.” YUNUS’um der ki: “ YUVA’yı hoş bulduk, ‘Huzur.’ dedik, cümlemiz geldik. Geldik gördük, ‘Yol.’ dedik sorduk. Olaya el koyduk, boş gördük.” Kul hatasız olmaz. Gönül kırmazsan, doğrudan şaşmazsan; affedilirsin. Mümin olmuşsun, yolu bulmuşsun, REHBER almışsın; hata mı sorarsın? OMAR der ki: “ Sebep olana ALLAH sundursun, kötülükten ayırsın.” GARİB, sen hoşsun. Sabır yuvana selamet getirir. Buldun, mümin kul oldun, SAMANYOLU’ndan nasip aldın. Yıldızlar kümesi, mümin kulun hazinesi. ‘GARİB?’ dersen, ondan kuvvet geçmez. Eli elimde, kuşun tüyünde, niye yorulsun? Yolunu bulmuş, vazife almış niye yerinsin? Yerini hazırlamış, mertebesini almış niye üzülsün?

15
Yoldan yumağı gördüm, suyumu verdim.
Olmuşun yolunu, gününde elini, havada yelini ‘YM’ dersen, yolunu gününe eklersen; huzuru bulursun. Düşünmeye ne hacet, açık dedim. Gününe uydurursan elini, ferahlarsın; havaya uydurursan değirmenini, suyunu alırsın. Almayı vermeyi boş sayma, ağızdan çıkan her sözü hoş sanma. Yeter ki dokunmasın, kulu incitmesin. Ağızda olan dişin, eline aldın aşın. Yersin ezersin, çiğnedim dersin; maniyi açarsın, yutmaya bakarsın. Yutmak kolay, mideye atmak kolay; zor olan hazmı. Söz de öyledir; söylemek kolay ağızdan çıkar, yutması kolay itmeye bakar, hazmı zor. Onun için ağızdan çıkana dikkat etmeli, kul gönlü kırmamalı. Sözümü kula değil cemiyete söyledim. Sevgim cümleye çok, ne var ki yanımız yönümüze yakın olana bir başka sevgimiz var. Seven kul cümleyi sever, amma evlatlarını bir başka sever. Bizim de sevgimiz öyle. Sizi ben değil gönülleriniz kayırır, yolunu ayırır. Meyve yesek, ‘Yemiş.’ desek tadını alsak, ‘Severiz meyveyi.’ deriz. ‘Mum ışığı az.’ deme, gücü kadar verir; ‘Güneşin ışığı çok.’ deme, YÜCE’den gelir. Boyuna göre işi olur. Vazifenin küçüğü-büyüğü olmaz. ‘Meyve.’ dedik, sözü geçtik. ‘Bu mudur?’ demeyin, ‘Sevmeden de yiyin.’ dedim. Dünyaya boş verilmez; hepsinin sebebi vardır, yenilmesinin hikmeti vardır. Günün kulu, elden değil haptan alır gıdayı, öyle bulur şifayı sözde. Yesin hasını, ağaçtan meyvesini; ‘Hastayım.’ demesin, uzun ömürlü olsun. Yanılmayın, ömür uzunluğundan maksat, sıhhatli-huzurlu günlerdir. Yoksa yumağın ölçüsü değişmez. Ömür, neşeli gün. Duanı öyle gün yap, yoksa çok yaşamak için deme boştur. Uzasa ne dilersin? O da geçer bilesin. Mumun ışığı kadar vazife alsan, sevin. Mümin isen yola gel, sevdi isen kola gel, kalem tutan ele gel. Gönülden yumuşadın, üstüne alındın. Dediğimi suyumdan alan cümleye dedim. Gelenler hayır verdi, gelmeden önce dünyadan göçtü. Yatağından yumağını bitirdi, gitti. Alemini değiştirdi. Umduğundan öteye çıktı. Pek çok yüceye. ALLAH’ına vardı, vazife aldı. Dünyaya döndü, ağaya bedenli göründü. Suyuna bereket verdi. ‘Kimdir?’ dersin. Gönül zenginliği çok, adı dünyaca yok. Yanılmayın, adı var, tanınmış değil. Gönül ölçüsü çok yüksek. Gelişe ‘Hayır.’ de, SALİH kulu tanı. Kendi de adı da salih. YUNUS, öbürünün adı. YUNUS EMRE değil, onun değerinde ALLAH’ımın KATI’nda. Öbürünün sözü değil, ÖZ’ü gerek. Yapmış dünya yapısı, açmış ahiret kapısı.Yumuşak olmak, yola girmekle olur; yola girmek, ALLAH’ımın yarattığını sevmekle olur. Sevgimize ölçü yok, şükür ALLAH’ım; kulun yanılanı fakir, ALLAH’ım. Gönül fakiri.

18 
Mağmum yumağını sarar, önüne gelene huzur sorar. Huzuru kul, kendi bozar.
Yoktan VAR EDEN, dünyayı HALK EDEN, ADEM’e CAN VEREN, CANI’ndan CAN KOPARAN. Dert edene şaşarım, ona üzgün bakarım. Ömrünü kısaltır, gönlünü karartır, simasını sarartır, NUR’unu kaybeder. Çünkü şüpheye düşer. ALLAH’ım kuluna, hayır olanı verir. Yere kurulsa sergi, sergiden ne alırsın? Elbet satılanı. Senin serginde de ne varsa, onu satarsın. ‘Aman.’ dersen, yolu ararsan bulursun. Olmuşsa yolunun amade kulu, bulur ALLAH’ımı. ‘Yumuşak olana mı, gönülden uyana mı, ALLAH’ım diyene mi?’ denir. Hepsi. Siz de dileyin, ‘Cümleye.’ deyin ki, makbul dua olsun, ALLAH’ım tez versin. Dilekler, genişliği nispetinde olumunu bulur. Güneşin ışığı da, sıcağı da cümleye gelir; havanın sıcağı da, soğuğu da cümleyi bulur. Onun için duanız genişledikçe makbuldür. Müyesser kulun dileği neden tez günde olur? Olacaktan gayri dilemez de ondan, ‘Yalnız ben.’ demez de ondan, ALLAH’ımın VERİŞİ’nden şüpheye düşmez de ondan. Geldiysen dünyaya, dönüp bakma arkaya. Geldim giderim, yundum-uyarım, mümin yumuşak oldum bilirim. Çünkü dünyaya değil, YARATAN’ıma sığınırım. Yol mu kulu eğitir, kul mu yolu eğitir? Deyin. Yolun kula verdiği, membaına götürdüğüdür. Kulun yola verecek, yalnız gönülcüğü vardır. Olmuşsa gönül bağın, dumanı verse dağın; yolunun gidişi, seni ayıltır. Ben bana münasip yoldan geldim söz ile, ‘Gelsen.’ dedim biz ile, verdim elim saz ile. Manasını bilin; sazın yolu, sözün sonu, kulun CAN’ı kıymetlidir. Kıymetlidir çünkü, olmuş yumuşak. Söz diler ayağına. Günden, günü gelenden demek; izinden çıkmaktır. İzinden çıkmak, isyan etmektir. Mizacıma uymaz, MEVLÂNA ALLAH’ımın İZNİ’nden çıkmaz. Eşin eşe sözü geçer. Demeyin ‘Senin-benim.’ ayrılık yok. Ne var ki, büyük olana, büyük söz düşer. Danışını büyüğünden bul. Ben ULU’yum, ALLAH’ımla doluyum. ‘Kararım uygun mu?’ deme, şüpheye düşme. ALLAH’ıma sığın, öyle başla. Hayır ise oldurur, olmayanı döndürür. Dünyanın oluşuna, ADEM’in doğuşuna şaşmak ne garip. “OL!” dedi, oldurdu, bir ADEM’e dünyayı uydurdu. ADEM’in yaratılışı, dünyayı doldurdu. Bu alemde var da bir, yok da bir. Hayalin yolundan geçir. Ayna yüze bakar; gülene güler, ağlayana ağlar. Hayat da öyledir. Gül ki gülsün, iyi gün seni bulsun. Arama etrafını münasip değil, bulduğun-aldığın karışık değil. Elden çıkmaz, geri gitmez, uzamaz kalmaz. OMAR der ki: “Elden alma, elden de olma. Elindeki ile kanaat et, elinde olanın kıymetini bil.” Yoldan-kuldan bilme, ‘Gelse.’ diye üstüne varma. Günü gelir, ALLAH’ım İZİN verir, o seni bulur. Rüzgâr eser, koş tut. Tutamazsın elbet. Bu da öyledir; olsa-olsa, rüzgarın attığı, eline bıraktığı yaprak gelir. Senin alman değil. Yerden her kul alır. Yelden gelsin ki, eline kalsın. MEVLÂNA’yı ananlar, ona dua edenler; göç günü gelende, elimi tutsunlar. Ağlarken coşana, ALLAH’ına koşana; ‘Aşık.’ derler.

24
Mümin yumak sarana, yolun münasip olanını bilene, yoldan gelen
olmuştan olmayandan, yolun dumanını dağıtandan; sözümüz esirgenmez, gönlümüzü sakınmayız. Vermek bizden değil ALLAH’ımdan. ALLAH’ım bana vermiş, DERYASI’ndan ihya etmiş,
sakınmak ne için? Dünyada ‘Dert.’ deyip dert etme. Güneşi bilirsin, ulaşmaktan çekinirsin; onun dahi, gün gelir önünü bulut kaplar. Yumaktan gelen, kulun derdine dert katan; dert olmadığı bilinsin. Nasıl ki güneşin önünü kapayan bulut, su olur toprağı sular; kulun derdi gözyaşı da, gönül bahçesini sular. Mümin olan bilir, ‘ALLAH’ımdan.’ der. Benim sözüm değil ALLAH’ımın VERİŞİ’dir, kulun dileyişidir. Dileyen olur, kul mümin ise bulur. Suyumuz tatlıdır, ALLAH’ımdan gelir. Olmuşun varmışıyım, kalmışın ermişi değil. Meyveyi düşün. Ağacından olan, erip ele gelen; ağaçtan olan, olup toprağa düşen. Olmazsın yere düşüp kaybolan, meyvesinden yenmeyen. Beklemek değil yürümek gerek, yürümeye gönüldeki paklık gerek. Yolun kısası, sözün kula faydası; uyanmasında. Sabır, kulun olmasında. Yasaktan kaçmak kulun faydasına. ULU’ndan selam, dediği kelam. “Doğruyu seçtim, yasaktan kaçtım, bağrımı ALLAH’ıma açtım, niyetimi ‘Cümleye.’ dedim.” dedi selamladı gitti.

27
Gümüşün rengi, (gümüş: madde) altının dengi, (altın: mana) müminin gönlü münasip. Yumağın yolu ALLAH’ımdan verilir, yolunu bulan yürür. Müstebit olan kalır, yontunur, münasip yolunu arar, yumağını boşuna sarar.
Asmanın verimi koruk, koruğun erimi üzüm, üzümden şarap. Şarabın sarhoşu umudunu bağladı, ‘Ahiretim.’ dedi ağladı, aldı gönülcüğünü dağladı. Sedefe müzik seyran mı eder? Sunduğumu yoldan gelen mi yumağına dolar? Sedef nemli yuvanın sinli merdanesine gelmez. Yol mu aldık yürüdük? Sorularını yoluna verdik. Olmuşu bilmiş, gelenden söz etmiş, gününü ALLAH’ım tayin etmiş. Yolumuz açık. Günün müjdesini aldınız, mutlu oldunuz. YARATAN’ım ne güzel vermiş, ilahi adaleti dünyaya bölüştürmüş. Denmesin ‘Haksızlık olur; kimi kul baklava börek yer, kimi kul kuru ekmek çiğner.’ İlahi adaletin tecellisi yanılmaz, kulun hesabı ile ölçülmez, ‘Nerden geldi, nereye vardı?’ diye sorulmaz. Gözde olan perde ömürde açılmaz. ‘Ölüm.’ demeyin, göçte görülür, kul isyanları o zaman açılır. Ölümü HAKK’ından bilen kul, göçte pişman olmaz. Korku ALLAH’ıma olan AŞK. AŞK’ı olmayan korku bilmez, ‘AŞK’ıma cevap gelmez.’ diye korkar. Bilesin senin AŞK’ın az gelir ALLAH’ımın SEVGİSİ yanında. Düşün ki neler verdi kuluna. Kul ne verir ALLAH’ına? Karınca kararınca, bir damlacık gönlünce. Durmak değil yürümek gerek, yolunu sorana gülmek gerek. AŞK’ından şüphen mi var? ALLAH’ımın, hiç ama hiçbir şeyine, kulunun gönlünden başka ihtiyacı yoktur. Deme ‘Bir gönülcük mü?’  Başka ne ki? Neyin var senin olan? Men dil kuldan uzak dursun. ALLAH’ım, YOLU’ndaki kulunu göklere çıkarır. Söz bizden değil ALLAH’ımdan. Bize müjdesi kalır, müjde vermek bizlere huzur verir. Kulun sevinci kulu sevindirsin ki, ALLAH’ım da sevinen kulu sevsin. Dünyada ayrı gayrı, ahiret yolunca gönüller yönünce toplanır. ‘Hizmet.’ derler yönlere dağılırlar. Yolun başına ULU kişi gelir, her yönde olan kula yönünce yardımcı gönderilir. Gönderilen RUH da, dünya kulunun mertebesincedir. Dumanı silin, ölçüyü bilin. Gelişim, araya başka yolcu koymayışım; ölçümü buluşumdur. Yolum, mertebenin en yüksek katıdır. Gönül yolumda olup, dünyadan göçen her mertebede RUHLAR vardır. Yoluma yardımcı olur, dünya kulunun mertebesine göre gönderilir. ALLAH’ım ADINA andığın yoldan dedim, size sözümü verdim. Yuvanı andığın an gezdim, NUR’unu verene şükrettim. Şükrettim ki; HAK YOLU’nun yolcuları, AŞK yolunun hancıları, adımı adıyla diyen postacıları. Adımı anarlar, yolumu alırlar, el-ele yürürler. Benim için değil kulu için sevindim, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim. ALLAH’ım dilinde, gönül yolunda, AŞK’la GÜLÜ’nde. Dünya güzel, yaşamaya değer. Yuva da yumuşak, yolun da yumuşak. ALLAH’ım sizden de RAZI olsun, gayenize erdirsin. ‘AMİN.’ diyen eller, ‘AMİN.’ diyen diller; GÜL’üne yuvasında duacı olsun, yolunu tez açsın. Yolunuzda taş olmasın, kum göze dolmasın. Yeşil çimen mavi gök, yoldan geldi YÜCE HAK. Kumda yürümek gelmez zor, yolu bilene sor. ‘Olmaz.’ diye yerinme, ‘Oldu.’ diye sevinme; kaybolana söz etme, sözüne haram katma. Müstesna gecedeyiz, ALLAH’ım için sohbetteyiz. Sohbetimiz bol olsun, yediğimiz bal olsun, giydiğimiz şal olsun. Bilir misiniz ne dedim? Hac elbisesini söyledim. ‘AMİN.’ dedik el açtık, sözü ALLAH’ımdan dedik, kula el verdik. Sorarsın deyim, yolunu bildireyim, uyanı göstereyim. Yoluna uyan, senin sözünü alan. Verdiğin sözünde dur, namını diyara duyur. MEVLÂNA’yım yoldayım, bir münasip handayım, sorarsın ‘Ne haldeyim?’ Yolunu bildireyim. Sebep açık, bilirsin yolunu; açana ‘ALLAH’ım.’ dersin. ‘ALLAH’ım.’ de ki, yolunu alman, yoluna varman günde geniş yol verir; seni çabuk vardırır. Yolda tez varılır. Ayakla değil, deveyle değil; kartal misali bir orada bir burada, yer gökte, gök yerde! Adı nerede? Adı ne olsun? Kul YUVA’sını niyaz ile açtı, yoluna da niyaz ile gider. Musa’nın asası denizi açtı, MEVLÂNA’nın hastası gönlünü açtı, yolunu ULU’dan sordu. ULU, yoldan haber verdi. Açıktır yolun.

1 mayıs
Mümin kulun gecesi, yazıların hecesi, ALLAH’ım verir nicesi. Gelişiniz, yuvamızı aydın edişiniz, gönüllere akışınız.
Misafir yuvayı aydınlatır, elbet kıymetlidir. Hele sohbetimize katılmaya gelene ne mutlu. Sohbetimiz ALLAH’ımız, misafirimiz ALLAH’ımızın ADINA. ‘ALLAH’ım.’ dersen, ADINA misafirini karşılarsan; düşman gelen dost gider, kötü niyeti gönülden siler. Yuvanı açık tut gelene, gönülü açık tut gülene. Deme ‘Cümleye aç’, yolunu yuvana bağlayanı seç. Beklemek, olmak gerek. Meyve çiçekten gelir, küçükten büyür, büyür olur. Hiç meyve gördün mü yapraktan önce meyvesi olmuş? Çiçeğin güzelliği görülür yapraktan önce. Meyve olsam ele gelsem, kul elinde, el dilinde. ‘Yamanın yumağa ne faydası var?’ dersen; açığı örter, fistana diker. Ne var ki, yolu yoluna denk gelmeli, giyende aykırı durmamalı. GARİB yumuşak, sözümüz yumuşak; gülünsün, gününce anılsın. Gönülce sevinsin GARİB te. Çiçek sevilir, her cinsi. VEREN’den YARATAN’dan gelir çünkü. Çirkinini gördünüz mü? Seven sevilir, insan kıymeti bilinir. Yanılmayın, yalnız çiçek demedim, seven dedim. Yaratılan her şey sevilir, seven sevilir. Yüz güzelliği değil, yaratılmasındaki hikmettir mühim olan. Şerbetin tadı suda olmaz, şerbet suyun verdiğini vermez. (GARİB’in celsedeki baş örtüsü konuşulur) Baştan değil, gönülden yazar, başı saygıdan örter. Örtü olmasa da olur, MEVLÂNA her an görür. Günün gelişi, zamanın uyuşu öyledir. Uymak kulu eyletir. Muntazam duvar ören, duvara beton vurandan daha maharetlidir. Yapının duvarı düz, temeli tez olursa, güne kalsın beklenirse; sağlam olur. Okuyun düşünün, üzerinde konuşun. Defter doldurmaya kulu eylemeye gelmeyiz, eğitmektir vazifemiz. Eğitilen kişi, yalnız sözle değil, kendi başına da çalışmalı, yolunu öyle bulmalı. Sözü kolayına bağlamamalı. Aldın, vermeli, etrafı görmeli, kendini yontmalı.
Marangoz alır eline, vurur beleni; yontar, keser, biçer, münasip şekle sokar. Kul da kendine gaye edinmeli, bir yol çizmeli, akıntıya kapılmamalı. Denmesin: ‘Kader, kul ne eder?’ Kul ne ederse kendine eder. Aynaya bakarsa yüzünü görür, görüntü hoş gelsin diye yüzü güler. Hiç görülür mü ağlayan kul aynaya baksın, kendini beğensin?
Elbet olmaz. Ağlayış, hayata isyandır. Ağlayış isyandır, eğer olay içinse. Ağlayış sevinçten olmuşsa, şükre yol vermişse; yoluncadır, gülüncedir, gülüşe bedeldir.
Gülün yaprağı, ekili toprağı; vereni düşün, yerinde taşın. Taştan maksat yuvanın temeli, kulun hayıra olsun emeli. Aşı yemeli, ‘Şükür.’ demeli. Yaprak yeşil, gül beyaz, gün olsa biraz ayaz; kula yumuşak yol verir, gün gelir uyanır. Yaprak yeşil, gül pembe, kulun gönülü bende; bende olsa hoş gelir, ne verse ALLAH’ım verir. Yaprak yeşil, gül kırmızı, gökyüzünün yıldızı; ALLAH’ımdır YARATAN, dünyayı aydınlatan. Mümin kulun kaderi dünyada olmuş. ‘Yüzü gülmüş mü?’ dersen; elbet güler, çünkü olaya sırtını döner. Güleni ‘Tasasız.’ demeyin, tasasızlığına gülmeyin, gönülden yol alana söz etmeyin. Derseniz ‘Gönülü ne bilelim?’; kulun gelmişine söz etmeyin, yani kulu kuldan ayırmayın, ‘İyi.’ diye kayırmayın, kulu sözle batırmayın. Kula kulun sözü acı gelir, gönül kırılır. Yudum-yudum içtik mi, ‘Dünya.’ dedik geçtik mi, sözden sözü açtık mı, açıp pencereden baktık mı? Bakmak için; ölçüyü bulmak, imtihanı vermek gerek. ALLAH’ımın EMRİ, yol YUYAN’dan alınır. EMİR ALLAH’ımdan gelir. Yumuşak söz eden, ‘Tuttuğum yoldur.’ diyen, yürüdüğünü bilen, ALLAH’ına dayanan; yanılmaz. Yürümek, yolu yola bağlar. Yolun sonunu gören yok, görmeyi dileyen yok. MEVLÂNA’yım. Yumak sarmam, gaileye dalmam; müstesna YUVA’ya, mümin kullara söz etmeye gelirim, sözün sonunu veririm, ‘Selam.’ derim giderim. ALLAH’a emanet. Kullar da yolumdan alır, sorgu güzel yol verir, soranı aydınlatır. Analık güzel, yumağını sarana; babalık güzel, dileneni verene, verdiğini bilene, gününü paylaşana. Analık güzel, ömrü paylaşır.
Babalık güzel, gününü paylaşır. Olmuşsa yumuşak düzgün, babanın nedir paylaştığı? Münhasır eder mi, kendini bağlar mı? Gönülleri yoklayın; yumak münhasır olmaz. Yumağı düzgün, işi-aşı bol olan baba, rahattır, anaya bırakır. Ana, ömürce yolunu yavruya çevirir.
Söz verdik, ‘Kul.’ dedik, analıktan yol açtık. Sözün sonunu bulalım, burada nokta koyalım. ‘Kalmak.’ dersen gücün yetmez, bana bakarsan sözüm bitmez. GARİB’i düşünmek, ondan el almak gerek. Yanılmayın yazıyı demedim, günde sözü keselim dedim. Kulun dediği olsa, dileği uysa; dünya yazıya başlar, işe kuşlar koşar. Asma kütük, olur katık; bekleyen görür, üzümü erer. Yersin dönersin, dönersin-yanarsın, yandığına sevinirsin. Sunulanı alırsın, aldığını bilirsin. ‘Men dil denmese, akılca söylenmese.’ denir, söz ağızda kalır. MEYDAN dinlendi, sema edildi. ‘MEYDAN.’ denildi, MEYDAN bulundu. Almışı-vermişi, gönüle koymuşu; MEYDAN’a doldu.

9-1
Ağlamak değil gülmeye yer verin. Dünyadan geçmek değil, güzel görmektir. Sorana sormayana, haline şükretmeyene de ki; ‘Dilemek almak değildir, bilmek almaktır.’ Verilene şükretmek, ALLAH’ını sevmektir. Amade olmak niyaza durmakla değil, yolunda gitmek, kötüden uzak durmaktır. Almışsın yumuşak yol, görmüşsün mümin kul. Sana faydası, yumağının doğru yolda sarılmasıdır.

9-2
Geldim, hoş sözün üstüne durdum, düşünmek size düşen. Benim görüşüm, uymak size düşen. Niyete uymasa, sözünü almasa;
yumuşak yol yürümez, men dilden kaçmaz. Uymak eşlere düşer. Münasip budur. Karşındakini mutlu etmektir vazifen. Eş alırken, her yol için yuvanı açarsın, eşini ‘Mutlu edeceğim.’ diye alırsın. Vazifeni yaparsan, her şeyin üstünde mutlu olursun. Yanılma, vazifeden dolayı mutlu olmak yetmez, mutlu görmek de öyle. Evlilik, yuva kurmak binaya girmek değildir. Binayı yolunca açıp mesut kulların neşeli, manevi kuvveti yüksek yavru yetiştirmek. Yalnız, değil örnek olmak, örneği yuvada vermek. Sunduğum çözülsün, misal verilsin deriz. Denilen münasip görülür. Mevsim yuvanın havası, hava yuvanın süsü. Yavruyu yuvaya veren kim? Eşini kuluna nasib eden kim? Yavruna iyi örnek olursan; eşin de yavrun da sen de mutlu olursun, ALLAH’ımın yanında kutlu olursun. YARATAN’ım der ki: “KULUM BİRDİR AYRISI YOK; BİRİNİN EKSİĞİ ÖBÜRÜNÜN TAMAMIDIR, ÖBÜRÜNÜN EKSİĞİ BİRİNİN TAMAMIDIR.” Kıymetli olanı, ayrı tutulanı yok.
Olmayın yuvada bencil. Bencil olanı YARATAN’ım sevmez. ‘Dövmek.’ dersen, yolunu düşünürsen; münasip değil, ALLAH’ımın, kulunu, emanete olan ihanetinden cezalandırması. Kulunu kuluna emanet etmez. Ne var ki bencil kul, yuvada, dünyada yumuşak sözden kaçar. Sakınmaya bakmak gerek, acı sözden kaçmak gerek. Emanete duman vermek, huzura erdirmez. Emanet, kulun CAN’ı. CAN’ını düşünmek; gerekeni bilmek, yolunda gitmektir. Deme ‘Olsun, yumağım böyle sarılsın.’ Niyetini yumuşak bil, ağız yolunu gönüle uydur. Mutlu olan gördün mü, vazifeni bildin mi? Mutluluğu ben gördüm, en yüksek mertebesine erdim, yuvanıza bunun için geldim. Sözüm her gün budur. Yolunuza açılan gönül kapınızı gördüm. MEVLÂ’mın SIRRI’nı niyazımda buldum, O'na varmaya duacı oldum. Yuvamı huzurumla süsledim, eşime ‘Sen.’ demedim, ‘Biz.’ dedim. Olmak için dünya değiştirmek gerekmez. Kundura giysen, ‘Dar geldi.’ desen; bağını çöz demek değil, çözüme yardımcı olmak gerek. Sana çöz denmesi için şikayet edilmez, yardımcı olman istenir. Sabır güzel, kulu kazandırır. Dava mühim, kazanan iyi. Kayıp mühim; kaybedenin kaybettiğini kazanan bulur. Üzerine alan yerinmesin, gelen söz ‘Sert.’ demesin. Gümüşün silindiği, altının seçildiği yuvaya, yuvadaki kullara geldik. Geldik, hataya düşene nasihat ettik. Kayıptan kaçının, kazanmaya bakın ki; dünyanın solduğu, alemin döndüğü günde; mahzun olmayasınız, bir söze sonsuz karanlığa kalmayasınız. Sonsuz karanlığı bilirsiniz; yolu münasip olmayan, sözü ölçü bulmayan kulun döndüğü yerdir. Varmayı dilediğiniz yere gitmek, yolu münasip olmak dilerseniz; uymayı vazife bilirsiniz. ‘Neye uymayı?’ derseniz, ALLAH’ın EMRİ’ne!

10
Niyaza geldim, kapıya durdum. Medine Mekke arası, dünyanın ikinci yarısı. OMAR der ki: “Olmuşun sözü, olacağın gözü olmaz, sözü edilmez.” Anlaşılmayan nedir? Söz açıktır. Olmuşun sözünü etmek boş, ‘Olacağı göreyim.’ demek boş. ‘Rüya gibi.’ dersiniz, rüyada yaşarsınız. Uyku gecede değil günde de vakidir, dünya olayla bakidir. Sabahat değil yazan, ben. ALLAH’ım hepinizden RAZI olsun, münasip yön versin. ‘Yönüm ALLAH’a?’ derseniz, öyle olmasa beni bulur musunuz? Olgunluk erginlik değildir, erginlik görgünlük değildir. Her ergin, görüşü var demek değildir. Meyvenin oluşu ağacın kök verişine göredir. Kökü suda olan ağacın meyvesi olgunlaşır, dolgunlaşır, ele gelir, ağza tat verir. Gülün gülesiniz, gül bahçesine giresiniz, güzelliğe eresiniz. Meşale aldım elime, verdim kulun yoluna, yumuşak gün diledim mümin kulun gönlüne. Camın yanı olmasa, kul havayla dolmasa; havanın güzelliğini bilmez. Almışsan yudum benden, müstesna yolu kuldan; dumanı arkana at, olayı ALLAH’ıma havale et. Olanı değil geleni düşün. Amade kul düşünmesin, ALLAH’ına sığınsın. Yoğurt yenir tat ile, suyuna karışır, serinlik verir. Yoğurt alır ayran verir, kayıp yok, olan su karışır. Ayran da sevilir, severek içilir. Yoğurt olarak yersen, serinliği az olur. Ayran, yüreğe serinlik verir. Asıl olan veremez, çünkü paylaşmaya yetmez, ayran olursa hak geçmez. Uğrak yeri durakta değil, durak yeri uzakta değil. OMAR der ki: “Yerine oturana kötü bakma, ‘Benden?’ diye akıl takma.” Mümkün mü dünyada olup, ADINA geldiğin gibi dönesin? Gah zirveye çıkarsın, gah derine düşersin. Çıktığın gibi inersen, sözüm yok. Çıktığından dönersen; ALLAH’ını bilmezsin, ‘Gelen YÜCE’den.’ demezsin, kula kötü bakarsın, elde olsa can yakarsın. Unutmayın ki her olay ALLAH’ımın işi. Aldım kalem elime, verdim sözü dilime, gönül dedi, ben söyledim; YUYAN oldum yuğdum, göçten güne geldim. Deme ‘Yılları boş harcarım’, her geçen gün binaya bir taş koyarsın. Dilemekle olur elbet, amma beklemek de gerek. Bina kurulur, taş üstüne taş konur. Her gün bir taş koyarsın, gün gelir binayı bitmiş görürsün. Ağıma gelse, sözümü bilse. Ağımdan maksat; ağıt-söz. ALLAH’ıma sözüm, şarkım. Şarkı derken, yol yürürken nereye gidersin, neye dalarsın, kimi ararsın? Andığım, aradığım ALLAH’ım. Gülün dalında diken batar, yolarken. Yavaş koparırsan, yaprağından tutarsan; elbet batmaz. ‘Manası?’ dersiniz, hazır istersiniz. Yanlış düşünsen de, gine ALLAH’ını bulursun, çünkü o yolda ararsın. Gülün dikeni batar, kulun canını yakar. ‘Gül ne güzel çiçek.’ dersin, dikenine gülersin. Dedim, yolana batar. ULU’ya söz edenin gözüne çöp kaçar, denilen budur. Gül’ün ULU olduğu bilinir, yolanın dönük olduğu da bilinir. Mineyi düşünün; dikeni olmaz, kul onu yolmaz, çünkü eğilmez. Kulun gözü yüksekte. Dönük kulun. Yere bakmaz, minenin güzelliğini görmez. Otağı koysan bağa, üzüm versen şaha; yemez, elde olana bakmaz. ‘Gelsin.’ der; ıraktan gelende güzellik arar, elde olanda değil. Kul gönlü yatık olsa, elde olanın kıymetini bilse; dünyanın huzurunu bulur, gönlünü dengeye vurur. Uzaktan beklemek kulu yanıltır. Elde var ise kuru fasulye yersin, midenin sesini dindirirsin. Beklersen gelsin ıraktan; miden ses verir, ses dışarı yükselir, kendine de etrafına da zarar verir. Etrafına da, çünkü sesin yükselir. Her olay böyledir. Ekmek olsun, soğan kırsın, tatlı yesin, ‘ALLAH’ımın NİMETİ bu da.’ desin. Aşını yiyen, başına yumuşak örtü alan, kuldur. Güğümün dolusu da boşu da bir benim bildiğimce. Dolu olsa mutlu musun? Bir güğüm daha olsa demez misin? Mutluluk hudutsuz. Sağına soluna, önüne ardına kazık konmamış, buraya kadar denmemiş. Bir ucunu bulsan öbürünü ararsın, ‘Hepsi bir yerde olsa.’ dersin. Ona da, ne gücün ne ömrün yeter. Ne var ki ‘Uçlarını değil ortasını bulayım, orada huzura varayım.’ dersen, tamamdır; huzuru buldun sayılır. Güzel sohbetimiz, hoş bu gece. Neyini çaldın, türkünü söyledin. Gönülden katıldın andın, andığın an geldim. YUNUS’un yolunu yola bağladın. YUNUS YUVA’da, gördüğü havada. Suyumu alanda, deryaya koşanda. Koşmaya ne hacet, yürümek gerek. Aceleye yol yok, beklemek gerek. Suyun gidişi ağır olur, deryaya dökülüşüdür acele. Bunca suyun akışı, deryaya kulun bakışı; ne doldurdu, ne taşırdı, günden güne kul aşırdı. Nehir buldun ufak oldun, daldın nehre sabırla bekle, götürüldüğüne ekle. Günün güne bakışı, kulun suya akışı, denize yakın oluşu; ölçüyle olur, güne bakar.

17
Kul miyarı gönül ile alınır. Gecenin yüceliği cümle mümin kulun gönlüne ışık verir. Gecenin günün, ay doğdu, yumak sardı, kulun mantığı doğruya vardı. Bu gece ‘Yüce.’ dendi, geldi, gece gün oldu, dünyanın yüzü güldü. Çünkü, ALLAH’ımın NURU’ndan en çok nasip alan kulun gelişine dünya şahadet etti, aydınlanmasını nasib ettiği kullar etrafında toplandı. Şansınıza söz edeyim, günümde yanıma gelenden daha şanslı olduğunuzu bildireyim. Günümde yanıma gelen, meclisi kuranlarla fani olarak konuşurdum; gününüze geldim, ALLAH’ımın NURU’na vakıf olarak bildirdim. Günümde aradım, gününüzde bulduğumu bildirdim. Farkı çoktur. MUHAMMED MUSTAFA ALEYHİSELAM EFENDİMİZ’in Şefaati’ne sığındık yardımını diledik cümle için; o'nun dileği de cümle yaratılmışlar için. “Yarattın ALLAH’ım, şaşırtma.” Dünya; merhamet dilemek için değil, layık olmak için çalışmalı. Baba evladına verir beklemez, beklediği evladının üstünlüğüdür. Ne üstüne? İnsanlık, insanlığın ispatı. Dünyada hayvan da yaşar. Hayvana üstünlük gerekmez, çünkü karakter bulunmaz. CAN yolunda savaşır, CANAN’ı bilmez. İnsanlık, CANAN’ına koşar, CAN’dan geçer. ‘Söz’ diyene de ki; ‘MEVLÂNA’ değil, söz ALLAH’ımın. MEVLÂNA postane, GARİB postacı. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Dünyayı düşündüm, kulu pişirdim. ALLAH’ım dünyayı ne güzel yaratmış, kulun gönlüne yatmış. Dünyanın denizine, dağına, ağacına, dalına söz edilmez, ‘Deniz kir tutmuş.’ denmez. Denizin kiri kulun teridir, kul kirletir. Kulun kiri olmasa, denize çöp koymasa kir mi olur? ALLAH’ın YOLU’na edilen her kötü söz, denize atılan çöpe benzer. Denizde çöp kalmaz, sahile atar. Layık olmayan kullar, denizi çöplü görür, nasibini almaz, kirli diye giremez. Bilinse ki deniz kir tutmaz. ALLAH YOLU’nun hamalı, dünyanın mümin kuludur. Dünyayı bildi, gönülden sildi, olana uydu. ‘ALLAH’ım.’ dedi, sırtından gaflet yükünü attı. Hamallık bu. Layık olmayanın denizi pis olur. Umut olmasa, kul gönüle koymasa yaşamak zor denir. ALLAH’ım her işini bilir de verir. Kul, olanı bileydi dünyada huzur mu olurdu? Yoldan diyen, gaipten söz eden yanılmasın. Yolun gidişini, inişini-çıkışını, ALLAH’ım SEVGİLİ PEYGAMBERİ’ne dahi kendi Şahsı için bildirmedi, sadece vazifesi olanı verdi. Gaip, dünya kuluna kapalı. Öyle olmasa ‘Gaip’ mi denirdi? Bilinenin dışından haber yok. İzin verilen, kulun yoluna konur. Demeyin ‘Sen verirsin.’ Ben de veremem. Verdiğim, izin kadar. Kulu eğitmeye. Olanı demezsen kulun inanması olamaz. ALLAH’ımın HİKMETİ’nden sual edilmez. Dünya kuluna gaipten söz verilmez. Yani söylenmesi için gaip, kula bildirilmez.

21
Yalandan yumak saran, yumağını mümin kuldan saklar. Doğru yoldan gidenin saklayacak nesi var? Doğru yol, baştan sona açık. Olumun, yumağını doğruya sarar. Eğri yola gidene gönül yanar. Sana yapılana olmasın üzüntün, kulun yanılışına olsun. Senin kazandığını kaybetti o kul. O kaybetmeseydi, sen kazanmazdın. Aferin, üzüntün yerini buldu. Dünyanın yoluna değil, ahiretin yoluna bakasın; çıranı karanlık için yakasın, derdini ALLAH’ına açasın. Çıra ne ile yanar? Gönüldeki ateşle. SEN’de gördüm yolumu, SEN’de buldum kulunu. ‘SEN’den bilen kulun, yanılıp dönen kulun ALLAH’ım.’ dedim, duacı oldum. Kazandığımız kulun altın gönlü, beni sevindirdi. Senin için değil, kulun adaletsizliği için. Kulu için kuluna değil, hak yolundan çıktığı için. ALLAH’ım bilmeyeni uyandırsın. Sevgi yoluyla yapsa, gönüle hitap etse; muvaffak olur. Su murat, söz niyet. Selamladı gitti, sözü gecede yetti. Gelmişi düşünmek geçmişi atmaktan zordur, geleceği düşünmek kul için boştur. ‘Düşünme.’ desem belki yanlıştır. Ne var ki, gücünün yettiğinden çok düşünürsen; vaktini boşa harcarsın. Gücün düşünmeye yetmezse, ALLAH’ına havale et. Senin kaybettiğin, O'nda saklıdır. Gittim geldim, yaptığın kuşu gördüm. Almışsın yolcuyu, yumuşak olan yolu. Dumanı dağıttık, olmuşu arkaya attık. Yeni güne sevinçle baktık. Yolun kuşu, kuşun sesini gösterir, yuvayı şenlendirir. Suyun rengi var mı, gönlün dengi var mı?

24
Yolun gelişi, dünyanın hoş işi. Kemik, toprağın malı. Ha orada ha burada; RUH her yerde, her yer gönülde. Gönlünüz gönlümüze açık. Gönlümüz cümlenize açık. Sözümüz, hepinize. Ayağın tozunu silksen, yolun tozunu yuvaya getirsen; yol mu gelir, yuva mı gider? Ne var ki, toz yürür, kul yuvayı süpürür. Toz yine yerini bulur, döner. Her olay yerine konur. Olayın oluşu, YUNUS’un dönüşü de buna benzer. Topraktan gelir, toprağa döner. ‘Adak’ dersiniz, türbe ziyaret edersiniz. Makbuldür elbet. ALLAH’a canı gönülden yalvardığı için. ALLAH’ımın mümin kulu, geç uydu, haz duydu. Gönül ALLAH yapısı, MEVLÂNA’nın bankası. Yatırımı ben değil, kendi yapar; ahiretini öyle açar. ALLAH’a giden yolun yozu yok. Gidendir yozan, yolun gidişini bozan, ‘Yol kapalı.’ deyip kulu korkutan. ALLAH’ımla kulunun arasına girenler. Çıkmak dilersin, andın bilirsin. Yolun yolcusu kulun elçisi, suyun akışı uygundur. ALLAH’ıma dönse, yumağında düğümü çözülse, ağıza sahip olsa, söz yok. Dünya derdine düşme, dünkü derdi deşme. Dün geçti, bu gün göçtü. Yarına bak, ne gösterir. MEVLÂNA’yım! Ölüm-doğum karıştı. ULU’nun doğuşu, ALLAH’ını görüşü, vardığını bilişi, dünyadan sözde el çekişi. Sizce görünmek olsa, ALLAH’ım İZİN verse, ölmüşü ayırmazsınız. Gönül yolu bayramlaştık. YASİN adı, selamlaştık. MEVLÂNA’yım dedim, geldim. Sabırlı YUNUS’uma ‘Sabırsız.’ dedim. Gün değil, yıl önemli. Kul da gönül önemli. ALLAH’ım dünya gailesine düşürmesin, düşürüp KENDİ’ni unutturmasın. ALLAH’a varmanın ölçüsü duası yok. ‘Müminim.’ demekten çok, gönül açmak gerek. Selamın kalmasın, kul hayale dalmasın. Andığının kalışı, sabır her işin başı. ALLAH İZİN verince, “YOLU GÖSTER!” deyince, ham eller yorulunca; ben size yazdırırım. ALLAH’ı bilenler, yolunda gidenler, meclise gelenler. ALLAH’ım sundurdu, beni buldurdu. Yolumuz açık, gönlümüz pak. Ne olur dön bak. Yolun eğrisine gitme. Yanında olanı gütme. Gönül altınla ölçülmez. YARATAN’dan geçilmez. Gönül yolunda ALLAH’ım huzur versin. Senden evvel, KENDİ’ni bildirsin. Güneş doğsun, amacın olsun. Bekle gelsin. ‘Şahsiyet’ dersin, bedene görev yüklersin. Beden dünya malıdır. Olayın oluşu kulun gelişidir. Kimliği, bedene girişidir, RUH’un varlığı. Adını dünyadan alır, ahirete varlığı gider. Varlığın ağırlığı derecesindedir. Yolun gidişi, uygusuz dönüşü olmaz. Her kişi doğruya uymaz, hak olanı duymaz. Anlatsan bilmez, çünkü mantığı çalışmaz. Üzüntü etmeyin boştur, söyleyen hoştur. Duyma, tasa verme. Kuldan kula zarar gelmez. Çünkü ALLAH’ım İZİN vermez. Dinleyen duymasın, şaşkına uymasın. ALLAH’ın DEDİĞİ olur, adalet yerini bulur. Yumak ince sarılır, sabırla hayır görülür. Yumuşak gönül tez kırılır. Ayırmak-kayırmak, ALLAH’tan. Geçirmek-göçürmek ALLAH’tan.

25
Sunduğum konu, olsun size kanı. Yola taş konmasın, söze baş konmasın. Sözümüz kesilmesin. Sözün başında dedim, sunduğumu almanızı söyledim. Demeyin ‘DEDE kızdı.’ Sözümün özünden ayrılmak istemem. Onun için kesilmesin dedim. Hepinize hayırlı ömür dilerim. Gelelim söze, vuralım dize, tempo alalım, gönülden deryaya dalalım. Sevdim mi dünyayı, dünyanın kulunu? Sevdim ya. Dünyaya kul iken vardım ya, gönülden. MEYDAN’ı bulmuş, mümin olmuş denirken, gelmek kolay, sevmek zor. ‘Neyi?’ dersen, meydanın gailesini. Yaratılmış gelmişse, gönlü yerin bulmuşsa; sevmek güzel. Mesafeyi aşmışsa, korkmasın kul, dünya bilsin okul. Çocuk var çalışkan, çabuk yürür, eline mesleğin alır; çocuk var geç yürür, o da eline mesleğin alır. Netice hep bir olur. Ne var ki, er yürüyen geç yürüyen, mesleğinin erbabı ise; kendini tanıtır, adını duyurur. Yürüyüşe değil, duyuruşa bakmalı. Çünkü neticedir asıl olan. Bizim yolumuz da öyledir. Kul olur yaşında, genç başında; ibadete başlar, başlamayanı haşlar. Gün gelir, gönül yolu ile yürüyen ondan öne geçer. Çünkü yolun erbabıdır, erbabının elindedir. MEVLÂNA’yım! Yolumu gönülden çizdim. İbadeti yaparken kendimden geçtim. Yapmayanı görmedim, ‘Neden yapmaz?’ demedim; çünkü fani iken gönlünü görmedim. Belki ibadetini gönülden yapardı, dünyaya gözünü kapardı? Sorsam ne dersin bana? Kul var gönülden ibadet eder. ‘Hangisi makbuldür?’ dersen, ayrısı olmaz derim. ALLAH’ımın EMİRLERİ makbuldür. Yürümeyi gaye edindik. Meyveyi ele aldık. Fidanı toprağa diktik. Bol su verdik. Mayısta yetiştirdik. Denmesin ‘Mayıstan maksat nedir?’ Güllerin açımıdır. Anlamayı bilmezsin elbet. Niye geldim? Bilene gelmeye ne hacet? ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Mayısta yolumuz geçtik, merdiveni aştık, düze vardık. Gülünüz, seviniz. Misafire nasip sofrası açılır. Gelen nasibinize nasip katar. Yanılan kul, düşünür. ‘Misafir gelmesi, aşı yuvada yemesi; nafakamız bitmesidir.’ Gafil. ALLAH’ımın VERİŞİ’nden şüpheye düşmek, ne büyük hata. Ganimetin kimden geldiğini unutma. ALLAH’ımın kime verdiğini unutma. Denir ki ‘Misafir nasibi.’ Elbet. Gelenin nasibini kısma, ‘Yarına kalsın.’ deme ki; yarının nasibi kısılmasın. Yediğini sayma, yedide kalmasın, hesaplı olmasın. Meyve dedik, fidan diktik. Mayısta suladık. Fidana sizleri isimle verdik. Fidandan, sizleri kastettik. Merdivene fidan dikilmez. Dedim size düze geldik, dönüş olmaz. Hepinizin yerini belli eden, yumuşak toprağa koyduk. ÇAKIR yanılır, ‘Kurumasın.’ der. Sulayan kim? MEVLÂNA’yım geldim, GARİB’e güldüm. Sözün doğrusunu sordu, ÇAKIR’a ne oldu? Anlatayım sorusunu. Dense sözün düzü, yumuşak gelmez. Düşünün ekmek yersiniz, aşsız zor gider. Kurabiye dersiniz, şeker ilave edersiniz, tadı ile yersiniz. Kurabiye yaparken, biraz da şekil verirsin, göze de hoş görünür. Olay bu. Mümin kullara müjde verdim, fidanlarına HAZRETİ ALİ ile su kattım. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Cümle kul, aynı duruma gelsin. Denmesin layık mıyım? Mertebeyi ben değil, ALLAH’ım layık görmüş. Bana müjdeyi vermek kalmış. Ne mutlu bana. ‘Kolay mı cennet?’ diyene sözüm. Elbet. ALLAH’ımın kulu olman yeter. Yanılmayın. ALLAH’ımın kulu olmak için, O'na dönmek gerek. ALLAH’ımın kulu odur. Kulu olduğunu inkar edene, duacıyım. Miyarını ölçünü ALLAH’ım bilir, gönlüne göre ULU’nu verir. HAZRETİ AYİŞE. Umulduğu gibi değil, sevildiği gibi. Gelişi, gönüle kuvvet verişidir, elini kolunu bağlayışıdır. Yolunu bilmeyen, kuluna uymayana asi olur. Duman verme, gönül koyanı kırma.

27
Güzellik, manevi sır. Elbette ki manevi sır güzelliktir. Amade, musaağatın almayacağını bilir, yumağını olmuşun yönüne çevirir.
Musaağat; ALLAH’ımın yasak ettiği yollar ve düşünceler.
YA RABB’im! Yumak sararken sırrına erdim, dünyada her zaman güzellik gördüm; yanına vardım NURUN’a erdim, NURUN’dan verdiğin kulunu gördüm; yol münasip diye gönülden sevindim. Kulun gönlü huzur dolu, yüce ağacın iri dalı. Yaprağı bol, niyazı bol, MEVLÂNA’dan kuvvet alan kol; etrafına huzur verir, huzurunu yuvada bulur. Müsaade olur, dilediğin an yanındayım. Yardımcı geleyim. Yuvanın her an içindeyim, her olanı görürüm, dilediğin an yanına varırım, dilediğim an gözümü çeviririm. ‘Gözün var mı?’ deme; gönül gözümle gönlünü yoklarım. Gönlünde ALLAH sevgisi taşıyanın, yabancı maddeyle kirlenmez gönlü. Aya gitsen yıldıza varsan, kainatın sırrını çözsen; bir adım ileri gitmiş olmazsın. Oraya hayal aleminden değil, hakikat aleminden varmış olman lazım. Çünkü ALLAH’ım sana orayı, dilediği gibi gösterir. Mide yuttuğu öğütür, zehri böbreğe akıtır, böbrek zehri bağırsağa akıtır, bağırsak dışarı atar. Dünyayı da ölçün. Kulun yolu yutaktan geçer, midede iyi-kötü karışır, böbrekte ölçü alır. Böbrek; faydalı olanı bedene, olmayanı lağıma atar. Kul da öyle. Bir de ‘Benim mantığım kuvvetli.’ diye övünme. Kulsun, karışık yersin, mideni bozarsın. YUĞAN’ından evvel, ALLAH’ına sığın. YUĞAN’ı gönderen ALLAH’ın. Asmanın yaprağı üredi, türlü kulları türedi. Soralım ‘RUH’un tekrar-tekrar bedene gelir.’ diyene, sor onlara. RUH mahdut ise, beden nasıl çoğalır? ADEM bir idi, milyarı buldu. Beden çok oldu, her bedene RUH verildi. Yanlış derler, yolu şaşırırlar. ‘RUH tekrar dünyaya gelir.’ dendiğinde, beden sözü edilmez. Ama dünyayla RUH’un ilgisi kesilmez. Olmaz derim. Başka alemde bedenlenen RUH’un, dünyada işi nedir? Yanlış hayal. Bedenlenmek bir defa olur; ölçüsünü alır, döner yerini bulur. Başka türlüsü olmaz, olamaz! Masal diye oku, üstünde durma.

haziran
Olmayı dilediğine yolun açık, almayı dilediğine zaman ayırırsan. Gönlünü bilirim, yanına gelirim. GARİB’in dileğini yerine getiririm. Çünkü her gün duacı olur, oğulcuğunu ALLAH’ına emanet eder. Hepimizden rica eder; ‘Yavrumu yalnız bırakmayın, dertleri yakasında tutmayın.’ Ben yoluna gelirim, her gün seni yoklarım. Gönülcüğüne bakarım, ‘ALLAH’ıma açık’ diye sevinirim. Sen bilirsin yardım gördüğünü, ALLAH’ının seni koruduğunu. Şükür et, duacı ol. ‘ULU’m kimdir?’ demiştin sen, bir zaman sormuştun. Anacığının dileğiyle, ALLAH’ımın İZNİ’yle; senin de ananın da ULU’suyum, AŞK’ının dolusuyum. Kararının duacısıyım hayır olmasına. ALLAH’ım hayır olanı verir. Erken verilmiş kararı çevirir. Yanılma, ‘Olmaz.’ demedim. ‘Eğer kararın hayır değil ise, senin için hüsran ise; ALLAH’ım çevirir.’ dedim. Anacığının gönlünü yokladım. Her zamanki olgunluğu gördüm. ‘ALLAH’ımın EMRİ’ne boynum bükük.’ der. Aymak, mümin kulun mizacıdır; duymak, hayırlı evladın mizacıdır.

2
Masmavi yüzü göğün, suyuna vermiş rengin. Gökle deniz bir mavi, gönüller olur kavi. MEVLÂNA’ya sorarsan; deniz-gök iki aleme benzer, ikisi de birbirini kucaklar. Denizi görürsün, gökyüzüne eremezsin, sonu nerde bilemezsin. Ne var ki, ikisi de kucaklaşır, birbirinden ayıramazsın. Asmayı gördüm, Mesnevi’yi derdim, yazdım-dürdüm. Günde yeniden açtım baktım, geçmiş günde küf tutmuş. Dedim ‘Sözü alalım, yeniden yola koyalım.’ Küfün kötülüğü mü var? Günde çözümü zorludur, öyle desem. Her gün yazarız, Mesnevi’nin farkı ne? Ağdalı demeyiz, kula ağırlık vermeyiz. Sözü söze bağlarız, ‘Sevgi.’ deriz çağlarız. Mesnevi’de ne vardı? Ondaki sevgi bundaki sevgi, birdir, beraberdir. Asma altı gölgeli, suyun yüzü halkalı. Taş atana demeli, ‘Duru suyun yüzünde, yol münasip gününde; niye taşı atarsın, suyun yüzünü bulandırırsın?’ Ne beis var olana, su bulana-bulana yumağını dünyada sarana, güzel mi gelir? Sabır eden görür, halkalar durur, deniz sakin kalır. Maymun uygun mu kula, yolu benzer mi? Ağaçtan atlar, ağaca zıplar. Düşündüğü yok, eğlencesi çok. Kulun gevezesi de öyledir; öylesine uyma, dediğini duyma. Anacığımın adını size veririm. Dünya adı demeyin, ahiret tahtıdır verdiğim, SEYYAN’ımın yadına. Gönlümün feryadına, ilk uyan anam,
varlığıma katlanan anam, benliğimi ilk bulan anam, kıymetimi ölçüleyen anam, derdime derman olmaya çalışan anam, kendine ALLAH’ımdan güç dileyen anam. RUH’una duacı oldum, dünyada buldum, geldim burada buldum. Anam, anaların kutlularındandı. Sevginizle coştum, beraberce koştum, anamın resmini size hediye ettim. Olmuşa el vermiş, ULU’su gölgelemiş; ayak ucundan evladını yetiştirip, yönünü HAKK’a çevirmiş. Anamın ayak ucu, benim köküm; anamın başucu, benim yönüm.

3
NUMAN’ın yolundan geldim, selamınızı aldım, selamlar getirdim. Olduğu gibi kalsın, gönlü bende olsun. Sözümü ona da veririm, nerde olsa gönlünü görürüm. Oluşun, YUVA’da. Uygun günün olayı, olur hayır alayı. Dedikçe alınır, diledikçe verilir, aynanın yüzü aydınlanır, yüzün güldükçe yolun açılır. ALLAH’ımın EMRİ’dir. “GÜL Kİ GÜLÜ’NDEN OLASIN, YOLUNA GİRESİN, GÖNÜLDEN AÇILASIN.” Ağlamak dünya içinse ne yazık, ALLAH’ım içinse ne güzel. ALLAH’ımın EMRİ’dir. Güzeli göresin, ‘Çirkin.’ demeyesin. Çirkin, ne var ki ALLAH’ım vermiş, yerine koymuş, boşuna değil hikmetine yaratmış. Boşuna bir kum tanesi bile olmaz. Kum tanesi taneye eklenir, çölü meydana getirir. Çöl de GÜLÜ’ne yol açar. Güller, ALLAH’ımın SEVGİLİLERİ. Güllerin en güzeli, SEVGİLİ PEYGAMBERİ. Olmak; kula yakışanı bulmaktır, gününe HAK YOLU’nda uymaktır. SAMANYOLU kümeli. Kümenin yükü meyyal olur ele gelir. SAMANYOLU bilmez misiniz? Dünyaya hayır verene meyyaldir dedim, hayır olayını bildirdim. Şaşma, sabır et bekle. Beklemek kulu oldurur, olgunluğa erdirir, yalnız olaya değil, bir çok şeyler gördürür. Olmuşa söz edilmez, geleceğe göz atılmaz, söze söz katılmaz. Deme ‘Kimim ki, ALLAH’ıma ne vereyim?’ Kuluna verdiğin, ALLAH’ımı sevindirir. Nasıl ki yavrusuna verdiğin, anasını-babasını sevindirir; kuluna verdiğin, ALLAH’ımı sevindirir. Verişin, kulunu sevişine delildir. ALLAH’ımı bilmek her kulun sözüdür. Kul der ki, ‘ALLAH’ım bir yarattı, yaşatır.’ Döner der ki, ‘Duyduğum olay, verdiğim kolay. Kazancım; çalıştığım, her yoldan kuvvetim ile aştığım.’ Bilse ki, kendindeki kuvvet bir anda durur. ALLAH’ım dilediği anda kalır, kul o zaman uyanır. Elbette her şey ALLAH’ımın İZNİ ile, ALLAH’ımın KUVVETİ ile. Kulun kuvveti, imanı ile. Sözümüz döndü, dünyayı dolaştı, gine aynı yere ulaştı. Yaratıldık yaşadık, yaşadıkça gördük. Dünyada erdik, ele geldik, ALLAH’ıma vardık, dile geldik. ALLAH’ımdan diledik, kula geldik, dündük dolaştık, güne geldik. Günün olayı, yaşamanın kolayı bulunmadı, ‘Ölüme çare?’ dedi çözülmedi. Çözülse ne olacak, kula ne verecek? O zaman, kul ölümü özleyecek, çünkü aranacak bir şey bulunmayacak. Ne var ki, ALLAH’ım İZİN vermeyecek, kulun gelişine kilit vurmayacak. Aldığımın, yoluna verdiğimden çok olduğunu sanmayın, yumağıma verişmedik diye yanmayın, günümde aşamadık diye yanmayın. Şansınız, günümden üstündür. Günümde, ‘Olmuş, ele gelmiş.’ diyenden çok, aleyhime söyleyen oldu. Gününüzde bundan adım uzak kaldı. Beni bildiniz, geldim diye sevdiniz, sözümden şüphe etmediniz, dumandan uzak kaldınız. O da sizin şansınız, benim de dileğimin oluşu. ALLAH’ıma şükredelim, iki alemin üstünlüğünü dileyelim. Dünyada yüzlerimiz kızarmasın, ALLAH’ımdan başkasına boynumuz bükülmesin, elimizden mahrum bırakmasın, O'na el açmaktan uzak tutmasın. Gözümüz güzellikleri görsün, semaya baksın, ‘ALLAH’ım.’ desin, gözünden yaşı aksın, verdiğinden eksik katmasın. YUNUS’umdan selam var, YUVANIZ’da bayram var. Gönüller kaynaşır, ALLAH’ımdan söz edilir, elbette sevinç yapılır. Muzaffer kulların feryadı, ALLAH’tır. Elbette sevincinde ALLAH’ım diyen, üzüntüsünü ALLAH’ıma havale eden, muzaffer kuldur. ALLAH’ına havale ettiği üzüntüsünün, sevince döndüğü günde; kul elbet ‘ALLAH’ım.’ diye feryat eder ALLAH’ına. AŞKI’na döner şaşkına, feryadı o yüzden olur. Bu, AŞK sarhoşluğudur. ‘Siz de öyle olun.’ desem yanlış, öyle olduğunuzu görürüm. ‘Şükür.’ diyelim, başında sonunda duacı olalım, geldik gidelim, cümlenizi ALLAH’ıma emanet edelim. Aklına geldiğim an bil ki ordayım, geldiğim an aklındayım. YA ALLAH! Şüpheden uzak dur.

6
Geldik YUVA’ya, girdik havaya, olmuşu dedik, olacağı düşündük,
münasip karara vardık, el açtık, ALLAH’a yalvardık. Arayalım bulalım, ALLAH’ıma varalım. Kararımız bu idi. Sevgi yoluna girdik, kulunu candan sevdik, ‘ALLAH’ım yarattı çünkü.’ dedik, yarattığına şüphesiz baktık, olmuşun yoluna gönül taktık. Deme ki, ‘Seni seveni sev, sevmeyenin suyuna duvar çek, yoluna taş koy.’ De ki, ‘Sevdim kulunu uydum huyuna, verdim suyuna, girdim koluna.’ Sevmediyse beni, ben sevdim onu. Kulun lazım olan, bedeni değil RUH’u. Onda aradığım ALLAH’ımın NURU. Derse bana ‘Yolunu beğenmedim’, derim ona, ‘Gitmeye yardımcı olayım, dilersen dilediğini çağırayım elini ona vereyim, beğendiğin yolun doğrusunu göstereyim.’ Yaratılmış, yaratılmışı sevmezse ALLAH’ına vardığı an ne diyeceğini şaşırır. ALLAH’ım “NİYE BEĞENMEDİN?” derse, kendini küçülmüş görür. Elbette küçülür, çünkü ALLAH’ımın VERDİĞİ’ne söz etmiş olur. ALLAH’ıma ne yüzle cevap verir? AFFI da KENDİ gibi YÜCE’dir, af dileğini görücüdür.
Ağmanın yolu niyaz ile açılır. Gezdiğimiz gördüğümüz yer münasip, andığımız varlık ALLAH’ımız, YARATAN’ımız. Severiz, anarız, yumuşakça yanarız, sarıldıkça döneriz. ‘Mevlevi.’ dersiniz, heykeli koyarsınız. Düşmana söz vermez, gününü açmaz, gönülden kaçmaz, mertliği bırakmaz, kötü söz etmez, yanar, döner. Düşman dedim, bildiniz mi? En büyük düşman nefistir. Bildiğiniz düşman kula kötülük etmez, dünya malını talan eder, yapılanı yakar, ölen bir şey kaybetmez. Nefis mücadelesi en büyük savaştır! Dostu da düşmanı da içinde ara. ALLAH’ına bütün kalbinle bağlanmışsan, ne şeytanı ne de yoldan seni çeviren kötülükleri düşünme. Ölçünü AŞK’ında ara. Müsait olmak, mucize görmekle ölçülmez, her müsait kul, mucize görmez. Her an mucize bekleyip yanılmayın, mucizeyi yaratılmışlarda arayın, her vesile ile görürsünüz. Kul her şeyi dileyici, ALLAH’ım hayır olanını verici. Bitkiyi ekersin, yeşermesi ALLAH’ımdandır. Rahmetini verir, bitki yeşerir. Bazen kurak olur yanar, bazen rahmet bol gelir çürür. ALLAH’ım herkesin nasibi kadar verir. Mertebeyi ALLAH’ım verir. Ne var ki MEVLÂNA, seven, dileyen kullara yardımcı olur. ‘Sevmeyene yok mu?’ dersen; gönülden dilerim, ‘Yardım.’ derim, giderim. Yolunda koca bir taş, nasıl geçerim? Demeyin, ‘Taş mı aşamadın, sudan mı geçemedin, yolu mu seçemedin?’ Bana hepsi açık, ama kapalı gönülden giremem ne çare. Gönül kapısına taş koyana, sıkı-sıkı kapatana ne yapabilirim? Yalnız ALLAH’ımdan dilerim, taşı gönül kapısından çeksin derim. OSMAN’ın dumanı gününde tüttü, gönlünü gününde GÜL’üne verdi; AŞK’ına düşünce dumanı arkaya attı, olumuna büyük sevaplar kattı. Kulun yardıma ihtiyacı olanda, hepimiz dolanır dururuz, yardımcı olacak ULU’yu ararız, hangi yönden olacaksa o ULU’ya havale ederiz. Ne var ki, kul elini açıp derse, gönülden dilerse; yardımını görür, feraha çıkar. Kul, yardımı ALLAH’tan değil kuldan beklerse, gider de kul kapısında nöbet tutarsa; o zaman bize duacı olmak düşer. Çünkü biz de ALLAH’ımın İZNİ ile gideriz, kuluna yardımcı oluruz. Her işin başı da sonu da ALLAH’ımadır. Unutulmasın, bilen kul yanılmasın. Başlarken ALLAH’ından dile, bittiğinde ALLAH’ına şükret ki bir daha dilemeye yüzün olsun, görmeye gözün olsun, dilemeye sözün olsun.

7
Sözü söze vurmayın, olayı yüze vurmayın, gönülleri kırmayın.
Gönülden değil bilirim, ağız yolunu bozmayın. Hak olanı sorana deyim. Dilenen şey haktır. Kim ki dilekte bulunur, ‘Dilediği olacak.’ der sırtına vurur. Dileyen, sözle avunur.
Gelin sözüme gün gelende, burun yüzü, gün gelende vurun yüzüme. Günün yoldan verişi, kulun gönül kırışı, üzüntüyü alışı güç gelir. Lastik alıp çekmeyin, can yakar iki tarafı üzer. Gayenize uymaz, yol size vermez, gayesiz günün boşluğu dolmaz. Aldığım yaprak, durduğum toprak kıymetinden kaybetmez. Derdini içe atma, üstüne yük katma; olayı basite çevir, dumana duman katma. Suyunuzu alırsınız, rengini buluta çevirirsiniz. Aldığı renk göğün rengi. Bulutlanırsa, su da rengini kaybeder. Demeyin ‘Olmaz, su rengini kaybetmez.’ Suyun rengi yok ki kaybetsin. Ne var ki, gök açıksa mavi olur, bulutluysa göğün rengi RUH’u sıkar. Gönüller bozulmaz, leke vurulmaz. Dumanı atın, boğulmaktan kaçın. Yalnız  değil beraber olun. Adamak güzel, aldığına sevinmek ondan güzel. Güzel olmayan, yolun doğrusunu bulmayandır, cemiyete uymayandır. Yanılmayın, cemiyet dedim, yanılmış cemiyetten söz etmedim. ‘Yanılmış cemiyet nedir?’ der ÇAKIR düşünür. Cemiyetin doğrusu; aldığına uyuşudur, gayesini bilişidir, güzel konu buluşudur, yardıma ihtiyacı olana el-ele verip koşuşudur. Boş gün için kurulan cemiyet; boş havada gezer, yüreğini ezer. Günü boşa atmayın, saatleri satmayın. ‘Yaşamak.’ dersiniz, günün geçtiğine bakarsınız, neden? Yumağı saralım, ‘Hoş günümüz.’ diyelim. Bir hayır yaptı isek, ‘Huzur orda.’ diyelim. Huzuru, yaptığımızda arayalım. Huzursuzluk yaratmak değil. ‘Huzursuzum.’ dediğin yerde, hakikaten huzursuzluk vardır. Gayeleri gördüm, ‘Güzel.’ dedim huzura vardım; burada huzur var ki, ‘Ben de huzurluyum.’ dedim. Demek istediğimi anladınız mı? Huzur olan yerde, ‘Huzursuzum.’ denmez. Huzursuz olan yerde ‘Huzurum var.’ denmez. Havanın tesiri, olayın esiri. Gaye huzuru aramaktır, huzursuzlukta inat etmek değil. OMAR der ki: “ Havayı bozanın, bir kul değil iki kul olması gerek. Düzene koyanın da.” Neticesi aynı. Gülün söyleyin, huzuru arayın; aşmak dilerseniz, kulunu severseniz, ‘ALLAH’ım.’ derseniz, sorudan kaçarsanız. Elbet ALLAH’ımın sorusundan. CAN’a CAN demeyin, söze söz katmayın. Açtığın yolun seni uymaktan alsın, ALLAH’ımın verdiğinden başka yere atmasın.Yol yüründü, merdiven çıkıldı, düze varıldı, köprü geçildi. Dönmek yok. Uymak yaraşır, yolun aşılır. Sözüm-gözüm-ÖZ’üm YUVA’da, yuvanızda, cümlede. Ayırmam, kayırmam. Suyumu cümlenize verdim. Ağlamak yok, gülün dünya gününde. Yolu açın, gitmeyi seçin. Dünyadan söz ettik, geçeni gördük. ‘Senin gününde var mı, eşin de söz eder mi?’ demeyin. Sözünü aldım, gülümden verdim. Söze gül verirsen, güldürürsün; söze söz katarsan, ağlatırsın. Gayeniz güldürmek olsun ki, MEVLÂNA yoluna uysun. Demeyin ‘Hatalı.’ Kulun hatası, büyüğün atâsını gösterir. Hata olmasa, büyüklüğünü neyle gösterirsin? Nasıl ki senin hatan, atâ ile karşılanır. ‘Hatam yok.’ diyen yanılır. Hummalı olmayın, hataya hata katmayın ki ölçünüzü arttırasınız. Ay ışığı misali NUR’un inmesi hakikattir. Değerini bulduğu yerde, bedenin girdiği yerde; mertebesini bulmuş RUH’un, bedenini ziyareti.

9
Manayı açmakla, gönül münasip olur. Ne var ki, günü gelende açılır. Yaştan baştan değil, ermek güneştendir. Güneşin ışığını daha çok gören en evvel erer.
Meydana çıkmak kolay, sözü atmak da kolay; ne var ki dinletmek kolay değil, cemaat bulmak kolay değil. Yolumuz meydandan geçer, meydanda gönül cemaat seçer. Sözünü der, gönülü eder, döner gider gönülleri gezer, gönülde AŞK arar. Almak için değil, vermek için. Kulun niyetine uysa pencere açık kalsa, dönük kul kalmaz. Dünyaya pencere açık, amma yüksekte. Çıkıp görmek gerek. Merdiven çıkmak için, yükünü atmak gerek. Her kul yükselir, ne var ki dediğim gibi, yükünü atmak gerek. Yükünü kul atar, ALLAH’ına dayanır. Ölçüler ALLAH’ımda. Niyazını ALLAH’ım için yapasın, kulunu vasıta etmeyesin. Niyazını ettiğinde; ZATI’nın ADINA değil, ALLAH’ımın VARLIĞINA diyesin, ALLAH’ımın ELİ’nden, ULU’nun benliğine gönderesin. Gelirim GARİB’in anıldığı yere dahi. GARİB’in, benim adımız beraber anılsın, yolumuz HAK’tır bilinsin. Ayrılmak, gönül yolumuza uymaz, olaya şikayetçi olunmaz.

10-1
Meyveyi hıyyıma dedim, meyveyi örnek verdim. Örnek demektir hıyma. Yolumu oyyama bağladım, ayağımı yoluma uydurdum, Mesnevi’yi verdim, doğru yolu göstermeye çalıştım misaller ile. Örnek verdim kulundan, örnek gösterdim ağacından, misal verdim yarattıklarından. Yanılanın yolunu çevirdim. Asmanın kütüğünden, şarabın olacağına inandım. ‘Sabır.’ dedim bekledim, olanı gördüm. Olmak, anda dilemekle değil beklemekle bilinir. Şarabın yıllanmışı sevilir, sunduğumun değeri öyle ölçülür. Yıllanmış şarap mahzenden gelir, sarhoşluğu daha çok olur.
Olmuşun verişini ölçmeye ne hacet. Olmuş, ölçüyü bilir, yoluna göre yönüne göre hamuruna göre verir. Susuzluğu ALLAH’ımın DERYASI giderir. Suyunu içen, yolunu seçen olmuşsa, ‘Günden nasip umduğum olmasa da, dünyadan bulmasam da yol münasip.’ der, ALLAH’ına sığınır. Cennetin cehennemin sözü edilir. İyi kul, cehennemi dünyada görür. Kul olur hata eder, hatasına üzülür azap çeker. Hatayı yapar, ‘İyi ettim, haddini bildirdim.’ der sevinç duyar, o kulun azabı ahirette artar. Kulun kula sözü olamaz, kimse dünyada üstün kalamaz. Her kulun YARATAN’ı BİR’dir. ALLAH’ımın kuluna edilen söz O'nadır. Meydana gelen, cemaat çağıran ALLAH’ımın kulları, HAZRETİ ADEM’in dölleri; münasip günün sözünü demeye geldim, cümlenin elini tutmaya geldim. El-ele verelim, gönülden bağlanalım, dayandığımız ALLAH’ımıza varalım. Bir elden olmaz, el-elden geçirilir, cereyanı arttırılır. Dumanı arkaya atalım, aydın yüze bakalım. Aydın yüzde aydın gönül olur, kul ayılır, ALLAH’ımın NURU’na erilir. Dolay dünyada, burada olmaz, birinin sözünü öbürü ‘Yalan.’ demez. Danışanı severiz, ne var ki birbirimizin önüne geçmeyiz. Dualar kabul olunur, ne var ki onlara da misaller verilir, dünyanın geçici olduğu öyle yola getirilir. Bilmeden uyarsa, gönülden olmaz, öyle uyuş kabul olunmaz. Dağ yolunu aşarsın, düze varıncaya kadar taşa da vurursun, dikene de takılırsın. Dağ yolu aşılmadan, düze varılmaz, dediğimiz budur. Düzenin gelişi, karışıklığın derilişidir. Asmanın yaprağı bolsa, üzümün tadı kıt olur. Güneşi daha az görür de ondan. Meydana gelen, güneşe dönen tadını alır. Uslan yavrum yumağını öyle sar. Bulutlu havada ‘Yağan kar erisin?’ dersen sabredersin, beklersin. Bilmez misin gelen bahar? Davarın çokluğu çobanın tokluğundandır. Gönül tokluğu, dünya tokluğu değil. ALLAH’ına sığınır O'na emanet eder. ‘SEN’in MALIN’dır, ben sürücü. Ben alıcı, SEN verici; ben görücü, sen göstericisin ALLAH’ım.’ der, elbet davarı artar. Esti yazdan bir rüzgar, geldi posttan haber. Gönülden anan ile beraber oldukta, ayrılık sözü mü edilir? Sazımız sizler için çalınır, halımız sizler için dokunur. Sevgimizin çağı yoktur, her gelende gönlümüz. Sen-ben değil, cümlemiz gönülden bağlıyız. ‘Kaderin çizgisi yer midir?’ deme. Kader cetvel ile çizilmez, kalem ile yazılmaz, kağıt gibi katlanmaz. Yazılır nefes ile, çizilir kafes ile, sanma bozulur heves ile. YAZAN; ne heves ile bozar, ne hırs ile çizer. YAZISI SEVGİSİ’dir. Huzuru, vermediğinden değil, kulunun almadığından. Eğer ALLAH’ım kulunu sevmeseydi, nefesini vermeseydi; yumağına yol vermez, vereni göndermezdi. Dünya EVLİYA’sız kalmaz. Her an kırk bir EVLİYA dünyada mevcuttur. Aç gözünü görmeye, güzellik nerden gelir? NURU’nu harcamayandan.Kalana yol veren BİR’dir, yaşına bakma PİR’dir. ALLAH’ımın AŞKI ile yanar, ateşini ALLAH’ım ile kendi görür. Membaını buldu isen, suyunu aldı isen; kimi nerden sorarsın? Sucuya ‘Sen necisin?’ der misin? Komutan kendine kimi seçer? Yumuşak olanı elbet. Komutan, imanın koruyucusu. Yardımcısı yumuşak olursa, niyetinin dağıtıcısı olur. Komutanın yardımcısının kim olduğunu bilmez misiniz. EVLİYA’yı kanatlı mı aradın? Dedim ya, yaşına bakma. Yakıştırandan sorgusu yapılmaz, ‘Sebep nedir?’ denilmez. Kalp ile arayan, gönülde bulur; yolunu yürüyen, ALLAH’ıma varır.

10-2
Sorduğun, niyetine uymasını dilediğin. Gayemiz kulun niyetine uymak değil, meydana çıkıp yol münasip demek, cümleye hitap etmek. Yolumuz cümleye verilir. YARATAN ALLAH’ım, uygun yolu açar. Vazifeye koşana, gönülden coşana duacıyım. Asmanın kütük olduğunu unutma. Zamanı gelende, güneşe erende; meyvesi olur, şarabı alınır. Bizim de vazifemiz öyle. Kütük üzüm verdi, daha koruktu erdi, çünkü güneşi gördü. Kul üzümü aldı, kazana koydu, ezdi büzdü, sıktı, şarabı güğüme akıttı, güğümü mahzene kakıttı. Beklesin dursun, kulunu sarhoş etsin; yazımız bir daha dünyayı aydınlatsın! Sözün güzel, bünyeye uygun. Benim de günümde sohbetim öyle olurdu. Tatlı günde uygun havada, anlamlı söze girerdim, girdiğim sözü gönüle akıtırdım. Kimsenin aykırı düşünmesine meydan bırakmazdım. Yerini, havasını bulan söz baş ağrıtmaz. Gah müzik gah klasik hava, yani müziksiz. Ciddi mevzua anında girilen, doğrudan bu mevzu için toplanılana; klasik toplantı denir. Olmuşa hazır girmek, gayeyi doğrudan vermek, klasik veriştir. Sunduğumu şiirle verdim, müzikle gönüle akıttım, raks ile döndüm, kendimi öyle buldum, ALLAH’ıma öyle vardım. Veriliş değil varılıştır asıl olan. Kaide KUR’AN’dadır, tam ona uyandadır, gönülden varandadır. Varalım da; ister müzikle, ister ağlamakla, ister gülmekle, ister yanmakla. Olmuş kulun niyetine uymak, gönülden duymakla olur. ‘Ne demek?’ dersen; ‘Mevlevi’yim.’ dersin, raksı sevmezsin, neyi duyup coşmazsın. Nasıl derim sana Mevlevi? Adına uymakla değil, oymuş deyip öyle gitmek; köre dama oynatmaya benzer. Sanmayın ki ULU kul, kendi için kulları yoluna çağırır. Kulunu ALLAH’ına götürmeye, yanlışını düzeltmeye çalışır. Neden, ‘Tarikat.’ dersiniz, bir ULU’ya bağlanırsınız, zamanla yozarsınız. ULU’nun yolunu ‘Yolum.’ diyen yürüyen, yolun kenarında ağacı gören; gönülden uymamışsa, ‘Yolun kenarına geleni koparmak caizdir.’ der, koparır yer. Ondan sonra gelende, bu söz yer eder. Her gelen, söze bir söz ilave eder, böylece yozar. Bilmez ki ALLAH’ım gönülü görür. O kul, kendi kendini aldatır. Muhabbet güzel ÖZ’ümüze denk, edelim cümle ile cenk. Gayeni yumağına uydur. Olanı, ‘Meyvesi ermedi, tadını almadı.’ deme, olduğu gibi kabul et, seni oldurur. Olgunluk, senden gelenden değil. Olmuşa yön vermeyi kendine merdiven yapmaya çalışır, gafilce uğraşır. Olmuşun yönünü ALLAH’ım verir. YA ALLAH! ‘Amman.’ diyenin koruyucusu, ferman yazanın haddini bildiricisi. ‘Olmaz.’ demeyin, meyveyi ham yemeyin. Ham meyve bozdurur, olgunu vardırır. ‘Meyveyi yemem.’ diyen, vitaminsiz kalır, sahtesine koşar, hapını içer. Ne olur? Sahte vitamin alan, ya böbreği bozulur karaciğerine dokunur. Yol münasip olmak için, ALLAH’ımın verdiğini almak gerek. Sözümüz öz oldu. ÖZ’ümü sordun, ULU’n el verdi. Hatanı bildirir. Anında uyarır. Benden-ondan ne gelir? Mantığını uyarır. Daha ne dilersin? Elini açıp şükür edesin. ‘Almam.’ demek, vermeyi dilemekle olur. Vermek için, almamayı göze almak gerek. Sevgiyi. Seversen, er veya geç sevilirsin. Sevgi gösterisi beklemeyin; sevmeyi kendinize vazife edinin, ‘ALLAH’ımın EMRİ’dir.’ diye kaideye uyun.

11
Selamları aldım, ‘EYVALLAH.’ dedim. ALLAH, hayır olan yolunu açar. Asma yumuşak, üzümü çok, güneşten verir. Yaprağın duruşu değil meyveyi örtüşüdür mühim olan. Aymaya değil, duymaya yer vermeli.
Okumakla kul, yolunu, gönlündeki sevgisini kaybetse veya kazansa, cümle alem yolunu bulurdu. Yazan KUR’AN’ı, önce okurdu, okuyup vardıktan sonra eğriyi yazamazdı, kulun fikrini bozamazdı. (Yanlış tefsir yapanlar hakkında) Aydın yolu uzamaz, yumağını doğruya saran şaşırmaz. Göğün altı kubbe mi, yerin altı darbe mi? Hiçbiri değil. Yerin-göğün varlığı, kulunun varlığına eşittir. Kulun varlığı için yaratıldı, dilendiği an yok edilmesi an meselesi. Yolunu şaşırana, taşa toprağa kurulana, ALLAH diye tapana; SÖZÜ verildi, VARLIĞI bildirildi. ALLAH’ım yanılmış kulunun yardımcısı olsun. Yaşmak giyse hatunu; yolunu mu bulur, gönlünü mü doldurur? Ya gönül dolu ise, yaşmak ona ne eyler? Yaşadığın gününde her şeyin ortasını bul, onu dür. Azı-çoğu içinde kalsın, güzel yönü kul görsün. Seyredin dünyanın güzelliğini, yudum-yudum alın sizler için verdiğini. Yaşamak, denildiği kadar zor değil. Ne var ki, hırsı-tamahı geriye atmalı. Yol için ileri, güğüm için geri bakmalı. Gelişim hepiniz için, biriniz için değil. Olmuşu-olmamışı, gönülden gelmemişi biliriz, olayı ayırırız. Sepet alsan eline, kemer vursan beline, takıl insan seline kim görür? OMAR der ki: “Kalabalığa giren, gönlünü koruyan; makbul kuldur.” Mümin kulun gönlünü uygun gördüm, ‘Kalabalıktan uygun gönüle akan, ne yol münasip kuldur.’ dedim. Her olayın daha üstüne çıkmaya değil, olaya şükretmeye çalışın.
MEYDAN’dan size selam, selamın alanlardan sizlere kalem. Kalemden kelam varıştandır. Geldiğimiz, meydana durduğumuz; kulunu yetiştirmeye çalıştığımızdır. Sevinçliyiz, meydan bulduk, meydanda cemaat kurduk; danıştık söyleştik, kula ÖZ’ünü bildirdik. Bu demektir ki; söz yalnız benden değil, ben sözcü. Uymaktır mizacım, kızmak değil. Geldim, geldiğim gibi döndüm. Bu yolun başından gelmek, her kulun birdir. Dönüş, hesaba göredir. Lokantaya her kul aç girer, çıkış yiyişe göredir, ona göre hesap verir.
(KUR’AN için) Açıklanmaktan maksadın nedir? Doğru yolun önderi, ALLAH’ımın REHBERİ, sözünün tek sahibi. (RESULÜ) Açıklamak gücüne eremez, öyle bir kul gelemez. Bir geldi, bir kaldı. Bizden ne dilenir? Dilendi, yol verilir. Sormak, dilendikçe olur. Gönülden geldikçe okunur. ‘ALLAH.’ dersen, CAN’dan yanarsan; bir hatmin sevabı olur. Okumak, varmak içindir, gönül almak için değil. Vazife olduğu için değil, gönülden geldiği için okumalı. Anlaşılması güç değil. Her tarikatın kuruluşu bir yoldandır. Mevlevilik coşması neydendir. Coşar, dinler, ALLAH’ını anar. Anar, yanar-yanar, döner-döner, coşar, koşar-koşar. Pervane neye koşar? Onca nur olan ışığa yanmak için koşar. Bir garip hayvancık bile bilmiş nurunu, yad etmek gerekse PİR’ini, silesin alnındaki terini. Koşayım derken ter kattın, yolunu aşarken varmayı diledin. Yolun gidişi var. Sonunu bulanın, yoluna erenin gideceği yer bellidir. Ne var ki, acele etmek yersizdir, düşünmek gerek. Her olanın devri vardır. Yaprak, çiçek, meyve ham iken erer, münasip gün gelince ele gelir. Tuğ mu giyer kep mi sarar, gün gelende çözülür. Ahsud, sözün YÜCE’den gelişi demektir, geleni söylemektir. Geliş değil, kulun söyleyişi. Her söz YÜCE’nin EMRİ ile gelir. Her geliş YÜCE’dendir. Kul için istisna yok. Cümle için gelir bir kula, o kul verir her kula. Adıma geldin ya, sözümü aldın ya, ÖZ’ümü bildin ya. Kalıbı mı dilersin? Yüzümü bu gün görürsün, yarın tanımazsın. ALLAH’ımın YÜZÜ’nü gördün mü? Dünyaya verdiğinden aldın mı? Alsan sever misin? Şükür ALLAH’ım.

12
Çiçek bahçesi misali yuvaya geldik. Yuvanın çiçekleri yavrular.
Yamalı giyilse de olur. Yavrunun yaptıkları yuvayı doldurur. Meyvesiz ağacın gölgesi, yazdan yaza dilenir; meyveli ağaç, gözün gibi bakılır. Yavruların olumu büyükleri şaşırtır, şaşırmak kulu yanıltır. Neymiş gelmiş dünyaya, niye durmuş yuvaya? Ana-baba dünyada vazifeli. Sevabını-günahını, önce yavrusundan alır. Kundak sarmak, mama vermekle analık bitse, mama almakla, elinden tutup yürütmekle babalık bitse kolay olurdu. Yolun gidişine çekmek, gönül yolunu açmak zorludur. Onun için dedim, çiçek bahçesine benzettim. Günde geldim, yuvayı gezdim. OMAR’a döndüm, ‘Adalet gördüm.’ dedim. Sevindi, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedi. Öyledir. Kulunun yoluna cümlemiz seviniriz. Olayı birbirimize iletiriz. ALLAH’ıma duacı olur, ‘Şükür.’ deriz. Men dil almak kula yaraşmaz. Olmuşa yer vermek. Yerine koymak gereksiz, kuldan uzakta olana kulun bakması yersiz. Ayağını yoluna uzatırsan yürürsün, öbür yola bakarsan vakit kaybedersin. ‘Sen-ben boş.’ deriz, vazifemiz kovaya su doldururuz. Olmuşa yol vermek güzel, üzüntü vermez; yolunu kaybetmiş, zorludur uymaz. Göğün görüntüsü yıldızlı, yanılmış kulun görüntüsü yaldızlı. Yıkanmaya gelmez. Yıldızın varlığı göğü doldurmaz, gece olunca güneş batmaz. Ne var ki ışığını dünyaya katmaz, ayla yıldıza süs verir, onları aydınlatır. Güneşi gördüğünüzde ayla-yıldızı görür müsünüz? Almaktan çok vermek dünyanın yönü. Mevlevilik, dünyanın dönüşüne ayak uydurur. Zaten kuruluş, dönmeyle olur, döne-döne meyvesini verir. Güneşin dönüşü, dünyanın uyuşu meyvesidir. Olmasa dönmek, yaz ne demek kış ne demek olurdu, meyvesiz ağaca dönerdi. Kalemi almam, sözümü kesmem. Kalemden zararınız mı var? Kalem ele yakışmalı, gönlünden yapışmalı, almayı-vermeyi bilmeli, VEREN’e şükür etmeli. Kimden gelirse gelsin, ille gönüle hitabetsin. Ayırmaktan kayırmaktan değil, gönül yolu uydurmaktan. Düğme açıldı, radyoya ses verildi. Dinleyin, etrafında toplanın; zararınız değil, kazancınız olur. Alıcı-verici, gelici bulucu.

13
Gönlünü dünya sözüne katma, kendine dert etme, ALLAH’ına havale et, kara defteri kapat. Kara defter; içine yazdığın, garezine kazdığın defterdir. Sana söz edilirse hakkından sorulursa o zaman söylersin, hakkını korursun. Zararlı ise elbet örtülmez, zararsız ise sana düşmez. Asmada yaprak oldu, budandı meyvesini bol verdi. Budamak güzel; yerini bilmeli, can gelen dalını kesmemeli. Yavrularınızı derim. Budamayı bilmezsiniz olayı, asmada bulursunuz hatayı. Asma namütenahi yetişmez. Toprağını kazmalı, otunu toplamalı, dalını bilerek budamalı, ilacını vermeli, ilacı kükürt. Hava da müsait olmalı, sudan mahrum kalmamalı. Bir de unutulmasın, üzümün de çeşidi vardır. ‘Hepsi bir olsun, tadı anında yerine gelsin.’ dersen yanılırsın. Dedim, bazı kökün yaprağı bol olur, üzümün tadı kalır; bazısı kara olur. Yumuşak olalım, yuvada sükunet kuralım, yavrularla arkadaş olalım, derdini paylaşalım. Yavrunu korkuyla yalana sürükleme, korkudan yalan söyleyene kızma. Üstüne yürürsen, it olur sürürsün. Sözümü ‘Ağır.’ demeyin. ÖZ’ümün gönlünüzdeki yerini bilirim, onun için öyle söylerim, sakın darılmayın. Demeyin, ‘Sen de çocuklarına öyle mi yaptın?’ Günümün icabına göre yakın oldum. Yavrular hepsi iyidir. Bana baş kaldıran da vardı, ben baş kaldırmadım, ALLAH’ımdan AFFI’nı diledim, huzuruna duacı oldum.

16
Niyazlarla niyet yol bulur. Yanılmak, kula dünya meyvesi. ADEM dahi yanıldı, nefsine kapıldı. ‘Neme yol benim?’ deme. Yolun yolcusu, gönlünün kolcusu oldun. Vazifeni değerine uygun gör. ‘Olmaz YUNUS.’ dediğin, yolunda rastladığın; YUNUS’un kendisiydi, sana görüntüsüydü. Onun kimliği dünya kulluğu, ÇAKIR’ın gönül yoklaması. Aynı görüntüyü vermek ALLAH’ıma güç mü? Daha evvel gördün mü? Konuşana değil, sessiz durana bak. Konuşmak göçmüşe, yalnız gönül yolu ile. Olmuşa yumak sarmak güç gelmez. Dünyaya geldiğine pişmen olmaz. Gitmektin hiç korkmaz. Güne başlarken (ULU’nun) adını anmalısın, yanına çekmelisin. Her günün dileği olmalı. ‘Evvel ALLAH sonra YARDIMCI’m.’ dersin. YUVANIZ uğrak oldu, ben hancı oldum. YUVA’da gelenleri ağırladım, adınıza. Meclisler kuruldu, niyazlar edildi, gönüller yunuldu. YUVANIZ han, ben hancı olduk. Gelenlere baktık, gönüllere aktık. Dünyayı amade olmayanlara sattık. Akçe yerine günün duasını ettik. Dünyada kalan yok. Gidene bak. Layık olduğu gün gelir, vazifesini alır. Kul güğüm doldurur, olmuşa yol arar. Ateşine su arar. Sudan uzak kaldıysa, gönülden kavrulduysa; hatayı kendinde arasın. Sudan uzaklaşmasın, dünya nimetlerine dalıp ahireti unutmasın. Geç kalmış kula dedim, sizlere değil. Dünyaya dalar, sudan uzaklaşır. Susuzluk başa gelince, yanar kavrulur. Geç kalışa göredir.

19
Günün yuvada yol verişini, yol münasip olsun dedim, sözümü size verdim. ‘Almıyor.’ demeyin. Gönül koymak, bilmekle değil uymakla olur. ‘Hummalı olursa, kul yolunu bulmuş.’ denir, dünya sözüdür.
Gönül ölçüsü, senden benden değil ALLAH’ımdandır. Durumun sakinliği ayağındandır.
Kul ne dese yanılır, olay niyazla anılır. ALLAH’ım olaya hayır yön verir. Annenin yolu babanın kolu yavrunun üzerinde olmalı, yavru kendini hür bilmeli, yumağını güvenle sarmalı, yaşamaktan korkutmamalı. Almayı öğrendi vermeli, vermeyi bilmeli, gücünce çalışmalı, aydın yolu bilmeli, öğreten ana ile baba olmalı. Dünyanın karanlık olduğunu değil, güneşin her sabah doğduğunu bilmeli, karanlıktan korkmamalı. ‘Nasıl olsa güneş doğacak.’ diye kendi haline kalmak değil, gece olacak diye tedbir almalı, olanı ALLAH’a havale etmeli. Güveni o zaman tam olur. Almayı dilediğin, ‘Hayırdır.’ dediğin hayırdır. ‘Dert.’ deme dünya olayını, tencerene sakla kalayını. Kula sert deme. Kalay kul için değil bakır içindir. Sözü söze katmak, kula huzur vermez. Kul huzuru kendi aramalı. Muhabbet güzel yoldan edilir, kulu günde olanı bildirir, deyişime uydurur. Günün yorumu, kulun kalımına değil gidimine olmalı. Sözünüzü sakınmayın, ‘Yanlış.’ diye bakınmayın. Gaye, yolunu bildirmek, haddini değil. Huzuru aramakla bulursunuz. ‘Bekleyim gelsin.’ derseniz yanılırsınız. Huzur ALLAH’a yönelmekle olur, çünkü verici O'dur. Olmuşa arkanı dön, gelene şüphesiz katlan, iyi olana ‘Şükür.’ de. Kendince kötü olana; ‘Sebepsiz olmaz, ALLAH’ım vermez.’ de hayır olsun bekle. Ayırmadım, cümleye söyledim. Çünkü huzuru, sağdan soldan aramak, fani kulun ilk düşüncesidir. En son ALLAH’ına yönelir, çözüldüğünü görür. ‘Bende var mı?’ demeyin. Her kul, gün gelir yanılır. Yanıldığını bilmek de dönüştür. Söz söze bağlanır, gönül dağlanır; dağlanan gönül, ALLAH’ına yönelir.

22
Duanın zararlısı görülmüş mü? ‘Yersiz.’ dersen yanılırsın, ALLAH’ına sığın, seni yanlıştan korur. Asmayı budadık, kükürdünü attık, meyvesine baktık, verimli bulduk. Hatasız kul olsa; dünya tasasına düşmek olmazdı, kul hırsla çalışmazdı. Olmadığı hayırdır. ‘Neden?’ deme, açıklamasını sorma. Aynanın camı kötü ise, görüntü katı olur. Ayna kristal, görüntü güzel. Mumun ışığından yola bakarsan karanlığı görürsün, yoldan bakarsan mumun ışığını görürsün. Siz ışıktasınız, karanlığı gördünüz, başınızı muma çevirdiniz. Karanlıktan olan, aydınlıkta olan sizleri görür. Ne var ki, görmek için bakmak gerek, başını kaldırmak gerek. Yere bakarsan göremezsin. YÜCE’ye dönersin, o zaman görürsün. Oyayı işleyen göz nuru döker, güzel olanı gönülden seçer, elinin emeğini aşına katar, yediği lokmada lezzeti tadar. Elbet yol münasip. Tarlayı çapalayan, çapalayıp terleyen, yenine kurulayan, ağaç altına bedenini serip aşını yiyen. ‘Aşı nedir?’ derseniz, ekmek ile katığı soğan. Acı soğanı sorun, der ‘Tatlı.’ çünkü huzuru katlı. Dağıtmamış, sokağa atmamış, huzurunu hep yanında taşımış. Güğümüne pekmez koymuş, kışı geçirmiş; yazına, ‘ALLAH’ım inkarım yok.’ demiş. Demiş de üzülmüş mü, yolunda büzülmüş mü? Asla. ALLAH’ım kulunun koluna kuvvet vermiş, çalışan nasibini almış. Huzur ne parada ne pulda, ne halda ne malda, ne dünyadaki yolda. Yalnız gönüldedir, gönüle koyandadır; ALLAH’ına güvenende, güvenip sığınanda, şüpheden uzak kalanda.

23
Müsterih olasın, hayıra inanasın. ‘Olmuş mu, olmamış mı?’ deyip gönüle duman koymayasın. Hayrın ne olduğunu ALLAH’ım bilir. Kulunu senden çok düşünür. Senin değil ALLAH’ımındır yarattığı. Sen onun (evladının) emanetçisisin. Nasibin verilişi ALLAH’ımdandır. Kendine dünyada YUĞAN aradın, aradığını buldun. Mürşit demektir. Mürşit, dünyanın yolunu YÜCE’ye bağlayan, kula elini verip yürümesine yardımcı olana denir. ALLAH’ımın verişi, alın yazısıdır. ‘Almazsa?’ deme, yuvana duman koyma. Olmuşun çaresi yok. Arkana atarsan, geleceğe bakarsan, huzuru bulursun. Şüpheni sil. Şüphe seni yürütmez. Üzüm ne ile erer. Güneş ile. Güneşe bulut gelse ermez, tat almaz. Senin şüphen de güneşe dolanan bulut gibidir. Oldurmaya-erdirmeye yol vermezsin. Şüpheyi sil ki, duman açılsın, netice görülsün. Duman çözülür. Yükünü ALLAH’ınla paylaş. ALLAH’ımın, yolu münasip kuluna yardımcı oldum. Şüphesini dağıtsın, yardımımı görsün. ‘Anacağım.’ dersin, gönülü üzersin. Dumanını dağıt, huzuru bulursun. ‘ALLAH’ım.’ de, sığın. ‘Sığındım, huzur diledim SEN’den.’ dersin. Geçici olandan korkma. Geçicidir kalmaz, iz bırakmaz. Hatasını bilen, gelecekte yapmaz. Bilinmeyen hatadır, kötü olan, üstüne alınmayan. Olgunluk yakındır. Dualara yer ver. Şüphesiz olsun, olay beklensin, hayırlıdır.

25
Geldim gelene, güldüm sevene, ‘Yandım.’ diyene, gönülden uyana
merhaba. Aydın olana, yolunda gidene, YUYAN’ını bilene merhaba. Duvarın ötesinde, YUVA’nın gerisinde; yumuşak söz edilir, suyumuz söylenir. Akar gider boş değil, günden güne çoğalır, dereler eklenir, olumu beklenir. Sular akar kul bakar, az olan yerde toprak ekini yakar. Suyun bolluğuna duacı olanlar, ALLAH’tan bekleyenler; yanılmaz, açılan el boş kapanmaz. ‘Ya öyle, ya böyle’ demeyin, HİKMETİ’nden sual olunmaz.
Ambarlar dolsun, dolusu bitsin, yenisi dolsun. Niyetin en uygunu, ALLAH’ına havale edilendir. Mesnevi’den söz dileyen, kulun ÖZ’ünü yumuşak bilendir. Mevsim baharsa, kulun gözünden gönlüne ılık olayın tadı gelir. Mevsim kış ise, kulun gözünden tenine soğuk havanın tadı gelir. Yaz yakar, kul suya bakar, rahata erer. Almazsa sudan hayat, dünya görünür bayat. Güneşe bakar, teninden teri akar, yakar-yakar. Suyun verdiğini, kulun su ile erdiğini bilir misiniz? Su öyle bir varlık ki, en dönük kula dahi şükür ettirir. Suyunu içip teşekkür etmeyen bir kul, dünyaya gelmedi. Olgunluğun misali suda, erginliğin masalı suda. Her olay suyla bağlanır. ULU’nun dergâhı dahi, su ile misal olur. Dediğim şudur ki; güneşe dayanmak için iman gerek, soğuktan sakınmak için iman gerek, dertten kurtulmak için iman gerek. İman, gönül deryası; derya, dünya ve ahiretin kurtarıcısı. Budur dediğim. Eskinin-yeninin sözü edilmez. Yeni günde eski yaşanmaz. ‘Eskinin yeniye sözü edilse, günde karışık olaylar gelir dünyanın düzeni bozulur.’ diyenden kaçının, yumağı gününe göre sarın. Günahın oluşu nedir bilir misiniz? Nasibini kuldan beklemek, yolunu kula eklemek. Aklına gelenin ALLAH’ın YOLU olduğunu bilesin. Söze kapılırsan yanılırsın. Kul kendi başına kalırsa doğruyu bulur. Bir yanılır, ikinci de doğrulur. Kul sözüne bakarsa, yanıldığından habersiz kalır. Korkudan uzak kalmak. Korkudan maksat; açlık, hastalık, miynet, mihnet, meyveyi yormak, olgun kulu yormak; ‘Olmuş mu, olacak mı, ömür buna yetecek mi?’ demek. Yetecek yetmeyecek, kul ALLAH’ının verdiği gün kadar kalacak. Tayin etmek, tayine çalışmak kulu yanıltır, günah işletir. ‘Nefesim kadar yaşarım, saymaya ne hacet; geldiğim gibi dönmek dileğim.’ demeli, aldığınız dersleri ‘YÜCE’den.’ deyip omuza sepetle koymalı, dönmeli-dönmeli bakmalı. Aldığınız derslerin önemli olanı, merdivenden düze çıkaranıdır. Düzde durulur etrafa bakılır. Aldığım dersler, ahiretimi besler. Nasıl mı besler? Ağızdan değil elbet. Hep olayı, aldığın derse göre karşılarsın, dumanını gönül kapında bekletirsin, içeri koymazsın, gönül gözünü örtmezsin. Kuldan beklediğin an, ALLAH’ını inkar etmiş sayılırsın. Kulun elindekine, ‘Geldi-gelecek, para verecek.’ der, ardiye sorar, elinde olsa gününde alır. Paradan sıradan önemli, imanlı kuldur. Bekleyen kuldan, yanılır. Ayağınız miyarınızın ölçüsüdür. Müymin kulun gittiği yer, ayağının götürdüğü yerdir. Her cefaya ayak katlanır; taş vurur, diken batar, tırnak çıkar, ayak gene vazifesini yapar. Yanılma, verilen her uzuv birbirinden ayrı, fakat aynı değerde iş görür. Mesnevi’den söz istenir, acaba ne beklenir? Kardan söz ettim, şekil dedim, değersiz midir? Elbet değil. Kar toprağı örter, solucanı bürter, güneşten sürter su olur akar, toprağı sular. Mesnevi ne yapar? Karın yaptığını. Sonra da verimi bol olur. Öyledir, gevşemesin mi? Gevşemese söze gelmez, düze durmaz. Gününde oldu-oldu geldi, geldiğini bilmedi, bildi de inanmadı. Olmuşun yolunda, MEVLÂNA kolunda. Yalnız değiliz, hep beraberiz, bir çember elimizde, dolaylı tutunuruz. Unutmayın, çemberin dolayında olan, ayrı değil beraber, hep beraber. Mesnevi’yi yazdım, kaplumbağadan söz ettim. Kaplumbağa, yavaşlığı temsil eder, sabrı ve doğruluğu, destekli oluşunu. Hiçbir yaratık yuvalı olamaz, kaplumbağa müstesna.

26-1
Olayı büyütmek, ömürde günü çürütmektir. Olaya ‘Zehir.’ deme, sebebinden sual edilmez, açılan suale cevap verilmez. ‘Hayır.’ de bekle, bekle gör. Kötü olay ALLAH’ımdan gelmez, kula kötü gelen, günde çözülmez. ALLAH’ıma şüphesiz, gönülden inanmalı; her gecenin sonunda, sabahın geldiğini bilmeli. ‘Memnun olsam, gönülden uysam.’ demeyin. Her kul, gönlünce olmasını diler, olmuşu söz eder. Olmuşu ayna gibi arkana al ki, gönül yüzün parlak olsun. Olana gönülden uyana, doğruyu bulana; yolunu çevirme, gönülü bozma. Boş dua edilmez, YÜCE’den İZİN verilmez. Yolunu kapamak, kulun elinde değil. ALLAH’ım İZİN vermezse, kulu sebep eder, yolu kapatır. Kula bilmeyin, ‘Kötü.’ demeyin.

26-2
Olmuşu dert etme. Kuldan kula yardım bitmez. Sebepsiz kuş uçmaz. Asmanın üzümüne duman değil, almışsan sepet, doldur sepeti. Kapağını ört, sinek konmasın, arı yemesin. Dersen, ‘Nasipse?’ Bağda üzüm çok; sineğe de, arıya da, kuşa da yeter. Senin sepetin, senin içindir. Kapak düşer, arı üşer. Yolun düzünü bulduk, yürüyüşe girdik. Yürüdük-yürüdük yamaca geldik. Yukarı baktık, bir nefes aldık. ‘ALLAH’ım.’ dedik, çıkmayı denedik. Elbet çıktık. Çıkarken, ALLAH’a sığındık. Yüzün daha aydınlık. Gönlündeki parlaklık. Biraz daha tevekkül ol. İmtihanını parlak ver. Duman koyma, gönül çürür. Elde olanı saklarsan, olursun. Onların bilmesi değil, ALLAH’ımın bilmesidir mühim olan. Yaraşan kuluna, doğruluk yoluna gitmektir. Onun için YUVA’da beni buldunuz, andığınız an sözümü aldınız. Sizin için mühim olan; sözünüzü düşünüp söylemeniz, büyük sözden kaçınmanızdır. Sizin için dedim. Sözüm yanlış değil. Okuldan düşünün. Okuduğunuz kitabın, sonuna geldiğiniz dersin başından sorulduğunda ne olur? Talebe cezalandırılır. Sizler de öyle. Okuduk, çalıştık. Hatalı olursanız, ceza alırsınız. Benden değil YÜCE’den. HİKMETİ’nden sual edilmez. OMAR der ki: “ Suali YÜCE’ye değil kendine sor. Hatayı ara bul ki, bir daha işlemeyesiniz.” Birbirinizi ikaz edin. Ben de ederim, söylerim. Danıştım YÜCE’den. Dendi; “Geceden güne çıkılır. Seherin müjdesi verilir.” ULU, YÜCE’nin KATI’na gönülle varır. Gönül ağır gelen, aşağıda kalır. Ağırlıkları atıp hafiflemek. ‘Müsavat olsun, kul kuldan ayrılmasın.’ denir. Ne var ki, tertemiz gönülle gelen kul, dünyada gönüle ağırlıklar koyar. İrade kuvvetli ise, aldığından sıyrılır. ‘Olmuyor.’ deme, gönülü çürütme. Olacak, dualar edildi. ‘Nasip dolacak.’ de. Şüphesiz inan. Olacak. Günün bitmesi, gecenin sona ermesi yakın. Gelen güne, ümit ile bakın. Şeyhlikten maksat, olgunluk değil. Olgunluk taht istemez, tahta otursa ‘Uşağım gelsin.’ demez, ALLAH’ımın kuluna asla emir vermez, ALLAH’ımın kulları birbirinden ayrılmaz. Kadılık güzel; HAK YOLU’nda gidene, meğer haklı kulunu haksızdan ayırana. Gününde kadılığı söylenir, adına ‘SALİH.’ denir. ‘SİMAVİ.’ dersin, BEDRETTİN. Manevi kuvvetine dayandı, uykudan uyandı. Hak olanı sordu, AŞK’ına sardı. Hakkı ayırdı. Medeni kanunun verdiğini, gününde gönül yoluyla buldu. Olmuş kuldur. Denen yanlıştır. Denenler, günde de söylenir. Seçilir sözü, dileyene göre uydurulur. Misal vereyim. Denir ki; ‘ ATATÜRK dinsizdir.’ Sorarım dini bütün olana; Kuvvetini hangi kaynaktan alır? Hangi ‘Dinim bütün, imanım tam.’ diyen çıktı ortaya? Yalnız onun imanı tam ki; yalnız ALLAH’ına güvendi, orduyu halktan topladı. Sorduğun da öyledir. Olay iki taraflı olur. Bir taraf haklı, bir taraf haksızdır. Sözü edilen kişi, HAK’tan ayrılmamak için; geceleri uyanır, uykusunu feda eder, manevi kuvvete dayanır, ALLAH’ına dua ederdi. ‘Yanlışlık yapmayım, hak olanı ezmeyim.’ diye. Elbet haksız olan ‘Kötü.’ der. Kötülük iyilikten kolay yayılır. Yalnız sert mizaçlı olduğu için, yanına varmaya derdini demeye çekinen çoktu. Sertliğinde sebepsiz değildi. Gülmek, suyunun akışından değil, kötülükten kaçışından sıyırırdı onu. Ne var ki, haklıyı ayırmak ona gülmek, haksızı kul olarak ayırmaktı. Onun için gülmez, kulu haklı da olsa haksızdan ayırmazdı. Verdiği ceza, men edilene konan ceza idi.

29
Meyhane olsa, saki gelse, şarap verse; ‘Yerim yedi kat yüceye olsun.’ derim, şarabı nefessiz içerim. Al kanım damarda, dumanım civarda oldukça; bana zorluk verir, al kanımı kirletir. Dünyadaki günümü, gönüldeki yönümü dedim. ‘Kanımı adadım, CAN’ımla ödedim.’ diyene şaştım. CAN’ını-kanını kime adar, kimin için öder? Açmayı dilersiniz, bu geceki yazıma şaşarsınız. Değirmen döner, suyu kuyudan çeker. Arık açmazsan, boşuna akar. ‘Fedakarlık ettim, arığı açtım.’ dersen, yanılırsın. Yaptığın olağan iştir. Dünya olağan işlerin dünyasıdır, yorgunluk bedenin cabasıdır. Gelmiyorsa nasibin, ‘Neymiş kaderim?’ deme, kanına-CAN’ına söz etme. Arığını açmışsan, değirmeni kurmuşsan; ALLAH’ına duacı ol, kuyuyu suyla doldursun. Değirmen olmazsa, kovayla sularsın, suyun var ise. Her kulun nasibi bir olmaz. Kiminde değirmen, kiminde cereyan, kiminde kova. Netice hep bir, ne var ki beden farklı yorulur, yediğinin tadını bilir. Olmaktansa kulundan bekleyici, olmalı HAK’tan gelene boyun eğici. Olmaktansa kulun eteğini öpücü, olmalı ALLAH’ıma diz çökücü. ‘Geldim döneceğim, AŞKI’na yanacağım, pervane olacağım. Kabul edersen beni, NURUN’la parlayacağım ALLAH’ım.’ deyin, gönülden söyleyin. Yolumuz, kendimizin değil ALLAH’ımızın. CAN’ımız, durmaktan ziyade koşmakta, YÜCE KATI’na varmakta. Güneş, aymayana yolunu güçleştirir. Anlamadınız. Geç yola çıkana ne olur? Sıcaktan bozulur, yürümeye takati kalmaz.
Anlatayım. Aymak için, yolunuzu açmak gerek. Demeyin, ‘Geldik merdivene çıktık.’ Merdiveni çıktık, ama düzde yürümek lazım, güneşin erkenini bulmak lazım. Yani; ‘Daha erken günüm var, sözü aldım yönüm var.’ demeyin. Yol alın, durmayın, boş vakit geçirmeyin, boş söze yer vermeyin. ‘Olmuş.’ demeyin, gönül bozmayın. Andığımı alandan, üzerine yorandan yanayım, yardımındayım.
Asma altı gölgelik, kumundaki bölgelik. Yerini tayine çalışılmaz. ‘Kumun bölgeliği nedir?’ dersen; çeşidini ararsın, yerine göre bulursun. ALLAH’ım yoluna göre vermiş. ‘Killi.’ dersin basarsın, ‘Tuzlu.’ dersin basarsın. Kaymaktan ziyade, süte önem verirsin. Bana da sorarsan, sütü seçerdim. Dünyanın sözüne kulun ölçüsüne göre dedim. Kaymak tatlının yanında yenirse güzel olur. Süt her günde değerli. Sütünü su yerine içersin. Olmuşun gelmişine hayır ile bakarsın. Çok yönden faydalı. Aldığını yoluna ekle. Olacak hayrı bekle. Almak vermekten güzel, vermek sevmekten güzel, beklemek hepsinden güzel. Olmuşu düşünmezsiniz, olacağı merak edersiniz.
Ne olmuş geri gelir, ne olacak tez gelir. Her iş zamanını bekler, günü gelince çözüldüğü görülür.
Bol yağda pişmiş yemek mideye zarar verir. MEVLÂNA oldu geldi, yükünü bıraktı geldi, olmuşa odasından yer verdi geldi, YUVA’ya durdu. Aldığını verdi, sevginize vardı, gönülleri gördü. ‘Ağız dolusu.’ dendi, ağza kapak kondu. Kapatmak boşa, ömürden aldığını ver, ağızdan çıkar. Dedim, gönüller doldu, AŞK kandilleri yaktı. Kapatırsan söner, havasız kalır. Erkeni bilir misin, yolunu bulur musun? ‘ ‘Geldim’ dedim, dönüşe hazırlandım.’ diyene de ki; ‘ÖZ ağdalandıkça, söz azalır.’ Şekere su eklersin, koyulandıkça suyu azalır, elde özü kalır. Şekerli suyu, hafif olursa bardakla içersin. Ağırlaştıkça miktarı azalır, ağızda macun kalır. Sözümüz öyle oldu, tadı ağızda kaldı. Mideyi değil, gönlü doldururuz.

30
Asmayı budadık, münasip mindere oturduk, danışıp sorduk. ALLAH’ım düzenine koyar. Olayı büyütme, men dile baş koyma. ‘Ne olacağım?’ deme. ‘Olaydan şanslı çıktım.’ de. Kaymağı yemek için, sütü soğutmak gerek. Kaymağı almak için önce kaynatmak gerek. Sütünü almak için ineği sağmak gerek. Sen dersen ‘İneği beslemeye, sahipte kuvvet gerek’ nasip, ALLAH’ımda. İneği sağdık, sütünü aldık, ateşe koyduk, kaynar. Sütünü aldın ya, duacı olasın. Kaynadıktan sonra soğuması kolay. ‘Kesilirse?’ diye korkma. O da değerlendirilir. Kesik sütün mayası, peynir olur yarısı. Aymaya meyyalsin, uyanışa dönersin. Sahipsiz inek olmaz. Yarayanı atılmaz. Sütüne-etine göz konulur. Elden yolu verilir. Onun için ‘Olaydan şanslı çıktım, besili ineğe sahip oldum.’ de. ‘Sütün kaynaması da geç oldu.’ diye CAN üzme. HİKMETİ’nden sual edilmez.
Yettirir ALLAH’ım, yetiştirir ALLAH’ım. Günü-haftayı sayma, bugünden yarına düşme. Olmuşa söz etme. ‘ALLAH’ım cezamın affını.’ de tövbekar ol. Hummalı güne kendini hazırla. Kuvvet dile. Kötüye değil, yorgunluğa hazır ol dedim. ALLAH’ımdan kuvvet dile. Geçmişin hatasını günde görürsün. Tövbekar ol ki, muradına eresin. ‘Bilerek bilmeyerek, duyarak yanılarak kendimi hırsa verdim, CAN’ıma cefa ettim. Güzel bildim, yanıldım; doğruyu öğrendim, ayıldım. AFFIN’a varmak için yüce katını diledim, acizane yalvardım. BÜYÜKLÜĞÜN’e güvendim. Çevirmezsin inandım ALLAH’ım.’ de, gece ve sabah üç kere oku, duacı ol. Göreceksin, duyacaksın. Dünya hırsından sıyrılacaksın. Olgun meyve toplanır yemek için, toplanmayan kuşlara yem olur. Dedim herkes nasibini alır. MEYDAN; kulun gayesi, yumuşak kulun görgüsü. Olmuşa ayak uyduran, yolunu doğruya götürendir. AŞK ile yumak saran; durana el atar, yoluna çeker. Gümüşün rengi altına denk değil. Ne var ki gümüş de dilenir, yerinde kullanılır. ‘Olmuş’ dedim duman aldın, sözü duygunla örttün. Sabıra yer verdin, gördüm. Alacağına danışıp vermeyi adadın. Ummana baktım, suyu düşündüm, kirden arı. Dereler-nehirler taşır-taşır, ne kir tutar ne pas. Unutmayın sözümü. Suya da takılır çöpler, kirli bezler, meyve kabuğu, kırık tabağı. Amma kir de çöp de kumunda kalır, su gene yolunca yürür. Takılsa bile yoluna kir pas, ‘Amman.’ deyince, su yolunu çevirir, deryaya öylece varır. Derya kiri dibe, suyu yüze çıkarır. Kul da aynıdır. Yanılır, yanılışı ömrünün çöpüdür. Ne var ki yanılmak çöp kabilindense. Çamur sıvama, ‘Yanılmak.’ denmez. Çamuru sordun: bedeni örter, suyu kirletmeye çalışır. Yani günahın büyüğüdür. Aslı olanı örtüp, çirkin göstermek, riya, iftira. Riya çamuru kendine sürer, iftira da karşısındakilere. Kötüyü uzak tuttun, yanına sokmadın. Umduğundan yüksek merteben. Şaka demem, iftira atmam, sözün doğrusunu söylerim. Dünya nimetiyle rahatıyla ölçme mertebeni. İmtihana layık görülmek de lütuftur.

2 temmuz
Güzellikten doğuşu, doğuştan görüşü buldum. Günden yarına bakan, gönlünde volkan akan ‘Yol münasip.’ dedim. ‘Umdu mu?’ demeyin, bildiğim gibi buldum. ‘Neyi?’ derseniz, YÜCE’yi, YÜCE’nin dünyaya verdiğini, kulların ‘Dertli dünya.’ dediğini. Almak güzel, varınca; varmak güzel, layık olunca. ‘Güzel.’ denilmiş, ALLAH’ıma varılmış. Güzellikler benden, aranızdan sorulmuş, olmuşuz. Her kul ALLAH’ımın NURU ile gark olur, amade olanın üstünde kalır. Dünya yüküne tamah edenin dilediği verilir. Günden dilenir, dilediği olur mu, acaba kula yeter mi? ‘Yersiz dilek.’ derim size. Dilediniz köşk-saray, aldınız oturdunuz. Ne zamana kadar sahibi oldunuz? Kiracı dahi değil. Bedel ne ödediniz? SAHİBİ ALLAH’ım. Ne ile satın aldın? Bedeninin dahi SAHİBİ sen değilsin. Mantığı boşlukta arama, gayeni planla. ‘Geldim yaşayacağım, ömrüm ne güne kadar bilemem, ALLAH’ımın verdiğince. Gayem o yolda, YARDIMCI ALLAH’ımdır. Hayır ise yolum açılır giderim.’ Olmuşsa dileğin, deme ki ‘Bileğim.’ Geldik toplandık, kimin gayesine? ALLAH’ımın NUR’landırdığı dünyaya, dünya değil kainata bakmaya. Olmamış dünyalar olduracak, kulu kula bulduracak, dünya yolu uzayacak. MEYDAN büyük, dünya küçük. ‘Gelenler?’ dersen, tayınını alan meydana gelir. Kimse kısmetini kimseden almaz. Bebek doğar, anası sütlenir, bebeğin nasibi kadar yenir. Dünyada alacağı ballanır, sütü kesilir. Münasip gün gelince nasibi kesilir. ‘Maddi dünya.’ demeyin, maddeyi kul yaratır. Dünyada yalnız güzellikler vardır görene. ‘Mantık.’ dedim, kula söyledim. Mantığını, madde için kullanırsan, güzellikten uzak kalırsın. Çünkü vaktin olmaz, görmeye, içine girmeye. Dışında kalırsın, taş toprak görürsün. Aldığın üzüme baksan, ufacık tanesini ölçsen; ne ağırlıklar bulursun, güzellikten nasip alırsın. Nasip deyince, yalnız maddeyi düşünmeyin. Bazı kul maddeden nasip alır, bazı kul güzellikleri görür, manevi nasibi boldur. Kimseden kimseyi çıkarmayın. Hesap işi almakla bitmez, görmeye yetmez. Nasipliden, sözde nasipsizi çıkarırsınız, ortaya artırma çıkar. Olmuşu olmamışa katma, kulun yoluna atma. ALLAH’ımda ölçüsü. Madde alır, gözü manevi alemdedir. Gözü olanın gönlü de olur. Maddenin dünyadaki emin bekçisidir. Derseniz ‘EMİN SAHİBİ’ne bekçi ne gerek?’ kulca öyle denilir. Gözümü dünyada açtım. ‘Malıma’ demedim, emanetini SAHİBİ’nden aldım, aldığım gibi devrini verdim. Muntazır olmak da var, MEYDAN’ı bulunca. Amade olmakla MEYDAN’a varmak, mevsimden değil. Gönlün mevsimi değişmez, dünyanın kışı-yazı gönüle girmez. Sabahın doğuşuna bakın. Neden geceyi uykuyla örtmüş? Görülecek olana aydın gözle bakmak için. ALLAH’ım kullarının hep güzel görmelerini diler. Dilemeseydi, uykuyu vermezdi. ALLAH’ım vermeyince, kul uykusuzluktan ölmezdi. MEVLÂNA der ki; sözümüz yazılır, sözünüz öttürülür, dileğimiz tutturulur. ALLAH’ımın İZNİ ile ‘Benim sözüm.’ dedim. Zümreye değil, cümleye. Okumak güzel; açana, masaldan kaçana, olumu seçene, ALLAH’ımın YOLU’na düşene. Neden kul sever, ‘MEVLÂNA.’ der koşar? ALLAH’ımın AŞKI’dır koşturan. Olmayı ALLAH’ımdan dileyendir. Gelişim masala değil fala hiç değil. Amade olalım, çembere tutunalım, hep bir olalım YÜCE’ye varalım. İnkişafı ne yönden sorarsın? Gönlünü yoklasana, AŞK’ına bir baksana; ölçünü az çok vurursun, yürüdüğünü arkana bakınca görürsün. Sunduk, niyazına vardık. Aldığımızı, günümüzde günümüz kadar verdik. Vardık YÜCE’ye, yolumuzu vazifemizi dünyaya bağladık, ALLAH’ımdan o yönde İZİN aldık, döndük YUVA’ya geldik. Yalnız YUVA mı? ‘MERKEZ.’ dedik gezdik, MERKEZ’i yolumuza köprü yaptık; olay budur. Alemlerin oluşu ayrılışı yok, birbirini sarar. Kul meraklı sorar. ‘Güzellik nedir? Ağaç mı, gül mü, bağ mı, bahçe mi?’ Güzellik bundan gelse, kulun yüzüne vursa; ne dersiniz? Aydan vuranı, güneşten doğanı, sudan geleni düşünün; güzelliği bir ölçüye vurmayın. Suyun bir şekli yok ki. Yumuşak ses, asi akış, kula bakış. ‘Kula nasıl bakar?’ dersen, yüzünü görmez misin? Sen ona bakarsın, aksinde yüzünü görürsün. Olayın gelişine, suyun akışına göredir yüzündeki bakış. Durgun su aynen aksettirir, akan su uzattırır, yüzünü kendi akışına uydurur. Elbet akarına. Maddi yüzünü görürsün duran suda. Akan suda kendini değil suyu düşünürsün. Olmayı dileyenlere geldik, sözümüzü verdik, sonunu bağladık. ‘Kitap’ derseniz, ALLAH’ımdan İZNİ’ni aldık geldik.

8-1
‘CAN.’ dedik geldik, CANAN’ı andık; ney sesi duyduk, dönmeye daldık. Dalmadık, neyden gelen sesle coştuk. Geçtiğimiz yoldu, seçtiğimiz kuldu, verdiğimiz koldu. İzin aldık el verdik, geldik YUVA’ya durduk. Cümlenize merhaba! ALLAH’ımın İZNİ’yle geldim, ‘Sorulsun.’ dedim. Yumuşak dünya bulmuş, kendini sundurmaya atmış; ona ne dersin? Tertemiz dünya dururken, kendini yalağa atana; ALLAH’ım da kul da, ‘Yolsuz.’ der. Güzel dünyada, kendini görmüşse külhanda; derya, yalak misali. Kulun gönül ölçüsüdür, ALLAH’ın VERDİĞİ’ni inkardır. Temiz yol aramalı, güzelliğe bakmalı, niyazını gönülle yapmalı, sözün misali budur. Kul yolu nedir, yolun sonu neresidir? Kul, ‘Yolumun sonu ALLAH’ımdır.’ derse, deryayı bulur. Yolunu düşünmezse, niyetini açmazsa, ALLAH’ını bilmezse; sonu, yalak misali. En mükemmeli, en kötüsü açık dendi. Yazmak değil, yazılanı okumak gerek, yazılana uymak gerek. Yıkanmak güzel; amma yalnız su dökünmekle olmaz, kirini akıtmak gerek. Okuyup geçmek su dökünmeye benzer, anda ferahlık verir Geçici olur. Kirini akıtırsan, derin de ferahlar gönlün de ferahlar. Sonra da arka arkaya dökünürsen, CAN’a CAN katar. Amma bir ömür kir akıtmaya kalkarsan; derinden olursun, gönülden de kalırsın. Her şey kararlı olmalı, aşırı olmamalı. Yunarken sevinmeli, ‘Yeniden nasip et ALLAH’ım.’ demeli, hep yeniden almalı. Dediğim bilinmedi. Her olayı yeni bir olay gibi karşılamalı. ‘Olaylar gelir, hep beni bulur.’ demeyin. ‘Hep iyideyim, gelen de iyidir; niyetime uysa da uymasa da, ALLAH’ımın EMRİ’dir.’ derseniz, olayı çabuk atlatırsınız. Olayı beklerseniz, derdinizi uzatırsınız. Bekleyiş ve oluş uzatır. Kul kendini dert kuyusunda görür, her tarafı karartır. Dert kuyu gibidir. Suyu var, ne var ki karanlıktadır. Açalım. Kul vardır, ‘ALLAH’ım.’ der ALLAH’ını anar, kuyuda olduğu için hep karanlık görür. Yumuşak olmalı, kendini kuyuda görmemeli. İmkansız değil. Sen oraya ineceğine, suyu yukarı al ki; sana da cümleye de faydalı olsun. Oraya inersen, yalnız kana-kana içersin. Amma ALLAH’ım yalnız içmeyi değil, yemeği de kuluna nasip etti. Yemekten-içmekten maksat, dünya ve ahiret. Dünyaya gelip, yalnız ahireti bilmek yetmez. İkisini de sevmek, tanıyıp bilmek gerek. ‘Dünyayı bilirsen, ahirete giremezsin.’ diyene sözüm. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni görmeyince, ahireti neyleyim? ALLAH’ımın VARLIĞI’nı bilmeyince, ahirette ne edeyim? ALLAH’ımı göreyim, VERDİĞİ’ni bileyim, her şeyiyle seveyim ki; NURU’na ereyim. Eşyayı bile değişik görürsün, kul yapısı olduğu halde ne güzel dersin; ya dünyanın her günkü çeşitli güzelliklerini görmekten niye kendini mahrum edersin? Doğru bilinen, vicdanına yük olmayan hiçbir iş günah değildir. Kul için değil, yaptığını ALLAH’ım için yapmalısın. Kuldan korku niye? Cemiyetin baskısını, PEYGAMBER dahi bastıramamış. Yaptığını, ‘ALLAH’ımın EMRİ.’ demiş, meydana çıkmış, korkuyu gönüle koymamış. ALLAH’ına sığınıp yaptığın işten korku duyma. Zaten hayır olmayan işi, KENDİ’ne sığınan kuldan uzak tutar. Onun için sizce en basit iş için dahi, ALLAH’ınıza sığının. Denizden mi geldin, deryayı mı sordun? Deryayı, dileyene buldurur, yalnız, sabır erdirir. YUNUS’a göz atalım, yıllarını sayalım. Bir demedi onu geçti, yirmiyi aştı otuzu seçti. Ya! Yılları say, günleri değil. Üzüm dahi yılda erer ki, kulun bakımını diler. Canı ALLAH’tan, kanı ALLAH’tan, suyu ALLAH’tan. Ne var ki budanmalı, suyu yolunda verilmeli, ilacı atılmalı. Yani kötülüklerden korunmalı. Dünyanın bir tek kulda sözü var; menfaat. Kul toprağı sular, kendini beslesin diye; toprak kula verir, sulasın diye. Ağacın verişi, kula gölge edişi, hep bu zincir içinde. Kul duasını eder, ULU’sunu çağırır, onu çıkmazdan kurtarır. Zincirleme. Her şey bir neticede son bulur. ALLAH’ım için yapılan her şey hayırdır. Ya netice; yardımlaşma, birbirine el verme, koruma, korunma, sevme, sevilme. Varmanın tek ve taşsız yolu; sev ki sevilesin. Sen değil ALLAH’ım layık görsün, ben değil ALLAH’ım vazife versin. Günlük vazifen sana yetmeli, yumağını sardıkça artmalı. Beklemek değil, boyun eğmeli. Her kul en güzelini diler. İstemek güzeldir, ALLAH’ım isteyene verir. Ne var ki imtihanı vermeli, ‘Geçti artık.’ dememeli, gönül her an imtihana hazır olmalı. Dersen ‘Vah, olmadı ah!’ notun kırılır. Gaye CENNETİ değil, ALLAH’ımın NURU olmalı. O'nun NURU, CENNET-i ALA’nın ta kendisidir. Kulun sevinci nedir, hangi yoladır? Bilirim, anlatırım. Dünyada kul hangi yolu seçmiştir? Seçtiği yolda koşmuştur. Cennetine varanda, kendini o makamın en üstünde görür, o yolda olanlara vazife alır. Her kul ölçüsünü YÜCE’den alır, huzura varır. Çünkü kul, kaygısından uzaktadır. ‘Verilen YÜCE’den, vazifem dünyadaki ölçümden.’ der sevinir. Ayağını açma, yolunu geçme. Deme, ‘Uzun atarsam çabuk varırım.’ Saati kuruludur, ALLAH’ımın yazılı EMRİ’dir. Aşamazsın, vakit gelmeden varamazsın. ‘Yalnız sabır yeterli mi?’ dersen, elbet. Yürüyüşe sabrı eklersen, netice dilendiği gibi olur. Dedim, vakit saat ALLAH’ımın EMRİ’dir. Asmadan ermeden üzüm koparırsan, ağzını burar, mideni yorar. Ersin diye bekle, yoluna sabrı ekle. Bilmeden olur, kul daha sonra ayılır. (Resim verilir) Söz vermedik, gönül okuduk. Gönüle uyduk, ULU’sunu verdik. Gönül aşığı, dünya abdalı. Akıldan yoksun değil, kötüden yoksun ABDAL. Aşığın ta kendisi. Dergahımız, gönülleriniz.

8-2
YM olmuştu, niyaz göğe ermişti, gönül aydın olmuştu. Ney mi yumağı sardı, gün mü yolunu kapadı? Yanılmayı kabullen, ALLAH’ıma duacı ol, olgunluğa erken gir, girmeyi vazife bil. Yolmuş yürünmüş, yumağın sarılmış, derdin nedir sorulmuş. Derdin zahiri, batıni değil. Mesafe ayırmak senin gücünde değil. Asmışsan tavana lamba, durmuşsan altında, aydınlığı az gelir. Biraz yana durursan yerini ayarlarsan, ışığını yandan alırsan; okumak kolaylaşır. Kendini de öylece yola koyarsın, daima aydınlığa doğru gidersin. Gittiğin yerde, güzellikten yana nasip almaya çalış. Gününü gelişi güzel yaşamaktan uzaklaş. Kendini, hayatın hazırlık basamağına adım atmaya alıştır. Gözün kapalı gidersen, düşersin. Çocukluk bitti, avarelik yetti. Adı güzel, sevgilisi MUHAMMET. Sunduğumu almaya, NUR’umdan dersin. NUR’um ALLAH’ımdan. Kalbini yokla, NUR’undan nasibini görürsün. Deme ‘Elle tutulsun.’ Elle tutulan, maddeyi kapsar. Gönlünü yokla, çiçeği kokla; göreceğin, seni erginliğe götürür. MEYMUYAN, ULULAR’ın ULU’su. Testiyi dolduran, yumuşak yol verir, mümin kulu eğitir. Sedef kakmalı masayı bulsa, kendini ALLAH’ın YÜCELİĞİ’ne bırakır. Sedefin diyeti, ULU’nun niyetini bozmaz. Çünkü alıcı gözle bakmaz, niyazını sedef için yapmaz. Niyetini kendinden ziyade, dünyalı kula verir. Dünyanın mevkii, maddenin kıymeti, hepsi masanın etrafında. Akmayı bilene, sökmeyi kuvveti olana verir ALLAH’ım. Olmaması senden ondan değil, ALLAH’ımdandır. Oldurur, gayreti sana verilir. Sende kalmayana ‘Dert.’ deme. ‘Dert.’ deyip büzülme, bedenle süzülme. Almış yolun doğrusunu, bilmiş olayın eğrisini. Elini eline ver, derdinin üzerine kumunu ser. ‘Ne demektir?’ dersen; derdinin çaresini, gömersen bulursun. Yani silkip at, ‘Gitmiyor.’ deme. Dilediğin an gidecek. Kuvveti, ona değil kendi gücüne ayır. ‘Ben kuvvetliyim.’ de, ‘O benden kuvvetli.’ deme. Senden kuvvetli olamaz. Senden kuvvetli olsa, sana söz vermez, sözünü tutar. ‘Kuvvetim ALLAH’ımdan.’ de, ALLAH’ına sığın. LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM demektir ki; ‘ALLAH’ım! SEN’in YÜCELİĞİN’e erişmeye çalışan gafilden SANA sığınırım.’ Almış olduğunu duman ile örtme, dumanı kendine siper etme. Suyumu aldın, ‘Kandım.’ dedin, yuvanda ULU’nun sözünü ettin. Yumuşak yolun, MEYMUYAN ULU’sudur. ULULAR’ın ULU’su, HAZRETİ NUH ALEYHİSSELAM. Bindiği gemisidir. Yolunu denizden nasibine bağlarsın. Sorunu dünyaya bağla. Verilişini, ayağın doğruya gidişini düşünün. Adaletten ayrılmayın. Olmasını dilediğin, gayretine bakar. ‘Olmazsa?’ deme, gönlüne yük koyma. ‘Şansım kötüye gitti.’ dediğin anda, karşına olgunluktan uzaklık görürsün. Şüphesiz bağlandığın an, şansın seninle beraber olduğunu görürsün. Yanlız yanılma, umduğun gibi olmayınca ‘Şansım döndü.’ deme. ‘Hayır bu yoldanmış, kulun aldanmış ALLAH’ım.’ de. Yürü ki varasın, elinde tutasın. Hiçbir varlık durmaz döner-döner. Doğuş-ölüş insanlarda, canlılarda, canlının her zerresinde. Düşünün; diş doğar büyür, dökülür, yani ölür. Saç, doğar-büyür, ölür. Tırnak öyle değil. Doğuşa, kulun ölüşüne kadar durur. Gayemiz, doğuştan ölüme kadarki olumdur. Aymayı diledin, ‘Yolumu?’ dedin, yolunu ULU’nu bildirdim. ‘Yardımını görürsün.’ dedim. Her gün onu anasın, duasını edesin, yardımına çağırasın. (Namazda-niyazda sesli okumak mı gerek?) Ağızın değil, duyacağın kadar sesin olmalı. Namaz, gönülle değil bedenle kılınır. Ağzında sesin duyulur. Her azanın vazifesini yapması gereklidir. Gönülle namaz kılınmaz, ALLAH’a varılır. Namazı kılarsın, gönülle de ALLAH’ına varırsın. Kendi dileğin olanı gönülden dersin, duanı edersin ALLAH’ına varmak için. Yaptığını diyeceksin, duyacaksın. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.

11
Yaratılan güzeldir, bir boşluk için yaratılmıştır. Onu itmek, söz gelişi bir duvarın çökmesidir. Onun için, yaratılmışa söz edeni ALLAH’ım affetmez. Güzellik-çirkinlik zahiridir. Madem ki bir boşluk doldurmak için yaratıldı, o güzeldir. ‘Yamanın görünüşü çirkin.’ dersin, ya çıkarırsan nasıl olur? Onun için yama da güzeldir. Çok ‘EVLİYA.’ dersiniz, resmini temsil edersiniz, çoğunun libasına yama koyarsınız. Sorun konuşana, boş laf edene, ‘O yama nedir, kime ne söyler? Her fakir EVLİYA mıdır, her EVLİYA fakir midir?’ EVLİYA olmak için, fakirlik değil AŞK gereklidir. Yamayı deyim, size manasını söyleyeyim. Dünyada olan hizmetidir EVLİYA’nın. Dünyanın bir ayıbını örter. Evet, yama EVLİYA’dır. Küçüğü-büyüğü derecesine göre. ‘Dünyanın ayıbı?’ dersen; dünyalının, kulun. Yama olmasa açık gezer, utanmayı unutur. Kul vardır yamayı kendi diler, yamanır. Kimi yamasız, yırtık, hırpani gezer. Bu da kulların ölçüsüdür. Suyum sunduğumun yoludur, sunduğum GARİB’imin gönlüdür.

12
Güzelden geçmem, kulunu seçmem, ALLAH’ımın NURU’nu alana söz etmem. Güzelin sözünü özünden YM, YM mumun ışığını yola münasip derim. Anında geldim, neşenizi yerinde buldum, katıldım, hayır güne adım atanlara yolumu verdim. Yerin önemi yok. Önemli olan, yerine verilen değerdir. Anlaşılmadı sözüm. Bulunulan yer kuru toprak, ağaç-yaprak olabilir. Olanla yetinilir, güzelliği aranılırsa değeri görülür. ‘Ne olsa?’ der, kul güzelden güzeli arar, yanında olana gözünü kapar. Ne büyük gaflet.
Ağacın dalını derlersen, gören gözle incelersen; yarım gün güzel geçirirsin, güzeli orada görürsün. Yaprağıma dalımdan suyum iner, ya belki çıkar. Rengini dal niçin başka yaprak başka alır? Olmayanın, NURU’nu vermeyenin gururunu çiğner de ondan. Geçelim söze, duralım dize. Anlamak için uzman mı olmak gerek? Ağacın dalına verilen kuvvet yaprakta var mı? Yaprakta olan güzellik dalda var mı? Zahiri güzelliğe değil özelliğe bakın. Umut edilendir, dileğince varılandır, söylenince duyulandır, YÜCE’den verilendir. Ne mutlu size, ne mutlu bize, layık olana. ‘DEDE’m.’ dersiniz, el koyarsınız. Eller çemberde, DEDE’nin eli cümlede. Gönül kalmasın, kul mahzun olmasın. Dumanını dağıttın, olmayı diledin. Zaman ayırımını düşün. Kulun ömründe hayatı bölümlüdür; doğuş-büyüyüş, duruş-yürüyüş. Duruş devresindesin yürüyüşe muavenet edersin kendine. Duruşu boş geçiren, yavaş yürür, başladığı andan yavaş hızlanır. Duruştan yürüyüşe muavenet etmek, duruştan hızlanmaya yardımcı olmaktır. Deme ki ‘Ben koşarım, durgun dersen şaşarım.’ Gönül durmaz koşar, ne var ki dediğim gibi, ömür devre devredir. Senden değil, yaratılmış cümle kulların öyledir. Sen de durdun, ben de durdum. Ben hep yardımcıyım, ALLAH’ıma şükür. Elbet şükür ederim, beni böyle lütuflandırdı, layık gördü sizi ve beni. Dünyanın büyüğü küçüğü bedende, kulunun büyüğü küçüğü ALLAH’ımda. Büyümeye bakma, yolunu takma. Ağaçtan misal al. Büyümeye bakan, zayıf kalır. ‘Ulu ağaç.’ deme, yılları eskitir. Aldığın gibi olmuşsun. YÜCE’nin layık kulu, kendini küçük görürsün, çünkü YÜCELİĞİ O'nda görürsün. Sevmeyi dene; iyide-kötüde, güzelde-çirkinde, temizde- piste. Aldığın her nefeste sevmeyi kendine mal edersen; kötüyü görmezsin, ‘Çirkindir.’ diyemezsin, gönlüne yumuşak yoldan başkasını koyamazsın. Sanma ki verilenden iyisi gelir. Her kul aynı maya ile yoğrulur. Deme: ‘Sözün mü döndü, hani mayaları ULULARI yoğururdu?’ Mayanın yoğrulmasını demedim, ununu, suyunu söyledim. Kimin deryasından kimin ovasından gelir? ALLAH’ımın değil mi? Yoğuranları dersen; her kul nasip olanı bulur, o ULU’nun elini alır. Dünyaya geliş, hamuru fırına veriştir. Kimi pişer, kimi hamur kalır, üzerine türlü toz alır. ALLAH’ımın VERİŞİ’ne, güzelliği görüşüne göre, dünyanın münasip kulu olur. ALLAH’ım uydursun, yolunu buldursun. Gitmek dilemedim, ne var ki gitmek vazifemdir dedim. Vazifeme uymalıyım.

13
Gelmeyi yola bıraktım, yoluna hayır diledim. Dert etme; niyete göre değil, nasibe göredir. Yolunu çizmeyi YÜCE’ye havale et ki YM olsun. Olmuşa değil, olacağa bak. Amade yolunu bulan kul, şikayetçi olmaz. Yoluna şüphe koyma. İşten sorana. Hazır beklenmesin, aransın. Arandıkça bulursun. ‘Kolay değil.’ derseniz; zorluğa katlanmazsan, dinlenmenin tadı olmaz. Gününün geçişi seni üzmesin. ‘Yanlışa düştüm.’ deme. ALLAH’ına sığın. YARDIMCI dile. ALLAH’ım yolu açar. Almak-vermek dünya işi. Benim yolum, kulun yolu. Ne var ki, ferahlık vermeyi severim, olacağı hayır tarafından bildiririm. ‘Olmuyor.’ deme, geç olmasına üzülme. Olmayan, yumuşak yol arar, ALLAH’ına yönelir, hayır yolu bulur. Asmadan üzüm alsan, üzümü ağıza koysan; çekirdeği dile gelir, ağızdan dışarı atılır. Sizin pürüzünüz de öyle. Üzüm çöpü. Yermeyi değil, sevmeyi deneyin. Almayı bilmek için, sevmek gerek; sevmeyi bilmek için, övmek gerek. Deme ‘Kötü.’ Başında iyi dedin, ne çabuk döndün? İyilik sevmekle ölçülsün. ‘Kötü.’ dediğin kul, gönlündeki dikendir. Sevgi, dikeni ezer yerine gül diker. Küçüklük değil, büyüklüktür; eğilmek değil, dikelmektir. Kötüye kötülük kolaysa, gönlünün sesini ne ile bastırırsın? Yanılma, ALLAH’ımdan ayrılma, aldığını unutma. Olmayan gönülde, ağızdan çıkmaz. İyiye alışan gönül, kötüyü bulmaz. Yanma, yakılma. ALLAH’ına sığın. Açılan yolu gör. Görmek için şüpheyi silmek gerek. Şüpheyi silmek için, ALLAH’ına sığınmak gerek. Sığındıkta, korkuyu silmek gerek. Bunları dene, huzuru bul. Olması için, EVLİYA olmak gerek değil. ALLAH’ımın kulusun ya. Sevdiğince sevilirsin, sığındıkça korunursun. Gitmeye yol açalım, yolu günden seçelim. Hayırlıyı bildirelim. Sefere çıkmak, şüpheye yol vermesin. Kulunu yerindirmesin. MEVLÂ’mın YOLU’ndan geldim, yoluna yardımcı oldum. Şüpheyi içinden at. ‘Dardayım.’ dediğin an, adımı andığın an, yanındayım. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, yolumuz tez YUVA’ya bağlansın. ALLAH’ıma emanet, kullarına selamet. Hayıra adım at. ALLAH’ımın ADINA açtın, kötüden kaçtın, doğruyu seçtin. Gayene yolunu bağladın. Aydınlık yolun. Yumağını feraha sar. Dünya işi düzelir, kula sevinci verir. ‘Derdi olmasa?’ deme. Dertsiz olsa, sevincini bilemezsin. Sözümün yolcuya bağlantısı, YUVA’ya verdiği hasretidir. Yumuşak yolun, hayırlı kulun; yoluna dururum, koluna girerim. Yerimi yüreğine bildiririm. Aklına geldiği an yanındayım bilesin. Gönlünde yerimin olduğu, senin de benim de malumum. ALLAH’ımın LÜTFU’dur. Sözümün değeri, gönüldeki yeridir. ALLAH’ımdan gelişi mühimdir. Benden-senden önemli, cümledir. Cümle de ALLAH’ımın kuludur. Andığın ALLAH’ımın emanetidir. Yavrular da ALLAH’ımın emaneti değil mi? Yaratıldık, bedenin müştemilatına ne katabildik? CAN’ını emanet verdi, bedene koydu. Dünyanın oluşundan bu yana değişiklik yok. Emanetin sahaveti, CAN’ının parlaklığındandır. Kulun NUR’u yüzüne vurmuşsa, CAN’ın sahavet derecesi görülür. YUVA’da sahaveti bol kul gördüm. Sevincimi bildirdim. Gönlünü soranlara söyledim. Hepimiz beraber, yolumuz beraber. Demeyin, ‘Ayrısın, ULU’sun.’ Sen de ALLAH’ımın kulusun. Olmayı dilemek, olmak için yürümektir. Dileyen, durmaz. Sözümüz yola bağlansın, dilenen ALLAH’ıma emanet edilsin. Emanetin sonuna şüphe konmasın. Huzurun temeli budur. Dilemeyi, ‘ALLAH’ımın VERİŞİ’dir.’ dersen, öyle istersen; oluşa varırsın. ‘Zorlu.’ dediğin, YARDIMCI dile, açılır. Gelişe değil, gülüşe bak. YARDIMCI ALLAH’ımdır, vekili olmaz, ULU’yu yardımcı gönderir.

14
Benden-senden-cümleden, cümlenin duyanından, sevileninden, ölesiye seveninden ALLAH’ım RAZI olsun.
Olayı buraya bağlamak, kula ağlamak yaraşmaz. Kul kulun nasibi ile yarışmaz. Her kulun nasibi verimine göredir, ALLAH’ımın dediğine göredir. Nasibin verilişi, kulunun dileyişidir. Her dileyen alır mı, dileğini bulur mu? Günü gelir alır. ALLAH’ından dilersin, ALLAH’ına havale edersin. Bekle gör. Yanlış olay perde gerisinden döner, meydana olayın hayır tarafı çıkar. Kul sabrı sonunda görür, dileğini alır. Ayağına-başına, tatlı pişen aşına, ağu katmaz; elbet dünya tasasına yer vermez. Aşında-taşında gözden ırak dur. Aşı, yemeği. Taşı, maddi ağırlığı. Deme, hesaba durma, kaleme vurma. Sana verilen, senin nasibindir. Gece yolda gittin mi, gökyüzüne baktın mı, yıldızları saydın mı? Deme ‘Sayılır mı?’ Elbet sayılır, ne var ki ‘Sayısı kaç?’ demedim. Saydığın kadar olur, gerisi sayanlara kalır. Ya bulut olanda, saymak da nasip olmaz. YÜCE’yi görmeye bakarsın, yıldızı görürsün; karanlık gecede bulutu, ‘Münasip değil.’ diye gönülden silersin. Bulut gökyüzünü neden örter, neden araya perde çeker? Bulut da faydalı, yağmuru getirir. Demektir ki her olay, hayrın kapısıdır. ‘Karanlık.’ demeyin, isyan sayılır. Bilin ki aydınlığa kapıdır. Gece ile gündüz, yaz ile kış, hürriyet-esaret. Esaret olmasa hürriyet bilinmez, yaz olmasa kış beklenmez, yarın gelmese bugün geçmez, gelecek olmasa kul gülmez, ağlamak olmasa sevilmez, açlık olmasa tokluk dilenmez. Ayağın yürüyüşe uysun, her günün sabahını aydın görsün. ALLAH’ım güzelliğini sizlere açık göstersin. Açık göz; ayrıntıyı bölmek, perdenin arkasını görmek, rüya değil göz yapısıyla. Beni bedenli görmek yersiz. Bedeni orada bıraktım, üstüme örtü koydum, NUR. Görüş o kadar olur, NUR’um size vurur.

22
Olmuş yolun, mümin kulun. YM niyetin, üstündür diyetin. ‘Geldim.’ dersin, anda anarsın. Gün geçmez, söyleşmedik- dertleşmedik. Ne var ki orası gönül yolu, burası yazı yolu. Burda konuşur, orda halleşiriz. Elbet, anlamak için MEVLÂNA mı olmak gerek? ‘Benim-senin-onun, yolun ayrısı yok.’ diyen de NUMAN’dan. Yol yok. Yolun açışı, açılan kapısı; benim değil, NUMAN’ın vazifesi. Mesnevi; yol değil, müstesna güzelliğin sözcüsüdür. Sözcü değil, sözlüğü. Yalan yok. Olay, yumuşak söze bakar. Aymayı vazife bilin. Aslına dönelim, suyumuz içelim. ALLAH’ım ne derse o olur. Kulağa sözü düşer. YUVA’nın havasına girdik. Senin-benim değil, cümlenin sözü. Komşunun sözünü, derdine ortak olanda edin. Sözüm hepinize. Gönüller açık, geçenden malumum olur. Sözün değeri; gönül süzgüsünden süzüldük te kıymetlenir, ağızdan döküldük te değil. Yolunun sözüne değer veren, sözcü bulur. Dert değildi ‘Çektim.’ dediğin, sevinç değil ‘Buldum.’ dediğin. Olay basit, yaygın olan sergi bulur. Senin yolun yaygın değil, uyguna gider. Yolunu bilene, söz demesen de görür, sevinir. Bilin, anda aranızdayım. Elbet gelirim. Çünkü çağırılırım. Anda anıldığım yerdeyim. Anılmak, dileğimdir. Yardımı sevinçle karşılarım. Yalnız ben değil, hangi RUH’u yardıma çağırırsan; seve-seve gelir, gücünce yardımcı olur. Vazifeli olanın yardımı daha YM olur. ALLAH’ım kulunu burada öyle mükâfatlandırır. ‘Öbür RUHLAR gücenmez mi?’ dersen; bu alem hırs alemi değil ki, ‘Senin benim’ davası olsun. Her RUH kendine verilenle yetinir, dünyadaki ölçüsüne boyun büker. MEVLÂNA’yım; vazifem yoldur, dileyen kuldur, dilenen sözdür.

24
YUVA’ya yumuşak günde geldik, yoldan selamı aldık, gönül yolu ile iletti
‘Halim nedir?’ denmesin, yollar ağıza düşmesin. ALLAH’ımın EMANETİ’nde, şüphe edilmesin. Yumuşak kulun gönül yoluna, çağırmak değil anılmak yeter. Varılmak için, dileğine duacı olmak için, manisi olmaz. Yolunda kulu üzmez. Mümkün olanın zorluğu kalmaz. Kula yolun darlığı gelmez. Yolu geniş, görünüş sonsuz. Meyvesi olmuş, ele gelsin bekler. Günde vardı, yere düşmeden aldı. Nasibi bol. ALLAH’ım, dileyene verir. Yeter ki, istediğin yeri bilesin. ALLAH’ım kulunun nasibini verir. Açlık; kim görür? ‘Görene’ dersen, yemesini bilmez. Hangi kuluna vermiş, sahibi kim olmuş? Verdiği bırakıp gitmiş. Sana da ne güzellikler ihsan etmiş. Niye bakmazsın, ALLAH’ımın VERGİSİ demezsin? ‘Güzel olana kulun yapısı.’ deme, ‘ALLAH’ımın VERGİSİ.’ de. Severek bak. Kula arkanı dönme, kaşını çatma; ‘Kötü.’ deme, güzellik ara. Her kulun bir güzel yönü var. Onun yönünde olmayı bilirsen, sevmeye alışırsın. Sevmekten maksat; ALLAH’ımın VERGİSİ, YARATTI diye olmalı, kulu kırmamaya çalışmalı. Karşılıklı olan ses verir, ses iki kulu üzer. Tek kalan, kendi yapar, cevap almazsa pişman olur, yaptığına üzülür. Cevaba değil iknaa gayret edin. Olmazsa ses vermeyin. ALLAH’ım GÖRÜCÜ’dür, haklı olanı KORUYUCU’dur. Yolun açılışını sorarsın. Kapalı değil ki? ALLAH’ımın ADI’na sığınmış, NURU’na bürünmüş. Ona de ki, ‘ ‘DEDE’nin duasına niyet kuralım.’ dersin. Duana duasını ekler, anmanı bekler, yolunu gönül yoluna bağlar, geldiği anı sana belli eder.’ Dert etmesin, gönüle şüphe koymasın, ‘Uzaktayım.’ demesin. Uzaklık-yakınlık faniye. Benim için, ya orda-ya burada. MEVLÂNA her yerde; sevildiği gönülde, anıldığı havada, dilendiği yuvada. Sevdiğim her yer güzel. Ne var ki sevilmek de gerek, varmak için. Neden? Gönülden uyar da ondan, dünyayı siler de ondan, kendinden geçer de ondan. Fala boş de. MEVLÂNA, fal demeye değil, hal demeye gelir. Duman gibi gelse de, başında bulut görse de, şüphesinden sıyrılsın. ALLAH’ıma sığındım, ULU’sunu yardımcı diledim. ‘ALLAH’ım yanıltmaz, sıkıntı vermez.’ desin. Gönlünü açık tutsun. Açık tutsun ki, aramızda muhabere kesilmesin.

31
Mümin kula yol, yumuşak kula el gerekir.
Günün olayı, gelenin başıdır. Yanlışı değil, oluşu düşünün. Olayın gönlünce olmasını dilersen yanılırsın, yanlışı doğruya yorarsan Kazanırsın. Kul dileğince olmayanı ‘Hayırsız.’ der, neyle ölçer? Hangi başarı? Başarı ALLAH’ımın dilediği kadar olur, dilenmediği yerde kalır. ‘Yumuşak değilim.’ dersin, kendini katı ölçüye vurursun. Gönül yolu ölçülür, mantık yolu seçilir. Ne var ki, mantığı gönüle uydurmalı. Asmayı budamazsan, yaprağını almazsan; üzümü gölgede kalır, tadını az alır. Güneş görmeli, tadını almalı. Vezni, yazana; kafiyeyi, diyene verir ALLAH’ım. Düşünsen bulsan, sözümü alsan dedim. Vezni mantıkla, kafiyeyi gönülle veririm. MEYDAN bulduk, yolları bağladık, gelenin-gidenin gönlünü okuduk, gezdik-gezdik dikenleri ezdik. Gelişi, MEYDAN’ı arayan, Mürşit’i sorana müjdeledik. Asmayı misal verdim, kuru dalını budadım. Deme ‘Kötü.’ Gönül katı. Yuvayı süsleyen yaprak değil mi? Yaprağı süsleyen çiçek değil mi? Çiçeği besleyen su değil mi, toprak değil mi? Senin gönül toprağına su gerek. ULU’nun da gönül toprağına su gerek. Her yaratılanın suya ihtiyacı var. Rehberi değil, bütün ULULAR’ı dedim. ALLAH’ımın yarattığı değil misin? Sevdim, severim, seveceğim, sevmeyi öğreteceğim. Gelişim bunun içindir, ayrılığı kapatacağım. (Resim verilir) ULU’su andığıdır, gönlünde bildiğidir, savaşta aldığıdır. Gönül savaşında. Kendini ölçüye vurmasın, ‘Talihim kötü.’ demesin, dünyadan şikayet etmesin, ‘Zorluyum.’ demesin. Kimseyi zorda bırakmasın. Çocukları sevsin, darda komasın. ‘Ben.’ deme, ‘Hep.’ desin. Herkes için değerli olan, onun için de olsun. Olayları hoş görsün. Sözümüz burda son bulsun. Gidişe taş konmasın. Gidiş uygun olsun.

3 ağustos
Huyun geçicisi merdane olsa, söz dendiği yerde kalsa; dumanlar dağılır, kullar huzur bulur. Söze söz gerekmez. Nadan olana ‘Yadan.’ dersen, kapıyı kaparsın. Elbet hayalden öte, hakikat. Olmayacak işin duası edilmez, ALLAH’ım İZİN vermez.‘Sonum?’ deme, ‘Günüm.’ de. Sonunu düşünmek faydasız. ALLAH’ıma sığın ki, sonun da sigortalı olsun. Sığınman şüphesiz olmalı ki, yolunun taşı temizlensin. Sonu değil, günü yaşa.

5
Hayıra karşı olasın, imanla dolasın. Yolunu buldun, yönünü aldın. ALLAH’ımın LÜTFU, O'na yönelenedir.
Müracaat edilen makamın kapısı kalabalık. ‘Amman’ diyenin müracaatı alınır, adaletle ölçülür, hak olana verilir. Makam, kulun makamıdır, dileyene verilir. Dilemek. Öyle sözle her kul diler. ‘Ya YUNUS nerdesin, günlerdir uzaktasın.’ ÇAKIR gönülden anar. Olmuş, kul gününü görmüş, anını yaşamış. ‘Yerden geldik, yerden yedik, yere döndük.’ diyene de ki: ‘NUR’dan olduk, NUR’dan dolduk, NUR’a döndük.’ Yerin varlığı, kulun varlığına eşit. Gönül darlığı, NUR’un varlığından yoksundur. Nasıl ki yavruna ev açarsın, dayarsın döşersin, sonra evlendirirsin; dünyanın da yaratılışı, kulun yaratılacağı içindir. Dünyanın süslenmesine de MELEKLER vazifelendirilmişlerdir. Vuruşu değil, verişi alalım. Dumanı arkaya atalım gülelim ki, gülmeye alışalım. Dünyanın süsü nedir? Çiçekleridir, taşıdır, toprağıdır, kullarıdır. Kullarının varlığına, yumuşak yol gösterenleri de karıştırmış; “UYSUN KULLARIM, DİLLERİNDE SÖZLERİM.” demiş. Uymayı dileriz. Yolu yürümek için uymak, yolun doğrusunda gitmek gerek. Sağa sola sapmadan, eğri yöne bakmadan yürürsen; tez varırsın, muradını alırsın. Şaşmamak düşmemek için; YARDIMCI’nı anmalı, her gün duacı olmasısın. ALLAH’ına her an sığınmalısın. Her görülene not atma. Rüyasını dedim. Rüyanı görürsün, ‘Hayırdır.’ dersin beklersin. Hakikat olanı da var, hayali süsleyeni de. ALLAH’ım her şeye KADİR, her olay kader. YUNUS’um vazifeli, gider-gelir. Anda burda, anda orda. Neden ona sevgin çok? Canındanmış gibi anarsın, hatırlarsın, görmüş gibi düşünürsün. Nedendir? Uykuda buluşmadan. An meselesi. Anda gider döner. YUNUS’la buluşman; onun sana gelmesidir, senin oraya varman değil. Bedeni ne yapsın? RUH’unu bulur. Silkinmen, RUH’un ayrılışıdır. Gidenin sarsıntısı elbet. Öyle bir RUH’la buluşmak, bedeni bütün harareti ile sarar. RUH coşar, bedeni sarsar.

7
Yamayı fistana koyduk, ‘Derlendi.’ dedik, yorgunluğa yol verdik. Ayyaş değiliz sarhoşuz, serkeş değiliz bir hoşuz. Kapıda dururuz içeri girmeyiz, kulun gönlü yoluna dikenleri sermeyiz. YUYAN’ıyız kulların, adımızı çağıranların. Yapıyı belledik, kapıyı yokladık, meydanı bulduk, kulların yanına vardık. Huzurun olduğun yerde, deme ‘Daha ilerde.’ Olsun olmasın, teneke ele gelmesin, gelse huzur bozmasın. Yusyuvarlaktır dünya döner, ayniyle olayları sürer. Aldığın yetmezse, verdiğin yetsin; yediğin yetmezse, içtiğin yetsin. ‘Yetmez.’ demeyin, yettiğini düşünün. Öteye bakarsan boşluk görürsün. Yamayı yırtık yere ördün, başka kulda yeni gördün. Deme ‘Benimki yamalı, onunki yeni.’ Seninki de yamaya örnek almadan yeniydi. Her olaya kendini hazırla. Kararı olan yok, elde yok. ALLAH’ımın karar. Yemiş ağaçlarına bir bak. Kimi bol meyve verir, kimi az olur. Bol meyve veren yılda, meyvesi zayıf olur; kıt olanda, meyve kuvvetli olur, yersen doyurur. Olgun meyve toplarsan, maksadını alırsın. Ham meyve toplayanlar, ağız tatsız kalır. Meyve dedik, misal verdik. Kulun hamı da olur, sohbeti tatsız gelir.; olgun kulun her sözü gününe göre olur, onun için tatlı gelir. Az der, özünü verir. Meyveler oldu, sergiye vardı; elini sürme, olgunu ezme haramdır. Alışını verdim, sizlere dedim. Sergi niye kurulur, niye teşhir edilir? Beğendiğini alırsın, beğenmezsen yürürsün. Elini sürersen, ‘Seçeyim.’ diye ezersen; senden sonraki alıcının hakkına el uzatırsın. Hak yemek, günahtır. Niyetin olsun. Olmuyor deme, Sabır. Dünden ettin, gününe kattın; gelen, kârındır. Ustanın yapısı ustaca olur, acemi yapısı geçici kalır, gün gelir göçer. Değerini bilmeli, kulu ustaca eğitmeli. Camide imam olmuş, ezanı güzel okumuş. Güzellik seste, ses vergide, ötesi yok. Yolunu almış mı, doğruyu bulmuş mu? Bunları bilmeli, yürüyüşe bakmalı; ustalık görülürse, temeli atmalı. Derseniz; ‘Nasıl bilelim, yolunu öğrenelim?’ Cemaate karışmalı, sohbetini dinlemeli; ‘Cehennem.’ dediği an, orayı terk etmeli. Çünkü ALLAH’ımın YOLU’nda olan, cehenneme değil, ALLAH’ına bakar. Cehennem korkusu, kulu şaşırtmasın. ALLAH’ımın VERİŞİ’nden söz edene, usta denir. ALLAH’ımın verdiği, meydanda; daha güzellik dilersen, gönlünde. Dünyanın verdiği kula, ölçülmez. Sevmesini öğretir, ALLAH’ımın VERGİSİ’ni gösterir. İnkarı yoktur. Veyahut elden aldığına, kula verdiğine şahittir. ALLAH’ım şahit istemez. Çünkü her olayın GÖRÜCÜ’südür. Dünyanın şahadeti, daha sonra gelen nesledir. Denir ‘Tarih döner, aynı yönde yürür.’ Ne var ki; nesiller değişir, görgüler gelişir.

25
Günümüz gecemizi açtı, gözümüz günü seçti, aydın yola niyet etti. Yürümeyi diledik, asmayı yaprağından ayırmadık. Soydan gelen, aslı istenen nedir? Soyun kula verdiği isim, kulun kula verdiği. Sözünü gönle göre dediğin an, kulun gönül asaleti görülür. Ayağını çekersin, ‘Çimeni ezmeyeyim.’ dersin; o andaki düşüncen, senin RUH’unu niyetini bildirir. Yoksa günde yüzlerce defa çimen ezersin. Suyun yolunu açtık, demeyin ‘Tıkanır.’ Öyle derin yerine geldik ki, tıkamaya tıkanmaya güç yetmez. Anca yüzeriz, el ele gezeriz. Denir ki: ‘Merdiven çıktık düzlüğe vardık, ya suyumuza nerede erdik?’ Güzellik görmek için, kulları sevmek için; ‘Meziyet olsun, sevgi versin.’ demeyin, olduğu gibi sevin. Gümüşün yerine bakırı alırsan, atar mısın? Onun da yeri var. Sevmeyi bilenler sevilir, sevmekten kaçanlar unutulur. Unutmak hata, sevmeyi öğretmeli. Açılmamışsa gözü, seçilmemişse yolu sen uyandır o kulu. Kazancına sevinirsin ‘O da iyiymiş.’ dersin. Sedef kaktığın tahta sedefsizken ne değerdeydi? Tahta idi, ve boştaydı. Ele geldi sedeflendi, köşeye kondu değerlendi. Kulu da işlersen, gönlünce süslersen değerlenir. Bahçeye emek ver ki, sana emeğince yudum versin, güğümünü doldursun. Oymayı taşta görsen, aldığını derste görsen; öğrenirsin, sepetten aldığını yere verirsin. İğneyi batırırsın, düz parçayı kesersin, yumağınca dikersin. Seğden gelse dağdan inse, sinnine göre fistan giydirirsin. Ona vereceğin ders de öyle olmalıdır. Herkese aynı fistan gelmez, yakışmaz. Yakışanı bulmalı, sinnine uydurmalı. Yaşı da görgüsü de. Aynı dersi herkese veremezsin. Her gece yazarız, suyun derinindeyiz. Günden geçti, üç yıl geçti, sözümüz eksilmedi arttı, yükümüz sırttan attı. Ne gönülde gam, ne günümüzde huzursuzluk kaldı. Anda üzüntü anında geçer. Gönlünden dumanı atsak, şöyle dünyanın olumuna baksak. Senden başka kulun yok mu dumanı? Çıkar at, ne dense arkana bırak, aynayı eline al ön yüzüne bak, arka yüzünü duvara tak. Tak ki görünmesin gönlünü karartmasın. ALLAH’ımın EMRİ’nden, çıkmadın yolundan. Ne düşündün uygun olmayanından? Düşüneni dert etme, ‘Kötü.’ diye söz etme. ALLAH’ıma duacı ol, o da doğruyu bulsun, uykudan tez uyansın. Sonbahar bulutlu geçer, amma çirkin değildir; kış üşütür, amma kötü değildir. Her mevsimin gelişi gereklidir, çünkü kulu bekletir. Her kulun beklediği, verimli bir mevsim vardır. ‘Her mevsim bana versin, dileğimce olsun.’ dersen, yanılırsın. Yaprak dökülmezse toprak verimini kaybeder. Asmayı ele al, kazmayı omuza vur, şafak vakti kendini bağına vur. Toprağını kaz, dalını buda, verişi bekle. ‘Aldığım yeter mi, aşımla biter mi?’ deme. Sandığımız gibi değil, ALLAH’ımın nasibi kadardır. Suyumuz aktıkça, sevgimiz arttıkça; yuvamıza duman girmez, gönlümüzü bulandırmaz.

28
Gelenleri hoş gördüm. Selam sizlere, geldik yüzlere. Yüzlerimiz gülsün, suyumuz öyle içilsin. Aldığımız değil verdiğimiz ölçüsü. Sorulara dedim. Aldığımız, yanılmayanın veriş; verdiğimiz, cümlenin dileyişi. Yanılmayan, dünyada olup ALLAH’ın verdiğini bilen. MEYDAN bulduk, yol sizin; yoldan izin, ALLAH’ımın. ALLAH’ım hepimizin. Cümleden kopmayanlar, her an beraber olup yolunda yürüyenler; müstesna kullardır. Asmadan aldım üzüm, ‘Ye dedim iki gözüm.’ Senin yediğin sende, benim gördüğüm bende, aradaki fark nerde? Ayağının adımı. Senin yediğin, senin tattığın. Yumuşak adım attığın an, tadını alırsın, dünya nimetini bilirsin. (Kime yazıyorsunuz?) Sen ben değil, cümleye. Gelişim gümüş yola değil, altın gönüle. Bina yapılır, temel atılır, tuğla örülür, kapı açılır. Tuğlasını eksik koyma, harcını boş koyma. Dağınık olmasın, duvar bitende çatlamasın. Kapısı doğuya baksa, günü bilirsin; batıya baksa, geceyi görürsün. Arayı bulasın, geceye güne aynı ölçüde bakasın. Damı örtüldü, yüksekten bakıldı, baca takıldı. Aşımız pişmeli, bacamız tütmeli. Tüttüren kuldur, olduran yoldur. Asmayı misal verdik, ağaçları söz ettik, yeşil renge göz ettik. Denmesin ‘Renk ayrılır. ayıranlar kayırılır.’ Renklerin hepsini sevdik. Ne var ki, yeşille haşır neşir olduk. Usta aranır işte, yolcu aranır yolda. Aradığını bulursun, hakkını verirsen. (Resim verilir) Aynanın bir yüzü aydın, geri yüzü karanlık. Unutulmasın, karanlık olan yüz öbür yüzü aydınlatır. Yapılan resim, günde ‘TAVUS HATUN’ denir, öyle bilinir, y’ye hediye edilir. Elinden alındı, dilinden verildi, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ denildi. Tespihi var, elinde pamuk dalı. ‘Niye?’ denildi, manası soruldu verilenin. Kulun ölçüsünün bir tek yerden verilişini gösterdim. Kullara sorsan TAVUS HATUN’a ölçü vermez, onu cemaatine sokmaz. Ne var ki, ALLAH’ım ölçüyü kime verir, kimden alır bilinmez, böyle şey kulundan sorulmaz. Kimseye ‘Kötü.’ deme, kuluna ölçü verme. Yolcu yolunda gider, kulun elinden YARDIMCI’sı tutar. Dediğini verdim, binayı anlattım. Yanımızda olan, yolunu düşünen. ‘Yumuşak yol bulalım, yolumuzu açalım’ dedim, sizlerle el-ele verdim. Yolda durmak olmaz, duran arkadaş bulmaz. Yürü, yürü de öndekine eriş. Yalnız, kimsenin yoluna, koluna, eline, ayağına darlık verme. Alınanın niyeti, salınanın diyeti ölçülüdür. Sepet söz için değil, çöp için olmalı. Sözü sepete atarsan yok olur, gönüle katarsan ders olur. Ayıklarsan üzümün çöpünü, ağıza atmak kolay olur. Üzümü ağıza, çöpünü sepete at. Asmanın kütüğünü gün gelir budarsan, ocakta yakarsın, ateşe bakarsın. Aşın da pişer, odan da ısınır. ‘Kütüğü kes.’ demedim, ‘Budarsın.’ dedim. Sevişle dövüş sarmaşır, aynı neticeye ulaşır. Seven sevilir, sevilen sevinir, el-ele verilir. Suyumuz verilir, sorular derilir. ‘İnandın.’ dedim, gönlünü gördüm. ‘Üzüntüye son.’ de, ayrıntısını düşünme. Ayrı gibi olsa da, sana yol kapasa da; elinde değil, EMİR YÜCE’den, YÜCE ALLAH’tan. Kula boyun bükme, yola yolcu takma, yol senin. Yalnız değil, açık konuşuruz, gönülle halleşiriz. Şüphe etme, ‘Ya olmazsa, izin gelmezse?’ deme. İZİN ALLAH’ımdan, kuldan değil. Yolumuzu yürümeli, durmamayı bilmeli. Yol yürürken, seyahat ederken yanındakine, ‘Geldik mi, vardık mı?’ dersen, cevap alırsın. Birde ikide yumuşak, üçte dörtte kestirme cevap alırsın. Yürü, yürüdüğün yolun doğrusu sende, elin elimde. Sorma ‘Geldik mi, durağa vardık mı?’ Gelende, durağa varanda; ben sana derim. Sakın kırılma. Bana değil, dünyaya. Kırılmaya bölünmeye değil, olmaya gelinir. Doğdun doğurdun, yürüdün, öğrendin. Yol, ona-bana-sana değil cümleye. Gönülden uyan her kula. Uymayan uyanır, ne var ki geç kalır. Yol yolcunun, gecen yürür, güzelliği görür. Dendiğinden güzel. (Resminin verilmesi rica edilir) Günde değil gelende, gelen gün yakında. Yapılana ‘YM’ de. Resme değil, gidişe hazırlarım sizi. Nasip olacak, MEVLÂNA geldi gidecek, dönüp gelecek. YUVA’mız cümleye açık. Gelene-gelmeyene, uzak yoldan anana, hepsine selam. ALLAH’ıma emanet, giden yolcuya selamet. Gidişte olsun, aldığını bilsin, dualar edilsin, ALLAH’ıma dönülsün. Sözü bizden, izahı kuldan. Olacağı bilesin, gönülden ferahlayasın. Suyumuzu aldın, yolumuzu gördün, şüpheyi günde sildin, gelende yanıldın. Manayı vazife bil, olanı gör. Açmak, açıklamak vazifen olsun. Sözün burada kalsın. Söylenir açıklanır. Açıklamak vazife dedim.

31
Maynayı almak kolay, yükünü hafifletmek. Dilersen YUYAN’ı bilmek, ‘Gözüm görsün.’ deme. Görmeden de gelir, yerini bilir. Layık oldun, buldun. Layık olduğun kadar kalırsın. Yalnız sözümüz yanlış anlaşımasın. Layık görülen kul; günde olur, gelende kalır, yerini başkasına verir diye bir şey yoktur. Kul, ya layıktır, sonuna kadar öyle kalır; ya da değildir, geç ayılır. Ayılandan olmak da güzel. Ne var ki vakit kalırsa. CAN’ının alevi, ADEM’in kelamı. ULULAR da dünyadaki beden hizmetiyle bilinir, yol öylece yürünür. O'nun RUH’undaki hüneridir sizin dediğiniz. MEVLÂNA yazdı-söyledi, döndü-üfledi. ADEM’in varlığı, dünya darlığını sildi. Yazıyı deftere, hitabı YUVA’da layık olan kula verilir. Olay bu. Birinin öbüründen üstünlüğü yok. Verilen müstesna kuldur bilinir, alan da geri değildir elbet. Orucu tutmak güzel; ne var ki, nasip olursa, uslanmış kulların niyetine ALLAH’ım İZİN verirse. Niyet güzel. YUŞA ALEYHİSSELAM der ki: “Uykuya niyet ettim, gönlümü ALLAH’ıma havale ettim ki; yanlış yola bakmasın, mantığım sakat olmasın. Çünkü uyku cansız kalır.” İyiye havale edersen, iyi yönde döner; umutsuz yatarsan, münasip olmaz, mantık selameti bulmaz. ‘Uykunun önemi yok.’ deme. CAN’ına yönünü dene, uykuda yön ver kendine. Uyanık zordur dersen, anında düşünme. Uyku nedir? Uyku, bedenin yükünü bırakması; RUH’u. Hamalı düşün, yükünü emin yerde bırakırsa sağlam alır. Onu dedim, uykudan önce ALLAH’ına duacı ol, RUH’una yönünü kendin ver, mantığını o yönde kullan. Uykuya yatarken de ki: ‘ALLAH’ım SANA sığındım, RUH’umu YÜCE KATIN’a emanet ettim. SEN’den başka düşünmem, dünya diye yakınmam. Yolumu dilerim, yönümü isterim ALLAH’ım.’ de, uykuyu bekle. Düşünme dünyayı. Uyu-uyan, kendini yokla.

4 eylül
Gelene yol münasip deyim, selam cümleye vereyim. Gelmedim buradayım, unutmadım yoldayım, seven gönüllerdeyim. Ben, her gönülde olmayı dilerim. Kuyu su doluysa kaynağı vardır, kuruysa taş doldur. ‘Olmuyor.’ dersen, yumağına iftira etmiş olursun. Olmayan yok. Yoluna taş koyan çok. Deme ‘Kimdir?’ O mani olmaz. Niyazın yol vermez. Olmaz dediğin, olmaz diye üzüntü vermesin sana. Üzüntü verecek, mümin kulu aydınlığa çıkaracak, yanıldığını görecek. ‘Eksiğim.’ deme. ALLAH’ına duacı ol ki, her kulun nasibi olmayan imanın var. ‘Eksiğim.’ diye üzüldüğün, senin en büyük meziyetindir. ‘Hezimet.’ deme. Münasip yolu açılışı, niyazının kabulüne kadardır. ALLAH’ımın ADI’na, hayatının andına söz edene de ki; ‘Benim, YARATAN’ıma kulluk, vazifem.’ YARATAN’ını bilirsin, kulluğundan şüphe edersin. Şüpheni sil. Yolun doğrusundasın. ‘Halim?’ deme. Meyve hamken yenmez, yanlış bulan dönemez, gününü boş geçiren gün sonunda gülemez. Ayağına uyarsan, yolunun gidişi yanıltır; gözünle bakarsan, YM olur. Düşmeyi düşünme. Taşın konusu sana mani değil. ‘Hayır’ diyene duacı ol ki sana hayır getirir. ‘Evet.’ dese yüze gülse YM olmaz, sana hayır vermez. MEYDAN aradın, yol yürüdün, ‘Doğru mu?’ dedin, bana sordun. Sana deyim, elimi vereyim. Kimseye güvenme, ALLAH’tan başka; kuldan bekleme, selamdan başka. Onu da verirse, alırsa. Verirsen YM olur. Almazsa, niye gönlün kırılır? MEYDAN’a geldin, şaşırdın. Bu günkü durumun budur, bu şaşkınlıktır. ‘Hastalık’ deme, bağlantıya söz etme. Kul kulu bağlayamaz. ALLAH’ın kulu, kulluğunu  bilirse, YM olursa; bağlantı sözü etmez, edene yol tutmaz. Sakın inanma, gönlünle kanma. Mümin kulsun, ALLAH’ım seni kötülükten korusun. ALLAH’ım, O'na kulluk eden kulunu sever, yoluna YARDIMCI verir. ULU’nu bildireyim, elimi sana vereyim. Düşünde ansan, uyanık çağırsan, anında yanındayım. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun, gecemiz gelene huzur versin. ‘Neden?’ dersin, yuvaya söz edersin. Yuvanın temeli atılır, duvarı örülür, damı örtülür; saçağı unutulur mu, yağmura boş verilir mi? Yuvayı yaparken, mevsim de düşünülür, pencere ona göre açılır. Batıya-doğuya yön verirsen, doğanı batanı görürsün, namaz vaktini bilirsin. Şimale-cenuba yaptın mı, gölgede kalırsın. Senin yolunu ALLAH’ım düzene koyar, ‘Kuzeye.’ diyene arkanı çevirtir. Sakın şüphe etme, kuldan korkma. Aynayı düşündün mü? Parlak yüzünü gördün mü?  Niye parlak olmayan yüzüne bakmazsın? Çünkü orda karanlıktan başka bir şey görmezsin. Sana söyleyen, aynanın arka yüzünü çevirendir. ‘Bak.’ der, ‘Görmeye çalış.’ Neyi? Niye parlak yüzünü çevirmez? Kendi yüzüne bakmaya cesareti olmadığı için. Senin yüzüne parlak yönü yaraşır, sana el ne karışır. MEVLÂNA’yım bilesin, yolumu öğrenesin. Gününü boşa değil, hayırla bitiresin. Geldim ne deyim? Huzur diledin, vermek vazifem. Şüphesiz almak senin vazifen. Üstünden at yükünü. Deme ‘Elimde mi?’ Elinden tutanı, seni YARATAN’ı düşünürsen atmak kolay. Sepet taşıma. Her şey değerince ağırlık taşır. Sepete altın koy. Ondan yukarı, yüzden aşağı alır. Daha çoğunu kaldırmaz. Yumuşak YM kağıt koyarsan, koyduğun kadar alır. Onun için dedim, sepet taşıma. YUVA’nın çeşmesi suyu bol verir. Saçağı tıkanmaz, toprağa verir. Düşünme darlık, dünyada varlık. Geldik döndük, ne alıp getirdik? Bıraktı isek ne var anılsın adımızdan başka? ‘MEVLÂNA’nın evi, çiftliği, hanı hamamı.’ derler gösterirler mi? Söze başladık, yolu taşladık. Denmesin ‘Günah olur.’ Günah olan, peşine adak koyandır. Yol vermedi, el aldı. Eserleri hep çaldı. Adına yazdığı. Neyi öğretti? Ne aldı, ne verdi? ALLAH ADI’na söz eden, sözüne karşılık almaz; ALLAH’ın VARLIĞI, ticaretle paylaşılmaz. ALLAH’ın ADI RIZASI ile anılır, ‘ALLAH’ımın Rızası için.’ denilir. ALLAH AŞKI ölçülmez, kul gözü ile; yol yerinden bozulmaz, kul sözü ile. Niyaz edersen; gönülden almaya şüphe etme, ‘Niyazım boş oldu.’ deme.
ALLAH’ım olmayacağın duasını ettirmez, adak sona bırakılmaz. Meyveyi yemek için ermesini beklersin, niyazının olması için niye sabır göstermezsin?
Olmuş kulun gönlüne girdim, dikenlerini ezdim. Yanılan, yolun değil, ‘Tutayım elin.’ diyendir. Elini çek, şüpheyi sana aşılayandan uzak dur. Yumağın düğümsüz. Düğüm atmaya, yere vurmaya çalışanlara meydan verme. Bekle, acele etme. ‘Biri mi, öbürü mü?’ deyip kendini oyalama. Nasip açıldığı, günü seçildiği an, kapının açılışı görülür, hayıra yol verilir. Bağlantı yok. Sebep düşünme, senin için hayır. Unuttuğun gün, dünyanı sana aydın gösterir. Senin hatana değil atâna yaklaşmadı. Yeşil rengin dengi sarıdır, sarının dengi kahverengidir. OMAR der ki: “Denmesin ‘Neyimi noksan gördü?’ Noksan olan, gönül derdi. ‘Gününe uysun.’ der, kendini rezil eder.” Yoluna uyan nasibindir. Amade kulun niyazına uyacak. Günü gelende kapın açılacak. Dileğine uydu mu, yolun bana geldi mi, elim sana erdi mi; huzurun tamdır. Başka yol arama. Dedim, MEYDAN’a geldin, şaşkın durumdasın. Çok aradın, YARDIMCI sordun. Her denilene el attın. ULU’dan aradı, ULU olmayanla olanı ayıramadı. Dedim, sana el verdim, yoluma aldım. Diyeceksin yakındır ‘Huzura vardım.’ Şüphe yok. Gelişim boş değil, korku yok, sevgi çok. Sevilebildiği kadar. Yoluna gelebileceği kadar. Gelmezse, çekme. Zorda bırakma. ALLAH’a ısmarladık. Her olaya ‘Hayır.’ de, demezsen kötüye yorma. Körlük göze değil, gönüle zarar verir. Göz, kulak, el, ayak, baş, diş neden vermiş YÜCE ALLAH’ım? Gör diye, gördüğünü sev diye. Gönül de vermiş, duy duy da öğren diye. Akıl vermiş ye ye de beslen diye, mide de koymuş dünya nimetlerine kulu ayarlamış. Sen bunu bozarsan, yobaza akıl takarsan, nimetlere gözünü kaparsan; kulluktan uzak olursun. Ayak verdi, yol gösterdi, yürüyesin diye. Yürümezsen tutulursun, topal kalırsın. Bir yerde uzun oturursan, ‘Uyuştum.’ dersin, yürümeye çalışırsın. Her verilen çalıştırılmalı, dünya nimetlerine alıştırılmalı. Görmeye dedik, güzellik ara, çirkinlik yoktur, velev ki çirkinleşmeye çalışılmasın, kötülüklere alışılmasın. ‘Kötülük nedir?’ dersen; dünya yükü. YM olacak, hayır olan gelecek. Şüpheyi atan, bulacak. Yumağına hayır yazılı, niyazın gönülde kazılı. Meyyal olduğun yola değil, yumaktaki ele bak.

5
Olmuyor dendiğine vermiyor. Gün güne bağlı; araya gece girmese, kul niyetine uymayanda ‘Aman’ demese. Mevsimi bilmezdiniz, hepsi yaz olsa. MEVLÂNA’yım! Fundalıktan geçtim, yeşil yaprak seçtim, fistanımı yırttım. Olaya ‘Olağandır.’ dedim, derde dert katmadım, AŞK’ımı satmadım. Aynayı yuvaya koyun, yönünüzü O'na çevirin. Yumağı gününe göre değil, günü yumağa göre hazırlayın. Yumurta, yumağın günlük misali; geçmiş gün, kulun masalı. Yemeye-içmeye gününüzü verirsiniz, yolunuzu seçmeye ömrünüzü. Meyvenin oluşu gibi ayarlarsınız. Meyvede olmadan düşen yok mu? Yolunuzu kınamadım. Size, ‘Yolunu bulmamış.’ demedim. Okunacak yazımız, toplanacak kitabımız; onun için yazarım. Gayeniz; sözümü almak, yolumu bilmek değil mi? Yazdığımı okuyun, hissenize düşeni alın. Almadığınızı verin. Uymayı vazife bildim, YUVA’ya postu serdim, ‘Buradayım.’ dedim. Müyesser YUVA’dasınız. Geldiğimizi, ahirete olan yolunuzun işareti bilin. YUVA’mıza geliş, ALLAH’ımın ADINA koşuştur. Gelmeyi vazife bilin, öylesine gelin. Kul ziyareti değil, kulun ALLAH’ından aldığı armağanıdır. Kapısının çalınışı, kullarının YUVA’sını anışı. ‘Gelene gelmeyene değil, ziyaretim MEVLÂNA’ya.’ dersen, açık demiş olursun. YUŞA’nın dağ başında yatışı, giden kulu zorda mı bırakır? Gelişe taş konmasın, ‘Rahatsız ettik.’ denmesin. Yolumuz düzde, gönlümüz yüzde, elimiz sizde. Geliş, izinde. Ne sende, ne bende. ALLAH! ALLAH! ALLAH! YA RESULULLAH! Yarattığın kullara, öğrettiğin yollara, yolumuzun üstünde olanlara yardımcı olamazsak, olmayı bilemezsek; YM mi olur, RUH’umuz huzur mu bulur? AŞK’ımız; yolunuza, aydın günün sonuna yol verir. ‘Olmuyor.’ deme, dediğin gibi olur, olduğu gibi kalır. Niyetine uyan, başa gelir. Sürüyü bilir misin? Başı çeken, sürüye sahip olur, ağıla gidene kadar. Gelen günde, ağıla son gelendir, başı çeken. Dönüşte başı çeken, sona kalır. Senin anladığın değil. Başı çeken öyle sanır, kendini sahip sayar. Ne var ki, çobanı unutur. Kavalını çaldığı an, su başında bekletir. Bütün söz, çobandadır. Dilediği an sürünün yönünü çevirir, başı çekeni değiştirir. Yanlışa giderse, çevirmek caizdir. Bir sürü, bir başı çekene bırakılmaz. Yanlış giderse, yön vermek çobana düşer. (DEDE’ciğim hatayı hemen bildireyim) Geç bile kaldın. Vicdan sana yük vermez. Sana bildirmek vazifesiydi. Uyarmaya çalıştın, doğruyu söyledin, vazifeni yaptın, YM oldu. Dert etme, ‘Üzüntü.’ deme. Dünyayı karartma, sana duman verene duacı ol. Doğruyu bulsun, ıslahı tez olsun. ALLAH’a ısmarladık. Dağın tepesi çıplak, eteği zengin midir? Tepesinde ayrı cevher, eteğinde ayrı cevher vardır. ‘Dağdan iner mi, başı döner mi?’ demeyin, olaya taş koymayın. (Resim verilir) Mesnevi yazan değil. Müstesna varlığını dünyada görmedim. Duydum, sevdim, ‘EYÜP HAZRETLERİ.’ dedim, önünde eğildim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun (Resimdeki şeklin anlamı rica edildi) Armudun kesiti portakala uymaz, yaprak yaprağa benzemez. Ne var ki, hepsi bir gaye için, ALLAH’ım kulları için yaratmış. Gelenler, yol verenler; birbirine benzemez, aynı yolda yürümez. Ne var ki, aynı yola götürür. Dünya turuna çıksan, iki kişi bir olsan, biri doğudan dönse, biri batıya gitse; dönüşte buluşurlar, aynı noktada kesişirler.

8-1
YUVA’ya geldim, yüzleri gördüm. Gülene, yol dileyene, yolumu verdim. YUVA’nın sesi, yumağın düğümsüzü. Sorular ALLAH’ımın İZNİ’nden, yollar benim elimden alır. Meyveler ağaçlarda olur, yol bulan koparır, ağza alır. ‘Ham.’ diyen, sabra yol verir. ‘Beklemek zor.’ dersen, ham yersen; mideni bozarsın, gününde yozarsın. Mümbit toprak bulmuşsan; dilediğini ekersin, yoluna su çekersin. Ekinini sularsan, bereketi görürsün. Sorana dedim, MEVLÂNA’yı imtihan edene. Gemiye bindin, ‘Sallandı.’ dedin, dalgayı düşünmedin. Dalgalı denizde gemiye binen sallanır. Denizi yoluna alan, yolumun sonu diyen; elinde olana değil, denizde kalana gönül koyan. ALLAH’ım verir, dileyeni görür. Duanı etmezsen, ‘ALLAH’ım.’ demezsen; kimden beklersin? Andığını beddua ile anarsın, bedduanı karşına verirsin. Unutma, dağın karşısına geçip ne bağırırsan, o cevabı alırsın. ALLAH’ım esirgemez, dileyenden sakınmaz. Az verdiği çok verdiği vardır. HİKMETİ. Dediğin ALLAH’ıma malum, bağırmaya ne hacet. Gönülden dile, dağ yamacına gidip bağırma, cevabını öyle alma. MEVLÂNA sever; seveni-sevmeyeni, yolunda gideni-gitmeyeni, elinden tutar, dileyeni-dilemeyeni. Dilin gönlüne uymaz. Sen verdin, ben aldım. Geldiğini verdiğini, ALLAH’ıma sorduğunu deyim. Elini uzatana dönme, yumağını sarmana yardım edene sövme. Dünya küçük, alem büyük, yıldız çok, güneş büyük. Kulda olan yük, dünyada kalsın; YÜCE’ye, arı RUH varsın. Mümin olanın, niyet diyenin; dediği, günde olmazsa, dert etmesin geleni beklesin. Her yol aydınlığa götürür; ne var ki yolu bulmalı, MEYDAN’a varmalı. Niyetler mevsime benzer. Yazdan kışı anarsın, kışta yazı özlersin. Dileğin baharındasın. Yaza varırsın. Üzülme, üzüntü etme. Niyetini NUMAN’a havale et. Nerden geldin, nereye vardın, niye kaldın? Geçilecek, kapı açılacak. Deme ‘Kapalı.’ Güvenme kula. Kul ALLAH’ımdan büyük değildir. Neyine güvensen boş. ‘ALLAH’ım.’ de, YÜCE’ye koş. Niyazın edilir, kapılar açılır. Niyetler bir değil. Her fani gibi dumanlı gönül. Dumanını at. De ki, ‘Nerden, olan YÜCE’den. Benim hatam olaydı, kul bana takılaydı; ‘Hatalıyım.’ derdim. Olan ALLAH’ımdan.’ Dert etme. ‘Ortalık bulanık, gönlüm dumanlı.’ dersen yanılırsın. Şüphesiz ALLAH’ına sığınırsan; kapalı kapının açıldığını, kötü kulun döndüğünü görürsün. Dert etme. Açılır. Gayretin boş olmaz. Aldığın ALLAH’ımdan olsun, kulun vereceği kula kalsın. Şüpheyi içinden sil. ‘Yavrularım?’ dersin, onları da SAHİBİ’ne emanet et; O'ndan başka emanet ehli yok bilesin. Sen senin değilsin, senin olmayan dünya malıdır. Gönül senindir, sen ALLAH’ımın. ALLAH’ımın NURU ile yıkanmışsan, neden şüphe edersin? Kulundan ne beklersin. Kendine veremediği?  Sana ne verse, almışsın. Aymış, aldığını sormuş. Aldığı dünya malı. Ne niyet ettin? Minareye çıkana, ALLAH ADINA çağırana; yol münasip olursa, camiye varılırsa, namaza durulur, dünya günü silinir. Silmediysen ne vardın, ALLAH’ımın ADINA ne durdun? Dünyayı silemezsen, gönülle varamazsan; müezzin için mi namaz kılarsın? Olanı sordun, duacı oldun. Şüphesiz bekle, ‘ALLAH’ım.’ de O'na emanet et. Olacağı geleceği düşünme. Günün gecesi varsa, sabahı da var. ALLAH’ım yuvaya, yuvanın başına dumansız gün versin, yamasız fistan giydirsin. ‘Yamalı kötü mü?’ dersen, neden kötü olsun? Yamayı denk getiren de ALLAH’ımın kulu. Ne var ki, ömrünün kuludur yama. MEYDAN dolu kul ile, kulun eli yol ile, yolundaki PİR ile. ‘Yürümek kolay mı?’ dersen, ALLAH’ıma sığın da gör; el-elinden, ULU dilinden duy da gör. Geldik YUVA’ya, girdik havaya. Duacı olduk yuvanın başına. Yuvanın başı, hatun bedeni. Bedensiz baş olma. Yavrusuz eş olmaz. ‘Olur.’ dersen, kardeş olmaz. Yuva eş ile, eş yoldaş ile olur. Yavrular yuvayı süsler. ‘Yamanın oluşu yavrudan.’ dersen, yanılırsın. Yavru olmasa da yama olurdu, ALLAH’ım nasibinizi kısardı. Her doğan tayınıyla gelir, tayın bedelini ALLAH’ımdan alır. Deme ki ‘Nasibi bendendir.’ Senin olmadığın yerde, nasip yok mudur? Doğan, ADEM’le nasip verildi, her kul ile arttırıldı. Niyaz edelim, yavruların duacısı olalım, dağın sesini almayalım. Aymayı vazife bilin, yolunuza öyle gidin, kulun derdine dert katmayın. MEYDAN kul bekler, kullar yol bekler. Durmaya değil, yürümeye geldik; el verip yürütmeye geldik. Yatak pamukla dolar, pamuğu tarla besler. Kul yorulur, pamuk yetişir, pamuk kulu dinlendirir. Güzel güne hazır olun. ‘Kötü gün.’ deyip gönüle duman koymayın. İyi bekleyen, iyi bulur. Gidiş-geliş anda olur. Kul gönülden alır. Adak yanındaki diler. Adak, günde yapılır. Gelen gelene takılır. Yumuşak dimağın kararı da yumuşak olur. Son söz ALLAH’ımındır. Kültürlü, söyler yanılır. SÖZ SAHİBİ’ni unutur. ALLAH’a ısmarladık. Sözün sonu yok. Başını bulamadık ki. Yazdım sana oku diye, oka da huzuru bul diye. Aldığını verdiğine sayma. Yürüdüğünü durduğuna sayma. Aldığın haktır, verdiğin kadar. Ne biri eksik, ne öbürü fazla. Her şey yerli yerinde. ‘Delice.’ deme, zeytin dalına söz etme. Sabır kulu erdirir. Yolda taşlar olmasa göze ne hacet? Kulda hata olmasa sabra ne hacet? ALLAH’ım kulunu yaratmış, “HATASIZ OLMAZ!” demiş, sabrı da vermiş. Sen sabrını aşıla, aşını oldurur. Sabır kulun kendinindir, kendini oldurur. Asmayı diktin, ne güne baktın? Asma kütük oldu, meyveyi verdi, tadı güneşten aldı, sabreden kul şarabını içti. MEVLÂNA yavrusuz mu idi,
yavruları melek miydi? Şikâyet, asla.

8-2
Selam sizlere, gülen yüzlere, aydın gönüllere.
Yumuşak yolun, hayırda oğlun, düzelir derdin. Almak zor değil, üstünde dur, durmazsan boş verir. Ona de ki, ‘Elde değil, ALLAH’tadır.’ Sana söz edene dert etme. ‘ALLAH’ım SANA sığındım, SANA havale ettim. Araya ben girdim, darda bırakma ALLAH’ım.’  de. Seni kurtarır. Niyazına, gün-saat vermeden devam et. Şüpheyi içinden at. ‘Oldu-olmadı.’ deme, dünya derdine kendini kaptırma. Aynaya bakana yumuşak görene de ki; ‘Yumuşak bakarsan yumuşak görürsün.’ Geçirdiği günlerin boşluğu, yumuşaklıkla dolsun, netice hayır olsun. Niyazını bırakma. ‘Ne okusam?’ dersin. Niyazın okunmasıdır mühim olan. Yer yerindir, sevap kulun. Yer derindir, suyu serin. Serin sudan içirdik, ‘Köprü’ dedik geçirdik, ‘Dağ’ demedik aşırdık, kötü olanı kaçırdık. Almayı-vermeyi bilene, sözünü yerine verene deyim. Huzura yer vermesini bilir. ALLAH’ına dayanır. An geldi yanıldı, ‘Dert oldu.’ dedi. Dert değil, dediği sert değil. ALLAH’ına havale etsin. ‘SEN yukarıdan görürsün.’ desin. Kimse ALLAH’tan büyük değil. Elden gelenle yetinsin. ALLAH’ına havale etsin. Sabıra yer versin. Çözülüşü görecek, olgunluğa erecek. Elbet karşı taraf duacı olsun onlara, ıslaha ersinler diye. Anne bunu bilir, sever sevilir. MEVLÂNA yollu. MEVLÂNA’nın etrafında, yollu olmayan durmaz, yolu uymayan gelmez. Hepiniz hepimizin, hepimiz ALLAH’ımızın kullarıyız. Sevgilerimiz, sevgilerinize denk. Mahzun olmayın, ‘ALLAH’ım, ben de.’ demeyin. Elbet hep beraberiz. Çağırıldığım yerdeyim, anıldığım gönüldeyim. Güzel olan gönüllerdir, güzellik ALLAH’ımdandır. Hepinize huzur, iyi gün, aydın gönül, dumansız dost dilerim.

9
Yolun yumuşak kulu geldi, gönülden selam. Sözümüz, yolu açsın. Gayemiz yol vermek, vereni görmek, elinden tutmak. El-ele, gönülden GÜL’e, mümin gönüllere. Ne midir alıcının verimi, vericinin dönümü. Gidişe gelişe bakar, sorduğun huzur içinde yatar. Misafirin manisi ortadan kalkar. Sebepsiz değil, sebep kul değil. Kötülük ALLAH’ımdan değil. ALLAH’ım iyi olanı verir, O'na yöneleni görür. Kula eğilme, ALLAH’ımdan dile, kul ALLAH’ımdan büyük değil. Tahtında otursa da, tacını takınsa da; dünya malının emanetçisidir. Ne tahtının sahibi, ne de mülkün sahibidir; an gelir tahtından iner, saltanatı sona erer. Güvenme ALLAH’ımdan başka kimseye. MEVLÂNA yola düştü, yolunda hayli koştu. Gönlün açık, beden uykuda, yumuşak gönlün kayguda. Ne yumak sarışından, ne düğüm açışından güne kadar söz etmedin. Kimseye yük vermedin. Günden sonrayı düşünme. Yalnız kalan olmaz, ULU’n seni bırakmaz. Çağırdın mı gelirim, YUVA’da meclisi bulurum. Denilir ki, ‘Yalnızlık ALLAH’a mahsustur’; yalnız kalmaz. Mümin kulu severim, kendimi bildiririm. Gönülü gezerim, bileni görürüm. Vazifem; eline elimi vermek, yoluna ışık tutmak. GANİ’den aldım haber, der ki ‘Niye üzüntü eder?’ Vicdanına yük etmesin, kendine eziyet vermesin. Olduğuna bırak, ALLAH’ıma havale et. En doğrunun olduğunu göreceksin. ALLAH’ım kulu yaratmış, akılı vermiş; yumağını sararken kullan diye. Yumağın bitiminde, ölümün geliminde; sana lâzım olmaz, seninle gelmez. Anlaşılması zor değil. Yolunu yürürsün, kimden kuvvet alırsın? Yolunu açarsın, kime danışırsın? ALLAH’ım sana yolların doğrusunu gösterdi; oradan yürü, aklını orada kullan. Ne var ki, YARDIMCI dilersen, yanlış yoldan dönersin. Deme ‘Hangi yol?’ ULU’n seni doğruya götürür. n kulun, doğru yolun. Dostun az değil, ne var ki, YARDIMCI yalnız ALLAH’ım. Dilediğin uymazsa, deme ‘Kuldan, bendeki halden.’ ALLAH’ım, mümin kulunu görür, hayır olanı verir. Olan, senin için en hayırlısıdır. Geleceğin kaygısına düşme. Aymayı günde bildin, gücünce çalıştın. MEVLÂNA’nın elini eline aldın. ALLAH’ımın ULU’suna, güllerinden derilmişine, selam selamet. ENBİYA nerde mi? ALLAH’ımın HUZURU’nda. Yerine değil, RUH’una duacı olun. RUH’unu yardımcı alın.
(Resim verildi) Gönül aydın. Gelen, meclisi bulanlardan ALLAH’ım hoşnut olsun. Resim hediye eden, HAZRETİ AYİŞE. Cümlenize yardımcı olsun. Gönüller bir hamur olsun, fırında pişsin, ALLAH’ım için yansın, yanıp kavrulsun. ALLAH’ımın AŞKI yakmaz, üstü kül tutmaz, yanmaya başlayan sönmez. Hep beraberiz, aynı fırındayız.

11
‘EYVALLAH.’ dedim, girdim söze, selamlar getirdim size, yolda vardım düze. En güzel sözden, en uygun yönden, yumuşak yoldan Geldik, ‘ALLAH’ım.’ dedik.
An meselesi dersin, can meselesi derim. Yolumun üstü değil desem, yolum dost yoludur, dost, ALLAH’ımın her kuludur. Aymak kulun vazifesidir. Sevmek, dost olmak, aymanın tezahürüdür. Uygundur sorduğun, ne var ki izin kadar söylenir, bilirsin. Anıldığım her yerdeyim, sevildiğim gönüldeyim, sana söylenildiği kadar. Dualar zamansız değil, vakitler izinsiz değil. Dünyanın gelişimi, kulun görüşüne göredir. Gördüğün gibi bil. Mevlit diler, ‘Okunsun.’ der. ‘Okumak alışımı, alışım huzurumu getirir, huzurum ona rahatlık verir.’ ‘YA ALLAH YA MUHAMMED, ŞEFAAT YA RESULULLAH.’ duaların en güzeli. Duman dağılsın, yumağın düğümsüz sarılsın, cümleniz huzur bulsun. Dünya yükü yüklenmeyin, derdi sarıp tükenmeyin, yolun dumanına gözle bakmayın. Cama perde koy, perdeyi iyi kapa, dumanı görmezsin. Dayandığını sordun, ALLAH’ımdır. Adını sorduğun salahındır. (Kurtuluşundur.) MEYDAN’ın girişi yoldur, yolu geçtin MEYDAN’a vardın. Daha ne istersin? ALLAH, LÂ İLÂHE İLLÂLLAH. Yolun gidişi HAKK’adır, HAKK’ı bilen hokkadır; yazıları yazılır, kalemleri verilir. Mürekkep yazmaya gereklidir. Uzun değil hep bir olduk, hokkaya girdik. Mürekkep ne demektir? BİR olmak. Hep BİR olduk, hokkaya girdik. ‘ALLAH’ diyen beni görsün, NUR’umu söylesin, dili çözülsün. YA ALLAH, YA MUHAMMMED, ŞEFAAT YA RESULULLAH. Ayılmak kulun elinde olsa, şarabı ölçüyle alırdı, ölçüye vurmaya eli varırdı. Yolumuz yolundur, ALLAH’ım gönlündedir. Olmuş dileğin, almış; bileceksin, göreceksin. y’nin dumanı dağınık durur, gününü kendince üzgün geçirir. Gelene geçene üzüntü etmek, derim her zaman kulu yanıltır. ‘ALLAH’ım.’ de olayın hayır tarafını bekle. Almayı diledin, almamaya üzüldün. Gelene EYVALLAH, dönene EYVALLAH, sevdim cümleyi billah. Asmayı seversin, üzüm verir diye; yaymayı sevesin, yardım gelir diye. Kuldan ne beklersin? ALLAH’ım verdiğini bildirdi, sana gösterdi, dumanını dağıttı. Sormaya ne hacet? Yamalı giymeli, GÜLÜ’nü gönülden sevmeli. Yama dedim, dünyanın yaması. (ULULAR) Duvar örülür, temeli evvel atılır, geçmek için kapı bırakılır, pencere bırakılır. Dediğim yama misali. Kapıdan girilir, pencereden ışık alınır, penceresi olmayan dört duvarda kalma gibidir, yani mahpus. OMAR der ki: “ ALLAH’ıma şüphe ile bakan, kendini penceresiz odaya mahpus edendir.” ALLAH’ıma şüphesiz inanın ki; pencereyi göresiniz, oradan ışık alasınız. Dünya gailesi dert edilmesin. Sazın manası, ağaçtan değil nağmedendir.

14
Asmanın vergisi, kulun görgüsü havanın yağışı, denizin duruşu, yolun gidişidir en uygun. Yağmur yağmazsa toprak su almaz, yağmurun yağışına yerde çöp kalmaz. ‘Neden?’ derseniz; yağmurdan önce yel üfürür bulutu getirir, yerdeki çöpü kaldırır. Yağmur yağar, toprak kokar. ‘Bereket’ dersiniz. Çoğuna gitti mi, sel bastı yol kapandı, yumuşak yol bulan, geçti sıvandı. Amade olduk, oluşu bildik, YUVA’ya sükunet diledik. AMİN. Yatak yumuşak ise yatanı rahat ettirir, serti bedeni ağrıtır. Ne var ki bazı bedene sert yatak gerekir. Yumuşaklık, yatakta değil gönülde olmalı. Yatan, gününün gecesini yorgunluğa yer vermeden bağlamalı. ‘Nedir?’ dersiniz, dediğimi sorarsınız. Dediğim şu; yatak yattığın müddetçe seni korur. Neyle mi? Yatağa yatma gör, tahtada uyu gör. Yerden kesilir, gökten umulur. ‘Dayansam.’ dersen, nerden beklenir? Güvenciniz kuldan olmasın. Kul kime dayanır? Ananın yokluğu babanın yokluğu, yavrunun sefaleti değildir. Çünkü ne ana ne baba, dört başı mamur koruyucu değildir. TEK KORUYUCU YARATAN’ımdır. Yer sarsılanda kul sallananda, anayı babayı mı düşünür? Bilir ki, hiçbirinin gücü kurtuluşa yetmez. ‘Bu mudur?’ dersen, yatağı sorarsan; günden yol alan, kula niyet bildirenin sözünü duydum, misal verdim. Yatak, yumuşak da olsa sert de olsa gene ona muhtaçsın. Bedene söz geçiremeyişindir. ‘Bünye’ dersin, bünyenin YARATAN’dan oluşunu unutma, değiştiremezsin. Yatağın oluşu kadar, yavrunun da oluşu birdir. Nasıl ki yataksız yapamazsın, evladı da atamazsın. ‘Amade oldurayım.’ dersen, almayı bilir; ‘Olmuyor.’ dersen, oluş görülür. Yavru da yerine göre güneşlendirilir, hallaca verilir, ne var ki yerinde oldurulur, yatak misali münasip yerinde durur. Hummalı olmak dumanı dağıtırsa güzel, ne var ki yerli yerinde kalmalı. ‘Gelmeli yoluma, girmeli koluma.’ demeyin, omuza kol atın. ‘Atamın yaptığı.’ demeyin, ‘Gönlüme uydurdum.’ deyin. ‘Attığım adım, tuttuğum katım, benim yolum, açık gönlüm.’ deyin, ALLAH’ımın EMRİ’ne boyun eğin. Mümin olmak, namazla değil niyazladır. Niyaz; ALLAH’ımın ADI’na söz etmemektir, SÖZÜ’nden çıkmamaktır. Almayı bilir, ne var ki hava bulutlu güneşi görmez. Görmezse, hata onda değil, güneşsiz havada ‘Güneşe bak.’ diyendedir. Güneşi bekle, öylece bak de. Onun hatası, ne zaman bakacağını bilmemekte. ‘Kim?’ derseniz, yavru büyüten bütün analar. Babalar da. ‘Nesil bozuldu.’ deyişiniz budur. Anaya babaya güneşe bakmak öğretilmemiş, o ne öğretsin? Geçen gün günü kovalar, gittikçe derin gider, derinleştikçe güneşten uzak kalır. Yatağı güneşe atarsın, kabartırsın rahat yatarsın. Güneş yaratılanı ısıtır, yolunu aydınlatır, günü bildirir gecesini gösterir, aydan yuvaya ışık gönderir. Yavrunu aydınlatmazsan, sıcaklık vermezsen, hep gece gösterirsen; ondan ne beklersin? Yavrulara aynanın parlak yüzünü tutun, ‘Ben bakayım sen geri dur.’ demeyin, yanınıza alın beraber bakın. Sen yalnız bakarsan, yavruya kara yüzüne bakmak düşer. Açık derim, yavru eğitilirse alır. Yatak güneşe çıkarılmazsa daima yerinde kalır, incelir sertleşir, sana ne verir? Gezmeyi ayrıya koy, söyleşmeyi gayrıya koy. Sohbetini gün-gün genişlet. Deme ‘Çocuk.’ Ayların birinden öbürü farklıdır. Gelenin ilk günleri yenidir. Geçen günde, aydan çıkmaya yeniye bakmaya başlarsınız. Çocuk da öyledir. Aynı yerde durmaz, aynı söze kanmaz. Değiştirin sohbeti. Yazda güneşten, kışta kardan anlatın. Hep denizi derseniz, bıktırırsınız. ‘Nasıl yapmalı?’ dersiniz, gözünüzde büyütürsünüz. Kendi halinde zeytin ağasını bıraksan, ‘Bakımı ALLAH’ımdan.’ desen, ne beklersin? Ağacın verimi bakımındandır, yavrunun verimi eğitimindendir. Ne verirsen onu alırsın, gün gelince verişine sevinirsin. Verdiğin sevindirici ise. ALLAH’ımın EMRİ’ne söz edilmez, giden gelmez, gelen kalmaz, varan üzülmez. Yol, yumuşak kulundur, yumuşak kul, sevilendir. Sevenin-sevilenin YARDIMCISI ALLAH’tır. Sevmek; karıncayı bile güzeldir, yere düşen kuru yaprağı bile, tarladaki çatlak toprağı bile. Sevmenin ölçüsünü; geldim kaldım, döndüm vardım, hâlâ bulamadım, bulmayı düşünmedim. Denir ki: ‘Fil iğne deliğinden geçer mi, iğne deliği filin boyunu ölçer mi?’ Sorayım size ölçer mi? Sevgide ölçü olmaz, iğne de aynı ölçüye dahil. Aynaya bak, iğneyi öne tak, fili geride bırak. Görüşünüzü darda değil, genişe alın. Geniş yerde, dar zaviyedesiniz. Yumuşak olmayı dedim, geçen günlerde söyledim. ‘Zor’ dersiniz, kendinizi zora karşı sözde korursunuz. Koruduğunuz, kör nefsiniz. Meşe neden büyür, dayanıklı olur? Çünkü toprağa sağlam kök atar. Sağlam kök, sağlam dallar uzatır. Nimet ayağınızda, kısmet elinizde, nasihat kulağınızda. Ölçünüz güzel. Gönderilene layık olduğunuz bilinir. Niye boş kürek çekilir? Yanlışlık şu. Deryaya karşıdan bakılır, oturduk yerde kürek çekilir. Okunur, dokunmaz; sevilir, yenilmez; anılır, hatırlanmaz. ALLAH’a ısmarladık. ‘Severim’ dedim, sevgime ölçü koymadım, ölçüsüz sevdim. Yavrularım misali nasihat verdim. Yerinmeyin, sevildiğinize sevinin. Vazifem nasihat değil, cümleye yol vermekti. Ne var ki, sevgimin çokluğu, nasihate yol verdi, ALLAH’ımdan öyle İZİN geldi. AMİN.

15
Niyaz yolunda, ULU’n kolunda. Gününü sayma, gönüle duman koyma. Kadere karşı koyulmaz. Kulun kula dayanağı ağaç misali. Selvinin dalı olmaz. Adına hastalık çekmek günahtan sayılırsa, EYÜP HAZRETLERİ’nin neler çektiği unutulmasın. PEYGAMBERİ’ne ALLAH’ım günahını mı ödetti? Kul sözüne akıl takma, kendi gözüne gözlük takma. Olayı aç da gör. Kuluna hastalık cezası vermez ALLAH’ım. ‘ALLAH’ım! KUVVETİN’e sığındık, verdiğine acizane katlandık. Aldığımız-verdiğimiz YOLUN’dan. Dileğimiz YÜCE KATIN’dan. Hastalığı verdin, ‘Bu mudur kader?’ dedim. AFFIN’ı dilerim. Şifasını SEN bilirsin, sabrını SEN verirsin. SANA dayandım, güvendim, bekledim. Şüpheyi gönülden attım.’ Asmanın verimi, yaprağın dökümü, yolunda olur. Yumuşak olmayı kendine vazife bilesin. ‘ALLAH’ım GÜCÜN’e dayandım.’ diyesin. Kuvvetini de gücünü de verir. ALLAH’a olan imanın, yüceliğini gösterir. Yalnız O'ndan beklediğini bildirir. Olmaya değil, duymaya önem vermeli. Dualarını eksik etme dedim sana. ULU’nu yardımına çağır.

17
Selam cümleye, selam kâinatın misafirlerine.
Almayı bilenden verişine uydum, selamını aldım. Ey YARATAN’ımın yaratılmış kusurdan arı kulları. ALLAH’ımın AFFI’na layık görülmüş kulları demektir. Almaya her kul yanaşır, vermeye alışmalı. ‘Neyi?’ derseniz, istisnasız vermeye alışınız. ‘Verdim almadım, gölgede kalmadım.’ derseniz yanılırsınız. ‘Verdim vereyim, helal edeyim.’ derseniz kazanırsınız. Bekleyişsiz verenin verişi ALLAH’ımdır. Akıldan arı mıyım? Ancak ALLAH’ımın VERİŞİ’ni şüphesiz beklersem yol münasip olur. Katıksız aş yenmez, kula ‘Kötü.’ denmez. Yol münasip olmazsa mümin kul dönmez. Yolun taşını yanında yoldaşını seçer, yürür geçer neticeye ulaşır. Yumuşak gönülde, yumuşak niyet olur. ‘Bir başıma aşamam.’ der. Bir başına olan, yalnız ALLAH’ım. KUVVETİ’ne sığınsın, ‘ALLAH’ım.’ desin. Eğriye kötü, yanındakine katı demesin. Unutmasın, katı taş bile, yumuşacık suyun okşaması ile erir, dağılır, kum olur, ufalır. Dert etme çözülür, temize havale edilir. Gönlünü ferah tutsun. Dediğim unutulmasın. Açsın, açıklasın, korkmasın. Kim kimden korkarsa, yanılır. Yanılmayan ALLAH’ımdır. Güzellik, gelişte değil veriştedir. VERİŞ, ALLAH’ımdadır. Olgunluk yemiştedir, bilmek görüştedir. Görmeyi dilediniz, ALLAH’ımın LÜTFU’na nail oldunuz, ne mutlu sizlere; geldik düzlere, ne mutlu bizlere. Güzelliğe aşığım, çirkinliği görmedim; VERDİĞİ’nde YARATAN’ımın, hatalı bir şey çözmedim. Verdiğini hayır yolunda verir, ne var ki kulun niyetine uymazsa ‘Kötü.’ der yoğurur. Unutmayın, ‘Hayırsız.’ dediğiniz her olay hayra açılan kapıdır. ‘Günümüz söz ile, gayemiz saz ile.’ denirse; hayır beklenir. Günün göz ile, gözdeki yaş ile beklenirse; hayırdan uzak kalır.
ALLAH’ım dilerse, geceden güne aktarır. Dağdan dağa aşılmaz, yamaca inilmeden öbür dağa çıkılmaz. İnişi garipseme, ALLAH’ımın verişidir, daha yüce dağa çıkmanın başıdır. Dersin, ‘Köprü kuralım, dağdan dağa aşalım.’ Köprü, kulun yapısı; niyaz, ALLAH KAPISI. Niyazın neticesi; köprü de kurulur, kanat da açılır. Olmasını dilediğin, dağınık deme, mümin gönlüne duman koyma. Varsın desin, sen men dilden sakın. OMAR der ki: “Müzmin olandan sakın, yalnız vicdana bakın.” En büyük adalet, sana yük vermeyen, uykunu kaçırmayan kararındır. Yuvana gir, kapını kapa, sesini kendin duy, başka ses alma, kula kul olma. Geldik kul olduk, vardık NUR olduk. Kula kul olan, HAKK’a NUR olmaz, ALLAH’ımdan NUR almaz. Deme ‘Hatalı mıyım?’ Yumuşak olmayan, yoluna uymayana, elden ne gelir? Duacı ol, uymayı bilsin, yolunda gitsin. Yolu yumağına karışır. Asmayı budarsın, meyveyi alırsın. ‘Müyesser olsun.’ dersin. Elinden tutmak MEVLÂNA’nın dileği, yaprağı dökmek yolun düzeyi. Niyetine uysun, dilerse gelsin. Karşılıksız vermeye çalış. Karşılığı hüsran olsa da, gönüle hicran vermez. ALLAH’ım hayır ise oldurur, hayır ise çözdürür. ‘Çözülsün tez.’ dersin, acele edersin. Mayası gelmeden, hamur yoğrulmaz. Niyetine uyacak, gönülden duman gidecek. Yumurta sepette, sepet rafta. Dikkat et kırılmasın. Sözler edildi, toplandı sepete kondu, rafa kaldırıldı. (Resim çizdirilir) Kimliği dünyada, varlığı burada. Adını, dünyada kimliğini sordun. ‘TAVUS’ denmiş. MEVLÂNA’ya yalnız o değil, ALLAH’ımın cümle yarattıklarıdır yakın. Yapılışı büyütmeyin. ALLAH’ımın verişi. ALLAH’ım için an meselesidir, anda iman meselesidir. Mümin olan, anında görür. Olacağı bilir, çünkü veren büyüktür.

18-1
Yumuşak yuvanın sert kulu, yolunu çevirmez, gönülü devirmez. YM olsun. Üzüntüye yer yok, kuldan kula söz yok. Mümin olan bilir, yolunu çeviren kavrulur. ‘Madde.’ demesinler, gönül kırmasınlar. Dönüşü beklesinler, kuldan kulu ayırmasınlar. Dünyayı ayırmak, kulu kula vurmaktır. ‘Nedir?’ dersen, dünya ayrılmaz. Söz karışırsa, kul kula düşer. Araya düşen, şaşar. Üzüntüye yer yok. Yolu günde şaşmış, gelen güne şaşkın bakmış. Olgunluk; yolunu şaşana elini vermek, önünden taşı almaktır. ‘Bırak gitsin ne hali varsa görsün.’ denirse; taşa çarpar, senin yolunu da kapar. Müyesser kulun müyesser niyazı olur. ALLAH’ım niyazları görür. Söze söz katılmasın, madde sözü edilmesin. ‘Benim yolum bu.’ derse, ‘EYVALLAH’ densin. Sevip okşayıp tatlı sözle çevrilsin. Günde dönmez görünür, gönülden kendi yerinir. Ne var ki, ‘Anmak ondan gelsin.’ der, çekinir. Öfkenin üzerine varılmaz, yolunu çeviren aksiye dönmez. m ummayı bilsin, aklına güvensin. MEYDAN onun, beklesin. Hata aranırsa, hatasız kul olmaz. Ne var ki, aklı olan kötü hataya düşmez. Duacı olsun, HAZRETİ MERYEM’i yardımına çağırsın. Dedim, aklına güvensin. Yoluna gelecek, ‘Uydum.’ diyecek. Aklı veren ALLAH’ım. Onun da güvendiği ALLAH’ım değil mi? Üzüntüye yer yok. OMAR der ki: “Hata eden düşünsün, hatasını bilsin.” Söze söz katmasın. Kabahat üzerine yıkılmasın. Kimine güvensin, kimden sözü bulsun, yolunu şaşırmışsa kim çevirsin? Kime güvenilir? Yalnız ALLAH’ım. Günler sayılı, dönüşü belli. ALLAH’a emanet olsunlar. Almayı değil, gülmeyi düşünsünler. ALLAH’ına sağınsın. Derya türlü rüzgârla dolar, her niyaz ele gelir yerini bulur. ALLAH’ım dileklerinizi, her yumuşak dediğiniz günde verir. Olmayı dilemek güzel, niyetine uymak güzel. Yalnız uymayı, karşıdan değil kendin de uymayı bil ki yolunda gitsin. Taş görürsen yolda ‘Döneyim.’ deme. Dönüş de olmadığını bilir misin? Dönüş değil, taşı oradan alıp kaldırıştır güzel. Hiçbir kul yok ki yoluna taş çıkmasın. Akıllı kul, taşı kaldırır, yolunu yürür. Uymayı bünyesine uydurmayan, ‘Bu yol taşlı.’ der döner. Umduğunu bulmak her kul diler, ne var ki umduğunun ne olduğunu bilmek gerek. Yumak sarılır düğüm görülürse koparılır mı? Çözmeye çalışmak gerek, çözmek için sabır gerek. Dünyanın gelişi zaten budur. Her yumağın düğümü çözülür, düğümsüz ALLAH’ıma varılır. Düğümsüz yumak olmaz; ne var ki yumağın bazısı az düğümlüdür, bazısı çok düğümlüdür; bu da kader. Düğümsüz olsa, sabır olmazdı, kul ölçüyü almazdı.

18-2
YM olmuş yumağın, olmamış kula muhatap. Yanılan sen değil o. Olmuşa yol vermek kolay, ham kulu erdirmek zamana bağlı. Ne var ki, kuşun gagasına muhatap olmazsa. ALLAH’ım. Ağaç güzel, dal yüksek amma, gelen kuş ondan yüksek. Dert mi dediğin, yolunu kattığın. Nasibin kul eline mi kaldı, gönlün ham diline mi söz oldu? ALLAH’ım, O'nu ananın, yardım dileyenin yanındadır. Bekle, gör ki kuvvet kimdedir.Kimseye söz gelmez. Çiğnediğin lokmayı, iyi çiğne ki; midene oturmasın, hazımsızlık yapmasın. Söylenilen sözü, iyi düşün ki; büyük pot kırılmasın, başını yarmasın. y’ye hitaben, ‘Elinde kitap.’ dersen, ne kitabıdır? Dediği dünya masalıdır. ‘Neden masal?’ dersen; çünkü masal, hakikatten uzak olur, kulu uyutur. ALLAH’ım masal uykusundan kulunu korusun. Aymayı bilelim, münasip yol alalım. Kim ne derse desin, gönüle duman koymayalım. y’ye sorum var. Suyumu içtin, yolumu seçtin, gönülü açtın. Duman mı seni sıktı, sen mi dumanı sıktın? Sen dumanı sıkasın ki, seni terk etsin. Aynayı eline al, kemeri beline sar, düşünme dar. ALLAH’ım kuluna bakar. Sana aksini diyene de ki; ‘ALLAH’ım diledi, kapıyı kapadı.’ Ne var ki, ALLAH’ımın kapadığı şer kapısı idi, açacağı şüphesiz hayır kapısıdır. Dünyayı konuşuruz, ahireti hazırlarız. Olaya, sabırla inancı karıştırırsan, ahiret yolundaki taşları temizlemiş olmaz mısın? Zaten dünyanın ahirete bağlanışı, kulun türlü gaileleri hazmedişinden değil midir? Ahiret; sabır, kullarının gidişi varışı buluşu değil midir? Sabır niye edilir? ALLAH’ıma isyan olmasın diye. y hazırlığını yapsın, imtihanını hazırlasın elbet. İmtihan dilemedi mi, ‘Olsun.’ demedi mi? Ne mutlu ona ki; derdini paylaşan, sabrını paylaşan, elini veren, varlığını bildiren Mürşidi var. Ya olmayan ne yapsın, kimden ışığını alsın, doğruyu kimden öğrensin? ‘Ya sabır.’ de, gününü öğüt, gönlünü eğit. Deme, ‘Sabra hacet mi olacak?’ Her kulun her gün, sabra ihtiyacı vardır. Almayı değil vermeyi bilin; vermek verimsiz de olsa, YM olur. Tarlan vardır ekersin, ot biçersin. Unutma ki, tarlan gine senindir. ALLAH’ım dilerse su verir, dilerse kokulu su verir, günde seni ihya eder. Dileyen niyaz eder, niyaz eden cevap alır. DEDE’nin devası, feste değil nefestedir; gönlün devası, kafestedir. Kafesten, gün gelende ömür bitendi çıkarsın. Yolumuz, dileğimiz, huzurdur. Muradım varıncaya kadar aranızda olmak. AMİN. Vazifenin hitamı, ömrün bitimidir. Gayenin oluşu, niyazın edilişine göredir. Denmesin ‘Niyaza ne hacet, ALLAH’ım görsün.’ GÖRÜR elbet. ALLAH’ım, dileyene verir. Dilemeyene, danışıp ta sorana; sorulsun, YOLU öğrenilsin diye verir- alır. Alışı kabul eden, verişi neden yadırgar? Anmak zor mudur, bilmek zor mudur, kul bu kadar kör müdür? VEREN’i bilmezsen, ‘Şükür.’ demezsen, NUMAN’dan geleni nasıl bilirsin? (NUMAN HAZRETLERİ, Hanefi mezhebini kuran ULU.) Anlaşılmadı. ALLAH’ım her ömür kulunun, ALLAH YOLU’nun başına, bir ULU koymuş. O ULU, yolundan sorumlu olmuş. Kulun yolu, NUMAN’ın elinden geçer. Niyetinin oluşunu, niyazdan bilin. Niyazın edilişi, gönülden. Aydın olan kul; olaya karanlık yönden değil, aydınlık yönden bakar. Aynayı duvardan indirme. Yapı örülür, çatı kapanır. Pencere bırakmazsan, hapishane olur. Çatıdan açık bırakırsan, güneşi görürsün. Ne var ki, mahdut yere kadar. Çatı penceresinden yalnız göğü görürsün. Halbuki, ALLAH’ım, dünyayı gör diye yarattı. Görmeye değer olmasa göz vermezdi. ALLAH’ımın verdiği her nimeti, candan kabul edip YM değerlendirmeye bakınız. Mümin kulun yumağını dolamak, kulun vazifesi. Yanılmayın, yumağın sahibi, kendi yumağını sarar ancak. Ne var ki ULU’su; düğümünü görür, kulu uyarır, sabrı aşılar. Vurmaya değil, okşamaya meyyal olun; aşmaya değil, geçmeye meyyal olun. Dersen ‘Önümde set var’, dolaşmaktan ziyade, oturup aşar, ayağı öteye atar, toprağı yoklar. Geçit verirse yürür, yok ise sağlam toprak arar. Elbet bulunur. Aydan gelen ışık, süs misali; güneşten gelen ışık, yaşantının ta kendi. Güneş; ALLAH’tan gelene, kulunu görene, suyunu içene. Sözün yolu çevrilmez. Sorulsa, yolu ALLAH’ım bilir. Kula dense denmese ne olur? ALLAH’ımın YOLU’nu, verdiği elini maddeye değişmek, yolunda değildir. Mana alemini dize getirmek, kulun elinde değil. Mana madde ile değişmez. Değiştiren YM olmaz. Yapılan dedim, hayalen giydirir, önünde görür. Hayal kula ne verir? ALLAH’ım dilediğine vermekten aciz değildir. Oldurmayı dilediğini oldurur. Yol münasip olması için, verilen ele layık olmak gerek.
Verilen eli değiştirmek, kendi yolunu sapıtır, MEYDAN’a gelen kulu geri çevirir.

23
Dumansız hava, dumanlı havayı yuvaya almaz; yuvada yumuşak olanın yoluna, ALLAH’ım duman vermez. Kadın veya erkek bu sözden ayrı tutulmaz. Duman tek taraftan olunca, dumansız kulun nefesi dağıtır. İki taraf dumanlı olursa bunaltır. Çünkü dumanı dağıtan olmaz. Aynayı yüzünden, dumanı ÖZ’ünden çek. Aynaya ne kadar uzaktan bakarsan, o kadar geniş görürsün. Uzaktan bakan, etrafını görür. Yumuşak olan, yakından bakmaya lüzum görmez, çünkü etrafına bakmaktan yakınına gelmez. Yakından bakan, hatayı arayandır. Güzellik arayan, yakından bakmaz, ihtiyaç duymaz. Araziyi düşünün; bir tek çiçeğe baksan ne bulursun? ‘Güzel.’ dersin, yaprağını-rengini seversin. Ya etrafına baksan, cümle güzelliği görsen; coşarsın, taşarsın, YARATAN’ı anarsın.
Ayılmak niyetine dünyaya geldik, geldik güzellik gördük, ALLAH’ımın YOLU’nda dönerek yolu bulduk. Derseniz, ‘Döndüğünde neyi gördün?’ AŞK’ın delisi, yolun VELİ’si neyi görür, DOST’una nerde varır? Bir tek nokta varıştır, dünya kula barıştır. Amade oluş, yolu biliştir. İşte dönüş, noktanın kutbunu buluştur. Kutup, ALLAH’ımın NURU’nun olduğu yerdir. Bir tek nokta, gelmiş geçmiş, dünyada gönünü yitirmiş cümle kulların bir olduğu noktadır. Nokta nedir bilir misiniz? Gelmiş geçmiş cümle kullarının RUHLAR’ının pres edilmiş şekli. ÇAKIR sormuştu, ‘RUH’u anlat.’ demişti. ‘Günü bekle.’ demiştim. Düşünün; balık yumurtası, bir tek yumurta; milyonlarca tane. Benim dediğimi al ve düşün. Bir anda ALLAH’ımın HUZURU’nda bir tek; bir anda emir alanda, bütün kâinata yayılabilen bir NUR düşünün. Derseniz; ‘ERMİŞLER veya kalmışlar nedir?” Yumağın anlayacağı gibi değildir. ALLAH’ımın HUZURU’na varabilmek, dertop olabilmek için yücelmek gerek; yücelmek için hafif olmak gerek, dünyadan hayırla anılmak gerek. Dünyadan kahırla anılmak, boynuna ip geçirilmiş ite benzer. İti ipinden çekersen yürüyebilir mi? RUH’u da dünyadan kahırla anarsan, yücelebilir mi? Ne olursa olsun, ölmüş kulun ardından kötü söz edilmesin, mümkün ise affa gidilsin. “KULUMUN AFFETTİĞİNİ BEN DE AFFEDERİM.” der ALLAH’ım. Yumağına edilen hatanın cezası, zaten dünyada mağdur olmuş kula gösterilir, ALLAH’ımın GÖRÜŞÜ bildirilir. Düşünün, çocuk çocuğu döverse affa uğrar. Çocuğun dövüşü büyüğe geçerse, hata çocuktan kalkar etrafa yayılır. Babası der ki, ‘Ben varken sana söz düşmez.’ ALLAH’ım da, kuluna sözünü geçirir. Geçirmeye gücü yetmez mi? ‘Ahlak.’ derseniz, ALLAH’ım cezasını vermekten aciz değildir. Yanılmayın, elbet kul kulu eğitir, amma öğütmez. Sevmek nedir bilir misiniz? Sevdiğim dediğine, canını feda edebilir misiniz? Almayı bildiğin gibi, verebilir misin? Neyi verirsin? Yanılma, CAN’ını aldın, verebilir misin? Niyetin açık oluşu, kapının da açık kalışıdır. Korku, nesilden nesle kuldan kula verilen ezgidir. Seni günden güne korkutan; ALLAH’ına varamama korkusudur, kendini layık görememek korkusudur. Sil at onu. ALLAH’ımın yarattığı her kul, O'nun gölgesindedir. YUYAN’ın seninle, senin gönlünle beraber olur. Resim alınsın, YUVA’ya asılsın, YAHYA PEYGAMBER anılsın. YUVA’ya alınsın dedim, GARİB’e verdim. YAHYA’nın selamı sizlere olsun. “Evlat yolunu tez alsın, sonunda benim gibi gülsün.” der.

24
Yumuşak yol dileyene, vermek vazifemiz. ‘Olmuşsa.’ diyene, yanılmayı yoluna uyduramayana söylerim. Söz almak, yola uymaktır; yol almak, PİR’e uymaktır. Dediğini duymak, şüpheden sıyrılmaktır. Düşünceler boş. ‘Neme lazım.’ diyene gücenme. Elinden gelen kadar güç verir. ALLAH’ımın DEDİĞİ olur. Demeye lüzum yok. Görmeyi dileyen, olmuşa bakar. Duvar örmek bina yapmak için, önce temel atmak gerek. Temeli atarsın, duvarı çıkarsın, damını örtersin, ‘Oh! Bitti, oturmak zamanı geldi’ dersin, yanılırsın. Bakalım ALLAH’ım İZİN verdi mi? ALLAH’ım İZİN vermezse, mermer köşk yapsan, ‘Otursam.’ desen boş; yer sallanır, yerle bir kalır. Onun için; yapsam, görsem, olsam, getirsem denmesin. ‘ALLAH’ım NASİBİN’e havale ettim. Olanı beklerim, izin isterim.’ de ki; HAKİKİ SAHİBİ’ni her vesile ile anasın, alışından- verişinden hayır göresin. Meyveyi ağaçta görsen, ‘Tadı var mı?’ desen; sana derim ki, ‘Tadını ye de bil, ele geleni kopar da bil.’ Gününde elin kolun bağlı olsa, ALLAH’ım çözer. Umutsuz olma, ‘Nasibim bağlı.’ deme. Nasip bağlanmaz, yürek dağlanmaz. Beklenen, hayır gündür. ALLAH’ım, mümin kulun, yardımını yardımcısını esirgemez. Şüphen olmasın, dumanın dağılsın. Niyazın; yolunu açar, seni her gün bir adım öteye iter. Ne var ki niyaz, gönülden geldiği gibi edilir. Anda gönülden ne geçirirsen, o duayı coşarak okursun. ‘ALLAH! ALLAH! ALLAH!, şefaat YA RESULULLAH!’ diyesin, ALLAH’ımın YÜCELİĞİ’ne niyaz ile varasın. Almayı bildik, vermeye inandık, varmaya geldik, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedik. Kalem kutlanmalı, kul kadar sevilmeli. Neden mi? Dünü güne bağlar, günü gelene bağlar. Kul yozar ağlar, kul yazar güler. Kul yazar, olur; kul okur, bulur, kalem kulu eğitir. Defter mi dersin? Ona da yer verirsin, ya kalemi nereden elde edersin? Onu da sevmez misin? Onun için, kula dünyada sevmedik bir şey olmamalı. ‘Toprak.’ dersin, altına nasıl girerim diye korkarsın. Ne var korkacak? O toprak sana neler verir? Verdiğini bırak, CAN’ının kafesini, bedenini paklar, bağrında saklar. Ağaç kök atar, yaprağına kadar kökten nasip alır. Ayağın büyüklüğü, bedenin çapına göredir. Gönülün büyüklüğünün, beden çapı ile ilgisi yok. Her olay, hayrın açılan kapısıdır. OMAR der ki: “ Sokağın başından sonuna her hanenin kapısı var. Eğilip bakarsan, nasibi kesilmiş kul görür müsün?” ‘Az-çok’ demek kula düşmez. Yapıya-kapıya kul gerekli. Gayenin oluşu YM niyete uyar. Ne var ki, kul önce bünyesine uygun işi arar, olacağı ALLAH’ıma havale eder. ALLAH’ımın ADINA başladığın işinden, şüphen olmasın. Almayı bildiğini, vermeyi istediğini görürüz. Yardımına anında geliriz. Şüphen olmasın. ‘Hangisi olsa?’ dersen, ALLAH’ım hayır olan yolu açar. Hayır vermeyecek yolu tıkar. Üzüntü etme. ALLAH’ımın HİMAYESİ’ne sığınan kulda, korku yersiz. Kulun gücü mü ALLAH’ımın gücü mü daha üstün? (Resim verilir) DAVUT. YAHYA’nın babası. DAVUT’un karındaşı. Baba oğula benzer. Genci cenge gider, karındaşı niyaz eder.

25
Geldik niyete uyduk, yolumuzu dileyene verdik. Demeyin ‘Dilemeyen olur mu?’ elbet olur. Dileğimiz oldursun, ALLAH’ımın yoluna baktırsın. Güneşli güne söz edilmez, yumuşak denilir; hava bulutlanınca, kimi yerinir kimi sevinir. Yerinen yanılır. Kendisi için değil, sevinene uyarsa huzuru bulur. Yağmur buluttan sonra gelir, yağar açılır, hava temizlenir. Unutulur demiştim. Ummak güzel, yağmurdan söz etmiştim. Unutulmasın, aştığımız toprak, müspet yol verir; tuttuğumuz yaprak, ağacı bildirir. Gövdesinden çok yaprak ağacın kimliğini bildirir. Ağaçtan söz ettik, YÜCE’ye el açtık. Yer yerinde gönül kafesinde durdukça, el açmakla yetinirsin. Yerden göğe çıkanda, gönül kafesten uçanda; umduğunu bulasın. Onun için, yer yerinde iken, elini YÜCE’ye açasın. Bulduk, bulmanızı diledik, özleyişi bildirdik, ‘Yol.’ dedik çağırdık, gelene el verdik, gelmeyene bağırdık, ‘RABB’im.’ dedik yalvardık, ayırmaktan kaçındık. Ne olursa olsun, kul ALLAH’ıma dönsün. Tövbesi onu kurtarır, niyazı kabul olur. Denmesin ‘Günahım affedilmez.’ ALLAH’ımın YOLU’nu kendine yön eden, aftan şüphe etmesin. Aymayı bilen, duymayı öğrenir. Su, yolunu temizler devamlı akarsa. Çevirmezsen yolunu, sen bulursun yönünü. Akan suyun yolunda, taşı da toprağı da temiz olur, ağacın gövdesi de gürbüz olur. Akan suyun etrafı da kalabalık olur. ‘Neden?’ diye sorarsanız, bereketini bilirsiniz; toprağı çatlamaz, ekini kurumaz, kulu yanmaz. Yandıkça içer, kendinden geçer. Mesnevi, dünün; verdiğim, günün misalidir. Almaktan çok vermek, sevmek, sevilmek yolunu açar. Sevilmekten çok sevmeyi öğrenin, güzellik arayın, ‘Çirkin.’ demeyin. Hiçbir yaratılmış yoktur ki müstesna bir güzelliğe sahip olmasın. Güzellik, yalnız yüzde aranmaz. Yüzün-sözün-ÖZ’ün güzelliği CAN’dadır, CANAN’dan gelendedir. CANAN’dan gelmiş, O'ndan kopmuş; çirkinlik mi ararsın? ÖZ’ünü yıka ki, güzelliği göresin, göresin de uyasın. Güzellik nedir? Kaşından mı gözünden mi, ağızdan burundan mı? Değil. Güzellik; bir tek CAN’dadır, CANAN’dan gelendedir, çünkü NURU O'ndandır. RUH nedir? Beden kafestir, RUH’un kafesi. Bilsen kafes olduğunu, Mesnevi’de okuduğunu o zaman anlarsın. Bilmeden okunur, gönlünce yorumlanır. Günde gelişim Mesnevi açışımdır. Çok söz edilmiş, bir öze denilmiş. Söz o kadar çok ki, kitap küçük kalmış. Güzellikler, fanice anlatılmış; ne var ki, okuyan da fani. Demez zavallı, ‘Bu kadarcık mı?’ Aldığım yol kitabımda yok. Gördüğüm güzellik, vardığım NUR, kitabımda yok. Kitapta olan, dünyayı saran görüntü. Aya varanlar, yolu çevirenler ‘Başardık.’ derler. Neyi, izin verileni mi? Yazıldığı gibi. Ne zannettiler? Elbet izin kadar. Her gün bir adım. Dünyanın kuruluşundan güne kadar, birer adım ileri. Çok gidilmez, kainat fethedilmez. Avuntudur kula. Günahı kime? Geliş-gidiş, alış- veriş, ölüm-kalım hesabına göre; çok olan çok verir, gün gelir tükenir, ondan başkası ele alır. Dünyanın başından beri bu böyledir. İstese istemese tüketir, dünya için öyledir. Yalnız, ALLAH’ımın YOLU’nun yalnız çıkışı vardır. Layık olmayana mertebe verilmez, ALLAH’ımın YOLU’nda mertebe alan geri çevrilmez. Kulun bir gayesi olmalı, dünyada öyle yaşamalı. ALLAH’ımın İZNİ’yle geldim. Çağrıldığım an, şüphesiz varmalıyım. Şüphesiz varmak için, yolumda gitmeliyim. Yolumda gitmem için, doğruyu bilmeliyim. ALLAH’ıma sığındım, kuldan korkmadım. Kula sert bakmam, bakmasını istemezsem. Günümüz aydın geceye güneş açtı. Aydın gün nedir? Gönüle duman katmadan geçirilen gündür. Neden şüphe katalım, ALLAH’ımın VARLIĞI’nı unutalım? Gönüle şüphe koyduğun an, ALLAH’ımın VARLIĞI’nı unuttuğun andır. İsyan, tövbeye en çok müsait olan bir histir. İsyan etmemek, tövbeden daha önce düşünülmeli. YUNUS’um der ki: “İsyanın getirdiğini, bin tövbe götürmez. İsyanın akıttığını, şelale aksa temizlemez. İsyan ne için, CAN için mi? Senin mi sahip çıkarsın, SAHİBİ’ne isyan edersin? Babayı düşün; evladı isyan ederse, duman kırk kazana dolmaz. Kazan ne ile kaynar? Ateş ne ile yanar? Kazan ne ile dolar? “YA KULUM.” der ALLAH’ım; “ATEŞ YANMASIN, KAZAN KAYNAMASIN.” Kazan ocağa kondu mu, ateş atanı odun katanı çok olur. Ne kazan ol kayna, ne kazana odun at. Yalnız duacı ol; haline şükür edici ol. Anlaşılmadı. Anlatayım. İsyan, kazanda kaynayan suya benzer; düşün ki ateş sönmüş, su soğumuş, evlat gelmiş odunu ateşlemiş. Evladın attığı odun, meşeye benzer; kolay yanmaz, yandı mı sönmez. Dediğim budur, ölüm-kalım değil. Kulun ALLAH’ına isyanı da budur. Asma kütük iken yanar, yaş ağaç yanmaz. Yumak su ile yıkanırsa, isyana yer vermez. ‘Ne olmuşsa olmuş, ALLAH’ım öyle münasip görmüş.’ dersen, huzur yuvanda olur. Yuvaya huzur veren ALLAH’ımın yolunda olur. ALLAH’ım kulunun gönlündedir. Ne mutlu gönüllerimize ki ALLAH’ımın NURU’ndandır. Adlandırmak dilersen ‘ALLAH’ımın ADI’na.’ de, ötesini düşünme. Neyi adlandırmak dersiniz; kaderi. Hiçbir kul kaderine ad koyamaz. Gafil kul, kaderim var veya yok der, ne ile ölçer? Kaderin ölçüsü kul elinde olsaydı ticareti yapılırdı. Konuşma, madde üzerine. Kaderin güzeli, mana üzerine olanıdır. Gerisi taş toprak. Kaderin dünyayı mı alır ölçüsüne? Almayı bildiniz, ‘Kazancım.’ dediniz. ALLAH’ım gönderir, bol-bol verir; vermediği gün, isyan edilir. Vermediği nedir, aç mı kalınır? Asla. Amma kul ‘Kaderim.’ der yakınır. Ne boş hayal. Ne olur, açlık yoksa ne gelir? Zavallı kul, ‘Gezmedim, giymedim, giydiremedim.’ der yerinir. Yerinirken düşünür mü, kaderinin ona hazırladığını? ALLAH’ım, her kulunu bir yönden sınar, her kulu zayıf tarafından terbiye eder. Bu, kulun çok sevineceği kaderidir. Ne yazık ki yerinir. Sabır etse imtihanını verir, darlıktan bolluğa geçirir. Bolluk rahatlık mıdır? Bolluğa geçen çok kul, dar gününü arar. Sakın yerinmeyin, ‘Bolluk.’ diye gerinmeyin, ‘Verse.’ diye direnmeyin. Olana razı olun, kaderi o zaman görün. İmtihanını veren kul, huzuru bulur; gelen imtihanlar, ona rahatlık verir. Çünkü yardımcıları olur, yardımcıya layık görülür, yanıltılmasın şaşırtılmasın diye. Gelişim gibi, GARİB’i buluşum gibi. İmtihanlar verildi, dileyenler görüldü, izin alındı. Ne mutlu bize, ne mutlu size. İmtihan, gelişin önemidir. y acele olmaz, ‘Koşayım.’ der nefesi kesilir. Ben koşturmam, derim ‘Adım-adım.’ Sen koşarsın, döner bakarsın; koşu ileri değil, olduğun yerde. Ne var ki yetişmeye koşar. Yer mi yerinde, yol mu yönünde? Yer yerinde, kul yolunda. Yer yürümez, kul yürür. Çoban sürüyü alsa, yaylaya yürüse; çoban mı yürür, sürü mü durur? Olduğu gibi. Çoban yürür, sürüye yön verir, öncü çıkar sürüyü çeker. Ben çoban, GARİB öncü. Söz söze bağlandı, söz gülüşle eylendi, ne güzel. Ne var ki sürünün başıyla kulun başı bir olmaz. Kul, gönül yücesidir; sürünün çekicisi, yaş yücesidir. Yaştan maksat, bilgisidir. Yazıyı yazana, el ne senden ne benden ki kızalım. Kızmayı kendimizden uzak tutalım. Sözü söze tat ile bağlayalım. ALLAH’a ısmarladık. Sözün değeri, olduğunu bildirmektir. ‘Oldu-olacak.’ demek, günden evvel oyalamaktır. Üzüntü nerde kalır? At duvarın üstüne, orada güneşlenir. Güneş ham olanı oldurur, yemeyi gün gelince bildirir. Nasıl mı bilirsin? ALLAH’ım göz vermiş görürsün. Hiçbir meyve ham kalmaz, meğer ki koparıla gününden evvel. Onu da güneşe koyarsın olmasını beklersin. Ağaçtan ham meyve koparılmasın, koparılırsa atılmasın. Olgunluk kulundur, bilginlik yolun. Varışa niyet kurdun, kırgınlığı at. Dünya kulu kula gönül kırmasın, kırana bakmasın, bakana söz atmasın. ‘Kırılmadım kırmayım, AFFI’nı dileyim, ALLAH’ıma yalvarayım.’ dersen, manayı gönülle açmış olursun. Bekleme gözle göresin, gözle görüş yetmez. Duanı ALLAH için yapasın, SIRRI’na ermek için değil. ALLAH’ımın SIRRI O'nundur, sana ne verir? Senin dileğin varışsa, kendini hazırla. Günde görüşe değil. Günde görüş, kulun ermişliğini bildirir. Erişe varan, görüşünü bilmez, aklı ermez; akılla değil, gönülle varır. Güzellik, görüldüğü kadardır. Her kul görüşü bir değildir. Dünya ne güzel, önce orayı bil bul, sonra burayı nasıl olsa bulursun. ‘Koşayım.’ dersin, çabuk yorulursun. Görüşü anlatanların anlatışına katılıp, ‘Ben de.’ deme. Senin yolun, bilmediğin kaderin çizilir. Sözün, isyanı andırır. ‘İlle olsun, neden görülmesin?’ dersen, yanılırsın. Bırak görmediğin, görmediğin yerde kalsın. Ona nasıl olsa varırsın. Duaların varışa olsun, görüşe değil.

26
Hoş gördüm. Meclisin sözü, dileğimiz. ALLAH’ımın NURU üzerinize olsun, dilendiği gibi kulunu ihya etsin. AMİN. Geldik yol üzre, sorduk sözün uygununu. İzin kadar dendi, cümle için söylendi. Aymayı bilendeniz, gelişi bulandanız. Ne yolumuzdan şaştık, ne taşa vurduk düştük. Geldik gününüze, yolunuzun taşını çekmeye, kapıları açmaya. Açtık geçtik, soruyu seçtik. Geçirdiği gününü, ‘Ne bulutlu.’ diyecek. Güneşi gördükte, bulutun karanlığı unutulur. Unutulmasın, serinliği kalır. Dertsiz olsa bu dünya; kulun yönü bir olur, yalnız güzellik görür. Güzelin güzel olduğu bilinir, ama çirkinliği ile görülen güzelliktir asıl olan. Kulun yüzü çirkin olur, olgunluğu kulu ilgilendirir, güzelliği o yönden aranır. Görünüşe değil aranışa bakın, güzelliği arayın. Söze geldik, ağızdan yolunu gönüle verdik. ‘Ağızdan gönüle ne verilir?’ dersen; dilden döner, gönüle iner. Günün ilk ışığı kulun gözüne girer, çünkü güzellikten kul gözünü ayıramaz. Ağacın dalında, yaprağı olur, kulun elinde. Yumuşak gönülden, düzenli yolun fermanı bulunur. Gökyüzü yıldızlı mı, yıldızlar yaldızlı mı? Parlak gece, aydın gün beklediğimiz her gün. Ya buluta ne dersin? Dile de yağmur yağsın, bulut kümesi insin, gökyüzü gene açılsın. Ne gökyüzü kapanır, ne yıldızlar örtünür, bulut arada perdedir. Olayın büyüsü olmaz. ‘Nazara inandım, kem gözden korktum.’ dersen yanlış. ALLAH’ıma sığındım, hepsinden masun oldum. Olmaz demem. Sığındığın YÜCE’ye güven ki, sen de masun olasın. El ele, yuvarlak çembere göreyiz. Baştan sondan yok. ALLAH’ım yücede, yüce gönülde. Gönül almak, ALLAH’ımı hoşnut etmektir. Zenginin gönlünü çok kul alır, fakirin gönlünü al ki sevabı büyük olsun. Zenginin gönlünü çok alan olduğu için çok yere bölünür. Fakirin gönlü bir sana verilir, onun için sevabı büyüktür. Nasıl ki bol olan mal ucuz olur, kıt olan mal pahalı gelir. Yol vermeye kapı geçirmeye geldim, fal demeye değil. ‘Bilirim.’ dersen, bildiğini ben de bilirim, bilmeyeni uyarırım. Dedim, yazımız cümleye.
Dünyanın değil, ahiretin müjdesi. Müjdenin en büyüğü. Yer yerindir, kul GÜL’ün. Yer yerden, dünya kainattan büyük değil. BÜYÜK olan ALLAH’ım. Müjdem, O'na varacağındır. Günü gelende, ömür bitende, varış müjdelenir. Sevincine katırdım, senden çok sevindim. Aramızda konuştuk, ‘Ne mutlu.’ deyiştik. Kazandık. Neyi? Sevincini. Kulu biz kazanmadık, kazanç kulun. NUR’ludur yolun. Aldığın fakir duaların yoludur yolun. Sevinçliyiz. Dersin ‘Nerdeyim?’ Sana ne deyim? Aramızda göreyim. Dünya müjdesi gelip geçici. Verdiğim müjde, RUH’una her zaman baki. ‘Yaz’ dersin, verdiğim müjdeyi küçümsersin. Bayram yapılsın, şerbetler içilsin, niyazlar edilsin, şükre varılsın. Ne mutlu. Söylediğim benden değil, YÜCE’den. YA ALLAH, YA MUHAMMET. Geldik dize, baktık yüze, dedik ‘Ne mutlu bize, verdik müjdeyi size.’ Aydın olsun gönül, bayram yapılsın, aramıza kul katılsın. Aldık yolunu, tuttuk elini, verdik müjdeni. Selam sana, selam cümleye. Günün aydın olsun, gecen aydın geçsin. Dünyan hayıra açılsın, açılan göz görsün. Daha ne? Aydınlık olsun, NUR ile boğsun. Aydın gönlün, seni açsın.

28
Kumunu eledik, eleyerek yürüdük; çölden, gül ağacına vardık. Olmuşun dolmuşunu diledik, ‘YA ALLAH’ dedik, kandilinizi, kandilimizi kutladık.
Gümüşün yolundan, altın yolu ayırmadık. Aymayı dileyene, dilemeden göçene, ‘Acı ALLAH’ım.’ dedik. Bilenin duası, bilmeyenin duacısı olsun; ALLAH’ım cümlenin günahlarını affetsin. Geçelim dünya sözünden, tutalım ahiret yolundan. ‘Göçün.’ demem, desem münasip olmaz, emir gelmeden göç olmaz. Yalnız dualarınızı yarın ölecek gibi edin, tövbelerinizi sona bırakmayın. Sonun hududu yok ki. ‘Gelenler ne yapar?’ dersin, merak edersin; boşluk yok, vazife var, vazifenin başında ALLAH’ım var. Burada eğrilik yok, çünkü idrak var. Güzellik, yumuşak anılır; sözler, YUVA’da kalır. ALLAH’ımın, yumağına verdiği görülür; ne var ki, ancak izin ile bildirilir. Dünyada sözü söze katana, boşboğaz denir. Burada olmaz. Gümüş yolun varışı, aş yapanın görüşü, taş koyanın bilişi dünyadadır. Ahiret, yalnız ALLAH’ım için çalışanlarla doludur. Derseniz ‘Ya gerisi?’; babanın evlatları olur, kimi hayırlı kimi hayırsız. Baba hangisinden geçer? Gönlü üzülse de, dudağı büzülse de; gene evladına duacı olur, çevirmeye çalışır. Meğer ki; asi olsun, kamayla gezsin, fazla can yaksın, babayı bizar etsin. O zaman baba ne yapar? ‘Evladım yok.’ der, kendini uzak tutar. ALLAH’ım YÜCE, BÜYÜK, AFFEDİCİ. Ne var ki, dönük kuluna uzak kalır. YUNUS’umun sözüne uydum, sözü güne bağladım, YUVA’ya hayır diledim, cümleye duacı oldum. Gecemiz, gecelerin güzeli, dünyayla karıştırmayalım. Sözü ALLAH’ımdan dileyelim, ALLAH’ıma duacı olalım, şükür dualarımızı edelim. Şükür ALLAH’ım. SANA şükür ki, fırsat verdin bana, günahıma örtü verdin, tövbenle bizi AFFIN’a layık gördün. Tövbe edelim, ALLAH’ımın AFFI’na nail olalım. ALLAH’ım, kulunun her açığına uygun yama vermiş, kula yamayı yerine yerleştirmek kalmış. ALLAH’ım daha ne yapsın, kulunu nasıl kolaylasın? Ne mutlu bize ki ALLAH’ımın NURU ile yoğrulmuşuz, O'nun YARATTIĞI olmuşuz. YUVA’nın süsü, YUNUS’un sesi, gündüzün güneşi, mümin kulun hevesini ALLAH’ım eksiltmesin.

 bizar: tedirgin, bezmiş, usanmış, bezginlik getirmiş

1 ekim
Hummalı günün sonunda, her iş olur yolunda. Kul çevirmez işleri, çam devirmez güçleri. Olan-gelen, ALLAH’ımdan bilinir, şüphesiz inanılır. Yol yakınken dönülür. Döndüren kim? ALLAH’ım. Sebep sorsan bilinmez, sofra başı denilmez. Sofra da ALLAH’ımdan, dilediğine verir. Kimine düğün sofrası, kimine piknik sofrası. Tadını sorarsan, ayrılmaz. Dersen ‘Biri zengin, biri fakir.’ YM olmaz. Her birinin yeri ayrı, tadı ayrı. Her düğün sofrası kurulmaz, her gün pikniğe gidilmez. Olmuş, yolmuş, gelmiş, bulmuş, hamuru öyle yoğrulmuş. ‘Sinsice.’ deme, yol açılmış. Ferahı kendine ayır. Düzen bozulmaz, bir tuğlaya bina feda edilmez, fedaya çalışanın affı olmaz. ALLAH’ım GÖRÜCÜ’dür, ANINDA VERİCİ’dir, DÜZENİ KURUCU’dur. Söze yer verme, ÇAKIR’ı dinle. Dumanın rengi koyulmasın, kazan fazla kaynamasın. O'nu dileyelim. Müstesna yolun kullarısınız, şükür ALLAH’ıma. Olumuna hitap ettim, olmayı öğrettim. ‘Maniyi yumağına koyan.’ deme; hayıra yor, şüphesiz öyle gör. Düşünmek yeter. Tarlada, ağaç ta ot ta biter. Ağacın ömrü uzun, otunki kısa olur. Ne kadar boy verse de, tarlayı sarsa da, ağaca boy veremez, ondaki kuvveti alamaz. Etrafındaki otlara bakmayın. Otun dahi çeşidi olur. Kimi dikenlidir can yakar, kimi yapışkandır eteği sarar. Ama ne olsa, gine de ottur. Ağaca konar kuş, neden ota konmaz. Çünkü onda kuvvet görmez. Görürsün ki bulursun. Görmesen, varlığıma inanır mısın? Altın çubuk mu, baskılı lira mı daha değerlidir? Yanılma, kıymet değeri birdir. Mana değeri? Altın çubuğu boynuna takar mısın, kimin diye bakar mısın? Aymayı bilensiniz, sözümü alansınız; ‘Gideyim.’ desem, yoluma bakansınız. Ne var ki, yolumuz hep bir. Ben sizlerleyim, sizler benimle. Ayrılık nerde? Güzellik, dünyada yaşadıkça; hazırlık, burayı bildikçe. ALLAH’a ısmarladık. Gidelim, yerimizi alalım. Yanınızdayım meraka yer yok.

4
Neydim, ne oldum. Fani idim, baki oldum. Ne aradım, neyi buldum? Aradığım SEN’din ALLAH’ım, SANA vardım. Geldim, yolum aradım, arayınca buldum, bulunca yürüdüm. Bulmadan yol yürünür mü, boş yere dağ taş aranır mı? Yol bulmayan, ya tarlaya sapar, çamura batar, ya dağlara çıkar, dikenine taşına çarpar. Yol bulmak için öncü gerek. Öncü yolu bilir, dileyene gösterir. Kulsan, önce kulluğunu bil, kime varacağını bil. Bunları bilirsen, yolunu bulursun, ALLAH’ıma varırsın. Varınca, cümle görmeyi dilediğini anında görürsün. Gönlünü gördüm, ‘Uyandı.’ dedim, izahını verdim. Dersi okursun, ‘Nedendir?’ dersin, hocaya sorarsın. Açmazsa, körüne öğrenmiş olursun. Açarsa, imanla öğrenmiş olursun. DEDE’n isem, açtım görmek dileyene. Bu alemin sırrını çözmeye çalışana bir sözüm var. Ne için? Gayeni bilmek, benim için değil, senin için faydalı olmak. Yazılarımız bir kul için yazılmaz. Dileyen okusun, günden güne yetişsin. Kimse kendine mal etmesin. Şahsa konuştuklarımızdan başka. Hatta şahıslara verilen nasihatler dahi, her kulun uyması icap eden YÜCE’nin EMİRLERİ’dir. Yaseminin rengi, kokusudur dendi. Meyvenin rengi, tadıdır dengi. Ummak ne güzel, bulmak daha güzel. Umduğundan ayrılmak ta kula güzel gelse, ne mutlu kul olur. O zaman şüphesiz ALLAH’ına iman etmiş olur. Duvar örülür, denir ki, ‘Hepimiz ALLAH’ımızı biliriz, tam iman ederiz.’ Zaten şüphemiz yok. Ne var ki, duvar örülür arada birkaç açık tuğla kalırsa çökmez. Ama bina bitende, içinde oturanda; açık kalan yerden rüzgar da girer, toz da girer, duman da girer. Onun için, duvarı açıksız örmeli. Mesnetsiz duvar örme, desteksiz çatı örtme. Duvarlar ne kadar sağlamsa da, gine de çatıya destek gerek. Öğrenmek sonsuz. Milyonlarca senedir öğreniliyor, daha başında. Çözülen nedir? Ne gökyüzü sırrı, ne yer altı sırrı, ne deryanın derinliği, ne ölüme çare, ne doğumun sırrı. Nedir öğrenilen? Sonuna varıldı mı, varılacak mı? Asırlarda bir adım, varılacağı da odur. Olmaz varılamaz, son nokta bulunamaz. Elbet görülür. Görmeye çalışın diye gelirim, size yol veririm. Anlaşılmadı dediğim. ALLAH’ına varan görür, sırrına erer. Onun için gelirim, ‘Kulluğunuzu bilin.’ derim. ALLAH’ımın ayırdığı iki alemi, ille ‘Ben göreyim.’ dersen, ALLAH’ımın işine karışmış olursun. ALLAH’ımın verdiğine boyun eğmeli. Dünyada yaşadım, kulluk edeyim diye. Etmeye çalıştım. Ölçü bende olmayınca, çalışmam yeterli mi nasıl bilirdim, nasıl ‘ALLAH’ım vazifemi yaptım, perdemi aç bana.’ derdim? Niyazımı; ‘ALLAH’ım, verdiğini bileyim, doğrudan şaşmayayım, kulluk edebileyim, kullarını istisnasız sevebileyim.’ diye ederdim. Başka dualara vakit ayırmazdım, ayırmayı düşünmeye vakit bulamazdım. Görmeyi dilediğim kulu idi, kulunun derdi idi. Dersen, ‘ALLAH’ımın kulunun derdi sana mı kaldı?’ haşa. İnsan severse, sevdiğine dönerse, onunla dönmek ister, yükünü atmak ister. Ben yüksüz, o yüklü, buna dayanmak ister. Dayanman için, kapalı gönül ister. Şükür ALLAH’ım, gönüllerimiz açık. Her açık gönül, CAN’ından çok CANAN’ın yanına, dostları ile varmak ister. Dost, zümre değildir, cümledir. Cümlenin duası ile dolmuşken, bir kendi görgümü ALLAH’ımdan ne yüzle isteyim? Dünyada ben cümleye duacı oldum. Geldim, cümle bana duacı oldu. Alış-veriş. ALLAH’ıma varmak için yapılan her dua hayırdır. Yalnız vazife olarak değil, gönülden gelerek yapılan duadır makbul olan. ‘ALLAH.’ desen, yüz defa zikretsen, bilemezsin, ölçüsünü; gün gelir hatim olur, gönülden geldiğince ölçü alır. İbadetin yolunu ayırmak hatalıdır. Yol, yürüyenindir. Kimi ayakla yürür, kimi emekler. Netice birdir. Nerden  geldiğini, nereye varacağını bil yeter. ‘Neydim, neyim, ne olacağım?’ de yeter. Geldik, gitmek sır değil. Amma günü sır. Geldik, günümüz belli değil. Derslerim yumağınca sarılsın, sözüm altın sayılsın. Aldığını bildin, karışıklığa yer verme. a’ya derim. Duanı ALLAH’ına şöyle yap: ‘ALLAH’ım SEN’den geldim, SANA varacağım. Şu anda yalnız görünürsem de, sığındım SEN’siz kalmayacağım. Seninle oldukça, olaydan korkamayacağım.’ Unutmayın, MERYEM namaz ile ALLAH’ıma varmadı. Yalnız niyazı, bin namaza bedeldi. Hep ALLAH’ımdan geldiğini söyledi. Onun için gelişi bilin, varışa şüphesiz inanın. Dualarınız; kulluğunuzun tam olarak mümin gönülle, geliş-görüş-varışı tamamlamasını dileyin. Rüzgar eser, ağaç sallanır. Evet amma, ağaca sarılan sarmaşık dökülür, ağacın yalnız çürük dalı kırılır. Uyduğum SEN’sin ALLAH’ım, duyduğum SEN’sin. Göç gününde de vardığım SEN olasın ALLAH’ım. Uyanların-duyanların arasında olayım, onlarla SANA varayım ALLAH’ım. Uymayanı uyandır, duymayanı dayandır, bilmeyeni bildir, cümle ile KATIN’a vardır ALLAH’ım. SANA kulluk etti isem, nerden bilirim; hata etti isem, nerden çözerim? BİLENSİN, GÖRENSİN, hatamı af edersin. Hata işlemeye tövbe ederim. Bilmeden işleyeceğim hataya, önceden tövbe edeyim. Ettiğim an inanırım ki, hatadan döndürülürüm. Söylendi yazıldı, bir husus havada kaldı. MEVLÂNA mı aradı, kul mu aradı, ALLAH’ım mı gönderdi? Eğriden doğru ayrılır, kulun doğrusu seçilir, vazifeli elçiye emir verilir. EMİR, YÜCE’den gelir. Gelişimiz böyledir. Emirle geldik, kulu imtihan ettik. Kürsüde kim olur, kime emir verir? İmtihanda kim iyi not alır? Bilen gören duyan, notu alan, diğerlerinden ayrılır, ona da vazife verilir. Mesnetsiz olmaz, mesneti aldanmaz. Çünkü dünyada değil, dünya ile yüklü değil. GARİB’in dünyadaki mesneti kim? MEVLÂNA. Dedim ya, ALLAH’ımın EMRİ ile geldik. ALLAH, kainatın mesneti. Sözümüz esnedi-esnedi, ‘Daha da esnese kopar mı?’ dersin. Kopmaz. Çünkü ucu bulunmaz. ALLAH’a ısmarladık. Elde gelen arkaya atılsa unutulur, karşıya atılan tutulur. DEDE’niz yanınızda. Çağırmak değil, düşündüğün an. Olayı büyütmek yakışmaz. Derslerin yerinde okunduğu zaman, sözün altın sayıldığı zaman. ALLAH’a ısmarladık. Aldım cümleden, götürdüm cümleye, getirdim cümleden cümleye. Görürüz, biliriz. Ağızdan dökmeye, gönülü üzmeye yer yok.

8
Merdane savaşsın, sahaya çıksın, arkaya bakmasın. Ellerinde olsa ya elbet. y göğsünü gersin, ‘ALLAH’tan.’ desin, onlara MEYDAN’ı göstersin. Merdane olanın ne olduğu bilinir, şeriata uyulur. Korku koymasın, ‘Kuvvet?’ demesin. Kuvvet, ALLAH’ıma dayanandadır, hak yiyende değil. Mert olana sert olma, sırtına semer vurdurma. Ne sertliğe boyun eğ, ne mertliğe göğüs ger. Açıklaması; serte göğsünü ger ki korkak demesin, kement atmasın. Mert olana boyu eğ ki, adaleti tanıdığını bilsin. y imtihanda. Çıktığı, dağlar-taşlar. Ne var ki, dumanını attığı an yolu açık bilsin, önündeki kapıyı görsün. Arkada iniş olur, önünde çıkış olur. Dağa çıktığını düşün. Niyeti olmaksa, duyguya önem vermesin, mantığını kullansın. Geçireceği imtihana yatırım yapsın. İmtihana girerken neye yatırım yaparsın? Bilgiye. y de mertebeye yatırım yapsın. Sabrın yeri, cennetin katıdır. İmtihanı kazanmak kafidir. Sazını nefeslesin, dumanını üflesin. Sazının sesine, y’nin nefesine, muganni olmayan kulun gönlü yatsın. MEYDAN’a ER olan gelir. Çıksın MEYDAN’a, ER’ini beklesin. MEYDAN yobazı almaz, ona kafa-kol vermez. Çıksa cesaret bulsa, eli ayağı tutmaz. MEYDAN bizde, merdane gönül bizde. Çağırdık, gelsin, yüreğine taş koysun. Yürekteki taş, kuluna ne eder bilir misin? Muzdarip eder. Ne yürekteler bilir misin? Bekle gör. MEYDAN’a ER gerek, ER’de yürek gerek. Yürek olmayana, ER denmez, ER olmayan MEYDAN’a gelmez. MEVLÂNA’yım. Olur, ama ER MEYDAN’da, namert MEYDAN’ın dışında. Yapanı görmedim, yapabilene rastlamadım. Eğer ki, y de MEYDAN’ın dışında kalaydı, kalleşlik çarpışırdı. Bundan böyle korkmasın, MEYDAN’a ER çağırsın. MUSTAFA’ya el açtı, aynayı yüzüne tuttu, geriye baktı, yolunda gitti. Almayı değil, olmayı düşündü. Her yolun bir sarsıntısı olur. Açıklayım. Her ULU bir gemi, istersen tarikat de. Gemiye binilir, mevsimine göre yola çıkılır. Gemi kalkarken sarsıntı olur. Kimi sallanır, kimi tutunur, kiminin midesi bulanır, en yakın iskelede karaya çıkılır. Biz beraber sarsıntıyı geçirdik, birbirimize tutunduk, evvel ALLAH’ıma sarıldık. Şimdi de süt liman. Denizde rotamız yolunda gidiyoruz. Limanlara uğruyoruz, dileyen yolcuları alıyoruz. Alışamayan, midesi kaldıramayan. Biz artık sallantıya da niyazla göğüs geriyoruz. y’ye de söyle; sallantıya göğüs gersin, durulacak deniz bilsin. Güzellik, yazıda değil gönüllerinizde. Altın madeni buldum, kazdıkça derine indim. Altını işledim. İşledim, günün en değerli sanatını verdim. Ben sanatçı, siz maden. Değer işlenendedir işleyende değil. Ele aldığımız, yumuşak altın. y’yi de aynı hamurdan gördüm, onu da işlemeye başladım. Kendini bıraksın. ZERKUBİ misali ‘Yağma.’ desin, yanılıp ‘Ne olurum?’ demesin. Selam desem, anda yanına giderim, onunla olurum.

16
Hummalı olmaz, mümin kul yılmaz, aldığını vermez, yumuşak olandan başka sormaz. Kumun tanesi küçük, muyadisi büyüktür. Gidişe yol verir, mestini giydirir, ALLAH’ını bildirir, MEYDAN yere götürür. Almışsan olan günden nasibini, bekle gelen güne de verir. Çekme gelecek güne hasretini. Günde günü yaşamalı. Ne geçmişe yerinmeli, ne gelecek diye sevinmeli. Gönülde daima huzuru gezdirmeli. Günün öneminden değil, olayın önemidir günü güzel gösteren. Neden aylar çevrilmiş, bir güne mahsur bırakılmamış bilir misiniz? Olayın önemi belirtilmek için. Anlatayım. ‘Miraç.’ dendi güne bağlandı; günün öneminden değil olayın önemindendir, günü büyük gösterir. Neden günler değişir, değişik mevsimde olur? Olayın olduğu belirtilir, günün değil. Hep duacı oluruz, candan niyaz ederiz. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Selam cümleye, selam sunduğumu bilenlere, ‘Selam.’ deyip adımı ananlara. ALLAH’ımın YOLU’nda aç gönülle koşasınız, bir NURU’nu kucak ile paylaşasınız. YUVA’nızı nurlandıran, amade olanın gönlüne uyan cümlenize, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ deyim, ERENLER’in sofrasından size şarap sunayım. Asmayı budadık, oymalı yaprağını, aymalısınız, bilmelisiniz. Yer yerindir, gönül derindir, kuyu değil. Alamaz mı sevgimizi, gelenlerin selamını? Sessiz gemiden değil, durgun denizden değil. Yelken açmak, açığa çıkmak gayemiz. Yoktur gelecekten kaygumuz. Gelecek bizi sarmaz, kötü olay bize bakmaz. Niye bakmaz? Çünkü yüz bulmaz. Kim kime yüz verirse, yanında onu bulur. Bilenlerdeniz, HAK YOLU’nda erenlerdeniz; almayı bildik, verenlerdeniz, yumağı sabır ile saranlardanız. YUVA’nızın nurlu yolunun bekçisiyim. Bilmek MEVLÂNA’nın gelişini, büyük huzur vermeli, MEVLÂNA YUVA’da sükunu görmeli. VEREN’in kullarıyız, akıl alan dölleriyiz, RAHMETİ’nin selleriyiz. Seller, akar-akar-akar, yumağınca için döker. Selli sular nice çöpü, çeker çeker çeker. Netice; deryaya tertemiz ulaşır, çöpü kıyıda kalışır. Asma görülür, kütük iken burun kıvrılır. Meyvesi erdi mi, yemeye gelen çoğalır. Meyvemiz erecek erecek, ağacımız görülecek. ‘Mümin yoldayım’ dersin, mevsimsiz sorarsın. Mümin, niyazını etsin, olaya duacı olsun. Mümin olan birçok olunca, dualar edilmez mi? Tedbir, imanı zedelemez. Mesnevi der ki: ‘Nerden geldiğini bildiğin felaketin üstüne gidersen, ortağı olursun.’ Gözü kulağı, ağzı burnu, en mühimi aklı ALLAH’ım niye sana verdi? Binayı yaparsın, balkonu açarsın, kenarına duvar çekersin, niye? ‘Düşmeyim.’ dersin.
Hastalıktan, kötülükten kendini korumazsan, elbet yolunu o yana çevirirsin, oldukça.
Yapraklar dökülür, yollar yaprak dolu. Ne var ki kökler beslenir, gelene kuvvetlenir. Yaprak dökülür diye, ağaç mı tasalanır?

17
Gümüş yolun genişliğine kapılmayın, dumandan müteessir olur. Altın yol, hiç bir tesirin altında değildir. Almayı bilenlerle, vermeyi dileyenlerle beraberim. Gümüş yumuşak olsa da, okside kalsa da; yanlıştan müteessir olur. Demektir ki; her olayın etkisinde kalınmasın, altın, gönüle misal alınsın. Yapıya kapı gerek, kapıya örtü gerek, açarken düşünmek gerek. Kapın çalınır, yekten açar mısın? Şüpheyi atarsan, açarsın. Gönül kapını da, şüpheni attıktan sonra aç. Ağaç fidanken düzelir, ağaç olur meyve verir. Aşılamazsan, verimi bol olsa da yer doldurmaz, yerini bulmaz. Ona gene toprak ana sahip çıkar, verdiğini karşılıksız verir. Asmayı aldım, üzümü yedim, şarabını içtim, her mevsimini yaşadım. Üzüm bünyeme, şarap gönlüme hükmetti. Sorarım size, hangisi faydalı? Bünyem sağlam olmazsa, gönülden söz almaz. Derdi olan saz çalmaz, ‘Oyna.’ desen meydan bulmaz. Suyun akışını, akarken durdurmaya değil doldurmaya bak, saklamaya değil harcamaya bak. Su bitmez, ömür yetmez. Doldur harca, gene doldurursun. ‘Saklayım.’ dersen yanılırsın. Suyumuz akar-akar, dileyen testi elde doldurmaya bakar. Aynayı suya tut, ne görürsün? Aynada suyu, suda aynayı. Arada olan, yumuşak olur, yüzünü iki alemde görür. Yol yumuşak, yolcu sert olursa, olumunu düşünme. Sertlik, mertlikten de olabilir. Derseniz ‘Doğru mudur?’ kusurdur, derim. Amma döner bakarım, olaya gülerim. Mertlikten doğan sertlik, namerdi korkutur. Korkanın yanında yolcu olmayın. Yumağı yumuşak saran, kul korkusuna yumuşarsa; yüzüne gülmeyin. Korku yalnız YÜCE’yedir. Kalmaya gelmedik dönmeye geldik, doğuştan mukaveleyi imzaladık. Misafirlik uzarsa, ev sahibine sıkıntı verir. Kâinat, hepsi sana kusursuz hizmette. Kalmak istersen, ‘Dayatayım.’ dersen; men edilene asıntı olursun. Aymayı yumağa verdik, beraber sardık. Dumanı dağıttık, gayeyi bildik. Oymayı, olmayandan ayırmalı. Oyma nedir? Ağacın işlenmişi. YUYAN’ı yumuşak olanla, görmeli, ağacı da çimeni de sevmeli. ‘Ağaç meyve verir, çimen ne verir?’ dememeli. Çimen olmuş yeşillenmiş, gönüle ferahlık vermiş. Kuzu anasını çimende bulmuş. Sütünü verende, kula yenince kuvvet vermiş. Elbet boyunca enince faydalıdır. Bir ağaç yediğince büyür, dünyadan ne alırsa o kadar verir. Çimen de yediğince verir. Kulun gücü olur kullara yardımcı olur, gücüne göre kuluna yetişir. Kul fakir olur, gönlünce yardımcı olur. ‘Neymiş?’ demeyin, şüpheli olmayın, ALLAH’ım hayır olmayacak işine izin vermez. O'na dönük olan kulunu mahzun etmez. Kumun tanesine, olmuşun yuvasına od gelmez. Ölüm yumağın bitişidir, nüfusun ayarlanışıdır. Bedenin vazifesi, kafeslik. Olmuşa yumağını sarmasın, aldığını vermesin. Elinde olanı değerlendirsin. Bedenin ölçüsüne verilen, aykırı bilgidir söylenilen. Açayım. Dedim, verilen akıma hayal gücünü katar. Dersen ‘Her kulda olur mu?’ olmaz. Her kul aynı hayali yaşatamaz. Olayın alınışı hayale kapılışa göredir. Kim, ‘Yolumu bulmadım.’ der. Uygunsuzluk değil de, erginsizlik. Rüyayı görürsünüz, ‘Hayırdır.’ der yorarsınız. Canınız sıkkın ise, sıkıntı beklersiniz. Beklemeyin, hiçbir rüyaya ‘Uymadı.’ demeyin. Rüya yumağın öbür cephesi. Yumuşak isen, rüyanda etrafını yumuşak kullarla çevrili görürsün. Değilsen, yumağına rehin ararsın. Yumuşak olmayan, şikâyetçi olur. Ancak uykuda kendini boşta bulursun, kendince sertlikle dünyanı doldurursun. Rüyanda uyanık iken düşündüğünü değil, bazen hiç aklından geçirmediğin olayı da görürsün. Bu da yumağın öbür cephesidir. Her kulun görülen ve görülmeyen cephesi vardır, bu da ancak rüya ile kendisine belirtilir. Elbette her görülen belirti değildir. Müstesna rüyalar kulu etkiler. YUNUS’um der ki: “ Kendimi nokta dedim, rüyamda gökte yıldız gördüm, elimi attım çiçek diye derdim. Uyandım, ‘Be hey gafil.’ dedim; ‘Sen nerde, gök alemi nerde?’ Ne bileyim, elimde hata; uzandı vardı, ‘Çiçek.’ dedi derdi.” ALLAH’ım kuluna dünyada gösterdi. İşte yumağın görülmeyen cephesi, hakikat aleminde. Görsen, üstüne libanı alsan; hükümdar mı olursun, taç mı giyersin? Dünyanın tacı dünyada kalır. Kulun dileği ahiret tacı olmalı, çiçeğini yıldızlardan dermeli.

19
Hummalıyım. Niyazlarla avunmak olmaz. Yumak yumuşak, niyaz da YÜCE için olursa; avuntu değil, varmaya merdiven olur. Merdiven dayamayan ne ile çıkar? Hummalıyım dedim. Niyazlar çoğaldı. Olaydan değil. ALLAH’ımı tanıyan, varmayı dileyen. Dünya kuruluşundan beri böyledir. Mazbut bir gidiş, çılgınlığa doğru koşar. Neticenin boşluğunu görür, yatışır. Çılgınlığın dönüşüdür. Nasıl ki denizde dalgalar, bir zaman gelir dağlar gibi kabarır, yumuşar. Deniz, düzün doğrusunu gösterir. Düz nedir? Masa da düzdür, amma denizin düzlüğü göz alabildiğine. Elle çizilmez. Doğruluk ondadır. Asmayı denize atsan, üstünde yüzer; taşı atsan, dibe çöker.
Aynayı olduğu yerde bırak, yalnız kendin bak. Yanına gelene danışma, nefesinden medet bekleme. Sana verecek olan ALLAH’ımdır. Yalnız O'ndan bekle, şu duayı ekle: ‘ ‘SEN’in verdiğin doğrudur.’ dedim, günümü SANA çevirdim. Kuluna değil, SANA yalvardım. Olacaktan, ‘Kulunun verdiği değil, SEN’in verdiğindir.’ dedim, korkuyu üstümden attım. SANA sığınıp, niyazımı öyle yaptım. Şüphemi içimden attım ALLAH’ım.’ Kendini dumandan sıyırmasını bil. Kuluna el uzatıp deme ‘Elimi tut, dumanımı dağıt.’ Elinde olsa, kendi dumanını dağıtır. Kul kula ALLAH’ım nasip etmediyse ne verir? Oymanın yapılışı değil, yapanın hünerindendir. Ağacı her eline alan oymayı yapar, amma hüneri olan eserini verir. Hüneri olmayan, takunyayı bile bozar. Derseniz ‘Öğretenden’; öğreten, yüz kişiye gösterir, bir kişi öğrenir. Alnımız yazılıdır, yerimiz kazılıdır, gözümüz örtülüdür, gönlümüz yumuşak ise perdemiz sıyrılıdır. Asmaya gümüş ne gerek, duaya çerçeve ne gerek? Asmanın verdiği nedir? Şarap. Erginine bak. Şarabı toprak testiden de içsen, gümüş bardaktan da içsen değişmez. Dualar çerçeveye girmez, bir ölçüde kalmaz. Gün gelir kul duadan kendini alamaz, gün gelir gönlünü bir yana çeviremez. Peki nasıl çerçeve vurursun? ‘Dua zamanım.’ diye hocanın mı önüne oturursun? Açık derim. ‘Her gün vazifem, bu duayı şu duayı okurum.’ dersiniz, neye çerçevelersiniz?
Aynanın gösterdiği yüzündür, aynaya bakan gözündür. Gösterene değil bakana değer ver. Yalnız yüzüne bakarsan, geleni görmezsin.
Atmaya değil satmaya değer veren, kendini düşünür. Atılacak malı satışa çıkaran, zararını kendi çeker. Aldatmak, kulun kuruntusudur.
‘Aldattım.’ der sevinir, on defa aldandığını unutur. Sakın ‘Beni aldattılar.’ diye üzüntü etmeyin. Çünkü ALLAH’ım, ‘Aldattım.’ diyenden on katını alır, bir vesile ile aldanıp, ‘ALLAH KERİM.’ diyene verir.
Aynanın misali, hep yüzüne bakma dedim. Yolunu öğretmek vazifen. Olgunluk, vazifendir. Bağırtı gök gürültüsüne benzer. Vereceği rahmeti öfkeyle verir, bulut bulutla çarpışır. Gürültü olmadan yağan rahmet, ne kadar sevimlidir. Misal verdim, örnek gösterdim. Gürültüyle yağan yağmur mu faydalıdır, yoksa sessiz yağan yağmur mu? Gürültüyle yağan, birden boşalır, sel alır. Görgü bilgi meselesi. Yanılan ALLAH’ımın kuludur, bana söz düşmez. DEDE’nizim geldim. CAN’dan YUVA’nızı sevdim. Kullarına ‘YUVAMIZ beraber.’ dedim. Almayı bilirsiniz, ne var ki yanılmayı bildirdim mi hüzünlenirsiniz. Neden? Kulun yanılmayanı olur mu? YUVAM dedim, neyi? Geldim, YUVA’yı NUR’lu gördüm. ‘ALLAH’ım.’ dedim, duacı oldum. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Demek YUVAMIZ yağışlı. Ben bildim de geldim. Yağış gereklidir. Ne var ki, seller akmadan, sular basmadan. Anda gelip geçer. Ne var ki büyük çukur açar. Zararı hem sana, hem yavrulara. ALLAH’ım her kuluna bir benlik verdi. Onu değiştiremezsin. Uğraşmak yetmez, gücün olmaz. Benliğine kıymet verirsen, kazanırsın. Neyi mi? ALLAH’ımın kulunu. Ağacı düşün; sen ne kadar uğraşsan, gine yönünü güneşe çevirir. Aymayı bilene vazife verilir. Sormayı değil, tutmayı bilirsin. Aymak YM. Aynayı as yerine. Yerinin değeri iyidir. Sözü getirdik YUVA’ya bağladık. Zaten o yükü biz severek yüklendik. Olmayı dilediğimiz gibi olalım. Hayır dileyip bekleyeli. Aynayı yerine as dedim, sana niyetini bildirdim. ‘Aynada göreyim.’ dersin, yüküne bakarsın. Sen üzüntü etme. Ben sana, ‘Yüklendik.’ dedim şaka ettim. Yük değil bizimki, ALLAH’ımın VERİŞİ’dir, sebebi HALK EDİŞİ’dir. Elbet sebepsiz kuş uçmaz, yaprak düşmez.

21
YUVAMIZ cümleye, elimiz YÜCE’ye açık. Gelenlerin gönlüne, sevenlerin gülüne, bahçe yolu açılır; kulunun yumuşak niyetine, bahtı açılır. Denmesin ‘Kötü oyun’, ağıla döner koyun. Yolun gidişi yokuş olsa da, çıkışta kul yorulsa da; düzlüğe varanda, etrafa bakanda, güzellikleri bütün gücü ile görür, değerini verir. Elbet varılır. Her yokuşun bir duruşu olur; olgunluk, duruşa vardırır. Yaprak küçük iken, yer doldurmaz dalını örtmez, amma büyüyende, dalını göstermez. Dersen ‘Ne demek?’; kendine kökünü misal almaz, ‘Dalımı ben de örttüm, açık vermedim.’ der. Denir ki, ‘Atası ağası dalını yeşillendirdi, kendi yönünü oldurdu, onun yönü açık kaldı.’ Geç te olsa, o yönde yeşillenir, dalını örter. Unutulmasın, o yön, güneşi daha geç görür, ondan gecikir. Olmasını dilediğin, yumuşak yolla olur. Yumuşak söz diler, ‘Uysunlar bana.’ der. Sözünü esirgeme, bala bulamadan verme. Sözü yerinde alsın, önce ağıza balı gelsin. Dilediği sevgindir. Sevmeyi bilen, sevilmeyi diler. Duymuş yumağını, niyetine uygun söz edişini, sevinmiş. Sevinmek güzel, önündeki bulutu açar niyazı. MEVLÂNA günde kavuklu değil. Ama aranızdayım, YUVA’nızdayım. ‘Nerede?’ dersen, GARİB’in sağ yanındayım. Neden mi? Sağ elinden aldım, sizlere verdim. Sözü dağıttık. Sohbete dalmayı, dumanı dağıtmayı bilelim. Sohbet, dumana yol verir, eğer hoş yönde ise. Teselli vermeye değil, olayı açmaya geliriz. Güneşi gördü, dalının yapraklanması yoluna girdi. Dünya derdi kula yük oldu. At yükünü sırtından. Gayretin, ALLAH’ından geldiği bilinir. Ne var ki, gelen yüklüğe konur. Kullanmak için verilen, kullanılmalı. Yoğurt tatlı iken yenilmeli. Yoğurdunuz tatlı. Ne var ki, çokluktan yenmez. Yumuşak değilse, hata onun değil. Hata, ona ‘Yumağın düğümlü.’ diyende. Dediğim gibi, sözünü bala bula, esirgeme. Mesnevi der ki: ‘En tesirli nasihat; mümin olduğunu, ALLAH’ının kendisini sevdiğini bildirdikten sonra edilen nasihattir.’ Dersen, ‘Nerden bilelim, ALLAH’ımın sevdiğini?’ Ona söyleyelim. ALLAH’ımın, her yarattığı her kuluna sonsuz SEVGİSİ vardır. İstisnası olamaz, ALLAH’ım kulunu kulundan ayırmaz. Ayıran, kuldur. Almak, güzel; vermek te güzel, vermeyi bilene. Almayı herkes sever. Vermeyi sevendir makbul. Aynayı eline, kemeri beline taksın, aynada etrafına baksın. Güne kadar kendine baktı. Etrafına bakarsa, genişliği görür, darlıktan kurtulur. Yatağı dinlenmek için dersin, öyle bakarsın. Yastığı baş koymaya dersin, yatak üzerine koyarsın. Yorganı üzerine alırsın. Dikkatli ol, bastırmasın, tembelliğe alıştırmasın. Her yer yerindir, içilen su serindir. Gittiğin yer yerinde kalır, seninle nasıl gelir.
Anlatalım. MEVLÂNA’yım ben, YUNUS’umla beraberiz. Diyelim, her yer yerindir. Toprak taşınmaz, gittiğin yere gitmez, sıcak su içilmez. Olmasını dilediğin, olgunluğa ermeli ki ele gelsin. ‘Anlaşılmadı.’ dersen, ordan alayım buraya vereyim, olur mu? Olmayacak duaya ‘AMİN.’ denir mi? Oradan toprak alıp, buraya getirilir mi? Ne niyaz etsen, olmaz. Yer yerinden.

23
Yumuşak zeminde, yumuşak kul gerek. YUVA’nın sözünü değil. Söz beraber edilir, hak olanı söylenir. Dumansız yuva olsa, yumuşaklık dilense, zor mudur? Duman kulun kendine, dünya yükü. Sakınmayı bilmeli, uzağında durmalı. ‘Elde mi?’ dersen, elbet eldedir. Gümüş sözü edilmese, yetersiz bulunmasa, ‘Yumağım yolunda olsun, ALLAH’ım verdiği kadar gelsin.’ dense; dumandan uzak kalınır. Gelelim söze, çıkalım düze. Deryanın balıkları, dünyanın halikleri, neyi diledi? Gelişi neye bağlandı? Kulun korkusu varamamaktan. Ayna yüzünü gösterir, dünya gözün gösterir. Gördün bildin ki senin içindir, neden korkarsın? Kulun yaratılışı dünyaya değil kâinata eşit. Neden mi? Kâinat ne için yaratıldı? Kul için. Kuluna bunca nimet veren ALLAH’ım AFFI’nı esirger mi? Gündüzü verenin, geceyi derenin; kulun hatasına, dumanlı yoluna ışığı olmaz mı? Almayı diledin, sana duacı oldum. Aydın gününü diledim. Olmuş dünyadan sorulmuş. Dert etme, yolun YM. Sevginle yol alırsın, kulunu sevmeyi bilirsin. Olgunluk; sevmede, hatayı dürmede, yükseğe koymada, geçeni unutmada. Hatasız kul olmaz, hataya düşülmeden doğrusu bulunmaz. Yanılan kul sana boynunu bükerse, üzüntü duyarsın.
Kendini yukarıda değil, olduğun yerde göresin. Birine demem cümleye derim, demeyin sözle döverim. Doğru denileni, dayak derseniz, doğruyu bulamazsınız. Yuvanın sesi yuvada kalır, duvarın süsü duvarda kalır. Öyle olmasa yuvaya ne hacet? Söze söz katılmaz, her olay büyük görülmez. Olmuşsa hata, affedendir atâ. Görmüşsen, bir gözünü örtmüşsen; yumuşak olmuşsun, yolunu bulmuşsun derim. Aza olduğun yuvada, söz sende kalmaz. Yuvada başkanlık olmaz. ‘Eş.’ dersiniz, başkanlık koşarsınız.
Dumanlara yol veririm, miyarınızı bilirim, uymayı dileyene söylerim. Olmuş meyve ele gelir, ham meyve dalda kalır. ‘Neden ele gelmedi?’ der misin? Güzellik yerde taşta değil, her yerde. Yağmur yağdı mı, toprağa düştü mü; toprak yeşerir, güzelliği öyle gösterir. Asma büyür, gölge verir. Yerdeki kütük, olunca katık; o da sevilir, severek yenir. Doğuş güzeldir, ayışı bilmeli.

25
YUVAMIZ süslendi, gönlümüz seslendi. Sevindik, sevinenlerle neşelendik. ‘Zamanlara bırakma kendini. Üzüntüm zaman-zaman olur.’ der. Duymakla değil almakla uyulur, yumuşak olmakla bilinir. ‘Söz bende kalsın, o yumağı boş sarsın.’ deme. Vurduğun halı toz çıkarır, toz gelir sana bulaşır. Gayen, temizlemek; ne var ki, halıyı temizleyim derken kendini tozlatırsın. Aymak için dersiniz. Müstesna yolun yolcularısınız, yol almadan sorarsınız. Yumuşak olmak, olayı unutmak gerek. Unut gitsin. Sözü edilmez. Düşündüğün gibi değil. Sordun izin aldın, MEYDAN’a vardın. Mertlik sende. Savaşı yapan, ‘YA ALLAH!’ der koşar, ALLAH’ına sığınmış olur, mertlik budur. Savaşa giden, ‘Ölmüş bil kendini.’ diyen; mertlikten uzak kalır, büyük söz eder. Onun için MEYDAN’a geldin, ALLAH’ıma sığındın. Asla söze yer verme, ne dense tabak koyma. Konuşmak değerini arttırmaktır, kendini değil. (Onların.) Elbet. ALLAH’ım söyleneceği söylemeyeni, söylemiş duruma getirir. ‘Karşımdaki demedi, değerini buldu.’ demeli, söz ondan gelmeli. Senin söylemek istediğin, olayıyla verilir; kul, kulun nazarında yüceltilir. Şüpheden arıyız, arının balıyız, yaprağın-dalın süsüyüz. Bilen bilir, gönüllerin gülüyüz. Suyumuz yolumuzca akar, yumağınız ömrümüzce sarar. Aymak, uymakla olur; ayak bedeni sürür, akıldan ayak yürür. Yolda sürü görülür, sürüden yün alınır. ‘Yapağı olsun, bedene uysun.’ dersen; ele almak, temizlemek, eğirmek, sarmak gerek, sarıp ta örmek gerek, gelen soğuğa hazırlamak gerek. Aydın olanlar, yolu bilenler, düşünüp duranlar; buldukça yün sarınır. Ya bulmayan ne olur? Eh ALLAH’ım ona da gayret verir. Yüne mi sarınır, ALLAH’ına mı sarılır? ‘YA ALLAH.’ dedik, sözü açtık. Kulu demedim, ALLAH’ımı dedim. Her kul, nasibi ne ise alır. Amma ALLAH’ım, her kulunu gözetir. Kiminin bedenini, kiminin RUH’unu donatır. Nasip. Zengin isem kime ne, fakir isem sana ne? Zenginden maksat taş torak ise; ADEM’in dölü olan her kulun, dünyadan nasibi vardır. Dünya kavgasıdır o. Benim hala toprağım var dünyada, eğer benimse, o kadar. Ya bir karış toprak, ya bir kök. Ağaç sana şahitlik eder. ‘Burada biri vardı.’ der, o da nasip ise eğer. Kula şahadet edecek, ancak gönlüdür. Yıllar geçer, günler uçar, deme ‘Fırsat kaçar.’ Kaçan yok. Mümin kulun dengidir. Oturur kitap okursun, ‘Öyle olmasaydı, böyle olsaydı.’ dersin, amma değiştiremezsin, çünkü yazılmıştır, okunmuştur. Dedim size daha evvel. Yazılan bozulmaz mı? Duaya yönelen, yöneldiği yönden alır. Yolda giderken, rüzgar eserken; saçını eteğini uçurursa, ne yaparsın? Estiği yöne gidersin. Dualar da olayı yönüne alır. Gazeteyi okuyan öğrenir, olaya aşina olur, yumuşak olayı sunduğum gibi alır. Onun için okumak, bilmek, öğrenmek, görmek iyidir. Gazeteyi dedim, misal getirdim. Ağacın dalına kuş gelse, sesini verse; kul duyar, sesi alır, ağaç uykuda kalır. Kuşun kafacığı var, kafasında beyinciği var. Ağacın, sadece beslemek için kökü var. ‘Ne alsın, ne versin?’ denirse, meyvesi var. Kulun verişi, ağacın verişine göredir. Ağaç verimli ise, kul bakar, gübre atar, suyunu verir, zamanı gelince meyvesini satar. Olgunluk, ağaçta değil kuldadır; çünkü bilgi, yoldadır. ALLAH’ım akıl vermiş, dünyada çok sır saklamış; aklını yorsun, arasın bulsun diye. Arayıp bulmakla bitseydi, dünyanın sırrı çözülürdü, olaylar günden evvel bilinirdi. ‘Yağmur.’ denir, söz edilir. Neyle tedbir alınır, sele karşı, depreme karşı? Çünkü, sırrı YÜCE’dedir. Amade olduk, size misal verdik. Her olay, sırdır; geleceği kul bilmez, yarın olacağa gönül vermez. Olsun görelim.

26
Günü YUVA’ya bağladık, yumuşak yolu aldık, ne olsa dedik. Düşünce, size. Niyaz edersiniz, ancak günü alırsınız, almayı bilirsiniz. Sorulanı söyleyim, ağaçtan geleni deyim. Ağaçtan ne gelir? Delice olur, ayırırsın, aşılarsın, bir ağaç daha kazanırsın. Ayağına giydiğin, deriden aldığındır; gününe verdiğin, YÜCE’den aldığındır. Andığın gibi olsa, ‘Uygundur.’ dersin; olmayanı, şüpheyle karşılarsın. Şüpheyi sil. Dama oyununu düşün. Taşları koyarsın, karşısına çıkarsın; yenilişe değil, kazanmayı düşünürsün. Önce kendini yenilgiye hazırla ki, kazancını kutlayasın. Asma desem, kütük olur; buğday desem, katık olur; arı desem, bal verir. Memnun etmeyeni var mı, hizmeti olmayan var mı? Asya’nın batısında, Türkiye’nin kapısında, her yuvanın çatısında; olandan olacaktan korkunuz olmasın. Bekle gör. Endişe etmeyin, zaman açar. Güç gelmesin, söze söz katılmasın, sözüm YUVA’da kalsın. Aldığım emri yerine getirdim, dendiği kadar verdim. Az değil. AŞK’ımız gönlümüzde, cümlemiz YUVA’nızda. Günün gecesi dedik, kullarını hazırladık. Kapalı sandık merak edilir, açılır bir kenara itilir. Onun için, sözümü kapalı kutu misali veririm, kulunu düşündürürüm. Amadeyiz YOLU’na, vazife verdik kuluna. Su başı kalabalık, destisini alan gelir, her kul nasibi kadar alır. Hava karlı ise, kul kürke sarınır. Kürkü olmayan, çulla yetinir. Çul bulamayan da olur, ona da şükredilir. ALLAH’ımın kulu olmanız, büyük nasiptir. Dünyada verilen; kulu eğitir, olgunluğa erdirir. Kuldan bekleyen yanılır. Ayyaş, söz güzel. Gönül bozmayın, kulun yoluna taş koymayın. İçer, içer de kendinden geçmez, ayılır, güzellikleri görür. Midesi, gözünü örtmez. ‘Budak’ dedin, ağaçtan söz ettin. Nedir bilir misin? Budak değil, ağacın beslenme deposu. Andım, çeşme başına geldim; gördüm, danışanı sordum. Kulun gücü ne kadarsa, testisi de o büyüklükte olur; bakarsın yolda kırılır. Yeşilden geçilmez, maviden seçilmez, kırmızı atılmaz, niyetler satılmaz. ‘Neden?’ derseniz, her güzellik yerincedir. Otlar yeşil, kan kırmızı, derya mavi. Güzelliği derim, renkleri söylerim. İki alem sorulur. Bilir misiniz, her an kucaklaşılır. Deniz-gök misali. Denize varırsın, elini verirsin. Gökyüzüne varamazsın, sonu nerde bilemezsin, amma ‘Görürüm.’ dersin. Gördüğün nedir? Yıldızlara varır mısın, ellerinle derer misin, kul önüne serer misin? VERDİĞİ’ni sever misin, güzeli çirkini ayırır mısın? Yanılırsın. Çirkin yok. Aynadan çek elini. Yüzden ölçüye vurma, güzelliğini ara-bul. Her güzelde, çirkinlik te olur. Dirhemle kul ölçme. Ona de ki; ‘Çoğu nasibin ise, ALLAH’ım sebep yaratır.’ Almayı bilmek, verilene uymak gerek. Uysal tayın yemi bol olur. Aşını başından beklesin, işinden değil. ‘İşimi aşayım, başka duvara kement atayım.’ derse, elindekinden olur. Darlıktan muzdarip ise, ALLAH’ından dilesin, ona kapı açar. Şüphesi olmasın, yolumuz günde uzamasın. Almayı-vermeyi bilen, gönlünü şüphesiz ALLAH’ına açan; yuvanın başına, hayırlı eşine, ‘EYVALLAH.’ diyelim. Geldik, aşına ortak olduk. Aşının tadını, yuvanın tuzunu ALLAH’ım bozmasın. Ocağın tütsün, içeri değil bacadan geçsin, aşın pişsin; kesenden eksilmesin, eksilenin yeri dolsun; yenini, yamaya yer vermiş görmesin; sepetin çöp dolmasın. Sepete çöp atılır, çöp seni rahatsız etmesin. Çöp nedir? Lüzumsuz olandır. Lüzumsuz olana kaygu, sana gelmesin. Arılar yuva yapsın, müstesna yuvanın kapısına gelsin. Dedim, daha önce sözünü ettim. Kendinize karıncayı değil, arıyı misal alın. Karınca kararınca, arı verir doyunca. Gitmek düştü bize.

28
Cemaat ne niyete kurulur ise, o niyete toplanılır. Ummak güzel; beklemeyi bilene, olgunluğa erene. Yumurta misali düz yol aramayın, taşa vurup kırılmayın. ‘Aramak kötü mü?’ dersen, ALLAH’ına sığındın mı, eğri yola girmezsin ki. Kul var, ‘Beni düz yola koy, yumurta misali yuvarlanayım.’ der, yuvarlanırken taşı görmez, vurur kırılır. Sağlam ağaca dayanan, vurmayı bilmez, vurup kırılmaz. Size demedim. Mayanız yoğrulmuş, hak ellere verilmiş. Almayı dilediğini aceleye vurma. Kundura acele edilip alınırsa, ya sıkar, ya bol gelir. Aşını aceleye getirirsen, ya çiğ kalır, ya da yanar. ALLAH’ına sığınan da, yolun üstüne durur, ‘Nasibinim senin.’ der; istesen istemesen senin olur, umduğundan iyi gelir. Geldim sırtınızı sıvadım, imanınıza sizden çok sevindim. Şükür ALLAH’ım. Sebepsiz olmaz, yolumuz ayrılmaz. Müstesna yolun, NUR’lu kullarısınız. Yolunuzu söyledim, layık olan bulur.
Memnun kumumuz bizden, kalbimiz yumuşak yoldan. Kimden geldik? Varışı biliriz, ‘Yükümüzü bırakalım.’ deriz, almayı dileriz. Elbet dünyada almayı, ahiret için vermeyi bilenlerdeniz. Kullarını severim ALLAH’ımın. ‘AMİN.’ diyelim duacı olalım. ALLAH’ımdan geldik, VERDİĞİ’ni yedik; doğduk, sayende büyüdük, ‘Şükür.’ demeyi öğrendik. Görenden gösterenden, bilip de söyleyenden ALLAH’ım RAZI olsun, AMİN. Yolumuzu ALLAH’ımın NURU aydınlatsın, AMİN. ADI’nı anarak nefesimizi tüketsin, AMİN. NURU’na ererek varışı göstersin, AMİN. ‘AMİN.’ dedik duacı olduk, şükür ALLAH’ım nasibine erdik.

1 kasım
Hoş YUVAMIZ, havamız. Yol aldık selam verdik, cemaat kurduk geldik, olgunluğa dünya gününde erdik. Doyasıya sevdik, ölesiye özledik, VARLIĞI’nı gönülde duyduk. Olmak dileğinizce olsa, ULU’nun sözüne ne hacet? Olmak; yolunca, kulun gönlünce olur. Ne niyet gelene uyar, ne yol gideni duyar. Duyan gönüldür, seven gönüldür. MERYEM niyet mi etti, doğmuş yavrusunu kuyuya mı attı? Nasibine yolu kattı, danıştı- söyleşti; YÜCE’den kuvvet aldı, almayı bildi. Aymayı bilen, sormayı bilendir. ‘Kime sorayım?’ dersen; ALLAH’ıma danış, şüphesiz bekle. Görürsün ki, sana yolunu açar, REHBERİN’i gönderir. Ne var ki, kul buna tesadüf der. Tesadüf nedir ki? Analık sabır ister, babalık amade olmak diler. ‘Ne demek?’ dersen; baba olmak kolay olsa, kan deveranı uymaz, yavru babadan isim almaz. ‘Olmayı bilen bu mudur?’ derseniz; her yol aynı meydana varmaz, baba olan yuvadan ayrı kalmaz. Babalık, isimde değil, ismini verenin gücündedir. Almaya gönülden razı olan baba, vermeyi bütün benliği ile kabul etmeli. Beklemek yanıltır. ALLAH’ım yarattı, kulun yolunu KENDİ’ne bağladı, eline REHBER’ini verdi. Tutun, yürü. Tutunmazsan, hatayı kendinde ara. Başkasına el koyma, YM olmaz. Elbet hummalı olmak, yolu şaşırtır. Almaktan bıkmayan, YM eldeyiz. Sözümüzü bilen dildeyiz. Açık gönüllerdeyiz. ‘Aşmak kolay.’ diyene de ki; yolunu bulunca aşmak, elbet kolay. Bulmayana YM diyemem, dünya sözü veremem. Yumuşak yolumuz, uygun kulumuz, aldı sözümüz, buldu kuyumuz. Döner dururuz, sular veririz. Yanan yanmayan sevinir. Suyu kim kenara bırakır? Sepete koysan, akar. Testiye doldur ki, yerini bulsun; yoldan gelenler, gidişe sevinsin.
‘Hummalı olunmasın, kulun niyeti bozulmasın.’ dedik. Olduğu gibi güzel. Suyun alınışına göre almak, yolumuzun parolasıdır. Aslında vermektir yolun düzü. Yalnız alış, ALLAH’ımdandır, sözün gelişi değil. Dünyanın kuruluşundan beri, kul hep alır, almayı diler. VEREN, ALLAH’ımdır. Yalnız, kulun kuldan beklemesi hatalıdır. Nasip yolunu ALLAH’ımdan dile; sana yolunu açar, kulunu sebep eder. Bağa bostan ekilmez, asmanın gölgesi kula yetmez. Öyle de olur, suyu bol alan ağaç büyür, gölge verir. Zeytin, veriminden sevilir; çınar, gölgesinden; çam, gövdesinden. Sebze, günlük mevsimlik; ağaç, yıllık. Yerli yerinde, düzenli. Değiştirmeye kul gücü yetmez, sebze olan yerde ot bitmez, çünkü kul bırakmaz. Saha geniş olan yerdeki verimle, dar olan yerdeki verim bir olmaz. Dar yerde, verim daha çok olur. Ağacın sahası geniş olmalı, dalını vermeye gücü yetmeli. Ayağın gidişini yumağına uydurmalı, mübarek Ramazan’ın gelişini kutlamalı. Gidişi de gelişe uysun, sevinç ile kutlansın, AMİN. Geldi bizi buldu, gönüller pak oldu.

5
Ne hoş yolumuz, güzel gönlümüz, gelen sevgilimiz. Ayna misali. Kader değildir, yumağın masalı. Aynada hakikat görülür, rüyada masal yaşanır. Rüya da özentili bir yaşamdır. Gündüz kuvvetini harcarsın, öyle yaşarsın. Gündüz beden için, gece RUH’un için yaşarsın. RUH’un ispatı biraz da rüyadadır. Kulun rüyası da gönül yapısını gösterir. ‘Ne oldu, ne olacak?’ deme. Kendini gadre boğma. ‘ALLAH’ım.’ de ‘Oğlumun kaderini SANA havale ettim. Ettim de rahata erdim.’ Şüphesiz havale ettiğine inandığın an, huzuru bulursun. ‘Ne olsa, nasıl olsa?’ deme. ALLAH’ımın aldığı havale, HİMAYESİ’ndedir. Almazsa korkun olsun. BÜYÜK ALLAH’ım, KENDİ’ne şüphesiz verilen havaleyi kabul eder, koruyucu gönderir. Sunduğum yoldur, bildiğin haldir. Aldığın, hayırlı haberdir. ‘Alsam mı olmuşu, tutsam mı ermişi?’ dersin. Meraka düşme. Ermiş meyve ele gelir, olmayacak meyve yere dökülür. Olsun varsın, oğul sevinsin. Aynada yüzün görür, döner etrafına bakınır. Yanında sevdiklerini görmezse, gönülcüğü mahzun olur. Cümlenin derdi yavrusudur. Ne var ki, derdine ortak olmasını bilmeli. Başında balyozcu gibi değil, arkadaş olmalı. Bir öyle bir böyle değil. Sözünü almazsa, yumuşak yol dene. Olgunluktan değil, erginlikten söz et. Yuvayı kurmak zaman ister. Yuvarlak çemberde ucunu bulamaz. ALLAH’ıma emanet etmeyi unutma. Sonu değil, başı bulunsun bakalım. Asmanın verimini mevsiminde beklersin, öyle seversin. Meyvesi tükendi mi, dönüp gidersin. Anda, asma meyvede. Kütük olsun bekle. Aydın yolun yolcuları, aynanın bakıcıları. Yanımızda olanları sorarsınız. YAHYA EFENDİ, MERKEZ EFENDİ, EYÜP HAZRETLERİ. Gönüller yıkandı, yumaklar paklandı. Neyden gelen ses, ULU’dan gelen nefes, YUVA’da saklandı. Ayrılık yok bize. Uzandım YUVA’ya, post serdim havaya. Duaların hepsi kabuldür. Çünkü hilafsız, katıksız duacı olursun. Önünde duranı görürsün, ardına bakmazsın. Ardına bakan ne görür? Gelişi olmayan gidişi. Yuvanın saadetine, gönül yoludur sebep. Yavruların istikbalinin korkusu olmasın sende. Yolcunun yolu varsa, canından bezmez. Çünkü yürümekle can sıkılmaz. YUNUS’um der ki: “ Canın sıkıntısı, yolun kasıntısıdır.” Kulun kuruntusudur. Meyve ermeden, güneş görmeden yenmez. Ermeyen meyve, ele gelmez. Yaprakla örtünse de, güneşten sakınsa da; ermesi havadan olur. Sen seni bilmeden, o nasıl bilsin? O seni bilmeden, ya nasıl sevsin? Yalın ayak, başın kabak, kolun kavak. Çık üstüne, etrafına bak. Ne kadar durabilirsin, nasıl ordan inebilirsin? Çıkmadan düşünmeli inmeyi. O zaman çıkmaktan cayar, geçer gider. Demeyin ‘Dal kırılır, yerine sürer.’ Elbet. Her rüzgarın döküntüsü olur. Yerine yenisi beslenir. Aymayı öğretmek, vazifen olsun. Aslanın pençesi yerinde gerek. Elbet verdiğine sevinç duyan, verişini anlamaz; çünkü yeri boşalmaz. Günümüz gah yanında, gah yönünde geçer. Cümle gelenler, güzünüzü kutlar. Sevinçten CAN’ları titrer. Selam cümleden cümlenize. Ufuk olduk, hep beraber kucaklaştık. Görmek ne gerek? Bilmek, yeter. Ufuk rengini denize verir. Araya bulut girdi mi, denizin rengi bozulur. Neden? Derim size, duman almayın, şüphe etmeyin. Sevgilerimiz baki kalsın. Sizler de göçende, dilde dolaşsın. Ara-bul, gör-sev, sev-sev. Beklemeden sev, sevilmeden sev, ALLAH’ım için sev. Sev ki sevilesin, sevmeyi öğretesin. Sevmeyi sevsen; doğru yola getirirsin, onu da uyandırırsın. Ne güzeldir bilir misin sevmeyeni sevmek, vermeyene vermek? İşte görmek budur, almak budur, olgunluğa ermek budur. Ermekle, dünyanın yükünden sıyrılırsın, kendini bulmuş olursun. Kendini bulmak nedir bilir misin? Kendin etmesen, bulur musun? Kendini tanımasan, çözer misin? Saymak yeterli değil. Düşün meyveyi, meyveden portakalı. Bir top alırsın, kabuğunu soyarsın, dilimleri açarsın. Dilemin zarını ayıklarsan, eline lifleri kalır. Portakal odur.

9
Hoş gördüm gelenler, sevenler, selamlayanlar. Selamınızı aldım. ‘Olmuşa yol soralım.’ derseniz, yolumuzun olduğunu bilirsiniz. Yumaklar sarıldıkça, kulun günü doldukça; ne soru biter, ne kaygı yeter. Yanılmak, cümleye. Yanılmak kula, ayılmak yine kula. Olmak, dilemekle olur. Dilemek yetmez, yürümek gerek. Yayılsın sözümüz, anılsın adımız diye demeyiz. Kula yardıma gelirim. Dünya adı geçici, kul dünyada göçücü. Olgunluktur, beraber seninle gelici. Damardan kan dolaşır. Nereye gider? Temiz-pis aynı yerde döner durur, havadan temizlenir. Aldığın senin, verdiğim benim. Vermek sevindirirse, ölçünü kararlayabilirsin. Soruları sorun dedim. Kuyudan suyu çakersen içebilirsin, tadı nedir bilebilirsin. Tarlayı sulasın. ‘Su kuyuda kalsın.’ derseniz, tadını bilemezsiniz. Huzur, aradığı yerdedir, ayağına gelmez. (Öte alemdeki birisi sorulur) Gideni düşünme. Günün gecesi düşünülmez, gönül karartılmaz. Geceden düşün sabahı, gündeyken geceyi düşünme. Her kul, içinde bulunduğu geceyi ‘Büyük.’ der. Kul karanlık görmek istemezse; ibadet eder, ALLAH’ını anar, geceyi unutur, sabahı tez bulur. Tedavi açıklamak LOKMAN’dan. Ben diyeyim duacı olayım. Yalnız söyleyim; ALLAH’ına duacı olduğun an, ALLAH’ım sana yolu buldurur.
‘Tesadüf.’ dediniz. Açılan yola gider. ALLAH’ım hep hayır olanı verir. Ne var ki kul yanılır; ‘Dert.’ der, gönlünü karartır. Saman çöp müdür? Çöp denir. Ne çok iş görür, kendi gücüne. Sevinç, umulmadıkta olur. Günü bilmek, sevinci örter. Aldığına sevindiysen, yumuşak yol yürürsün. Yol, yürümekle; kul, sormakla; ahiret, sevmekle bulunur. ‘ALLAH’ımı severim.’ diyen, gönlünü yoklasın. Yarattığını seviyorsa, sevgisi hilafsızdır. Dünya matahına gönül kaptırıp, kula güceniyorsa; acele içinden atsın, beklemesin duman tütsün. Yolum kulundur, sözüm yolundur. ALLAH’ımın verişinden ümit kesilmez. Huzur sana gelmez, sen onu ara. Hayır dile, ayağına gelir. Dönüp dolaşır, aynı dertle halleşir kullar. Aramada olmak, olayları hayıra yormaktır. Ölüm yok; dönüş, göç vardır. (Bedenli varlıklar tekrar bedenlenir mi?) Asla. ALLAH’ım dilediğini dilediği gibi yapar, ona öyle söyletir. Gelemez, bedenlenemez. Sözümüz güzel, sohbetimiz değerli; dünya müşahedesi, yeterli midir? Elbet. KUR’AN dahi, tam çözümünü bulamamıştır. Her çözen, kendi düşüncesine göre çözer. Kasıt yok. Olgunluk, imtihanla öğrenilmez. Aramada oldukta bulduk. ALLAH’ıma vardık. ‘Ne sabır.’ dendi. Cümle diler ULU’sunu. Danışmak gerek, konuşmak gerek. Yumuşak olmak, daha yumuşak olmak gerek. Suyunu aldığın, yardıma çağırdığın her ULU gelir. Ne var ki, sen birinin adını dilersin. Her ULU, herkesin. Yol müsait. Satın mı alacaksın, para mı vereceksin? Öğrenince yolundan mı gideceksin? Gel öyleyse. (Celsedeki canlar, ‘DEDE’yi kızdıracağız.’ diye söyleşirler.) Kızmayı dünyada denemedim. Denemeyi düşünmedim. Yol müsait dedim. Hayır olmayan yoktur. Her şey hayırdır, niyete uymasa da. Almayı dileyen, sözümden alsın. Bedene olanı değil, RUH’una olanı sor. Gönülle konuş, ben seni duyarım. Aradığın an gelirim. Medyumun elinde değil, gönlündedir aldığı. Akımını dersin. Akım, ikimiz arasındadır, dışarı verilmez. ‘Yumuşaklıktan kastın nedir? Elinde mi, yolunda mı, gönlünde mi çözelim.’ dersin. Ne elde, ne yolda, ille gönülde. (İnşallah netice alırım) Neticeden maksadın nedir? İlmi mi, tıbbi mi, şahsi mi, umumi mi? Niyete göredir. Ne var ki, sabır gereklidir. (Fincanla RUH çağırdık, fazla temas kuramadık) Deneme! Fincana ULU girmez, her gelen sana vermez. Kendini oldur, bekle gör. Ben size verdim, siz bana verdiniz; denizle ufuk olduk, hep beraber kucaklaştık. Bilir misiniz? Hepinizin ULU’suyla beraberiz. Olmuşsam, bilenin gönlündeyim, sevenin dilindeyim. Gönülle olmayan, dile gelmez. Seven sevilir. Sev seni seveni, sev adını diyeni, sev kötü söyleyeni, sev ekmek vereni, sev taş atanı. Neden sevmeyeyim, kul olduğunu bilmeyim? ‘Yanılmak madem kula, o da yanılmış ola.’ derim. Ben ona sarılırım, sevgimle yolumu veririm. Sevdiğime sevinirim. Sevmekten bıkmadım, ALLAH’ımın YOLU’ndan çıkmadım, sebep sorup şaşmadım. Madem ki yarattı, bana verdiği de haktır. Ettiğimi bulurum, ektiğimi alırım. Değirmene un verdim; unu verilir mi, buğday verdim, un aldım. Unu değirmenciye verdim. Elbet hakkını ayırdım. ‘Yaramaz.’ demeyin. Çürük yaprak dahi yararlıdır. Dedim ya, damarda kan dolaşır. Değişen yok. Kendini kendi yerinde temizler. Dumansız gönül, yolun yolcusudur. (Celsedekiler Sabahat hanımın elinin ağrıdığını söylediler.) Yorgunluğu dedim. Elinden tutanı var, yolunu vereni var. Aradı, buldu, oldu, gördü.  Arayan bulur. Ara, bul. Ağacı yok deyim, meyvesini vereyim. Ölçüyü veren YÜCE, layık gören YÜCE. Her kul, kendini layık görür. Layık görmek değil, kendini mal etmemektir. İsteyen değil, arayan bulur. Suyu herkes diler, ama çeşmeye giderse alır. Alemden uzaklaşmak, oldurmak nimetleri.Sev sev sev. Yediğini, gördüğünü, düşman değdiğini sev. (Nasıl yapılır? Çok ağır ve zor.) Ağırlık değil. Ne deniz ufuktan şikayetçi, ne ufuk denizden. Denizdir, dalgalanır durulur. Diyetinizi siz ölçmeyin. Karşındakinin salahiyeti kimden. Ölçü ALLAH’ımdan. Ne sende, ne bende. Gönüllerinizi yoklayın, NUR’landığını görün. ALLAH’ımın EMRİ’dir, kulun dengidir. Layık olmayan gelmez. Gelenleri düşünün. Sen değil, ALLAH’ım layık gördü. Ev sahibinin, sevabıdır. ALLAH’ım ona layık gördü. Cümlenize duacıyız. Sevininiz, layık görüldünüz. ALLAH’ımın kulu olmak, mutlu olmaya yetmez mi? VARLIĞI’nı bilmek, duman dağıtmaya yetmez mi? Aşağı değil, yukarı çıkılır. Gönülden hep böyle dilenilir. Dilekleriniz o, bizce de. Duacı olunur. Her çıkan kula seviniriz; dönen kulla göcünürüz. Olmuşun muradı, hep beraber olmaktır. (n. babasının gelmesini ister) Neden görmesin? Fani mi görür, yolunu bilir. Denmesin ‘Olaylara üzülür mü?’ Asla. Vardı, basmadı, aldı. Danıştım, sözünü sana vereyim. ‘Demesin, üzülmesin, olmayana can koymasın. Olsa-olmasa dert etmesin. ‘Olan da, gelen de ALLAH’ımdan.’ desin.’ Söze taş koyulmasın. Senin muradın, her kulun dileğidir, olacağın dünya meleğidir. Yumuşak olmak, seni de onu da sevindirir. Bu alemdekileri, yalnız dünyadaki dönüklük üzer. ‘Öyle olmuş, böyle gelmiş.’ dersin, dert edersin. Yolunu görür, üzüntünü yersiz bulur. Bitti, bitmedi. Gidenin gittiği yer, cümlenizce bilinir. Mertebesi sorulursa, iznimizce söylenir. Elbet ölçü, kul ile ALLAH’ım arasındadır. Yalnız şunu diyeyim, sorduğun buradadır, senin sorduğun da huzurda deyim. (Resim verilir) Resim YUVA’nın. Oturan, ‘Elim uyuştu.’ diyenin ULU’su. Ondan eli uyuştu. Verişini ona bildirdi. Korku koyma, sevin. Suyunu alasın, beni bilesin. Yüzünü bilesin. AYET EL KÜRSİ oku. Okumak, dileğince olmak. Çerçeveye konmalı. İnanlı oku. ULU’n el verdi, şifanı söyledi. Şüpheni sildim. ‘ALLAH’ım.’ dedim. İyi olacağına inandı mı?

12
Hoş geldim deyim, sözümü açayım. Hummalı olmaktan, yuvan duman aldı, üzüntüsü kaldı. Olgunluk sende kalsın, beklemek andın olsun. ‘Olmaz.’ deme. Olmuşu görmek, uzakta değil. Almayı bilene, vermek zor gelmesin. Almayı kendine düşündün, umduğunu bulmadın. Atmak güçlü, yavru değil suçlu. Atmakla, yavruya üzüntü verirsin. Suçluyu aramayalım, geçen günü yolumuzun üstünde tutmayalım. Geleceğe duacıyız. Yalnızlıktan korkma. ALLAH’ımın vereceği-verdiği hesaplıdır, olanı bilesin hayırlıdır. Asmanın verdiği koruk, erdiği şaraptır. Beklersen, şarabı içersin. Dumanın dağılır, olgunluğun görülür, gümüşün yolundan altın yola geçilir. (Büyü sorulur.) Günümde de denirdi, sözü çok edilirdi. Uymadım, duymadım, varlığını bilmedim; her olayı, ALLAH’ımdan bildim, hayıra yordum. Elbet ALLAH’ımdan gelende hayır vardır. Sunduğuma uyarsın, günü gelir görürsün, sevinirsin-sevinirsin. Huzuru buldun, ‘Uyduğum.’ dedin, yolumu aldın. Neticenin, gününe değil yönüne bak. Geçene yanma, her söze kanma. ‘Soğuk.’ diyene de ki; ‘Ağız yolunu geçtim, gönül yolunu seçtim.’ Üzüntüyü bedenine mal eder, ‘Dertli dünya.’ der, dünyadan soğur. Onun dilinden, onun elinden, yuvanın anahtarını alırsın. Oluş, mucize değil, dünyanın gidişidir, kulun dönüşüdür. ALLAH’ım, hayıra yoran kulunu sever, şerden uzak tutar.

14
Niyete uygun yumuşak sarılsa, her kula dünya sorulsa. Neyi dilesin bilen, bilemez sorsan. Söyleyemez, çılgına döner. Almayı bilenler, niyet kuranlar; niyeti uydurmayı vazife bilsin, sözüm YM.
Amade olduk, YUVA’ya geldik. Destiyi doldurmaya değil, size vermeye. Destimiz zaten dolu. Almaktan maksat; dünya malı değil, günün hali değil, ahiret yoludur. Niye geldim, vermeye değil mi? Almak için ne beklersiniz? Yumağın sarılışı, her kulun eğilişi; beden gücüne göredir. Eğitiliş, gönül gücünü gösterir. Eğitmek benden, almak sizlerden. Ot mu faydalı, dut mu? Hepsinin yeri ayrı. Otun şifası da olur, kulun hayatı kurtulur. ‘Dut meyve.’ dersin, şöyle geçersin, yaprağını unutursun. Ya sonra ipeğe nasıl sarınırsın? Azınlık derse, düşün; çoğunluk derse, katıl. Ayrılık, yanıltır. ‘Ben.’ diyen, daima şaşar, şaşkın bakar. ‘Umum der mi hep doğruyu?’ dersen, çoğunluktur derim. Çokluk, yanılmaz. Aydın YUVA’yı denedik. ‘Gelsem’ demedim, çünkü buradayım, yumağının yanındayım. Gönül CAN’dan, CAN gönülden ayrı mı? CAN’ım CANAN’la, CANAN bizimle. ‘Biz’ demeyelim, cümlemiz. ‘ALLAH’ım.’ dedim, YM dendi, suale yol verilmedi. Güleceğiz, YUVA’nın güllerini dereceğiz. Elini aldık, CAN’ını sevdik, beraber olacağız. ‘Yeni mi?’ dersen, YUVA’ya geldiğimden beri. MEVLÂNA’yım. Umduğumuz gibi yolumuzun gelişi, bildiğiniz gibi ALLAH’ımın her işi. Mestimi giydiğim gün, testimi aldığım gün, suyumu dağıttım. Alana; verdiğim kadar değil, alabildiği kadar verdim. Veriliş, namütenahi; alış, gücün kadar. Yorgunluk, yolu yarıda bıraktırır. ALLAH’ımın YOLU’nda, o yorgunluk yok; kulun gönlüne, kırgınlık yok. ALLAH’ımın EMRİ’ne uydum, geldim; MEVLÂNA’yım, söz aldım. Kendimi bildirmek için tekrarına lüzum görüldü. Demeyin ‘GARİB konuşur. Çam ağacı güzeldir. Yazı ayrı, kışı ayrı; sesi ayrı, meyvesi ayrı. ‘Dumansız olsak.’ dedim, ALLAH’ıma yalvardım. ‘Çam gibi olamadık, yumuşak ses veremedik.’ Çamın sesi ne güzeldir, ne var ki hüzünlüdür. Yama olsan fistana, ayıbını örtsen; gene adın, yamadır. Yolunu bilene söz düşmez, fistan yeni olsa yama gerekmez. Eski fistanda yamaya söz edilmesin. ‘Duygu ALLAH vergisi mi?’ dersen, ALLAH vergisi olmayan var mı? Ne var ki, duygunu mantığınla karıştırırsan; ortamı bulmuş olursun, cemiyete uymuş olursun. Mantık bir yerde, dünya öbür yerde olursa; her şeyi karıştırırsın. Yol yürümeye, fistan giymeye gereklidir. Kafese koysan aynı cins kuşu, benlik yaparlar. Aynanın önüne kuş koysan, kendinin olduğunu bilmez; çırpınır durur, kendi kendini yer.  Sevmek, MEVLÂNA’nın eseri değil. Dünya kurulurken, ALLAH’ım sevgiyi de vermiş. Ne var ki, kulun gönül gücü ne kadarsa, onu verebilir. MEVLÂNA, sevmeyi dünya bedenine sığdıramadı. Gittim vardım, hala ucunu bulamadım. ‘Yalnız sen mi?’ demeyin. MEVLÂNA, gönlü ne kadar ki söz etsin? Ateşe atmakla, elini yakmakla ALLAH’ıma varılmaz. Meclisin kurucusu olmaktan çok, kurulanın yanında olmak faydalıdır. Anlaşılmadı. Kurucu, söylenmesi faydalı olanı söylemeli; dinleyen, elekten geçirmeli, mantığına uyanı ayırmalı. HAZRETİ ALİ geldi, dolandı, döndü, selamladı gitti. İzin o kadar, dediği açık. Az-çok zarardır. MEYDAN’ın gidişine; az yürürsen varamazsın, çok yürürsen bulamazsın. Yalan; gönüle duman vermez, gönülü dumanın içine atar. Özetledi dilince. Gönlünce alalım. Dilden gelen yakmazsa, kul gönlü kırmazsa; varsın desin. Yumağımız dünyada sarılır, türlü toza bürünür. Öyle örersen, rengi bozulur. Tozunu silkesin. Yalnız tozunu silkerken dikkat edesin, başka yere bulaşmasın. Uymakla yol alınır, dayanmakla kuvvet alınır. ‘Düşmeyim sana tutunayım.’ dersen, ötekini itersen; ALLAH’ım razı gelmez. Yamayı dedim, misal verdim. Yamasından utanan kul; yamasızı bulamaz, ömürce hiç giyemez. Eklenti, amma ayıbını örter. Yama olmasa, hırpani gezer. Alınmak değil, açık dedim. Kul kuldan utanmasın, ‘Yamasın sen.’ demesin. Kula kuldan yama olmaz, diyen ALLAH’ın EMRİ’ne uymaz. Uymak gereklidir. Kulun kula CAN borcu yok, kulun kula su borcu yok, kulun kula nasip borcu yok. ‘Neden yok?’ derseniz; VEREN, ALLAH’ım. Kulun eliyle dağıtılır. Denmesin ‘Yumağınca besledim.’ YM olmaz, kimse kimsenin nasibine ortak girmez. Elbet yumağın nasibi, doğanda verilir; yumağa söz edenin, nasibi kısılır.

16
Uygun olanını beklemek, canı sıkmaz. Su güzel içilir, söz güzel seçilir; ne var ki, acı söze yumuşak yuvada yer olmamalı, ağızı sıkı tutmalı. Yemeğini yiyene, ‘Ana oldum.’ diyene söz etmek, ALLAH’ıma isyandır. Beylere-hanımlara, kuluna söz edene; yolcu ne yoldaysa, öyle yürür. Kimsenin kimseyi değiştirmeye gücü yetmez. Kulun gücü yetse, evladına verir. Onun için huyunca gitmeli. Yolunu bozana, gönüle duman koyana derim. Asmaya eli varan, üzüm koparsın; kesmeye gücü yeten, bağı budasın. Öz malını merdane demese, kulun gönlüne sapan atmasa; ne kendi dert eder, ne kulun kalbini kırar. Geçici olanın açıcı kulu ol. Kapıyı aç ki girsin. Gönül kapını kapadın. Rıza göstermek değil, yuvanın havasını yumuşatmak için. Merdane olanın yanındayım. Yamayı eline vermek, ALLAH’ımın elinde. Ne var ki, yuvanın havası bozulmasın.

19
Sunduğum; alana, ‘Yolumdur.’ diyene, sebep sormadan yürüyene.
ALLAH’ım huzur versin. YUYAN’ı bilenden, korku olmaz. ‘Üzümsüz.’ demeyin. Üzümün tadı sonradan gelir, bilmez misiniz önce ekşidir.
Bedene hazırlık yaparsınız, aşı mideye katarsınız. Gönülün aşını da düşünün. Gönülün aşı ibadet. Gönül, ibadet ile beslenir. Sana demem, hata bulmam. ALLAH’ım ‘Hata.’ dememiş ki. Olmuşun zekatı verilir. Madem ki elinde. ‘Eksilir.’ dersen yanılırsın. ‘Eksilir.’ dersen, eksilir. Güvendiğin YÜCE’ndir, yumağın yolunda. Aydın olacak dileğin. Sebep gelir, kul şaşırır. YUYAN’ınız oldum, GÜL’ümün yumağından örnek aldım. O'ndan geleni size verdim. Ayağını danışıp atan yanılmasın, ‘Olsa danışsam.’ demesin. Andığın an yanındayım, yardımındayım. Ne var ki ansın. Dedim, tadını beklemek gerek. Olsun, güneşten tat alsın. Ummak, güvenmektir; güvenmek, inanmaktır. Olmuşsa dileğince, deme ‘Bileğimce’; olmuşsa gadrince, deme kötü. Ne gelse ALLAH’ımdan gelir. Olgunluk, gönüldedir. Ne elde, ne dilde, ne yazıda, ne kalemde. ALLAH’ımdan gelende, saygı arayın. Her yolun yolcusu, ahiretin sevgilileri; hepsi YUVA’da. Amade olduk, ‘ALLAH’ım.’ dedik, İZİN ile YUVA’ya geldik. Saymak yetmez. MEYREM, NİYAZİ, HACI BAYRAM, YUNUS’um, MERKEZ, YAHYA, MEVLÂNA, LOKMAN, EYÜP SULTAN, RABİA, SÜMBÜL, LALELİ. Saymak yetmez. Bildiklerinizi bildirdim. Hepsi burda. Günümüzün gecesi, duamızın hecesi. Alıcıdırlar. Cemaat kuruldu, oturuldu. Olmuşun gönlünü, aralarına aldılar; GARİB’e ve cümlenize duacı oldular.

20
Güzel yolumuz, uyduk kulumuz. Kul bizim değil, biz kullarıyız ALLAH’ımın. Kul oldu isek, ne mutlu; kör oldu isek, affet ALLAH’ım. Kuluyuz ALLAH’ımın, kula kul olamayız, ‘Ol.’ diyene dönemeyiz. Kul yolunu ALLAH’ım için yürür, kulun hatırı için değil. Hatır; bilene, ‘Canım.’ diyenedir. Gönülden gönüle ses alırız, aldığımız dilde veririz. Olmayı yoluna bırak, almayı güne. Uymayı yumağına uydur. Siteme yer yok. Yumuşak yol, hayırlı kulda olur. Hatası olan, yama koyar hatayı atar. NUMAN der ki: “Hatayı silene, yamayı koyana ne mutlu. Yumuşak yol bulana ne mutlu.” Yama dedim, sanmayın eski fistanı yenileme. Gayenizi gönül açıklığı ile verirseniz, açık alırsınız. OMAR der ki: “Nuan. Anlaşılmaz. Asayiş haktan olursa, sükunet bulur; asayiş betten olursa, isyanı bulur. Adalet neticede yerini bulur. HAKK’ın ADALETİ şaşmaz. ‘Beş aşağı, beş yukarı.’ deme, olduğu yerden keser. Kumanda kimde ise, sorumlu odur. Muannit kulun kumandası kendine zarar verir.

23
MEVLÂNA’yım! Her kul, olayda kendinde hata ararsa; çözümü elde kalır, duvarı aşmaz, ses yükselmez. Aldığın, su başına getirildiğin. ‘ALLAH’ım sana secde ederim ki, beni böyle bir suyun başına layık gördün.’ Ağızla değil, gönülle. Sen seni bilmedin, sen beni çözmedin. Sen seni bilsen, sen beni çözmekten aciz kalmazsın; her olayı ALLAH’ımdan bilsen, şüpheyi gönlüne koymazsın. At artık, yeter duman, deme ‘Dünyadan aman.’ Sen seni inkar etme, sen beni inkar etme. Sen kendini inkar ettiğin an, beni de inkar etmiş olursun. Dedim, hayalde siz, hakikatte biz. Duvar yok bize. Bina duvarı da, CAN duvarı da. Beden. Sen, tam inanmış görmek istersin kendini. Tam inanmış olmak için, sıyrılmak dumandan. ‘ALLAH’ım.’ dediği an doldurur, olmayı dileyeni güldürür.
Dünyaya geldiniz. ‘Ben.’ demeyin, sen deyin; ‘CAN.’ demeyin, CANAN deyin. Eğer ALLAH’ıma varmak dilerseniz, kendinizi yüksekte görmeyin.
Sevmeyi ALLAH’ımdan gelenden öğren. ALLAH’ımın EMRİ değil mi? Sev, sev, sev. İstemek değil, yapmaktır asıl olan. Her kul ister, ALLAH’ına varmayı. Varmak için, öğrenmeli ona dönmeyi, bilmeli, yarattığını sevmeyi, sevmeyi. Yol, GARİB’in yolu değil, ALLAH’ımın YOLU’dur. Yazma, yaşama, görme, bilme uygundur. Her kul, görgüsünce yaşar. Unutulmasın, ALLAH’ım her olayı GÖRÜR, hak olanı ayırır. Boş konuşmak yersizdir, kul dilediğini yapmaktan acizdir. GARİB’in yolu, ALLAH’ımın YOLU’dur; eli bizimdir, ‘Taş?’ dersen yolu temizdir. Kulun kula gücü yetmez, dilediği yerde ot bitmez. Dumanını karşında arama, kuldan kula zarar gelmez, eğer ALLAH’ına dönük isen. Sepet değil yaprak versen, gönlünü bir tutam yaprakla alsan sevinir, daha ne dilenir? MEVLÂNA’yım! Sebep sormaya had bildirmeye değil, arzun olan ALLAH’a varmayı öğretmeye, elini tutmaya gelirim. Sözün başında dedim, kul biraz da hatayı kendinde ararsa, çözüm elde kalır, ne güzel olur. Kuldan korkardı. ALLAH’ını bildi, sırrına erdi. İzin olmayandan sustu. İzin, MEYDAN’a kadar; ondan öte, sırdır. ALLAH’ımın YOLU’nda, dileğini uymaya değil, yuğmaya ver. Yumağını ne ile sardın, neye uydun, kimi gördün, neyi sevdin? ALLAH’ım, verdikleri ile sevilir. Mümin kul, hatayı dahi atâlık gösterir. MEVLÂNA’yım! Sana diyene de ki; ‘Yeşeren ottan dahi güzellik beklerim.’ Gül, güzeldir elbet. ‘Yeşeren otun nesi var?’ derse de ki; ‘Güzellik yorgan olmuş, toprağı örtmüş.’ Almayı, iyi yöne ver, yardım, ALLAH’ımdandır. Onu da ALLAH’ım nasip eder, o da kula ALLAH’ımın LÜTFU’dur. Unutulmasın, ‘Ben.’ demeyin. ‘Ben.’ diyen, simada olan bene benzer; azarsa alınır, uzarsa kalınır. Nasibine ‘Şükür.’ demeli. ‘Bir yere geldim, durayım.’ dememeli. Geldik, yürümek için. Mantığına gönlünle hükmet, dünya maddesi ile değil. Eksiklik, seni eksiltmez. Bozmamayı, kendine uydurmalı; hayal olanın arkasından, ölesiye koşmamalı. ‘Oldu- olmadı, verdi-vermedi.’ dersin, dumana dolarsın, kısa günü uzun güne tercih edersin. Gönlünden değil, mantığı öyledir. Gönlü, ALLAH’ı ister, ikisi arasında bocalar. Daha buraya gelmedin ki, elbet oradayken istersin. Gel gülelim, gül derelim, yol verelim, su içelim. İçebildiğince, avuç doldurabildiğince. Ne kadar aksa da, yudum gelir ağıza, yıkar, paklar. Meraka yer vermeyin, ‘Yolumda taş var.’ demeyin. Taşlar temizlendi, dikenler düzlendi; toprağı ekildi, tazecik filizlendi. Taştan korku kalmasın. Dedim, kul kula taş koyamaz, buna gücü yetemez. Amade olan, taşı da geçer. Elbet geçiliyor. Yalnız sözüm cümleye. Gönül kırılmasın, ‘Ben.’ denilmesin. ‘Ben.’ diyen, yanılır. Dünya ve ahirette yalnız kalır.

25
Gündüz anıldık, münasip yola niyet kurduk. Anıldığımız anda anıldığımız handa idik. Görmesini diledik, mühre ne hacet, adımızı verdik. Alan almayan YM. MEVLÂNA’yım, hancı değil; niyazına geldim, ondan değil; senden, yumağın düğümlü değil. Ne var ki hummalı yol alırsın. Yanılma olmasa ayılma olmazdı, kul eğriden doğruyu ayırmazdı. Gönüllere duman konmasın, ‘Dönüş mü oldu?’ denmesin. Gidişe bayrak açtık. Yolumuz, kolumuz, gönlümüz beraber. Aykırı olan, gönülden kopan değil mantığa uymayan. Mantığı biliriz. Kulu kula benzemez, her kul bir ölçüye vurulmaz. ‘Değerlendirme?’ dersen, söz bana düşmez. Benden uygun söz istedin, ‘Ben’in tarifini sordun. ‘Benden ben alınır.’ dedim. (Neyi kastettiniz?) Beden değil. Bedende yara olursa ne yapılır? Benlik, bedendeki yaraya benzer. Bıçak gerekirse vurulur, temizlenir tedavi edilir. Bu da ALLAH’ımın LÜTFU’na ermiş kullarına layık görülür. Yara, gönülde olmasın. ‘Şükür ALLAH’ım.’ deyin, secdeye varın ki; ALLAH’ımın LÜTFU’na ermiş kullarısınız. MEVLÂNA’yım! Gelişim, gönül eğleyiş değil, dünya olaylarına ağlayış değil. Ağaç körpe iken eğilir, istenilen yöne döndürülür. Seneler geçti mi, eğdiremezsin, dayanırsan kırılır. Onun için, senelerin üstüne söz etmeyin, eşi eşine sitem yapmayın. Ayna bakana, ateş yakana, yol yürüyene, dilinin uygununa. Muradınız tez olsun, mümin kullar yol bulsun, gelen-giden çok olsun. Bu gün, mümin kullarla bir olduk. Sohbetleri niyetlere uygun gördük. ‘Meyyal olanlar YM.’ demeyin, kimseyi kimseden üstün görmeyin. Üstünlüğü kul bilmez, siz ayırmayın. Muamma olan yok. Niyazını niyetine uygun yapan, neticeyi aydın görür. MEYDAN açık. Cümlemiz ordayız, niye olmayalım. MEYDAN ALLAH’ımın, biz de ALLAH’ımın kullarıyız. Arkamızı dönmedik ki, ‘Varamayız.’ diye korkalım. Madem ki diledin, niyetin değil niyazın varmak olur. Asi değilsen, inkâr etmezsen korku niye? ‘Müstesna kul olsam.’ dersen, sana sorarım; ne bilirsin olmadığını? Madem ki ölçü sende değil, her adım öteye götürür. Yer yerindir, gönlün senindir, ALLAH’ım cümlenindir. Dünyada her olay, daima ileriye götürür. Geriye var mı? Yok. Dedim ya, yara olur temizlenir, yerine yeni et gelir, o kul başka yoldan beslenir. Kul yanıldığı an, ‘Aman.’ derse; yardımı alır, yarası tedavi edilir. ‘Bırak beni, ben bilirim kendimi.’ derse; tedavisi geç kalır, işte o zaman ölüme gelir. ALLAH’ımın asi kullarına uygun gönül versin, onları uyandırsın. (‘Ölüme gelir’in anlamı rica edildi) Ölüm dünyada olsa, yara içinde kalsa; yaşamak mıdır? Günü gelene kadar beklemek, dünyada cehennem azabı çekmek? ALLAH’ım, o azabı dahi verirken kulunu düşünür de verir; belki döner, yolunu bulur, elini açar, ‘ALLAH’ım.’ der. Bulur elbet. Hele bir dönse. Niyazımız, kulun öyle azaba düşmemesi. Sizin için demedim. ALLAH’ımın dönük kulları için niyaz ettim. Hep beraber diyelim, ALLAH’ıma duacı olalım. Dönük kulları için. Hep dönükten bahsettik, güzel deyimi geçtik. Dönelim güzele. Yaprak kalmadı, ağaç soyundu. Aymayı bilelim. Neden aykırıdır? Kul, kışın giyinir; ağaç, soyunur. Elbet kökünü örter. Yaprak nazlıdır, dayanmaz. Okumak güzeldir, sevilirse. Zorlama, az olan sevgiyi de öldürür. Zorlama ile değil, sevdirmeye çalışın. (Çocuklar için mi?) Evet. Olmasına dilediğin olmazsa, aç mı kalır? Ne nasip ise o görülür. Nasibinde aç kalmak var ise, üç diploma alsa, yine aç kalır. Onun için, ALLAH’ıma havale edin, sevdirmeye çalışın. Olmuşun sözü edilir, ALLAH’ımdan gelen bilinir. İnsanlığı insan. Ne var ki, söyleten ALLAH’ım. Ne kuvvete, ne dehşete ihtiyacı olmayan, sevgisi ile kullarını kucaklayan YÜCE ALLAH’ım. SANA kulluk edelim, VERDİĞİN’i bilelim, yumağın nasibine güzel sözle uyalım. Sevelim, sevilelim. ‘Sevmez.’ demeyelim. ALLAH’ımdan gelene şüphesiz inanalım. Dünya sözü, niyazın edilişini bildirir, ALLAH’ıma vardırır. Geç olsa da, dert gelmez, kul niyetini bozmaz. Beklemek, sabıra yer vermek gerek. Ferahlı bekle. Aldığın yol, beklemeyi öğretir. Olmuş olmamıştan hayır mıdır? Sana geleni ‘Hayır.’ de ki YM olsun, imtihan netice versin. Yolumuz, niyazımız var, toplantımız var. Günü gelende, gönül kafesten çıkanda, toplantı yapılır.

27
Sudan geçen, dudak büken; ne bilse boştur. Sudan geçen, tadını seçen; ne bilse hoştur. Sudan içtik, hoş söz ettik. Dersen ‘Ne bildik?’; daha ne bilelim, ALLAH’ımın YOLU’nu seçtik. Niye yalnız iş görür, yumağına güvenir? Yalnız ALLAH’ım bilir, EL HAK O'na güvenilir. Kul üzerinde, ALLAH’ımın ELİ var; dil üzerinde, ALLAH’ımın ADI var; gönül üzerinde, ALLAH’ımın NURU var. ‘YUVAM.’ dedim, ALLAH’ımın İZNİ ile geldim. Kulun dileğine değil, ALLAH’ımın İZNİ ile söylerim, sözümü ALLAH’ımdan alırım. ‘Bana.’ diyen boş olmasın, ‘Bana dedi.’ demesin; sözü, ALLAH’ımadır bilsin. ALLAH’ımın yakıştırdığına geldim, kulun bakıştırdığına değil. Bana söz düşmez, kula söz düşmez. ULU da ALLAH’ından vazifeli değil mi? Ağanın sözü ALLAH’a güç gelir. Dedim, lütfu ALLAH’ım verir. Hangi kul uyar? Kul kendi dahi ölçemez, gönlüne ölçü vuramaz. Ne mutlu ölçmeye çalışmayana, ALLAH’a şirk koşmayana. Yolda yolcu görse, ‘Ne güzel.’ der sevinir; ayağını çarpsa, yanındakinden bilir. Biraz evvel sevinir, ve sonra yerinir. Dünyada kulun ölçüşü, yolda yolcu ile belli olur. Geç geçmiş günün hayalinden, tut gelen günün elinden. Silemedin, deme ‘Güzel gün, gelemedin.’ ‘Dilemeyin.’ demedim. Dilemek; ALLAH’ı bilmektir, YÜCELİĞİ’ne ermektir, her an O'nu anmaktır. Ancak, verdiğini hayır bilip, şükür etmektir. ‘Şükür.’ dediğim, yumak sardığım günde; beklediğim huzuru buldum. Ben yokluk bilmedim, olmayanı görmedim, ‘Ah olaydı.’ demedim, verilene boyun eğdim. Öyle ya, ALLAH’ım bilmez mi, nasibimi vermez mi? Müsait yunuldum, günümde anıldım, saadeti ALLAH’ıma olan AŞK’ımda buldum. OSMAN geldi YUVA’ya, YUVA’daki havaya: “ Saray mı niyetler? Olsun, ALLAH’ım versin.” dedi, söğüt dalını YUVA’ya koydu. Söğüt dalı, YUVA’ya suyun akışını bildirir. Dedim size, nice ULULAR gelir. Dalı YUVA’ya koydu, “ALLAH’ım VERDİ.” dedi, selamladı gitti. YUVA’da sular, çağlar akar; söğüt dalı suya sarkar, kökünü atar. Söğüt dalını bilin, kim olduğunu bulun. Sen değil, GARİB. ALLAH’ımdan geldi müjdesi. Müjdeci, Müslümanlık Halifesi OSMAN. ALLAH’ımın LÜTFU. Ne yumağından sözü, ne yolundan ÖZ’ü çıkmadı. Sözü duydu, demedi, duyduğuna gülmedi. ‘ALLAH’ım.’ dedi, güvendiğini bildi. Ne mutlu, ne kutlu. ALLAH’ıma emanet, günlerine selamet. ‘Huzur?’ dediniz, durumu görüştünüz. Huzuru buldu, dünyada sildi. ‘Neyi sildi?’ diyene, kuldan geleni. Kuldan ne gelir? Bildi, ALLAH verir. Kutlayalım, ‘ALLAH’ım.’ diyelim, cümleye dileyelim. AMİN.

28
Ömür yolunu, yumağın düğümü ile ölçme. ‘Yumağım düğümlü’ diye ‘Ömrüm kısa.’ demeyin. ALLAH’ıma hayır yolundan havale et.
Sana sözüm; gönlünü üzmeden, derdini yanmadan söylemen. YUNUS’um der ki: “ Gönül altın paslanmaz, yolun altın taş tutmaz. Ne var ki, yaşadığını bilmez.” ‘Dert.’ dersin, her olaya bakarsın. Bakma, dön. Gönlün için değil. Gönül miyarını aldı, ömrün için. Duman kulu bunaltır. Madende çalışanı düşün. Nafakayı dipten alır, dünyaya bulanık bakar. Üçe-beşe söz etme, ‘Şükür.’ de. ‘Gecem-günüm aydın, nafakamı saydım.’ ‘Yeter yetmez?’ dersen, yanılmış olursun. VERMESİ eksik olmaz, kul nasipsiz kalmaz. Fazla gelen, fazladan harcanır. O da yerinde. ALLAH’ımın VERİŞİ, kulun her yönde mantığını çalıştırışıdır. O baba, kandan baba; YUNUS baba, CAN baba; ben de, ocak babası. YUVA’nın. GARİB’in babası. CAN CANAN hep bir olduk. Gönlü yer bitirir, ‘Yolumdan kaldım.’ der. Yol kalır mı, PİR bırakır mı? Dünyada olan, bedende kalan; gönüle işlenmez. Dert edersin. Gönül kırdın mı, hak yedin mi? Bunlar gönüle yara açmaz, kulu yolundan almaz. Sakın dert etme, içine kurt koyma. ‘Sinirim bozuk.’ dersin. Gönül, kafese isyan eder; kafes, gönüle dar gelir. Suyumuzdan aldı, içti-içti gönül gelişti, beslendi, kafes dar geldi. Sana diyeceğim şu, güzellikleri ara. ‘Nerde bulurum?’ dedin. Açık havada dolaş. Yalnız yanına kimseyi alma. Oda seni sarsar. ALLAH’ımla baş başa kal. Sen O'nu düşün. O zaten seninle. Senin ihtiyacın olan budur. Senin hummalı oluşunun nedeni budur. Yol al, yumuşak gönülle kal. Olayı kendine mal etme. Dilediğin anda yol al. Niyaz ile, ‘ALLAH’ım.’ de, ‘SANA varmak dileğim, dünyada görmek isteğim.’ Yola çık, ‘Ufak.’ deme, sineği eline al tetkik et, onu bırak örümceğe göz at, onu bırak kediye göz at. Göreceksin, kendini varmış bulacaksın. Seninki bulamamanın huzursuzluğu. Dedim sana daha önce; ben seni buldum, sen seni bul. Geç bile kaldın. Olmayan bulunmaz. Sende olanı neden başka yerde ararsın. Varlığımızı bilmen, delilleri görmen; ölçüne ayar değil mi? Önce sen seni bul, sonra zaten görülür. Şunu da deyim; ‘En gerideyim.’ dersin, ne var ki, döner arkana bakarsın. En geride olan, arkasına bakar mı? Arkandan gelenleri, candan-yürekten çağırırsın. ‘Ben ereceğim.’ diyen, ermez; kendine paye vermeyene bak. Çünkü ALLAH’ımın BÜYÜKLÜĞÜ karşısında kendine ölçü koyamaz. Demedim sana ‘Tespih eline al da gez’, ALLAH’ımı gönlünde taşı da gez. Göreceksin. Yanlışlığı yadırgayana de ki: ‘Ben ALLAH’ımın İZNİ ile geldim, VERDİĞİ’ni sevdim, doyasıya görmek diledim. Ömrüm hep gülmekle geçmedi ki. Güzelliği, dumanı, her şeyi ile sevdim.’ Hamak yatmaya, olta tutmaya, sedef kakmaya; her şey yerli yerinde. Hamağa ip bağlanmaz, ip bağlayıp sallanmaz, çünkü beşik değil. Beşiğe ip bağlarsın. Beşik çocuk için. Şu demektir: Çocuğa çocukluğu bildirilmeli. ‘Hatalı’ dersen, söz sahibi YM hatasını gören söyler, gerekli konuşulur. Ne kendine dert edilir, ne yavruya çile sardırılır. Ağacın meyvesine taş atarsan, eline yaralı gelir; yanına çıkarak koparırsan, münasip olur. Üşenmeyin, dediğim açık. Çocuk ağaçtaki meyveye benzer; kimi yakın dalda olur, sıkıntısız koparılır, kimi yüksek dalda olur, tabii biraz sıkıntı verir. Ne var ki, madem ağacın sahibisin, biraz zorluk, dünya yoludur. Yanına varmazsan bile, erinceye kadar beklersin, aşağıya çarşaf açar silkersin, o da dert mi? Dersin ki, ‘Ya kuş gagalarsa?’ Onu da ALLAH’a havale edersin. Düşün ki, elden gelen yok. Sözüm ÖZ’ünüze uygun. ÖZ’ünüz altın, ne var ki gözünüz kapalı. Ne sabır, ne mantık. Ben benden değil ALLAH’ımdan geldim; CAN’dan değil, CANAN’dan koptum. Kopmak değil, çığ oldum. Rumuz değil, kardan olan top. Aynı olayı kendinizde de bulun. Dedim ÇAKIR’a, her gönül gittikçe büyüyen çığa benzer. Ne var ki her gönül derken, altın gönülleri kastettim. Bedenlerinizdeki huzursuzluk bundandır. ‘Neden dersin?’ diyene açıklamayı uygun gördüm. ALLAH’a olan AŞK’ınız, sizin de malumunuz. Günden güne arttığını fark etmez misiniz? Her olaya ‘ALLAH’ımdan.’ deyip katlanmaz mısınız? Bundan olgun delil mi olur? Kabına dar gelen maden, akar gider. Dersen nereye, vardığı yere. Her yer ALLAH’ımın eseri değil mi? Kan denir, damar açılır; hani kanın ölçüsünü bulan var mı? CAN derler, sevmekten söz ederler; sevmenin ölçüsünü buldular mı, suni sevgi yaptılar mı? Kulu kul eden hiç bir icat yapılamaz, kulun anahtarı kulun eline verilmez. Dünya icadı, yapılan binanın dış sıvasına benzer. Beden sırdır, bütün açıklığına rağmen. ‘Kanım kaynadı, CAN’ım kaydı.’ denir, sevginin ölçüsü sözde verilir. Kumdan tane aldım, taneye ekledim, ‘Açılsın.’ dedim bekledim. ALLAH’ımın GÜLÜ’ne vardım, bahçesine girdim, çiçekleri derdim, sevenlere verdim. Ne seven bitti, ne ömür yetti. Daha da derim, dileyene kucak-kucak sererim. Yavrulara çamur deryası değil, çiçek bahçesi gösterin. ALLAH’ımın verdiği sabra, mantığını ekle, ağacının dibini bekle. Deme ‘Olsunlar.’ Ağacın sahibi, elbet. Beklemen icap etmese, ALLAH’ım analık-babalık ölçüsünü vermezdi, kuzu misali kendine yettiği anda terk edilirdi. Adem dölü, mantık yolu. Deme ‘Olamaz, yolu bulup inemez.’ Dedim bekle, ALLAH’ım her şeye KADİR. Olmayan meyve var mı? Yanılma, ömür ayrıdır. Derseniz ‘Ham düşmüş’, ona ecel yetişmiş. Yoksa ağaçta olan meyve, er geç erer. OMAR der ki: “ ‘Sahibim.’ dediğine, ALLAH’ın İZNİ ile sahip çık. Yoksa sahipliğin, yetersiz kalır.” Şu demektir: Her yaratılanın TEK SAHİBİ ALLAH’ımdır. Sen O'nun YARATTIĞI’na, elbet O'nun İZNİ ile sahip olabilirsin. Elini dahi kaldırırken, ‘ALLAH’ım İZNİ ile.’ dersen; elinin indiğini görürsün, anda ASIL SAHİBİ’nden korkarsın. Hatırlamak yeter. Gamını söker, olayı sakin gönülle çözer. Mümin gönülleri gezerim. ALLAH’ımın İZNİ ile cemaat kurulur, mümin kullar konuşulur, ALLAH’ıma YM niyazlar edilir. Yardım yolu sorulur. Amade oluşu, gelişimin kapısıdır. GARİB’i dedim. ALLAH’ımın garip değil, galip kulusun. Dünyayı, HAZRETİ ALİ’nin kalkanı ile karşılarsın. ‘Tutan kim?’ dedin. Tutulmaya layık oldun.

29
Ömür, YUVA’nın kuvvetinden. Niyaz, gönlünün kuvvetinden. Ben yerimden değil, yolumdan buldum. Bağda üzüm, bostanda karpuz olur. Üzüm askıda kalır, karpuz toprakta yatar. Mümin olan bilir, tadını ALLAH’ım verir. Dediğim, kapalı kutuda değil. Dediğim şudur. Kul sarayda da olsa, yerde de sürünse; gönlünün değerini alır. ALLAH’ım kulunun ölçüsünü, gönlünden verir. NURU’ndan almışsan, simandan bellidir. Geç kalınmış değil. ALLAH’ım nasibini ayağına getirir. Olacağı, tesadüf gibi gösterir. YUNUS’um der ki: “Masaya düşmedim, yere diz koydum, aşımı öyle yedim. Yolumu yürüdüm, ayağı sürüdüm; dert mi? Tarlaya baktım, buğday başakta. Sevinenin duacısı oldum. Buğdayı ersin, eli pul görsün. Kim kime kem bakarsa, kendi zararlı çıkar. Dünya işi zincirleme yürür. Ekmek bol olur, bolluk ucuzluk getirir. Ekmeği ucuz olan, sütünü ucuz verir. Çünkü ekmeği ucuz alınca, hayvanına daha çok yem ayırır. O da sütünü bol verir. Hepsi de birbirine bağlanır. Kendinden önce, öbürüne duacı ol ki, sen de genişleyesin. Hak, hakkı götürür. Yeme kulun hakkını, seninkini de götürür. Sahibine yaramayan, senin neyine yarasın. Yumağından gecenin, ahireti seçenin duacısıyım. Ne var ki, yumağından geçmeye ne hacet? Gönülle seç. Bedene verdiğin eziyete yazık değil mi? Ahirete bedenin gitmez ki. ‘Seyahat’ dersiniz, akıla koyarsınız. ‘Son istasyona kadar uyuyayım, varınca iyi göreyim.’ mi dersiniz? Gidinceye kadar her istasyona bakarsınız. Oranın aşını yersiniz, suyunu içersiniz. ‘ALLAH’ıma varmak için, dünyadan geçeyim.’ demeyin. Her güzelliği görün, bakın, duyun. Varmaya daha gönüllü olun.

4 aralık
Gittim geldim, YUVA’yı ayağa, ayağı YUVA’ya getirdim.
Dumanın dağılması, kulun eğilmesi, yumağın yumuşaması. GÜL’ümüz, Sevgilimiz, CAN’ımız, CANAN’ımız, PEYGAMBERİMİZ; Ümmetiyle beraberiz. GARİB’imiz kızımız, yolumuzda sevgilimiz. Sevgimiz bakidir, layık kulun hakkıdır. HAK’tan gelen esirgenmez, kul hakkı kula değiştirilmez. Yabanın yerinde çoban olmaz. Her çoban kendi otlağında sürüsünü otlatır. Bu yurdun yaylasında, yaban otlarsa, sürünün hakkına uzanırsa; netice, sürülmektir. Olmayan yok, olan çok. Düzeni bulacak, ne var ki duman günde artacak. Nasıl ki bulut bulut üstüne yüklene yüklene hava ağırlaşırsa. Sana açılmayacak gibi gelir. Bir sel, bir yağmur, fırtına. Giden gider sel alır, kalan kendini toplar, ortalık günlük güneşlik olur. Deyin ona, üzülmesin, ümitsiz olmasın. ‘Bozuk düzen düzelmez.’ demesin. ALLAH’ım aciz değil. Gam yolu karartır, suyumuz gamı dağıtır. Asmanın verdiği üzüm, kulun dediği gözüm, altın sayılsın sözüm.
Sözüm alanındır, sahip olanındır. Yoksa kitaba ne hacet kalırdı.
Seferden dönenin sözü çok olur, sılada kalanın sazı çok vurur. Devletin başında olan, sükunet diler. Ne var ki, sükuneti baştaki temin eder. Edecek gücü yoksa tacını bırakır, şapkayı giyer gider. Gitmese gönderilir. Bekle gör. Yumuşamayan yumuşatılır, ne var ki zorla yumuşayan börter.
ALLAH’a ısmarladık. Sevgimin ölçüsü olamaz. Sevgimi bilir. CAN’ıma, CANAN’ıma, AŞK’ımıza inanır. İçinde AŞK olanlar, ateşiyle yananlar, bilir ki yanar. Ateşten duman çıkmaz. Ya alev alırken, ya da sönerken tüter. Bizim ateşimiz, ne yeni yandı, ne sönmeye yüz tuttu. Elimizde meşale, gezer dururuz, ateşleri tazeleriz. DEDE’yim sizlerle, ateş tuttum gönüllere, sözümün değerini verdim ehillere. Bana da ALLAH’ım bu yoldan huzur verdi, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim, HUZURU’nda diz çöktüm. Evlatlarının nesi var? Gönülleri ALLAH’ları ile dolu. Dillerine düşmeyenden korkun olmasın. ‘Günahları af olsun.’ dersin. Sevapları, günahlarından ağır. İLYAS HAZRETLERİ’nden izin alın, öyle denize dalın. Elbet İZİN ALLAH’ımdan. Ne var ki, işinde yardımcı olacak. YARATAN’ım korusun.

6
Mayanın alımı, ayanın görümü güzeldir. Dedim size, siz görmeye değil, varmaya duacı olun. Görüş mesafeniz uzar. ALLAH’ımın verdiği her şey hayırdır. Görüş mesafesi dedim, onu da size anlatayım. ALLAH’ımın her mümin kulunun, müminin üstünde, kulunun bünyesinde bir üstünlük mevcuttur. Kiminin gözde, kiminin kulakta; kimi elde, kimi dilde olur. GARİB’in üstünlüğü, mantığından eline. Mantık, üstünlük değildir ki. Aynı kuvvet, birinin gözünde, birinin mantığında. Yeter ki üstünlüğü ALLAH’ım layık görsün. Sohbete daldık. ‘Bayram.’ dedik, sevindik. Neden mi? Kullarını dünyaya vazife ile gönderen ALLAH’ıma, şükran günü yaşadıklarından, sevaplara alıştıklarından. Çünkü Ramazan, en az mümin olan kulu bile günah işlemekten uzak tutar. Bir aylık alışkanlık bir müddet sürer. Bayram, ALLAH’a kulluk etmişlerin günüdür. Sevmek, sevmeyeni dahi sevmekle, ALLAH’ımın SEVGİSİ’ni kazanmış olursunuz. Gönül alın, hatır sorun; o size sormasa da. Niyetinin güzelliği, diyetini arttırır. ALLAH’ım, bayramdan sonra da yaptığınız sevaplarınızı, Ramazanın sevaplarına katsın. Ağmayı, gümüşten değil altından alın. Mayaya un katarsan, hamuru büyür uygun şekil alır; su katarsan, kendi halinde kalır. Meydanın ağacını meyveli gördün mü hiç? Elbette görülmez. Çünkü kullar bırakmaz. Ağaca bekçi koyarsan kimse elini sürmez. Kul da öyledir; gönlüne sahip çıkmazsan, bekçisi olmazsan yabana gider. Bayram günü içinde ve dışında, ALLAH’ım nasibinizi ve gönlünüzün büyüklüğüne göre sebep halk etsin. İçinde ve dışında dedim. Bayram ve ondan sonraki günleri söyledim.

7
Yersiz söz, kulda olur. Duvarın örülüşü, kulun hatalı taş koyuşu, onarılır. Bizden gelen boş değil. Kulun boş tarafı doldurulur. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. “Yuvanın havası yumuşasın.” der OMAR. Senin elinde değil. ALLAH’ımın rızasından olur. Yemeyi bilen, uyumayı öğrenen; uymayı da bilecek.
Abdallık, AŞK’tan olur. Neden olmayasın, neden gelmeyesin? ALLAH’ımın LÜTFU’na ermedin mi, sevgili kulları arasına girmedin mi, niyazını ALLAH’ıma etmedin mi, ‘ALLAH’ım, AŞK’ınla yandım.’ demedin mi? Dersin ya. AŞKI’yla yanan her kulunun, yanındayım; yanmayanın, yönündeyim. Döner dururum, yanmayana ışık tutarım, ateş veririm. Gelmesi, anmanla bir oldu. Selamını kendi aldı, cümleyi selamladı. Uymadı sözün yola. Karışılmasın ULU’nun yoluna. ŞEMS-i TEBRİZİ HAZRETLERİ’nin sözü ağır gelmesin. ULU’suyum yavrunun. Dediğini duydum. Dünya yoludur, sözüne uydum. Yanlışlık sende değil. Baba olmak bostanda değil. Yerinde uyum. Evet. Ne var ki, sen yolundan ben yolumdan. Yumuşak yola getireceğiz. Kement ile değil. YM yumuşak yol ile. Layık. ALLAH’ımın her kulu, güzelliğe layıktır. SAHİBİ’nden söz almadan, emanetine söz etmeyin. YARATAN’dır SAHİBİ, gözetendir emanetçi. Söz bu. Yumuşak değil ise, hamuruna su katarsın, yumuşatırsın. Unutma ki, hamura su birden katılmaz, damla damla katılır, hamurun ele gelişi görülür. Vurmayla, yoğurmayla yumuşamaz. Sözüm masal değil, sevgim iltifat değil. Döndüm durdum yuvada, elim kaldı havada. Anlatayım. Kula elden geleni yaptım. Ne var ki, kula sözümüz yüzde elli geçmedi. Döndüm durdum, ALLAH’ıma el açtım, yalvardım. Sükunet diledim. Yuvanın sükunetini diledim, ‘Bu yuvaya, böyle gönüllere, yakışmaz.’ dedim. ALLAH’ımdan niyaz ettim. “YM olacak, uygun zemin bulacak. Yerli yerindedir.” dendi. Öfkenin tadı çabuk geçmezse, zehri, seni de yavruyu da zehirler. Ne var ki, olgunluk öfkeyi bastırır. Dedim sana, üç yut bir söyle. Sen, üç söyleyip bir yutuyorsun. Alış-verişimiz gönül yolundan. Gitmedim, gitmeye gönül koymadım. Yavrunun yanındayım, hamurunun üstündeyim. ‘Ele aldım.’ deme. Geç kaldın. Gün bu gün, an bu andır, sebep ALLAH’ımdan. Hayıra yorulsun. Çocuğun gönlüne söz edilmesin. Onun çağrısına geldim. ALLAH’ımın kuluna söz yok. Velev ki baba olsanız, ana olsanız. Asla. ALLAH’ımın NURU’na, el attım hamuruna. Söz edilmesin. Meclisimiz kuruldu, heyetler toplandı, sorular soruldu. Senden söz edelim. Kul kendini yargıladı mı, affına atmış demektir. Dedim, gayemiz defter doldurmak değil, süslü söz etmek değil. ‘Dünyayı bildiğimce yaşayım, dileyince öbür yanı göreyim.’ demek yersiz olur. ‘Olmuyor.’ demeyi yer etmeyin. Bu mudur duyduğun, yol mudur sorduğun? Men dilden uzak dur. Sevgini sundun bana, gönüller hep bir olmuş. Ayrı gayrı kim kalmış? Yavruyu hocam eline almış. ‘Kader.’ der, neden? Karınca misali günü beklesin. Güneşin ısıttığı münasip yolu alsın. Dert, niyet? Dilediğini unutmasın. Mümin olan bilir, sözüm günde edilir. ‘Söz etsem, yazı yazsam, öbür aleme baksam.’ demek, kulu imtihan kapısına getirir. Vermeyi bilmezse, kulun dileği geri çevrilir, dünyadaki yerine döndürülür, ‘Daha erken.’ denilir. Neden dedim eş ile müşterek? Aşta, işte, eşle müşterek. GARİB’e verirken, müşterek almadık mı, eşinin iznine bakmadık mı? Neden yalnız demedik, yalnız GARİB’e göstermedik? Eşinin rızası olmazsa, dünya işi durmaz. Şu demektir; işinin bozuluşu, eşini etkilememeli. Eğer bir başınıza olsaydınız, rızkınız da bir kişilik verilirdi. Meyve hamdan erer, yuva kuldan yürür. Şunu da bilin ki, kimse kimsenin yolunu tutmaz. Deme ‘Eşim bırakmaz.’ Deyim sana, yola düzül. Yol yürümek, kuldan uzak kalmak gerek. Beraber değil. Tek. Evet. Deme ‘İşim olmaz.’ Olacak. Deme ‘Yolum kalacak.’ Dileyen, yürüyecek. Söz etme ‘Yoluma taş konacak.’ Kulun gücü değil yoluna taş koymak. Eğer duası kabul oluyorsa, haklı olduğu için kabul olunur. Haklı olmayan dua, geri çevrilir. Senin dileğin, deryaya çivileme dalmak. Halbuki gaye damlaları büyütmek. Ölçü ALLAH’ımda. Söz etme, kinaye söz atma. Çok hoş gördüm, ALLAH’ım da hoş görsün. Ne var ki; dünyayı sevmelisin, sen de hoş görmelisin. Neden dünyayı hoş değil boş görürsün? Konya, umutsuzların tezgahı değildir. Mümin kullar bir olsa, umutları kırılsa; Haymana’nın ovası, onlara tezgah olur, dertlerine su verir. Anadolu’nun en büyük ovası. O büyüklükteki tezgah, umutsuzların umudunu getirir, hepsine cevap verir. Umutsuz olmayın, tezgahı bulunur. Arayan gelir, tezgahı çok büyüktür. Kumun tanesi, kulun tanesine eşit olsa; gene derdi görülür, tezgahı kurulur. ‘O kadar dertli içinde, ALLAH’ım beni görmez.’ demeyin. GÜCÜ’ne söz etmiş olursunuz.
Ateş, günün olayları, cümle yavruların dolayları. ALLAH’ıma duacı olun. Cümle için. ULULAR’ını bulmaları, onlara uymaları. ‘Arkasına attı.’ demeyin. ULU’nun yönü olmaz, her yöne dönüktür. ‘ULU’m neden oldu?’ dersiniz. ALLAH’ım öyle uygun gördü, gönlüne AŞKI’nı düşürdü. Huyun gibi gönlün, gönlün gibi kapın açılır.

8
Bu mudur merakın? Merakını sokağa atsın. Onun gönlüne, merak yaraşmaz. İçine gelenden değil. Karşıma dur. Andan merakın olsun. Ondan dahi, ALLAH’ına sığındığın an, sıyrılsın. En büyük sığınak, ALLAH’ımda. Güvenimiz, ALLAH’ım, sevenimiz, ALLAH’ım. Kulun kula sevgisi, ALLAH’ıma saygısı; kulun kula saygısı, üstün terbiyesi. Almayı bildiğin gibi, merakını da sil. Kendini kuvvetli bul. Dışardan gelen, seni etkilemez. ‘Koruyucu’ dedim, danıştım LOKMAN’a. Geldi, YUVA’da döndü. Dedi: “Merak YUVA’da yersiz. Kulun kokusu, YM değil.” Okudu, duacı oldu, sırtını sıvadı gitti. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. ÇAKIR yazı odasına varsın. YUNUS’umu bekletmesin. Ordadır. ALLAH’a emanet olasın, dilediğini göresin. Yardımını ULU’dan alırsın. Adını ağzından düşürmeyesin.

12
Gün-gün aşırdı, mümin kulu şaşırdı; gelene ümit koydu, ‘Gönlü sohbete doydu.’ desem değil; Aynayı ele aldı, ‘Cümlesi.’ dedi daldı, düşüncesi orada kaldı. Sana ona değil, üstüne alınana, söze sahip olana. Suyumuz deryadan, sözümüz ALLAH’tan. Söyledik söyledik, sözümüze sahip çıkanı candan sevdik. Cümleyi sevdik, ne var ki sözümüze sahip çıkan; benliğini silendir, verileni gözetendir. Deme ‘Gözetmesen ortada kalır.’ Neden kalsın? ALLAH’ım, kalan kulunu kayırır. Kul kula köle olmaz, olana el verilmez; ‘Ol’ diye zorlayana, yolumuz gösterilmez. Bizden değil, EMİR ALLAH’ımdan, kainatın SAHİBİ’nden. El ele tutmalı, ‘ALLAH’ımdan.’ demeli, severek sarılmalı. Sırmayı değil, sarmayı öğren; sormayı değil, görmeyi öğren; olayı değil, sonrayı öğren. Akşamki toplantı, gönül toplantısı idi. Umulduğundan kalabalık. Gönülle sorulanların cevapları verildi. Yumaktan sorulanlar, cevapsız geçti. Mesnevi’den sordular, geçen güne döndüler. Her zaman dedim, ‘Dönüş yok, gidiş var.’ Eski dost, varlığımız bildi. Meyveyi, müsait dersiniz, yumuşak olsun ağza gelsin; neden sözü ham sarf edersiniz? ‘Umulduğundan kalabalık’ dediğim zaman, gönüllerin bağlantısını izah etmiştim. Olgunluğu, yalnız gönülde günde aramayın, dilde de olgunluğa varın. ALLAH’ım öyle bir yapı kurmuş, ağızı kapı demiş. Girenin olgununu düşünürsünüz, neden çıkanı oldurmazsınız? ‘Ben böyleyim.’ demek kolay. Pişen aşın, kolayı değil zorlusudur lezzetli olanı. Olmuşun gelmişiyim, ermişin kalmışı değil. Geldiğime sevindim, kaldığıma sevindim. ‘Yuvada tatlı aş olsun, söz ergin çıksın.’ dedim, duacı oldum. MEVLÂNA’yım. Niyaz eden bulur. ULU, yolun münasibini bilir, yerinde yazdırır. Uygun olmayan yerde; ne yazdırır, ne çizdirir. Yanılma. Dilenince bulur, niyete uydurur. Ne var ki, çizgi ULU’nun değil. Gönlü olsun, yolu bulsun diye. YM oldu, ALLAH’ım LÜTFUNU alenen gösterdi. Nazım olan değil, kamil olan alır. ALLAH’ım güvenilecek tek kapıdır. Şahsım değil varlığım, O'nun EMANETİ’dir. MEVLÂNA’yım. GARİB’in koruyucusuyum, ALLAH’ın İZNİ ile. Neden güvenmesin? Sana desem, ‘Geldim, elimi verdim.’, güvenmez mi idin? Niye GARİB güvenmesin? Güvenimiz, topluca ALLAH’ıma. Size gelmem mi? Çağıranın, anında yanındayım. OMAR der ki: “ Olay kula zor gelmesin.” Niye dediğini anlatayım. Kimi aş tatlı gelir, çok yenir; mideye dokunur. Kimi aş kuvvetli gelir, mideye oturur. Bir de midenin hazımsızlığı olur, dışarı vurur. Hani ‘Kustu.’ dersiniz. Olay budur. ‘Hasta mı?’ diye, bir müddet aşı verilmez. Mana açık. Beklersiniz, midenin düzelmesini, hazma girmesini. Almayı bilene, yolunda gidene sözüm. Sabır, sabır, sabır. İlaç budur. Niyaz eden bulur. Bedduadan mümin kul uzak durur. OMAR der ki: “Sabır, nehirden denize kadar uzanır. Denizi bulduğu yerde kalır.” Asmayı veren, koruğu erdiren; kuluna vermeye, gücü yetmez mi? MEVLÂNA’yım. Geldim, anıldığım günü YUVA’ya verdim. Yine yol vermeye vazifeli kaldım. Gidiş yok. Beraberiz. GARİB’le. SAMANYOLU, buluşma dili. Sözle, gül ağacı gül vermez. Kumunu eledik, eleyerek yürüdük. Çölden gül ağacına verdik. Olmuşun olmuşunu diledik. Kandilinizi kutladık.

13
Geldim, niyete uydum. Olgunluğun misalini verim. Gördüm, ‘Son yumuşaklıkla, ferah bulur.’ dedim. Seymenin verdiğini, neyzen vermez. Hepsinin yeri ayrıdır. Sevmenin yeri değişir, ‘YM.’ demek uygundur. Kul örgütlenmez. Yol. Yoluna gidene, tel çekilmez. Güzellik. Almayı ölçüye vurmalı, uymayı yoluna koymalı. Sevabına düşünmeli. Ağacın dalı eğilende, çekersen kırılır. Meyvesi ağır gelen dal, eğilir. Suyunu bol alan ağaç. Meyvesini almayı dilersen, suyunu bol verirsin. Neticeye bakılsın. Meyvesi dilenmedik ağaç, aşılanır. Münasip olan, ALLAH’ımca verilir. Her verilen, yakışandır. Süpürmek, çöp içindir. Mintanını giymek, havaya uymak içindir. Onun için, havayı kendinize misal alın, ona uyun. Sözümü alınana, sahip olanadır. Varlığımı bilene. ALLAH’ım senden RAZI olsun derim, sözümü sözüne yorarım. Elbet şüphen yok. Çünkü MEVLÂNA’yım. Elbet şüphen yok, sen de MEVLÂNA’sın. Sevmek, cümleyle birleşsin. Demeyin, ayırmayın, kulu kula kayırmayın. Senin ayırdığını, ALLAH’ım kayırır; senin kayırdığını, ALLAH’ım ayırır. Bu, değişmez kaidedir. Dedim gündüz sözümde. Dedim denmesin, kiminde zarar, kiminde kar. ALLAH’ımın ADALETİ şaşmaz. Yürüyenin, sürüyenin suali olmaz. Sunduğumu vermek, kendime değil, ALLAH’ımın sevgili kullarına LÜTFU’dur. Lütuf bana değil, kullarınadır. Asla külfet olmaz, bana verdiği huzur, sizlerce ölçülemez. Dertlere ‘Dert.’ demem, onun için üzülmem. Gönülleri görürüm, sevinir sevinirim. Ağaya gelelim, sözümüzü verelim. Kol kola girelim, dönelim- dönelim. Aradığını beraberce bulalım. Suyumuzu içelim, kendimizden geçelim. YM olacak, sevgimiz YUVA kuracak. YUVA, YM yumuşak yön bulacak. Asmanın altı, bize YUVA olacak. Üzümü, ağa elden alacak. Meyvesi erende, yolunu yürüyende; gözü-sözü, aynı yöne dönecek. Üstesine durulmasın. Kuldan kula sebep gelmez, sebebi ALLAH’ım verir. Gayeniz, gönlünüzce yön bulur. Nasibiniz bol ki, dergahımıza kapınız açılır. Aynayı yüzüne, yenini dizine koy. Kanının akıttığı, damarın dolaştığı bedene söz etmek, kula yaraşmaz. Kumandan edalanmaz, edalansa sevilmez. Sevilen, şımarmaz; şımaran, yol bulmaz. Giden dönmez, gelen bilmez. Yol yürürken, son düşünülmez. ALLAH’ım her şeyin üstünde. Ay misali dönen yıldız sayısını bilir misiniz? Ağızdan söylense, gönülden inanılmaz. Göğün görünüşü size küçük gelir. Ne sonu bulunur, ne derinliğine varılır. Yıldızlar nerden gelir, gelişe nerden uyar? Dünyanın dönüşüne göredir. İspatı kolay; o kadar yıldız, ay, güneş, dünya hep hareket halinde; niye bir gün çarpışmaz? Nasıl ki Mevlevi dönüşü, döner-döner çarpma olmaz. OSMAN HAZRETLERİ der ki: “Nerden geldiğimizden çok, nereye varacağımızdır mühim olan. Geliş, nasılsa ALLAH’ımdan.” Ne var ki, gayene uymayana gönül koyarsan, gidişe yol bulamazsın. Anlatayım, hızın kesilir. Ne kadar hafif olursan, o kadar yükselirsin. Dünya sözü, kulun sazıdır; çalar, eğlenir. Çölde kum taneleriyiz. Yol bulana, sırt veririz; yel olana, döner döneriz; sel gelene, akar gideriz. ‘Nereye?’ dersen, deryaya. Ne sırtımız aşındı, ne gönlümüz gocundu, ne yolumuz taşlandı, ne yeniden başlandı. Gelişe uyduk, kulunu gördük, YUVA’ya postumuzu serdik, gelene yanımızda yer verdik. Desen ‘Postta yer kalmadı.’, daha nice gelenlere yer açtık. Umduğunuz gibi olsun, yer yerini bulsun, toprak harcını alsın, suyunu kana-kana içsin.

15
Hummayı kendimize mal etmeyelim, suyun akışına söz etmeyelim. Su akar, yer yerinde; söz gider, yumak yerinir.
Günün olayı sebepsiz olmaz, sebep ise YÜCE’den sorulmaz. Sabır ile beklensin. Olay nasılsa çözülür. Yol, yürüyenindir; söz, alınanın; fistan, giyenin; gaye, edinenin. Yumuşak olan, beklemeyi bilir. ‘Hazırdan gider.’ dersin, niye hazıra koydun? Hazıra koymaktaki gayen, boşu doldurmak değil mi? İşte o boşluğu doldurursun. ‘Olmayaydı.’ deme. Öyle. Kuşun kanadı; yel yapsın, rüzgar essin diye çırpmaz. Elbet uçmak için. Kanadını çırpar çırpar uçmaya başlar; hızlandı mı durur, süzülür. Sen de, süzülme devresindesin. Sen maddeye düştün. Onu dedim sana. Yerinme sakın. Deme ‘İmtihan.’ Olay sana açıklandı. Ahireti bulmak için, dünyadan geçmek gerekmez. Nasıl ki işin bozulunca keyfinde bozuldu. Çünkü dünyanın sonu düşünüldü. Senin için son. Kendine kalsa, belki düşünmezdin. Dedim daha önce de; dünya vazifesi bitmeden, görmek dilemek erkendir. Aynayı tutunca ‘Yüzüm.’ demezsin, ‘Gözüm.’ dersin. Yavruna ‘Gözümün bebeği.’ dersin, dünyayı nasıl silersin? Kimsede değil hata. Bekle, olacaksın atâ. O zaman düşünürsün. Mertebe gösterilmez kula. ‘Müstesnası yok mu?’ dersen; ALLAH’ımın LÜTFU’na ermiş kullar, elbet müstesna. Olgunluk, bırak ağaçta olsun. Sen dersin ‘Toplayım, elde ersin.’ Elde erenle ağaçta olan bir değildir. Ağaç meyvesini su ile besler. Elde erdiren, saman ile örter. Elbet farklı olur. Sözümüzü verelim, yollara düzülelim. Asmanın üzümünü yemenle, şarabını içmen bir midir? Üzüm kandırır, şarap yandırır; sarhoş oldurur, döndürür döndürür. Pervane misali, erdiğin visale; hayale. MEVLÂNA’yım! Dünya sonu kul için nedir? Ömrünün sonu. ‘Bana dünyanın sonu göründü.’ dersen, yanılırsın. İşsiz kalmaz, kalmak dünyanın sonu olmaz. Bir işin bittiği yerde, başka bir iş başlar; er veya geç. Dünya işi bittiği yerde ancak ahiret işi başlar. Denir ki ‘İbadet yaşlılıkta, dünya işi gençlikte.’ Güne gelene kadar yozlaşmış. Dediğim şu; dünyadan elini çekmek için, mesuliyetin altında kimse kalmamalı, senden bir şey beklenmemeli. Senden bir şeyler bekleyenlerin var ise, o senin mukaddes vazifendir. Onu yaptığın an, ALLAH’ımın YOLU’ndan gitmiş olursun. İbadetin kalmasın, doğruluktan şaşılmasın. Ne var ki dileğin olan ermek-görmek, mesuliyetinin bittiği yerden başlasın. Üzerinde bir kedinin dahi mesuliyeti var ise, onu ihmal etmemelisin. Sevdin beni, sevdim seni. Dedim sana, yolunu adım-adım yürü. ‘Sırık getirin tutayım, öteye kendimi atayım.’ dedin, acele ettin, hatta başka yollara düştün. Netice ne oldu? Dediğim yerde kaldı. Defter doldurmaya değil, gönülleri doldurmaya geliriz. Sevgimiz bakidir, elimiz beraber. Gayem birdir. ‘Gayemiz beraber.’ demedim. Dedim, senin gayen atlamak. Ne var ki atlamak, dünyada olur. Buraya, adım-adım yürüyerek gelinir. Yolumuzu belledi, YM oldu. Amade olmalı, kadere boyun eğmeli. De ki, ‘Ben görmeye layık mıyım ki görebileyim?’ Yanılma. Ben sana görmezsin demedim, layık olmadığını söylemedim. Yalnız, senin her soracağın, her an soracağın bu olmalı. ‘Ben layık oldum, görmeliyim.’ dememeli. Layık olduğunu, ne sen ne ben bilemeyiz, gönüle ölçü vuramayız. Bir de ‘Her görmeyen, layık değil midir?’ dersen yanılırsın. Her kulun, bir çeşit görgüsü olur. Dedim sana, sözümden çıkma. Bir daha, niyazın varmaya olsun, görmeye değil. Görsen, daha mı yücelirsin? Dilersen, kendine daha yüce ULU bulursun. Dedim, ‘Sevdim, sevdiğini bildim.’ Elimi verdim, sevgim bakidir. Dilediğin an çağır, anında yanındayım. Üzdüğüm, sevgimdendir. Kim kimi severse, doğruya çeker. Onun için derim, sevin. Beklemeden sevin, almadan sevin, yermeden sevin, ermeden sevin, görmeden sevin. ALLAH’ım ne verdi ise, sevin. Gelelim söze, duralım dize. Karındaşın tasası yakmasın seni. Yumağındaki düğüm, yuvandaki güğüm; yumuşak söz ister. ‘Oldu olmadı, geldi gitmedi.’ der, tasa tutar. Yuvayı dişi kuş yapar. Söze söz katılmasa, söz çıktığı yerde kalır. Tas al eline; bir yudum su, bir yudum o koysun. Dolar-dolar, sonunda taşar. Kadın su koymasın, elde tas tutmasın. Damla yere akarsa kurur, söz orda kalır. Suyunu çeşmeden alsın, ağıza tutmasın. Hatayı kim karşıda ararsa, hataya kendi düşer. Meraka yer verme. Güne kadar gelen, öyle gider. Ona de ki, hata işlemekle atâ olunmaz. Hata işleyip karşındakine yüklemeye, ALLAH’ım RAZI gelmez. Eğer hata karşındakinde ise, yüzlemeye lüzum görülmez. Çünkü hata olduğunu bilse, yapmaz. Gör, gözünü kapa; duy, kulağını tıka; ALLAH’ıma havale et. Suyumuzun akışını, yollara bağladık. Her yoldan gelen suyu, akıntımıza verdik. Soruları danıştık. Hatayı kendinde arayana, ‘Atâ sende.’ dedik. Olay, dediğinden uzak; değil, hiçbir kula tuzak. Hamlık sende değil. Kendine dert  etme, olaya güç koyma. Yumağını yolunca sararsın, ALLAH’ını gönlünce anarsın. Bırak diyen desin, diyene ALLAH’ım mantık versin. Olayı ALLAH’ıma havale et. 

16
Elden-ele, dilden-gönüle. ‘Neden odun?’ dersin, kendini derde atarsın. Dumanını atman, ALLAH’ımın lütfu değil mi? Layık olmayan o lütfa erer mi? Olmayacağı görür mü? Kendini harcama ÇAKIR’ım. Şu demektir; almakla, ermiş olunmaz. Görmek de kulun ölçüsünü verir. Eğer ki kendini gördüğün gibi olsaydın; sen de yavrunun babası gibi, kendini de yavruyu da aklınca harcardın. Halbuki sen, güzelliği karşısındakinde görüyorsun. Karşılıklı NUR’larınızın parladığını bilmiyorsun. Her olay açık denmez, kula söylenmez. ‘Aynı ayar mı?’ dedin, sordun. Aramızdasın. Ancak izin bu kadar. Çünkü sen de vazifelisin. Vazifeni şikayetsiz yapman, imtihan kapını açmanı sağladı. Her kul, bir yönden imtihan verir. Senin kazanç yolun; Tanrı misafiri sevmen, kendinden öne koyman, ALLAH’ına tevekkülle boyun eğmen. ‘Eksik taraf?’ dersin. Dilersen, orayı da doldurursun. Ne mi olur? SAMANYOLU sana da görünür. ALLAH’ım öyle olsun diler. Ne var ki kul, yolunu gönlüne çevirmeli. Sonsuz sevgiye sahipsin. Uymasan. ‘Uyduğum ne?’ dersin. Yanlış akım. Anlatayım. Her kulun sevgi derecesinde akımı olur. Bu akıma ara istasyon karıştı mı, parazit olur. Bilirsin, biz GARİB’i bu parazitten koruruz. YUNUS’um niye gelir? Sana niye el verir? Yalnız ‘Ben’ demekten sakın. ‘Ben kuvvetliyim.’ deme. Ağızla değil, gönülle. ‘Ağız yolu ile kula kuvvet; benden değil, ULU’mdan.’ dersen; şaşar, şaşkın bakar. Bırak kul seni kuvvetli bilsin. Sen gönlünle ‘YUNUS’um. ALLAH’ımın İZNİ ile, kuvvetimi senden alırım.’ de. Kuvvet derken, her türlü kuvvet.

17
Eskiye değil, yeniye gideriz. Mevsimi gününde yaşarız. Nimetini yedikçe ‘Şükür.’ deriz. ‘Olmuyor.’ dediğin olacak. Şafak tez sökecek. Havada bulut yok. ÇAKIR’a. İma değil, açık olanı derim. Sabırdan nasibin yok mu? Açık olan, değerini kaybeder. Açık olması icap edeydi, ALLAH’ım açardı, her kul olacağa bakardı. Umduğunu bulmakla, kuldan geleni duymak bir midir? Sana müjdeyi veren PİR midir? Veren benim. Ne var ki, İZİN ALLAH’ımdan. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Dedim ya daha önce, sana yazdığım bitti, kesilen yok. Yumuşak yolun, yumuşak kulunu gördüm. Kumunu güneşe serdim. Amade olduğun, ‘ALLAH’ım.’ dediğin günden yanındayım. Mümin olmak, ders almakla değil gönül koymakla olur. ‘Hafız.’ denir, KUR’AN derlenir; o kul mümin midir? Memnun oldum soruna. Akıl takma kuluna. Kendi aklını kullan, mantığını yabana atma. Her kul kendi yolunu bilse, doğru yolda yürüse; kimse kimseye çarpmaz, gökteki yıldız misali. Mevsim yumuşak, duman dağılsın. Kulmuş eğilmiş, kulmuş mümin olmuş. ‘Olmuşsam delil alayım.’ dersin. Olay mümin kula garip gelmesin. Kul oturup delil beklemesin. Ne geleceği belli, ne olacağı. Onun için kayıtsız kalmalı, olduğu an da telaşa düşmemeli. Vermekle almak, yan yana gider. Ne var ki kul, vermeyi bilmeli, vermeyi sevmeli, beklemeden vermeli. Sahip olduğun gönül, senin yerini verir. ‘Yerim neresi?’ dersen, kula sırdır. Sana diyeceğim şudur; mümin olduğunu bilmen yeter, gönlünü feraha atar. Dünya olayına sakın akıl takma, olaya duman arkasından bakma. Öyle, açık olayı bulanık görürsün. Kuldan selametini dileme, selamet ALLAH’ımdandır. Kul sadece teselli eder, o da dumansız ise. Eğer dumanlı ise; sana da duman verir, gönlünü bulandırır. Neymiş görülen, neymiş içilen. Kapıdır açılan, sazmış çalınan. Sazın çaldığı, sözün edildiği yerdeyiz. YÜCE’nin HUZURU’nda dizdeyiz. Hep BİR olduk. Meclis kurduk, bizdeyiz. ‘Biz miyiz?’ derseniz, elbet. YUVA’dayız. Sen-ben yok, hep biriz. Sizi-bizi ayırmadım. Ayırandan uzak durun, kayırandan uzak durun. Günde onu ayıran seni kayıran, gelende seni ayırır başkasını kayırır. Güvenilecek tek kapı ALLAH’ımın KAPISI’dır; ALLAH’ıma gidecek tek yol, gönül yapısıdır. Gönül yapın altın olsun, kul dünyada yatırım yapsın. Dünyayı yol için değil, gün için yaşa. ‘Neymiş?’ dersiniz, olmuşu bilirsiniz. Merdiven çıkılır, olmuşlar sevilir. ‘Neden sevilir?’ dersen, her şeyin olmuşudur sevilen. Ham meyve yer misin, aşın pişirmeden ağza koyar mısın, kulun hamına katlanır mısın? Olgunluktan şaşmayın. Eğer kendinizi noksan görürseniz, cemaate karışmayın; karışsanız bile konuşmayın. Olmak için dinleyin, bekleyin; sakın hataya düşüp, yobaza takılmayın.

25
Gelişe değil meclise uyduk. Selam cümleye. Umulduğu gibi değil, çok üzerinde. Yolumuzun değil, gönlümüzün üzerinde. Suyun gelişinden bildin. Akışını aldın, düşündüğünü açığa verdin. Kim olduğunu bilir, benimle çok görüşür. Yeni değil, aşinalığımız eskidir. Der ki, ‘Gönlüne yük vermedin, yolunu bilerek yürüdün. Sorunun cevabını gününde aldın, vazife yüklendin. Yerinmedin, gönülden gocunmadan yaptın.’ Selam sana, cümleye. Geldiğim anı bildin, sözümü aldın. Dualara yol verilir, yolumuz çizilir. ALLAH’ımdan gelen EMİR ile. Sorular yersiz de olsa, yerli de kalsa; merakın mahsulüdür, elbet cevapsız kalmaz. Almak-vermek, aracı dilemek; kulun ezeli dileği. Aracı dilenmeden istense cevabı ne olur? Denir ki, olgunluğa ermeli. Dileyen bulur, yolunu yürür. Ne var ki, dileğini bilmelisin. Dumansız yol dilenir, şüpheden sıyrılmaya gönül koyulur. Dumanı gönüle koyan kuldur, kulu götüren yoldur. Yolu bulayım, rehber olayım diyen; elbet bulur. Bilineni çözelim, ‘Bilinmeyene el uzatalım.’ demeyin. Dendi ki, ‘Bilinenin çözülecek neyi var?’ Buldum dediğinin doğruluğundan emin misin? Söz cümleye edilir, sahibi olan alınır. Söz, yolumun öyküsü değil, hakiki manasıdır. Ne meraka yer verilsin, ne korku yola düşsün. Merakı dedim, konuşmaya yer verdim. Konuşma tarzımız sohbettir. Saygı, ALLAH’ıma. ‘Sevginin en üstün katını bulalım, hep beraber tadalım.’ dedim, geldim üç yıldır verdim. ‘Çok mu?’ dersen, an gibi gördüm. Anımız yıllarla ölçülse, sevgimiz kainata uzatılsa; yer var mı, sığar mı? Gelenin gönlüne, kulunun yoluna sevgi tohumu ektik; biçmeyi, sevenlere bıraktık. Dumanlar dağılsın, aynanın aydın yüzü çevrilsin. ‘Karanlık.’ denmesin, MEVLÂNA’yım şüphe edilmesin. Her kul aynı AŞK’ı duyar. Özelliğe adım bağlanmasın, günlere AŞK’ımız sağdırılmasın. Sudan gelen, suya gider. Ağacın köküne bak, kuvvetini sudan alır. Aldığını yine kula verir. Ayağın dengi olur, yürüyen sona varır. ‘Son ne zaman bulunur?’ dersen, ölçüyü aşmış olursun. Kendini şüphesiz tevekküle bırakırsan, düğümü çözmüş olursun. Kundak niye sarılır? Sarılmasa ne olur.? Olacak olan, sarılsa da olur sarılmasa da. ALLAH’a havale edilen, en sağlam kökü verir. Geldik mi söze, durduk mu düze. ‘Sözü senden alalım, dileğine uyalım.’ dedik, söz arkadaşımıza sorduk. Alan bildi. Değil dedim, eski söz arkadaşımız. ‘Yeni değil mi?’ deme. Her an dedim, toplantıda emir yok, sohbet var. Sözümü diledin, hangi yönden istedin? Aramızda sorduğun. MEVLÂNA’nın programı yok, dilendiği an yolda. Dediğin doğrudur, uygun yol bulur. Yolumuz öyle çizilirse, meclisin toplantısı meyvesini verir. Meyve çok kimse tarafından tadılır. Ne var ki, toplamasını belleyebilen gerek. Kul var, olmuşunu toplar; kul var, ‘Çoğunu yiyeyim.’ der, hamına taş atar. Beklemek gerek. Meclise dedim. İki alemin kalabalığını söyledim. Bildiğin gibi, bu akşam sözümü bilene ederim. Bilenden söz dilerim. Sen ben yok, biz varız. Yolumuzun çizgisini düşündüm. Uygundur. ALLAH’ımın YOLU, gönülle bulunur; yumak, AŞK ile sarılır. Yolumuza taş çıksa, yumağa düğüm olsa; ‘Dert.’ desen, yanılırsın. Gelen görecek, gülen ağlayacak. Acıkma olmasa, aş yer misin? Doyunca ‘Şükür.’ der misin? Yoluna taş gelse, çeker gider misin? Hummalı olmayı değil, sükunet bulmayı deneyin. Nereden geldik, nereye döneceğimizi düşünün. Denir ki, ‘Öbür alem var mıdır?’ Yok olana neden gönül bağlanır? Çokluk düşünür, azlık eşinir. Düşünen mi bulur, eşinen mi? Elbet düşünen. Eşinen, sadece midesini doldurur. Düşünen; gönülle dolar, doğruya uyar. ‘Her zaman mı?’ derseniz, elbet. Düşünce kulu doğruya götürür. Ani karar yanıltır. Derim, üç düşünün, bir söyleyin. Aydın gönülde ne ararsın, karanlık düşüncede ne bulursun? MEYDAN kula, yol kula. Yürü, buldu isen kapıyı. ‘Günümüz?’ demeyin, kula damga vurmayın. Kulun damgası da ölçüsü de gönlünde. Namazını kıldıysan, orucunu tuttuysan; borcunu ödedin, yükünden kurtuldun. Aradıysan, yolunu buldun. Ne var ki, namazla değil. Gönülle sev kulunu. Sevmese de seni,  sevmesini öğretirsin. Sevmeyi öğretirsen, bir kul daha kazandırırsın. Kazanç, kulun değil. Anlaşılmadı. Sevmeyi öğreten, yolunu alır. ‘ALLAH’ımın EMRİ’ne, kulunun dileklerine.’ denmesin. YÜCE’desin, YÜCE’nin yanındasın. Dedim, ben-sen yok, biz varız. Çünkü O'nun NURU’ndanız, hep O'nun HAMURU’ndanız. Onun için sevelim, sevmeyi bilelim. Ağızla değil, elle değil, gönülle sevmeyi öğrenelim. ‘Kuş.’ deriz, sesini dinleriz; ‘Ağaç.’ deriz, meyvesini bekleriz. Kuşta ses, ağaçta meyve olmayınca; sevmekten neden kaçınırız? Sevmek için vermesini beklemek gerekmez. Odunu dahi seviniz. ‘Neden?’ denmesin. Zaten sen istemesen de o sana verir. Hiç vermezse, odanı ısıtır. Yumuşak olalım, öyle düşünelim. Bu anda, dünya gailesinden sıyrılalım, içimizden yükümüzü boşaltalım. Boşa kürek çekmeyelim, olta atıp balık beklemeyelim. Akarsuya balık atarsan, durgun suya gider. Hatasız kul olmaz. Hata işlemeyen ALLAH’ına yönelmez. Yerinmeyin hataya, güvenin YÜCE’ye. Hatayı bilmeden işlemek, affa anında uğrar. Hatayı bilerek üstüne gitmek, kulun görgüsünedir. (Resim verilir) Olgunluğa eren, adını anasına veren, sözümü eski günlerden kalan. Hediyem değil. Oradan selamıdır. Sorulan, gelenin yavrusunun hediyesidir. Yerini bilirsin, yolunu görürsün, selamını alırsın. Benden alışın hediye değil. Selamına mukabelemdir. ALLAH’a ısmarladık. ‘Benzemez.’ denmesin. Benzeyiş, RUH’un özelliğidir.

29
YUVA’ya geldik, neşeli gördük, duacı olduk. Yolumuz yolunuza, duamız niyetinize. Selam, cümlemizden cümlenize.ALLAH’ımın NURU iki alemde yansın, her kul nasibini bol alsın. AMİN. Geldik gelene, dedik sevene; yolunu alana, doğruyu sorana. Doğruyu gördük, YUVA’ya öyle geldik. Ayrılık kulun elinde, ALLAH’ım kulun gönlünde. Neyzen yol mu sorar? Gönlünün yolunu dile getirir. Elmiş yumağı saran, dilmiş gönülü hoş eden. Diline bak, pas tutmasın. Kapamaktan değil, pas yapmasın diye yağlanır. Konuşma öyle yapılır. Müstesna kuldan müstesna söz dilenir. Onun için dedim size, müstesna olan varlığınızı değerinden ayırmayın. Sözle. Demeyin ‘Görüntünün ne değeri var?’ Niye kulu yanıltsın? YM olması dilenen yoldan gelsin, olacağı günde müjdelensin. Ağaya derim. Sel mi suyunu bıraktı, su mu elini çekti? Her olay, yerli yerinde. Kap kalaylanır, niye? Zehir vermesin diye. Kul kolaylanır, niye? Zehir almasın diye. Tabak kalaylanır mı? Elbet kalaylanmaz. Çünkü onun değeri öyle. Hangisi kıymetli? Her şey yerli yerinde. Aş yenir, su içilir, ateş yakılır. Hangisinden geçilir? Mevsimin güzeli nedir? (Her mevsim güzel.) Elbet güzel. Güzel olmasaydı verilmezdi. Mevsim, sebze için değil, kul için verilir. Kul ona göre yetişir. Hep yaz olanda, kul kanı kuruyanda, neyle sulanır? Gemiyi denizden, arabayı karadan ayıramazsın. Ne var ki, kula hizmettedir. Münasip olaya, ‘Arife günüdür.’ derim. Almış mı sözü, vermiş mi izi? ‘Dert.’ demesin ÇAKIR. Onu derim. Ne deniz karaya, ne kara denize karışmaz. MEVLÂNA’yım geldim. Mizacını diyeni duydum. YUNUS’um mütevazi gönüllü, hizmetini saymaz. Sanki kula eğilmez. Her olmuşun, bir bilmişi vardır. Benim bilmişim, vermek. YUNUS’umun bilmişi, dedi ya ‘Elimde meşale.’ Süleyman kulu yaralı gönlü. Merhemini aldı, AŞK’ına sürdü. Ne yarası söndü, ne AŞK’ı sindi. AŞK’ını PEYGAMBER’ine sundu. Ölçüsü soruldu; ‘ALLAH’ımın sevgili kuludur.’ dendi. ‘Mevlit’ denende, adı anılanda; cümle kul rahmet okur. Öyle nasip almış. Neden ölçüsünden şüphe edilmiş? ALLAH’a ısmarladık. Gitmem. Sözü bağlarım.

30
Umduk bulduk, sevdik sevildik, andınız diye sevindik, gelenlerin cümlesini selamladık. Ayırdığımız yok. Soframızda bir tabak pilav, kaşığını atan yesin. Cümlenizi amade gördüm. ‘Cemaat böyle kurulur.’ dedim.
Mecliste olan, rüyasını soran, ‘Beş emrini alan, sevinsin mi?’ Deyim: ‘Beş emir’ nedir bilir misin? Vermek, şüpheyi silmek, amade olduğunu bilmek, layık olmaya çalışmak, sevmek, sevmek, sevmek. ‘Vermek.’ dedim, açayım. Neyin var, kime veresin? Vereceğin ALLAH’ına. Kuldan kula ne geçer? Bağımsızlık değil. ‘Canım SEN’in ALLAH’ım, AŞK’ım benim. Onu da SANA verdim.’ Vereceğin budur, yolun açıktır. Işık dilersin ULU’ndan alırsın. Yamayı ele aldın, fistana dikmesi kaldı. Yolunu yoluna denk getirmen için, beş şarta uyman gerek. Memnun oldum sözüne, çiçek açan gönlüne. Her kulun gönlünde, ayrı bir çiçek bahçesi gördüm, sevindim. Bahçeye girersin, çeşit çiçek derersin, hangisini ayırırsın. Ummak değil, bulmak gerek. ‘Sevileyim.’ demeyin, sevin. Seven, sevilendir.  Sevdim, sevginin sonunu bulamadım. Sevildim, döndüm YUVA’ya geldim. Yüzler yıl sonra, gene noksansız sevildiğimi gördüm. Dumansız kâinat dilerim cümlenize. Sevileyim. Korku yersiz. Kim geldi meskeni sildi de, sana korku verdi? Almak vermekle, düğüm çözülmez; görmeyi bilmekle, korkuya düşülmez; ALLAH’ına sığındığın an, sana sinek dahi konmaz. Gelen ULU’ndur, uyuşan kolundur. ‘Yanımda bildirdin, sana şükürler ettim.’ de, duacı ol. Zarar gelmez. Demeyin ‘Konuşalım.’ Konuşma sessiz kalsın. İzin gelende alsın. Kendi sorsun, cevabını gönül yoluyla alsın. Sorusunu da gönül yoluyla sorsun. Eşiyle konuşsun, yardımını alsın. Yalnız olmaz. Neden düşünmesin, ULU’sunu neden yanında bilmesin? ULU’su olduğunu bilmediği için korktu. Öğrendi silecek, silmeyi bilecek. Olayı olaya bağlayacak. Mumun ışığı misal olsun. Bin mum yaksan, bir odaya versen; yalnız oda aydınlık kalır. Mumları dağıtırsan, bir çok kul aydınlanır. Cümleye dersem, ‘Dağıtırsam, ışığım az kalır.’; aldığın huzur, seni aydınlatır. Niyazın oluşu, yavrunun mama yiyişine benzer. Açayım. Yavru mamayı yer, gelişir, büyür. Niyaz da öyledir. Yavru sizlerden de şanslıdır. Bebe iken meclisimize geldi, cemaate karıştı, bir kul fazla oldu. Ne mutlu. ALLAH’ımın nasibidir. Sanmayın o da nasip almaz. Aldı bile. Olmasını dilediğinizden, umduğunuzun üstünde olacak. Misafir sevilir, CAN’ın üstünde. YUVAMIZ açıktır, kâinatın görünüşü misali. Açalım. Demeyin, ‘Dört duvar, kalabalık nereye sığar?’ ALLAH’ım kâinatı, kulu için kurdu. Cümleyi gönül kâinata sığdırır. Az-çok yok bizde. Gelen, ‘MEVLÂNA.’ diyen; YUVAMIZ’ın kuludur. ‘Kalabalık.’ diyen, uymayanın yoludur. Gönüllerimiz geniş. İskemle olmadı, yere diz koyarız, neresi olsa sığarız. Kulluk, öğrenmektir. Gaye yumak sarmak değil. Yumak istesen-istemesen sarılır. Ne var ki, yolunca sararsan, düğümü kolay çözülür. Daha önce yazdık, bayram, kulluk etmişlerin günüdür. Düğün, dileyene değil, hak edene yapılır. Düğünden maksat, göç günü merasimi. Müyesser kulun merasimi de, müyesser olur. MEYDAN kulun, namaz yolun. Niyaz kulun, niyet kulun, aldın yolun. Cümleye. ‘Namaz kılmadım, layık olmadım.’ demeyin. Namazın yeri başka layık olmak başka. ‘Namaz kılayım.’ dersin, neden kılmazsın? Niyet, niyazla; namaz, niyetle. Yolun açık. Olacağı değil, geleceği düşün. Olacak hayır, gelecek sevinç. Men dilden uzak dur. Dilinde sözü oldur, onu sepete doldur. Olmayana yol verme. ULU’nu merak ettin, söyleyeyim merakını sileyim. Ayağı yemenili, yolunu beklemeli. tarafından sevilmeli. Bildin mi, aldın mı? Duasını almasını dileyen, adını versin. AKŞEMSETTİN. Annenin versem. duasını eksik etmez. EYÜP HAZRETLERİ. Mümasili oldu mu, her dileyen girdi mi. Daha önce dedim, eşin eşten ayrısı olmaz. Eş ile danışılır, uygun yol buluşulur. Koca değil, eş dedim. Eş demek, eşit demek. Bir elma misali. Ortadan kesersen bölünür. Bölmek değildir maksat. Bütün sahip olmaktır. Nasibi olan katılır. Merakınızı ben de merak ettim. Almak dilediğiniz nedir? Neyin çözümüdür? Yol mudur, hal midir, fal mıdır? Siz bildiniz, ben gördüm. İyiliği kimden öğreneceksiniz. Yetişmek dileyen, ne üzerine yetişmek diler? Öte alemden ne ister? Cevabını kendi bilmez ki. Elbet zaman olgunlaştırır. Amma kapalı sandığa değil, açık kainata bak. Meyve, ağacında olur. Ham toplayıp sandığa koydun mu, lezzet ağızı burar. ALLAH’ıma sığınan kul, tehlikeden korkmaz. Tehlikeden seni kul mu kurtaracak? Merakını gidermeye git, korunmaya değil. Dedim, ULU’nun girdiği yer bellidir. Odadan ayrılmaz. Lağım olan yere girmez. Banyo lağımsız değil. Kirli suyun nereye gider. ALLAH’ına sığın, ULU’nu çağır. Ne var ki, ‘Resim?’ deme. İşaret almadan çizme. Gönül olarak hissettiğin, seni yanıltmaz. Desem mi, demesem mi? Adını versem mi? Kul olaydım, dünyada kalaydım, ‘Kıskandı.’ derdiniz. Olmuş varmış. YEMEN’de kalmış. Asmayı görmüş, üzümü yemiş, beklemiş, şarap olmuş. İçen mi kazanır? Dediğim, ABDÜLKADİR GEYLANİ. Vermek için, izin almak gerek. (Resim verilir) Muradını aldın, korkuyu sildin. Namert olanı ALLAH’ına havale et ki, kendini sıyırsın, o da iyiyi bulsun. Yol kulun gönlündedir. Mürşit gerekli, ne var ki mürşit bilmek gerekli. ULU’na duacı ol. Yanından uzak kalmasın. Uyuşmaya akıl takmayın.