![]() Atılanı katılanı sormayın. Ağızdan duyup mana dileyenden, yanına gelenden sakın. Atılan odur. Bizim tarafımızdan ıslah olmayıp atılan, terkedilen, size katılandan sakının. ‘Ona niye ders vermiyorsun yol göstermiyorsun?’ demeyin. ALLAH; kalbi donuk, yönü bozuk olana yol vermez, YARDIMCI göndermez. ALLAH'ın İZİN verdiği kula gideriz, yol gösteririz. Öyle biri gelmedi, izin olmadı. Gelirse, izin alırsa; kalbinizi bozmayın. ALLAH'a olan bağınızdan, ALLAH’ın verdiği İZİN ile gelirim, gönülleri görürüm. Gönlü bozuk olana, yol mu veririm? ![]() ‘RUH gelmez, o yoldan bu yola konuşulmaz.’ desin söylesin, ne çıkar? ![]() YUVA’ya dünyanın yumuşak yolu var. Dünyanın yumuşak yolu, sudan yudumu. Yardım dağıtmak, duyurmak, yaprağı çoğaltmak. Dünyayı YARATAN’ın var olduğuna, O'ndan yardım geleceğine, O'ndan size sunduğu cennet şerbetine, ALLAH’ın verdiği vereceği cümle nimetlere şimdiden hamd edelim, ‘ALLAH'ım!’ diyelim. Geldiğime şaşmayın, ‘Böyle olmaz.’ demeyin. ALLAH dilerse verir. “OL!” DEDİĞİ’ni oldurur. Benim gelişim böyle, anlatalım az sözle. Anlatsam kul bilmez, her kul bu sırra ermez. YARATAN sundu, GARİB’e verdi; GARİB’in elinden gününüze beni gönderdi. Onun gönül yolu eline, benim sözüm cümlenize. ALLAH'tan geldik, O'na döndük, O'nun EMRİ ile size sunduk, ‘Yudum.’ dedik içirdik, dileyeni yuğduk. Yunan sevindi, ‘Yolumu buldum.’ dedi. Selam cümlenize. ![]() Yol arayana benden olsa izin, meclisimiz milyonları bulurdu, her kul meclise gelirdi. ![]() Yalnız YUVAMI burada kurarım. Öyle ya, kalabalığına göre nasip verir ALLAH'ım. ![]() Bilir misiniz ki, ALLAH lazım geldiği kadar bildirir. ![]() Yol YUVA’dan, YARDIM ALLAH’tan. Yürüsem yürütsem ALLAH’tan, gidiş gelişim ALLAH’tan. ![]() Olay kul içindir, gelişim yol içindir. ![]() Niyazımız hep bir olmak, daha da ulularla sizleri konuşturmak. ![]() ALLAH’ımdan bildiririm. ![]() Daha öte diyemem, günden sözü veremem. Bilinenden ötesi söylenmek gerekseydi; ALLAH’ım bildirirdi, sözü HAZRETİ MUHAMMED’e verirdi. ![]() Tokat atmam, nasihatim var. Dövmeye değil sevmeyi bildirmeye geldim. ![]() Her sözüm ders için. Masal demeye, defter karalamaya, kul vaktini öldürmeye gelmem. ![]() ‘Yalan.’ dense sunduğuma, diyene söz etme. Etme ki şüphesini içinde saklasın, onu şüphesi rahatsız etsin, arasın kendi bulsun. ![]() SAMANYOLU’ndan nasip aldın. Yıldızlar kümesi, mümin kulun hazinesi. ![]() Günden, günü gelenden demek; izinden çıkmaktır. ![]() (GARİB’in celsedeki baş örtüsü konuşulur) Baştan değil, gönülden yazar, başı saygıdan örter. Örtü olmasa da olur, MEVLÂNA her an görür. ![]() Sabahat değil yazan, ben. ![]() ALLAH İZİN verince, “YOLU GÖSTER!” deyince, ham eller yorulunca; ben size yazdırırım. ![]() Gayemiz kulun niyetine uymak değil, meydana çıkıp yol münasip demek, cümleye hitap etmek. Yolumuz cümleye verilir. YARATAN ALLAH’ım, uygun yolu açar. yazımız bir daha dünyayı aydınlatsın! ![]() Geldiğimiz, meydana durduğumuz; kulunu yetiştirmeye çalıştığımızdır. ![]() Gelişim masala değil fala hiç değil. ![]() Sözümün değeri, gönüldeki yeridir. ALLAH’ımdan gelişi mühimdir. Benden-senden önemli, cümledir. Cümle de ALLAH’ımın kuludur. ![]() Vezni mantıkla, kafiyeyi gönülle veririm. ![]() Yüzlerimiz gülsün, suyumuz öyle içilsin. ![]() Okunacak yazımız, toplanacak kitabımız; onun için yazarım. Gayeniz; sözümü almak, yolumu bilmek değil mi? Yazdığımı okuyun, hissenize düşeni alın. Almadığınızı verin. ![]() Uygundur sorduğun, ne var ki izin kadar söylenir, bilirsin. ![]() Yazılarımız bir kul için yazılmaz. Dileyen okusun, günden güne yetişsin. Kimse kendine mal etmesin. Şahsa konuştuklarımızdan başka. Hatta şahıslara verilen nasihatler dahi, her kulun uyması icap eden YÜCE’nin EMİRLERİ’dir. ![]() Kapalı sandık merak edilir, açılır bir kenara itilir. Onun için, sözümü kapalı kutu misali veririm, kulunu düşündürürüm. ![]() Alana; verdiğim kadar değil, alabildiği kadar verdim. Veriliş, namütenahi; alış, gücün kadar. ![]() ‘YUVAM.’ dedim, ALLAH’ımın İZNİ ile geldim. Kulun dileğine değil, ALLAH’ımın İZNİ ile söylerim, sözümü ALLAH’ımdan alırım. ![]() ‘Ol.’ diye zorlayana, yolumuz gösterilmez. Bizden değil, EMİR ALLAH’ımdan, kainatın SAHİBİ’nden. ![]() Defter doldurmaya değil, gönülleri doldurmaya geliriz. ![]() Gelişim sohbet için değil mi? ![]() yazım yalnız size değil. Yazılsın, yayılsın, okunsun, gezinsin. Dönsün kuldan-kula, elden-ele. ![]() Akıma göre yazı gelir. Küçük yazı, küçük akım verir. İlim nedir? Var olan şeyin, izin nispetinde ispatı. Benim verdiğim, kulun alışının ötesi. ![]() Sözüm her kula olabilir. Yalnız sizlerle olanda, güne kadar yapılan sohbetleri tetkik ederseniz, doğrudan nasihat olduğunu görürsünüz. Bundan da aramızdaki yakınlığı ölçersiniz. Nasihat başkadır, yol göstermek başka. Nasihat, kanından veya CAN’ından olanadır. Yol göstermek, yolundan olanadır. ![]() 'Bilirim’ diyen, yanılır. Bilinmeyen çok şeyi, göçten sonra öğrendim. Vermeye çalışırım, görmeye çalışırım. ![]() Falı söylemeye değil, yol vermeye geldim. ![]() Açık dediğim gün, yazımız defterde kalır. Halbuki okunmalı, okunmalı yunmalı. ![]() Benden alınan sözdür, gönüle gözdür; faniye bilmece, bilene görmece! Gelen, varan; bilendir. ![]() Sözüm, günde huzur alman içindir, ahireti bulman için değil. ![]() hayalde değil. Olan bir vakıa var önümüzde; GARİB’in verişi, elinden alışı, dilimden deyişi. ![]() Gelişim ne masaldır ne teselli, kul ile hasbıhaldir. ![]() Sohbetin kulu aydınlattığı malumdur. Ne var ki, sohbet çeşmesi akmalı, her gelene bakmalı; ne kulu ayırmalı, ne yolu kayırmalı. Şu demektir. Suyun başında olan, suya sahip çıkmasın. Elbet ALLAH’ım suyu, cümle kulu için verir. Suya bina yapan, ona sahip olur diye bir kaide yoktur. Ne olursa olsun, cümle kul faydalansın. Münasip suyun başına geldiniz, kana-kana içtiniz. İçmesen, ‘Bir daha.’ der misin, dağı taşı aşar mısın? İçtik hep beraber. Gücümüzdür alırız, sevgimizdir buluruz. ‘Bu mudur?’ dersen, ‘Ya nedir?’ derim. ![]() Yazıyı yazanla, gönüle kazan bir midir? Sahifeyi dolduralım, gönüllere kazdıralım. ‘Desem mi, demesem mi?’ düşünelim. Yüz yıl sonra söylerim. Misal veririz, masal değil. ALLAH’tan geliriz, O’ndan veririz; gönül doldururuz, sepet değil. ![]() Kendim için değil, sizler için gelirim yalnız. ‘Okuyun, çözün.’ dedim. Yazılarımı gönüle kazın. Ne sepet doldurmaya, ne gönül eğlemeye gelmeyiz; mümin olana yol, imtihan dileyene yardımcı geliriz. ![]() Denenle söylenen, güne göre, gelene göre olursa; ne NUR’dan nasip kalır, söylenen doğru olur. Gaye nedir? Yol için kul gerekli. Dediğin, asfalt yolda lüks araba sürmeye benzer. Öyle yazı verilse, kulun sadece defterini süsler. Defter de, ne gönülü besler, ne yolu açar. Gündeki gaye, yol içindir. Dün söylenen beyitle, bu gün yazılan ağıt bir midir? Dünküne gülüp geçen, günde gürültü seçen; dün yazılana bakar mı? Bakana yazmaya ne hacet. Efsane demeye değil, yolun ışığını tutmaya gelirim. ![]() ‘RUH gelmez.’ diyene de ki; ‘RUH gelmezse, ALLAH’ım göndermez mi?’ Kim gelir, PEYGAMBERLER’e kim iletir? ALLAH’ımın gönderdiği, çok YÜCE RUHLAR vasıtasıyla. Niyazları, kitapları ne verir? ‘RUHLAR’ı bırakın.’ diyene de ki; ‘Tutmaya zaten gücümüz yetmez.’ Gelen, vazife için gelir. Sözün şurası doğru ki, gelene dünyadan boşuna sorulur. ![]() Her ULU’nun bir verişi vardır. Verdiğim de sudur. İman. Dağdaki de ULU’dur, verdiği güç yoludur; bağdaki de ULU’dur, verdiği göç yoludur. Benimki, AŞK yoludur. ULU vardır, namaz-niyaz yolu verir, kulu o yola çağırır, o yolla ALLAH’ımı bildirir. ULU vardır, yolun sadece yardım ile olduğunu öğretir, -Ben de-, sevginin zaten her ikisine götürdüğünü bildirir. Evvela sevmeyi öğretirim. ![]() Benim verdiğim dünya yolu değil, ahiret yoludur. ![]() Varlığım, ALLAH’ımdan gelişimdendir. ![]() DEDE yolda yolcu, kullarına hancı, yollarına fenerci; ışığım yettiğince. Dileyene vermek, vazifem. Her yolun yolcusu, her yolcunun elçisi olur. ![]() Ben dediğimi benden demem, gelenlere danışırım. ![]() Yumuşak olmalısınız, derslerle kendinizi bulmalısınız. Verdiğim derslerle, imtihanları takıntısız vermelisiniz. Kefiliniz olurum, yüzümü ak çıkarmalısınız. ![]() Gelişim ne sofraya ne safrayadır, sadece sohbet içindir. Gönül eğlemek, defter doldurmak için değil. ![]() Dünyaya verişimizi almaya geldiniz, yaprak oldunuz. ‘Dal olsak, yaprak versek.’ demeyin. Maksat, ağaçta olmak değil mi? Yaprağın verişi yok mu, kulun görüşü yok mu? Elbet, yanan kul gölgesine sığınır. ![]() Bizden gelen, cümleye. ![]() Dualar yerini bulur, sanma boşuna okunur. KUR’AN yolunu aldık, cümlenize o yolu verdik. Çıkılmaz, dönülmez. ![]() Hatıra olmaz, yazılan. Hatır için söz demem demektir. ![]() YUVA’da ocağımız yanar, kazanın en büyüğü kaynar. Dileyen-dilemeyen, cümle kullar nasip alır. Tadını alıp ‘Tekrar.’ diyenler; sözün uzununa değil, özüne bakın. ALLAH’ım, YOLU’nu arayana REHBER gönderir. Gönderilen REHBER; ULU da olur, kulu da olur, kolu da olur GARİB gibi. ![]() Kararı kadar veririz, her zaman bir yudum arttırırız. ![]() haber ancak GARİB’ten gelir. ![]() Sözümüz ALLAH’ımızın ADINA olsun. Kendi adımıza söz olmaz, olamaz. ![]() Elimde olsa aranıza bedenle girerdim. Daha önce dedim, ÖZ ile geldim, alan da ÖZ ile alsın. ![]() Kimliğin değil, verilenin önemi vardır. MEVLÂNA dilediği yere değil, izni olduğu yere gider, MEVLÂNA’ya sorulsa kainatı sarar. ![]() Benden alacağı, ALLAH’ımdan SELAM’dır, iki çift kelamdır. ![]() bugünkü yazı, dünkünün devamı değil, aynısı da değil. MESNEVİ olması için, AŞKI’na yanmak gerek. Varıp da denince, NURU ile yanınca; MESNEVİ olmaktan çıkar, ‘HAK SÖZÜ’ adını alır. MESNEVİ benden O’na. Söz; bugün O’ndan size sözdür. ![]() Sohbetimiz RUH çağırma değildir ![]() Seçilen sohbettir, ayin değil. ![]() günümüzde KUR’AN’dan verdim. MEVLÂNA HAZRETLERİ’nden alandansınız. ![]() Deryadan alan kaynaktır, GARİB. Ben deryadan kaynağa veriyorum, alanlara ne mutlu. ![]() Sohbetler daimdir, GARİB’in göç günü yazılana dek. ![]() Verişimiz; dileyen kula suyumuzdan sunuşumuzdur, HAK YOLU’ndan gelişimizdir. ![]() Gözde-ÖZ’de-sözde, verilen görülür. Verilenden gayrısı, ne sorulur ne yorulur. Satır-satır okursan, özünü bulursun. ![]() Almayı dileyen gelir, ‘Bana’ diyen yanılır, çünkü sözümüz cümle içindir. Kase ile çorba gelmişse, bir kula değil her kaşığını uzatanadır. Benim yazdığımı, uyuyanın yerine göçenin aldığı da görülür. Dünyada gaflete düşen, göçünde almaya çalışır. ALLAH’ımın İZNİ ile kuluna ışık tutarız. ![]() Benden alacağın cevap HAK’tandır. ![]() Çözülemeyen düğüm olmaz, bizden soruldukta. Yumuşak yol dileyen, her kula veririz. Ağacımıza yaprak olmasa da. Ne var ki ağacımıza yaprak olana, suyumuzu gönülden akıtırız. Günümüz değil, dünyaya durmadan veririz. ![]() Dünyaya göz attım, ağlayanlara baktım. ‘ALLAH’ım!’ dedim; adıma ağlarlar, beni neylerler? Adım onlarda kaldı, AŞK’ım benimle geldi. Yoğrulmak olaydı, yeniden yoğrulaydı; ‘Cümle kulların ile beraber yoğur beni.’ derdim, günahına-sevabına ortak olurdum; ‘Sende-bende değil, O’nda selameti bulalım.’ derdim, hep bir olup tövbeye dururdum. Dileğim bu oldu; ‘Dünyaya varayım, yardımcı olayım; arayan kullara, ışık tutayım.’ dedim, ALLAH’ımdan diledim. “İZNİMİZ SENİNLE.” dendi, dünyadan vazife verildi. “SEÇTİĞİN KULU BİZ ONAYLARIZ, VAZİFEYİ ONA VERİRİZ.” denildi. Vergiyi değil, vazifeyi. Vergi benden, vazife sadece bir kuldan; o da ALLAH’ımın ONAYI’ndan. ![]() Arıyı balsız bırakma, sana sorar; saksıyı susuz bırakma, kurur; yolunu ışıksız alma, yozdurur; deryayı dumanlı görme, bezdirir. ![]() MEVLÂNA’yım bilinir, sohbetim her mecliste anılır, geçen günün sözü edilir. Günde verilen, taze meyve misali ağacımızdan toplanır. ![]() Benim verdiğim NUR’dan, ALLAH’ımın NURU’ndan. ![]() Kaçana koşucu olmadık, gelene arkamızı dönmedik, dileyenden sözümüzü esirgemedik. Çünkü bende olan, benden değil O’ndandır, O’nun YÜCE VARLIĞI’ndandır. Sahip çıkmadık, ‘Bizde kalsın.’ demedik. Verilenin dağıtılışı, kaynağa benzer; aktıkça, değerini bulur. ![]() Vazifem; kulunu aydınlatmak, dilediği huzuru vermektir. ![]() Verilen, O’ndan ise sözümüzdür; sorulan, sizden ise halinizdir. ![]() Nasıl ki radyo olmadan, ses alamazsın; GARİB olmadan, söz bulamazsın. Benden alışıdır, GARİB’in verişidir. Elini tutan olunca, kuzu da yazar. Senin elinden tutan olsa, sen de bakmadan yazarsın. YÜCE’nin EMRİ’dir. Meyveyi olduran, gülü renklendiren, GARİB’in eline yazı vermekten aciz midir? Benden de değil, YÜCE’nin EMRİ ile gelirim. ![]() Gayeden uzak olmayan, yolda taşı aramayan; her kulunun nasibidir sohbetimiz. ![]() Basitten çıkınız. Sözümüz, günlük olayların toplantısını geçti. ![]() Size verilen, dünya ölçüsünün çok üstündedir. Çünkü doğrudan doğruya YÜCE’dendir. ![]() MEVLÂNA’nın sözü, tek kanaldan verilir. YÜCE’den güne, gündeki kullarına, tek kanal. Sadece güne verilir. Tekrar verilmesi, asra dayanır. (Başkaları da RUHLAR’dan almaktadırlar?) Yazan çok olur, söyleyen çok olur. Ne var ki hiçbiri kanala bağlı değildir. Niyet kuran, ‘Yazayım.’ diyen yazar. Ne var ki bilinmesi gereken, kanala bağlı olmayandır. Dediğim gibi, kanal döşenmiştir. Kanalın başında olanlar, asırdan asıra seçilmiştir. Bunun dışında olanın, niyetine kapıldığı görülür. ‘Hatalı mı?’ dersen, Hayır. Ne var ki, vergiden uzaktır. ![]() KUR’AN bizden verilecek, okuduğunuz hatalı yerler tek-tek çözülecek. ![]() Unutmayın, sohbetimde muğlak kalan hiçbir konu yoktur. Ancak sohbetten uzak kaldıkta, bir evvelki sohbeti tekrarladıkta; örtülü zannına düşülür. ![]() Size verilenden öteyi aramayın ![]() Güne kadar yazdıklarımız, havuz misali dolduruldu Havuzumuzdaki su harcansın, yeni gelecek suya yer açılsın. ‘Nasıl?’ deme, olacak bizlerden hazırlanır, bilmez misin? ![]() Verdiğim tefsir değildir, özdür. Tefsir, niyete uyanı vermek; öz, olduğu gibi söylemektir. ![]() Vermekten sakınmam, benden değil YÜCE’dendir. ![]() Müsaade edilse, olan açık söylense; kul şaşkına döner, ‘Dünyada yaşanmaz.’ der. ![]() Unutulmasın ki sohbetlerimiz, asla özel değildir. ![]() Yolumuzu vermeye geldik, gönülleri hoş gördük, mor rengi örtü yaptık, manayı kullarına gerektiği kadar açtık. ![]() Okuyun bir daha, okuyun bir daha, okuyun. Her olayınızı çözeceksiniz. ![]() sözüm cümleyedir, zümreye değil. ![]() Gelişten maksat soruldu. Maksat İLAHİ’dir. Gelişten bu yana, ‘Cümle kulları için veririm.’ dedim. Elbet gelişim; ne kendi arzum, ne de kulunun niyazına. Sadece ALLAH’ım DİLEDİ, “YOLUNU DİLEYENLERE.” DEDİ. Yanılmayın; yolunu dileyenler deyince, sadece kendinize mal etmeyin. ![]() Elden verilen, beyinden geçer evvel. Elbet beyinden. Akım merkezi beyindir çünkü. Ne var ki; ele verilen güç öyle yüksek akımlı ki, idrake varmadan ele varır. Beyin alıcı, el verici. Merkezler; vermeye mezun olmadıkları için, sadece aldıklarını muhafaza eder. ‘Birikenler ne olur?’ dersen; dedik ya daha önce, gün gelecek dilden de verilecek. ![]() YUNUS’um söze girdi, “MEVLÂNA’dan izin!” dedi, İZİN YÜCE’den geldi. ![]() Sizin aldığınız, sinyal değil mi? (Aldığımız tebliğler) Gönlünüz NUR olsun, muradınız O olsun. Mutlusunuz ki, sinyalin açığını alırsınız, çözmeye çalışandan olmazsınız. Size verilen ne mutlu gecedir ki, gökler açıldı, gönderilen seçildi. ![]() (Sizin verginizle, KUR’AN’ın verilişi hakkında benzerlik var mı?) ‘MEVLÂNA’yım!’ dedi isem, O’nun ADI’na, kulunun bedenine temsilci geldiğimdendir. KUR’AN’ı; her kul eline kalem vermekten, yazdırmaktan aciz değildir. Ne var ki, kula VERECEĞİ’ni, kul eli ile DAĞITIR, kulu kul ile EĞİTİR. Ne var ki gene kulu, kendi niyeti ile ÖĞÜTÜR. ![]() Yudum-yudum veririz dedim. Selamın gönlünden alınır, kanala ne hacet? ![]() YUVA’mız. YUNUS’tan alacağı, cümleye vereceği, gönüllerde tomurcuk güller göreceği müjdelenir. ‘Nedir?’ denmesin, soruya düşülmesin, dendiği gibi alınsın, gönüller hoşnut olsun, ALLAH’ım RAZI gelsin, yolunuz aydına varsın. ![]() Cümlenize verilen, senden-benden değil, O’ndandır. Yerini bulduralım, cümleye dağıtalım dendikte tereddüt niye? ![]() Her verilen, her kul için lütuftur. Ne var ki görecek göz ister. ![]() Sözümüz, cümleyedir. ![]() Gönülden almazsak, yolumuz vermez. ![]() VERİCİ dedik söze girdik, alıcıyı dünyada bulduk. Duman silinsin, renkler bölünsün, aynaya dilenen yüzle bakılsın. Alıcı elektrik yüklüdür. Akımın gelişine, kapısını açtı. Yanılmayın. Elektrik yükü olmayan kul yoktur. Ne var ki, dayanma gücü kadar alır, yani kabına göre. GARİB’in kabında, doğuştan özellik vardır. Neden derseniz, daha önce verildi. Her yüz yılda; VERİCİ yenilenir, ona MERKEZ İSTASYON denir, oradan cümleye dağılır. Gümüşün dayanmadığı, altın kab gereklidir. Kulu vazifesini bilsin, VERİCİ’ye uysun. YUVA’ya derim. Daha önce verdik. Elektrik akımı yüksek olduğu için, diğer RUHLAR’ın gelişi sözü edilemez. ‘ALLAH’ım!..’ deyiniz, secdeye varınız. Yüz yılın VERİCİSİ seçildiniz. ![]() Sohbetimiz, yarın gelende de söylensin, yazıya gine de verilsin. ![]() Her verilen cümleye, sözüm her alana. ![]() Vergimiz YÜCE’nin EMRİ’ndedir. O’ndan dedim. ![]() ‘Açık değil.’ denilir. Anılmadık sohbetin, bilinmedik sözünü verdik ![]() söz, bizden değil dedik. ![]() Adımız; bilindiği gibi, dünyaya olduğu yerden, yayıldığı gibi yayılacak. Taş koyan, ayağında bulacak. Sözüm benden değil, HAK’tandır. ![]() Verilen sözler, yazılan yazılar; cümlenizin yolunda olan taşlar için değil, yolunda taşı olanları görürsen, yardımından uzak kalmayasın diye. ![]() Size verilen, RAHMETİ’ndendir. Verişimiz, O’ndandır. ![]() “Söz benden, ÖZ senden, YAZI O’ndan.” dedi YUNUS’um ![]() Günün yöntemi, gelenin vergisine dolaylıdır. Asla yargıya yer vermez. Hummalı gününde gelen, huzur verendir. Savaş gününde gelen, kuvvetine dayanandır. Gelen, günün yöntemine uyandır. Çünkü BİLEN, YAZAN’dır. OMAR ![]() YAZAN, gönlüne uyanı verir. ‘Çözeyim.’ diyenin gönlüne uymazsa; hata YAZAN’da değil, çözeyim diyendedir. ![]() Sözlerimiz hiçbir zaman zümreye değil, cümleyedir. Zümre, aslında cümlenin maketidir. ![]() İzin ile geldik, sadece O’ndan verdik. Okunduysa; izinsiz yaprak düşmez, kuş kanadını çırpmaz, su kıyıya çarpmaz, kul eğitilmezdi. O’ndan geliriz, O’ndan veririz. Vergimizde, geçenden değil; olanı olduğu an, geleni izin ile veririz. Dilenen gibi veririz, cümlede O’nu görürüz. Dilenen dediğim, elbet diletilendir. ![]() Ayna olduk, yüze vurduk. Sohbetin özü odur. ![]() Sepete atılmayandan oldu sohbetimiz. Ne yerden, ne gökten. Gelişim sadece HAK’tan, OL diyenden, defterimi elime verenden. YUNUS ![]() " 'Ayağın yok gelmeye, dilin yok söylemeye.' dediler, YUNUS olduğumdan şüpheye düştüler. Yazan söyler, çizen çözer diye akıl koydular." Yazan bilmez, çizen çözmez. Öyle oldukta, gelenden şüpheye düşülmez. Sizlerin var olduğunuzu bildiğiniz kadar, bizler de varız, var olacağız. Birlikte bulduk, birliğe gidenle beraber olacağız. 'Çevreden mi, çehreden mi gelirsiniz?' dendi. Çevreyi dünyada bıraktık, çehreyi dileyene sattık. Aldığımız kadar veririz, yedi yönde dünyayı çeviririz. verilen; günden güne bağlantı ile örülür. ![]() Yazdık verdik, sahifeleri doldurduk; silip attın mı, dönüp yattın mı? Vergimiz daimdir dünya gününüzde. ![]() Aynayı ele verdik, al da kendini gör dedik. ![]() Yerimiz güzel, yolumuz güzel, sanılmasın sözümüz özel. Gönül açanla, şerden kaçanla, ‘Doğdum bileceğim, gördüm olacağım.’ diyenlerle, el ele verenlerle, cümleden cümleye selam verenlerle beraberiz. ![]() Alan gelsin, gelen bilsin, bilen sevsin diye, yıllarca söyleştik. 'Dert' diyenle dertleştik. ![]() Gelişimiz, elbet layık kullarına; verişimiz, dileyen her kula. Mutlusunuz, kutlusunuz. Alandan oldunuz, vermeğe vazifelisiniz. Vazife elbet zorludur. Ne var ki, geçen gününüz kârlıdır. Dağıtın. ![]() Madde ile verdik, manayı siz bulun. ![]() Verici elbet bir. Tek elden, tek koldan. ‘Yedek yok mu?’ denir. Radyonu açtığın an dinlediğin, gönlüne uyandır. Gönlüne uymayanı çevirirsin. YUVA’da verişimiz odur. Elbet istasyon tek değil. ‘Deneyen var mı?’ dendi. Deneyen, istasyona giren değildir. ‘Nispet nedir?’ dendi, ölçü dünyaya göre soruldu. Elbet verdiğimiz örnek te öyle. Verişimiz, seyahat ötesidir. Seyahat ötesi; gidilemeyecek uzaklık, görülemeyecek uzaklık. ![]() 'MEVLÂNA yola gelmez, sohbete katılmaz.' diyene de ki: ALLAH'ımın dediği olur. Seçilen yerde MEVLÂNA vazife alır. Seçilen, kuldan değil, HAK'tandır. Ona de ki: Yazımızı yazan GARİB’tir deseydik, ne denirdi? Sözümüzün başına 'MEVLANA'yım ben!' dedikte, yazımız inkara gelir mi? Yazan, bilenden değilse, yazdığı neredendir? ![]() Güne kadar sizlere verdik, günden sonra sizlerle vereceğiz. ![]() Öykü olsa dile gelse, dinle geç derdim. Halbuki verilen sohbettir. ![]() kayıtta olanı veririz ![]() Günün geçenine, GARİB’in göçenine kadar sözümüz YUVA'mızda. ![]() Aldığımız YÜCE'den hep beraber paylaşalım. VEREN'in verdiğine yardımcı olalım. ![]() 'SEVGİLİ'den.' dedik, sözümüz verdik. ![]() Olayda delil vardır, yazımız her kula kârdır. ![]() Yazımız, bir elden verilir. 'Yazanlar, nerden alır?' denilir. Denize yol veren, kaynağını nehre bağlayan. Daha önce verdik, 'Tek elden.' dedik. Göller, kuyular da verir, susayana hizmet eder; ne var ki, deryaya götürmez! ![]() Sattığın meyva alanındır, verdiğin bilgi bulanındır. Ne var ki, sendeki senin, aldığı onundur. Bilgi satılmaz, devredilir, yayılır. ![]() Kayıt, YUVA'mızda verilir; her sohbet düzene uyularak açılır; her sayfada ayrı değil, bütün düzen verilir. Hurma misali, her dal gövdeyi besler de, yeri ayrı mütalaa edilemez! ![]() Yerimiz bilene, gönlümüz sorana açıktır. Dilediğinizce veririz, her olayda güzeli görürüz. ![]() GARİB’in göçüne kadar geleceğiz, beraberce vereceğiz. ![]() Daha önce dedik; sözümüzden katılsın, bal şerbeti sunulsun. Bal misali yazılıdır. Değerinde, Ümmeti'ne sesleniş vardır. ![]() Vergimiz sadece bir yurt, bir ocak, bir bucak değil, cümleye kucaktır! ![]() Defter doldurmak için yazı verilmez. ![]() Öğrenmek güzeldir, ne var ki sırları zorlamadan! Çünkü verilmeyen, daha açılması gerekmeyendir. ![]() Sözümüz özel değil, kainat için geçerlidir. Yazımız da öyle değil mi? Dış manası açıktır, iç manası yoruma göredir. ![]() Aldığımız kadar veririz, sonsuza kadar görürüz. Sonsuzdan maksat; her kulun, görüş-alış-duyuş frekansıdır. ![]() olmaz denilen bizden verilmez, sohbete EMİR gelmeden girilmez Toplulukta yazı ile vereceğiz, yorumda hata görüldüğünde, anında ağızdan düzelteceğiz. Yalnız, kesinlikle sizden soru gelmesin! Sözlü gelen, tarafımızdan verilir! Çünkü her olan, tarafımızdan hem duyulur hem görülür. Madem bağlantı kuruldu, iki Alem yoğruldu; öyle ise, selam da birbirine oldu. Yerini bilen dedik! Elbet alınan RESULÜ'ndendir. Selam ve gelen her kelam. ![]() 'Dert.' diyenle derdi silen, beraberdir. Derdi silen kim?' dendi: Elbet YÜCE ALLAH'ım MEVLÂNA’yı yardımcı gönderir, yoluna taş koyanı durdurur. İSA der ki: "Kumda iz, kulda söz, elde koz varsa; düşünmek yersizdir." Gerçeği açık verenden, soyluda gönül açandanız. ![]() MEVLANA, YUNUS, cümlesi verileni gönlünce yazar, gönlünce çözer. PEYGAMBERLER kesin söz getirirler. Verilenin değişeni ondandır. ![]() "...aldığınız her tebliğin birbirini tamamladığı, yapıyı meydana getirdiği açıktır. Öyle oldukta dağınık düzen satırlar arasında kalır." dedi, MERYEM ![]() Yedi yerden yedi yönden cümle gelenlere selam olsun. Gelenden gelmeyenden ALLAH'ım RAZI olsun. Yerden sorulur, yönden bilinir. 'Yedi yönden.' denilende, yedi kattan sözü alınır. ADEM'den gelişir, RESULÜ'nde oluşur, gününüzde buluşur. ![]() Bilenin bildiği, VEREN'dendir. Sohbetimiz açıktır, yapıya göre değil, kapıya göredir PİR SULTAN ABDAL ![]() her sorunun cevabını satırlarda bulunuz. ![]() Her sorunun cevabı verilir. Ne var ki, kulun dileğince yorulur ![]() Ayağa gelen, YUVA'da yön bulan her kulu, elbet bilir yolu. Demde oluşur, RESULÜ ile buluşur. Her alış, O'nun verdiğindendir. ('O' kim? RESULÜ mü?) RESULÜ ile verdiği, cümleye gönderdiği açıktır. Aşamadığımız yerde; ALLAH'ıma sığınır, RESULÜ'nden yardım dileriz, o'nun Şefaati’ne niyaz ederiz. ![]() Gerçeğin açıklığı bizden bilinir, ALLAH'ımın verdiği İZİN ile, sizlere söylenir, GARİB’in kaleminden yazdırılır. ![]() Sözümüz birdir, asla hataya düşmeyiz. ![]() Sohbetin YUVA'da verildiği, YUVA'da derildiği bilinsin. ![]() Her sözümüz cümleyedir. ![]() Verileni bilelim, asla kaygu almayalım. ![]() Sözümüz kayıttandır, ![]() Dönük olanın verdiği sönük olana geçerlidir. ![]() Benden gelen değil, O'ndan verilen olduğu bilinsin. ![]() Gelişimiz verişimiz tarife açıktır. Daha önce verdik, kapı ardında değil, gönül işinde aransın, verdiğimiz HAK dilinden çözülsün. Konular gelişir, bilgiler oluşursa; dün verilen bugün genişler, defterde değil, kulun bilgisinde. ![]() Yazımız her gün için geçerlidir. Yazıldığı gün değil, yaşandığı gün kadar yön verir. Her satır, bir evvelki satırı tamamlar. Her sayfada bir düzen vardır. YAZAN'ın DÜZENİ. ![]() Var olan verilen bilgiden şaşmaz. Çünkü verilen bilginin VAREDEN'den geldiğinden şüpheye düşmez. ALLAH'ım cümlenizin kaygularını silsin. Her kulu kendini şüpheden arıtsın. ![]() HAK ADI'na vermeyenden almadım. SARI SALTUK |